Masallar Dünyası

Hadi sizinle bir oyun oynayalım. 🙂 yaratıcılığımızı arttıralım biraz.
Aramızda bir masal seçip, ona başka sonlar yazalım..
Mesela Kırmızı Başlıklı Kız olur, Rapunzel(favorim), Pamuk Prenses ve yedi Cüceler, Külkedisi..
Siz seçin ve başka bir sonla bitirin.
Atıyorum avcı gelip kurtun karnını kesip kırmızı başlıklı kızı çıkarmasaydı da farklı birşey olsaydı..
Ya da rapunzelin saçları o kadar uzun olmasaydı da prens ona farklı bir şekilde ulaşsaydı.
Yada her masaldan bir karakter seçip yeni bir masal mı yaratsak? Aslında güzel olabilir.
Her hafta bir fikre ihtiyacım olacak, şimdiden söyleyeyim. :))

(Geyik yapmanıza izin veriyorum, ancak çok fazla suyunu çıkarmayın lütfen 🙂 çünkü gerçekten yaratıcı bir sona ihtiyacım var:) )

31 yorum “Masallar Dünyası”

  1. aurora sen ne iş yapıyosun yau bizi burda denek olarak mı kullanıyosun :))

  2. Masal deyince Ali Baba ve Kırk Haramileri ayrı severim….Açıl susam komutuyla kayanın açılıp mağaraya girilmesi, Ali babanın kardeşinin karısının ölçeğin altına yapışkan birşey sürüp ne tartıldığını böylece keşfetmesi, haramilerce paramparça edilen, Ali babanın kardeşinin cesedinin dikilmesi ….masallarda genelde büyülü şeyler gelir akla ama bu sanki bilim kurgu gibi bişey… hırs ,entrika ve bilgelik herşey var…heleki Ali Baba nın sadık hizmetçisi karakteri ise bence tam coğrafyamızın ruhunu yansıtıyor.

  3. Öyle bedava ilham olmaz. Bunlar ekonomik değeri olan hikayeler. Dünya üzerindeki bir çok iyi yapım masallardan esinlenilerek yapılmıştır.

    Fosforu biz harcayalım, parayı sen kap. Olmaz öyle. …ağırlığa dayanamaz ve Rapunzel’in narin boynu kırılır. Bedavaya ancak böyle alacakaranlık hikayesi olur. :p 🙂

  4. NEDEN HEP KARINCA HAKLI?

    Bize öğretilenlerin hepsi
    Kesenkes doğru mu?
    Durup arada
    Düşünmeliyiz bunu.
    Yanlış ile doğru
    Öyle sanıldığı gibi
    Ak’la kara değil ki!

    Her doğru denilenin içinde
    Birazcık kuşku
    Her yanlışın içinde
    Koskocaman bir doğru
    Barınmıyor mu?

    Örneğin
    Ünlü masalını düşünelim
    La Fontaine’in.
    Orada anlatılmak istenen
    Hepten doğru mu?
    Neden o masalda
    Karınca hep haklıdır da
    Şarkıcımız ağustos böceği
    Suçlu ve mahzun durur?

    Kış sonlarına doğru
    Dara düşer,
    Bu doğru.
    Yuvasında, hüzünlü kokusu yoksulluğun.
    Ve bir şarkı dudağında
    İyimser ve umutlu:
    “Engin ol gönül!
    Sağ çıkacağız bu yıl da bahara!”

    Karıncanın ise
    Bir eli yağda,
    Bir eli balda.
    Ama ne şiir, ne şarkı var hayatında.
    Mutsuzdur…
    bu yüzden uzun kış geceleri
    İçi sıkılır durur.

    Çünkü yaşamda
    Arpa buğday kadar
    Önemli bir yeri var
    Şiirin ve şarkının da.

    Yine de hep
    Ağustos böceğini göndeririz
    Karıncanın kapısına
    Bir çiltim arpa için.

    Bence bu masalı
    Bir kez de tersinden okumalı.
    Görün o zaman
    Nasıl değişiyor manzara!

    Uzun kış gecelerinin birinde
    Karınca patlar sıkıntısından
    Sırtında bir torba arpayla
    Varır dayanır
    Ağustos böceğinin kapısına,
    Bir şarkı dinlemek için.

    Ağustos böceği karınca değil ki..
    Güngörmüş, halden bilir, efendi.
    Buyur eder komşusunu
    Güler yüzle içeri.
    La Fontaine şımarığında
    Bir kibir, bir tafra
    Hal hatır sormak nerde…
    İndirir torbayı hemen önüne
    Buyurur üstten bir sesle:
    “Hadi bana bir şarkı söyle!”

    Garibim Ağustos böceğinin
    Kararır sevinci.
    Sezdirmez ama.
    Alır sazı eline
    Döker içini, türkü diliyle:
    “Behey aç gözlü!
    Bütün bir yaz
    Yandım, yakıldım, çaldım, söyledim
    Durup dinlemedin bir kere bile.
    Şimdi gelmişsin kapıma
    Kibirli ve küstah, emreder gibi
    -Hadi bana bir şarkı söyle!
    İnce belli, karabey
    Önce şunu iyi belle
    Şarkı söylenmez
    Emir ve rüşvetle!…”

    Metin Demirtaş

  5. Once Upon A Time (2011) isimli diziyi izliyor musunuz?

  6. Öğrencilerim için lazım..
    ve yaratıcılığınıza bir puan vermem gerekseydi bu sıfır olurdu 🙂

    Teşekkürler tuzla, bu sabah haberim oldu desem yeridir. ordan da birşeyler alıp kullanabilirim:)

  7. Benim seçeceğim masal elbette kırmızı başlıklı kız olur. Ancak sonunu değiştirmek o kadar kolay değil. Öncelikle kurt’un babaanneyi yediği sahneye gelelim ve kurt eve geldiğinde babaannenin olmadığını görebilir. Böylece onu yemek zorunda kalmayacağı için çocukların psikolojisinde bir hayvanın kötü yansıtılmasını yaşatmamış oluruz ve kurtun amacı da Kırmızı başlıklı kızı yemek değil, elindeki sepette yer alan kurabiyeleri yemek olsun.

    kırmızı başlıklı kız eve gelince sepeti bir kenara koyar ve babaannesini aramaya başlar, babaannesi olmadığını fark eder ama o sırada kurt sepeti tam almak üzeredir ki, kırmızı başlıklı kız da bunu fark eder ve kurtu yakalar. o sırada oradan geçmekte olan avcı kurtu görür ve öldürmek için silahını uzatır ama kırmızı başlıklı kız sepetteki kurabiylerin bir kısmını vererek kurtun kaçmasını sağlar böylece avcı nesli tükenmek üzere olan kurtu öldürememiş olur ve kırmızı başlıklı kız da bir hayvanın hayatını kurtararak doğadaki her hayvanın amacının sadece yaşamak olduğunu, bu yüzden bu hayvanları avlamanın kötü bir şey olduğunu anlatmış olur.

    Sosyal mesajımızı da verdik, hadi hayırlısı… 🙂

  8. ahmet sen bir harikasın.. süper süper süpeeeerrrr :))))))

  9. ya nasıl mutlu oldum şuan anlatamam 🙂

  10. rica ederim ne demek… kırmızı başlıklı kız masalının sonunu çocukluğumdan beri sevmemiştim zaten… yazık hayvana yaa…

  11. Aslında masallardan karakterleri seçip burda herkes bir karakter alsa, ben kırmızı başlıklı kız olsam atıyorum, kitapkurdu sen kurt..
    spontane bir masal yazsak.
    Harikalar yaratılabilir.

  12. Böyle sonu değiştirilmiş masallar arıyorsanız google’da “peygamberin mucizeleri” veya “kuran mucizeleri” diye aratın. Binlerce masal çıkacaktır. Hem de hepsinin sonu değiştirilmiş olarak.

  13. Hoodwinked (2005) ve Hoodwinked Too! Hood vs Evil (2010) isimli animasyon filmler de Kırmızı Başlıklı Kız masalının ilginç bir versiyonu.

  14. Tuzla teşekkür ederim.

    bu arada önceki yorumum xenix içindir.

  15. Hepsi hayal ürünü ve abartı olduğuna göre masal tabi. Siz gerçek mi olduğunu sanıyordunuz?

  16. Kırmızı başlıklı kız masalında kurt öldürülmüyor zaten karnı taşla dolduruluyor.

    Yani hayvanları öldürme fikrinin çocukların bilinçaltına aşılandığından yakınan bazı yorumlar yazılmışta o bakımdan hatırlatmak istedim.

  17. Serzenişlere hak veriyorum. Yalnız, çocuklara günde üç öğün öldürülmüş hayvan eti yedirilerek bilinaltlarına aşılanan hayvan öldürme fikrinin yanında devede kulak kaldığını da belirteyim. Doğal ortamda yaşayan hayvanlar, av ve kürk hayvanları hayvandan sayılıp kuzular, danalar ve piliçler sayılmıyorsa bunda da bir problem var demektir. Aşı çok sağlammış, iyi tutmuş. Masalların etkisi sivrisinek ısırığından öte değil bunun yanında.

  18. Aurora önce seni kutluyorum. Masalların bir yerlerinde hep bir sevgisizlik olması üzüyor. Kötü üvey kardeşler, zalim krallar, hain vezirler, kötü cadılar vs,vs. Ben masalların sadece sonlarının değil mantığının tamamen sevgi üzerine kurulabilmesini diliyorum. Belki sonraki nesiller sevgisizliği aşıp savaşsız canlıların dünyadaki yaşam hakkının eşit olduğuna inanan, doğayı mahvetmeyen nesiller olurlar.
    Külkedisi ve kardeşleri prensin balosuna hep beraber, bir birlerini motive edrek katıla bilirler belki. Kabaktan medet ummayıp insan sevgisiyle her şeyi aşabilirler. Prens te gerçek aşkı cam bir ayakkabı da değil de duru güzellikte bulabilir.

  19. Sindirella, kırmızı başlıklı kız, pamuk prenses ve yedi cüceler, rapunzel, uyuyan güzel… bu masallar 1700lü yıllarda alman Grimm kardeşler’in yazdığı masallardır.

    Bugünün çocukları artık bu masalları dinlemiyor.Bunlar bizim çocukluğumuzda daha populerdi 🙂 O yüzden endişelenmeye gerek yok kim kimi kesti yuttu diye.

    Üstelik türk masalları da var en azından kurttan kuzudan daha neşeli daha eğitici 🙂

    Benim son zamanlarda farkettiğim ykb yayınları, odtü yayınları, tübitak yayınları… çocuklar için çok kaliteli kitaplar yayınlıyor.

  20. sanmıyorum biliyorum..
    :))

  21. Gelincik ile Yılan arasında geçen bir hikaye düşünülebilir.

    Yılan güçlü, sinsi ve tehlikeli bir hayvan olarak betimlenir her zaman. Aynı zamanda bilgisi ve kurnazlığı ile diğer hayvanları etkiler, fakat her zaman Yılan bilgece bir konuşma yaptığı zaman altından bir çıkar yolu aramaktadır. Gelincik ile Yılanın ezeli düşmanlar olduğu bilinmektedir.

    Bir çöl olsun ama kumdan oluşan değil, bozkır toprakların hakim olduğu bir yapıda geçmeli. kayalıkların bolca bulunduğu bir yer olmalı.

    Yılan, hayatının anlamını bulmak adına. yuvasından öğle vakitlerinde çıkmış bulunmaktadır. Ve henüz, gelinciğin kendisi için bir tehdit olduğunu bilmeksizin vahşi doğaya çıkmıştır. Anne yılan yeni yumurtalarını korumak ve ısıtmak için yuvada uyukladığı ve baba yılanında yumurtalardan çıkacak olan yavruları için daha iyi, güvenli bir yer bulması amacı ile sabahın erken saatlerinde dışarı çıkmış ve yuvasının çok uzaklarına doğru seyahate çıkmıştır. Bizim küçük yılan ise, daha bir yılanın ne gibi özelliklerini bilmeksizin ve doğanın hayvanlarını tanıkmaksızın, muzurluk yaparak yuvadan gizlice ve sessizce çok yavaş hareketlerde salınarak çıkmıştır.

    Güneşin tepeden baktığı oldukça sıcak olan bir öğle vaktinde, küçük yılan yolda yürürken, acıktığını ve susadığını farkeder. Yolda şarkı söylerek yolda ilerlerken, az ilersinde serap mı gerçekmi olduğunu bilmeksizin bir önceki şiddetli yağmurdan kalan su birikintisini farkeder. Hemen hızlıca hareket ederek bir o yana bir buayan sarınarak ilerlemeye başlar… Su birikintisine yaklaştığı vakit hemen yakınında duran bir kayanın yanında kendisi gibi küçük ama gözleri ve ağzı olmayan bir yılan görü verir, önce tedirgin olur.. ama kendisine bir arkadaş bulduğunun hevesi ile…

    • Sanırım bu arkadaş buraları biliyordur, belki benimle yemeğini de baylaşır.
      bizim küçük yılan, heyecanla gördüğü yılanın yanına doğru gider, birde tıslayarak…
    • merhabasss bu kayanın altında napıyorsunnn
      der.

    Bu gördüğü yılan ses çıkartmaz, hiç birşekilde umursamaz bizim küçük yılanı.
    – heyyss arkadaşımmmss sana diyorumsss
    der.
    bir anda kulağını tırmalarcasına duyduğu bir sesle.. bir kedi büyüklüğünde bir hayvan döner ve kimle konuşuyorsun benimlemi der.

    Yılan şaşırarak yılan zannediği şeyin aslında bu hayvanın kuyruğu olduğunu görür ve çok şaşırır.

    • sen nesinnns. diye sorar.
      hayvan hızlıca bir adım öne atılarak.
    • Gelinciğim ben. koşturmayı severim. ordan oraya kaçmayı severim der.
      Yılan şaşırır daha önce hiç gelincik görmediğini söyler….

    devamı nı yada değişiklik konusunda paslaşalım aurora, ya da uygunmudur:)

  22. ya aslında olmuş ama bu çocuklar için ağır olabilir. mesela basit bi sosyal mesaj vermeli cimrilik kötüdür falan diye. ve de kısa olucak. 🙂

    birgün bir yerde fare geziyormuş bu fare çok akıllı kendini beğenen fare imiş
    bunun arkadaşı fil miş fare onla dalga geçermiş fare birgün yolda arkadaşlarıyla
    hepsi file gülmüş filde üzülerek oradan gitmiş ve farenin gülmesi bitince arkadaşları yeter demiş dalga geçme artık senin arkadaşın değiliz demiş sonra fare tek kaldığından çok üzülürmüş kimsesi yokmuş artık fil le gitmiş file demişki beni affet senle dalga geçtiğim için demiş filde affetmemiş bir sonraki günde filde fare ile barışmış artık kimse birbiriyle dalga geçmiyormuş

    mesela bu nasıl? bunun üstünden oynama yapabilir miyiz?

  23. mmm daha basit olmalı detaylandırılmamaı anladım…

    güzel ama filin fare ile barışmasının bir nedeni yokmu?

    mmm nasıl toparlanır onu düşünmekteyimde…

    örneğin. fil çok acıkmış olsun, fare de küçük bir delikten içeri girip, file yemek getirsin…

    Sanki hikayede, birlikte birşey yapıp zor olan birşeyi halletmeleri gerekse hem basit hemde kolayca ortaya çıkacak gibi…

  24. aa evet.. bende düşüneyim du

  25. Bir gün bir fare okulundan arkadaşları ile eve giderken, çok neşeli çok alaycı bir şekilde yürüyormuş.. sürekli etrafta gördüğü diğer hayvanlara yakıştırmalara yaparak arkadaşlarına söyleyip, gülüşüyorlarmış… yolda yürürken ağlayan bir fille karşılaşmış ve önünde durmuşlar. Bizim kahramanımız olan fare arkadaşlarına dönerek.. hey şunun burnunada bakın hele, ipmi atlıyor acaba diğip kahkahalar içinde gülüşmüşler.

    Fakat fil duymadan ağlamaya devam etmiş. kahramanımız olan farenin arkadaşları, fareye dönerek. o ne kadar üzgün görmüyormusun sen ise onunla dalga geçiyorsun kalbini kırıyorsun diğip, bozulup gitmişler.

    Fare kendini kötü hissederek, filin yanına gidip. özür dilerim senin burnun ile dalga geçtiğim için demiş.

    Fil ses çıkartmamaış fareye bakmamış bile… Fare duymadığını düşünerek, filin üzerine doğru atlayıp. başına çıkmış… ve neden ağlıyorsun burda tek başına demiş…

    Fil ince bir sesle ve ağlayarak. topumu şurdaki deliğe düşürdüm. ama ona ulaşamıyorum. oraya giremiyecek kadar büyüğüm demiş. Fare bir kez daha üzülmüş ve ben senin için ordan topunu çıkartabailirim demiş.

    Fil bunu gerçekten yaparmısın diye sorarak birden heyecanlanmaya başlamış.

    Fare böbürlenerek tabii ki ben bir süper karamanım demiş. ve filin üzerinden atlıyarak ancak kendisinin sığabileceği deliğe girmiş ve gökkuşağı renklerindeki filin topğunu ordan çıkartmış.

    fil topunu görünce hortumu ile hemen tutarak oynamaya başlamış…..

  26. dalga geçen fil olucak fare de onun topunu kurtarıcak.
    ahh işte tamam yavrum

  27. evet yazdığımı okuduktan sonra, fare hiçbir ders almıyor görünüyor… evet fil olmalı kendini beğenen.

    farede alçak günllü olmalı… zıtlık tamam güzel oldu bu fikrin.:)

  28. Nasrettin hoca birgün bindiği dalı kesen bi adam görmüş. Agacın üstündeki adama yapma demiş, düşeceksin böyle devam edersen. Adam hiç oralı olmamış kesmeye devam etmiş. Sonra tabi düşmüş. Nasreddin hoca demiş ki bak ben sana düşersin demiştim ama dinlemedin.. Adam da demiş ki ben zaten inecektim.

  29. Sara Şahinkanat’ın yazdığı, Feridun Oral’ın resimlediği “Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor” isimli kitap senin işine yarayacak güzel bir örnek 🙂

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.