Harici terklerde zordur yaşama sarılmak.
Kafa kalkmaz, göz uyanmaz,
Ayak gitmez, ses duyacak kulaklara ulaşmaz.
Sabredip bir kıyıya kıvrılıp ağırdan almazsan,
Yok olur gidersin…
Şekli manzarası budur ruhiyenin de;
Etrafa hissettirmemek var tabi birde…
Poz poz resim verirsin hayatın kadrajına
Gülen, gülümseyen, dalıp giden…
Böyle devam eder,
Ravelin Bolerosuna benzeyen monoton günler.
Bir gün İstanbul sabahı olursun,
Sabahın eşsiz dinginliği gelir yanına oturur,
Bir gün Galata Mevlevi hanesi,
Derinden bir ney sesi…
Bir gün Beşiktaş İskelesinde,
Kalabalığın içinde eriyen tip tipoloji…
Ne uzaktan, ne yakından bir ses bir kelam,
Harici terklerde zordur yaşam vesselam…
Delişey,
“Poz poz resim verirsin hayatın kadrajına”
Çok hoş bu dize…
Bir de gerçekten bilerek resim verenler var ve her resimlerinde mutluluk oyunu oynuyorlar, zoraki bir gülümseme yüzlerinde… İntihar eden bir arkadaşım öyleleri için; “gülmüyor, diş gösteriyor” derdi…
Delişey kadrajı nerden biliyorsun sen?…
fotoğrafçılık kursundan biliyorum:))
benim gitmediğim kurs denemediğim zaman geçirme aracı kaldımı ki:((
ve arkadaşın doğru söylemiş. bu işi üç kez denemiş biri olarak aynı şeyi söylüyorum:)))
” etrafa hissettirmemek var tabii bir de”
“zaman geçirme aracı”
Zamana zamanı geçirmek için bakarsan, zamanın elinde ne varsa kafana geçirir…
Onu geçirmeye çalışma, tutmaya çalış…
Bir insanı, istemediği şeyleri yapmaya mecbur olma ve/veya özgür olamama hali kadar tüketen birşey olamaz. Evet evet olamaz..
“”zaman geçirme aracı”
Zamana zamanı geçirmek için bakarsan, zamanın elinde ne varsa kafana geçirir…
Onu geçirmeye çalışma, tutmaya çalış…”
sen kooocaaamaaan bir tanelerden birisin:))))
ben istemiyo’ muyum zamanı tutmayı? o kadar zayıfımki tek başıma zapdedemiyorum:) hani biri olsa kıyıcığımda beraberce tutsak… ölee okyanusun içinde bir parça ağaç kabuğunu tutmuşum, yakalamışım sadece ne yön biliyorum ne yer:))) dolanıp duruyorum işte bi o yana bi bu yana…
ve parçuket,
ne doğduğun yeri seçebiliyorsun ne içinde bulunduğun durumdan kaçabiliyorsun bazen… haklısın, tükeniyorum:)
bölee küçük emrah kılıklı olmayı sevmiyorum ama mamafih görünen köy budur:))
“istemiyo’ muyum ”
ben bilinçli yazmıştım ama böyle daha iyi olmuş teşekkür ederim:)
rastladığım en sıradışı sitelerden birisi olarak, burada, daha fazla, misafir gibi dolaşmak istemiyorum. davetiye mail’i atarsanız çok mutlu olurum.
Kadınlar için akli melekeleri yetersiz denilsede ben bu şiirdeki bana göre eksik olan şeyi buraya bağlayamayacak kadar ayrılıyorum o zihniyetten. Pekiyi o halde nedir bu şiirdeki eksik olan şey? Bence AŞK. En fırtınalı olanından edinmen gerekiyor delişeyciğim. 🙂
Ama dikkat et haaa. Mesela Nazım şiir yazabilmek için bir kadını esin kaynağı olarak tüketti sende bir erkeği böyle bir kaynak olarak görüp tüketme. Hakkaten AŞK olsun ruhundaki temasın doğru karşılığı. Naçizane. 🙂
🙂 ben ne desem saçmalıycam sanki bu güzel yorumun ardından yabancı:) bence de eksik olan o senin dediğinden evet… ama bak yazamıyorum bile o üç harfi yan yana getiremiyorum:( ne biçimde korkağım değil mi:((
“en fırtınalı olanından edin” demişsinya evet işte edinicem de; hani satılsa şöle bir yerde fln, gece gündüz çalışıcam varımı yoğumu tüm birikimimi gözümü kırpmadan ona yatırıcam ama …
sevilen tüketilir mi hiç çoklandırılır 🙂
Ben de arasıra haddim olmadan şiirimsi dışavurumlarına karşı koyamadan sürükleniyorum zihnimin. Bunlardan birini paylaşmak istedim izninle. 🙂
Ne kadar birikim var ona göre değerlendirelim konuyu. Birikimimi de feda ederim demişsin ya. :)) (Bu kısmını ciddiye alma hemi)
ALSİMYA
Bir bütün aldım iki yarıma böldüm
Bir bütün bildim iki yarım buldum
Bir bütün gördüm iki yarım sandım
Bir bütünde iki anlam sezdim
Birinden diğerine çok gece gezdim
Biri hep eksikti bir diğerinde gördüm
Diğerine benzedi bir yarısı bütünün
Uzanıyordu altında bütün şehvetiyle incecik bir örtünün
Açıldı örtü sere serpe
İki anlamından bir sıfır kaldı bütünün
İçinden geçtim birinin karşıda diğerini gördüm
Biri açıldı bir gece bütün renklerini gördüm
Bütüne gerilmiş bir örtünün ötesine kördüm
Birine kapanan gözlerimi aldım gidip renklerinde öldüm
Biri gitti ansızın, diğerinin anlamsızlığında kaldı yarım
Birinde eşitlik bir tek anlamda yol alıyordu,
yine yarım
yine yarım
Bir yarım buldum bir yanıma böldüm
Bir yan’r’ımı gördüğümde diğerine kördüm
Bütünü hiç ettim, hep yarımı gördüm.
Yabancı sözcükler.
Tersinden okunsada olur anlam aynı anlam.
bir gün, benim dışavurumlarım da insanların beyninde “soru işareti yağmuru yağdırabilecek” mi acaba??? şimdi beni soru işaretleriyle ıslatan bu cümleleri sevgi ile selamlıyorum… bir karıştım bir karıştım sormaa:) sorgulara başladı bile zihnim kendime dair…
anlıyorum, anlıyorum, anlatamıyorum… ama anlıyorum:) sağol yabancı sağol…
Tebrikler Yabancı:)
Bu işi bırakma. Gerçi sen bıraksan da o seni bırakmaz artık. O kertedesin…
Beğenilmiş ve onaylanmış olması hoş, teşekkür ediyorum benden de sevgiler selamlar.
Sevgili Hüseyin AKTAŞ bu işi erteledim, belki birgün. Yorucu bu iş ve tek koşulu AŞK maalesef ve AŞK da yorucu. Ben çabuk sıkılan bir türüm. 🙂
Dediğim gibi AŞK gerek bunun için. Sözcüklerle oynanabiliyor ve kafiyeli sonuçlar elde edilebiliyor. Ama mükemmel bir akustik için AŞK şart.
yabancı. benim şairelik işim suya düştü o zaman:)))
“Sevmek;
Güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında kendini bulmaktır…” der
“Dostoyevski”…
ben henüz kendimi kendimde bulamadım ki; başkasında kendimi bulayım:)))
senin hediyen olan şiiride paylaşmak istediğini de unutmuş değilim elbet, anlıyorum anlatmak istediğini.
bir şey herşey olur bazen, herşey birşey olur bazen:)
amann neyse bende burada sizlelerle paylaşıyorum zaten aile içi sohbetlerde iki dize okumuş gibi,
eksik olmasın dostlar…
Ha bak o çok uzun bir yolculuk olma ihtimalini barındırabilir belki. Yani kendini kendinde bulmak kısmı o konuda benimde bir gayretim sözkonusudur. Kendini başkasında bulmaın adına mı AŞK demiş oluyorsun burada onu anlamak ihtiyacına düştüm. Kendimi kendimde bulduğum zaman bulduğum şeyle yetinebileceksem kendimden başkasına ihtiyaç duymayacak kadar yetinebilmem gerekiyor kendi öznel hazzımla. Sanırım. 🙂
Kendi dediğimiz şey de kendinden gayrı birçok şeyle kendini ölçen birşey değil mi? Çok karışık bi cümle oldu galiba ama ancak böyle sorabildim. :))
bir çok düşünür aşk hakkında bir çok söz söylemiş bizi de düşündürmüş o sözler, peki ben kendime sordum sen ne düşünüyorsun delişey?
bilmiyorum… tanımıyorum ki bileyim:(
“Kendi dediğimiz şey de kendinden gayrı birçok şeyle kendini ölçen birşey değil mi? Çok karışık bi cümle oldu galiba ama ancak böyle sorabildim. :))”
evet sanırım ben kendimi bulmak istemiyorum başkasında:)) kendimle ve o başkasıyla zenginleşmek daha iyi gibi durdu biran fikrimde… yani kendimi bulayım kendimde o ayrı tabii… ay bende pek karışık cevap verdim galiba, ee soru karışık olunca cevapta karıştı işte, bakma emi kusura…
Sayin yabanci sayin delisey,
Hayata durust bakmak karamsarligi gerektirir. Olum hayat yolunda verilmis bir tuvalet molasidir. Olmazsa olmaz.
Sevginin hakkini sonuna kadar verip, olumun uzerine siirler yazilmiyorsa bu insanligin konfor odakli yalanciligindan ileri gelir. insanliktan biri olmayin, insanliktan cikarsiniz.
ALSİMYA
Bir bütün aldım iki yarıma böldüm
Bir bütün bildim iki yarım buldum
Bir bütün gördüm iki yarım sandım
Bir bütünde iki anlam sezdim
Birinden diğerine çok gece gezdim
Biri hep eksikti bir diğerinde gördüm
Diğerine benzedi bir yarısı bütünün
Uzanıyordu altında bütün şehvetiyle incecik bir örtünün
Açıldı örtü sere serpe
İki anlamından bir sıfır kaldı bütünün
İçinden geçtim birinin karşıda diğerini gördüm
Biri açıldı bir gece bütün renklerini gördüm
Bütüne gerilmiş bir örtünün ötesine kördüm
Birine kapanan gözlerimi aldım gidip renklerinde öldüm
Biri gitti ansızın, diğerinin anlamsızlığında kaldı yarım
Birinde eşitlik bir tek anlamda yol alıyordu,
yine yarım
yine yarım
Bir yarım buldum bir yanıma böldüm
Bir yan’r’ımı gördüğümde diğerine kördüm
Bütünü hiç ettim, hep yarımı gördüm.
Yabancı sözcükler.
Tersinden okunsada olur anlam aynı anlam.
nedense teşekkür edesim geldi… böyle kalemler yazmalı ben okumalıyım… bildiğin zihin egzersizi yapıyorum :))
YALNIZLIK CİNAYETTİR
kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime
düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum
boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam
kanını sulandırılmamış alkole banan
sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir
yalnızlık cinayettir bütün notalarda, bütün dillerde
bütün hecelerde, “a” sesinde, re minörde, mors alfabesinde
yalnızlık cinayettir kendi tükürüğüyle
ıslanan bedenlerde eski bir kokudur, yalnızca budur
ıslak paspas kokusudur, gece morudur
bileği tahriş olmuş bir kadının dinmeyen korkusudur
ansızın yakalanmasıdır bir kuşun kapana
trenin gecikmesidir istasyona yalnızlık cinayettir
sevişirken kramp girmesidir, ölürken birdenbire
sıçramaktır başka bir zamana, kadeh tutarken
elinin titremesidir, sesinin duyulmasıdır susarken
karnına saplanan bıçağı sevmektir yalnızlık cinayettir
cinnettir
kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok iyi biliyorsun bunu
düşlerime kalabalık bir cadde giriyor. korkuyorum
saçlarını sırtından sallandıran kadınlar kadar
uzayıp gitmesi kadar bir aşkın telaşla
yanlışlıkla, su katılmamış bir sevişmenin ardından
ters yakılması kadar sigaranın, benim kadar
yani ellerim kadar, bedenim kadar, düşüncelerim
sırlarım, kaçışlarım kadar saçmadır yalnızlık cinayettir
cennettir
kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok görüyorsun bunu
bütün delillerimi yaktım, beni ötelere götürecek
yollardan zaten uzaktım
her kadına yeni, bir zevk, her kadına
yeni kurulmuş tuzaktım bütün delillerimi yaktım
sonrası yok. sonrası çok gizli bir fotoğrafın arabı
yüzümüz siyah ve anlamsız, dışımız beyaz ve derin
sanki bir diktatör anıtı, kan akıtan bir nehir
işlenmemiş suçlarımız sanki yalnızlık cinayettir
cennettir
cinnettir
cinayettir.
zaman doldu
artık gidiyorum arkama bile bakmadan
arkaya bakmak çok eski huyudur
bazı çirkin adamların
zaman doldu
artık gizlemiyorum kendimi çok kadınla seviştim çoğu buluttu
basbayağı buluttu bildiğimiz buluttu dağılıp gidiyordu ben ço-
ğalttıkça
bir akşam usulca girdim kanıma
kendim karar verdim hep kendim karar verdim
yanlış da olsa sevdim pişman değilim, neden olayım?
bir akşam; üç gün üç gece poker oynamıştım
ne güzel. üç gün üç gece yeterince
içmiştik demek ki onar şişe, belki on beş
yirmi belki de.
abdullah, ah dostum, sevdiğim, çalı yüzlüm abdullah
kaç kurşun sıktı üstüme
yeterince içmiştik. vuramadı
vurdu, ben anlamadım belki de
belki de yavaş yavaş devam ediyorum ölmeye.
Altay ÖKTEM,
bana, sana, hepimize….