Evren ve yeryüzündeki yaşam atılımlarını ,içkin sebep -sonuç ilişkileri harici ele almak hem tanrıya hem de hayata dair yanlış sonuçlar çıkarılmasına sebebiyet verir , çarpık bir toplum ve birey anlayışı doğar…
içkin neden;tüm kosmosu saran ruh yada enerjinin;her bir maddi süreç içindeki atılım ve durakları ile nihai oluşumunu belirleyen nedendir…. gezegenler;belirli bir yörüngede,belli ilişkiler içinde,konumlarını sarsmadan seyreder ,dönerler… bitkiler keza;her bir çeşit,nihayetinde son aşamasına kadar evre evre kendilerini gerçekleştirirler…. hayvanlar;en ilkelinden,muhakemesi gelişmişine kadar,kendi türlerinin içkin özelliklerini ortaya koyarlar..
okyanuslar,denizler,daglar,atmosfer olayları içkin özelliklerini sebep-sonuç ilişkileri neticesinde yaşam atılımları haline getirirler…. varlıgın ilk ortaya çıkış halinden ,günümüze gelene kadar tüm bulgular enerjinin bilincine ve tek kaynaktan çıktığına işaret etmektedir…. eger farklı enerji kaynakları olsaydı yaşamdan söz edilebilir miydi?
hayatı saran ve tutan enerji ;çeşitli enerji seviyelerinde maddi dünyayı ve özelliklerini oluşturdu…. Enerjiyi ruh olarak degerlendirmek mümkündür….
saf enerji,mutlak ruh ve yaratıcı olan Allah sınırlı enerji veya maddi enerji ile tavsif edilemez… İslam’ın Allah inancı hem yoktan yaratıcılığı ,hem de hayatı saran enerjinin kaynagını kendinde toplar… evrendeki aşamalı anlamlı evrim;nihayetinde evrenin amacı olan insanı çıkarmıştır… Allahın yaratma amacı ve maddenin bilinçli ilerleyişi insanı hedeflemiştir…
Doğanın daha önceki yazımızda işaret ettiğimiz gibi;insanın fiziki yönüyle baglı oldugu;insanı belirleyen temel kuvvet oldugunu belirtmiştik…
Doğadaki yayılan ve bulunan enerji evrenin bütünlüğünü ayakta tutan enerjidir…. sosyal dönüşümlerdeki olgu ve vakaları hayatı saran enerjiden ayırmak;akla ve bilime aykırı davranmak olur… mutlak enerji (maddi olmayan) insanı fizyolojik yapısını saran yönüyle,dogayla kuşatırken; aklıyla;doğanın sorumlulugunu alacak vaziyette ortaya çıkarmıştır… insan bir yanıyla hayvani-bitkisel-gezegensel enerji, diger yönüyle tanrısal enerjiyi taşır….
gerçi hayvanda bitkisel ve gezegensel enerji bulunmakla birlikte;bilincin aşamaları olmadığı için tanrısal zihin enerjisi bulunmaz… insan burada doğanın emanetini eline almıştır…. Ancak insan ancak aklını işlettiği ölçüde doğa karşısında bir konuma sahip olabilir… aklını geliştirmeyen;amacın kendi oldugunu bilemeyen birey ve insan toplumları;hayvansal güdülerinin etkisine akıllarını verirler…
gurup-toplum asabiyeti ve zihniyeti;insanı kurt-tilki-yırtıcı bir hayvan, yada koyun,eşek gibi magdur bir hayvan kişilik ve kimliğine indirger… akıl sahibi toplumlar;evrenin yaratılış amacındaki plan ve hikmeti tanıyarak evrenin orijinindeki amacı yakaldıkları zaman ilahi plan kendi akıllarında tahakkuk eder… doğa;liyakat sahibi yöneticilerini beklemektedir… oraya amaçlanmıştır….
Tanrıdaki-evrendeki-insandaki aşksal-amaçsal-bilimsel birlikteliği ve beraberliği görmek,enerjinin irade ve amacıyla aklını tanımakla ancak anlaşılabilir… yoksa her şey kör hayvani döngülerin esiri olabilir….
hayatta tek bir irade vardır;bu durum insan bilincinde ortaya çıkar… Akıl-aşk-bilim ve ahlak birlikteliği ile amaçlanan insan tahakkuk eder… kuşkusuz bu amaçlanmayı tanıma işi erdemli , üstün bir akıl ve ahlak çalışmasıdır…. tarihsel ana metinleri dikkatle incelemek gerekmektedir…
liberalizmi,anarşizmi,marksizmi,islamı,hıristiyanlıgı,budizmi v.s üstün körü okumakta bir kişilik zaafiyetidir…
derin araştırmalar insanın özgün karakter -evrim ve amaçsallaşmasını bütünlük halinde ortaya koyacaktır
Sayın ali. Her şey iyi güzel hoş ta. Sebep-sonuç ilişkileri tarih oldu artık. Evrende sebep-sonuç ilişkileri olmadığı mikro düzeyde kanıtlanmış durumda. (bkz. Kuantum fiziği, sitemizde çok yazı var)
xenix
doga olaylarındaki sirkülasyonu kastediyorum…sebeb sonucun ilk neden oldugunu kastetmiyorum…her maddenin içkin bir özü var…dogal ve tarihsel olaylar,birbirini etkilerler
Yazıda çok varsayım var sn. ali. Bilinemeyen bir çok şeyi biliyormuş gibi anlatılmış. Bu yüzden katılamıyorum çoğuna.
xenix
bilimsel-felsefi ve dini ekollerden;insanbilim eksenli sonuçlar çıkartıyorum….
Farkındayım sn. ali çıkarttığınız sonuçların. Fakat dediğim gibi, çoğuna katılmıyorum. Yazıda çok anlamlandırma (anlama değil) görüyorum.
xenix
sömürü karşıtı sonuçlar,insanlıgın mevcut birikimleri üzerine bina edilmeye çalışılıyor..
Sadece insanın bilinçli olduğu (diğer bir deyimle halife) varsayımından yola çıkıldığı için yanlış sonuçlar veriyor. Doğadan üstün değiliz, doğanın bir parçasıyız.
xenix
Acaba yukarıdaki alıntının yapıldığı, Sivildüşünce.com yazarı Ali Kaya ile Sonsuz.us’da yazan Ali K. aynı kişi midir?
Bence değiller. Zira biri türkçe karakterlerle akıcı nesir halinde, diğeri cümleleri bölerek altalta ve tr karakterler kullanmadan yazıyor.
Herneyse Ali K. veya Ali Kaya ikisi de aynı yanılgı içindeler…
“Etik nedir ?” sorusunun cevabının asla ve asla düz bir çizgi halinde olmadığını göremiyor olmaları…
Ali Şeriati’nin etik tanımlamasını burada duyarsak elbet bir sonuca ulaşmak mümkün olacaktır. Fakat yazılarında bir çok felsefeci adı ve akım adını nedensizce sıralayıp sürekli aynı sonuca ulaşıyorlar: İnsan olmak. İnsan olmak için insan olmanın yeterliliğinden bahsetmiyorlar. Bu sonuca göre birileri etik ve ahlaklı diğer tüm insanlar ahlaksız, yahudi, deccal… Bu ayrıma göre müslüman olmak bile insan olmaya yeterli değil. Ne olmak gerektiği asla yazılmamış ya. Şevket Eygi seneler önce bir kıstas yapmıştı : “Dinini bilen insan olur” İşte onların tek yazdığı ve tek gerçekleri…
İlaveten aynı kalıbın kısır döngüler halinde tekrarlarından oluşan aslında bir anafikiri olmayan düşünceler silsilesi…
doganın sorumlulugu ,ancak insanın bilinçli eylemleriyle alınabilir…
bana bilinci açıklayabilirmisiniz?
ali şeriati zamanının aydınıdır,açılmalıdır….
insani bütünlükten kopuk bir etik tanımlamasına inanmıyorum…
dogal ve tarihsel sürecin amaçsal yönelişinin,insan zihin ve eylemlerinde açıga çıkması,sistemleştirilmesidir..
felsefi-ideolojik-dinsel yönelişlerdeki içerikve ayrışmalar;kavramların bütünlük içinde ele alınmasını gerektiriyor…
sana göre, bana göre değişkenlik gösteren bir deneyimdir.
Herkese göre değişen bir olguda, tek bir bilinçten söz edilemez.
bilinçsizlik nedir? yaşanmamışlık mı?
evet…dogru anlamak koşuluyla yaşanmamışlık diyebiliriz…
“dogal ve tarihsel sürecin amaçsal yönelişinin,insan zihin ve eylemlerinde açıga çıkması,sistemleştirilmesidir..”
bu tarifinizde yaşanmamışlık yok. O halde yaşamak birinci şart.
yaşarken bilinci yerinde olmayanlardan bahsediyorum.
Onlar yaşamıyorlar mı yani?… fiziksel olarak.
Nefes alan herkes canlıdır ve yaşıyordur. Ama, bilinçsizdir. Biraz Tezatlık oluşmadı mı?.
bilinç; kişiye göre değişen bir kavramdır ve teke indirgenemez.
hegel ve marks batının iki en önemli düşünürüdür ve tarihsel sürece mühürlerini vurmuşlardır..
eksiklikleriyle beraber;etkindirler…
içlerinde alınacak düzeltilecek pek çok unsur vardır…
bu baglamdadır yaşanmışlık…
osmanlı veya,iran,arabistan islamı farklı anlayışlarla yaşamışlardır…
veya sosyalist toplumlar marksizmi farklı baglamlarda yaşamışlardıır…
fakat gerek sosyalizm ,gerekse islam hem onlardır,hem degildir…
şimdi sorun şu;
bir adam türk ırkından
alman ırkından
iran ırkından
veya herhangi bir dinden veya sosyal sınıftan
bütünlük içinde geregince yerlerini almışlarsa bilinçlidirler diyebiliriz…
problem;insanın dogası ve zulmün dogasıdır
iyiliğin ve kötülügün dogasıdır…
biz insan olarak seçimlerimizi yapmamız gerekmektedir…
ölçüyü aramayan bir bilge varmıdır?
eril bir akıl ve dişil bir aşktan öte ölçüyü yakalamaktır bilinç…
insan olabilmektir…
sürekli insan olmak diyorsun ali K, nedir sana göre insan olmak?
ya da nasıl olmalı sence?
mesela “normal insan” diye bir tanımı vardır, ki bu tanım bana göre günümüz insan anlayışının bel kemiğidir.
-her türlü izim’i; kapitalizm’i falan filan bir kenara bırak-
normal insan veya süper insan; ya da her neyse, ya da ne anlıyorsan diyelim.
bence önce onu bi tanımla, sonra sistemler falan filan diyelim…
yazılarında sürekli herkes adına konuşuyorsun, işte sana herkes adına konuşma fırsatı!
Tanrı sensin…
ADEMİ İnsan her an yanılgıdadır… Yanıldığı ve aldandığı kadar insandır.. Heyecanlar, içgüdüler, maceracılık, fantazi, eğlence Aklı selimi her zaman alt etmiştir… Bugün eğlence sektörü ve gereksiz tüketim
gerçek ihtiyaçların iktisadi dolanımının önündedir.. İslam ülkelerindeki yozlaşma batı tipi bir yozlaşma değildir… Kültür emperyalizmi sonucu gelişen yarı sömürgeciliğin getirdiği yozlaşmadır… Batı dünyası, kilise despotizminin baskısına isyan ederek, ancak sahih bir imanı kuramayarak burjuvazinin hedeflerine uygun pragmatik yaşam tarzını seçmiştir.. Faydalanmanın asaleti..
Tüm lehte ve muhalif arayışlar faydalanmanın asaleti çerçevesindedir… İnsan kardan faydalandığı ölçüde ,kendisini gerçekleştirir… ilk zamanlar faydalanma vahşiceydi.. Köle katliamı, Afrikalı katliamı, Kızılderili katliamı… Gele gele; 1950 lere kadar dünyanın büyük bir kısmını sömürgeleştirdiler… Faydalanmanın asaletine dayanmak;
ırkçılık – sömürgecilik ve “ben merkezciliği” doğurdu Avrupa’da… Kendini yeniden üretemeyen islam dünyası filozofları, ozanları, bilim* ve din adamları manyağa dönmüştü…
Ali Şeriatı’nın deyimiyle… Tutup Osmanlının veya İranlının, Mısırlının kafasının – beyninin yerine bir İngiliz, bir Fransız, İtalyan beyni ikame edilmeye çalışılıyordu… İslam alemi hep manyaga döndürülmeye çalışılıyordu…
Daha önce ta Ali’den beri çekişmeyi yaşamışlardı ama, bu kapitalizm farklı bir şeydi… Her birim minimize edilip örgütleniyordu… Her yeni teknolojik ürünün bir aklı ve cazibesi vardı….
Trend, starlık, medya ve benzeri kavramlar çok degişik güdüleri geliştiriyordu… Tabi kendiiçinde tutarlı; Hegeli – Marksı – Nietzcheyi – Sartreyi – Gadameri üretiyorlardı… Bizim en güçlümüz Ziya Gökalp Durkheim’e baglı kalıyordu…
Siyasi örgütlenmeyi, sosyal örgütlenmeyi hep kendi ürettikleri yüzlerce yıllık şartlardan biz aldık. Muhalif Erbakanlar ürettik ama; sorun daha derinlerde beyin ve kan dokusuna kadar nüfuz etmişti artık… Kurtuluş İslam’daydı… Ama hep batıdan alıyorduk organları..
Dostlar;
İSLAMIN İÇERİĞİNE BAGLI KALARAK yeni bir yöntem kurulması zaruridir…
Zamandan ayrı bir şey düşünülemez ve zamanda bize çok şey miras bırakmıştır… Model gereklidir..!!!
Bu model; “insanbilim” eksenli şuurlu, özgür insan, birey ve toplumlarından oluşacak halkın ve halkların özyönetimine dayalı; katılımcı ademimerkeziyet birliğidir..
ben yaratıcı tanrı degilim…
hiç kimsede…
insan;evrende özel bir konuma sahip,maddi yapısıyla dogaya baglı,akli yapısı ve içgörü-bilim üstünlüğüyle,doganın bilincine tanrının bilincine erişebilen,sorumluluk sahibi varlık…
tüm din-ideoloji-bilim ve felsefelerde özel yeri üzerine asil tema vurgulanıyor…
bizim yaptıgımız bunu toparlamak…
Kurandan temel olarak istifade ediyoruz…
risaletin gösterdigi hedeflerden…
diger kaynak ve tiplerdende faydalanıyoruz…
bilincimiz bize;aşk-adalet-ahlak ve özgürlük bilincinin birlikteliğini salık veriyor…
ademi merkeziyete inanıyorum…
sorumluluk bilinci tüm dünyayı kuşatmalıdır…
tarihsel süreç boyunca görülen;tüm ekollerde asil insan sorunsallaştırılmıştır..
ben bunu Ali ve takipçilerinin çehresinde görüyorum…
MESELE ÇOK BOYUTLU…
bir çırpıda anlatmak mümkün degil…
karakter ve yapı karşılaştırmaları gerekiyor….
mutlak insani erdemlilik
başkasının haklarına saygı…
adalet-özgürlük ve bilim bilinci….
ontoloji-epistemoloji ve metodoloji
veya;varlıkbilimi
bilgi bilimi
ve yöntem biliminden hareket ederek
nesnel sürecin izini takip ederek,gerçek insan kimliğini anlamaya çalışıyoruz…
buradanda en ideal ve gerçek çehreyi bulmaya çalışıyoruz…
islamiyetin kurdugu sistematik,eleştirel bakış açısıyla degerlendiriliyor..
marksist-eksisyantalist ve liberal kavramlar;insan merkezli toparlanmaya çalışılıyor…
marksist-faşist-kapitalist-tarihsel islamcılık v.syaşayışları insansızlık yorumlanması üzerinedir…
sorumlu insan;tüm dogaya ve ırkına karşı sorumludur…
sorumsuzca adımlar insan ırkını bölmüştür…
insanlıga faydalı tüm girişimler desteklenmeli;
saldırganlık gibi güdüler;adalet potası içinde eritilerek ;her çeşit zulme karşı seferber edilmelidir…
egoizm-şehvetperestlik-faşizm-kapitalizm birer hastalıktır…
ıslahattan devrime kadar süreçte;insanlık ortaklıgıyla;bilimsel-ahlaki-metodik karşı tavırlar geliştirilmelidir…
yöntemim nedir?
tarihsel süreci baz alıyorum..
ve günümüze dair;insani sonuçlar çıkarmaya çalışıyorum…
islamiyet öz anlamıyla bu sürecin takipçisidir..
bu süreç bitmez….
insani ve adil olan her şey islamidir…
Ali K. diyor ki:
O bütün felsefecileri çöpe at. Şeriatı kabul et.
Aslında satır aralarında söyledikleri önemli… Ne demiş:
egoizm-şehvetperestlik-faşizm-kapitalizm birer hastalıktır…
ıslahattan devrime kadar süreçte;insanlık ortaklıgıyla;bilimsel-ahlaki-metodik karşı tavırlar geliştirilmelidir…
Kendini tanrıcılığın değil ama ahlakçılığın merkezine koymuş. Bu bir nevi allah yerine karar verme isteği aynı zamanda… Toplumların ahlaksız olduğunun altını çizmiş. Bu çizik içinde İNSAN falan yok. Kendi ahlakçılığının baskısı var. Kendilerini mutlak insan, mutlak ahlaklı imiş gibi gösterme çabası var. Herzamanki gibi KADIN üzerinden insanı görme çabası var. Kadını çarşaflayıp kapatınca herşey yoluna girer çabası var.
Ne söylerse söylesin bize anlattığı ve insanlığa 1400 yıldır dayatılan erkek egemen düşüncenin daha da keskin hayata geçirilme fikri günümüzde ütopik bir hayalden başka bir şey değildir. Üstelik Kuran kapitalist sistemle tam uyumlu bir kitaptır. Nasıl kapitalizme karşıymış anlaşılır gibi değil yahu… Satır arasında kapitalizmin bir hastalık olduğunu yazması sadece bir aldatmaca… Şehvetten bahsediyor, kimin şehveti canım ? Peygamberin mi ? Benim 9 karım bir o kadar da cariyem mi var ? Cennette sizi bekleyen şehvet goygoycularına yaz bunları…
insanın asaleti eksenli düşünüyorum…felsefecileri çöpe atmak yerine insanın asaleti bünyesinde birleştirmeye çalışıyorum….
katılımcı merkeziyet birliğinde bahsettim…
nesnel süreci tahlil ettim…
sömürünün dogasında bahsettim..
çözümlemelerimi dikkat edersen;
felsefe-marksizm-islambilim-varoluş üzerine yapıyorum..
islamı ve insanlıgı açıyorum…
yöntemimide açıklamıştım
ontoloji-epistemoloji ve metodolojimi yazılarımda açıklamıştım…
bu baglamda insanın konumlandırılması
determinizm ve seçimin koşulları..
konu ettiğim…
ahlaki bilinç;sorumlu insan davranışını dogurur…
varlık içinde insan….
tarihsel cebr…
kasıt ve polemik…
insan ideolojisi…
temel aldıgım konular…
islamiyeti;insan felsefesi baglamında ele alıyorum…
“islamın içeriğine bağlı kalarak yeni bir yöntem kurulması zaruridir”
Sayın ali k, temel kabulünüz nedir? İde sahibi misiniz? Sizce ahlakın kaynağı kimdir? Hukuk nedir? Yeryüzündeki kanun koyucunun amacı nasıl tarif edilebilir? Bu ve benzeri sorulara üstü kapalı cevaplar verdiğiniz (veya açıkca yanıtlamadığınız) sürece, ısrarla vurgulayıp durduğunuz bu yeni modeli gerekçelendiremezsiniz.
Ben bu teğet geçme durumundan pek haz etmiyorum açıkcası..Hem de insanın elinde sömürü, kapitalizm, yaşam, güç, iktidar vs somutluğunda onca doğru varken.. kesin çemberi ali k, kesin. Kesin ki biz de daha fazlasını söyleyebilelim.
Bıktım ben Ali K. sizin insan olmanızdan bıktım. İmamların insan olmasından artık gına geldi. Biz olamadık bi türlü hep sizler oldunuz hala da olmayı düşleyen sizlersiniz.
Geçen yazdım gerçi anlamadın. Gene yazayım: Ben ahlaksızım sen ahlaklı, sen evrendeki en dürüst, en erdemli, en asil ben evrendeki en kötücül olanım. Geçen yazdığımda bana iade etmiştin ya… İşte üstüme alındım.
Şimdi o sürekli yazdığın ademi merkeziyetinin içine insan doldu mu?
tanrı;insani şahsiyeti görmek istemektedir… yazmışsın, Tanrın beni gördü mü ?
Tanrıyı kabul ediyorsan bilmelisin ki, İnsanlar zaten tanrının yarattığı gibi davranmaktalar, insanlar çeşit çeşittir ve asla aynı kalıpta olamazlar. Öyledirler, öylesine meraklarına, aşklarına, tanrının içlerine koyduğa şehvete, öfkeye, çocukluklarına akar dururlar. Hem tanrı var diyerek yarattığına karşı durmak bu olsa gerek. İRADE mi demiştin… Çoktaaan karşı tarafa şeytanı koymuş olmalıydın hehehe:) Hani insan kandırılmamış olsa türünden beylik lafazanlıklarla yapılan onca ABSÜRD söylemin içinden en önemlisini hatırlasan : ADEM ELMAYI TANRIYA RAĞMEN YEDİ. Ohooo adem elmayı hapur hupur götürdü bile… Şeytanın bilgeliği insanı çoktan ele geçirdi. Sen şimdi benimle değil ama şeytanla savaşmalısın. Bulursan tabii…
ben din egitimi hiç almadım…senin gibi bir insanım…soru sormuşşsun yanıtlamaya çalıştım…kimseye kötüsün demedimki…felsefemi açıkladım….
temel kabulüm;insanlık ve zulüm zıtlıgıdır…
islamiyet;bu sürecin uzantısıdır…
tekamül(evrim)bilinçlidir…
amaçsaldır…
tanrısaldır…
varlık ve hayat düzeninin sorumlulugunu insana vermiştir…
varlık yaratıcı tarafından sistematik olark dizayn edilmiştir…
insanada bu birikim zerkedilmiştir…
bilgi ve bilinç varlık akümülasyonunun dışında aranamaz…
kanun koyucu bu baglamda insandır…
insanın hedefi yeryüzü cenneti için yasalar ortaya koymaktır…
şuurlu yasalar,evrenin ve tarihsel sürecin amacını kendinde toplayarak,adalet hedefini gerçekleştirir…
kanunu koyan insandır…
varlık akümülasyonunun yön ve hedefini tanıyarak…
islamdan kastım;orijine ve ontolojiye dönük islamdır
hayat bilinçli bir istikamete akmaktadır…
tanrı;insani şahsiyeti görmek istemektedir…
bunun şartlarınıda koymuştur…
eleştirel anlayış sınırsızdır…
ancak hak ve özgürlüklerin her dem yapılandırılması mücaddelesi kaçınılmazdır…
insan korunmalıdır…
bilgi edinme yolu;insan bünyesindeki zerkin yapısı tahlil edilerek anlaşılabilir…
kavramları ve eylemleri bütünlüğü içinde koyan uygarlıgın ,etkisi kaçınılmazdır
hukuk varoluş hukukudur
ama absürd esas alınmaz…
insanın asaletini baz alan hukuk esastır…
bunun üzerine hukuk ve iktisadi ilişkiler sistemleştirilmelidir….
hangi insan;
mutlak insanı erdemliliğin sistemleştiği insan
bir yönüyle sokratik
bir yönüyle Alice insan….
denkler arası eşitlik….
sorgulayıcı adalet
sivil toplum…
korumacı-özgürlükçü devlet
insanı kollayan…
ahlak;varlık akümülasyonun zaruri sonucu oluşan
insanın varlık içinde konumu ile ilişkili ölçü dür
ölçülü ve sorumlu davranıştur
aklı selimdir…
korku ve titreme içindeki insanın varoluş ahlakıdır…
sereserpelik;bilinçsizliktir,erdemsizliktir…
evrenin yasalarını insan koymamıştır…
ancak insan tanıyacaktır…
insan zihninde varlıgın akümülasyonu oluşur ve zihin yapısı geregi bunu sistemleştirir..
bu sistemleşme eyleme dönüşünce hayat zihinde kendini oluşturur..
bu durum en gelişmiş hayvanlarda sınırlıdır…
yani hayattaki amaç insan zihninde oluşur…
ama etkinlik halindeki zihinle..
peygamber işte bunun zirvesidir…
sorun işte burada;etkinlik kesiti mutlaklaştırınca;
bütünlügün üstü örtülüyor…
tarihsel sürecin dimagı böylece sistemleşiyor..
Felsefe mi?
Hayır bu felsefe değil.
Spinoza için ahlak :
Aşkın iyi’nin olmadığı bir yerde ahlak yapılamaz, zira bu durumda değerler silsilesi, iyi ve kötünün ne olduğuna hükmederken, dikkate alınacak yeni ve gerçek değerler yoktur.
Aşkın iyi, TANRISAL yani MUTLAK İYİ’dir. İnsanoğlu mutlak iyi’nin asla kendisi olamayacağı için Ahlak üzerine felsefe yapması anlamsız olacaktır.
Bu felsefedir. Yoksa “aklı selim insan”, “erdemli insan”, zart insan zurt insan demekle felsefe olmaz. Bu yaptığına sadece ” AHLAKÇILIK” denir.
epistemoloji-ontoloji ve metodolojim özgündür…
içeriktir aslolan…felsefe veya ötesi…
Ohooo seninki bişey mi?
Ben bu işleri;
Pragmatizm, pozivitizm, septisizm, materyalizm, nihilizm, rasyonalizm, idealizm, fatalizm, liberalizm, enduisyonizm, kristisizm, ampirizm, anarşizm, sofizm, cartezyanizm, düalizm, eklektisizm, humanizm, liberalizm, darwinizm, mertyslism, deizm, teofizik, analitik, intutio, nietche, postmodernizm, teolojik, estetik, etik, ontolojik, metafizik ve daha burda sayamadığım bir çok yönden inceliyorum. hehehe:)
Ben bu bilgi denizinde kaybolurum.
Balık adamım ama inan bu denizde boğulurum hatta vurgun yerim.
ilginç birisin.
Bilgi artıyor, onunla birlikte huzursuzluk da.
~ Goethe ~
Eğer bir düşünceyi, fikri, olayı büyükannenizin anlayabileceği sadelikte anlatamıyorsanız; henüz onu anlamamışsınız demektir.
epistemoloji;bilgi bilimi
ontoloji;varlık bilimi
metod;yöntem bilimi
varlıgın akümülasyonunun bilgisi…ve yöntemi
yukarıda saydıgın felsefe akımlarına vedaha pek çoguna bende hakimim…
ayrıca; dinler tarihi kavramları
siyaset felsefesi kavramları
tarih felsefesi kavramları
hukuk felsefesi ana kavramlarınada hakimim…
sorun o degil…
bunlardan bir sistem oluşturma çabası…
determinizm
indeterminizm
mekanizm
sürrealizm
strüktüralism
parnasizm
postmarksizm
yapısalcılık
monizm
postyapısalcılık
kristisism
anticritisism
say gitsin….
bırak bunları;
islamın kaç çeşit anlaşılması var bak…ukalalık addetme…
sol islam
sag islam
merkez islam
ortadoks islam
kozmik islam
orijine baglı islam
ontolojik islam
milliyetçi islam
liberal islam
marksist islam
sosyalist islam
varoluşcu islam
devrimci islam
gelenekçi islam
yenilikçi islam
ütopik islam
şeriatçı islam
akılcı islam
reformist islam
rönesancı islam
anarşist islam
kapitalist islam
deist islam
laik islam
bilimsel islam
ilmi islam
diyalektik islam
arifane islam
evrenselci islam
feminist islam
hukuki islam
bir örnekte sosyalizmden;
ahlaki sosyalizm anlayışı
tanrısal sosyalizm
hümaniter sosyalizm
insancıl sosyalizm
barışcıl sosyalizm
marksist sosyalizm
demokratik sosyalizm
varoluşcu sosyalizm
prometeci sosyalizm
devrimci sosyalizm
ulusalcı sosyalizm
evrenselci sosyalizm
liberal sosyalizm
ülkücü sosyalizm
ihtilalci sosyalizm
avrupa sosyalizmi
halkçı sosyalizm
özgürlükçü sosyalizm
ütopik sosyalizm v.s.
bilgi olsun diye verdim….varlıgın akümülasyonunun tarihsel etkilerle ,çeşitli mevzilere kanalize olması…bunları;toparlayıp,yeniden kurmaya çalışıyoruz…
ne olursa olsun…adil adama saygım sonsuz…
tek kaş….
beni övdüğün veya yerdiğin için degil….
işin mahiyetini yakaladığın için…
sonsuz;
izah ettiğim konularda kargaşaya yer yok…
temel kabulüm bölümünde izah ettim…
basit bir örnek vereyim;
insanda herhangi bir organın vazifesi….
mesela göz…
göz yapısal olarak burun-kulaktan-v.s farklıdır…
ama göz insan bünyesi bütünlügünde işler…
insan bünyesi hayat varlıgının akümülasyonu dahilinde çalışır
hayat varlıgı bütünlük içinde çalışıyor…
sosyal-dini-ideolojik v.s hadiseler bütünlükten koparılarak mevzileşiyor….
bizim yaptıgımız kaçınılmaz bütünlügün kesitler ve unsurlarla ilişkisini metodik kurabilmek…
Günaydın,
Seni yermek yada övmek değil amacım seni küçük de düşürmedim. Haddim değil. Sen ne demek istediğimi anladın.
Sonsuz da beni felsefi bir açıklamayla teyit etmiş oldu.
Saygılar Ya Ali.
(Ben bundan sonra senin yazılarını okumaya başlamadan önce ve okuduktan sonra elimi yüzümü yıkayacağım ki us um açık kalsın..::))..
Konuyu uzatmak için yazmadım sadece samimi düşüncelerimi yazdım)
günaydın tek kaş….
saygılar sunuyorum….
kimse kimseya katlanmak zorunda degil….
ama burası özgür fikir sunma yeri…
ben fikirlerimi…
aşagı yukarı 5 yıldır….
ali şeriati.com
fıtrat.com
sonsuz us
rebeze.com
fikri beyan com
sivil düşünce.com
hani islam agırlıklı siteler…
ancak marksist tutum ve diger sosyalist ve millici sitelerede bazı görüşlerimi bildirdim…yanlış anlaşıldı….
burada bir sistematik var ve duygusal yaklaşılıyor…
facebookta katılımcı merkeziyet platformu nu oluşturdum…
eldeki imkanlarla bir şeyler yapmaya çalışıyorum….
ben bu toplumunda dünya toplumlarınında adam olacagına kaniyim….
saklanacak sözüm yok…
yeterki kendi konumumuzu bilelim…
ancak konum tespiti nasıl yapılır?
buraya takılıyoruz….
ben ayrımsız dürüst ve adil insanları buluşturmaya çalışıyorum…
çok özür dilerim lafı uzatmayım…..
Ali kardeş
insanları oruçlarla aç bırakan, kadınları alınıp satılan bir mal gibi kullanan;
dövmeyi, sövmeyi öğütleyen; -Deki’lerle insanları Tanrı adına ‘dağın
arkasında bir öcü varmış gibi korkutan’, kendi fikirlerine
uymayan insanları “karifler” olarak dışlamalardan onur duyan, hatta daha
da ötesi, Tanrı adına, insanlara arslan postu giyindirip, arslan kesilip faşizan
gösterileri onurlandıran bu mucizevi oluşumun salt amacına: erdemli insan’ı yaratmak falan mı diyorsun.
ya da ne diyorsun?
islamın amacı bu degildir….bu tür uygulamalar yanlıştır….insani toplum bu degildir….sömürüden insan korunmalıdır,yozlaşmadanda…ama fikri -düşünsel-inanç kanaatlerinden dolayı kimse yargılanamaz….
Aynı ilahiyatçılar gibi konuşuyorsun Ali:
sanki hurafelerden bahsediyorum. Üsste yazdığım gibi, bu şekilde davranmanızı öğütleyen kuran…
ben uydurmuyorum yani…
Sen bence bir şeyleri tekrar gözden geçir güzel kardeşim.
yusufun,musanın,isanın,ırkçı yahudiliğe muhalefetin hikayesini kuranda oku bak degerli kardeşim…kuran neyin yanında neyin karşısında?
liberalizmi,anarşizmi,marksizmi,islamı,hıristiyanlıgı,budizmi v.s üstün körü okumakta bir kişilik zaafiyetidir…
derin araştırmalar insanın özgün karakter -evrim ve amaçsallaşmasını bütünlük halinde ortaya koyacaktır
Ali K. derin araştırmaları yapmış bir kişi olarak bana kişilik zaafiyetini tanımlarmısın?
Sen bu kadar derin araştırmaların sonunda hangi karakterin amaçsalısın?
Ben bir tek ilim tanıyorum babaannem gibi koşulsuz sevme ilmini….
Böyle bir ilimde yok babannemin gözlerinden bana yansır bu ilimi…
Irkçı yahudiliğin ırkçı islamdan farkı nedir. Tek fark kendinin ırkçı olmadığını buyurman. Yahudi yahudiliğe muhalefet etmez müslümanda müslümanlığa.
Bi defa ben ne Hristiyanım, ne Yahudi, ne de Müslüman…Ne başka bir din savunucusu, ne de Tanrı’nın yalancısı…Ben o defteri çoktan kapattım dostum. O yüzden, senin veya onun, sihirli küresine bakıp bakıp, Tanrı’nın o fantastik masallarına inanıp-inanmama gibi bir derdim yok…
Kitapları yazan veya yazdıran kişinin veya gücün, ya da neyse; Tanrı’nın fikirleri olduklarına inanmıyorum ki, masallarına inanayım….
oku demişsin, neyi okuyum:
ona öyle yaptık, bunu böyle yaptık, onu uçurduk, şunu indirdik, hala anlamıyor lar mı?, görmediniz mi, siz bilmezsiniz, hala düşünmez misiniz? onların cezası böyledir, onları öldürün, onlarla dost olmayın, ona de ki, buna de ki…
Sen uğraş bunlarla dostum…
Madem o kadar ulusun ve yücesin, kendi işini kendin gör!
Alla, alla…
Hani bir söz vardır:
Büyük insanlar fikirlerle,
Orta insanlar olaylarla,
küçük insanlar ise, insanlarla uğraşırlar.
o misal…
Hadi herşey geç dostum, her şeyden önce mantık diyelim, Tanrı o kadar aciz mi ona söyle de, buna böyle de, onları öldür diyip dursun.
İnsanları birbirine düşürerek dalga geçiyordur bekli insanlarla…kim bilir..
Tanrı’nın istediği ne, ya da amacı…hiç konuştun kendisiyle?
Bir şeylerin adına Tanrısal cebir falan filan diyorsun?
O konuşmaz, o görünmez, o yemez, içmez, uludur, yücedir…de mi?..
“Oz büyücüsü” masalı bile Tanrı’nın anlattıklarından daha anlamlı…
en azından bir amacı var….!
Tanrı hakkında tek bildiğiniz şey bu; o’nu daha da görünmez bir şey olmasını sağlamak, onu öcüleştirmek, onu dünya’dan daha da uzaklaştırmak, onu daha da putlaştırmak!
Evrendeki herşeyin (şurda benim yazdıklarım da dahil) bir bütünsellik adına çarpıştığını, uzaklaştığını, birleştiğini ve sonradan tekrar ayrıtığını anlamlandırma ölçütün o kadar güçlüyse, bizlere başka şeyler anlat..
Mesela Marks’ın o evrensel hayalini anlat, diyalektik materyalizm üzerine bir şeyler yaz, ama temeli olsun…
Kusura bakma ama senin ki Tanrısal cebir falan değil, işkembe çorbası gibi olmuş…
hadi kal sağlıcakla…
Allah
a inanmiyorum demek, inaniyorum demekten daha kolay ve zahmetsizdir.Inanirsaniz, hangi din de olursaniz olun mutlaka dininize göre yasamaniz gerekir ve bu da yasantiniza külfet gibidir.Düsünün Allaha ve onun her hangi bir dinine inaniyorsunuz; eeee o zaman demek ki zina yapmiycaksiniz, icki icmiyceksiniz, adam öldürmiyceksiniz, kumar oynamiycaksiniz, yalan söylemiyceksiniz, hele de islam dinini sectiyseniz bu sicaklarda oruc tutacaksiniz, sabah herkes uyurken namaza kalkacak ve 5 vakit namaz kilacaksiniz, dinin gereginini yerine getireceksiniz.Amaaaa ben inanmiyorum derseniz bunlarin hic birini yapmaniza gerek yok.Yani bu baglamda inanmamak daha kolay.Ve siz en kolayi seciyorsunuz tebrik ederim.Zina yapmamak, adam öldürmemek, içki içmemek falan filan için bir dine inanmanızın şart olmasına üzüldüm gibi bir şey oldu… Emin olamadım üzüntü konusunda. Üzülmemiş de olabilirim. Ama bir dine inanıyor olmanızdan kesin olarak memnun oldum. İyi ki inanmışsınız, yoksa birileri ölebilirmiş…
Her hangi bir dine mensup olmadığı halde dinler hakkında negatif söylemlerde bulunmaktan kaçınan birisi olarak maskelisineğin yorumuna ve üslubuna bayıldığımı söylemeliyim.
Ben de sizin söyleminizden emin olamadim.Ama yazdiklarimin icinden bir tek adam öldürmeyi cekip almanizda cok manidar.
Anlamayanlar icin; inanan insanlar yukarida yazdigim kötü isleri yapmayanlardir.Adam öldürmekten, zinadan, yalan söylemekten ve kumar oynamaktan vs. bahsediyorum.
Peki siz, o dediklerinizi yapmamak için bir dine inanmanın şart olmadığını anladınız mı? Bir dine inanmayan insanlara yalancı, kumarbaz, katil, zinacı olarak baktığınızı düşünmek istemiyoruz da…
varlık ve hayattan hareket ediyorum….marks,tarihsel süreci inceleyerek,erdemi rafa kaldırmıştır,yani mutlak sömürüden hareket etmiştir,insan ancak ekonomik ve tarihsel determinizmin cebri altındadır,marksa göre…sosysl darwinizden kalkarak,insan insanın kurdudur mantalitesi üzerine sınıflar sınıfların kurdudur anlayışını geliştirmiştir,ona göre Alice insan evhamın ürünüdür….dogrudur,devrimciliği benimsemiştir ama ,ideal insan tipini kabul etmeyerek,mekanist devrimciliği,şartlı tepki ve refleksi kıstas yapmıştır…şuur nedirki;bir evham ,ancak toplumsal koşullar yaratıcıdır söyleminde bulunmuştur…
onun muhalefet ettiği Tarihsel tanrı anlayışıdır…
insanlıgın ve adaletin tanrısı gibi bir kavram vehimdir…
maddenin ve sosyal sürecin argumanlarına kendi içinde evrimsel bilinç diyerek,hayatı saran bütünlükçü enerjiyi görememiştir…
marksa göre;insan tarihsel sürecin tutsagıdır,tarihsel süreçte hep sömürücü güçler egemendir…
kölecilik-feodalizm-kapitalizm evrelerinde hep belli bir sınıf kitleleri yoksun bırakmıştır…
hayatta irade bilinç ve aşktan söz edilemez…hayat kördür ve mekanik madde mutlaktır….
marks bence ademi merkeziyeti ;arıyordu…sömürüsüz yapıyı arıyordu..fakat,bunu kuracak birikimden yoksundu…kalbi şuur ve hakikat ancak belli sınıfların uydurmasıydı…
sömürülen sınıf,ancak kapitalist ilişkileri ihtilalle yok edebilir…
marksta yabancılaşma önemli yer tutar…kapitalizm insanı kendine yabancılaştırır,ancak işçi sınıfı kendi yönetimiyle yabancılaşmaktan kurtulabilir…
hayatı saran kavramlardaki öz ölçüy kesinlikle inanmıyordu…her gurup ancak kendi kavramlarını üretir ve bu dogal ,tarihsel yasadır…
sömürülenler kendi yaslarını yaratmalıdır…
marks spinozanın tanrı maddede içkindir ve hegelizmin;tez-antitez-sentez-ingiliz ekonomisinin emek deger,fransanın kültürel yapısını ve alman felsefesini diyalektik ve tarihsel materyalizm altında devrimci bakış açısıyla yeni kurgularla ele almıştır….
feurebachı n panteist maddeci anlayışına muhalefet ederek,salt maddecilik kuramını benimsemiştir….
Ali şeriatinin insanın dört zindanında işaret ettiği;aşkı hiçbir zaman güncelleştiremedi marks….
sanki hayatta ve toplumlarda mekanik kanunlara tabidir….
dostoyevskinin agzından çıkan ;tanrısız hayat anlamsızdır ,sözüne kıymet vermedi…
hz.muhammed hiç bir zaman kendisini bu baglamda ele almadı..aşkı-adaleti-iç görüyü-hayati-tanrısal yasaları;ölçü eksenli birleştirdi..marks ise belli kuvvetleri tarihsel yasalarda baz aldı…
ölçü degil hayatı ayakta tutan boguşma dır marksa göre….
nedir ademi-insani bilinç-aşk ve devrim?soyutlama ve platonik zihin egzersizi..
insan asil degil hayvan dengi bir varlıktır….
esas hareket noktası budur..
engels;beyin ve zekayla insanla hayvanın arasını ayırsada;mekenizmden kurtulamadı…kör tabi yasalardan…
marks;hayat süreci içinde islamı hep klasik ve geleneksel olarak ele aldı…
hayatın bilincinin insanda ortaya çıkması ve islam ı es geçti…göremedi…
itikadı;felsefi ve düşünsel hayt yorumu olarak algılayamadı…fıkhi gerici-aşiret yaptırımlarıydı islam ona göre…
şuur yasaları,komiklikti….
marks içgörüde derinleşemedi…
hıristiyanlıgın teslis yasalarını;insanın aleyhine dogru bir girişim olarak gördü…fakat iislam felsefesini anlamadı…
peygamberin kastını ve fıkıhtaki amacını göremedi….
öz-nesne diyalektiğini göremedi…
islam bölgesel;aşiret diniydi…
yaratılış prologunu görecek düzeyden yoksundu…
ancak;sosyal hareket ve hak arayışı ve düzen ilkesinin kazanılmasında marksizm çok önemli katkılar sundu…
belli;düzeyde ve az insanın anladıgı islami bilinci;sorrunsal olarak barındırmakla içinde,yeniden bakmanın gerekliliğine zorladı…
ali şeriati,ikbal gibi aydınlar bunu anladı…
marks tabir caizse tanrısal açılım yasaları yerine;maddi açılım yasalarını koydu….
hegelist niteliklerden;farklı olarak muhammedi risalet;aşk ve adaleti birleştirdi..
kadim hikmet denilen şeyde uydurmaydı marksa göre….
gerici ve ayinseldi…
fakat ayini bilimsel olarak ele alamadı….
yeni bir tapınma düzeni getirdi….
faydalanmanın eşitliği üzerine…
tarihsel materyalizmde;bir takım gerçekleri barındırır…dogrudur….
fakat ana nokta diyalektik materyalizm eksenli oldugu içim fikri içe kapandı,militanlaştı….
fakat hayattaki evrimsel amacın insan bilincine hitap ettiğini göremedi….
idealizmi devrimcilemeyştirip,tümünün kökünü kazımaya çalıştı….
yine dogrudur;ondan önce devriimci idealizm bilimsel olarak yoktu….
fakat marks tersinden hareket etti….
insanın neliğine dair argumanları;yozlaşmış mezhep anlayışları baglamında ele aldı….
ilerleme fikrini ilahlaştırarajk yanılgıya düştü…
hegelin evrimsel bilincinin açılımını,faşist yargılardan uzaklaşma adına;reaksiyoner darwincilikten hareket ederek toptan reddetti….
makinalaşma…makinalaşma…tanrı üstü belirletyici olarak kabul etti…
yine dogrudur;ekonomik-cografi-sınıfsal-dinsel nedenler;tarihsel sürecin kalitesini düşürmüştür…
ama çözüm noktası yine insanbilim olmalıydı….
mesela;muhammedi risalet tevhid-adalet-ahiret-nübüvvet -namaz-hac -oruç v.s konuları sistemleştirdi…
leninin;öncü parti-troçkinin sürekli devrim,sartrenin varoluş,camusun absurd ,marksın nihai sınıfsızlık,sendikacılık v.s ögretilerine bakınız…BAKUNİNİN öz yönetim,mao ve gueveranın halkçı yönetim,hep muhammedi risalet lehinde sonuçlar çıkartmamızı gerektirir..
içerik olarak Y SORUNSALLAŞTIRILMASI GEREKİR…
marksa göre tanrı tabu,islam fıkhı tabu,hac-oruç-namaz dogmatik ayinlerdir..
fakat işin aslı öylemidir?
bunlar halkta bir sistematik kurumsallaşma ve birlik dayanışma ögretileridir….
tevhid-birlik
adalet-hak-özgürlük-eşitlik
ahiret-ileriki-sonraki yaşam-cennet
nübüvvet-öncü aydınlanma
marksizm-kapitalizm hep buralardan hareket eder…
yunan tanrıları-mısır tanrıları-hint tanrıları;hep tabiat-süreç ve tarihi bölmeleştirerek yaratılır..
rig vedada derki;bunlar tek bir tanrının görünümleridir…
marks derki bilim şeylerin özüne vukufiyettir….
şeylere takılıyoruz….
aşk ve sevgi;zihndir temel olarak;beyin diyalektiğinin sonucu dogar…
karakter seçimidir…
ben marksa,aliye,madonnaya,hasan sagındıga,ahmet kayaya aşıgım ne anlama gelir?
karakterine,temsil ettiği düşünceye aşıgım demektir….
sevgi bu baglamdadır….
muhammedi risalet bir düzen anlayışı getirip,zihni sonsuza açarak aşk anlayışı geliştirmiştir..
halk yönünü ve evrensel ölçüyü nasıl sindirecek..
öncü aydınlanmanın yeri ne kadar mühim….
maskeli sinek zina nedir diyor?
tarihsel sürece bakınız…şarap-kumar-zina…
mutlaklaştırdıgın zaman,hukuk-siyaset-yasaya dair kural olmaz…
deger anlayışı bunlara göre gelişir;salt içgüdüsel toplum…
ben dine bakış açımı söyledim maskeli;insanbilim eksenli bakmak…
YALAN SÖYLENİYOR YADA BİLİNMİYOR…
rusa gidiniz,irana gidiniz,türke,kürde,fine bakınız
aşkve sevgi toplumsal kurumsallaşmalara eşdegerdir….
inadına aşk inadına özgürlük inadına cinsellik
sol bir parti bunları söylüyor ülke dışında
ismini hatırlayamadım fransız HES PARTİ olması lazım
fransızca bölümünden giriniz HES
BUMUDUR özgürlük…
hüsnü Aktaş hoca herşeyine katılmasamda
şöyle dedi;
türkiyeli devrimci komünistler mistik-tasavvuf karakterlidir
ing-fin-çin sosyalizmi ise o toplumun dimagı içinde yogrulur…
nerde evrensel sosyalizm?
bölgeci faşizm ve bölgeci kapitalizm aynıdır…
kapitalizm faşizm üretir
sag argumanlar buradan besleniyor diye onları reel beyinle degerlendirmek;ademi merkeziyette ne ifade eder
Nöbetleşe mi çalışıyorsunuz kardeşim?
Dinin mi var, inancın mı ya da herneyse, al hayrını gör işte, bunun nesi yetmiyor sana, sağa sola tebrik dağıtmak niye?
Şurda yazıp durduğun şey kendi kendini geveleyen bir kaç cümle hepi topu, ve sen şu halinle felsefi derinliği üç numara şişten öte geçmeyen bir ev hanımını andırıyorsun, bu nedir yahu? İlle de tebrik edeceksen git kendini et kardeşim, bak ne güzel işte sen zor olanı seçmişsin, bizler gibi kolayına kaçmamışsın, yetmiyor mu bu gurur sana, daha ne istiyorsun?
Agnostik’i anmadan edemeyeceğim; Bıktım deniz, ben de bıktım sizlerin insan olmasından. İmam kılıklıların insan olmasından gına geldi bana da. Biz olamadık bir türlü ama hep sizler oldunuz, biz bilemedik bir türlü ama sizler hep bildiniz, hala da olup bilmek derdinde olanlar sizlersiniz.
düşünce adamı hafif meşrep olursa,tesirli olmaz….sanatı-bilimi-felsefeyi;basit ilişkiler agında ele alırsa,toplumsal önderlik yapabilirmi?hovardalık,çapkınlık,bohem ilişkilerden kaçınmak,evrensel aydın ahlakının gereğidir…yoksa kalite düşer…
Kalite uzmanı mısınız ali k? Düşünce adamının çapkınlığına değinmeden duramayan bu paparazi merakı niyedir? Her seferinde farklı bir ahlaki “duyarlılıkla” kaydırdığınız bu zemin nasıl bir zemindir, nerden beslenir, yoksa o da islami içeriğe bağlı kalarak üretilmesi zaruri olan şu yeni modelin bir gereği midir?
Mesela ben seksi çok seviyorum ve değişken çok eşliyim, ne kadar tırmalasam da benden düşünce adamı olmaz mı diyorsunuz? Olursa da tesiri mi ufak kaçar? Söyler misiniz ali k, bir yandan yeni bir ahlaktan dem vurup diğer yandan eski ahlak sahiplerini ve bu eski ahlakın değer ve yargılarını baki kılmak istemek nasıl bir duygudur?
ahlaki ve bilumum duyarsızlık….
kişisellik kendini bağlar…
ona bir şey diyemem…
Ahlaki duyarsızlık dediğiniz şey nedir ?
Sokakta öpüşebilir miyim mesela ? Ya da yatağa girdiğim her insanla evli mi olmalıyım mutlaka? Eğer evli değilsem ve aynı zamanda düşünce üretmeye çalışıyorsam, o halde evlenene kadar herhangi bir cinsel hayatım olmamalı mı ? ( malum, etki azalabilir demişsiniz ya.) Ya da diyelim ki evliyim, eşim bana vücudumun istediği yerinden yaklaşabilir mi ? Oral seks yapabilir miyiz? Bunda da bir tehlike var mıdır ?
Hangi duyarlılık ali k, hangi duyarlılık? İşiniz gücünüz ahlakçılık.
Eskiden epey programda tartışılmıştı, “sanatçı duruşu” üzerine. Sanatçı şöyle durmalıdır, böyle yapmalıdır falan diye. Şimdi de düşünce adamının nasıl durduğu mu önemli?
xenix
senin cinsel hayatın kimseyi ilgilendirmez…tartışılmasıda dogru degil…
kısaca şunu söyleyim:aydın ahlaki kayıtlar altında yaşamak zorundadır…yoksada üretmelidir..
ahlaki kayıtzulme tepki için şarttır…sorun zaten içgüdüsel lezzetperestlikte yatar…
lafı uzatmayım….
tercihlerinde hürsün…
ama bu seçimlerinin benimle ilgisi yok…
ben aydının
esaslı bir aydının üstün bilim gücüne ulaşması için ahlaki kayıt altında yaşamasına inanıyorum…
Tarihte bir sürü aydın, bilim adamı, filozof hiçte öyle ahlaki kayıt altında yaşamamış. Yeri geldiğinde saydığın bir çok düşünür, toplumun ahlak bekçilerine karşı duruşlarıyla düşünür olmuşlar zaten sevgili ali.
xenix
Demek tercihlerimde hürüm, e sağolasın icazet için. Ama herkes hürse eğer tercihlerinde, o zaman bu ahlakçı hatırlatmanın gereği nedir?
Sanatçısı da aydını da, kendisi ile toplum arasındaki iletişime ait dengeyi ve profili istediği gibi inşa eder, lakin siz ali k, konu ahlak olunca neden ille de birşeyler hatırlatma ihtiyacı duyuyorsunuz ? ( Sonra da kızıyorsunuz ahlakçı dedik diye)
“kısaca şunu söyleyim:aydın ahlaki kayıtlar altında yaşamak zorundadır” demişsiniz. Sizin şu yeni sistemde nasıl olacak peki ? Aydınları ve onların bilimum hovardalıklarını da kayıt altına mı alacaksınız ?
o bilim adamları tarihsel sürecin argumanlarını hangi düzeyde aştılarda varlık boyutunda ahlak tanımlamasına ulaştılar…
ahlak devrimcidir.-erol göka
ahlak erdemdir…
ahlaki bilinç olmadan bilim tamamlanamaz…
erdemi çogu savunmuştur,ama tarihsel ahlak anlayışı belirleyici olmuştur…
bohemci bir özgürlük özgürlük olabilirmi?
cinsellik aynı dairededir…
ali şeriati dinler tarihinde şöyle der:Tugrul şarabı içti;namaza durdu;ve cihadı başlattı…
şimdi heyecandır bu,her zeminde…
islam ülkelerinde mısır olması lazım;hafif güngörmüş sol tandastlı bir bayan;özgürlükçü bir islam felsefecisine şöyle der;amma ekmek yiyon?
sorun şurdur,cinsel özgürlüğe kafasını takan bu bayan,ithama nerden başlamaktadır…
avrupa bugün sınırsız cinsellikle manyaklaşmıştır;
kızmıyorum kardeşim,mesele çok boyutludur…
hatırlatma degil;benim insan felsefesi anlayışımda önemlidir..
ahlak parçlanabilirmi….
kapitalist ahlak kabul edilebilirmi?
iş ahlakı,aile ahlaki,cinsel ahlak
hep bunlar batı sömürgeciliği ile
islam ülkelerinin özgüven yoksunlugundan kaynaklanır
Vallahi Avrupa’da öyle sınırsız bir cinsellik filan yok ali k.
Ama açlık psikolojisi içerisinde ve biraz da ahlakçı bakınca, normal olan “manyakça” gelebilir insana.
Mesele çok boyutlu mudur, öyledir tabi, öyledir..
Kapitalist ahlak kabul edilebilir miymiş…E siz de “teolojik ahlakı” getirip dayıyorsunuz alnımızın çatısına, bu mudur özgün metodoloji ?
Ortalama insanda
Herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret,şiddet
vesaçmalık vardır.
VE Cinayet konusunda En Becerikliler
Cinayet Karşıtı Vaaz Verenlerdir
VE Nefreti En iyi Becerenler
Sevmeyi Vaaz Edenlerdir
VE-SON OLARAK-
SAVAŞI EN İYİ BECERENLER
BARIŞ VAAZI
VERENLERDİR
Tanrıyı Vaaz Edenlerin
Tanrıya İhtiyacı Var
Barış Vaaz Edenlerin
Huzuru yok
SEVGİYİ VAAZ EDENLER
SEVGİSİZDİR
VAAZ VERENLERDEN SAKININ
Bilmişlerden Sakının.
DURMADAN
KİTAP
OKUYANLARDAN
Sakının
Yoksulluktan Nefret Edenlerden
Ya da Gurur Duyanlardan Sakının
Övgü Göstermekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
Karşılığında ÖVGÜ Beklerler
Sansürlemekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
Bilmedikleri Şeylerden
Korkarlar
Sürekli Kalabalıkları Arananlardan Sakının;
Tek başlarına
Bir hiçtirler
Ortalama Erkekten
Ortalama Kadından
Sakının Sevgilerinden SAKININ
Sevgileri Vasattır, Vasatı
Aranır Dururlar
Ama Nefretleri Dahiyanedir
Nefretleri Seni Beni
Herkesi Öldürebilecek Kadar Dhiyanedir.
Yalnızlığı İstemezler
Yalnızlığı Anlamazlar
Kendilerinden Farklı
Herşeyi
Yoketmeye
Çalışırlar
” SANAT
YARATAMADIKLARINDAN
SANATI
ANLAYAMAZLAR ”
Yaratma Başarısızlıklarını
Dünyanın Beceriksizliğine
Yorarlar
Kendileri Tam Sevemedikleri İçin
Senin Sebginin
Eksik Olduğuna İNANIR
VE SENDEN NEFRET EDERLER
VE Nefretleri
Parlak Bir Elmas
Bir Bıçak
Bir Dağ
Bir KAPLAN
Bir Baldıranotu Gibi
Mükemmeldir
En Usta Oldukları
SANATTIR
NEFRET.
Charles Bukowski
bizim ahlak vaizi olduğumuzumu iddia ediyorsun?
bir slogan
“yurtta sulh cihanda sulh”
söyleyen
muhaliflerini idam etmekten vs. cekinmeyen bir komutan..
falih rifki atay anilarinda;
“…m.kemal diktatörmüydü -sorusuna -uygulamasina bakilirsa evet” cevabini verir….”
Eee..
siz
önce igneyi kendinize sonra cuvaldizi baskasina batirin..
slm.
ahlak vaizi ile ahlak felsefesi arasında fark nedir?
Ebubekir, kimler batırmalı iğneyi kendisine?
ahlakı en çok savunanlardan birisi olan hz. muhammedin 6,7 yaşındaki kızlarla olan sapık ilişkilerine ne diyorsunuz, ya da evliyken başka kadınlarla zina yapmalarına ne diyorsunuz?
Muhammed 10 kişiyle evliyken Marya ile olan ilişkisine ne diyorsunuz?
Muhammed, evlatlığı Zeyd ile evliyken Zeynep’e göz koymuş mudur?
hoop, n’oluyoz?
bu konuları ,güvenilir kaynaklardan incele…
ben hiç öyle zinaya rastlamadım…
evlilik dışı zinaya hz.muhammedde….
Sn.Gamaro,
mealen söyle demistiniz bir yorumunuzda;
” ben kizima güveniyorum fakat disardakilere güvenmiyorum..”
!?
Ee demek ahlak olmadan olmuyor..
biri kapitalist ahlak tebligciligi yaparken bir digeri de teolojik ahlak tebligciligi yapiyor varmi bir fark ?
bir
dayatmadan bahsediyorsak eger o vakit sizin tarifinizi de bir dayatma olarak kabul etmemiz gerekir..
kaldiki
ahlak kurallari hangi IZM´ile aciklanirsa aciklansin kökeni vahiy´dir aksini iddia eden varsa buyursun..
O
“ic ses” (vicdan) zaten kisiyi ahlakli kilan ilahi bir nefes´tir ki ben ona vahiy diyorum..
O
“ic ses”ki (vicdan) isiten ve uyan´in dini bir kimlige mensup olmamasi bir eksiklik degildir öylede isitip de O ses´e uymayan kisinin müslüman,musevi,
hristiyan olmasinin bir anlami olmadigi gibi..
slm.
iskorpit
ACITTI
mi
he..
olur
o kadar
türk mali ho..
slm.
O “iç ses” ki (vicdan), mevzu bahis “beni kureyza” olunca, kuranda bir şey yazmıyor diyerek kıvıran bir “iç ses”.
xenix
Ebubekir, siz benim o yorumumu tam anlamamışsınız. Gerçi o zaman da açıklamıştım ama zararı yok, tekrar açıklayayım; Ben orada kendi düşüncemden değil, bilakis “kızıma güveniyorum ama dışardakilere güvenmiyorum” söylemini üretenlerin düşüncesindeki komediden (evet, komedi) bahsetmek istemiştim. İsterseniz tekrar bakabilirsiniz ilgili foruma. Ya da gerekirse, bir kez daha ve daha detaylı olarak da sunabilirim aynı komediyi.
İkincisi, teolojik ahlak savunuculuğu yapmak da elbette bir haktır. Ama bunu yapan kişi “yok aslında benimki daha başka birşey” demediği sürece elbette. Bence bütün yorumları tekrar gözden geçiriniz.
Sayın ali k, ben çok basit ve temel bir takım şeyler soruyorum size;
Sahip olduğunuz ahlak “felsefesi” ahlakın asıl sahibi olarak kimi görür?
Bir davranışın iyi veya kötü olduğunu belirlerken kullandığınız kriter ve öz nerden gelir? ( Değerlendirme açısından davranışın ilahi buyruk ile olan uyumluluğu belirleyici midir, değil midir?)
Bu değerlendirmede karar mercii kimdir, kimin otoritesi hakimdir?
Ahlak gibi, hukukun özü de üst bir evrene ait ilahi bir ide midir?
Yeryüzündeki hukuk yapıcılar bu ideyi gözetmeli midir?
vesaire..vesaire..
ali k yazdi;
“bu konuları ,güvenilir kaynaklardan incele…
ben hiç öyle zinaya rastlamadım…
evlilik dışı zinaya hz.muhammedde……..”
**
valla
bosuna ugrasma
bu cagdas mürid-an
“kargadan baska kus tanimaz” E klavuzu karga olanin burnu…..malum….”
ülkemizde iki esasli hizip var ayni kaynaktan beslenen gelenekciler ile reddiyeciler..
beslendigi kaynak ?
tezgahlarinda cagdas ve cagdisi “din(i)dar insan” yetistiren beyin yapicilarin uydurma rivayetler temelinde ürettikleri akla ziyan fertvalar ile doldurduklari fosiptik cukuru..
bu
“kirli kültür”ün
ülkemizdeki pazarlayicisi devlet bütcesinden destekli diyanet vs..
slm.
xenix yazdi;
“…O “iç ses” ki (vicdan), mevzu bahis “beni kureyza” olunca, kuranda bir şey yazmıyor diyerek kıvıran bir “iç ses”…….”
Qur´an da ne yaziyorsa O
digerleri beni baglamaz kabul etmek yada etmemek sizin tercihiniz..
kusura kalmayin ama kivirma falan yok sadece Qur´an disindaki kaynaga
bel baglayan reddiyeciler var E onlari memnun etmek icinde yazmiyorum zaten..
tatmin olmak isteyen ateist forumlara takilsin özellikle “sexy huri´rümuzuyla yazani tavsiye ederim..
slm.
Hani “iç ses” e ne oldu?? Kuranda yazanların dışındakileri kabul etmem diyorsun, “iç ses”iniz mi kısılıyor böyle durumlarda? O zaman benim “iç ses”im kuranla sınırlı yazın, biz de bilelim.
xenix
hayat ve varlık akümülasyonu içinde insan kendini konumlandırır…tüm insan dogasını varlık içinde kavrayan insan dünyası ahlaki duyarlılık kazanır…
hayat iradi-bilinçli ve amaçsal güzergaha akar…
tabi bu tanrısaldır…
insan sorumlulugunu duyumsar…
sorumlu davranış ahlaka tekabül eder..
sizin sordugunuz sorulara ortak cevap verirsem;
1.hayat iradeli ve amaçsaldır
2.insan varlık içinde kendini tanır
3sorumlu ve düzenleyici davranış geliştirir
tanrının konumu farklı olsada ,doga-insan ve tanrı arasında ilişki vardır…
bu bilinç insanda tahakkuk eder,erdemli davranış bu iç şuurdan dogar…
insan yabancısı olan bu alemdeyeryüzü cennetini kurmayı arar…
zulme karşı tepkide sona yaklaşıp zulmü ortadan kaldırınca ya kadar çalışır..
çünkü;akıl ve aşk ancak varlık bilinciyle kazanılır
tarihsel ve ilahi evrim neticesiyle bu karakter insana zerkedilmiştir…
Kusura bakmayın ali k, fili boyayınca zebra olmuyor.
metodum anlaşıldı umarım…
bir şeyi bir şeye boyadıgım yok….
ne alaka ?
konu
beni kurayza
Qur´an birebir olaya taraf..
rivayetlere göre 600 – 900 kisi öldürülmüs bu anlatilanlar dogru olsaydi Qur´an´da konuyla ilgili daha net aciklamalar olurdu..
Qur´an´in beyani disinda “seytan ücgeni” rivayetleri kaynak kabul etmedigimi kac kere yazdim..
sizin
“seytan ücgeni” disinda bir kaynaginiz,belgeniz varsa buyrun tartismaya devam edelim..
anlasilan
olayin tarafi olan Qur´an´in aciklamasi size yetmiyor tercih sizin yapacak birsey yok..
bence
“ic ses” ilahi bir nefestir yani vahiy..
siz
vahiy´i kabul etmediginize göre sizin “ic ses”iniz ateizm yada schamanizm ile mi SINIRli ?
“…”iç ses”iniz mi kısılıyor böyle durumlarda?….”
tabiki hayir..
fakat
m.kemal ve kemalizm ile ilgili yazismalarda “ic ses”inizin bayagi kisik ciktigi hatta hic cikmadigi ortada..
halbuki
delil ve kaynak sapasaglam
canli sahitleri de var arti ülkemize ve insanimiza kaybettirdikleri de inkari mümkün olmayan bir gercek..
örnegin
“Ülke Çözümleri” basligina atatürk ilkelerini cözüm olarak sunan cikmadi Bilgisev bile japonya örnegiyle yetindi..
mangalda kül birakmayanlar nerde acep ? demek bazilarinin “ic ses”leri kemalizm ile SINIRli..
slm.
hahaha yakından takip ediyorsunuz galiba, bu kadar ısrarla tavsiye ettiğinize göre.
Sevgili Ebubekir, M.Kemal ilim benim demedi ki. İlim nerde ise ona ulaşıp onu kullanmamızı önerdi. İlim de değişmeyen esaslara vurgu yaparak usulleri çağın gerektirdiği şekilde yönetmemizi önerdiği kanısındayım. Ayrıca M.Kemal’i kullananlarla anlayanlar arasındaki farkı görmek gerekir. Örneğin; Kadın anne özelliği taşır ancak onu meta olarak alıp satan erkek türleri var. Bu türlerin varlığı annenin varlığını meta yapmaz. M.Kemal’in önerilerine kulak asmayanların önerileri de tıpkı bu anne özelliğini hiçe sayarak onu meta yapanlar gibi bir durumdur.
Kuranın muhalif olmadığı tüm hadisleri geçerli saymıştınız. Beni kureyza ile ilgili hadislere (en güvenilir kaynaktan, El Ezher üniversitesinden, (bahsettiğiniz şeytan üçgeni ile alakası olmayan) ) Kuran muhaliflik yapmadığına göre, neden katılmıyorsunuz kaynaklara?
Bu arada ben şamanist değilim, kemalist değilim öyle bir varsayımınız olduğunu anladım yazdıklarınızdan.
Ülke çözümleri başlığında, şikayet etmeden çözüm yazamadınız sevgili bekir. Sizi çözüme beklerim. Her ülkenin sorunları var, ama onlar çözüme odaklı oldukları için (devamlı şikayet edipte hiç bir şey yapmamak gibi bir toplumsal zekaları yok) sorunlarını aşıyorlar. Bende sizi sorun çözmeye (var olan sorunları tespit etmenize değil) davet ediyorum. Eh tabi sorun çözme öngörünüz varsa. Size kalsa tüm kemalistleri öldürelim olsun bitsin bu iş diyeceksiniz ama olmuyor galiba…
xenix
Peygamberinin sex hikayelerini duyunca birdenbire neden kudurdun?
Kaynar suyada girince ciyak ciyak sesler çıkartan istakozlar gibisin ebubekir…
O değil miydi millete ahlak dersi veren, ve en çok ahlaksızlığı yapan…Ardından da cehalete ve bilgisizliğe sığınarak “hoop ayet” indirten…
Nerden geliyor üssteki sesler, vicdanından mı anlamadım gitti?
Yazı uzun olduğu için sana ve ali desidero dostuma link gönderiyorum, merak eden okur, kaynakları da aşağıda yazılı, şimdi sen inanmaz, video çekimlerini de istersin ama, ama o zamanlar yoktu biliyorsun, ayıp…xxxx…
link to turkforum.net
Yazının içinde en baba tefsizsiniz Elmalı’nın bile araştırması var.
Konu 1- Bu Marya-Muhammed muhabbeti, iyi incele, konu Kuran’da bile işlenmiş, şey Quran mıdrı neydi:)
Uydurmuyorum yani..!
Bunu oku, incele, nereye istersen de soruştur, ama en aliminnin son söz şu olacak: peygamberler de insandı, onlar da hata yapabilir, ki Kuran’daki Tahrim suresi bunun üzerinedir.
bu söze katılıyorum ancak, kişi hem tanrısal bir huruzda hata yapacak, hem de sürekli tanrısal bir vücudla hatalarını işlemeye Tanrı adına devam edecek, bir de sürekli ahlak üzerine insanlara öğütler verecek…(buraya dikkat!)
kusura bakma ama muhammed abinin uçkuru biraz uzunmuş…
Bunu iyice oku, ikinci “vahiy” geliyor, yolda…
biber acıdır dostum, gerçekler de…!
dikenlidir, mikenlidir ama, İskorpitten öpücükler…
sonra bir de şunu incele:
Senin şu sapık haci lardan…
bak nasilda anladin süper zekasin valla..
sizi tasavvuf ile ilgili bir yazinizdan dolayi elestirmistim isi taaa türkmüsün degilmisin absürdlügüne kadar götürmüstünüz dedik ya süper zeka..
selam
Teveccühünüz beyefendi
arkadas tenkit ettigin gelenekciler ile senin “reddiyeciler” aranda fark yok gidalandiginiz kaynak ayni “seytan ücgeni” batakligi..
verdigin örneklerin muhatabi sunlar olabilir;
tasavvuf ögretileri
sufilik
yunus emre
mevlana
rabbani
el arabi
diyanet
cüppeli hoca
türk islami
anadolu müslümanligi ( bilgisev´in buna benzer bir yorumu vardi)
angelyasam´in tabiriyle sizin öpücükleriniz bile naylon..
slm.
Evlilikleri
Hz. Peygamber, hemşehrileri arasında iffetli, şerefli ve namuslu bir şahsiyet olarak tanınıyordu. 25 yaşında iken, kendisinden yaşça büyük ve iki defa evlenip dul kalmış olan Hz. Hatice ile evlenmiş; onunla 25 yıl mutlu bir hayat geçirmiştir. Hz. Peygamber’in Hz. Hatice ile beraberliğinde göze çarpan en önemli husus, sıcak bir dostluk ve arkadaşlıktır. Hz. Peygamber Allah’tan aldığı vahyi gelip ilk defa ona anlatmış ve onunla paylaşmıştır. Hz. Hatice de kendisini anlayış ve olgunlukla karşılamıştır. Hz. Hatice’nin vefat ettiği yıl, Resûl-i Ekrem’in en çok üzüldüğü yıl olarak “Hüzün Yılı” tabiriyle anıldığını daha önce görmüştük. Hz. Peygamber onun sağlığında başka bir kadınla evlenmemiştir. Halbuki o dönemin örf ve adetleri çok kadınla evliliğe müsaitti. Hz. Hatice’nin vefatından sonra onun aziz hatırasına saygı duyarak, yaklaşık 2,5 yıl yalnız ve bekar olarak yaşadıktan sonra Sevde bint Zem’a ile evlenmiştir. Hz. Peygamber, cinsel tatmin peşinde olsaydı, geleneğe, gençliğine, Kureyş kabilesine mensup oluşuna ve özellikle bir peygamber olarak, kendisine tabi olanlardan gördüğü itibara bağlı olarak 54 yaşına kadar birkaç evlilik gerçekleştirebilirdi.
Mekke döneminde tek kadınla evli olan Hz. Peygamber çok kadınla Medine döneminde evlenmiştir. İlk defa çok evliliğe 53 veya 54 yaşlarında iken ayak atmıştır. Bu evliliklerin dinî, sosyal, ekonomik ve ahlâkî pekçok sebebi vardır. Buna ek olarak, Kur’an’ın çok evliliği sınırlayan hükümleri, Nisâ Sûresinin 3. ayeti, Medine döneminin sonlarına doğru ve Hz. Peygamber’in vefatından yaklaşık iki yıl önce nâzil olmuştur. Çok evliliği sınırlayan emirlerin gelmesinden önce evlilik konusunda eski örf geçerli idi. Arabistan’da çok kadınla evlilik normal olarak yaşanan bir hayat tarzıydı. Tarihçi İbn Habîb, İslâm’ın doğduğu sırada on hanımla evli olan çok sayıda şahsın isimlerini kaydetmektedir.[639] Aslında Hz. Peygamber de çok evliliği örf üzerine gerçekleştirmiş bulunuyordu. Dolayısıyla onun evlilikleri değerlendirilirken dönemin siyasal, sosyal ve kültürel şartları gözönünde bulundurulmalıdır. Çünkü kendi döneminde dostlarından ve düşmanlarından hiç kimse onu bu uygulamasından dolayı eleştirmemiştir.
Hz. Peygamber on bir hanımını bir arada nikahı altında bulundurmuştur; vefatı esnasında ise nikahı altında dokuz kadın vardı. Hz. Peygamber’in hanımlarının isimleri şöyledir: Hatice bint Huveylid; Sevde bint Zem’a; Aişe bint Ebû Bekir; Hafsa bint Ömer; Zeyneb bint Huzeyme; Ümmü Seleme; Zeyneb bint Cahş; Cüveyriye bint Hâris; Reyhâne bint Zeyd; Safiyye bint Huyey; Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyan; Mâriye; ve Meymûne bint Hâris. Ancak dokuz rakamına birkaç yılda değil, vefatına kadar geçen bir zaman diliminde ulaşılmıştır. Zeyneb bint Cahş ile beşinci, Reyhâne ve Cüveyriye ile altıncı, Safiyye, Ümmü Habîbe ve Meymûne ile yedinci hicrî yılda nikahlanmıştır. Bu hanımların çoğu çocuklu idi. Yani vefat etmiş olan eski kocalarından çocukları kalmıştı. Hz. Peygamber hanımlarına verilmesi gereken mehiri daha evlenirken ihmal etmemiş, hepsine dönemin örfüne göre mehir vermiştir. Ancak Safiyye’ye vermemiş, onu hürriyetine kavuşturmayı mehir olarak saymıştır.[640]
Hz. Peygamber, çok evliliği dört ile sınırlayan ayet nâzil olduktan sonra dörtten fazla kadınla evli bulunan sahâbîlerine dördünü seçip diğerlerini boşamalarını emretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de kendisine, evlendiği bütün kadınları nikahı altında tutma müsadesi verilmiştir.[641] Fakat bundan böyle başka kadınlarla evlenmesinin kendisine helâl olmadığı bildirilmiştir.[642] Resûl-i Ekrem’e özel olarak verilen bu müsadenin hukûkî, siyâsî, sosyal ve eğitimle ilgili çeşitli sebepleri vardır.
Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamber’in hanımlarının mü’minlerin anneleri oldukları ve mü’minlerin ondan sonra onun eşleriyle asla evlenemeyecekleri hükme bağlanmıştır.[643] Hz. Peygamber dokuza ulaşan hanımlarından dördünü tercih edip diğerlerini boşasaydı, bu hanımlarla başka birisi evlenemeyeceğine göre, boşamak onlar için zulüm olurdu.
İslâm toplumunun eğitilmesinde Hz. Peygamber’in evliliklerinin önemli yeri vardır. İslâm’ın, özellikle kadınlarla ilgili görüşlerinin çevreye yayılmasında Hz. Peygamber’in hanımlarının büyük katkısı olmuştur. Onlar, sahâbîlerin hanımlarının eğitimi için ellerinden gelen çabayı esirgememişlerdir. Mü’min kadınların eğitimiyle özellikle meşgul olup, İslâm’ı yayacak öğrenciler yetiştirmişlerdir.
Şüphesiz Hz. Peygamber’in bütün eşlerinin eğitim konusunda aynı seviyede oldukları söylenemez. Onların bir kısmı yaşlı, bir kısmı ise gençti. Fakat bu hususta Hz. Aişe’nin özel bir yeri vardır. Nitekim, Hz. Peygamber’in Hz. Aişe ile evliliğinde göze çarpan en önemli husus, bir hoca-talebe ilişkisidir. Hz. Aişe, o derece mükemmel yetişmiştir ki, Hz. Peygamber’den sonra onun evi, kadın-erkek, büyük-küçük birçok kimsenin huzuruna gelip kendisini dinlediği, soru sorup cevabını aldığı bir ilim ve irfan ocağı olmuştur. Hz. Peygamber zamanından itibaren kadınların eğitim ve öğretimiyle yakından meşgul olmuştur. Hz. Aişe, hem sahâbîlere ve hem de tâbiîlere, sonraki müctehit imamlara ışık tutacak bilgiler nakletmiştir. Hz. Peygamber’in sünnetini nakletmek ve açıklamakla kalmamış; aynı zamanda onun doğru anlaşılması hususunda ilmî tenkit zihniyetini de ortaya koymuştur. Sahâbîler arasında çok sayıda fetva vermesiyle ünlü olan yedi sahâbîden biridir. Hz. Peygamber’den 2210 hadis rivayet etmiştir. Hz. Peygamber’in diğer hanımları da 378 ila 5 arasında değişen sayılarda hadis rivayet etmişlerdir. Hz. Hafsa da okuma yazma bilen, zeki ve bilgili bir kadındı. İslâm’ın eğitim ve öğretiminde onun da hizmetleri olmuştur.
Hz. Peygamber’in evliliklerinden bazıları da fedâkar ve cefâkar Müslüman kadınları himaye, onları takdir etme ve itibarlarını koruma gayesine yönelikti. Mekke döneminde Müslüman olan bazı hanımlar işkenceye maruz kalmışlar, Habeşistan’a ve daha sonra Medine’ye göç etmişler, kocaları vefat etmiş; birkaç çocukları kalmıştı. Üstelik aileleri de Mekke’de henüz müşrik oldukları için onların yanına da dönemiyorlardı. Hz. Peygamber onları himaye ve çocuklarını da bakım altına almak istemiş, sonunda bunları nikahı altına almıştır. Sevde bint Zem’a, Zeyneb bint Huzeyme, Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe bu hususa örnek teşkil etmektedir.
Hz. Peygamber bazı evliliklerini, o hanımın kabilesini İslâm’a yaklaştırmak, onun kabilesi ile Müslümanlar arasındaki düşmanlığı gidermek, sahip olduğu mevkii korumak ve sahâbîler arasında doğabilecek kıskançlığın, kırgınlığın ve dedikoduların önüne geçmek için gerçekleştirmiştir. Cüveyriye ve Safiyye ile evliliği buna örnek gösterilir. Cüveyriye, Mustalik kabilesinin başkanı Hâris b. Ebû Dırâr’ın kızı idi. Mustalikoğulları Gazvesi’nde kocası ölmüş ve kendisi de Müslümanların eline esir düşmüştü. Fidyesi ödendikten sonra Hz. Peygamber’le evlenmiş; bunu duyan Müslümanlar, Hz. Peygamber’in hısımları kabul ettikleri Mustalik kabilesine mensup diğer esirleri de serbest bırakmışlardır. Bu evliliğin Mustalik kabilesi ile Müslümanlar arasındaki düşmanlığı giderdiği ve bu evlilikteki asıl hedefin adı geçen kabileyi İslâm’a yaklaştırmak olduğu anlaşılmaktadır. Mustalikoğullarının bu evlilikten sonra İslâm’ı kabul etmeleri de bunu göstermektedir. Safiyye de Hayber Gazvesi’nde esir alınanlar arasında bulunuyordu. Kendisi Yahudi başkanlarından Huyey b. Ahtab’ın kızıydı. Hz. Peygamber aradaki kin ve nefreti ortadan kaldırmak maksadıyla bunlarla akrabalık kurmuş ve Safiyye ile evlenmiştir.
Hz. Peygamber’in bazı evlilikleri de yeni İslâmî bir hükmün topluma kazandırılması amacını taşıyordu. Zeyneb bint Cahş ile evliliği buna örnektir. Zeyneb’in ilk kocası Hz. Peygamber’in azatlı kölesi ve evlatlığı Zeyd b. Harise idi. Hz. Peygamber, aynı zamanda halasının kızı olan Zeyneb’i Zeyd ile bizzat kendisi evlendirmişti. Zeyd azatlı bir köle idi. Eski Arap geleneğine göre asîl bir kadın bir köle ile evlenemezdi. Halbuki İslâmiyet bütün insanları yaratılış bakımından eşit sayıyordu. Bu sebeple Resûl-i Ekrem, eski gelenek ve anlayışın ortadan kaldırılmasını önce kendi akrabası arasında uygulamaya başladı. Böylece eski an’ane yıkılmış oluyordu. Fakat Zeyd ile Zeyneb mutlu bir aile hayatı yaşayamadılar. Zeyd, Hz. Peygamber’e müracaat ederek karısını boşamak istediğini söyledi. Hz. Peygamber bundan çok müteessir oldu. Kur’an-ı Kerim’de Zeyd ile Zeyneb arasında gerçekleşen bu evliliğin devamını sağlamak için Peygamber’in takındığı olumlu tavır anlatılmaktadır. Nitekim o Zeyd’e “Hanımını tut (boşama) ve Allah’tan kork!”[644] diyordu. Ancak geçimsizlik son haddine vardığı için Zeyd karısı Zeyneb’i boşamak zorunda kaldı. Câhiliye döneminde evlatlık, öz evlat gibi muamele görüyor ve öz evladın bütün haklarına sahip bulunuyordu. Geleneğe göre evlatlığın boşadığı hanımla evlenmek babalığa yasaktı. İslâmiyet bu geleneği kaldırdı ve evlatlığı sadece din kardeşi olarak kabul etti. Evlatlığın boşadığı kadını nikahlamayı manevî babalara helal kıldı. Hz. Peygamber, hem Zeyneb’in ve hem de akrabasının isteği üzerine onu nikahladı. İddia edildiği gibi Hz. Peygamber Zeyneb’in güzelliğine hayran kaldığı için evlenmiş değildir. Zeyneb onun halasının kızıydı. Onu her zaman görüyordu. Şayet isteseydi onunla Zeyd’den önce kendisi evlenebilirdi.
Hz. Peygamber’in bazı evlilikleri, yakın dostları, çevresi ile irtibatının, evlilik yoluyla kurulan akrabalıkla güçlenmesine yönelik idi. Mesela Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Aişe ve Hz. Ömer’in kızı Hafsa ile evliliği buna örnek gösterilebilir.[645]
3- Çocukları
Hz. Peygamber’in Hz. Hatice’den iki erkek ve dört kız çocuğu dünyaya gelmiştir. İlk çocuğu Kâsım iki yaşında, Abdullah da küçük yaşta iken vefat etmiştir. Abdullah adlı çocuğuna aynı zamanda Tayyib ve Tâhir denildiği nakledilmektedir.[646] Bunların dışında Medine döneminde Mısır’lı Mâriye’den İbrahim adlı oğlu olmuştur. Kızlarının doğum sırası konusunda ihtilaf bulunmakla birlikte genellikle, Zeyneb, Rukıye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma şeklinde olduğu kabul edilmektedir.
Zeyneb: Hz. Peygamber’in ikinci çocuğu ve kızlarının en büyüğüdür. Babası otuz yaşında iken dünyaya geldiği nakledilmektedir. Hz. Hatice’nin arzusu üzerine Hz. Peygamber Zeyneb’i teyzesinin oğlu Ebü’l-Âs b. Rebi’ ile evlendirmiştir. Bu evlilikten Zeyneb’in Ali ve Ümâme adlı iki çocuğu dünyaya gelmiştir. Zeyneb, babasına peygamberlik gelince annesi ile birlikte İslâmiyet’i kabul etmiştir. Kocası Ebü’l-Âs ise o dönemde iman etmemiş; ancak müslüman olan hanımı ile beraber yaşamaktan da vazgeçmemiştir. Bu şekilde evlilikleri Bedir savaşına kadar devam etmiştir. Hz. Peygamber Medine’ye hicret edince, ailesi ile birlikte kızı Zeyneb’i de Mekke’den getirtmek istemiş ancak kocası ondan ayrılmak istememiştir.
Bu arada Ebü’l-Âs, müşrikler safında katıldığı Bedir savaşında esir düşmüş, Zeyneb, kocasının fidyesi olarak bir miktar malla birlikte annesinin kendisine evlenirken çeyiz olarak verdiği gerdanlığı göndermiştir. Hz. Peygamber gerdanlığı iade ederek Ebül-Âs’ı serbest bırakmıştır. Ancak ondan, kızını çocukları ile birlikte Medine’ye göndermesini istemiş ve bu konuda kendisinden söz almıştır. Ebü’l-Âs sözünü tutarak Zeyneb’i ve çocuklarını Medine’ye göndermek üzere yola çıkarmıştır. O sırada hamile olan Zeyneb, Mekke’de Zî Tuvâ adlı yerde, henüz İslam’ı kabul etmemiş bulunan Hebbâr b. Esved’in saldırısı sonucu deveden düşmüş ve çocuğunu düşürmüştür. Bu olay sonucu yakalandığı hastalık ilerleyerek hicrî 8. yılda onun ölümüne sebep olmuştur.[647] Olaydan sonra Mekke’ye dönmüştür. Bu arada Hz. Peygamber onu getirmek için Zeyd b. Hârise’yi ve ensardan bir şahsı Bedir savaşından bir ay kadar sonra Mescid-i Haram’a 10 km. uzaklıkta bulunan Batn-ı Ye’cec’e kadar göndermiş, Zeyneb de yanında çocukları olduğu halde bu ikisi ile birlikte Medine’ye gelmiş ve Hz. Peygamber’in yanında yaşamaya başlamıştır.
Diğer taraftan Ebü’l-Âs, hicretin 6. yılında müşriklere ait bir kervanla gittiği Suriye’den dönerken İs mevkiinde karşılaştığı İslâm askerî birliği tarafından Medine’ye getirilmiş ve İslâmiyet’i kabul etmiştir. Hz. Peygamber Zeyneb’i eski kocası ile tekrar evlendirmiştir.[648] Zeyneb, Ebü’l-Âs’la gerçekleşen bu ikinci evliliğinden kısa süre sonra hicretin 8. yılında, vefat etmiştir. Çocuklarından Ali, Mekke’nin fethinden sonra ölmüştür. Kızı Ümâme ise, teyzesi Fâtıma’nın vefatından sonra Hz. Ali ile, onun şehit edilmesinden sonra da Muğîre b. Nevfel ile evlenmiş ve onun nikahında iken vefat etmiştir. Ümâme’nin bu kocasından Yahya adında bir çocuğunun dünyaya geldiği söylenir.[649] Biraz sonra görüleceği üzere diğer iki kız kardeşi Rukiye ve Ümmü Gülsüm gibi Zeyneb’in nesli de devam etmemiştir.[650]
Rukıye (Rukayye): Babası otuz üç yaşındayken dünyaya geldiği kaydedilir. Rukıye, Ebû Leheb’in oğlu Utbe ile, biraz sonra bahsedilecek olan Ümmü Gülsüm de Uteybe ile nikahlandı. Hemen bütün güvenilir kaynaklar, Hz. Peygamber’in bu iki kızının Ebû Leheb’in oğullarıyla zifafa girmedikleri konusunda müttefiktirler. Ebû Leheb ve hanımı, kendilerinin İslâm’a karşı tutumlarını yeren Tebbet Sûresi’nin nâzil olması ve aynı zamanda Rukıye ve Ümmü Gülsüm’ün İslâm’ı kabul etmeleri üzerine, oğullarını Hz. Peygamber’in kızlarından ayrılmaya zorladılar. Neticede her ikisi de ayrıldı. Bundan sonra Hz. Peygamber Rukıye’yi Hz. Osman ile evlendirdi. Rukıye kocasıyla birlikte Habeşistan hicretine katıldı. Daha sonra Mekke’ye dönerek Medine’ye hicret etti ve burada yaşamaya başladı. Hicretin 2. yılında Bedir seferi hazırlıkları esnasında kızamığa yakalandı. Hz. Peygamber, Hz. Osman’ı sefere götürmedi ve hasta hanımıyla ilgilenmesi için Medine’de bıraktı. Ancak Rukıye, Hz. Peygamber seferde iken vefat etti. Hz. Osman’dan dünyaya gelen Abdullah adındaki oğlu iki veya altı yaşında iken vefat etti.[651]
Ümmü Gülsüm: Rukıye’den küçük olduğuna göre, babası otuz dört yaşın üzerinde iken dünyaya gelmiş olmalıdır. Yukarıda da geçtiği gibi Ebû Leheb’in oğullarından Uteybe ile nikahlandı. Annesinin ve babasının zorlaması sonucu Uteybe Ümmü Gülsüm’ü boşadı. Ümmü Gülsüm hicrete kadar babasının evinde yaşadı. Kızkardeşi Fâtıma ve Hz. Peygamber’in diğer aile fertleriyle birlikte Medine’ye hicret etti. Ablası Rukıye’nin vefatından bir müddet sonra hicretin 3. yılında Hz. Osman’la evlendirildi. Hicretin 9. yılında vefat etti. Ümmü Gülsüm’ün çocuğu olmadı. Onun vefatı üzerine Hz. Peygamber “bir üçüncü (bazı rivayetlerde on) kızım olsaydı yine Osman’la nikahlardım” demiştir.[652]
Fâtıma: Hz. Peygamber’in kızlarının en küçüğüdür. Doğum tarihi konusunda ihtilaf bulunmakla birlikte, genel kabul, birincisi ağırlıklı olmak üzere 609 ve 605 yıllarında yoğunlaşmaktadır. Kaynaklarımızda onun çocukluk ve gençlik yıllarıyla ilgili bilgiler azdır. Başından geçen olaylardan birisi şöyledir: Bir gün Hz. Peygamber Kâbe’nin yanında namaz kılarken secdeye vardığında müşrikler bir koyunun iç organlarını sırtına koyarlar. Hz. Peygamber secdeden başını kaldıramaz. Bu sırada Fâtıma gelip babasının üzerindekileri atar ve müşriklere çıkışır.[653]
Hz. Fâtıma, babasının hicretinden bir müddet sonra, içlerinde kızkardeşi Ümmü Gülsüm ve Hz. Ebû Bekir’in ailesinin de bulunduğu bir kafile ile birlikte Medine’ye hicret etti. Bir müddet sonra Hz. Ali onu babasından istedi. Hz. Peygamber kızının görüşünü alarak[654] hicretin 2. yılında Fâtıma’yı Hz. Ali ile evlendirdi. Hz. Fâtıma, evlendikten bir yıl kadar sonra ilk çocuğu Hasan’ı, ondan bir yıl sonra da ikinci çocuğu Hüseyin’i dünyaya getirdi. Daha sonraki yıllarda Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adlı kızları ile Muhsin (veya Muhassin) adlı oğlu dünyaya geldi. Ancak bu sonuncusu küçükken vefat etti. Hz. Fâtıma’nın İslâm kültüründe ünlü olduğu hususlardan birisi sağlık ve sosyal yardım alanlarındaki hizmetleridir. Nitekim Uhud savaşında gazilere su ve yiyecek taşımış, yaralıları tedavi etmiş, babasının yüzündeki kanları temizlemiştir. Hz. Peygamber’in vefatına çok üzülmüş ve ondan altı ay kadar sonra vefat etmiştir. Hz. Peygamber’in nesli Fâtıma’nın çocukları vasıtasıyla devam etmiştir.[655]
İbrahim: Hz. Peygamber’in Mısır’lı Mâriye’den olma oğludur. Hicrî 8. yılda dünyaya gelmiştir. Hz. Peygamber İbrahim’in doğumu üzerine Mâriye’yi hürriyetine kavuşturmuş ve çocuğu da sütanneye vermiştir. İbrahim henüz iki yaşını doldurmadan hicretin 10. yılında hastalanarak vefat etmiştir.[656]
Görüldüğü üzere Hz. Peygamber’in çocukları genç yaşlarda vefat etmişlerdir. Başta kızları olmak üzere çocuklarının vefatları esnasındaki yaşları konusunda kaynaklarda farklı kayıtlar mevcuttur. Bu husus Endülüs’lü ünlü âlim İbn Hazm’ın da ilgisini çekmiş ve Peygamber’in kızlarından hiçbirinin 35 yaşını geçmediğini, Fâtıma’nın vefat ettiğinde 25 yaşında, Rukıye’nin de o civarda, Ümmü Gülsüm’ün 22 yaşında olduğunu belirtmiş, Zeyneb’in de genç yaşta vefat ettiğini kaydetmekle yetinmiştir.[
batı ülkelerindeki devrimciler,milliyetçiler,demokratlar,hıristiyanlar;hep evrensellik peşindeler…
islam adına öncü bir devrimci ise ne hakaretlere ugruyor?
hz muhammedin yanlış anlaşıldıgına yüzde yüz katılıyorum…
Şehvetle sulanmış beyinler için gerçek yoktur. Dincilerdir, şehvetlerinin öfkesidir. Muhafazakardırlar, ezikliklerinin en erkeksi ortaya çıkışıdır. Sadece KADIN üzerinden düşünürler. Onlar için DİN bundan başka hiç birşey değildir.
Ahlak dedikleri de budur: Sadece şehveti içerir, basitçe ahlakın dürüstlük olabileceği akıllarına gelmez, içinde ipe sapa gelmez, saçmasapan bilgilerin olduğu güya kutsal kitabın ardına sığınırlar. Sığınırlar zira yapamadıklarının izahıdır o kitap. Cennet tasvirinin bile -kim ne derse desin- şehvet dolu, seksten başka birşey yapılmayan acayip bir yer olduğunu düşünemezler. O kokuşmuş arzularının ifadesidir o cennet…
Kötü bakışlar içinde, kokuşmuş iç dünyalarına parfüm sürmek kaygısı içinde saldıracak yer ararlar. Biz de parfüm yok canımcım bizler senin kokunu taaa burdan alabiliyoruz. Muktediriz yalanlarınıza… Bize söylediğiniz değil kendi dünyanıza söylediğiniz iç çekişleri, haseti, sanat’a ve modern kadına duyduğunuz korkunç öfkeyi görebiliriz. Tüm bunlar bu yüzdendir. Siz dinciler bizim gördüğümüzü bildiğiniz için saldırırsınız. Bitmek bilmez nefretinizin izahıdır. Nefretiniz insanlığadır. Diğerlerinedir. Sizden değillerdir çünkü siz değillerdir. Cinsel hayatın insan üzerindekini önemini anlamayacak kadar ebleklerdir. Eziklerinin örtüsü ardına sığındıkları kutsaliyettir.
Abdülhamit’in muhaliflerini defetmek için kurduğu JURNAL ordusundan tutun da, tüm padişahların bir orduya yetecek kadını haremlerine almalarından başka düşünecek tutunacak dalları da yoktur. Batı ahlaksızdır fakat AB kriterleri geçerlidir. Bu ne dallamaca bir tespittir. Batının şekli ve şemali, dayanağı SANATIDIR ey zurnacı… Rousseau bile aynı tuzağa düşer : Sanat bizi bozdu der önceden iyiydik. Hayır önceden savaşan hiçlerdiniz.
Ali K. isimli oyuncunun saçmaladığı gibi – Bence felsefenin F’sinden bihaber- Marx islamla hiç ilgilenmemiştir. Evet dinlerle ilgilenmiştir. Gericiler demiştir. Toplumsal gerçekliği şehvetle karıştıran gericiler… Ruhu evcilleştiren, insanı dönüştüren ve insan yapan, sanata dönük eylemsizlikleri hayret vericidir ve hatta nefretleri vardır. Onlara göre sanatçı kadın olursa orospu erkek olursa bohemdir.
Ebubekir demiş : Peygamberin eylemleri (kadın almaları) geleneğin çöplüğüdür. Hayır hayır hayır. GERÇEKTİR. 9 KADINI ve birçok cariyesi vardır. Bunun adı gene ve gene şehvettir.
Savaşa giderken bile yanına kadın aldığını niye yazmadın ?
Alıntılara sığınmış… Hani geleneğin çöplüğü idi… Doğru mu şimdi bu alıntı ?
xenix yazdi;
“Kuranın muhalif olmadığı tüm hadisleri geçerli saymıştınız. Beni kureyza ile ilgili hadislere (en güvenilir kaynaktan, El Ezher üniversitesinden, (bahsettiğiniz şeytan üçgeni ile alakası olmayan) ) Kuran muhaliflik yapmadığına göre, neden katılmıyorsunuz kaynaklara?…”
el ezher = diyanet
diyanetin kaynaklari ne kadar güvenilir degilse el ezher de tipkisinin aynisi..
bu ikili-nin referans aldiklari kaynak “seytan ücgeni” kabala ögretileri ile israiliyat harafeleri..
el ezher´in bizdeki gelenekci/mezhepci diyanet yapilanmasindan farkli oldugunu düsünüyorsaniz yanlista israr etmeye devam edin..
**
“Eh tabi sorun çözme öngörünüz varsa…”
aslinda
ilk yazimdan bugüne dile getirdiklerimin icinde bu isin cözümü var..
kisaca
azami özgürlük
uygar dünya standart/norm ve AB kriterleri ..
demek görmek istemedimi görmüyor insan yapacak birsey yok..
**
“Size kalsa tüm kemalistleri öldürelim olsun bitsin bu iş diyeceksiniz ama olmuyor galiba…”
ama demiyorum..
yanilmiyorsam bir yazinizda “idam cezasi” uygulansin demistiniz evet zulmü ve katliami tespit edilen kisiler ölüm cezasina captirilsin..
**
bazilarinin sinir uclari zipliyor kemalist devletin yani cakma sistemin sucunu dile getiriyorum diye..
halbuki o suc-larin bertaraf edilmesi zaten “cözüm”ün kendisi..
maddi ve manevi iskence yapan devletin iskenceciligini
suratina carpmiyacaksin
acikca dile getirmiyeceksin
“kol kirilir,yen icinde kalir” diyeceksin Ee ne farkin kaldi “herkes”ten ?
ve
tabi
hesabi sorulmayan zulümden devlet nicin vazgecsin ?
slm.
Ahlaksızlık size göre;Sözde kılıfına uydurma işidir. Yani her şey haramdır.Ama aynı zamanda her şey caizdir.
Mesela zina caizdir. Ama kılıfına uydurmak gerekir.Hoşunuza giden bir kadın ile muta nikahı kıyılır.Birşeyler yaşadıktan sonra da boşanılır.
Mesela; sübyancılık da caizdir. Ama kılıfına uydurmak gerekir. 9 yaşındaki bir kızı arzulayabilirsiniz. Hemen gidip babasından alır, imamın karşısına oturtup nikahlı eşiniz yaparsınız.
Sonra cinayet işlemek, insanları katletmek de caizdir. Ama kılıfına uydurmak gerekir. Mesela; zina yaptı diye bir kadını taş atarak öldürebilirsiniz. Ya da allah adına savaşa çıkıp önünüze geleni kesebilirsiniz.
Sonra dolandırıcılık da caizdir. Ama kılıfına uydurmak gerekir. Allah adına para toplayabilirsiniz, cami yaptıracağım diyebilirsiniz, cennetten arsa satabilirsiniz, istemem deyip yan cebinizi gösterebilirsiniz.
Aynada, kendini görmeyip baskalarına laf uzatandır. Ahlaksız..!
Kuran ve hadisler çelişmiyor gibi geliyor bu konularda. Artık diyanet, El Ezher, araplar ve milyar müslüman yanlış biliyor doğrusunu ben biliyorum demek ne kadar doğru bilmiyorum.
Fakat Kuran’da ki ayetlerle Muhammed’in yaptıkları ve anlatılanlar arasında bir çelişki göremiyorum. Zaten daha önce de söylemiştim. İki tane Kuran var diye.
Felsefi Kuran (Müslümanların dayanak bulduğu, Medine’ye göçten evvelki, Muhammed ve tarafları zayıf iken yazılan Kuran)
Siyasi Kuran (Medine’den sonra çetecilik faaliyetleriyle zenginleşen müslümanların idaresi için yazılan Kuran)
Çözüm önerinize gelirsek AB standartı olsun bitsin demekle olmuyor bu iş. Adamlar 300 yıl önce İncil i kendi dillerine çevirip içinde ki ayetlerle (vahiyle) yönetilmemeleri gerektiğini bulmuşlar. Bizde Kuran daha o beğenmediğiniz Cumhuriyet döneminde (80 yıl) Türkçe’ye çevrildi. Yeni yeni uğraşıyoruz işte orda bizi ilgilendiren pek bişey yazmadığını sizlere anlatmaya.
xenix
acil şu konularda detaylı bilinç gerekiyor
1.varlık-doga-allah arasındaki nitelik ve nicelik ilişkisi
2.insanbilim
3,tarihsellik ve tarih felsefesi
4.kuran ve kitap kavramının içerigi
5.fıkıh ve öz-nesne diyalektiği
maleesef anadolu toplumu bu sıkıntıları aşamıyor..
eyvah bize vah bize…
şimdi muhammedi risalet in yeri bu baglamdadır…muhammedin bütünlügü vardır,nedir kastı;
tevhid
nübüvvet
adalet
ahiret
ögretileridir….
bu baglamda ,marksizm-eksisyantalizm-faşizm-kapitalizm ile karşılaştırarak;özellikle;insan ve tarih felsefesi açısından diyalektiğini tanımak mühimdir…
bu adam kadın sömürüsü yapabilirmi…
hangi cemaat yada toplum onun müdafiliğini yapıyorsa bu baglamdan hareket etmeli ve yanıt bulmalıdır….
fkhi sorunsallar ancak böylece aşılabilir..
her şeyden önce tüm zamanlar içinde bizim konumumuz nedir?
batı veya hint-çin-rus-türk-kürt hangi konumla baglantılıdır?
muhammed yanlış yapmışşsa ki bence hiç bir gösterge yoktur…biz diyalektiğimizden vazmı geçelim….
hegel veya marks nihayetinde tanrısal zihni sorunlaştırmadılarmı diyalektiklerinde….
tanrı yasaları ve peygamberlik ve ahlak felsefesi deyince kesitlik ve tarihsellik içimde yıgılıyoruz….
şimdi maoizm deyince;maonun cinsel yaşamımı bizim için asıldır?
islamın getirdiğiğ yasal evlilik ve cariye fıkhıdır…
bunlar asrımızda geçmiş fıkhın uygulamaları ise;takip etmek usulen doğrumudur?
insanlık ve ahlak bölgesel olabilirmi?
bunu peygamber yapmıştır diyorsunuz….
onun konumunu insanlıgın eşitliğinden ayırmıyorum ama;siyasi önder olarak;ahlaka mugayyir bir hareket olmamak üzere;zihin ve eylem tercihlerinde önderliğin getirdiği bir takım yönelişler olabilir….
kardeşler;
tarihsel dönüşüm ,evrim ve devrimimizi biz;kendi kültür ve inanç tipimize göre yapmalıyız….
batılılar bize güler…
şimdi fransız ink.nın
ing.sanayi devriminin
alm.felsefesinin
gelişme şartaları kendi tarihselliklerindedir….
komünizm-nasyonalizm-anarşizm-devrim-liberalizm…
biz kendi kavram ve dilimizi nasıl oluşturacagız…
tarih ve insan bilimleri ile….
xenix;sana 2 örnek verecegim ali şeriati ve muhammed ikbal sahasında tektirler….
ali şeriatiye marksist ,ikbalede hegelist derler….
halbuki çok özgün yorumları vardır….
islam dünyasında bilim felsefesi-varoluş felsefesi-marksist felsefeyi aşacak çalışmalar var ama az…
ama öbürlerinden çok bunlar tesir bıraktılar…
şimdi bana türkiyede eksisyantalizmi ve marksizmi gerçek tahlillerle aşan 5 islam aydını göster…
yok…
cemil meriç,n.topçu;ali şeriatinin yorumları karşısında cılız kalıyor….
islam toplumunun geriliği islamdan degildir,tarihselliklerindedir…
ali şeriati derki;ayette tabiat gibi bir fenomendir…
kuran ayetleri deyince ne anlıyoruz?
varlık ve hayat akümülasyonunun öncünün zihin ve eylemlerinde ortaya çıkması…
öncünün ona göre fıkıhlaştırması…
Allahın vahyi bu baglamdadır…
kuran ayetlerini fenomenolojik düzeyde inceleyen kim var?
yoksa demekki kendilerini yetiştirmemişler…
ya geçmişi,yada batıyı taklit etmişler…
islam böylemi anlaşılr….
önce kesitsel delillerini ortaya koyarsın batı modernizmin yaptığı…
tek tek bu kavramları bir akılda birleştirirsin…islam….
ben yukarıda troçkizm,leninizm,anarşizm,guevera,markstan örnek verdim bu baglamda…
ben buraya tarih yapan büyük simalar içeriğinde bir yazı göndermiştim ama yine aynı yere takıldık…
aşama kaydedemedik…
sen niye kitlelere bakarsın…sen öncü numunelere bak…
batıda döneminin lutheri tekti….
islam dünyasında tüm zamanlarda bir Ali!!! daha göster…
kardeşler;
emperyalistler akıl oyunlarıyla bizi maymuna çevirdiler(kişisel demiyorum-toplumsal)
halbuki kendi anlayışlarını koruyarak,sürekli devrim yapıyorlar….
en ilerici komünist ile,en ilerici liberal ya markscı ya weberci
onları aşacak bir tane anadolu tespiti varmı bu zamanda?
üstünkörü veya taklitçi….
onlar kim
kurnaz ve intikamcı
Alla sen ne diyosun ali k.:)) Nerden yayın yapıyorsun? Hangi kanal?
“Şeytan üçgeni” bataklığından beslenelere laf söyleyene bak! yahu geçenlerde Yunus Emre’den dörtlük yazan kimdi?
Yalanlarından ve oyunlarından buram buram öfke kokuyor:)
ne yalanı ne oyunu yahu….
ne deyim şimdi ben…
bilgi-varlık ve yöntemimi yeni baştanmı anlatayım?
ahlak vicdan´in (ic ses) RET etmedigi evrensel dogru´nun adidir
siz ise vicdansizlardan örnek verip duruyorsunuz halbuki kötü emsal olmaz..
Qur´an´in onayladigi söz ve iki örnek;
“..İyilik
-güzel huydur
-Günah
-vicdanını rahatsız eden
-içinde sakladığın ve insanların duymasından hoşlanmadığın şeydir…”
(Muhammed)
“..Doğru davranmak için şu beş şeyi yapma
-yalan
-zina
-adam öldürmek
-hırsızlık
-içki içmek…”
(Konfüçyüs).
bilge insanlarin söz deposu ortak vicdan (ic ses/vahiy) ile catismayan SÖZ-lerle dolu fakat ahlaksiz cakal-larin söz deposu da bos degil
tercih size kalmis..
kötü emsalleri alip ortalarda nutuk cekmek makbul bir zeka olmasa gerek..
**
“..Mesela; zina yaptı diye bir kadını taş atarak öldürebilirsiniz..”
!?
Efsunn
iftira ediyorsunuz..
RECM´in Qur´an da oldugunu ispat etmekle mükellefsiniz..
nitekim
ahlaksiz iftira edendir hemde önde gideni..
slm.
masal benim yazimi ali k´nin yazdigini saniyor,karistirmis olur böyle seyler insanlik hali..
ben genel geçer dünyanın bugünkü nesnel yapısını oluşturan argumanlardan bahsediyorum…
Ali k. ilk cümlem sizin için, ikinci cümle ise ebubekir için yazılmıştır.
Sizin beyniniz sürekli bişeyler uydurmaktan karışmış:))
benim dagarcığımda uydurma yok….
parça kavramlar nasıl ve hangi yöntemle bütünleştirilir ve içerik nasıl oluşur?
mühim degil,bana bir başkasına söylemeniz..
ben burada bir yöntem çiziyorum…
bu yöntemin sakatlıkları nerde?
tabiattan kalkarak ,olması gerekene varmaya çalışıyorum…
antropolojiden daha dogrusu;insanbilimden hareket ediyorum
insan ve bilim
bilime konu olan insan ile
bunun üzerine bina edilmesi gereken öz
bu konuda genel olarak tasvip ettiğim
hizmet ve ıslah-ali şeriati
makalesini incelemenizi tavsiye ederim
xenix yazdi;
“..Kuran ve hadisler çelişmiyor gibi geliyor….” !?
E cüppeli hoca da ayni fikirde..
**
“..Fakat Kuran’da ki ayetlerle Muhammed’in yaptıkları ve anlatılanlar arasında bir çelişki göremiyorum…”
celismiyor elbette celisenler de zaten ona ait degil..
**
“..Çözüm önerinize gelirsek AB standartı olsun bitsin demekle olmuyor bu iş..”
peki
oldu bitti´ye getirin diyen mi var ?
hatirlatma hedefe varmak icin ilk adim önemli..
**
“..Adamlar 300 yıl önce İncil i kendi dillerine çevirip içinde ki ayetlerle (vahiyle) yönetilmemeleri gerektiğini bulmuşlar….”
o adamlar kilisenin temsil ettigi “tapinak dini” yani dinin afyon yüzüne baskaldirmis ve vahye uyarak sizin dahi gipta ettiginiz noktaya gelmislerdir..
baskaldiriya konu olan “absürd din” anlayisinin kaynaklarini arastirdiginizda “seytan ücgeni”dedigim rivayet ve kabala ögretilerini bulacaksiniz..
o adamlarin yaptiklarini dogru (ki dogru) buluyorsaniz benim vahiy disi referans kabul etmeyisimin nedenini de anlamis olmaniz gerekir..
**
“..Yeni yeni uğraşıyoruz işte orda bizi ilgilendiren pek bişey yazmadığını sizlere anlatmaya….”
Qur´an sizi ilgilendirmeyebilir bu sizi baglar
vahiy de zaten sadece bir teklif..
lütfen
bizim icin kendinizi helak etmeyin..
slm.
Ali k, bakın bütün samimiyetimle söylüyorum, hiç birşey anlamıyorum ben anlattıklarınızdan. Sadece anlamamak değil, öyle iddaa ettiğiniz gibi yeni ve sıradışı bir yöntem-metodoloji filan da göremiyorum. Gördüğüm tek şey, birbiri içerisine bohçalanıp durmuş cümleler yığını. Ayrıca bunca filozofla aynı masaya oturup, Hegel’inden Marks’ına kadar hepsine taş çektirirken sizi okeye döndüren şey nasıl bir “akumülasyon” dur, onu da anlayabilmiş değilim.Yani bir garip Gamaro olarak daha ötesi vallahi de billahi de yok bende ali k.
[Rahmetli anneannem evindeki her nesnenin üzerine bir örtü serenlerden pek haz etmezdi. Ama bi de bu işi iyice abartanlar vardı ki, onları gördümü hepten dellenirdi. Bu arada anneannem için kendisini sinirlendiren herkesin adı “halime”ydi. Zaten o da öyle derdi, “Halime” derdi, “bezin üstü bezle örtülür mü hiç?” ]
gamaro kusura bakma …
maalesef toplumumuzun durumu bu….
ben sadece hegel -marksı çözümlemiyorum…
platon-sokrat-aristo-ilkçag düşüncesi-ortaçag-islam düşüncesi-eksisyantalizm-anarşizm-nasyonalizm-enternasyonalizm-modern düşünceler
insanbilim
tarih felsefesi
ahlak felsefesi
siyaset-hukuk felsefesi
ekonomik düşünce tarihi
v.s kalkarak;somut ve nesnel aynı zamanda bir ütopya barındıran anlayışın temellerindenbahsediyorum…
tek tek tüm ifadelerime bak…
hem marksizm-liberalizm-islam-hepsini tek boyuttan sistemleştitdiğimi göreceksin…
şu yazılarıma bak
tarihsel cebr….iyi anlayın
kasıt ve polemik
insanbilim-sivil düşüncede konuk yazar bölümünde 9 yazı halinde
bakın ne sonuçlar var?
2.bu anlayışta düzeyde demeyecegim;bana bir kaç düşünür ismi verebilirmisin
özür dilerim…
ivedi yazdım ..ama özü var…..
dünyadaki insan bilim teorisyenleri ile kıyasla
cassirer
ulug nutku
takyettin mengüşoglu
hartman
scheler
hegel
marks
engels
ali şeriati
muhammed ikbal
hegel
platon
sokrat
mevlana
ibni arabi
rousseau
hobbes
ın insan felsefesi ile kıyaslayıver özgünmü degilmi?
tekrar özür…samimice bak..hakarete ve sinire düşmeden sakince bak..nereleri nasıl anlatıyorum…
Yeminle ben çok anlamak istiyorum seni Ali K. Ama neden anlayamıyorum bilmiyorum. Yavaş yavaş gidelim, soru cevap şeklinde belki öyle anlayabilirim. Ama artık bu başlık çok uzadı ve karıştı. Başka bir başlıkta inşallah.
Sevgili bekir yazmış.
Olur mu bekir. Sen yanmazsan, ben yanmazsam nasıl çıkar bu karanlıklar aydınlığa. Belki Almanya’dan bakıldığında bir teklif gibi görülebilir ama burda biliyorsun otellerde yakıyorlar bu teklifi reddedenleri. Geçen gün eklenmişti, yıldönümü dolayısıyla belki iki kelimede sen yazarsın diye beklemiştim.
Ben zaten hanif müslümanları takdir ediyorum sevgili bekir. Hatta bana göre deiste yakın bir anlayış içindeler. Dinin afyon yüzünü ve saçmalıklarını görmüş ama inanmaktandan da vazgeçememiş insanlar. Ama sizinle anlaşamadığımız nokta bu değil. İşinize gelen durumları, uygulamaları, hadisleri kuranla çelişmiyor diye kabul halinde olmanız, işinize gelmeyenleri kuranla çelişmediği halde reddediyor olmanız. Bu işinize gelip-gelmeme konusunda da Türkiye deki yönetimi veya cumhuriyeti veya kemalizmi şunu bunu referans almanız. Bu konuya takılı olmanız bazı gerçekleri gözden kaçırmanıza sebep oluyor.
xenix
evrendeki tabi yasalarda ikilik varmı?
yani tüm kosmosu saran kurallar ülkeden ülkeye degişirmi?
hayır…
insan fizyolojik —akli-zihni yapısı itibariyle ülkeden ülkeye degişirmi?
yani türkler avrupalılardan yüzde otuz kürtler yüzde 50 akılsız denebilirmi?
hayır….
vahyin,dinin ,bilimin dilide bunlara baglıdır…
insanbilim ve tarih felsefesi dediğim alt yapı budur…
aklı ve vicdanı kosmosun ve harici yapının son sınırına kadar götürmenin seviyeleridir…
içkin veya aşkın herneyse…
sorun budur,dinde ideolojide bu altyapıdan beslenir?
kuranı veya kapitalı veya ilahi komedyayı veya ekonomik strüktürü bu bütünlük içindekifarklı yönelişler olarak anlamak gerekir….
insanı insan yapan bilinçtir….
tüm hayatın göstergeleri insan zihin ve eylemlerinde kendini belli eder…
herhangi bir din veya ideoloji etkinlik içinde yer kaplamalarıdır ve içinde kesinlikle kavramsal ve içsel bütünlügü sorunsal olarak bulundurur…
tarihsel kesitlikleri;tek bir zamanda geregince toplarsak;bütünlük bulunur..
ordanda doga-insan ve tanrıya dair sonuçlar çıkartırız…
Ebubekir, Yukarda yazdıklarım uygulanmış yaşanmış şeylerdir. Bir çoğu günümüzde de hala yaşanmakta.Almanyadan ahkam kesmekle olmuyor.
Asıl iftira atan sizsiniz. Ben kur’anda ”recm” vardır demedim.
Bana ahlak konusunda ders verebilecek en son insansınız! Sizin sonsuz us da iftira etmediğiniz, etiketlemediğiniz üye kalmadı.
İftiramı dediniz? Ahlaksızlık mı? O vakit ,sizin ahlaksızlığınız boyunuzu aşmış!
Sizin, cevabını vermekle mükellef olduğunuz beklemekte olan çok soru var?
Fakat; siz işin kıvırma kısmında usta olduğunuzu zannederek üstünü örtmeye çabalasanızda ayna gibi parlamakta.
Bu arada kur’an başlı başına bi çok ahlaksızlığı içeriyor zaten. Size göre doğmalardan arınsada fark etmiyor.
Bu derece güçlü bilgi birikime sahip olan bir kişiye neler, neler sorulur ki?
Sizi yakalamışken hemen sorayım Mr. Ali…
Ben öncelikle , Platon’un o meşur sözü: “Toplumlar, filozofların kral, ya da kralların filozof olduğu güne kadar, rahat huzur yüzü görmeyeceklerdir.”
sözünden ne anladığınızı sormak istiyorum, merak ediyorum açıkçası, böylesine idealist, temeli kültür olan bir toplum anlayışı nasıl yaratılmalıdır sizce, temeli nasıl olmalıdır?
Dalga geçtiğimi falan sanmayın sakın, bir çok insan gibi bu ütopya aynı zamanda benim de ütopyam…
Okumuşluğunuza sığınarak, af buyuraraktan yanıtlarınızı pek merak ediyorum açıkçası…
Efsunn yazdi;
“…..Ben kur’anda ”recm” vardır demedim……..”
“………………..Bu arada kur’an başlı başına bi çok ahlaksızlığı içeriyor zaten…..”
!?
Efsunn,
ne demek istediginizi anlayan anladi
siz sadece icinde debelendiginiz celiskileri ona buna sicratmakla mesgulsünüz kustugunuz sacmaliklari kimsenin ciddiye almadigini gördükce delleniyorsunuz E buda size dert olsun…
**
“Sizin, cevabını vermekle mükellef olduğunuz beklemekte olan çok soru var?..”
emriniz olur efendim baska isteginiz ?
bence siz yanlis hata baglandiniz
ben sizi
atatürkün kurdugu
kemalistlerin pek sevdigi
vatandasin vergileriyle desteklenen diyanetin (cagdas gerici üretim merkezi) “alo fetva” hattina yönlendireyim..
slm.
xenix yazdi;
“ama burda biliyorsun otellerde yakıyorlar bu teklifi reddedenleri. Geçen gün eklenmişti, yıldönümü dolayısıyla belki iki kelimede sen yazarsın diye beklemiştim…”
evet sen benden yazi beklerken bende asagida alintiladigim imza kampanyasina katilmistim karinca kararinca..
“……………………Sivas Yasında Buluşan Kadınlar
Sünni Müslümanların, boyutları insan havsalasına sığmayan bir zulmün sorumlusu olarak gösterildiği bir dönemde;
bu yüzden karşılaştığım suçlamalara isyan ederken,
bir tür şok hali içinde o zulmü tanımlamakta ve sorgulamakta yeteri kadar sorumlu davranamadım.
O yangın bana da değdi, dağladı beni.
Eğer bugün 2 Temmuz’a dönebilme imkanım olsaydı, Madımak otelinin kapısında durup bedenimle bir duvar olmak isterdim…
Şimdi
bütün varlığımla bir daha hiçbir zulmetin kitleleri esir edemediği,
kimsenin sevdiklerinden zamansız ve haksız koparılmadığı bir ülke hayal ediyorum.
Ölümü değil, hayatı kucaklayan bir ülke!
Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu, Mualla kavuncu, Aslı Öztürk, Nesrin Semiz, Özlem Yağız, Fatma Çiftçi, Funda Tuğrul, Necla Koytak, Sevinç Mirasyedi, Şilan Timur, Emine Uçak Erdoğan, Havva Yılmaz, Sıdıka Çetin, Feyza Akınerdem, Hilal Kaplan, Cemile Bayraktar, Hidayet Şefkatli Tuksal, Nurhayat Kızılkan, Neslihan Akbulut, Yıldız Yıldırım.
“Dinin afyon yüzünü ve saçmalıklarını görmüş ama inanmaktandan da vazgeçememiş insanlar…”
terk ettigim seyler bir dini terketmekten cok daha zor öyleyse vazgecememis degil dostum VAZGECMEMIS ifadesi daha bir dogru..
yeryüzüne serpistirilmis
kosmosu ayakta tutan
insanoglunun üstün gayretleriyle ancak bir kismini bulduklari/kesfettikleri adina da “fizik kurali” vs. dedikleri seydir VAHIY..
kaldiki
vahyi inkar eden yaraticinin kosmosa koydugu kurallari/ölcüyü yani fizik kurallarini (vahyi) inkarina dayanak yapiyor E bir atimlik barutu var o da yaratandan..
kör´ün renkleri görmemesi renklerin varligina halel getirmez..
**
“Ama sizinle anlaşamadığımız nokta…….”
yanlis bir tespit..
bence gayet iyi anlasiyoruz nitekim fikirlerin catismasindan hakikat dogar yeterki elestirel AKIL´´dan ürkmeyelim..
hatta
anlastiginizi ZAN ettiginiz bir cok insandan daha fazla ortak noktamiz olduguna inaniyorum..
slm.
“…vatandasin vergileriyle desteklenen diyanetin (cagdas gerici üretim merkezi) “alo fetva” hattina yönlendireyim..”
Hatta bundan sonra dinle alakalı konuların hepsini bu hatta yönlendirsek nasıl olur? Forumda sürekli din yandaşı/din karşıtı tartışmalarının bu konular üzerinden yürüyor olasını izlemekten çok sıkıldım. Hatta bu tartışmaların kendisinden de sıkıldım.
Belki alo kemalizm hatt ıda vardır. Kemalizmle alakalı olanları da oraya yönlendiririz.
Artık bu iki ana konu dışındaki konulara daha fazla ilgi göstersek diyorum.
Nasıl olur?
bazı cümleler amacı aşmış….
baştan beri beni takip ettiysen,bilgi-varlık ve metod anlayışımın tutarlılıgını kavrardın…
hayır,pişkinlik peşinde degilim
diyorumki;insanbilim çalışmalarını incele ve benim anlayışıma tekrar bak…
ana argumanlarına
hegel-scheler-marks-mevlana-rousseau-platon-herder-nietzche-kant-
insanbilimi direkt veya sorunsal olarak nasıl barındırıyor….
şimdi benim platonun ismini anmam bütünüyle platonu tasdik ettiğimi göstermez…
onun veya bir başkasının kavramlarını varlık ve hayat anlayışım dogrultusunda kritik ediyorum…
bence tüm insanlık bilgeleşmelidir..
bilge lik,belirleyici alt yapı olmalıdır
oradanda yönetime sirayet etmelidir…
yönetime nasıl sirayet edecek;o daha degişik çözümlemeler gerektirirr…
şimdi;insanfelsefesi ve tarih felsefesi konusundaki görüşlerimi,insanbilim-9 yazı halinde sivil düşüncede
tarihsel cebr
kasıt ve polemik
v.s anlatmıştım…
lütfen sizde ana hatlarıyla absürde düşmeden insan felsefenizi izah edebilirmisiniz?
sokrat-platon ve aristo birbirini açan 3 düşünürdür
platonun göksel ve maverai idealizmini,sokrat içe,aristo yeryüzüne çekmiştir…
bilgelik 3 ününde asli temasıdır…
hiyerarşi aristo ve platonda mutlaktır…sokrat ise üstün bilge ve halk asındabir kaynaşma vardır….
ama adalet eksenlidirler..
krallık asalete ve sınıfsal hıyerarşinin üst katmanlarının uygulayacagı yer yer faşizm barındıran;ahlaki ama ayrımcılıgı mutlaklaştıran bir anlayıştır…
gerçek üstün -ahlaki ve asalete dayalı beyinlerde ortaya çıkar…
çünkü bunlar;aklın esaslıgını baz alırlar…
akıl ve erdem
aristo demokrasiye yaklaşıyor gözüksede;etkinlik halindeki maddeleri hıyerarşik tasnife tabi tutarak katmanlı toplumu ,platon gibi sistemleştirir.
sınıf;üreticiler,işciler,köleler,askerler,bilgeler,krallık gibi kastlara ayrılmıştır…
kast içinde adalet ve görev dagılımının adaleti
bir nevi konfüçyus veya hıristiyan adaletine benzetebiliriz…
bunların görüşlerini faşizme-sosyalizme-demokrasiye benzetemeyiz…gerçi her biri ile benzerlikleri vardır ama özde farklıdırlar…
erdeme,sınıfsal erdeme dayalı bir yapı ve filozof kralı savunur eflatun…
farabide oradan esinlenerek;islam siyasi anlayışını geliştirmiştir…
benim yapmak istediğim bir insan ideolojisidir…
platonun kavramsallştırma-idea-gibi kavramları mühimdir…
onları ademi merkeziyet ve insanbilim açısından ele alırım..
ben hıyerarşiyi degil,katılımı kabul ederim ve sokratik yargılara varırım tabi bu Alice sonuçlardır…
tüm bunlar;ilkçagın köleci toplumlarında,inanç ve ahlak anlayışlarıyla,toplumu barış ve birlik içinde nasıl tutabiliriz anlayışına dayanır…
şimdi platonu daha hıyerarşik olmak üzere ,osmanlıdaki padişah sistemine benzetebiliriz…
halkını koruyan -görevci-cihadcı padişah ve asker-çiftçiler-köleler v.s…
padişah bu tasnif içinde birliği ve adaleti korur…yada belli bir zümre Allahı ve adaleti ellerinde tutar…
platon;bilge-kral anlayışıyla faşizmi ahlaki hale getirir….
yani tam faşizm degil….
isada degil….
bu anlayış kendine has o dönemin anlayışı….
hak dinler;bu baglamda unsurlar,barındırır özellikle hıristiyanlık platonist birikimden çokca hareket etmiştir…
platonu tam anlayanlarda çıkmıştır…
platon yahudiler gibi ırkçımıdır…
denemez….
platon evrensel adaleti bir kere idea ve kavramlarında kurmaya çalışır…
ama ne komünizm ne demokrasi ve nede alice bir anlayışın alt yapısı yoktur…
tanrılar dünyası,ticari-siyasi-ekonomik dünya-istilacılık bambaşkadır odönem…
kölecilik yasaldır….
ste devletleri vardır,bunlar çekişme halindedir,yunan toplumunda ve tüm dünyada…
o şartlarda platon neyi sorunsallaştıracaktır…
devlet ve yunan birliği ve evrensel adalet….
hobbes ve locke yada makyavel,grotius da zamanın durumlarına göre adaleti ararlar….
ancak adalet omudur ?
hayır….
gerçi platon ,kaoston kosmosa geçişin sistematik en önemli temsilcisidir..
hatta ona peygamber diyenlerde var…..
platon tıpkı hint-mısır-babil bilgeleri gibi çokçu tanrısal yapı içinde birlikçi ,ama sınıflı bir adalet anlayışına gitmek istemektedir..
yönetici tıpkı hegel ondan esinlenir..tanrının görünümüdür…
hitlerve benzerleri alabldiğine faşizme çevirmişlerdir bu ögretiyi…
zaten aristocu-platonist ve sokratik söylem hem batıda hem islam dünyasında yer edinmiştir…
bence hz.muhammedde ,degişik ögeler katarak bu ögretiyi yeniden temellendirmiştir….
hayatı ve varlıgı insani adalet üzerine sistemleştirdi…
zaten platon-aristo-sokrat ve pek çok bilgin evrensel aklın açılımını yaptılar..
ali şeriati derki;ayet,tabiat gibi bir fenomendir…
hayatı saran yasalardaki bilinç hepsinin ortak noktasıdır….bu zihin-vicdan ve eylem yasaları amaca mebnidir ve hedeflidir…
insan zihni bu amacı bünyeleştirdiği zaman hayatın yönünü etkinliğinde toparlar,bilim-bilgi-inanç-ahlak-teknik…
insanın yardımcısıdır…
batının bu akli hikmet arayışına karşılık;mevlana gibi islam mutasavvıfları;eşyadan derin bir kalbi aşk sonucu çıkarmışlardır…
eşyayı ayakta tutan kuvvetin aşk olduguna inanmışlardır…
tabi ilahi….
şimdi iki akım muhalifmidir…
hayır…
akla yöneliş ve aşka yöneliş…
muhammed ikbal bunları tek boyutta birleştirir…
problem insansa ki öyledir…
insan ,nasıl insan olur
bunun koşulları ve içeriği nedir?
yetkin insan nedir?
bütün kavramları sorunsallaştırmak gerekir tarihsel süreçteki…
yok amaçsızsa;yerellik tuzakları başlar…
dünyada gelinen nokta şu;
demokratik-liberal açılım ve kapitalist paylaşım ve sosyal denge…
nasıl bir insan tipi faydalanmada eşitlik…
fayda anlayışı…
değer degil…
fayda anlayışı tekrar faşizm-etnikçilik-üretir…
ki taraflar tetiktedir günümüzde…
insan hayatı öyle bir şeydirki her tür istismara açıktır…
erk insanı her türlü yogurabilir…
totemist toplumlarda,bazı hayvanları kabileler sembol olarak boşuna seçmediler…
kapitalizm pek çok yönüyle totemizmi aşamaz….
hayvan yerine başka totemler vardır ve yerleri degissede öz olarak değişmemiştir…
insan şuursal sıçramasını yapmak zorundadır…
kapitalist ve demokratik ögretilerde sorun şu;
kesitsel akıl ve ayrışma…
insan istismarına yol açar…
bu baglamda rehber ve bilinçli yönetim önemlidir…
ne zamanki istismar biter,katılımın şartları oluşur…
yönetimi bir hükümete devretme ,tarihsel süreçte hep zarurettir…
yetkin rehberlik her halukarda gereklidir…
amerikada-avrupada-asyada olsun farketmez…
saçmasapan ve sorumsuz idareciler ile aydınlardır asıl sorumlu…
tilkice-kurtça-koyunca kimliklerin nedeni…
adam gibi adam yetiştiremediler…
ayrıca tüm insani kazanımlar ortak olmalıdır…
kapitalizmin adalet anlayışına bakınız…
basitce eurevisionda…
hep çıkar ilişkileri puanlamada…
emin olun b.mde,ımfde,dünya bankasıda bir diplomatik agız kazanmış yeni sömürgecilik kültürü…
uyuşmuş toplum içgüdüleriyle…
hak gaspının üzerine yürüyün diyecek adil bir sistem nerelerde?
akıl ve aşk oyunları endüstrisi…
karar nedir?
bünyesel bir şişirmeden öteye geçemiyor…
güdük ve istismara dayalı…
Ali, benim soru -platon ile ilgili- sorum arada kaynadı gitti sanırım, ya da n’oldu?
iskorpit,ben tezlerimden geriye dönmemde
yazdım
platon çok uzun bir konu…
aklıma geldiği kadar anlatmaya çalıştım,bana göre olanı…
sende
insan felsefeni anlat
fayda mülahaza ederim
Sorun şu ki ali k, siz hiçbirşeyi kısa anlatamıyorsunuz.
Mesela ben de çok basit bir kaç şey sormuştum size, ve o zaman da 17 tane düşün ve bilim insanının adını alt alta sıralamıştınız.
Ve eğer müsade varsa, ben de kendi insan felsefemi anlatmak isterim…istemesine de, lakin takdir edersiniz ki o da platon gibi çok uzun bir mesele.
şimdi benim bakış açım; toparlanması için anlatıyorum..siz insan felsefenizi anlatın…dikkatle bekliyorum
başlamadın anlatmaya..
okudunmu platon degerlendirmesini….ne dersin?
Ali k, siz benim bütün mesaimi burada geçirdiğimi filan mı zannediyorsunuz? Saat 14:55 ve henüz yemek yemedim, daha toplantıya gireceğim ve çabucak bişeyler atıştırmam lazım. Ama mesajınızı aldım. Onun için rahat olun ali k, yani ben anlatırım, size de anlatırım.
Toruk Makto yazdi;
“Artık bu iki ana konu dışındaki konulara daha fazla ilgi göstersek diyorum.
Nasıl olur?…………..”
valla
arz talep meselesi bir isletmeci olarak bilmen gerekir..
gerci
“ANA KONU” disinda basliklar aciliyor,engel de yok ama demek talep yok
ne dersin ?
“zevkler ve renkler tartisilmaz” bosuna söylenmemis anlasilan..
bence
en güzeli isteyen istedigi kanali cevirsin..
slm.
Sn Xenix ,
Ali K. isimli oyuncunun neyi anlattigini yazdim. Hala neyi merak ediyorsunuz anlamis degilim.
Sürekli yazdigi sey: Ahlakcilik üzerinden seriat”in bu ülkeye hükmetmesi cabasidir. Baska bi sey mi sanmistiniz ?
Hele hele “insan felsefesi” gibi katalogda ve felsefede yeri olmayan bir terim üzerinden cevap verme gayretleri beni güldürdü. Hayvan felsefesi mi var? Sizlerle felsefe üzerine doktora tezi yazilir. Hehehe 🙂
Ben yeni felsefe buldum : El acayübül – insani atmasyoni beyhude
insan felsefesi her din ve ideolojinin alt yapısıdır..her düşünüş ve eylem temelde insan algılamasına dayanır…
Xenix’in açtığı yeni forum altında devam ettim ali k, fırsat buldukça burada da yazarım. Şimdilik izninle bir kadeh rakı içeceğim ve dinleneceğim.
Yazıp durduğun ve bambaşka diye tarif ettiğin hiçbirşey, modern burjuva felsefesinin antropolojistik özü ile thomas ve yeni thomas’çılığın tuhaf ve densiz bir karışımı olmaktan öte geçmiş değil. Gerçi bence sen bunun bile farkında değilsin ama olsun, olsun ali k, sen nesnel dünyayı ve bileşenlerini insan tabiatından türetmeye devam et. Gene gelirim.
Geriden geliyorsunuz ali k..daha hızlı olmanız lazım..
Yazdıklarının bir kısmı insanı tabiatın (hatta evrenin) en üstün ürünü olarak görüyor ve bu bakımdan insanın bütün spesifik çizgi ve niteliklerinin “doğal” köklerini açıklama görevi üstlenmiş. (Normaldir) Ama sonra ne oluyor? Bulduğun ve zorladığın bütün vasıfları ” soyut ve bireyin özünde bulunan” birşey ile ilişkilendirmeye çalışıyorsun. Yani buraya kadar bile bir felsefe denebilir belki (hala iyimserim), ama sen onca tarih ve insan deneyimini masanın üzerine koyar görünüp (hatta koyup) akabinde bir hokus pokusla tekrar yokediyorsun ali k ve işin ilginç yanı bunun farkında bile değilsin. Hem insanı yaratan ilişkiler bütünlüğünden, hem de bir takım sosyal gelişim kanunundan dem vurup, beraberinde insanı sosyal tecrübeden soyutlanmış bir çıplaklıkla yeniden kurgulamak…Eh..
Ha yeni bişey filan da değildir bu, onu da söylemek lazım. Ama kim ki “soyut insanı” ön plana alarak düşünmek istemiş ve/ama aynı zamanda tarihe göz kırpmıştır, hepsi aslında aynı şeyi yapmıştır ve bu durum ilk edinilen izlenimin aksine son derece “biyolojik” bir yaklaşımdır. Madem o kadar felsefe biliyorsun ali k, aç oku o zaman, biyolojik yaklaşımlar insanın tarih anlayışında neye yol açar? Materyalizme mi? Yok efendim ne alaka, bilakis idealizme. İyi de yenilik bunun neresinde?
Abdestsiz namaz kılınır mı hocam diye sorulduğunda ne demişti Bektaşi; “ben kıldım oldu”..sen de yazmışsın ve olmuş ali k. Hepi topu bu.
Ali kardeş, pratikte onbeş-yirmi düşünce boyutunun kavramlaşmış/ kalıplaşmış düşünce izim’lerinin kavram karşılıklarını googlardan ezbere bilmelerle, eserlerin bir bütün halinde günümüze ulaşmış düşünsel açılımlarını veya anlamlarını bir bütün halinde kavrayamazsın!
süpermen t-shirt’ü giymekle uçamazsın, süpermen olamazsın !
Önceki yazılarında şöyle bir gözlemde bulunmuştun:
Demiştin.
Ben de sana çok basit bir şey sordum,
diye bu entellektüel bilgi sahibine çok basit bir şey sordum.
inan cevabı o kadar basitti ki..
neyse diyelim, dostluk öyle güzel bir şeydir ki dostum, insan kokar, bu da sana öyle bir anlayışının bir hediyesi olsun…!
Bilmediğin şeyler hakkında fazla konuşma!
aklın yolu birdir ama, akıl akıldan üstündür!
Ya olduğun gibi göründüğün, ya göründüğün gibi ol Ali…
Süpermen gibi olmalar boş işler…
ben kral ve filozofun epistemelojik ve ontolojik açıdan irdelemesini yaptım…kendime göre bakış açımı yansıttım…bundan sonra çerçeveden sonra platonun o sözüyle bu açıklamayı birleştirerek sonuçlara gitmeni söylemek istedim…
sosyal ilişkiler agını yok ettiğim yok..sosyal tecrübeye yaklaşımım ikili…tarihsellik ne demek burdan hareket ediyorum…hem insanın ve hemde insan iradesi harici kanunlar bütünlüğünden sonuçlar çıkartıyorum…
sosyal dünyanın içeriginden soyutlma yapmam?bütünlük içindeki akıl içeriğinden bahsediyorum.. hem içkin hem aşkın…doga-tanrı-insan korelasyonundan bahsediyorum..bu hem nesnele hemde öze dair kavramsal bütünlügü izah ediyorum…nesnel içerikleri inceleyip;bütünlüğü kurduktan sonra çıkan hayatın bütünlükçü amaçsallıgından bahsediyorum…
marksizm de nasyonalizmide yerine oturtuyorum..
marksist-nasyonalist-demokratik tecrübeve islamda hayat içindeki yönelişlerdir..
şimdi marksizmdeki emek-sermaye çelişkisi ve madde-material -nasyonalizme temel olan ırk ve millet şumullu degerlendirilmelidir..islamdaki ilahlar ve uluhiyet ve fıkıh arasındaki baglantı keza…
bir kavram tüm ilişkiler bütünlüğü içinde anlaşılmalıdır…yanlışmıdır-dogrumudur-bu kadar kitleyi abeslemi ölüme sürüklediler?
öyle denemez,ancak tarihsellik içindeki kavrananlarla hayat kavramları sirkülasyonu arasındaki korelasyon bizi tanrı-dogave insan münasebetleri ile bunlarun içkinvasıfları arasındaki korelasyona götürür..keza teknik gelişim -teknoloji ve aletsel gelişmelerdeki akıl bu baglamda degerlendirilmelidir…
Benim insan felsefem de şöyle ali k;
barış, dostluk, sevgi, saygı, kardeşlik, aşk, ruhani akışın mahiyetini kavramış bir akli olgunluk, evrensel sorumluluk duygusu, falan filan. Yani..Ha bu arada sömürüye de kesinlikle karşıyım, onu da söyleyeyim. Felsefe işte.
entrika yalan ve sol adına batı öykünmeciliği
sag veya islam adına gelenegi körü körüne taklit
bunlarıda ben ekliyorum..
Su akar..
senin korelasyon katsayın sana fazla gelmiş ali k..
demişsin ya…
Sen konunun ayrıntısına inerek inceleme falan yapmıyorsun, yorumların inatçı ve tamamen yüzeysel…papağan gibi ezberlemiş olduğun kelimelerinle, teorik başlıkları tekrar ederek sadece spastizm’in mistik doruklarına ulaşıyorsun.
yaptığın bu..
ben insan ve düşünürün yogunlaştıgı ruh ve zihin aktivitesini çiziyorum…platonunun ruh -zihin ve eylem yapısını çizdim ki muhakkak öyledir…
marksı -muhammedide çizdim ;kavramadıgım bir öz hakkında konuşuyorsam namerdim…ne deyim….
şimdi ben sana basit örnekler vermeye devam edecegim…çünkü benim amacım insani bir ideoloji ortaya çıkarmak;marks-hitler ve atatürkü ortaya çıkaran sosyal şartlar neydi ;
oradan hem zamanının hem bütünün hemde liderin zihin ve öz egrilerine gidiniz…
tek evre olarak sonuçlar buradan çıkarılır…
her evrenin hem kendi içinde hemde sürecin uzantısı aklı göreceksiniz…
her birinin zihnini tartacak egrileri hayat sürecine giderek ölçmeyi öğreneceksiniz…
zaten hayattaki plandırki;parçalar içinde gömülü…
ama ulus-ekonomi-inançta ortaya çıkıyor..
konumu mutlaklaştıran insanın neliğini belirliyor,sosyal şartlarıda…
şimdi türk ve kürt sorununda kan vardır deniliyor
cehalete hiç deginilmiyor…
oralar aşılamıyor ve tanrısallık-yada ilahlık o akılda kurumsallaşıyor…
nasıl bir insan ve toplum tipi olmalıdır;sorunda budur
ne aradıgımızı bilmiyoruz…
istismarın kaynagı bu…
herkesin cinselliğini-egitim hakkını-saglık hakkını-fikir hakkını istismarın sınırı varmı?
adamlıktan çıktımıher yargı yapılabilir?
ben kan veya zihin veya ekonomik üstünlüğümü faşize ederim…
zatende öyledir…
o zaman insan nasıl olunur?
ali şeriatinin insanın 4 zindanını okuyunuz…
bende papaganlık hiç yoktur…
ancak tarihsellik ve hayat ilişkisini irdeledigimden;degişik isimler verilmemi ben bu dimag içinde normal görüyorum…
Her akıl kendi çerçevesini çizer. Her çerçevede kendi fotoğrafını taşır. Yani her akıl kendi şekilleri, ifadeleri üzerinde yorum yapar öneri getirir değişim yaratır yada gelişmeye katkı sağlar. Fotoğrafları ezberleyemiyorum. Yani platon, eflatun, sokrates, toplum filozofları isimleri belirlenmiş yada belirlenmemiş olanlar. Ancak kendi aklımca erebildiğim nokta şu: Bir iradenin içindeki ifade ikinci iradeyi oluşturan alandır diye düşünüyorum. Örneğin “Ben” önceden yoktum. Babam ve annemde varolan ifadenin içinde idim. Daha sonra benim ifadem doğdu. Yani bir iradenin önüme koyduğu ifadeden ibaret olduğumu ve yine bir iradenin ifadesine doğacağımı biliyorum. Yaşadım ve öldüm. Yaşadığım zaman dilimi ifade ettiğim alanı kapsıyor. Öncesi ve sonrası bir iradenin ifadesine kadar gizemli ve gizli…
herhangi bir siyasi -sosyal-dini-felsefi veya kişisel oluşum ;digerine pek çok nedenle baglıdır ve zihninin içerigi oralardan soyutlanamaz…
Neyse dostum ya, sen sirüs diyorsun, ben kosinüs…
sana iyi uçmalar…
Platon’un o meşur sözü: “Toplumlar, filozofların kral, ya da kralların filozof olduğu güne kadar, rahat huzur yüzü görmeyeceklerdir.”
Sevgili iskorpit çok kitap yuttum diyenle akıl edenler aynı değildir. Platon’un sözünü anlatmak ve anlamak için iz sürmeye hacet yok. Toplumlar bilge olmadıkça huzur da olmaz elbet. Bilgelikte kütüphane dolusu kitabı internet gibi beyine aktarmakla olmuyor. Ruhların bilgeliği gerek. Ruhların enerjilerinin yükselmesi gerek. Yetiştiren ortamlar bilge olunca yetişende yetiştirende huzur içinde yüzer.