Nephilims(Gözcüler,Düşmüş Melekler)Ve Tanrılar Bizden Utandı Ve Bizi Unuttular!!!

Nefilimler (Gözcüler)

İbrani folklorunda adları “Nefilim”. Eski Mısır’da “Neter” olarak adlandırılıyorlar. Sümer, ilk kez adlarının duyulduğu yer. Bütün bu kültürlerde ortak olan ve “Gözcü” olarak nitelenen bu “sıra dışı” varlıklar birer mit mi, yoksa gerçek mi?

Kim Bu “Gözcü”ler?

İbrani mitlerinde ve Tevrat’ta onlara “Nefilim” diyorlar. Eski Mısır’da adları, “Neter”. Sümer mitlerinde “Anunnaki” diye geçiyorlar. Diğer yandan “Sümer” sözcüğü, “Gözcü’lerin ülkesi” anlamına sahip. Hangi adla anılırlarsa anılsınlar, bütün eski kültürlerde ve bu kültlere ilişkin mitlerde başrol onların. Eski diller uzmanları, Antik Çağ kültürlerine şaşılacak biçimde net biçimde damgasını vurmuş bu esrarengiz varlıkların, neredeyse bütün eski uygarlıklarda “gözcüler” olarak adlandırıldıklarını söylüyorlar. Sözünü ettiğimiz dönem, İsa’dan en az 3000 yıl öncesi. İyi ama, “geç neolitik” olarak adlandırılan dönemin bütün uygarlıklarının literatürlerine benzer ifadeler ve anlatılarla girmiş bu “Gözcü”ler kimler? Neyi ya da kimi “gözlüyorlar”? Bütün bunlar yalnızca antik Çağ insanlarının düş güçlerinin bir ürünü mü, yoksa gerçekten bugün anıları silinmiş, izleri bulunamayan, haklarında hiçbir şey bilmediğimiz birileri, bu gezegende yaşamışlar mı?

Mitler ve Gerçekler

Sürekli vurguladığımız gibi, bilginin az olduğu ya da bazen üzerinin örtüldüğü yerlerde, spekülasyonların başını alıp gitmesini engellemek mümkün değildir. Bilimsel yöntemlerden, bilimsel şüphecilikten (scepticism) ve somut bulgulardan başkasına güvenmemekten söz ederken, aynı şüpheciliği şu anda bildiğimizi varsaydığımız alanlara uygulamamak, bazen spekülasyonlardan da olumsuz sonuç verir. Bilim, eğer “gerçeği aramak” amacını içeriyorsa bizler için, bu aynı zamanda kurumlaşmaya, bilimsel otokrasiye de karşı çıkmamızı da gerektirir. Herhangi bir alanın “spekülasyona açık” olması bizi ürkütmemeli; verileri doğru okumak, burada anahtar sözcük niteliğine sahip. Ortodoks bilim ve akademisyenler, çoğu kez içinde bulundukları “bilimsel bürokrasi”nin ellerini kollarını bağlayıcı hantallığı ve “ağaçlardan ormanı görememe” alışkanlığı nedeniyle; yeni ve sarsıcı düşüncelere baştan olumsuz tepki vermeye eğilimlidirler. Hele bu, onların “Akademisyenler Olimpos’u”nun dışından geliyorsa. Arkeoloji ve arkeoastronomi, 21. yüzyılın başlarından bu yana bu sorunu yoğun biçimde yaşıyor. sıra dışı olduğu varsayılan düşünce ve teoriler yalnızca dışlanmakla kalmıyor, bir de aşağılanıyor kendilerini “bilimsel şüpheci” diye adlandıran Ortodoks çevrelerde. Oysa tarih, uzun ve yavaş bir yürüyüş. Geniş dilimler halinde onu incelediğimizde, her aşamasında Ortodoksinin engellemelerini ve inanılmaz tutuculuğunu fark ediyor, ama uzun vadede “sıra dışı” varsayılan fikirlerin yaşadığını görüyoruz.

“Neter”ler ya da “Gözcüler” sorunu da yirminci yüzyılın bitmeyen tartışmalarından biri. Dogmalarla gözünü bağlamayan ve açık fikirli olmaya çaba gösterenler, bugün “mitler” deyip geçtiğimiz anlatıların bu denli geniş bir coğrafyada ve neredeyse birbirinin aynı ayrıntılarla varolmasından yola çıkarak, bu metinlere daha farklı bakmamız gerektiğine işaret ediyorlar. Oysa Ortodoks bilim akademisyenlerinin yaklaşımı, oldukça farklı. Onlar, eski toplumları bütünüyle çözümlediklerine inanıyor ve ekliyorlar: “Din dindir, mitoloji de mitoloji. Bunları gerçek tarihsel olgularla karıştırmayın.” Bunu söylerken de, bilerek ya da bilmeyerek, bugünün egemen dinlerinin yörüngesinde duruyorlar. Eşine az rastlanır bir ikiyüzlülük ve çifte standart uygulaması bu. Bir yandan somut bilimsel bulgular dışında hiçbir şeye prim vermemekten söz ediyorlar, bir yandan da yaşadıkları çevrenin egemen diniyle sürtüşmemeye çaba gösteriyorlar. Bunun kendilerine göre “etik” bir yolunu da bulmuşlar: “Bilim ayrıdır, din ve inanç ayrı.” Oysa “inanmak ve inanç” sözcüklerinin egemen olduğu bir kültürde bilim ve bilginin her zaman bu çifte standardın gölgesinde kalacağını bilmezden geliyorlar. Ama ne gam; “bilimsel” kurumların birçoğunun bütçesini, Kilise’yi destekleyen holdingler, hatta bazen bizzat dini vakıflar sağlıyor. Çoğu üniversitede kürsü başkanları arasında en az bir Musevi var. Bilimin “beşiği” olduğu varsayılan ABD’de halkın ezici bir çoğunluğu İncil’e bütün kalbiyle inanıyor. Ortalığı bulandırmanın anlamı var mı şimdi?

“Gözcüler” sorunu, Antik Çağ tarihi ve modern arkeolojiye ilişkin en kilit noktalardan biri. Bir biçimiyle, felsefe ve ilahiyat akademisyenlerini, hatta dilbilimcileri de bu tartışma çemberi içinde düşünebiliriz. Şimdi, bu uzun girizgahtan sonra meseleyi olabildiğince yalın biçimde ortaya koyalım:

Eski Mısır’ın “Neter”leri

Bütün Antik Çağ metinlerinde, kendi tarihlerini derleyen toplumlardan kalmış belgeler, geriye doğru giden kronolojilerinin sıfır noktasına, net olarak çözümlenemeyen bir tür “başlangıç dönemi” yerleştiriyorlar. Bu, onların tarihlerinde, “yönetimin tanrılardan insanlara geçmekte olduğu” bir ara dönemi belgeliyor. Belirsiz bir başlangıç döneminden beri bizzat “tanrılar” tarafından yönetildiğini söyledikleri ülkelerinin, bu ara dönemde “Gözcüler” adı verilen üstün yaratıklarca yönetildiğini ve sonuçta krallığın insanlığa devredildiğini anlatıyorlar. Eski Mısır’da bunların adı, “Neter”ler. Son olarak Osiris’in oğlu Horus tarafından yönetilen ülke, belli bir dönem sonrasında, bir “Kral yaratma” (Kingmaker) töreninden sonra insanlara bırakılıyor ve Neterler geri plana çekiliyorlar – sonra da, izleri siliniyor. Bu ilk “insan kral”, bugün arkeolojinin değişmez bir gerçek biçiminde kabul ettiği, Firavun Menes. Bildiğimiz, yazılı tarihe göre M.Ö. 3100 dolaylarında Yukarı ve Aşağı Mısır’ı bir tek ülke halinde birleştiren Menes, Mısır tarihinde “Hanedanlar Dönemi” denen bir evrenin de başlatıcısı.

Mısır kronolojisi üzerine bildiklerimiz, iki ana belgeye dayanıyor: Bunlar Mısırlı tarihçi Manetho’nun yazdığı krallar listesi ve bugün “Torino Papirüsü” olarak bilinen bir yazıt. Her iki belge de birbiriyle uyumlu. Bu sayede arkeologlar ve ejiptologlar, Mısır’ın kronolojik gelişimini formüle edebiliyorlar. Buna göre, Firavun Menes’le başlayan Hanedanlar Dönemi, alt evrelere ayrılıyor: Eski Krallık, 1. Ara Dönem, Orta Krallık, 2. Ara Dönem (Hiksoslar Devri) ve Yeni Krallık. Bugün okutulan tarih kitaplarında da bu kronolojik düzen aynen böyle. süreç içindeki arkeolojik bulguların Manetho’yu ve Torino Papirüsü’nü doğrulaması sayesinde, Yeni Krallık ve sonrası, neredeyse bütünüyle tarihlenebilmiş durumda. Eski Krallık’ta, en fazla 150 yıl yanılma payıyla arkeologlar hanedan listesini ve Kralları sıralayabiliyorlar. Yani bu iki belge, doğruluğu desteklenmiş veriler içeriyor. Bütün sorun da aslında burada: Çünkü Manetho’nun listesi ve Torino Papirüsü, yalnızca hanedanlar dönemi Mısır’ını değil, ondan çok daha öncesini de kronolojik sıra içinde sunuyor. Yalnız burada yöneticiler insanlar değil, Neterler. Normal insanlara göre çok daha uzun yaşayan, ülkeyi binlerce yıl yöneten, esrarengiz varlıklar. Ejiptoloji ve modern arkeoloji bunun üzerine ne yapıyor? “Alt paragraflarını” tartışmasız biçimde kabul ettiği ve bulgularla doğrulanan bir tarihi yazıtın “üst paragraflarını” ya yok sayıyor, ya da “Bunlar mitoloji” deyip işin içinden çıkıyor. Neden? Çünkü hayranlıkla benimsediği alt paragraflarda “normal insan”lar krallık yapıyor; üstteyse, kim oldukları anlaşılamayan üstün yaratıklar. Böylece bilimsel ortodoksi, aynı belge üzerinde işine gelen bölümü “olgu” diye benimseyip dosyalarken, işine gelmeyen, çünkü anlayamadığı, işin gerçeği “dini inanışlarına aykırı düşen” bölümleri “mitolojik” bulup ayıklıyor!

Mezopotamya’da aynı şeyle karşılaşıyoruz: Layard ve Wooley’nin yaptığı araştırmalarda, son derece değerli ve ilgi çekici kil tabletler ele geçiyor. Bunlar, Sümer Kral Listeleri olarak adlandırılıyor. Aynı Mısır’da olduğu gibi, listenin en üst sırasında, yani “normal krallar”dan önce, her biri neredeyse 10.000 yıl, 15.000 yıl yaşayan yöneticiler var. Bunlar, “Tufan’dan önce” uzun süre ülkeyi yönetmişler, sonra insanlara devretmişler. Babil metinleri bu olayı “Krallık gökten indiğinde” gibi bir deyişle açıklıyor. Bütün Mezopotamya’da aynı kült var aşağı yukarı. Bulunan belgeler, “en eski metin” olduğuna inanılan Tevrat’ın, Tufan başta olmak üzere bir sürü temayı Sümer ve Babil anlatılarından ödünç aldığını ortaya koyarak Kilise’de ve dini çevrelerde buz gibi rüzgarlar esmesine neden oluyor. Üstelik, Tufan öncesi ülkeyi yöneten “tanrılar”dan söz ediliyor, tek bir tanrıdan değil!

Bu durumda Ortodoks arkeoloji ne yapıyor? Mısır’da yaptığının aynısını. Yani Sümer Krallar Listesi’nin “normal insan ömrüne sahip” kralları doğru kabul ediliyor ve belgenin bu bölümü “somut bulgu” sınıfına sokuluyor ama Tufan öncesi ülkeyi yönettiği anlatılan, 200.000 yıl hüküm sürmüş “tanrılar” ve onların sonrasında, “ara dönem”de insanlara yönetimin geçişini üstlenen ve denetleyen “Gözcü”ler, “mantıksız” bulunarak “mitoloji” sınıfına sokuluyor yine. Aynı belgenin alt kısmı doğru, üst kısmı “masal”!

Enoch’un Şaşırtıcı Hikâyesi

Benzeri durum, Tevrat’la ilgili incelemelerde de söz konusu. Mezopotamya bulgularından sonra, çok daha eski metinlerden esinlendiği belli olan Tevrat, bütün o eski metinlerdeki “Tanrılar” sözcüğünü tek bir “Tanrı” olarak düzeltmiş. Bu arada, Tanrı’ya verilen sıfat ve onun genel adı, “Efendi” ya da “Sahip” anlamına gelen “Lord” sözcüğünde somutlaşıyor. Yahudi toplumunun mesken tuttuğu bölgenin eski mitleri, büyük tanrı Baal’dan söz ediyor. “Baal”in sözlük anlamı da “Efendi” ve “Sahip”. Aynı sıfatların, daha sonraki yıllarda bütün Batı toplumlarında yöneticiler için kullanılması ilginç. Ama daha ilginç olan, bütün o eski anlatıları ayıklayarak “Tanrılar” sözcüğünü “Tanrı” olarak tashih eden Tevrat’ın, birkaç yerde bunu unutması. “Elohim” sözcüğü, Tevrat’ta birkaç kez geçiyor. İbranicedeki anlamı, “ilahlar”; yani, “çoğul” bir sözcük. İlahiyatçılar bunun tartışma konusu yapılmasına bile karşı çıkıyorlar – arkeologlarsa, sessiz. Ama bundan daha kafa karıştırıcı olanı var: Yaratılış (Genesis) bölümünün 6. Bab’ında “O günlerde ve sonrasında da, dünyada Nefilimler vardı.” diye bir ifadeye rastlıyoruz. Sözü edilen zaman, Tufan’dan öncesi. “Nefilim” sözcüğü, İngilizce’ye “devler” diye çevriliyor. Oysa İbranicedeki fiil yapısına göre tam ifadesi, “yukarıdan aşağıya inmiş olanlar”. Yaradılış’taki hikayede “devler”in hiçbir anlamı yok – daha sonra da Nefilim sözcüğüne rastlanmıyor zaten. Sanki “araya yanlışlıkla girmiş” gibi bir sözcük. İğreti duran, ne anlatmak istediği belli olmayan bir ifade. Oysa aradan yıllar geçip 1947’de Ölü Deniz yakınındaki bir mağarada orijinal el yazmaları bulunduğunda, “Nefilim”in aslında son derece önemli, neredeyse kilit denebilecek bir kavram olduğu çıkıyor ortaya. Bunun yanı sıra, Tevrat’ın din adamlarınca “edit edildiği” (değiştirildiği) de anlaşılıyor. Çünkü M.Ö. 4. yüzyıldan kalma yazıtlar arasında yer alan ve daha önce Etiyopya’daki Kutsal Kitap’ta rastlanmış olan kopyası “sahte” sanılan “Enoch’un Kitabı”nın orijinal nüshası da bulunuyor Ölü Deniz mağaralarında.

Yaradılış’ta yalnız birkaç satırda adı geçen ve “Tanrı’yla birlikte yürüdüğü” söylenen Enoch’un, aslında son derece ilginç bir hikayesinin olduğunu ve Tevrat’tan çıkarılan bu parçaların “Nefilim” sözcüğüne de açıklık getirdiğini fark ediyoruz. Boşluklar Enoch’un Kitabı’nda yazanlarla doldurulduğunda, Bap 6’nın aynı satırında sözü edilen “..ve Tanrı’nın oğullarını insanın kızlarını gördüler ve onlar güzeldi. Onları kendilerine eş seçip onlardan çocuk sahibi oldular.” ifadesi de anlamlı hale geliyor. İlahiyatçıları, dilbilimcileri ve tarihçileri yıllardır uğraştıran “Tanrı’nın oğulları” ile insanın kızları arasındaki ilişki, Tevrat’ta yalnızca o cümlede geçiyor ve bir daha sözü edilmiyor. Ama Enoch’un Kitabı’nı okuduğumuzda, bunun müthiş sonuçlar doğuran bir olay olduğu çıkıyor ortaya. Evinden, ailesinden ayrılan ve “Tanrı katında” yaşamını sürdüren Enoch, “Gözcülerden” söz ediyor anlatısında. Bunlar, Tanrı ile insanlar arasındaki ilişkinin bazen “ara halkası” olma görevini üstlenen, insanlara nezaret eden, üstün varlıklar. Ama hepsi, “emir kulu” sonuçta. Enoch’un ayrıntılı olarak anlattığı hikayede, bir gün bunlardan birinin dünya üzerindeki “gözcülük” görevi sırasında “insan kızları”nı arzuladığı ve bu fikrini diğer “gözcü”lere de söylediği belirtiliyor. Bir grup Gözcü (ya da Nefilim – “yukarıdan inen”) aralarında karar alıyor ve yemin ediyorlar: Hepsi insan kızlarıyla sevişip onlardan birer karı alacak ve bu bir sır olarak kalacak. Çünkü öğreniyoruz ki, yapılan aslında “yasak”. Sonuçta bu birleşmeden “melez” çocuklar doğuyor ve genetik sorunlar yüzünden bu çocuklar sağlıksız, vahşi, garip yaratıklar oluyorlar. Diğer yandan, “insan kızlarıyla” birlikte oldukları süre boyunca Nefilimler, onlara bilgi aktarıyor, bir şeyler öğretiyorlar ki, bu da çok büyük bir yasağı çiğnemek anlamına geliyor. Sonuçta Tanrı hem Nefilimleri cezalandırıyor, hem de yarattığı Tufan’la insanları.

Sümer ve Babil metinlerini bulmuş olmamız, Enoch’un kitabının da, Tevrat’ın diğer bölümleri gibi Mezopotamya anlatılarından esinlenilerek, daha doğru bir deyişle bunlar “revize edilerek” yeniden yazıldığını anlıyoruz. Ama bu, bir garip durumu fark etmemize engel değil: Çok eski zamanlarda “Gözcü”ler denen birilerinin dünya üzerinde dolaştığı ve yaptıklarıyla dünyadaki hayatı derinden etkilediğine ilişkin en az on toplumun kültüründen gelen tanıklıklar var elimizde. İşin en kafa bulandırıcı yanı, çok benzeyen anlatılara, Antik Yakın Doğu’yla fiziksel teması hiç bulunmadığı varsayılan eski İnka ve Maya folklorunda da rastlıyoruz! Şimdi, bütün bunlara “Mitoloji işte canım” deyip, elimizin tersiyle bir yana mı itmemiz gerekiyor, “bilimsel tavır” sergilemiş olmamız için. Yoksa eski metinleri farklı bir bakışla bir daha inceleyip, “Kim bu Gözcüler?” diye sormak mı daha mantıklı bir davranış?

Kaynak: www.spatyom.com

36 yorum “Nephilims(Gözcüler,Düşmüş Melekler)Ve Tanrılar Bizden Utandı Ve Bizi Unuttular!!!”

  1. Merhabalar sevgili sonsuz üyeleri(tabiki üye olmayan ziyaretçilerde);
    Dünya gündemini meşgul eden,kafalarda soru işaretleri bırakan bir başka konu daha!
    Sizlerden gelicek yorumları,paylaşımları ve fikirleri ilgiyle bekliyorum.

    LÜTFEN ARTIK GERÇEKLER TÜM İNSANLIĞA İFŞA EDİLSİN!VE KARANLIK HİÇ BİR ŞEY KALMASIN,HER ŞEY GÜN YÜZÜNE ÇIKSIN!
    SONSUZ SEVGİNİN IŞIĞI BİZİ AYDINLATSIN VE KUŞATSIN!

    Sizleri(hep benleri)sonsuz sevgiyle sarıyorum ve kuşatıyorum.

  2. Ne filimler dönüyormuş ta haberimiz yok.

    )kapa parantez

  3. Sevgili açparantez;iyi bari bundan sonra haberiniz oldu:) ona göre yaşarsınız artık:))))

  4. Sevgili dostlar hala paylaşımlarınızı sevgiyle bekliyorum.

  5. sahamanichealing seni mi kıracagım buyur paylasım …

    Bende derim ki yukardaki metinlerde anlatılan ..dinlerdeki anlatılan ,gözculer ,koruyucular,melekler,haberciler,hepsi burada bu katta bedenli ..sokakta yanımızdan gelip geciyor ..otobuste belki dibimizde oturuyor ..vapurda belki cay servisini yapan çaycı ..yada yolda aldıgın bir simidi eline veren ..gözgöze gelip bakıpta göremedigin ,onlardan biri …….
    kalplerde gözlerde mühür oluncada bunu görememek var ..görüp de dile getirenle de alay etmek var :))))

    Hicr
    (9) Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

    Tarık
    (4) Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın.

    Nahl
    (108) İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.

    Muhammed
    (16) Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, “Az önce ne söyledi?” derler. İşte bunlar, Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.

    Münafikun
    (3) Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.

  6. Kuran ayetleri eklemek iyice moda oldu. Bende kuranın en gerçek ayetini ekleyeyim.

    Kalem (15) Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der.

    )kapa parantez

  7. masalın neresindensin????*

  8. Ben masalın dışındayım, siz neresindesiniz?

    )kapa parantez

  9. Sonsuz sevgiyle kalın sevgili Simir paylaşımınız için teşekkürler.Paylaşımlarınızın devamını ilgiyle bekliyorum.Tabiki tüm Sonsuz Us üyelerinin ve tüm misafirlerin de paylaşımlarını ilgiyle ve sevgiyle bekliyorum.

    BİLGİ SAMAN YÜKLÜ BİR GEMİYE DÜŞEN KIVILCIM GİBİDİR,TAMAMEN YANMADAN DURMAZ!

  10. Biz yakında onun burnu üzerine damga basacağız.
    kalem 16 )
    parantez içinde hapis olmuşsun :)))

  11. Bilginin doğruluğunu belirleyen ölçüt nedir? O kadar çok bilgi içerisinden hangisi doğrudur? Hangisi saman yüklü gemiye düşen bir kıvılcım hangisi suya düşen bir kıvılcım gibidir?

    xenix

  12. Bilgin seyyah bir adam memleketi dolaşır,
    Onunla tanışanlar tam huzura ulaşır.
    Aslında merkebi var lakin yaya ilerler,
    Onu tanımayanlar bu haline gülerler.
    Tam otuz yıl bı adam merkebiyle birlikte,
    Dolaşır memleketi tek amacı dirlikte.
    Bunca yıl dolaşınca herkes tanır alimi,
    İlmi tevazusuyla selim eder zalimi.
    Merkep kitap yüklüdür, bilgin yaya giderken ,
    Okuyup uygulayan hedefe varır erken.
    Sırtındaki bu yükten merkebe gurur biner,
    Bilginle dolaştıkça kibir ruhuna siner..

    Bilgi haline yansır bilgini herkes tanır,
    “Adın deftere geçti”anır eşeğim anır,

    Gururla dolaşırken kitap yüklü bu eşek,
    Onun bu ruh halini çözüverir bir sinek.
    Sinek vızıldayarak ona nasihat eder,
    Sana değil itibar, sırtındaki yüke der.
    Hem bu bilgin olmasa sana kim değer verir,
    Elbet bahar gelince, kardan adamlar erir.
    Merkep kuyruğuyla kovalar bu sineği,
    Kimi bilgin zanneder bu zavallı bineği.
    Bilgini bilgin yapan, bilgiden elbisedir,
    Bildiğini yaşayan, gerçek bilgin kimsedir.

  13. bilginin doğruluğunu belirleyen ölçüt nedir xenix.bilginin doğruluğu onu taşıyanın aldığı riskle ölçülür.bir bilgi,taşıyanı için ne kadar tehlikeliyse o kadar doğrudur.karşılıksız ve tehlikesiz bir bilginin hiç bir değeri yoktur.

  14. sümerolog Gönül Tekin iş dinin özüne inince konuşamıyor .sanırım bu konu üzerine bir kitap yazıyor bu sıralar .konuşamamsının nedeni olarakta biz insanların buna hazır olmayışı ama bence bu yaklaşım çok yanlış çünkü daha fazla korkutuyor.Delininde dediği gibi bu bilgi oldukça tehlikeli ver iskli.tedirgin eden bu sanırım .değişimden korkmak .en kısa zamanda ne olacaksa olsun artık diyorum ve neden korktuğunu bilmemek ayrıca korkutucu.ayrıca buna hazır olmadığımız denenmeden bilinemez diye de düşünüyorum .kafamın karışıklığını hissetiğinizde biliyorum ama zaten saklamıyorum .sonsuz gerçeklere içiyorum .

  15. Hoşgeldiniz sevgili Xenix,Camael,Deli,Tegafüle.
    Haklısınız günümüz de o denli bilgi karmaşası var ki neye inanacağımızı şaşırmış bir haldeyiz.Aslında durum çok da kötü değil.
    Çünkü:günümüze dek gelen alışılagelmiş bilgiler bize yetmedi ki!
    Bu yüzden hala aklımızda bir ton soru işareti var.Eğer o bilgiler yetmiş olsaydı bize özellikle Dini bilgiler,bizler bir arayış içinde olmazdık.Öyle değil mi?
    Neden bu denli korkuyorsunuz sevgili tegafüle?Tabiki belirsizlikten anlıyorum sizi,fakat olaylar korktuğunuz kadar vahim değil inanın bana.Mesele şu;bir taraf herşeyi düzeltmeye çalışıyor,diğer tarafsa bu karmaşadan istifade etmenin çabası içinde.O yüzden korkarak o diğer kesimi sevindiriyorsunuz.
    Lütfen sabırlı olun hepsi geçicek.Ve pozitif düşüncelere yoğunlaşın gelecekle ilgili.Gelecekle ilgili kötü senaryoları dinlemeyin,tam tersi muhteşem bir geleceğin bizleri beklediğine odaklanın hepsi bu.Şimdilik bu yapacağınız pozitif göndermeler yeterli.
    SEVGİNİN SONSUZ IŞIĞI BİZLERİ KUŞATSIN VE SONSUZ BİLGİ,İLİM BİZLERİ AYDINLATSIN!

  16. Sevgili hep benler uyanın artık!Bugüne dek çarpıtılmış,eksik yalan yanlış bilgilerle donatıldık.Artık gerçekleri öğrenme vakti geldi.
    1.Lütfen pozitif olun ve sabredin zaman yakın.
    2.Gerçek bilgi;aklınızı kurcalamaz ve soru işaretleri uyandırmaz.
    3.Gerçek bilgi;sizde şüphe uyandırmaz.
    4.Gerçek bilgi;aklınızı açar ve sizi aydınlatır.
    5.Gerçeğin ta kendisi sonsuzluğun kapılarını açar ve size müthiş bir aydınlanma ve bilgelik getirir.
    6.İçiniz huzurla,ışıkla dolar,size sonsuz bir içgörü kazandırır.
    7.Sizi korkutmaz,boğmaz,aldatmaz,sizden bir şey almaz,sizi esir etmez.
    8.Size sonsuz bir özgürlük ve güven duygusu verir.
    saygılar

  17. Sınırsız Yaradan’ın sınırsız yaratımı…
    gercegin sonsuzlugu, buna adım atmak korkutuyor insanları .
    çünkü bu güne kadar bütün algılar sınırların icinde hapisti .bu sınırları yıkarak yaradana acılan kapının sonsuzluguna adım atabilmek ..
    büyük bir karanlık bilinmezlik karsında kalınıyor ,karanlık kötüdür denir ,bilinmezligi var, bilinmiyenden korkulur elbet ..o karanlıgın icine adım atınca ögrendiklerinle senin dogumun olacak .karanlık ışıgın anasıdır .ışık bilgidir,ışık sevgidir ,kabul ediştir affediştir ,o karanlıkta ana rahiminde ne kadar yuvarlanılacak ..artık insanın dogum zamanı gelmedi mi ..bir feryat ..bir hayat 🙂

  18. Sayın simir,

    Siz kimlerdensiniz?

  19. tamamiyle katılıyorum, çok güzel açıklamış. Oradan düşünmeye başlamalı bence de, özgürlük korkusundan…Sonsuzluktan…

  20. Sevgili Simir;katılımınız için teşekkürler.Fakat niçin bu denli korkuluyor anlamıyorum sonsuz gerçeğe adım atmaktan?

    Niçin bu sonlu şeyler insanların hoşuna gidiyor?İnanın anlamıyorum.Bu yaşadığınızı sandığınız hayat bir rüya “ey insanoğlu;yetmedi mi binlerce yıllık uyku,yetmedi mi kendini boşuna oyalamak?”Uyan artık uyan da yaşamaya başla!

    _Gerçek yaşam bu değil,
    _Bu sadece kendini kandırmaktır,
    _Bak bir etrafına gerçek olan ne,görebiliyor musun?
    _Her tutunduğun elinde kalıyor,sahip olduğunu sandığın,kibirlendiğin o beden bile senin değil,bir gün o da toprak tarafından geri alınıyor,
    _Zenginlik,mal,mülk,para,her şey seni oyalamak için geliştirilmiş yapay şeyler,
    _Neye sahipsin göster bana,elinde sonsuz bir şey var mı?
    _”Mal da yalan,mülk de yalan,var biraz da sen oyalan”boşuna mı demiş Yunus Emre!
    _Sizler berbat bir kargaşaya doğuyor ve bu sonu gelmeyen kargaşayla hayata gözlerinizi yumuyorsunuz!
    _Sizin bundan çıkarınız ne?
    _Tabiki sizlerin bir çıkarı yok;ama sizi soyup soğana çavirenlerin var!

  21. Merhaba sevgili dostlar;

    Şu Dünya’daki yaşama biraz daha değinmek istiyorum.

    Dostlar halinize bir bakın da artık uyanın!

    _Hayat zoraki sistemler bütünü;
    _Doğuyorsunuz ve ailenizi bir telaş alıyor ne olacak bu çocuğun geleceği diye,
    _Sonra biraz büyüyorsunuz veeee sizi ailenizden koparıp yuvaya veriyorlar(neymiş bişeyler öğrensinmiş),
    _Birden okul telaşı başlıyor ve yılar yılı sürüyor.En güzel yıllarınızı burda yitiriyor ve boşa harcıyorsunuz.
    _Sonra yarış atları gibi sınavlara hazırlık başlıyor.Eskiden bir üniversiteye hazırlık sınavı vardı şimdi;orta okula,liseye,yarın bir gün yuvaya da sınavla alırlarsa şaşmam.
    _Ardından üniversite telaşı;aileler varlarını,yoklarını döküp çocuklarını bu sınava hazırlıyorlar,
    _Üniversite kazanılırsa ne ala,yok kazanılmazsa yaşanan hayal kırıklığı ve matem havasını düşünmek dahi istemiyorum,
    _Üniversite kazanılınca bu sefer yeni bir telaş başlıyor;aileler yine tüm varlıklarını evlatlarını okutabilmek için ortaya koyuyorlar,
    _Nihayet üniversite bitiyor sonra;erkek çocuklarının askerlik telaşı,kızları ise bir an önce iş sahibi edip,baş göz etme derdi başlıyor,
    _Hele birde yılar yılı üstüne titrediğiniz,okutup adam ettiğiniz,üzerine ne hayaller kurduğunuz evladınız bide askerden sağ salim dönmezse!!!!!İşte o zaman ………….(buraya yazacak bişey bulamıyorum)…………….
    _Veeeee askerden dönen evlat işi var yok bakılmaz hemen baş göz etmeye bakılır.Sonra oğlan veya kız evlat evlenir,eeeee artık gözünüzden sakındığınız,üstüne titrediğiniz,baktığınız,büyüttüğünüz fidandan meyve alma zamanı gelmiştir.
    _Evladınızı evlendirip torun,torba sahibi olmak vardır artık.
    _Böylece bir maraton biter ve artık yenisi başlar.(Bu sefer bayrağı evlatlarınız devralır sizden ve torunlarınıza verir.Böyle sürüp gider…)

    SONUÇ NEDİR?HAYATINIZI BİRİLERİNİN İSTEDİĞİ GİBİ YAŞAR VE ÖLÜRSÜNÜZ.ÇALIŞIR,ÇABALARSINIZ SONUÇ YOKTUR.BİR KAZANÇ HİÇ YOKTUR.KORKULAR,KORKULAR,KORKULAR…..SİZE EMPOZE ETTİKLERİ BUDUR.VE BU KORKULARLA,İSTEKLERLE BİR HAPİSHANE ÖRERSİNİZ ETRAFINIZA VE BU HAPİSHANEDE ÖLÜRSÜNÜZ…….

    BU MUDUR YAŞAMDAN ANLADIĞINIZ SORUYORUM SİZE?

  22. akılla nereye gidilir? hele ki yarım akılla.politik mesajlar dizini.

  23. Deliye katılıyorum.Hala buradayız ve hala buranın bilinciyle orayı düşünüp değerlendiriyoruz.
    Eminim Tanrıların hepsi bizlerden utanıyorlardır:))

  24. Artık bilgilerinizi paylaşsanız da siz yaşamdan ne anlıyorsunuz biz yararlansak sizden 😉
    Hazır olan falan boş verin . Hani bir dizide adını unuttum bir hala vardı ya .. Ben ortaya söylerim , alan alır almayan almaz gibi bi şey diyordu. Siz de ortaya deyin. Boşa gitmez , merak etmeyin 😉

    Bakın bir bilge ne demiş ( adını unuttum ne yazık ki ) : “Siz yaşadıklarınız ve deneyimleriniz değilsiniz. Siz yaşamınızın içeriği değilsiniz. Siz yaşamın ta kendisisiniz”

    Ortaya demiiişş gitmiişş. Alan alır almayan almaz :))

  25. Kusura bakmayın sevgili shamanichealing ,
    sizin korkusuzluğunuzda beni korkutuyor ;)Her değişim kaçınılmaz olarak ürkütür ,korkutur.Kademeleride kişiye göre değişebilir tabi ama hiç korkmamak ,sizin gibi rahat olabilmek nekadar normaldir bilemiyorum .Eğer bir doğumsa bu ya anne karnında fazla kalmaktan hepimiz öleceğiz yada çıkıp çığlıklarla ağlayacağız.Her ikisi de korkutucu fakat ağlamayı tercih ederim.
    Birde şu dünyadaki yaşamdan bahsediyoruz,memnuniyetsizliğimizden ,söylenen yalanlardan ,baskılardan vs..Bu doğumla gelinen dünyadan kaçmak isterken ya bahsettiğimiz yeni dünyadan da memnun kalmazsak ?
    Ama şuda varki gerçekleri bilerek mutsuz olmayı bilmeden mutsuz olmaya tercih ederim.Mutluluk nedir ki diye sormayın lütfen .Bana göre insan üretimi bir kelime ,yapay , var olmayan bir duygu.Memnuniyetlerin ,anlık sevinçlerin sonsuz var olma isteği.O yüzden imkansızın adıdır Mutluluk.

  26. -iste ahiret yurdu
    -biz onu yeryüzünde üstünlük taslamayanlara veririz
    -sonuc
    -takva sahiplerinindir (kasas/83)

    slm.

  27. EVET!
    İŞTE O BİLGİ KUR’AN-I KERİM’DİR!

    SİZİN BİLGİNİN KAYNAĞI NEDİR?

  28. Ne kadar doğru. Nazım Hikmet’in bir şiirini hatırlattı bana. İzninizle paylaşmak istiyorum.
    Bizi esir ettiler,
    bizi hapse attılar :
    beni duvarların içinde,
    seni duvarların dışında.
    Ufak iş bizimkisi.
    Asıl en kötüsü :
    bilerek, bilmeyerek
    hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması…

    “Eğer insanlar sadece cezalandırılmaktan korktukları ya da ödüllendirileceğini ümit ettikleri için iyi kalplilerse, gerçekten acınacak haldeyiz der” , A. Einstein

    Nedense yaşam denilen bu kısır döngü içerisinde debelenip durduğumuzu bir türlü idrak edemiyoruz. İdrak edemeyince de, ölümden sonra daha mükemmel bir yaşam hayaline kapılıyoruz gibime geliyor.

  29. şimdi buradaki yazıyla ilgili birşeylerde ben eklemek istiyorum.Başka bir forumda okuduğum sonrada araştırdığım Fallen-Angel düşmüş meleklerle alakalı olarak yorumu farklı olarak ama bu yazıyı doğru buluyorum..Mitoloji ve Tanrılar dönemine ait her yazıda sonradan tevrata’da girecek şekilde İblis(şeytan) başta olmak üzere mit olarak Lucifer ve diğer meleklerin dünyaya düştüğü belirtiliyor.bazıları ölümlü olmayı seçiyor bazılarıda dönemin mit yazısına göreki ismiyle ; Tanrı tarafından cezalandırılarak dünyaya düşüyor.

    Hz. Adem yaratıldığında dünyaya ona yardımcı olması için gönderilen 3-4 büyük (filmlerden aklınıza gelsin) DEV boyunda melekler gonderiliyor Dünyaya Allah tarafından.bu melekler/devler insan kadınlar tarafından aklı çevrilip beraber oluyorlar.sonra tanrı tarafından cezalandırılıyorlar.

    Burda arkadaşımızın yazdıgı bir kısımda da buna dikkat çekiliyor.ve arkadaşımız yazdığı yazıda Tevrat’ta geçen bolumlere dayanarak burada paylaşım yapıyor.

    ayrıca konu dışı not ; Mitolojide tanrıların gök savaşlarından bahsedilir.ve birbirlerine çok büyük ateş topları gibi şeyler fırlattıklarından.buna dair yazılar geçmiş pers krallıgına ait ve yunan mitolojise ait kalıntılarda okunur ve bulunabilir.ve savaşda birçok tanrının taşa dönüştüğünden de..günümüzde en son titanların savaşı filminde 2012 model olanında tanrılar öldugunde bu tarz olaya yer verilmiştir.şimdi can alıcı not , kıyamet ve tanrıların savaşına örnek vericek olursak Atom Bombası ilk defa Dünyada Japonyaya atılmıştır.Atom bombasının atıldığı yerdeki herşey taşa dönüşmüştür.Şimdiki tabirle Kristalleşmişdir.

    Yorum insan beynine özgüdür.tarihi kendiniz yorumlayın ama inancınızı değiştirin demiyorum.Elhamdürillah Müslümanım ,Allah’a ve onun tek Rab olduğuna, onun gönderdiği Peygamberlere ; Hz. Muhammed’e inanıyorum.indirdiği Kur’an-ı Kerim’e ve Meleklerede.

  30. evveettt.. acı gerçeğe hazır olun arkadaşlar… bizler yenmek üzere bu gezegene bırakılmış mahluklarız ve bu gezegen de bir besi çiftliği… şimdi ne diyo bu adam diyosunuz… anlatayım. şimdi bir tür bu gezegene geliyor 150.000 yıl önce… daha önceden planlandığı üzere çoğalmak ve üremek üzere adem ve havvayı ( inek hesabı) araziye yayıyorlar. gözcü denen tipler çoğalma miktarını ölçmek üzere gözetlemekteler… her 5.000 – 10.000 yılda bir hasat yapılıyor… bir iki çift haricinde tüm canlılar alınıyor ve götürülüp (konserve veya buzlama herhande bilemiyorum) depolanıyorlar. böylece (tufan ve sair gibi ucubik olaylar bahane edilerek yeni insan nesli üretiliyor. aama 10.000 yıl öncekinde bu gözcülerden 200 tanesi ibnelik yapıyor. aşağı iniyor ve insanların kızlarını beceriyor ve onlardan et ve sair gibi taze yiyecekler alıyorlar. bu esnada bazı bilimleri bi de yazı yazmayı öğretiyorlar… eee… isyankarların durumunu 4 tane dallama tip ispiyonluyo… e tabi diğer ağalar çok kızıyo… geri dönüp kırma ( melez) tipleri ve isyancı gözcüleri oymaya karar veriyolar. ama iş işten geçmiş oluyo… malum bir sürü melez çocuk olmuş oluyo… bu sefer hepsini birden yok edelim ama aralarından melezlik olmayan (saf insan ) olan birkaç kişiyi bırakalım.. ( nuh isminde saf bir kardeşimizi buluyorlar ve ona dinle ilgili açıklamalar yapıp diğer hepsini kesiyorlar. Nuhada bak sana gemi yaptık gir içine , ahanda sana her çeşit hayvan felan diyolar, kapıyı kapat kimseye de bakma diyolar. tabi diışarıda kesim işlemi devam …sonra ne olma ne olmaz (belki nuhta da biraz melezlik vardır) diyerek de kurdukları dinde her türlü ilerlemeyi yasaklıyolar bilimsel anlamda… ama yanlışlık oluyo… insan gelişmeye başlıyo… yeni ve sadık gözcüler yolluyolar. gözcüler zaman zaman gelip bazı saf kardeşlerimize ” ben tanrıyım ülen şunları şunları yapacaanız şunları şunları da yapmayacaanız diyerek gelişmeyi durduruyolar. bazı insanlar bunu yemiyo… sonra mı … ufo diyoz biz bu gözcülere… maya diye bir halk ta hesap yapıyo… genel hasat (kesim) dönemi ne zaman diye … 2012 çıkıyo… malum şu anda dünyanın besleyemeyeceği kadar çok insan, hayvan ve bitki zaten var :)… kesim zamanı gelmiştir.
    Bence eğere birisi (kim olursa olsun) birşey yapıyorsa bir ihtiyacını karşılamak içindir. olaya böyle bakın arkadaşlar. biz et kaynağıyız… daha mantıklı açıklaması olan varsa beri gelsin 🙂

  31. bence herşey dil karmaşasından ibaret.
    inanmayanlar belki de ‘tanrılar’ kelimesinden dolayı inanmıyorlar.
    fakat; tanrı sadece bir kelimedir, tıpkı melek, cin, insan kelimeleri gibi. ona anlam yükleyen bizleriz. bizim melekler diyerek tabir ettiğimizi, başka bir inanış yahut mitoloji tanrılar şeklinde tabir edebilir. ya da dil çevrilirken o şekilde tabir edildiği varsayılabilir. ufo, melek, şeytan.. yaratılan her şeyin, özünde tüm cevapları bildiği, fakat bu bilgilere katlanamayacağı için benliğin gerisine hapsedildiğini söyler bir çok inanış. bunu dikkate alırsak; özgür irade ile donatılmış biz insanlar gibi, diğer varlıkların da bir süre sonra özgür iradeyi keşfedip, yasak denilenleri uygulamış olması ve cezalandırılmış olması olasıdır. bizim (müslümanların) inancımızda sağ ve solumuzda birer melekle dolaştığımıza itiraz etmeden inanırız. fakat biz bunu biliyor ve görmek, bilmek istiyoruz diye de ortaya çıkacaklarını hiç sanmıyorum. bu tartıştıklarımız zaten keşfedebileceğimiz sınırın yakınında yöresinde dolaşıyor, onun ötesine geçilemeyeceği ortada, henüz değil..

  32. Nefilim ve Anunaki ayrı şeyler olarak bahsedilir Kasyopya Celselerinde;
    Nefilim 3,5-4 metre boylarında insanımsı dünyadışı bi tür ya da ırktır;
    Anunaki(gözcüler) (bundan) farklı bi olgudur;

    Nefilime ilişkin söylenen şudur; Kertiş uygarlığının kontrolünde ya da denetiminde olan bu tür (Nefilim) ya da ırk ile insan melezleme ve gen çalışamları yapılmıştır ve bunlar başarısız olmuştur;
    Hatat Davutu’un yarıştığı Golyat’ın bi Nefilim olma ihtimali vardır;
    Dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunan kafatasları ve dev kafatasları (heykeller) bunlara aittir; Özellikle güney amerika ya da o bölgelerde bi ada vardı yanılmıyorsak;
    bulduk, Paskalya adası heykelleri;
    Bunun dışında yine çirkin ve büyük suratlı, düz ve büyük yüzlü ya da burunlu benzeri bi çok tasvir vb. mitolojik unsur buna ait olabilir;

    bu sözde tanrı oğulları ya da tanrıların oğullarının; insanlarla çiftleştirildikleri ya da çiftleştikleri/ bunun benzerinin denendiği yolunda internette ilginç yorumlar vardır;
    bizce mümkü ndeğildir?
    tü mbu anlatılanları ngerçek olması durumunda bile bu iddia muhtemelen genetik çalışmaların yansıması olacaktır;

    bunları belirtmişken “baelbek” , “baalbek” geldi aklımıza;
    hatta bu celseler;
    insanlığın nefilim’i yeniden yaratmak için gösterdiği çaba sonucu oluşan zihinsel engeliler ve devler için inşa ettiklerini öne sürer bu şehri; bu dev şehir ve dev kayaları;

    bir varmış bir yokmuş;
    neler neler çokmuş;

  33. Sümerler zamanın bir zamanında iş olsun diye onca bin tableti kıçlarından uydurmadılar herhalde.
    Kutsal denilen kitapların da Mısırlıların Ölüler Kitabı ve Sümer Tabletlerinden öğrenilen bilgilerle birebir çakışıyor olması
    bu işin arkasında yatan gerçeğin bize anlatılan masallardan çok farklı olduğunu gösteriyor.

    Din bezirganları bu işten para kazanıyorlar o nedenle hiç bir gerçeğin açığa çıkmasını ve anlatılmasını istemeyecekler,istemiyorlar.

    İslam Alemi dediğimiz Müslümanları gerçekleri söyleyenleri hemen öldürtmeleri işin karının inanılmaz boyutlarda olmasından kaynaklanıyor .

    Fakat bizlerde aptal yerine konmaktan bıktık ya.

  34. pek tabi gerçek satılabilirdir ama gizem o daha çok satılabilirdir ve pek tabi bilgi de satılabilirdir
    her şeyin alınıp satıldığı bi dünyada her şey satılabilir ve şeylerin yan ürünleri ve benzerleri de olacaktır pazarda;
    ah bu biz pazarcılar nelere kanıyoruz, neler alıp satıyoruz ki!

    —

    iki şey gözlemledik skıca;

    bir gözlem, korku ve korkudan abondane olmak -(/olmuş zihinler)
    -endişe ve güçlü endişe ki buna tanrı korkusu/kaygısı (içiçe hayat korkusu ve güçsüzlüğü-güçsüz/yalın hissetme de dahil olmak üzre) ceza korkusu-güçsüzlük, korunma-sığınma (ki hatta benliğini teslim ederek- (benliğini teslim eden kaçınma halleri de dahil)); kişi aşamıyoryor bu korku kaygı ve güzçsüzlükleri ve gerçekten obsede olmuş;
    ikinci durumda ise kişi yılmaz bi biçimde isteklerini gerçekleştirmek istiyor; ruhlarını şeytana satmaya ve şeytanla açık pazarlığa açık;
    Bu bi kız-erkek benim olsun olabileceği gibi sıradan herhangi bi şeyde olabilir- Birine basitçe bi kötülük yapmak/karşılık vermek vb. bile; olsunda olsun-olacak-nasıl olursa olsun-karşılığında ne gerekiyorsa yaparım ve yapmaya hazırım –tutumu ve anlayışı ki bunu getriren şeyse bunu aşamıyorum dürtüsü;
    kuruntulu/takıntılı-obsesif istem ve kurtulamama( karşı kurtulamama)-iradeyi istekten ayrıramama ve soyutlayamama; yani geçememe
    (yine benliği ve iradeyi bi şey karşılığında teslim etmeye hazır ve açık suje ve karşılığında ise adanma/teslim ve hizmet sunma anlayışı)
    tabi ki buradaki şeytan bi benzetme ama durumu ve koşulu gözler önüne seriyor

    birinci durumda tanrıya karşı güç ve sığınacak yada korunacak yada yalnız hissetmeyecek ve güç yetirecek yada gücünü teslim edecek ya da çok nadiren birleşecek özne ve karşıt aranıyor;

    Şeytanın sivri bi imgesi var ve şeytan ve şeytanımsının- cinsel çağrışımlara kadar bi cazibesi-buna gülebilirsiniz ama ilginç bi çekiciliği ve korkuya uyanık tuhaf bi hali duygudurum uyandırması var birilerinde-bunu hissediyoruz ve biliyoruz; gizme çekiciliği ve anlama-sahip olma –oda kim gibi, bunu dersem hepimiz anlayakacsınız

    Çoğu zaman şeytan asla korku uyandırmaz, Çekicilik ve gizem uyandırır-arzulanır;

    Çoğu zaman tanrıdan korkulur-çekinilir ve tanrı bazen yıkılması gereken bi imajdır-
    Tanrı bi sınırlamadır-ebeveyn simgeler, şeytan –(sınırlı-içiçe) özgürlüktür,
    Şeytan bir gizli satınalmadır
    Şeytan özgürlük ise tam değildir,birincildir;

    -Şimdi birinci durum “fromm” gibi- özgürlüğe kaçış/sığınma-(güven yada korunma varsayımı ve güven özgürlüğü)
    ya da tam “fromm” çevrimiyle ve gerçek çevirimiyle “Özgürlükten Kaçış” tam aksine

    güçlü varlıklara karşı sığınmanın ilginç psikolojik temelleri ve doktrinleri olmalı ve insan ruhunda ya da psişesinde karşılıkları olmalı

    —
    Bu arada nefilimden uzaklaştık;
    Bu melek kanı ve düşmüş melek kanı hikayelerinin ve anlatımalarının benzerini Avrupa da bi gizem mabedi okulu gibi bi yerde öğrendiğini belirten bi forum tanığı okumuştum,

    İnsan ne arıyor ki? Ve nasıl bir gerçek arıyor ki? Bunlar gerçek olsa bile hatta bu haliyle bile ne olur ve ne ifade eder ki? gerçeği parçalara bölmek ve ayrımak sonra onun parçalarında daha büyük parçalar (ve gizmler) görmek ne güzel, bi işe yaramayacak bu!

    Evet

    Gizem satarak çok para kazanabilirsiniz (iyi gizem-açtığını gösterdiğini varsayan ve öğretme ve bilgi sunuyormuş gibi yapma, (örneğin ,,boşver ) buna alışın-işe yarar-kullanın; (iyiniyet ve ahlaklı mı sınız siz? Kime karşı? kendinize ve topluma değil mi? İnanmıyorsanız bunlara da o halde kime neye inanıyorsunuz ki siz? –Size sorumluluk yükleyen ne lütfen söyleyin? Tarihi bilinç mi? Onu oluşturan ne ve gerçeği gerçek yapan ve bize öyle söyleyen?)

    ve sınırlı gizemle ise güç (kazanabilirsiniz) (korkulu kaygılı gizem ve bilgiyi saklama ile tam aksine, bu daha çok bizde bilgi varcılıktır-karaborsa),
    Sınırlı ve inandırılmış gizem sizi güç odağı yapar ve güç sağlar

    Tam aksine herkes şeytana sahip olmak ister; Herkes şeytanın birincisi ya da gözdesi olabileceğini düşünürken tanrı yaranılmazdır ve öyle görünür
    yani aslında herkes şeytanı –bile- baştan ve yoldan ve gözden çıkarabileceği ve onu altedebileceğini düşünür, tanrıya ise kimse bulaşmaz,

    hereks şeytandan zeki olduğunu-olacağını düşünür; (bir şeytan var yok meselesi değil bu -zihindeki imge olarak koşumu budur- onun çağrışımı)
    (şeytanı edebi bi sembol-mit-masal her neyseve hayal-masal-hikaye kahramanı olarak düşünelim)

    tanrı cinsel çağrışımsızdır-içtemsizdir ya da istemsiz onunla birlikte olunmaz, Tanrı ile birleşme imgeleri boşluğa yürür

    İnsan duyguların baktığında bunları bu anlatmaları bulacak-görecek-alt duygularında;
    duygu gerçek içiçe ve kurgu gerçek içiçe – ve – düş her şey

    hayır yine tekrarlıyoruz tanrıya karşı kazanılan zafer (ve özgülük babaya aileye ve topluma karşı /toplam kazanılmıştır, bireysel özgü-r-lüktür)
    bunun nasılı? Herkes ailesine baksın-çocuklar sayılmaz-büyüyelim

    • özgürlük büyüyünce ya da aileden kopunca kazanılır,-çocuk mor bi dünya düşler-bazıları da pembe
      Herkes büyüyüp istediğini yapacağı ve yapabileceği bi dünya düşler-çocuk ;(büyüyünce ise bu böyle olmaz-başka şeyler baş gösterir)

      babaya ve anneya karşı gelemezsiniz/(derdinizi bile anlatmazsınız çoğu zaman ve hep haklıdırlar) çünkü büyüktürler-fiziksel olarakta büyüktür ve güçlüdür-bilgilidir;
      siz buna karşı eşitlik ararsınız ve güce- karşı güce sığınırsınız- bu şeytandır ; bazen değil ama öyle
      bunlar kuruluş semballer ve mitlerdir canım-insan bilinci-gerçek ne? gerçeği nerde arıyorsunuz

    birincisi de anneden ve babadan korunma ve özgürlükte var canım ya da bayım -(ve toplumdan da kurallarından da)
    çocuk anne babadan ilgisizlik ya da şiddet -karşı şiddet- görüyor ne yapmalı-
    bir çocuk evi var mı sığınacak ya da toplum göbeği ve öbeği-kaçınacak, bi çocuk bilinçli mi?
    çocuk duyguları ve güdülerini inceleyin-örselenmiş
    anne ve babadan korkan çocuk dededen ya da yakından destek arar/yakınır –aynı ve yakı yaklaşım-muamele ve itilmişlik ve geri ebeveynin kucağına atılacaklık görürse- kaç aile arar düşünün? neredeyse bütün çocuklar evi terketmekten bahseder-ilginç mızmızlıkları vardır e yüz verilirse ya da uygun koşular sağlanırsa herkes herek olabilir, kişilik içsel bi yeti mi-eğitim mi?
    Bi çocuğa kolay öğretilirse kolay olur ve her şeyi kolay-kolaydan yapıverir

    Çocuk aileye hapsedilmiştir, Çocuk anne ve babanın mülkiyetidir ve mülkiyetine verilmiştir-hak sahibidir onlar, Siz kadın yetiştirmekten sözediyorsunuz ve erkekler, Özgür çocuklar bilinçleyin/yetiştirin-yoksa hiçbişey yetiştiremeyeeksiniz-özgür olsunlar
    çocuğun mülkiyetini aileden alın-(çocuğu aileden sökemiyorsanız ve sökmüyorsanız bile tapusunu alın ve topluma verin)

    Anne baba olmak mülkiyet hakkı vermesin-birlikte yaşamak hakkı versin,
    (okuyucu cevabı-şu çocuk sahibi olmak kavramının yeryüzünden silindiği gün ben sana söyeleyeceğim ne yazdığımı?)
    kat mülkiyeti mi bu-çocuğun mülkiyeti
    Anne baba kiracı olsun canım diyoruz hayır annesiz babasız çocuk demiyoruz-evsiz çocuk demiyoruz ve barınaksız, Ev sahibi toplum olsun diyoruz;
    (okuyucu cevabı-ben bunu makale yapsam bayım kitap olmadan bitiremem-araştırmaya girişsem/gömülsem çıkamam- her şey biribirine dolanır içiçe bin sayfa)

    ikinci de ise bugünlerde çok konuşulan failin yaptığını yapmayanlar (eylemsel olarak) bunu duygusal olarak yapıyorlar,
    -duygusal suçlulukla-gizli- duygusal bastırılmışlık ve güçsüzlükle ve (acz ile) yapıyor;
    Gizli istekler ve gizli çekimler/özneler-gizli arzu bastırılmış arzu; Güç olsa herkes arzulayacağını alır ve sahip olur;

    İkinci de;
    bi aracıyı tabi kılıyor canım -bi aracıyı tabi; hiç fark yok arada, o benim olsun- onu bana getir; olsunda nasıl olursa olsun
    onun iradesi sahibesi benim olsun demek bu! Benim mülkiyetim olsun-kendine bana ait ve sadık görsün
    bir kadının bir erkeği arzulayışına bakın ya da tam tersi farketmez-şu büyü muhabbetleri

    burada şeytan ya da varlık iş bitirici ve aracı-herşeye gücü yeten değil ama iyi yerlerde tanıdıkları felan olmalı onun

    çocuğun anne ve baba seçmesi kuramlarını inceleyin ve düşünün; öykündürmeleri canlandırın-kendi çocukluğunuza gidin/inin yada gözlemleyin-bulacaksınız
    hatta koşul seçmesi diyelim şuna çocuğun-

    bir başkasının özgürlüğünü satın alabiliyor musunuz? ya da hayatını-bunca bölüşmüşlük mü? ya da bunca bölünmüşlük mü demeliyiz

    tanrı da bir sığıntmaçtır-bir ölçüde

    kötü bir anne baba ve kötü bir topluma-çevreye-sahipseniz tanrıya ihtiyaç duyarsınız-birincil

    eğer siz suçlu ve günahkarsanız kime ihtiyaç duyarsınız ya da öyle tanımlanırsanız ya da görülürseniz-toplum bilincinde ve toplum tarafından
    eğer tanrıtoplum sizi terketmişse ?

    “günahlılar günahlılar ile kapışır-aptalların suyu kanalizasyona karışır”-“cebe”
    aç kaldım-susuz kaldım terk etmedi sevdam beni-

    Tanrı ebeveyndir-birincil tanrı
    kötü bi ebeveyni olan tanrı iyi çocuk düşlemez -kötü bi tanrı olan ebeveyn iyi çocuk ya da iyi bi evebeyni olan çocuk kötü tanrı
    çocukların tarı anlayışı-brincil-ebevynlerine yakındır ve evrendeki kaos bile

    tanrıdan özgürlük almak/çalmak-olmayan bi tanrıdan özgürlük alınır mı? özgürlüğü kimden aldınız

    bugün hava gökgürleyişli yarın hava yer; gök yere mi gürlesin

    çok parçalı savlar evi/sanal+

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.