Bonoboizm

“İnanın bana, araştırmalarda birbirlerini katlettikleri ortaya çıksa şimdiye herkes bonoboları ezberlemişti. Asıl sorun barışçıllıkları. Önce bonoboyu tanısaydık, şempanzeyi daha sonra, hatta hiç tanımasaydık ne olurdu hayal etmeye çalışıyorum bazen. İnsan evrimi hakkındaki tartışma belki bu kadar şiddet, savaş, erkek egemenliği üzerinden değil; cinsellik, empati, özen ve ortaklık üzerinden yürürdü. Ne farklı bir entelektüel bir coğrafyaya sahip olurduk kim bilir!” Frans De Waal.”

Manifesto

Önce, içine doğduğu toplumun kültürel değerlerini sorguladı, sonra inorganik ve organik canlılığı ve varoluşçuluğu. Yaşamın çok kültürlü, rengarenk olduğunu fark ettiğinde cinselliğin bir kadınla bir erkeğin arasında ve tek eşli olarak sürdürülmesinin son derece aptalca bir fikir olduğunu çözümledi. Yaşama felsefi bakış açıları getiren tüm görüşleri, inançları, teorileri inceledi onlardan çok şey öğrendi ancak hiçbiri onu tanımlamaya yetmedi. Acı çekiyordu çünkü âşık olduğu insanlar ahlaki kuralları öne sürerek ondan kaçıyorlardı. Bir maymuna olan aşkı sayesinde (kaynak gösterilmelidir) insanlığın büyük devrimlerinden birini gerçekleştiren Charles Darwin’i örnek aldı. Ortaya öyle bir fikir, o denli zengin bir teori atmalıydı ki, sevgilisine giden yolda var olan tüm engelleri biran evvel aşmalıydı. Şaka bir yana:

Bonoboizm

İnsanlığın eski geleneklerinden kurtulup yepyeni bir başlangıç yapması gerek. Var olan tüm yöntemler tıkandı. Siyaset çözüm yerine sorun üreten bir mekanizma oldu, çünkü çağımız için ilkel bir araç ve yeni anlayışlara, ihtiyaçlara cevap veremiyor. Birkaç binyıldır hızlı bir beyin evrimi geçiriyoruz. Gezegenimizin büyük kısmında insanlar içgüdüleri ile yaşasalar da yinede bilinç evriminde iyi yol kat ettik sayılır. Ancak hala çok yetersiziz. Teolojik inançlar ayrımcılıklara neden olmaktan başka bir şeye yaramıyor ve insanlığın gelişimi önünde büyük bir engel. Mevcut ekonomik düzen başlı başına sorun zaten. Kar bazlı bu sistem, bizleri insanlıktan çıkardı. Vahşileştirdi. Var olabilmek için sürekli birilerini ezmeye, sömürmeye ihtiyacımız var. Sürülükten çıkan insan, birlikte yaşamanın yollarının birbirini sömürmekten değil paylaşımdan geçtiğini yeni yeni algılamaya başladı. Yönetilmek zorunda olmayı hissetmenin acı faturasını, milyarlarca insan açlık sınırının altında bir yaşamla ödüyor. Tablo gerçekten çok karanlık. Oysa, “orta çağı geçtik” diye avutuyorlar bizleri bir avuç dolusu kapitalist. Feodalizmi deviren burjuva sınıfı, ileri demokrasi ve ileri teknoloji vaatleri ile insanlığa yönelmiş, modernizmi kurmuştu. Gelinen nokta ise tam bir felaket, bu imkanlardan sadece burjuvanın kendisi yararlanıyor, tarihin öznesi işçi sınıfı avucunu yalıyor. Bir şey çok açık; böyle gitmez..

Böyle başlamadı her şey zaten. Bilinç evrimiyle birlikte deneme yanılma yöntemi bizi on binlerce yıllık komünal yaşamlardan buraya sürükledi. Birkaç bin yıllık bu mevcut lanet sistem, insanlık tarihinin barışçıl uzun dönemleri yanında devede kulak. Bir kadermişcesine bilinçaltımıza yerleştirildiğine bakmayın siz. Biyolojik açıdan çok uzun süreleri kavrayacak bir beyne sahip değiliz henüz hepsi o. Açıkça, zekâ açısından gelişmeye devam ediyoruz ve artık içgüdülerimizden sıyrılmanın zamanı geldi.

Yeryüzünde biz insanlara örnek teşkil edecek barışçıl yaşamlar süren birçok canlı türü var ve bonobolar bunlardan biri sadece. Bonoboizm: Bonoboların sevgi, paylaşım, barış ve eşitlik üzerine kurulu tabiatları ve biz insanlara olan fizyolojik ve biyolojik benzerliklerinden dolayı, “Sevgi, özgürlük, eşitlik ve barış” üzerine kurulan bonoboizm felsefesini insanlığa bulaştırmaya çalışıp, bir sevgi devrimi yapmak adına dünyada ilk kez Zafer Kılıç tarafından 2010 Temmuzunda ortaya atılmış ve geliştirilmesi beklenen felsefi-sosyal bir harekettir.

Bonoboizm felsefesini benimsemiş insanlara bonoboist denir. Bonoboistler gönüllülük esasına göre komünal çalışır. Kimseden zoraki faaliyetler yapılması istenilemez. Her bonoboist öncellikle kendisi sonra insanlık, canlılar ve doğa için bonoboizme katkı sağlamaya ve onu geliştirmeye çalışır. Evet, öncelikle kendisi için çünkü o bir bireydir. Her insan bir bireydir. Yaşama katılarak ve paylaşarak egolarını yener. Bireyden toplum üyeliğine geçer.

Bonoboistler tıpkı bonobolar gibi biseksüel canlılardır ve yaşama çıplak bir zihin ve gözle bakarlar.

“Heteroseksüellik ve homoseksüellik kader değildir, düzeltilebilinir. Her insan potansiyel bir biseksüeldir! Herkesin içinde bastırılmış bir bonoboistlik yatar. İçinde ki bonoboyu sal gitsin..”

Heteroseksüellik ve homoseksüellik dışında bir seçeneğe sizi zorlamıyoruz ancak gerçekleri görmeye, algılamaya davet ediyoruz. Bkz: Herkesin potansiyel biseksüel olduğunu neden söylüyoruz Cinsiyetle birlikte cinsel yönelimlerin tamamı genetik olarak eşeyli üreyen tüm organik canlılara aktarılır. Cinsiyetin çevresel bir faktör olduğunu düşünüyoruz. Evrimsel süreçte doğaya uyum sağlamak adına kimi canlılar cinsiyetlere bölündüler. Sonra bu, hâkim üreme şekli oldu. Ancak günümüzde hala eşeysiz üreyen sayısız canlı varlıklarını korumakta. Bunlar: bölünerek, rejenerasyonla, tomurcuklanarak, çelikle ve sporlar çoğalıyorlar. Cinsellik ise biyolojik bir olgu. Kalıtımsal olarak sonraki nesile aktarılan cinsel yönelim varyasyonları popülasyon için de son derece önemlidir. Canlılık nüfusunun dengede durmasını sağlamaktadır. Bkz: Eşcinselliğe Yönelik Bilimsel Hipotezler Bilimsel terimlere çok fazla bulaşmadan şunu söylemek istiyoruz; birbirimizi kategorize etmekten, altyapıdan doğup tepeden dayatılmış kalıplardan, yozlaşmış ahlak kurallarından, bindirilmiş suni rollerden sıyrıldığımızda kâinattaki biyolojik ve kozmolojik tüm canlılığı sevebilecek ve onlarla her şeyi paylaşabilecek kocaman bir yüreğimiz olduğunu fark ederiz. İşte bu noktada benzer tüm hareketlerden ayrılıyoruz ve yineliyoruz; her insan potansiyel bir biseksüeldir!

Bonoboistler; Coğrafi ve siyasi sınırlara, parasal ve politik sisteme, kar bazlı ekonomi modeline, betonlaşmaya, fosil enerji kullanımına, aristokrasiye, feodalizme, burjuvaziye, oligarşiye, devlet, sermaye ve teolojik erk’e, patriyarkaya, şiddete, sömürüye, zorbalığa, sınıflara, savaşlara, militarizme, bireysel ve toplumsal silahlanmaya, her türden ayrımcılığa, tekdüzeliğe, tektipçiliğe, cinselliğin heteroseksüel ve homoseksüel normlara indirgenmesine karşıdırlar. Hiçbir konuda ayrım yapmazlar. Yönetilmeyi redettikleri için apolitik olabilirler ancak depolitik asla. Komünal bir yaşamı desteklerler ancak evrimin ilerleme olduğunu kabul ederek doğaya uygun bir teknoloji geliştirmekten yanadırlar. Otomasyon ağırlıklı, aynı zamanda katılımcı, doğru bir merkezi sistemin işleyişi ile doğal enerji kaynaklarının kullanımı sayesinde, kendine yettiği ölçüde herkese kaynak sağlayan bir ekonomi modelini talep ederler. Ancak, böylesi bir topluma kitlelerin radikal bir kültürel değişim geçirmeden varılamayacağını bilir, sınıfsız toplumun önünü açacak işçi devrimine olanca gücüyle destek verip aktif katılım sağlar, sosyalist demokratik işçi devletinin demokratik burjuva devlet modelinden ileri bir aşama olduğunu kabul ederler. Sistematik olarak dayatılmadığı sürece, tüm inançlara mensup insanların kişisel olarak inançlarını yaşamasını ve fikirlerini bilimsel disiplinlerle dillendirmesini savunurlar. Tekelci, merkeziyetçi bir bilimden değil, enternasyonal, katılımcı, özgürlükçü, toplumcu, değişimci, deneysel, devrimci diyalektik bilimden yanadırlar.

Şüphesiz bizimle ortak misyonları taşıyan çok değerli teoriler, ideolojiler, siyasi ve felsefi akımlar var. Ancak her biri özelde farklı bir olgu üzerine çözüm ve yaşam pratiği geliştirmiş. Kimisi ekonomik, kimisi etnisitel, kimisi şiddet merkezli, kimisi inanç eksenli özgürlük, eşitlik hareketleri. Bunlara belli ölçülerde saygı duymak ve yine belli ölçülerde desteklemekle birlikte, ortaya koymuş oldukları teorinin ve bunun pratik mücadelesinin sorunun çözümünde yeterli olamayacağını düşünüyoruz. Örneğin şiddeti sınıf mücadelesi dışında hiçbir koşulda kullanmak gerekmediğine inanıyoruz ve bu açıdan pasifistiz. Emek mücadelesi bir yana, birtakım ideolojilerin “Barışmak için savaşmak gerek” savlarının karşısında olduğumuz gibi, “Şiddet olmadan sevgi olmaz!” diyenlere gülüp geçiyor, kirli çıkarları için uydurdukları bu safsatalara biat etmiyoruz. Bununla birlikte ideolojik açıdan etnik, dini, cinsel yönlerden ezilen halkların, toplumların yanında olduğumuzu ve mücadelelerini destekleyip emek mücadelesine kanalize etmeye çalıştığımızı da söylemek gerekir. Tüm bunların dışında siyasi sisteme gerek duymadığımız, yönetilmeye ihtiyacımızın olmadığı kaynak bazlı bir ekonomi sistemini hedef alıyoruz ve bu noktada “Zeitgeist” hareketini ve Fresco’nun “Venüs Projesi”ni teknokrasiye varmayacak, bütün bir insanlığın katılımında ve denetiminde olacak şekilde destekliyoruz. Yinede bu hareketin mevcut söylemleri içerisinde, bilimsel açıdan cinselliğe vurgu yapılmaması, evrimsel biyoloji, cinsiyet evrimi ve bastırılmış itkilerin sonuçları üzerinden sorunların çözümüne dair bir yol geliştirilmemesi bir sorun olarak durmaktadır. Zeitgeist’i desteklemek için biseksüel olduğunuzu keşfetmenize gerek yoktur ancak bonoboizmde bu doğal bir zorunluluktur. Bizi Zeitgeist aktivistlerinden ayıran başlıca olgu budur.

Cinsellik canlılar arasında çok güçlü bir bağ. Kolay, kolay kimsenin hayır diyemeyeceği cinselliği: sınırsızca, tabusuz ve coşkuyla insanlığın hayatına sokabilirsek mutlu bir insanlık yaratabiliriz. Mutlu insanlar çok daha az agresiflerdir. Daha az kavga ederler ve daha çok paylaşımcı olurlar. İnsanların en doğal dürtüleri baskı altındayken, bastırılmışken sakin olmalarını bekleyemeyiz onlardan. Belli ki sorunlarımızı konuşarak çözmeyi beceremiyoruz. İletişimde dil çok önemli bir araç ancak yetersiz. İnsanların birbirlerine dokunmalarına, tensel temaslarına ihtiyacımız var. Beden dilini geliştirmemiz gerekiyor. Sevginin yegâne iletişim aracı olduğunu bununda beden ve konuşma dili ile uygulanabileceğini söylüyoruz. Böylelikle diğer temel ihtiyacımız olan yiyecek sorunumuzu da hal edebiliriz. Beslenme, cinsel ve duygusal tatmin, barınma ve dolaşma sıkıntısı olmayan, bu özgürlükleri sonsuz ve sınırsız var olan insan elbette Nichtze’nin “Üst İnsan” tanımına yakın insandır. Böylelikle o, düşün gücünün önündeki engelleri aşmış ve varoluşu rahatlıkla çözebilecek aşamaya gelmiştir. Kısaca, barış ve sevgi toplumu olabilmek için bol, bol sevişmek, göz ve ten teması kurmak, tüm duyu organlarımızı faaliyete geçirmek ve zihni faal tutmak gerekir. Cinselliği yaşam biçimi haline getirememiş hiçbir toplum hiçbir sorununu çözemez. Cinselliği belli kalıplardan, genelgeçer değerlerden kurtarıp üreme içgüdüsüne ve belli bir eşe, kişiye, cinse, mekâna, zamana sıkıştırmadan yaşamak gerekir. Bonobolar gibi, bir “yaşam biçimi” olarak algılayıp, “üremek için araç” statüsünden kurtarabilirsek cinselliği, sorunlarımızı çözmede büyük yolu kat etmiş oluruz.

Bonoboizmi beğendiysen aramıza katılıp aktivist olabilir, insanlığın baş belası ilkel içgüdüleri olan korku ve egonun durmak bilmeksizin yarattığı şiddet, ayrımcılık, bencillik, sömürgecilik, kölelik, kulluk gibi olgulardan kurtulmasına katkıda bulunabilir, insanlığı hayvan ve insan arasındaki bu uzun bocalamadan kurtarabilir, sevgi, barış, özgürlük, eşitlik, tabusuzluk, hoş görü, paylaşım gibi üst insan/gerçek insan sıfatına geçişine köprü olabilirsin.

Yaşadığımız bölgeyi, ailemizi, arkadaşlarımızı, sevgilimizi, maddi ve manevi her şeyi sahiplenmekten vazgeçip sevgimizi ve varlıklarımızı herkese ve her şeye eşit oranda verebiliriz. Biliyoruz: bu, içgüdüleri ile hareket eden biz insanlar için çok zor ama imkânsız değil..


Ertuğrul Özkök’ün yazısı

Jacqueline Kennedy bir zamanlar şunu söylemişti: “İki tür kadın vardır. Biri iktidarı dünyada arayanlar, ötekiyse yatakta arayanlar…” Çağdaş dünya artık kadını bu tercihten kurtarmalı. Bu yolda bonobolardan öğreneceğimiz çok şey var .

“Ben bir bonoboyum” dediğim zaman, ciddiye almadınız, bunu bir fantezi zannettiniz değil mi? Size kötü bir haberim var.
‘Bonobo ideolojisi’ hızla yayılıyor.
Önümde bir kitap duruyor.
Adı ‘Sex, Money, Happiness and Death’.
Yani ‘Seks, Para, Mutluluk ve Ölüm’.
Yazarı Manfred Kets de Vries…
Öyle sıradan biri değil. Liderlik ve yönetim bilimi konularında çok tanınmış bir profesör.
Financial Times, Economist ve New York Times gibi gazete ve dergiler, onu çağımızın liderlik alanındaki en büyük düşünürlerinden biri kabul ediyor.
İşte onun yazdığı kitabın 63’üncü sayfasında hangi başlığı görüyorum: ‘Bonobo dersleri…’
Yanlış okumadınız, Bonobo maymunlarından alınacak dersler inceleniyor. Şimdi size bu yararlı kitabın harika bölümünü özetleyeceğim. Önce Bonobo maymunlarını tanıyalım.

BİR BONOBONUN MANTRASI SAVAŞMA SEVİŞ ANLAYIŞIDIR

  • Boşanan insan sayısı giderek artıyor. Sürekli monogaminin yerini seri monogami alıyor.
  • Sanayi ötesi toplumda kadın giderek erkekle daha eşit mevkiler talep ediyor. Peki bütün bunlar, kadın ve erkek arasındaki arzu ve cazibeyi nasıl etkileyecek? Gelecekte kadın-erkek ilişkileri nasıl bir görünüm alacak?
    Yazar, Orta Afrika’da bulunan bonobo şempanzelerini incelemenin bu soruların cevaplarını bulmamıza yardım edebileceğini söylüyor.
  • Eskiden pigma şempanze denilen bonoboların DNA’larının %98i insanlarınkiyle aynı.
  • İnsanların aksine bonobo toplumu kadın merkezli ve eşitlikçi. Bu toplumda cinsel ilişki, saldırganlıktan çok, düzenleyici bie enstrüman olarak kullanılır.
  • Bonobo, dünyanın en barışçı primatı. Mantrası ‘savaşma, seviş’ anlayışı üzerine kuruludur.

BİR BONOBO İÇİN HOMOSEKSÜEL İLİŞKİ HETERO KADAR NORMAL

  • Bonobolar medeni bir toplumdur. Heteroseksüel ilişkiler kadar homoseksüel ilişkiler de normal kabul edilir.
  • Bonobo için sevişmek el sıkışmak kadar normal bir şeydir. Bonoboların sevişmelerinin %75’i üreme amaçle değildir. Yani sırf zevk almak için sevişir.
  • Bir dişi Bonobo, istediği yiyeceği alabilmek, karşısındakine saygı göstermek, ona boyun eğmek için sevişebilir.
    Yazar, bonoboların bu özelliklerinden hareketle şu soruyu soruyor:
    “Acaba seks, seksist olmayan, yani cinsel ayrımcılık yapmayan bir toplumun yaratılmasını sağlayabilir mi?”
    Kadınların kendi bedenleri üzerindeki haklarına kavuştuğu günlerde, bu sorunun cevabı önem kazanıyor.
    Bunu anlamak için kadınların günümüzdeki yerine bakmamız gerekecek.

İŞYERİ KADINI KADIN DA İŞYERİNİ DEĞİŞTİRİYOR

  • Doğum kontrol bilincinin ve imkanlarının gelişmesi kadını cinsel açıdan daha bağımsız hale getirdi.
  • Kadının bağımsızlığını kazanması, evliliğin toplum içindeki yerini de etkilemeye başladı. Evlilik hala çok önemli olmaya devam etmekle birlikte, insanlar mutsuz ilişkileri sürdürmeme konusunda daha rahat hale geldi. Hayat boyu sürecek evlilik fikri geriledi.
  • İş bir kadın için sadece ekonomik özgürlük getirmedi. İşyeri, ilişkilerin başladığı ortam haline dönüştü.
  • Ancak kadın ve erkek arasında birçok farklılık devam ediyor. Yazara göre bugüne kadar ortaya çıkan farklar şunlar:

KADIN DAHA AZ NARSİST VE SEKSE DAHA AZ DÜŞKÜN

  • Kadınlar erkeklere göre seksle daha az meşgul ve seksi bir ödül olarak görmüyorlar.
  • Kadınlar daha az iktidar yönlendirmeli, daha az narsist; iş ve iş dışındaki hayat konusunda daha dengeli bir zihin yapısına sahipler.
  • Bu da önümüzdeki dönemde daha insani ve daha iyi organize olmuş işyerleri ortaya çıkaracak.
  • İşte bu noktada kadın-erkek ilişkilerinin yeni bir şekil alması gerekiyor.
  • Gireceğimiz bu Bonobo toplumunda, ilişkilerin sürmesi için partnerlerin daha bağımsız kimliklere sahip olması gerekecek. Her biri ‘ötekini’ özgür ve özerk bir birey olarak kabul etmeli.
  • Bireyler kendilerine güven duymaz, kendilerini ötekilerden ayırt edebilme kabiliyetine sahip olmazsa, romantik aşk pembe bir rüyadan ibaret kalacak. Öyle bir aşkın etkisi, uyuşturucunun geçici etkisinden farklı olmayacak.

YATAKTAKİ İMPARATORİÇE TACINI KAYBEDECEK Mİ

  • Romantik aşk, kişiliğimizin ortadan kalkması anlamına gelmemeli. Birarada olmanın mutluluğunu aramalıyız ama aynı zamanda birbirimizin bireyselliğine ve özerkliğine saygı göstermeliyiz.
    Bu çağın en büyük ama en gerekli paradoksu şudur: ”Belli bir mesafede durup, çok yakın kalabilmek.”
    Jacqueline Kennedy bir zamanlar şunu söylemişti:
    “İki tür kadın vardır.Biri iktidarı dünyada arayanlar, ötekiyse yatakta arayanlar.”
    Çağdaş dünya artık kadını bu tercihten kurtarmalıdır. Bu da ancak eşitlikçi bir dünyada mümkün olabilir.

SONUÇ: MAYMUNDAN GELİP BONOBOYA MI GİDİYORUZ

Netice…
İnsanlar elbette bonobo maymunu değil.
Ama daha iyi bir dünya için bonobolardan öğreneceğim çok şey var.
İnsanın maymundan geldiği, herkes tarafından kabul edilen bir tez değil.
Ama görünen o ki, bir gün bulunduğumuz yerden bonobolara doğru gideceğimiz tezi ortaya atılırsa, ona daha fazla inanan çıkabilir.
Bana gelice; ben çağdaş bir erkeğim ve ‘Erken bir bonobo’ olmakla iftihar ediyorum.

Bonoboizm hakkında tartışalım dostlar.

http://bonoboizm.blogspot.com