Gülümseyin.

Sadece Keyifle Gülümsüyorum…
Buna benzer bir teklif almıştım ama söylenilerek =))
Yarım yamalak da olsa hepsi içten, duyarlı ve tertemiz.

18 yorum “Gülümseyin.”

  1. Harika!

    Isil Hanim bu mektup size mi yazildi?

  2. Ayran içmeye ne dersin :)))

  3. imza fakeullah :))

    Yani??? Hic bir sey anlamadim

  4. Karikatürün orjinali

    Sanırım Baal, fake demek istemiş. Bu arada sevgili Kardan Adam sizin de üye olma vaktiniz geldi artık. 🙂

  5. Evet Sevgili Kardan adam,

    Ikinci kez davet ediyorum sizi hatta israr ediyorum :))

  6. Güzel bir nick bu. Yaratıcılığınıza tebrik ederim. =)) Bu mektup değil öncelikle onu belirteyim.
    Bir öğretmen arkadaşım alanında paylaşmış. Çok hoşuma gitti.
    Buna benzer bir teklif almıştım, velisi tarafından bana bilgi verildi.
    “Anne öğretmenime söyle ben büyüyünceye kadar o büyümesin” =))
    Bunu görünce gülümseyerek anımsadım =)
    Paylaşarak sizin de gülümsemenizi sağlamak istedim.
    Yorumunuz için teşekkür ederim.

  7. Ayran içip ayrı düşmeyelim sonra =)))
    Biz buna “Türk Kahvesi İçiyorum, Kahveme Sahip Çıkıyorum.” sloganıyla birlikte buna bir de 40 yılın hatırını da eklesek, olur mu? 😉
    Yorumun için teşekkürler…

  8. Orijinal de görmek oldukça hoş. Bilgilendirme için Teşekkürler…

  9. Davete icabet etme gerekir. Sevgiler.

  10. Sevgili Isil / Milat

    Uye olmam neyi degistirir bilemem. Ama diyelim ki moderatorlerinizden biri oykos gillerden bir muhterem. Kafasina gore kufur ederek yazip, cani isterse ozelime bile tehdit gonderirse nereye kacarim? Bunun olmayacagini kim garanti eder?

    Hem boyle anonim olmanin verdigi ozgurluk te var. Uye olursam bu kadar rahat yazamayabilirim. Bazi seyleri gizlemem veya sansurden gecirmem gerekebilir. Ayrica kaynaklarimin hemen hemen tumunu kaybettim (Kenan Evren seni cok seviyorum). Biri kalkip ta “Hani lan kaynak?” derse ben ona ne derim? “Abicim, kaynak taze bitti, lehim yapsak olmaz mi?” diyebilir miyim?

    Ilerde, biraz daha tanisikligimizi ilerlettikten sonra aranizdan bir iki arkadasa ozel postami verebilirim.

    Saglicakla kalin.

  11. Kendimce sizi haklı buluyorum. Bazen yorumlar bile incitici oluyor, buna engel olmamız oldukça zor. Çoğu zaman niye gerçek ismimi burada nick olarak kullandığıma kızıyorum. Ama sanal da olsa bir şeyin arkasını saklanmak bana göre değil. Nicklerin çoğunda, bayanla mı ve ya bir erkekle yazdığınızı bilemiyorsunuz. Ama ben şahsen insanları ona göre ayırmıyorum. Baktığım tek şey karşılıklı saygı ve hoşgörü. Sanal da olsa insan bunları kaybetmemeli. Bizim yetiştiğimiz dönemde baskı ve koşullamalarla büyüdük. Ama ben özgürlük sandıkları değerlerin anlamsızlığın farkına varmadan yaşayanlara hiç özenmedim… Öğrendiklerinin, yüzeysel çekiciliğinin ötesindeki içeriksizliğe… Kendi iç derinliklerinin ve düşlerinin sığlığına… Merak ediyorum insanlar neden bu kadar değişti? Ya da biz neden bu değişime uyum sağlayamadık? Sorun ne ve de kimde? Bununla ilgili birçok şey yazabilirdim aslında ama yazmak bile yeterli olmayabilir. Farklı anlamlar yüklenebilir. Kendimce eleştiri okların canımı acıtmaması uğruna susabilirim. =) Bu değildir ki, eleştiri kabul etmeyen bir yapım var. Tersine insan yaptığı yanlışı düzeltebilir. Yenilenme sürecine her zaman açığım. Benim demek istediğim saygı çerçevesinde insanları hırpalamadan yönlendirebilmek bu kadar mı zor. Yine kendimi kaptırdım gidiyorken farkına vardım. Sizin için neyin doğru neyin yanlış olduğunu anca siz karar verirsiniz. Ben buna saygı duyarım anca. Sevgi ve saygılarımla…

  12. Söylediklerinizi örnekleyebilir misiniz?

    Mesela.. Öğrendiklerinin yüzeyel çekiciliğinin ötesinde içeriksizliğine? Veya iç derinliklerin ve düşlerin sığlığına? Özgürlük sanılan değerlerin anlamsızlığının farkına varılmamasına?

    Nedir bu “içeriksizlik”, “sığlık” ve “anlamsızlıklar”?

  13. ilişkilerin gittikçe yüzeyselleşmesi , sevgi -saygı kavramlarının renklerinin uçuklaşması , yeni neslin kazandığı özgürlüğe bağlanmamalı bence. baskı ve koşullanmalarla büyümek , ileriki zamanlarda baskılanan şeylerin yanardağdan fışkıran lavlar misali hiç beklenmedik bir anda yüzeye çıkmalarını sağlamaktan başka bir yarar sağlamaz. -eğer bu , yarar ise tabii-.

  14. Ortaokulda İngilizce hocama daha uzun bir mektup yazmak istemiştim. O döneme dek bir kaç uzun aşk mektubu yazmışlığım vardı. Hem de çizgili değil, kareli kağıda, ufacık yazılarla. Keşke bir kaç kopyasını alıp saklasaymışım. Ne güzeldi yahu o dönemler. Mektubu verirken nar gibi kızarırdık. İçeriğine dair sorulara kaçamak yanıtlar verip bir an önce oradan sıvışmak isterdik. Sonra da utanç içinde heyecanlı bir bekleyiş sürecine girerdik.

    Bir tanesinin içeriğini hatırlıyorum. Çünkü o dönemde garsonluk yaptığım çay bahçesindeki herkes kızdan önce okumuştu. Hesabı devredicem derken paralarla beraber mektubu da vermişim. Alan abimiz de okuyup bütün garsonlara okutmuş. Ben kız olsam, böyle bir mektuptan sonra kollarına atılırdım gibisinden sulu esprilere muhatap kalmıştım. Neyse, mektup muhatabı tarafından da beğenildi ve bir randevu koparıldı. Fakat o gün geldiğinde işler ters gitti ve kavga ettik. Garip bir gündü. Velhasılkelam, aşk mektubu deneyimlerimden ben de bu mektup gibi olumlu sonuç çıkaramamıştım. İyi ki öğretmenime vermemişim. Böyle bir geidönüşe dayanamayabilirdim. 🙂

    “ışıl_drama tarafından Salı, 07/02/2012 – 15:00 tarihinde gönderildi.
    Kendimce sizi haklı buluyorum. Bazen yorumlar bile incitici oluyor, buna engel olmamız oldukça zor. Çoğu zaman niye gerçek ismimi burada nick olarak kullandığıma kızıyorum. Ama sanal da olsa bir şeyin arkasını saklanmak bana göre değil.”

    İşte özlenen kullanıcı. Bence kızmayın. Nick olarak kullanmasanız da ortaya koyduğunuz görüşlerinizin arkasında durabiliyor olmanız yeterli olurdu. Siz bir adım daha ileriye gitmişsiniz. Bu görüşlerinizin devamını dilerim. Benzer görüşleri taşıyıp uygulamaya geçen Hüseyin AKTAŞ’ı da yad etmeden geçmek istemem. İstanbul’da karşılaştığımızda dangalalık edip polis gibi Hüseyin’e kimlik sormuştum. O da sağ olsun olgunlukla karşılayıp kimliğini göstermişti. Fikirlerinden dünya görüşünden ziyade sadece bu yönüyle yeri ayrıdır benim gözümde. Bu tür kullanıcıların artması dileğiyle… (Daha uzun uzadıya inceleyemedim forumda olan biteni. Başka varsa onları da şimdiden tebrik edeyim. 🙂 )

  15. Sayın Makto,
    Öncelikle yaşadığınız güzel ANlarınızı burada paylaştığınız için ayrıca AN demişken diğer “AN” başlıklı yazıma yazdığınız yorumlarınız için de buradan teşekkür etmek isterim. Sizin yazdığınız yorumları keyifle okuduğumu belirtirim. Hem arada gülümseyerek hem de cümlelerinizin içine girerek… =)

    Aşk mektubu almak ve ya vermek küçükken yapılmışsa eğer, şimdiki büyüklerin yazdıkları etkileyici küçük yalanları eklemelerinden daha saf ve temiz duygular içermektedir. Hatta daha gerçekçi ve içten olduğunu da düşünüyorum. İnsan neden o zaman çekinir ve ya verilecek olan tepkinin olumsuz olduğunu düşünür bilmem. Hem aldım, hem de verdim. Üstelik gururla da bunu ifade edebilirim. Ortaokulda matematik öğretmenim Üzeyir Beye ilgi duymuştum. Evli ve 2 çocuklu adama… Onun yüzünden matematik benim için AŞKa dönüşmüştü. Tüm matematik sevmeyenlere inat. Ve bunu sınav kağıdıma yazarken de okuyabilmesinden daha küçük yazdığım küçük cümleyle belirtmiştim. “Size aşık oldum öğretmenim” Sonra gözlerinin içine bakamadığımı hatırlıyorum. Oysa O, görmezden de gelmeyerek ama bunu yüzüme de vurmayarak o ince ve nazik çizgide; bu duyguyu içimde doyasıya yaşamamı sağlamıştı… Taaa ki okul bitene ve başka yaşıtlarıma ilgi duyana kadar. Ama yine de o duygularımı koruduğu için, çocuksu masum sevgimi yücelttiği için Ona teşekkür ediyorum. Hiç sözle ifade edilmedi ama bir keresinde bana tebeşiri verirken elime dokunduğu an öleceğimi sandım, nefessiz kaldığımı, o gün gibi anımsarım. Çocuksu heyecanlarımız ne güzeldi. Artık o duygular şimdilerde hem yok hem de masum değil. Derin hiç değil… Ne çok güzel değerlerimizi kaybediyoruz. Büyüdükçe kayıplarıda kazandırdıklarının yanında yaşıyormuşuz. Aslında insanca eksiliyoruz farkında değiliz.

    SAFlığımızı
    AŞKlarımızı
    SEVGİlerimizi
    SAYGIlarımızı
    ……………..

    Güven veremiyoruz, güven duymuyoruz. Sözlere itibar edilmiyor ve ya biz onlara şüpheyle bakıyoruz. Ne zaman bu duruma geldik, ne zaman bunlar alışılmış bir durum oldu bilmiyorum. Umutsuz değilim ama bazı özelliklerimizin yozlaşmasından rahatsızım. Değişim elbette olacaktır, olduğumuz yerde kalmak korkutucu ya da ilerleyememiş olmamız üzücü. Bunlara rağmen bize özgü değerleri korumamız gerektiğini düşünüyorum naçizane…

    İsmimi, mesleğimi, düşlerimi, düşüncelerimi saklamayı hiç düşünmemiştim. Saklama gereği de olduğunu sanmıyorum. Varsam ve burada isem, beni ben yapan özelliklerimle, kimliğimle, düşüncelerimle buradayım. Sözcüklerimin arkasına sığınmadan yoluma devam edebilirim, sa nı yo rum. =) Yolumu kesen, beni zeki sorularıyla ve düşünmediğim taraftan bakmamı sağlayan ve de beni köşeye sıkıştıran, bir gamaro daha gelmezse eğer… =)))) (sadece espri)

    Sevgili Gamaro;
    Sen yine de ol yahu… Kızmıyorum artık sana… Sadece gülümseyerek susacağım. Nedensizce sen yazınca kelimelerime sus geliyor. Tek neden bu? Sensiz asla olmaz.

    Sevgi ve saygılar yorum yapan herkese…

  16. Siz de bir süredir yoktunuz sanırım, hoşgeldiniz.

  17. Teşekkürler, evini özleyen çocuk edasıyla nefes alıyorum Sonsuz Us’ta.
    Burada olmak, sizinle olmak ayrı bir keyif benim için. Siz de Hoş Geldiniz.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.