Kapadokya Gizli Bir Uygarlığın Parçası Olabilir mi?

Kapadokyaya yapacağımız gezi dolayısıyla, bu gizemli yer hakkında biraz bilgi vermenin iyi olacağını düşündüm. Belki bu yörenin ne kadar ilginç bir yer olduğunu algılarsak, gideceğimiz, göreceğimiz, üzerinde gezeceğimiz yerlerin ne kadar mistik olduğunu ve gizemli olduğunu hissedebiliriz.

Kapadokya yeraltı tünelleri dünyanın altında kurulmuş olan gizli bir uygarlığın bir parçası olabilir mi?

Kapadokya bölgesi Aksaray,Nevşehir,Niğde,Kayserİ ve Kırşehir illerini kapsayan, coğrafi ve jeolejik benzersizliğinin yanı sıra, tarihi özellikleri ile de sıradışı bir bölgedir.

Çevredeki yanardağların ( Erciyes, Güllüdağ,Hasandağ) on milyon yıl öncesindeki aktifliği sırasında çıkan lavlar, zaman içinde rüzğar ve yağmur sularının etkisiyle bugün adına peribacası dediğimiz şapkalı, konili,mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardan oluşan benzersiz bir doğal güzellik oluşturmuştur. Ancak bu benzersiz güzellik salt doğal yanıyla değil, tarihi kimliği ile de Kapadokyada hüküm sürer.

Yerin 70 metre kadar altına inen, zeki mimari ölçümün uygulandığı sanılan yeraltı şehirlerinde hava bacaları, su depolarıyla birlikte dıştan gelebilecek tehlikelere karşı sürgü taşlar kullanılmıştır. Ayrıca erzak depoları,hayvan barınakları,Hristiyanlık zamanında eklendiği düşünülen kilise,onun dışında okul,şarap üretim alanları bulunmaktadır.

Bu bölgedeki 200’e yakın yeraltı yerleşiminin tarihi hakkında en eski yazılı kaynak xenophon’un ”Anabasis” isimli kitabında yer almaktadır. Bunların dışında bu yeraltı şehirlerinin Hititlerden Bizans’a kadar uzanan bir zaman dilimi içinde kullanıldığı bilinmektedir.

Hakkında hiçbirşey bilmediğimiz bu yeraltı şehirlerinin Alice Harikalar Diyarına giden fantastik yollar misali, birbirlerine tünellerle bağlandığına inanılır.

Neden olmasın?

Bizi kendimizin ve tarihimizin derinliklerine çeken sır dolu bu yeraltı şehirleri, gerçekten ayaklarımızın hemen altında var olan bambaşka bir dünyaya açılıyor olamazmı?

peki bu yeraltı şehirlerini kimler,ne zaman, neden ve nasıl yapmışlar?

Pürüzsüz duvarların, mükemmel işçiliğin, olağandışı mühendisliğin günümüzde bile tekrarlanması pek çok teknik bilgi ve donanımı gerektirdiği düşünülüce, onaylanmış tarihi yanıtların aklımızı tatmin etmediğini fark ederiz.

Peki, kadim efsaneleri doğruluyan Kapadokya bölgesi, dünyanın diğer yeraltı tünelleri ile de bağlantılı olabilir mi?Çünkü gezegenimizin her yerinde var olan bir yeraltı dünyası bilgisine, efsanesine hiçte yabancı değiliz.

8 yorum “Kapadokya Gizli Bir Uygarlığın Parçası Olabilir mi?”

  1. Kapadokya bölgesi çok eski dönemlerden kalma bir yerleşim bölgesidir. Sanıldığı gibi, ilk Hristiyanların kazıp oyduğu evler değildir. Bu konuda benim görüşümü içeren:

    link to sonsuz.us

    bağlantısına bakabilirsiniz. O sayfanın altında şu ifadeyi eklemişim: “Kapadokya adı dahi Kapadı-OK-Öyü (Kapatılmış olan OK bölgesi) sözcüklerinin birleşiminden çıkmış olması mümkündür. Çünkü bölge tümüyle kapalı evlerden ve yer altı şehirlerinden oluşmaktadır.”

    Bu bakımdan hem evler hem de bölge dışa kapalı idi.

  2. ”Sanıldığı gibi, ilk Hristiyanların kazıp oyduğu evler değildir.” ve ”Hristiyanlık zamanında eklendiği düşünülen kilise” demekle, gerçekten o zamanlarda yapılmış bir yığın tarihi kilise de olmasına rağmen sizin ima ettiğiniz gibi, yazımda böyle bir iddaa olduğunu sanmıyorum.

  3. söz ettim, sevgili medisis. Senin yazında böyle bir ima var demedim. O cümleyi biraz daha açık ifade etmem gerekirdi. gerçekten orayı gezdiren rehberler “burayı ilk Hristiyanlar oydu” şeklinde beyanda bulunuyorlar. Bunu kastetmiştim. Yanlış anlaşılmış olmamdan dolayı üzgünüm. Bazen hızlı yazınca böyle şeyler olabiliyor.

  4. Sayın Bilgisev bende birden şaşırdım. Yazınızı okudum.

    ”Bu şekillere Hristiyan haçı deniyor. Oysa ki bu şekillerin her biri Tengri damgasıdır ve Kapadokya halkının “İkonoklast” dönemine, ikonaları kırdıkları döneme rastlar. Göreme bölgesinde o kadar fazla sayıda kayaya oyulmuş ev ve tapınak vardır ki, Romalılardan kaçan bir avuç Hristiyan’ın eseri olabilecekleri şüphe götürüyor. Yer altında binlerce insanı barındırabilecek büyüklükte kaya içine oyulmuş bir şehir vardır.”

    Bu bölgede yaşamış olan insanlar İsa döneminden çok önceleri gelip yerleşmiş olan Ön-Türklerdir. Duvarlara kendi Tengri damgalarını kazıyorlardı. Çok sonraları Hristiyanlar Göreme bölgesine gelince İkona adı verdikleri insan resimlerini duvarlara çizmeye başladılar. Fakat bu insan figürüne tapma inancı oranın yerli halkı olan Ön-Türk halkına ters geliyordu. Belli bir dönemde duvarlardaki birçok insan resmini kazıyıp yerine daire içinde OK damgasını çizdiler. İşte bu Tengri damgasını yeniden çizmeye başladıkları döneme “İkonoklast dönem” adı verilir.

    Kapadokya adı dahi Kapadı-OK-Öyü (Kapatılmış olan OK bölgesi) sözcüklerinin birleşiminden çıkmış olması mümkündür. Çünkü bölge tümüyle kapalı evlerden ve yer altı şehirlerinden oluşmaktadır.” Demişsiniz. Ne garip bugün hristiyanların tapmış oldukları haç bile bir tengri damgası olmasına rağmen gerçekleri görmemezlikten gelip kendilerine mal etmeye çalışmaları çok komik…

  5. bir konferansa katıldım. Koç üniversitesi BIAA (British Institut Archeology Ankara) tarafından Burdur bölgesinde yapılmış bir gezi!! sonucunda bulunan yüzey kalıntılarında tam 8 adet klise bulunduğunu iddia ettiler.

    Yanlış duymadınız. Dönem hemen hristiyanlığın yeni tanınmaya başadığı M.S. 200-300 yılları ve kuş uçmaz, kervan geçmez dağbaşı bir bölgede tam 8 adet HRİSTİYAN klise.

    Ben konuşmanın sonunda “bu kalıntıların klise olduklarına dair kanıtınız var mı?” diye sordum. Hiç bir kesin kanıt yok. Sadece varsayım ve “Bizans dönemi” oluşu.

    Yani, ortada büyük bir kandırmaca var. Tüm Anadolu kültürünü kendilerine mal edip sahip çıkmak iddasında batı kültürü. Bizler de bu konuda en ufak bir tepki dahi göstermiyoruz. Orada bir sürü kazıbilimci vardı. tek bir kişi de bana destek olmadı.

  6. Acaba neden bu kadar vurdumduymaz ve duyarsızız dersiniz?

    1. Kendimize olan güveni kaybettik.
      1. Batıya aşırı değer verip her dediğini doğru saydık.
      2. Atatürk ilkelerini bir türlü anlayamadık.
      3. Irkçılıkla milliyetçiliği birbirine karıştırdık.

      bu kadar neden yeter de artar bile….

  7. Tespitlerinizin üzerinde tam manasıyla derinlemesine düşünülmesi gerekiyor. Kendi kültürel değerlerimizin güzelliğini görebilseydik, güvenimizi kaybetmezdik ve batıya olan bu anlamsız hayranlığımızın yerine bizde var olanlara hayran kalırdık. Böylece milliyetçilik ne demek onu da anlamış olurduk.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.