Nasıl zengin olunur?

Ülkenin yaşını başını almış ve en zengin işadamlarından biriyle yapılan röportajdır:
Genç gazeteci soruyor,
– Efendim, bugünlere nasıl geldiğinizi, bu inanılmaz servetin öyküsünü bizimle paylaşmak ister misiniz?
Ve cevap geliyor,
– 1928 yılıydı. 1.Dünya savaşının acılari yeni yeni sarılıyordu. Elimdeki birkaç sentten başka hiç bir şeyim yoktu. Elimdeki 5 sent ancak 1 elma almama yetiyordu, ve ben, 1 tek elma aldım. Sabahtan akşama kadar elmayı sildim, pırıl pırıl oldu. O elmayı gün sonunda tam 10 sente sattım. Sabahı zor etmiştim.
Ertesi sabah, elimdeki 10 sentimle 2 elma aldım. Sabahtan akşama kadar o 2 elmanın her tarafını sildim, bir güzel parlattım ve gün sonunda ikisini, toplam 20 sente sattım.
Bu sistemle ay sonuna kadar devam ettim ve bir ay içersinde tam 1.37 dolar kazanmış oldum.
Ertesi ayın ilk haftası, karımın amcası öldü ve bize 5 milyon dolar miras bıraktı….

Daha sonra, bir ayakkabı şirketi kurdum..
Pazar araştırması yapmak üzere, Afrika’ya aralıklı olarak iki pazarlama elemanımı gönderdim..

Birinci pazarlama elemanım, araştırma sonrası beni aradı ve..
– Burada bizim için, hiçbir fırsat yok.. çünkü, hiç kimse ayakkabı giymiyor.. dedi..

Birkaç ay sonra giden, ikinci pazarlama elemanım ise..
– Afrika’da inanılmaz fırsatlar var. Burada hiç kimsenin ayakkabısı yok..dedi..

Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir…
Bu düşüncemi hep muhafaza ettim..

6 yorum “Nasıl zengin olunur?”

  1. “Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir…”

    hmm. zenginleşmek bu olsa gerek:)

  2. 🙂
    Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, bir kimse herkes kadar düşünüyordur.
    Bir kimsenin kendisi kadar düşünmesi mi çoktur, herkes kadar düşünmesi mi çoktur?
    Ne dediniz?:))

  3. Sevgili Aktaş, Antalya’da kimse terlik giymiyorsa, sen ne düşünürsün?.. konu bu;)
    gelelim mi terlik satmaya?
    yoksa, iş yapamazmıyız?
    Antalya temsilcimiz olarak, görüşlerin zenginliğini yansıtacak;)

  4. Statik farkındayım konunun. Delişey’in kafasını karıştırmaya çalıştım. Galiba karıştı baksana yanıt vermemiş.:)
    Fıkrayı biliyorum. Pazarlama derslerinde anlatılır. Bakış açısı. Birisi için 10’dan sonra 11 gelir, diğeri için 9 gelir. Bunun böyle olması 10’a hangi yönden baktığınızla ilgilidir…

    Antalya’da terlik satacakların işi çok zor:) Çünkü burası sıcak bir bölge olduğu için genelde “tokya” giyilir:) (“tokyo” muydu yoksa o, unuttum valla). Ya da ayakkabılar terliksi şeylerdir. Yani burası Afrika gibi çıplak ayaklı bir fırsatlar alanı değil. Ama burada herkes bir şekilde terlik giyiyor.
    Dur bi dakka şimdi
    E, herkes giyiyorsa biz de satabiliriz mi diyeceğiz?
    Ya da Afrika’ya göre hangimizin şansı yüksek şimdi?
    Özetleyelim:

    Bir ülkede herkes terlik giyiyorsa mı daha çok terlik satarsınız, yoksa hiç kimse giymiyorsa mı?
    Haydi bakalım bakış açınızın gücünü gösterin.

    Fıkranın gerisini anlatacak olursak nasıl devam ederdi acaba?
    Senden başlayalım Sevgili Statik:)

  5. Hüseyin Abi:))

    düşündümde dünden bu yana:) valla çıkamadım işin içinden.

    Ahh bu sigara aklımı başımdan aldı, zaten çok azdı:((

    daha sonra konuya dönmek istiyorum ama…

    Dip not: reklam, ikna türevinde yaklaşım gerekiyor her iki durumdada. Yani, giymeyene giydirmek, giyene farklı tercihler sunmak, yeterki pazarlamacı kafaya koymasın satış yapmayı:))) bak duramadım yine iki yazasım geldi:)

  6. sevgili aktaş,
    Emperyalist ülkeler, yıllardır boraks madenini bizden alıp, işleyip tekrar bize satıyorlar..
    50 yıl önce, kimse coca cola içmiyordu..
    Şimdi, iftar sofralarının bile vazgeçilmezi oldu:) nasıl oldu?.. (bizim problem biraz daha farklı ama, olsun yine de bir yol gösterir)

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.