Ockham’ın Usturası

Ockham’ın Usturası teorisi temel olarak “her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır” felsefesi üzerinde şekillenir.

  1. yüzyıl filozofu Ockham’lı William tarafından ortaya atılmıştır. Latince “Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem” olarak ifade edilen ilkeye göre zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir. Bilimsel düşünüşte önemli bir yeri bulunmaktadır.

Başka bir deyişle şöyle özetlenebilir: Bir olayı, fenomeni açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir. Söz gelimi dünyanın uzaydaki hareketini açıklamak için daha önce geliştirilmiş olan genel cisim hareket yasalarını kullanmak bu duruma özgü yepyeni varsayımlar geliştirmeye kıyasla daha makbuldür.

Bilim ile sahte bilimi ayıran en önemli unsurlardan biridir. Sahte bilim olayları açıklamak için daha karmaşık olgular üretirken bilim daha sade açıklamalar üretir. Sitemize sıkça uğrayan “sözde bilimsel” yazılar makaleler ekleyen bir çok kişinin açıklamalarına bakarsanız, problemin kendisinden daha karmaşık olduğunu görürsünüz.

30 yorum “Ockham’ın Usturası”

  1. Ockham’ın usturası permatikten daha kötü bence. Madem en sade açıklama bilimsele daha yakın, Hawking’in kozmolojik açıklamalarını modern fiziğin o kadar yol alıp beyinleri zorlayan teoriler üretmesini çöpe atalım, ve tanrı yarattı deyip geçelim. Bu daha sade.

  2. Keşke daha sade olsa. Tanrı nedir? Nasıl oluştu? Nasıl evrildi? Özellikleri nelerdir? Yapısı nasıldır? falan o kadar çok soru çıkıyor ki ortaya durum şuna geliyor,

    “Bir olayı, fenomeni açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir.”

    Tanrı hiç de basit değil. Basit gören varsa beri gelsin, açıklasın. 🙂

  3. “Tanrı nedir? Nasıl oluştu? Nasıl evrildi? Özellikleri nelerdir? Yapısı nasıldır?”

    İnsan aklı bunlara ermez. 🙂

  4. İşte ben de onu diyorum. Aklın ermiyorsa ve ermeyecekse, ustura temizliyor onları. 🙂

  5. Bilimin amacı sadelik aramak mı yoksa “gerçekte” olan bitenin ne olduğunu en iyi şekilde resmetmek mi? Bu yazıya karşı çıktım çünkü 180 derece tersini düşünüyorum.

  6. simplex sigillum veri

    Yalınlık, doğruluğun mührüdür. (Basitlik, gerçeğin göstergesidir)

    Hangi çevirisini beğenirsen…

  7. Hey gidi Ockham.

    Ortaçağ realizmine karşı, nominalizmin sözcüsü.

    Ve Marks’ın “Kutsal Aile”de belirttiği gibi; objeleri asli, fikir ve kavramları tali kabul etmesi bakımından ortaçağda materyalizmin ilk sesi.

    İlahiyatçıydı aynı zamanda, ama katolik kilisesinin ve papalığın dünya egemenliği iddialarına karşı savaşmaya başlamış olan laik-feodal beylerin ideologu olarak da kabul edilebilir.

    Tanrı’nın varlığının ve dini dogmaların akılla ispatlanamayacağını, bunları imana dayandığını ve bunun sonucu olarak, felsefenin* ilahiyattan arınması gerektiğini belirtmiştir kendisi. (Aynı parçuket’in yazdığı gibi) Ama yine parçuketin belirttiğinin aksine, obje ve fenomenlerin izahati çerçevesinde, tanrının tabiata müdehalesinin sınırlılığını kabul eder:)

    (*) dönemin felsefesi bilimi de içerir.

  8. Bizler insanız. İnsan nedir bilmiyorum. Ama duygularımız olduğunu biliyorum. Sadeyi sevebiliriz. Kompleksi de sevebiliriz, hayranlık duyabiliriz. Ve idealistiz çünkü sevdiğimiz hangisi ise “gerçeğinde” onun tarafında olduğunu kabul etmeye meyilliyiz. Bilim yapanlar, insanlardır ve insanlar bu özelliklere sahip. Öyleyse bir fenomeni açıklarken sade olanı tercih etme önerisi duygusal bir öneridir. Benim önerimde duygusallık taşıyor ama aklım bu konuda duygularıma destekçi. Ve referans akıldır.

  9. Tamam.

    Şimdi aynı öneri ve duygularını daha kompleks bir tarzda ifade etmeye çalış, karşılaştıralım:)

  10. Neden karşılaştıralım? Şu anda bilim yapmıyoruz ki.

  11. Bugünlerde bilimle ilgili de bir başlık açacağım. Ama öncesinde şu konuya daha derinden bakalım. Aslında durum sadeyi sevmek veya karmaşığı sevmek değildir. Gerçeğe giden yolun, genelde sade, basit olmasıdır.

    Buna çok örnek var. Diyelim ki cebinizde olması gereken 100 TL, orada yok. Aklımıza gelecek veya gelmesi gereken olasılıklar nelerdir?

    Düşürmüş olabilirim,
    Çalınmış olabilir,
    Atomlarına ayrışmış olabilir,
    Paralel evrene geçmiş olabilir,
    Periler veya cinler iç etmiş olabilir,
    Tanrısal bir müdahale olmuş olabilir,
    X ışıldaması oluşmuş olabilir,

    Gördüğün gibi milyonlarca olasılık var. Şimdi bir bilim adamı veya dedektif ne yapmalı? Her olasılığa aynı zamanı ayırıp hepsine aynı ilgiyi mi göstermeli? Veya karmaşıklığı sevdiği için en karmaşık olan olasılıklardan mı başlamalı?

    Duygusal olarak onun üremesi için geçici bir süre yok olduğunu bile düşünebilirsin.

  12. Xenix sana basit bir soru, genel hatlarıyla newton fiziği mi daha sadedir yoksa modern fizik mi?

  13. Elbette modern fizik daha belirgindir. Bilinmezlerin ve açıklanamayan etkilerin sayısı daha azalmıştır. Newton fiziğinde, açıklanamayan, açıklanamayacak bir sürü şey vardı.

    Sadelikten kastın “bilgi azlığı” mı? Yani ne kadar az bilgi varsa o kadar sadedir mi? diye düşünüyorsun.

  14. Belirginini sormadım hangisi “sade” diye sordum? Sade olanda daha az “parametre” olmalı herhalde değil mi?

    Kinetik enerji formülleri,

    Klasik fizikre: E=0.5MV2
    Modern Fizikte:

  15. Bence tartıştığımız veya konuştuğumuz şeyler farklı. Sen sadeliği farklı değerlendiriyorsun (veya ben farklı değerlendiriyorum.) Sade demek az bilgi içermeli demek değildir. Daha az bilinmeyene sahip olmak demektir. Yoksa verdiğim para örneğindeki gibi, parayı düşürmekle, onu tanrının yok etmiş olması aynı cümlesel sadeliğe sahiptir. Ama birinin açıklanamayan başka hipotezlere göndermesi vardır.

  16. Alim Xenix’e, uzay tarihi 30031, hız mach 10¹³

    Aziz dostum, papaz arkadaşının yaptığı açıklamaya maalesef katılamıyorum.

    İnsanın gözlemci olarak varlığını sürdürdüğü her ortamın “kaos” içinde olduğunu bu nedenle yapılan her açıklamanın aslında “bir diğerinin” onayına ihtiyacı olduğunu bilmek gerekir. Aha o bir diğeri en önemli insandır.

  17. Ben sadeden şunu anladım, daha az parametre olan formülasyonlar. Ama galiba senin dediğin sadelik tam tersi, yani daha fazla değişkeni içinde barındırıp daha net cevaplar veren formüller. Ama bunu anlatmak için “sade” kelimesi neden seçilmiş onada bir anlam veremedim doğrusu. Teknik konularda farklı bir anlamı olsa gerek sadenin…

  18. Nasıl yani?

    Yüzyıllarca dünyanın düz olduğunu savunan insanlar vardı, şimdi dünyanın yuvarlak olması açıklaması, düz olduğunun onayından mı geçti? Veya insan girince olaya dünya daha öncesinde düz müydü?

    Veya katılmadığınız nokta nedir? Her olaya tanrısal, mistik güçleri mi katmak gerekir Ockham’ın dediğinin aksine? Yani Ockham’a katılmamak ancak böyle mümkün? Ama bir agnostik olarak sizin o noktada olduğunuzu sanmıyorum.

    parçuket sade kelimesini ben seçtim. Ama bu sadelikten kastım açıklanabilirlik, gibi.

  19. Doğrulama elemanı olarak kullandığınız argüman nedir ? “Daha basit olan”…

    Peki, “Daha basit olan”ın en doğru olduğuna nasıl ikna olacağız. Gamaro biraz bahsetmiş aynı şeyleri yazmayacağım.

    İkna oluş sürecinin en pratik yolu, aynı şeyi açıklamada kullandığımız dildir.

    Dil’den çıkarsak… Kavramlara yolculuk yapmak zorunda kalacağız.

    Bana anti madde olduğunu ispatlayınız. Kullanacağınız her kavramı tek tek sorgulamak zorunda kalabilirsiniz. Hem de sorgu elemanlarının en keskin doğru olduğunu kabul ettirerek…

    Yuvarlak dünyaya dönersek… Ben ikna olmadığım sürece dünya düzdür.

    Bi de kavramlar sibernetiktir. Birinin diğeriyle olan sonsuz ilişkisi vardır. Daha düz gidersek, birileri için tanrı mevcuttur.

  20. Ha bir de, Herşeyin birbirine eşit olduğu tek ortam, tanrının yarattığı evrendir. Onun düzeninde kaos yoktur. vs vs vs…

  21. “Yuvarlak dünyaya dönersek… Ben ikna olmadığım sürece dünya düzdür.”

    Bence mahsuru yok. “İkna etmek” bilimin işi değildir, sahte bilimin veya dinlerin işi olabilir.

  22. Konu ikna oluş’a geldi sanki yine..

    İki şeyi birbirine karıştırmamak lazım.

    Birincisi; realitenin parçası olan bir olgu veya fenomeni (örneğin ispatlanmış bir gözlemi, ya da bilim diliyle “gerçeği”) bir teori çerçevesinde- açıklamaya çalışırken, daha az yeter ve gerek şartla yapılan izahatın daha fazla yeter ve gerek şartla yapılan izahata oranla daha başarılı olduğunu kabul etmek duygusallık değildir.

    Ama ikincisi; bu durum ampriyokritisizm’in öngördüğü düşünce ekonomisi veya yalınlık ilkesi ile karıştırılmamalıdır. (Düşünce ekonomisi ilkesi: minimum bilgiyle maksimum bilgi elde edilebilmesini o bilginin hakikat kriteri olarak kabul eder)

    İşte bu ikincisini (yani “ekonomi” kriterini) mutlak bir ilke olarak kabul etmek elbette yanlıştır, çünkü bilimsel önermelerin hakikat değeri kullanılan düşünce veya kavramlardaki ekonomi ve tasarruftan önce, bu kavramların objektif dünyaya uygunluğu ile belirlenebilir.

    Ama kullanılan kavram ve düşünceler ile nesnel dünya arasında eşit/benzer düzeyde bir uygunluk varsa, daha basit açıklamalar daha uygun kabul edilir. (Bunun duygusallıkla bi ilgisi yok. Bilakis son derece basit (:) ve teknik bir nedeni var; çünkü ister kompleks ister basit olsun, bu açıklamaların ikisi de birer “genelleme”dir aslında. Basit olanın komplekse üstünlüğü ise, basit* ile yapılmış olan genellemenin kompleks ile yapılabilecek genellemeye oranla “daha genel” oluşundadır. Ha bizler birini diğerinden daha çok sevebilir veya çekici bulabiliriz elbet, ne de olsa insanız ve duygusalız:)

    Xenix’in dikkat çektiği diğer husus ise (bilim-sahte bilim ayrımı) konu bağlamında tam bir bingo.

    Sahte-bilimlerde istatistiki olarak ihmal edilemeyecek oranda bir bilgi ve kavram fazlalığı vardır.

    Aşkım bunna ilgili bi TED videosu da vardı sanırım. Gerçi ben bi türlü sevemedim o adamları ama.. Neyse:)

  23. Bi de şey var..

    Atomun ilköğretim düzeyinde anlatımıyla fakülte düzeyinde anlatımı.

    O ayrı tabi.

    Daha doğrusu çocukları ikna edebilmek için..

    🙂

  24. Hangisi daha sade, komünizm mi, kapitalizm mi?

  25. İkisi de sade değil. Tam aksine karmaşıklar. Dinlerden bile daha karmaşık. Fakat bu konuyu belki ayrı başlıkta tartışmak daha yerinde olur. Çünkü kapitalizm hakkında söyleyeceklerim pek hoşunuza gitmeyebilir. Mesela kapitalizmi daha doğal buluyorum.

  26. Hatta servetini tüketmeye ömrün yetmez. Himalayalara para yemeye gidiyorsun da Hüseyin ile Kambur’u bir Rio Karnavalına götürmüyorsun. Şimdi sen pek tabii ki, Hüseyin ve benim kadar Maço olamazsın, tahmin ediyorum. Gidiyorsun dağlarda Budist Rahipler gibi bir tas pirinç lapasıyla gününü geçiriyorsun.

    Neyse ben zengin olunca pintilik yapmak, sen, sonsuz ve Hüseyin ile beraber Ukrayna, Moldova, Rusya turu yaptırtırım sizlere ikram olarak. Yok yok karpuz için değil, satranç turnuvalarına katılırız onun için.

    Sağlıcakla kal (seni kapitalist seni )

  27. Birincisi, zengin değilim.
    İkincisi, kapitalist değilim.
    Üçüncüsü, zenginlik ile kapitalist olmak aynı şey değildir.
    Dördüncüsü, bunu bu başlık altında tartışmayalım. Sabırlı olursanız bir başlık açacağım. (Veya bir başka kapitalizm ile ilgili tartışmanın altında da devam edebiliriz)

  28. Konuya dönersek. Hayatınızda olan bitenle ilgili basit açıklamalar yapmak yerine daha karmaşıkları seçtiğiniz oldu mu mesela arkadaşlar? Bazen basit bir olayı bilinmeyen bazı etkilerin altında gelişmiş gibi hissettiniz mi mesela? Veya ülkelerin düştüğü durumların basit açıklamaları varken, uluslar arası gizli güçlere inandığınız oldu mu? Ya kişisel ilişkileriniz? Açıklaması basit durumları çok daha karmaşık hale getirdiğiniz oldu mu?

  29. Memlekette çok fazla yobaz ve psikopat tetikçi olduğundan, sonsuzda kimliğimi gizli tutmaya çalışıyorum. Bunun dışında Face, email ve telefon şifrelerimi ailemde herkes bilir, hatta bir arkadaşım farmvil oynuyor diye ona da face şifremi verdim. Kendime faturasız çok havalı bir telefon numarası aldığımda ise, 2 yıl kullandığım faturalı telefon sim kartımı eşime verdim. Kimseden gizli saklı birşeyim yoktur. Hele yüzyüze görüştüğüm arkadaşlarım benim hakkımda hemen herşeyi bilir.

    İnançlarımı ve politik görüşümü hiç bir arkadaşımdan, tanıdığımdan saklamam. Sorulursa hemen söylerim.

    Neyi savunduğu belli olmayan, fikirlerini özgürce açıklamaktan kaçınan tipleri de kara kaplı defterimde alt sıralara atarım.

    Alıngan insanlardan da pek hoşlanmam, haksızlık ettiğim insanlardan da özür dilemesini bilirim, hiç gocunmam bu konuda. Karşımdakine saygı duymasam da her zaman kibar olmaya çalışırım. Taban tabana zıt olduğum bazı konular olsa da kafası çalışan insanları sever ve onlara her zaman saygı duyarım. (Örnek:xenix) Sonsuz ve Gamaro’nun da zeka konusunda hakkını yemiyeyim, haksızlık olur, gerçi sonsuz biraz ağır abi takılıyor ama, işi zor ne yapsın?

    Basit durumları açıklamak yerine çok daha karmaşık hale getiriyor muyum? Bunu da yorumlarımı okuyan sonsuzcular yanıtlasın. Doğru olan budur.

  30. Tanrı-materyalizm v.b. düzlemler dışına çıkarsak: Ki karşı çıkmak için değil, teoriyi anlamak ve sınamak için soruyorum: Eskiden maddenin parçalanamayan en küçük biriminin atom olduğu söyleniyordu. Şimdi çok sayıda atom altı parçacık bulundu ve ne yaptıkları halen araştırılıyor. Yine klasik fizik kütle çekim ve görelilik gibi nisbeten basit açıklamalar üzerinde şekilleniyordu. Yeni araştırmalarla, madde-anti madde-karanlık madde-karanlık enerji gibi daha karmaşık ve çok faktörlü gerçekler hakkında verilere ulaşıldı, bunlardan iz sürerek evren anlamaya çalışılıyor. Nasıl oluyor?

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.