Ölümden sonra dirilmek

Duymuşsunuzdur hep birilerinden. Dirilirler ölümden sonra. Ya mezara giderken tabut içinde ya da yıkanırken daha.

Mümkün mü böyle bir şey. Hiç rastladınız mı kendiniz, yoksa hep duyulanlar mı söylendi?

İnsan ne kadar ölü kalabilir, kaç saatten sonra yeniden dirilebilir?

71 yorum “Ölümden sonra dirilmek”

  1. Çocukken bizim mahallede Sezgin Abi vardı. Bir kaç defa kalp krizi geçirmiş kalbi durmuş ama sonra tekrar atmaya başlamıştı. Söylentiler öyle hızlı ve abartılarak dağıldı ki kalp krizinden bir gün sonra canlandığı şeklini almıştı.

    Tıbbi açıdan tam bilmiyorum fakat beyine belirli bir süre oksijen veya kan gitmezse diyelim hızlı bir yıkıma giriyor diye biliyordum.

    gamaroya sormak lazım.

  2. Geçenlerde haberlede izlemiştim öldü diye morga kaldırılan adam dirilmiş yani aslında dirilmemiş ölmemiş ki 🙂 Oluyor böyle şeyler ama ölmüyorlar öldü sanılıyorlar.

  3. Bir fikra geldi aklima :

    Köyün birinde Hoca bir gece önceden ölüleri alir yikar falan ve artik baska ne yapiyorsa, hazirlarmis cenazeye.

    Zamanla köylülerde bir merak olusmus “Acaba ne yapiyor?”.

    Meraklarini gidermek icin birini ölü taklidi ile Hocaya vermisler ..

    Ertesi gün camide : cenace hazir , cenaze namazi baslamadan Hoca ölüyu getirenlere yavasca demiski :”bir daha iyice ölmeden getirmeyin ölülerinizi, cok ugrastirdi bu”

  4. Vardır vardır..

    Işık neyim görülür, tünel kazılır, sesler yankılanır..

    Geeel, gel hadi geeell… ama ben?.. sen tabi, seen…

    Felan filan:)

  5. Ölümden dirilmek mümkün olsa idi. Bu olay en azından hayvanlar üzerinde çok kolay gösterilirdi diye düşünüyorum..Yani mesela 48 saat önce ölmüş bir köpeği,kediyi,fareyi..vesareyi deneme yapmak amaçlı ölümden geri getiren deneylerden geçilmezdi ortalık…çoktan bu işin tekniği bile gelişirdi.Laboratuarda kalmayıp günlük hayatın bir parçası sık karşılaştığımız birşey olurdu.

  6. Hayfanlar öldü mü tam ölüyo, ruh da olmıyince kompile yitik oluyo yani o bakımdan hayfan deneyi mümkün değil bence.

    🙂

  7. İnsanın ruhunun özel olduğunu ve hayvanlarda olmayan bir şey olduğunu var sayarsak bile insanın beden tarafı hayvandan sayılmak zorundadır..Dolayısıyla beden ,yani insanın hayvan tarafı diriltilemez ise ruhu geri döndüğünde nereye girecektir? O yüzden eğer ölümden dirilme diye bir olgu gerçekten var olabilseydi.Bedenin dirilebildiğini göstermek açısından çokktan hayvanlar üzerinde deneyleri yapılabiliyor olmalıydı..:)

  8. Baal gene saçmalamışssın.

    He he:)

    Ama saçmalamışsın.

    İnsanı insan yapan kognitif fonksiyonlarıdır. Bu bakımdan, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın vücudu dediğin şeyi (solunum ve dolaşım sistemini) istediğin kadar açıp kapatabilirsin ama.. bu onu bildiğimiz anlamda hayata döndürmez.

    Ruhun çıkışı beyin ölümü gerçekleşince oluyo herhal, melekler de nöronlara saldırıyolar, vur allah vur, ayrıl leyynnn:))

  9. Bu arada..

    Maymunlar cehennemindeki senaryo birgün gerçek olursa… Ya da ona benzer bişey..

    Şimdi bu hayvancıklar ruh mu kazanmış olacaklar?

    Ya da bir başka soru: Maymunlar böyle coşarsa?

    Sonra?

    Peygamber, kuran, nefs, şeytan, mahşer, imtehan?

    🙂

  10. “İnsanı insan yapan kognitif fonksiyonlarıdır. Bu bakımdan, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın vücudu dediğin şeyi (solunum ve dolaşım sistemini) istediğin kadar açıp kapatabilirsin ama.. bu onu bildiğimiz anlamda hayata döndürmez.”

    Yani beyin ölümünü geri çevirebilirsen, hastanın çıkan ruhunu yakalayıp yerine koyacaksın öyle mi?

    Dinlerin ruh derken kastettikleri şey beynin bilinç fonksiyonu değildir..Onlar bile ruh konusunda karmaşa içindeler..Ruh kendi başına varlığını koruyabilen subtil bir varlık olmalı, bir öze sahip olmalı..yani beyindeki voltaj gibi yok olup giden birşey değil.

  11. Yahu, ruh dediğimiz şey, metafizik bir kavram değil midir? O zaman bilimin alanı dışında olan bir konuyu bilimsel bir yöntemle açıklama çabası nedir? Hayret 🙂

  12. Gamaro ‘ruhu’ fetullah hocanın kasetlerindeki ‘beynin fakülteleriyle’ karıştırmış olmalı…demek ki hocada bir keramet var milyonları etkilemesi boşuna değilmiş..:))

  13. tanri yok,ruh yok vs. de,yok dedigin bisey üzerine tomarla yaz ciz sonra da bunun adi teblig
    etmek,taraftar toplamak olmasin iyimis valla..

    ateist takiyyecilik böyle bisey iste:)

    neyse..

    tanri yok demek özgürlüktür

    peki

    yaraticinin umrunda MI ?

    sanmam:)

    slm.

  14. Sonsuz buyuklukteki evrendeki mini minnnaacik bir gezegende , minnacik colde ortaya cikan inanc yaraticinin umurunda MI ?

  15. Baal ve gamaro sanki aynı şeyleri söyleyip ama yine de tartışmayı becerebilen bir çiftken, ebubekirin konuya giriş şekli ise hayli ilginç.

  16. Demek dinlerin ruh’tan kastı beynin bilinçsel fonksiyonları değildir ha..

    Yaa Baal, tamam sen çok yaşa:)

    Ebubekir’e gelince..

    Gene ne diyor, anlamak için bayağı bi eklektizm yapmak lazım.

  17. Gerçek soru, ölümden sonra yaşamın var olup olmadığı değil, ölümden önce senin hayatta olup olmadığındır. (Osho)

  18. Nası tarif etsem ki..

    Mesela ben stajer doktorken (tıp fakültesi 4. sınıf) nöroloji sınavında manyak bir jüriye düşmüştüm. Hoca psikopat, yardımcısı ondan da psikopat..

    Önden bi çocuk girdi, girmesiyle çıkması bir oldu..

    Surat beş karış, renk kireç gibi.

    -Nooldu?

    -Yav pica’yı sordu bilemedim..

    (pica dediği postero-inferior cerebral arter’in kısaltılmışı. Beynin arka ve alt yüzünü besleyen atardamarın adı, anevrizma vs. oluşumu açısından sabıkalı bir yer vesaire..)

    -Hadi yaa..

    Tabi biz kapının ardında fısır fısır konuşurken, ikinci kurban pica’nın öyküsünü bile duyamadan içeri girmiş çoktan.

    Ama o garibimin de girmesiyle çıkması da bir oldu..

    -Ne sordu?

    -Yav pica’yı sordu…

    -Aaa, sen de mi bilemedin?

    -Bildim yau, toprak yeme alışkanlığı dedim, ama defol diye kovdu manyak..

    ?

    Şimdi siz anlamadınız tabi, biraz meslek içi bi fıkra gibi oldu..

    Lakin işin açıklaması şu ki; bi de pika vardır tıbbi literatürde..

    Ciddi demir eksikliği anemisi olan çocuklarda izlenen ve çocuğun taş-toprak yeme huyunu tanımlayan bir terimdir.

    Sen gel ama postero-inferior cerebral arterin sorulduğu yerde…

    Hemi de senden önceki bilememişken felan…

    De ki işte hocam torpak..

    🙂

    Bazen böyle oluyo forumda.

    Yani sanki:)

  19. “…Hayatı komedi sayanlar son espriyi iyi düşünsünler…” (Seneca)

    slm.

  20. Peki ya tanrıları esprinin e’sini bilmeyenler neyi düşünsün? (Oleg Pratassov)

    🙂

  21. Çizgi ötesi diye bir film vardı Julia Roberts falan oynuyordu 5 tıp öğrencisi kendilerini öldürüp diriltip bakıyorlardı ölümden sonra ne var diye güzel filmdi çok etkilenmiştim.

  22. inanclarla dalga (elestirme hakki mahfuz) gecmeyi marifet sayanin espirinin e´sini bilmis kime ne fayda ?

    slm.

  23. Ebubekir sen inanmayanlara olum korkutucu gelir mi saniyorsun? (inanalara oranla)

    Edit: inanan inanmayanlara ustunluk taslama ,yerme yetkisini nerden aliyor?

  24. Evet Gamaro bi inansan… bitti gitti ,yan gelip yatabilir ,istedigine bok atar , istedigin katakulliyi yapabilirsin .

    Yahu akkaten iyi fikir gelin inanalim he ? bol avanta ,dogal ustunluk , kibir ayip degil,

    hem sonra ya varsa a.q. %0000000000000000000000000000000000000000000000000000,1 olan cehennemde yanma riskini de almamis oluruz.:)

  25. *baskalarini bilmem ben ölümden korkmuyorum cünkü hayati ciddiye aliyorum..

    *üstünlük taslama yetkisi/lüxü olan mi varmis ?

    slm.

  26. Gamaro din konusu basit görünür. Ama detayı inceliği çoktur.Eğer dini konularda tartışmalarda bulunmayı sürdürmek niyetindeysen bu işin ‘kalbi’ kutsal kitaplardır..Kuran,İncil ve Tevrat’ı bilmelisin..Okumalısın demiyorum farkındaysan ‘bilmelisin’ diyorum..Nerede ne deniyor? Kendi dinsel konteksinde bunun açıklaması nedir?..vs kafanda hazır bulunmalıdır.

    ”..benim bahsettiğim pika farklı..” diyerek bu tartışmada yırtamazsın. Dinin kastettiği ruhtan yola çıkarsak, dini anlamındaki ruhtan bahsediyorsak diye açıkca anlaşılması için, insan’a dair özel ruhtan, beden ve ruhun ayrılığından bahsederek bir önceki önceki mesajımı yazmışım..Dini anlamdaki ‘ruhu’ bilmeyen biri ancak bilinç ve ruhu karıştırarak cevap verebilirdi.

    “Demek dinlerin ruh’tan kastı beynin bilinçsel fonksiyonları değildir ha..

    Yaa Baal, tamam sen çok yaşa:)”

    Ben değil gamaro, tanrı baba öyle diyor.

    ”sen çok yaşa”..yılışık diyebileceğim bu espiri mesela neyi ima ediyor??

    Aksini mi iddia ediyorsun?

    Sana istediğin kadar zaman, görelim kitaplar bu konuda ne diyor? ruh nedir?

    🙂

  27. ama hayati herkes ciddiye alir , nukte mizah ciddiyetin antitezi degildir .

    Seni kutluyorum , ölüm ile yakin iliski iyidir ,cok iyi bir ogretmen olarak ele alirim .

    Xint inananlarin kibir ehliyeti oldugundan dem vurmustu , ustunluk taslama durumunda olusunuz ,hem ordan hemde bir cok yerde ve konusmalarinizda,ispatiz haklilik iddialarinizdan edindigim bir izlenim.

  28. Seni tanrısal sahtekarlıklar katına gömecekler.

    Mizahtan ve espriden yoksun karanlık sevgiler diyarına…

  29. Tamam tamam.

    Bende marifet çok da..

    Adam olamamışımdır kesin.

    Fettoş ve benzerleri ama, adamın hası oluyo sanırsam.

    akılsızlar..

    körler..

    nankörler..

    mühürlüler..

    anlamazlar..

    Hemi de sabahtan akşama kadar:)

  30. Pikadan sana ne?

    Pikayı sana yazdığımı nerden çıkardın?

    Dini anlamdaki ruhu hiç bilmeyenmiş..

    Tevratı kuranı anlamak lazımmış..

    He canım bilmiyom, hiç de okumadım, sen de bunu yedin yani?

    Ya da olmayan şey geri dönmüş, kuzeye mi sığsam güneye mi..

    Yok yılışık.

    Anlamadıysan bana ne, git başkasıyla eğleş.

  31. Ne demek nereden çıkardım?

    Bu başlıkta yazmadığın veya benim cevabımdan sonra yazmış olmadığın birşeyden mi bahsediyorum?

    Hadi onu da geçeyim.Burada tartıştığımız konunun semantik bir tarafı da yok mu?

    Pikayı bana yazmamışmış…hee ya bende yedim.:)

  32. Bak yahu..

    Sana yazmadım diyorum, diyor ki yok yedim.

    Ye, sıç, bana ne?

    Ha bi de ne?

    “Eğer dini konularda tartışmalarda bulunmayı sürdürmek niyetindeysen bu işin ‘kalbi’ kutsal kitaplardır..Kuran,İncil ve Tevrat’ı bilmelisin..Okumalısın demiyorum farkındaysan ‘bilmelisin’ diyorum..Nerede ne deniyor? Kendi dinsel konteksinde bunun açıklaması nedir?..vs kafanda hazır bulunmalıdır.”

    Neymiş, bilinçle ruhu karıştıran filan..

    Haddi bea:)

  33. Öyle boynun bükme beya..

    yaz bişeyler tutar belkimm..

    ne de olsa nasreddin hoca yabancımız değil bea..:)

  34. gamaro yazdi; “..Adam olamamışımdır kesin…”

    bana göre isimler de artirma/cikarma yapanlar saygisizdir..

    örnegin,

    gamaro yerine “gamos” veya ebubekir yerine “ebus” diyen kisi nasil saygisiz biriyse fetullah yerine “fettos” diyen de öyle saygisizdir..

    halbuki,arti/eksi ye gerek kalmadan da tartisabiliriz:)

    “…İşin güç kısmı, adam olmak değil, adam kalmaktır…” (Andre Mazerelles)

    aristo´nun lisesinin kapisinda söyle yazarmis; “…Ey oğul! Kendini bul, kendini bil!…..”

    slm.

  35. Gelelim mevzunun diğer kısmına..

    Şimcik ben şöyle söyliyeyim;

    Bir kısım biyokimyasal reaksiyonlar tek yönlüdür ve hep aynı yöne işler. Buna karşın bir kısım reaksiyonlar ise çift yönlüdür ve duruma göre ileri veya geri çalışabilir. Yine bu çift yönlü reaksiyonların bir kısmısı aynı enzimle hem ileri hem geri yapabilirken, diğer bir kısmısı ise ileri için ayrı enzim geri için ayrı enzim sistemleri kullanır.

    Yani diyorum ki; dini prosedürle ruh her ne ise, bunun bedene..

    a) girişi

    b) çıkışı

    c) çıktıktan sonra tekrar girişi

    hanki usullerde oluyo acep?

    Var mı bilgi?

    Yok.

    Peki bu işin ruh*un dini tanımıyla bi alakası var mı?

    O da yok.

    Ama teolojik etik’i tartışmıştık bi ara, özgür irade ve ruh* için müracaat..

    Sonra?

    “Yani beyin ölümünü geri çevirebilirsen, hastanın çıkan ruhunu yakalayıp yerine koyacaksın öyle mi?”

    Evet, olmayanı yerine koymayıp koydum diycem ama olmadığı için zaten farketmiycek bişey.

    Dinci usullerle olmayana ergi.

    Ve dincinin ruhuyla* taşak geçmeye devam.

    Mesih misal..

    Ölüyü diriltirken önce kalpini çalıştıryomuş meğer ki ruh girebilsin filan..

    E ama bunun piramidal nöronları, astrositleri, oligodendrositleri ve hatta inanmazsın retiküler aktive edici sistemi bilene komple gitmiş taman?

    Üfle seeennn, ruh getirir onları geri.

    🙂

  36. Sevgili Ebubekir;

    Bir günlük aranın ardından Fettoş’umu bugün yeniden dinledim çok şükür.

    Ahlak-i islamiye mi neydi.. ona benzer bişeydi konu.

    Ve yıl 1974.

    İncelikle irdelenen meseleye gelinceeee..

    Kahkaha ve mizah.

    Meğer peygamber efendimis yanlıs 3 kez gülmüş ömrü hayatında..

    Zeynel bilmem kim ise.. hiç gülmemiş.

    Bi sürü isim saydı sonra..

    Zübeyr bin Nas, Abd-ül kutibik, Camr bin Hudeybi, vesaire..

    Ki bunlar ki.. herbiri namazı arşa çıkmaya çevirmeyi başarmış zat-ı alilermiş felan..

    Onların da tek bir adet kahkahaları dahi duyulmamış şu koskaca kainat-ül atomik alemde..

    Duydum diyen yalan dermiş..

    Peki bu niye böyleymiş, biliyo musunuz değerli arkadaşlarım?

    Çünkü kahkaha ve mizah, şeytanın ruhumuza ekmeye çalıştığı ayrık otu gibi bişeymiş..

    Dere kenarlarında bitip de asalak solucana bile faidesi olmayan kimi otlar gibi hemi de..

    Yüreği kaplasın ki dermiş şeytan…

    Zehirli sarmaşık misali.. boğulup ölsün filan.

    Şiddetle sakının.. şiddetle sakının..

    Böyle böyle anlatıp durdu Fettoş.

    …Bir psikolog öneriyorum naçizane.

    O da saygımdan valla.

  37. Yobazlik hep gulmeye karsi ,var demek bi belledikleri , bazi yaftalamalari vardir :

    Erkek gulerse “kari gibi ne guluyosun” Kadin gulerse “orospu gibi ne guluyosun” derler.

    Buralara gulucuk yapmak da şeytan isi haaa ona gore ..Kafir olmayanlar tikkat etsinler buna :)))

  38. (kendimi editledim)

    Ölümden sonra dirilme olsaydı hayvan deneyleriyle bunun gösterilebilmesi gerekirdi diyen sendin…

    Ben de bu mesajın ardından dincinin diriliş paradigması ve yine dincinin ruhuyla* taşak geçtim.

    Al senin için de alt yazı geçeyim;

    Hayvan deneyi olmaz, çünkü hayvanın ruhu yok ki geri gelip bedene girsin de hayfancık tekrar canlansın filan dedim.

    Kedi yahu..

    Öldü mü?

    Bitti gitti, var mı ötötesi, var mı onlara da sonsuz hayat imtehan faslı filan?

    Sonra sen geldin, bu kez de kedinin ruhu olmasa bile bedenin hazır olması lazım ki ruh gelince içine girebilsin dedin..

    Hatta tam olarak şöyle dedin: “Dolayısıyla beden ,yani insanın hayvan tarafı diriltilemez ise ruhu geri döndüğünde nereye girecektir? “

    Ben de dedim ki; Yav zati ruh diye bişey yok ki girsin.

    Dinci sabahlara kadar ruhi* tanımcıklar üfürsün, konteks yapsın, ayet-ül mıcri takılsın.. Oysa insanın dirilişinin bizim anladığımız anlamda ve insana özgü olabilmesi için kognitif fonksiyonlarının yeniden işlevsellik kazanması gerekir ki, biz de len bu herif hakkaten dirildi filan.. diyebilelim.

    Velev ki dediğin gibi olsun, İsa çamurdan kuşa üflerken hangi bedenin neresi hazırdı aceba?

    Ya da ölmüş kişiyi diriltirken filan?

    Püf dedi canlandı oysa.

    Neyse..

    Sonra..

    Hah, sonra Ebubekir girdi araya ve allah kaka ruh yok ama ateist takkiye tanrının umrunda MI? dedi. (Hatta MI’yı böyle kocaman yazdı).. ben de ona pikalık yapma dedim.

    Ardından sen geldin yine, yok sen onu bana dedin.

    Ben de dedim ki yok sana demedim.

    Sonra sen geldin tevratı anlamamışsın, bilinçle ruhu karıştıran…

    Sonra?

    Nasrettin hoca..

    Manyak mısın nesin anlamadım ya…

    Dingil sahilde salınan sandalların ardından alevli meşalaye geçince böyle kıpırdaklaşıyor sanırsam insan.

  39. Daha dans var… tango var…

    Bale bile var.

    Sonra da diyorlar ki; efenim tayt şeytan işidir diyenler dinimizi bilmeyenlerdir filan..

    🙂

  40. Aslında bütün kutsal kitaplar falan eski felsefelerin eseri. Ruh denildiğinde de yine Mısır, Sümer dinlerine, inançlarına bakmak gerekiyor. Ama yukarıda sorulan mevzu ruh değil sanırım.

    Bu konuda morun da dediği gibi “çizgi ötesi” filmi hakkında konuşulabilir. Eskiden seyretmiştim, kaç saniyeye kadar dolaşım ve solunumu duruyordu onların?

  41. “Ölümden sonra dirilme olsaydı hayvan deneyleriyle bunun gösterilebilmesi gerekirdi diyen sendin…”

    Ben bunu ‘ruh’ konusu,senin tarafından tartışmaya katılmadan önce söyledim.Hala da söylüyorum. Dirilme mümkünse hayvanlar üzerinde gerçekleştirilebilir..Ama sen ilkin buna karşı çıkar gibi yaptın.Sonra baktın çıkamıyorsun dediğim yere ‘rucu’ eyledin..İnsanda ruh var.İnsan farklı,o yüzden dirilebilir.Diye ortaya çıkan sen değil miydin?

    şimdi de diyorsun ki;

    “Ben de bu mesajın ardından dincinin diriliş paradigması ve yine dincinin ruhuyla* taşak geçtim.”

    Yapma yauu…Öyle mi yaptın? hiç farketmedin doğrusu???

    Çünkü sana göre ‘taşak’ olan mesajdan sonraki mesajına bi daha bak bakalım.


    İnsanı insan yapan kognitif fonksiyonlarıdır. Bu bakımdan, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın vücudu dediğin şeyi (solunum ve dolaşım sistemini) istediğin kadar açıp kapatabilirsin ama.. bu onu bildiğimiz anlamda hayata döndürmez.

    Ruhun çıkışı beyin ölümü gerçekleşince oluyo herhal, melekler de nöronlara saldırıyolar, vur allah vur, ayrıl leyynnn:))
    “

    Sayın hocam hayvanların beyinleri yok mudur?.Hayvanların beyin fonksiyonları yok mudur? Onlar da kendilerine göre kognitif sayılmaz mı?

    Demek ki neymiş?sen ‘taşak geçiyorum’ derken sadece kendinle geçiyor olabilirmişsin..:))

    Çünkü yazdıklarını okuyan birileriyle ‘taşak geçtiğini’ iddia etmen en hafif tabiriyle absurd!!

    Çünkü,’insan ruhu’ konusunda kendi bilinçaltın bile bir ayrıma gidiyor ama farkında değilsin.

    Beyin ölümüyle ruhu ilişkilendirirerek ikinci kez ruhtan bahsetmiş misin? hala mı ‘taşak’??

    Sen dinciyle taşak geçtiğine sanabilirsin de ,durum öyle gözükmüyor.Yani ‘taşak geçtiğini’ zannediyor olman,ruh konusunda öküz büyüklüğünde sırıtan cahilliğini affettirmiyor.

    Neyse, incilerini saymaya tekrar dönelim. Mesela şunu ‘taşak geçmek’ için söylemiş olan bir insanın,

    “Hayvan deneyi olmaz, çünkü hayvanın ruhu yok ki geri gelip bedene girsin de hayfancık tekrar canlansın filan dedim.”

    bugün ise şunu diyor olması takdire şayan bir espiritüellik??,

    “Yani beyin ölümünü geri çevirebilirsen, hastanın çıkan ruhunu yakalayıp yerine koyacaksın öyle mi?”

    Evet, olmayanı yerine koymayıp koydum diycem ama olmadığı için zaten farketmiycek bişey.

    Dinci usullerle olmayana ergi.

    Ve dincinin ruhuyla* taşak geçmeye devam.”

    Ruh konusu kafanda hakkıyla oturmamış yahu…ruh ile beyindeki bilinci dini açıdan hala karıştırıyorsun.

    Ben ilk mesajımda ruhtan filan bahsetmeyerek,canlıların ölümden diriltilmesi mümkün olsa bu hayvan deneyleriyle çok rahat gösterilirdi derken haklıymışım demek ki.

    Geldin mi? şimdi dediğime!..

    ‘Vay efendim bazı tepkimeler çift yönlüymüşte ,bazıları tek yönlüymüşte,bazısında bazı enzim söyleymiştee…”falan filan fıstık.

    Günaydın diyorum sana…

    “Manyak mısın nesin anlamadım ya…

    Dingil sahilde salınan sandalların ardından alevli meşalaye geçince böyle kıpırdaklaşıyor sanırsam insan.”

    Buna da bir açıklık getireyim..BA’AL aynı zamanda kırların ve yabanıl hayatın koruyucusudur.

    Ve ona yapılan ibadet ateşle yapalırdı.

  42. Şimdi bu konuya bir açıklık getirelim baal.

    Sen tam olarak gamaronun ne dediğini veya ne düşündüğünü iddia ediyorsun? Ruha mı inanıyor sence?

  43. Her geldiğimde değişik buluyorum burayı, Coşkun nerde, yoksa yine bişeyler mi kaçırdım?

  44. tekrar dirileceksem kanatlarım olsun..
    tahmın etmıyorum benı dırılteceğini de bi kere hata yaptı 2. yapmaz
    hehehehe

  45. Organize olamıyoruz beyler, organize olamıyoruz.

    Konuya dönelim.

  46. konu dirilmek değilmiydi..

  47. Benim anladığım konu şu. Hani insanlar ölüyor ya. Yeşil çizgi düz bir şekilde dııııt sesi eşliğinde ilerliyor. Sonra doktor geliyor veriyor voltajı, veriyor voltajı. Sonra birden yeşil ışık tekrar dıt-dıt eşliğinden yukarıya doğru çıkıp iniyor. Herkes seviniyor falan.

    Ha işte yeşil ışığın dııııııt diye çizgi şeklinde. Maksimum ne kadar sonra tekrar dıt-dıt diye atar? Hani tamamen ölmekle yarım yamalak ölmek arasındaki süreç farkı ne kadardır?

  48. Xenix bu dediğin şey benim de aklıma geldi doğrusu. Yani, kalp durduktan sonra geçen sürede o kritik an nedir, ne oluyor ki belli bir andan sonra yeniden atması imkansız oluyor. Bilen birine de sormadım açıkçası ama kişisel tahminim deformasyon… Yani kalp atsa bile hücreler artık işlevsiz hale geliyor belki de. Sonuçta entropi heryerde. Gamaro bilir herhalde bunu.

  49. Dönelim bakalım:)

    Hemen herkes az çok duymuştur, beyin dokusunun oksijensizliğe tahammülü 3-5 dk. ile sınırlıdır. Klasik bilgi böyle olmakla birlikte, bu durum ölüm sebebine, altta yatan kronik hastalıklara, ortam şartlarına (örn. ısıya) ve hatta kişisel genetik duyarlılığa kadar uzanan pek çok parametrinin bir araya gelmesiyle biraz daha değişkenlik gösterebilir. Ayrıca beyin ölümünün klinik (örn. nörolojik muayene) bulguları olduğu kadar, histolojik (yani beyin dokusundan alınmış kesitlerin preparatlar halinde boyanıp mikroskop altında incelenmesiyle) karakterize bulguları da vardır. İşte beyin ölümü tanısıyla ilgili tüm bu bulguların ortak özelliği; geri dönüşümsüz olmalarıdır. Zaten bugüne kadar beyin ölümü tanısı almış olup da tekrar canlanan herhangi bir insan olmamıştır. (2000 yıl önce Mesih İsa’nın dirilttiği ölüleri -hatta çarmıha gerildikten üç gün sonraki kendi dirilişini- ve günümüzde zaman zaman basına yansıyan, ama aslında kimi tıbbi terimlerin yanlış kullanılmasıyla (koma, bitkisel hayat vs.) yapılmış haberleri ayrı tutuyorum elbette)

    Ancak “ölümden sonra dirilmek mümkün mü?” veya benzeri soruları insan için sorarken, dikkat edilmesi gereken asıl husus “insanın ölümünden ve tekrar canlanmasından” ne anlandığıdır.

    Mesela kardiyo-pulmoner arrest denilen ve dolaşım ve solunum sisteminin iflas ettiği noktalarda (kalp çalışmıyor, solunum yok, bilinç kapalı) kişi nedir?

    Ölü müdür, diri midir?

    Daha doğrusu ölülük-dirilik kriteri nedir?

    Nefes alamamak mı, dolaşımın durması mı, kalbin çalışmaması, bilincin açık olmaması mı?

    Tıbbi literatüre göre konuşacak olursak; bunlar ölüm tanısı için yeterli değildir. Hatta yeterli olmaz demek yanlış bir ifade olur, çünkü dolaşım ve solunum fonksiyonları çalışır olduğu halde ölüm halinin gerçekleştiği durumlar da vardır. İşte beyin ölümü budur (veya burda devreye girer) Yani kişinin bir daha kendine gelip, o bildiğimiz konuşan, düşünen, hareket eden, muhakemede bulunan insan olması artık mümkün değildir. Bedeni biyolojik bir makine olarak enerji üretimi ve kullanımına devam edebilir ama kişi gitmiştir. Takip eden saatler ve günler içinde de diğer disiplinlere ait bulgular belirginleşir. Örneğin MR veya CT gibi görüntüleme yöntemleriyle beyin kabuğu ve beyaz cevherde tipik-geri dönüşümsüz değişiklikler izlenir.

    Uzun lafın kısası:

    Beyin ölümü gerçekleştikten sonra geri dönüşün gerçekleştiği bir vaka henüz tıbbi literatürde izlenmemiştir.

    Daha doğrusu şöyle söyleyeyim;

    Aslında hiç bir hücre, öldükten sonra dirilmez.

    Ancak hücre düzeyinde ölüm, doku düzeyinde ölüm, organ ve organ sistemleri düzeyinde ölüm ve nihayetinde organizmanın ölümü farklı şeylerdir.

    Örneğin kalp kası hücresi ölürse geri canlanmaz, veya ölen hücrenin yerine yenisi (orjinal kalp kası hücresi) konmaz. Buna karşın kaybedilen hücrenin yeri yama mahiyetinde, kalp kası gibi gerilip esneme niteliği olmayan başka bir grup hücre ile doldurulur. (Streç bir kumaştaki deliğin veya söküğün normal bir kumaşla yamanması gibi) Şu durumda koroner damarlarda bir tıkanıklık olup kalbin beslenmesi bozulduğunda, kalbi oluşturan kalp kası hücrelerinin onbinlercesi ölebilir, ama bu kalbin ölümü demek değildir. Kalanlar pompa fonksiyonu için yeterliyse kalp vücuda kan pompalamaya devam eder ve dolaşım sistemi canlı kalır.

    Benzer şekilde karaciğer hücreleri, bağırsak hücreleri, cildimiz vesaire..

    Onun için.. canlılık* denilen şey fonksiyonel bir ölüp de dirilme fonksiyonudur aslında.

    Ama konunun ana fikri bağlamında: Ölüp de dirilen bir vaka yoktur kayıtlarda.

  50. “Aslında hiç bir hücre, öldükten sonra dirilmez.”

    Buna mukabil bir sorum var.:)

    Hücreyi bir makineye benzetirsek, bu makinenin yakıtı bitince durur tamam. Ama durduktan sonra yeniden çalışmamasının nedeni nedir peki?

  51. “Benim anladığım konu şu. Hani insanlar ölüyor ya. Yeşil çizgi düz bir şekilde dııııt sesi eşliğinde ilerliyor. Sonra doktor geliyor veriyor voltajı, veriyor voltajı. Sonra birden yeşil ışık tekrar dıt-dıt eşliğinden yukarıya doğru çıkıp iniyor. Ha işte yeşil ışığın dııııııt diye çizgi şeklinde. Maksimum ne kadar sonra tekrar dıt-dıt diye atar?”

    Dostum, o dııııt sesini duyduğunda insan ölmüş olmuyor.

    Kalp dokusu ve organ olarak kalp de ölmüş olmuyor.

    Ama fonksiyonel olarak devre dışı kalıyor ve pompa fonksiyonunu yerine getiremiyor.

    Yerine getiremeyince vücudun tamamı dolaşım desteğinden mahrum kalıyor. (kalbin kendisi de dahil)

    Sorun şu ki; dolaşım desteği olmadan (yani kan ve oksijen sunumu olmadan) hangi doku ve hangi organ ne kadar süre canlılığını koruyabilir?

    Mesela 25. dakikada elektroşokla veya masajla kalbi yeniden çalıştırabilirsin ve kalp kaldığı yerden devam edebilir.

    Güzel de..

    Peki ya beyin?

    Hani anlatırlar ya… 90 yaşında adama piyango çıkmış. Bu yaştan sonra gelen paranın demiş..

    🙂

  52. Parçuket,

    Makinenin yakıtı bitince makine durur.

    Ve yakıtı verdiğinde tekrar çalışır.

    Ama bunun olabilmesi için, o makineye konulan yakıttaki enerjiyi işleyip pistonlara vs.ye iletecek sistemlerin (enerji ve aktarım sistemleri) çalışabilir durumda olması gerekir.

    Şimdi bir de enerji üretim ve kullanım sistemlerinin geri-dönüşümsüz bir şekilde bozulduğunu düşün, o zaman çalışır mı yine?

    Ya da arabanı doğaya koy ve 800 yıl sonra çalıştırmayı dene.

    Aynı hesap.

  53. Hım anladım Gamaro. Ben de öyle tahmin etmiştim. Aslın da canlı kalmak için doğaya bedel ödüyoruz, enerji harcayarak ve depolayarak. Yoksa entropi hücrelerimizi geri dönüşümsüz halde hasara uğratıyor ve yok oluyoruz.

    Bunları düşünürken aklıma şu soru geldi, bir makine bozulduğunda düzeltiliyor ama neden bir hücre eski haline döndürülemiyor. Çok küçük boyutlarda olduğu için mi acaba? Yoksa mikro dünya makroya göre daha mı inatçı düzene karşı, daha mı anarşist ruhlu? 🙂

  54. Bozulan makinayı düzeltmek derken kastettiğin şeyi bi irdeleyelim..

    Mesela televizyonun tüpü patladı..

    Ya da bilgisayarın çipi bozuldu..

    Veyahut çok daha basit bir makinanın kablosu yandı..

    Hatta ev yandı, herşey kömür oldu ve herşeyden geriye sadece karbon kaldı..

    Sen bunca farklı bozuluşu nasıl farklı şekillerde tamir ediyorsan, vücutta da benzer tamir mekanizmaları var.

    Ama bazen de tamir imkanı kalmıyor, yenisini alıyorsun.

    Hatta bazen yenisini de alamıyorsun, çünkü artık üretilmiyor.

  55. Yani, makine bir sistemdir. Başlangıcı ve sonu olan. Eğer sistem sona eremiyorsa ya da başka bir deyişle görevini yerine getiremez durumda ise bu başlangıç ve son arasında ki mekanizmalardan en az biri çalışmıyor demektir. Ve biz bu çalışmayan kısmı değiştirip yerine yenisini koyarsak(aslında tamir etmek demek nasıl düşünürsek düşünelim parçayı yenisiyle değiştirmek demek çünkü parçanın kısmi bir hasarı bile olsa orayı yenisiyle değişmek zorundayız) makinemiz yeniden işler hale gelir.

    Ya bu düşünceler 0 ile 1 arasında kaç tane irrasyonel sayı var gibi bir düşünme egzersizine benzemekte. Yani, hücrenin içinde atıyorum mitokondri işlevini yitirdi. Bunun nedeni onun içindeki bilmem ne molekülü, onun nedeni onun içinde ki atom, onun sebebi elektron derken sicimlere kadar gidiyor yani iş.:)

    Çok mu gereksiz ayrıntıya giriyorum acaba…

  56. Eğer oralara kadar gidersen..

    Hiç birşey bozulmuyor ve tamir edilmiyor.

    Bizim için çürüyen et, akbaba için tazeleşiyor.

  57. “Yani, kalp durduktan sonra geçen sürede o kritik an nedir, ne oluyor ki belli bir andan sonra yeniden atması imkansız oluyor.”

    Olan şu: tuz kokuyor.

    🙂

  58. Gamaro ben de bisey sormak istiyorum -konuyla direkt de alakali degil aslinda :

    Hani bazi efsaneler vardir , kafa koptuktan sonra bassiz govde bayragi diker falan ,

    Yillar once bir arkadas fransada bir motosikletlinin kamyondan savrulan celik sac ile kafasai govdeden ayrilmasina ragmen surmeye devam ettigini ,sinyal vererekten birde sollama yaptigini duydugunu soylemisdi(yilin en ilginc olaylari gibiinden bir programda)

    Bu durumlar mumkunmudur , vucutta kendine gore bir rem mi var ? mesela bilgisayar kapandiktan sonra printer basmaya devam ediyor gibi mi?

  59. bilgisayar kapandıktan sonra yazıcının cıktı vermesı olayı,
    hani bazen yazıcıyı manual de kullanabılıyorsun kendıne has bir hafızası var cıktı sayısı fazla ise bitene kadar calışabılır.

    bana göre kafanın kopması halinde birkaç sanıyeyi geçmes yere serersin 🙂

  60. Sollama işi biraz abartı olmuş:)

    Ama şöyle söyleyeyim Stalker…

    Yaklaşık 2,5 yıl önce kafasız tavuk Mike başlığı altında yazmıştım;

    “Merkezi sinir sistemi üzerinde bir kesi yaptığınız zaman, kesi seviyesinin üstünde kalan merkezler devreden çıkar ve o canlı bu merkezlerce düzenlenen fonksiyonlarını kaybeder.

    Buna karşın kesi seviyesinin altında kalan merkezler çalışmaya (en azından bir süre daha) devam ederler. Ayrıca kanama kontrolü (hayvanın kan kaybından ölmemesi) ve enfeksiyonlardan korunma gibi başka unsurları da eklerseniz, kestiğiniz canlının o haliyle hayatta kalma süresi daha da uzatılabilir.

    Benzer durum kurbağa deneylerinde çok açık bir şekilde izlenebilir. Kesi seviyesi yukardan aşağı indirildikçe, sırasıyla hayvanın görme fonksiyonundan başlayıp, daha sonra türe özgü normal anatomik duruşa kadar (Bunun bile denetlendiği bir merkez vardır) herşey kademe kademe kaybolur.

    Santral sinir sistemi içerisinde derine indikçe merkezler ilkelleşir.En derinde evrimsel olarak en ilkel (eski) merkezler bulunur.Canlılığın devamında en temel unsurlar arasında bulunan solunum ve dolaşım merkezleri de beyin sapının omurilikle birleşmesine yakın bir yerde ve aşağı bir seviyededir.

    Bu nedenle kurbağa veya tavuk olsun farketmez, kesi seviyesi solunum ve dolaşım merkezinin bulunduğu seviyenin üstünde kaldığı sürece, kafasız yaşayan tavuk veya kurbağalar üretilebilir.Beslenme desteği verildiği, kanama kontrolü sağlandığı ve enfeksiyonlardan korundukları sürece de yaşamaya devam ederler.( Bir kaç yıl biraz iddealı bir süre olur belki..Çünkü kafasız bir bünyede olaya başka hormonal/mikro süreçler de eklenip zaman içerisinde kimyasal bir felç durumunu tetikleyebilirler, ama hayvan her halikarda uzunca bir süre böyle yaşayabilir)”

    Çok vaktim yok bu aralar, ama yine de sorunun bir kısmına yanıt olabilir diye düşündüm.

    Akşama vaktim olursa yine yazarım.. iş güç pöfff:)

  61. Cok tesekkur Gamaro , devami bekliyorum , bu kapsamda olarak Beyin olumu gerceklesen bir insanin nereden yukarisini kesip alirsak yasamaya devam edebilir , kritik kesit neresidir?

  62. Beyin sapı diyebiliriz.

    Beyin sapı denilen kısım (bulbus ve pons) omuriliğin bitip beynin başladığı yerde bir köprü gibidir ve solunum ve dolaşım merkezi burada bulunur.

    Boyun kırıklarında bu kısım genelde kırık hattının üstünde kaldığı (veya doğrudan tahrip olduğu) için solunum ve dolaşım aniden kaybolur.

    Elbette kesinin şekli, keskinliği, beraberinde etkilediği başka yapılar vs.ler de önemlidir, ama genel bir kural olarak, kesi hattının altında kalan merkezler çalışmaya devam eder, üstündekiler devre dışı kalır. (Devre dışı kalan merkez bir süre daha impuls üretir ama aradaki bağlantı (yol) koptuğundan/kesildiğinden, ilgili impuls aşağıya iletemez)

    Diğer bir şey;

    Koşan bir adamın kafası aniden kesilirse, bir süre daha koşmaya devam eder. (saniyelerle ölçülebilecek bir süre) Burdaki durumu yazıcı örneğine benzetebilirsiniz. Koşmakla ilgili kas faaliyetine yönelik impuls beyinden çıkar ve sonra omuriliğe gelir. Omurilikteki ilgili sinir hücreleri aracılığıyla da kaslara iletilir. Ama beyin aniden devre dışı bile kalsa, omurilik içindeki sinir hücreleri bu impuls trafiğini bir süre daha devam ettirirler. Çünkü örn. koşma eylemine dair elektiriksel sinir iletiminin belli bir harmonisi vardır ve birbirini tekrar eden ritmik emirler geldiği müddetçe, omurilikteki sinir hücreleri de membran potansiyellerini-iyon kanallarını vs.yi buna adapte ederler. Daha doğrusu kendi uyarılabilirliklerini kolaylaştırırlar. (Biyofizik ve biyokimyasal bir adaptasyon)

    Ama koşma eylemi elbette sadece haydi koş emriyle sağlanmaz. Aynı anda pek çok program çalışır. Yolun şekli, zemin özellikleri, dış şartlar vs. gibi pek çok etkenin varlığında (örn. görme duyusu) vücut dengesinin korunması da önemlidir. Bu bakımdan bir yandan emir giderken, bir yandan da görsel bilgi ve her türlü düzeyde kas gerginliği ve pozisyon bilgisi geriye (tekrar beyne) iletilir. Tek tek her bir kasın gerginliği ve pozisyonu, o kas grubunun durumu, ilgili ekstremitenin (kol veya bacak) pozisyonu ve genel vücut dengesine ait bilgiler sürekli işlenir ve örneğin ne olur… virajı dönerken yavaşlanır, veya tümsek varsa ekstra kuvvet uygulanır vs.. Ya da düz yolda koşarken çalışan kas grupları ile sağa veya sola dönüşlerde kullanılan kas grupları farklılaşır, güç dağılımı değişir, vesaire..

    İşte beynin üst merkezleri devre dışı kaldığında bunlar işlenemez ve denge çabucak bozulur. Zaten kısa bir süre sonra da emir kesilir. Emir kesilene kadarki süre içinde olan şey ise, alınan son emirlerin -sanki yeni bir emir daha gelecekmiş beklentisi içinde- kısaca sönümlenen bir tekrarıdır.

  63. Ölümden dirilme konusuyla ilgili değinilmesi gerekli bişey daha kaldıysa, o da insanların kafalarında bu işin olabilirliği konusunda soru işaretlerinin dönüyor olmasının, nedenlerine dikkat çekmektir. İbrahimi dinlerin hüküm sürdüğü bölgelerde, değişik şekil ve seviyelerde de olsa, insanların düşünce dünyası kaçınılmaz olarak bu dinlerin mesajlarından etkileniyor..Aslında bence normal bi durumdur..Mesela değişik bir bölgeye, doğu Asya’ya baktığımızda ruhun tensühü prensibinin dinlerde öne çıktığını görüyoruz..Cenazeler genellikle yakılıyor. İnsanlar, ölü bedenin dirileceğine ilişkin bir beklenti taşımıyorlar. Ortadoğu kaynaklı dinlerin yaşandığı bölgelerde ise, ruhun tekrar aynı bedende dirilmesi ‘kıyamet ‘ ve sonrasında bir ahiret hayatı prensibi, bir şekilde öne çıkıyor.

    Ben aslında ibrahimi dinleri doğuran ana akımın, tarihsel gelişiminin ilk başlarında ‘diriliş’ derken bunu metaforik anlamda kullanmayı istediği düşünüyorum.Yani eski mısır kültlerindeki gibi ölümden sonraki yaşamın,öte dünya anlayışının canlı şekilde işlenmesinin aksine, bu diriliş, dünyada yaşanan ve kişinin farkındalığının arttığı bir çeşit uyanmayı,bir çeşit yenilik kazanmayı anlatan bir benzetme aracıydı.

    Fakat ’diriliş’ benzetmelerinin zaman içerisinde, her yeni gelen versiyon dinin,yeni peygamberlerin, alimlerin, rahiblerin..vs’nin orijinal hikayeleri çekiştirmesi,üstüne yeni bir şeyler daha eklemesi ,pagan hikayelerin ucundan kıyısından yeni dinlere sızması gibi yollarla ,benzetmenin amacından uzaklaşılıp neredeyse artık literal anlamıyla diriliş ve hesap gününe inanmanın iyice yerleşmiş olduğunu düşünüyorum..

    İnsanların bulundukları kültürden etkilenmemesi mümkün olmadığı için de haliyle ölünün dirilip dirilemeyeceği sorusu bence bizlerin aklına,bu sebeple daha sık geliyor. Daha fazla merak uyandırıyor.

  64. Din denilen şey, içerdiği “tanrı” figürünün tarihselliğiyle değerlendirildiğinde, tarihsel olanla mantıksal olanın birbirine karıştığı bir alandır.

    Mantıksal olan; bir objenin veya fenomenin tamamlanmış ve olgun halinin ve bu olgun hal’e ait özelliklerin birbiriyle ilişkisi, bağlılıkları ve karşılıklı aksiyomlarının bir ifadesidir.

    Tarihsel olan ise, o obje veya fenomenin gerçek oluşumu ve bu oluşum sırasında uğranılan temel durakların öyküsüdür.

    Tarihsel olanla mantıksal olanın birlikteliği, ayrı bir yazı konusu olabilir.

    Dini öğreti ise, bu birlikteliğe nasıl tecavüz edilebileceğini gözler önüne serebilmesi bakımından tam bir doruk noktasıdır.

    Semavi dinlerin tanrı ve ruh anlayışlarının tarihselliğine inildiğinde, bugün için olgunlaşmış bir hal ve mantık içinde tasvir edilip sunulan bu iki kavramın (tanrı ve ruh) aslında hiç de anlatıldıkları gibi olmadığı ve mantıksal olanın tarihsel olanı (yani asıl gerçeği) nasıl tahrif ettiği kolaylıkla izlenebilir.

    Animizden Kenan diyarının lokalize tanrılarına ve ardından dinler tarihinin benzersiz tuhaflığı içinde beliren peygamber figürlerine kadar daha nerelere..

    Bu anlamda en büyük ve benzersiz paranoya ise islamlık bünyesinde yaşanır;

    Çünkü tarihsel olanla izdüşümleşmeyen bir mantıksalı savunma adına, tarihi belge ve bulguların tahrif edilmiş olduğu iddaasındadır.

  65. Ölüm anından sonraki bedensel durumları öğreniyoruz ama merakım bu tür deneyimleri yaşayan kişilerin geri geldikten sonra hep aynı hikayeleri anlatıyor olması nasıl açıklanabilir?
    Geçen okuduğum kitapta kadın doğum yaparken ölüyor ama yaklaşık 50 sene önce oluyor bu ve yine yükselme, diğer ruhlarla karşılaşma , sonunda bir ışık görme falan oluyor.Sonra geri geliyor.
    Çizgi ötesi filminde de yine ölen ve geri gelen doktorlar ölü oldukları anlarda spiritüel deneyimler yaşıyorlar.Biri annesini affediyor biri babasını anlıyor hep geçmişleriyle ilgili hesaplaşmalar yaşıyorlar.
    Acaba bunun açıklaması zihnin dini öğretilere şartlanması mı?
    Yoksa beynin bu travma durumda ürettiği bir durum mu?
    Bir ihtimal daha var yoksa gerçek olabilir mi?

  66. Peygamberler eski büyük gök tanrıları canlandırmış. (bereket tanrıları, ulu tanrıçalar v.s.)

    Gök tanrıları, erkeksi ve üretken tanrılar olarak ”özelleşerek” bu tarih öncesi öğelerle iletişim kurmakta veya onlar tarafından özümsenerek ya da onlarla bütünleşerek onlara ait alanlarda varlıklarını sürdürmektedirler.

    “Çünkü tarihsel olanla izdüşümleşmeyen bir mantıksalı savunma adına, tarihi belge ve bulguların tahrif edilmiş olduğu iddaasındadır.”

    Bu iddia tarihsel süreçteki ilkel mitlerin insan zihinde nasıl tezahür ettiği ve yeni tanrı figürünün hükümdarlığının önceki tanrı figürünün hükümdarlığını ele geçirip onu yok ettiğini hatırlatan bir iddia.

    Eğer tahrif edilen bir belge varsa İsa’nın dirilttiği gök tanrıları (rahman) Muhammedle nasıl diriliyor?

    Bence buradaki tahrif bilinçli bir politikadır ve aslı, tarihsel süreçte olduğu gibi yeni din’in tanrı figürünün hükümdarlığı mücadelesidir.

    Oysa İslamın geldiği süreçte geleneksel ve kültürel iklim, diriltildiği söylenen gök tanrıların tahrifine yol açmıştır. Din hiçbir dönemde günümüz sistemiyle bireyin değerlerinin çatıştığı vahşi arenada iç ruhsal bozukluklar yaratmamıştır. Oysa günümüzde dindar olduğunu ya da inançlı olduğunu söyleyen çoğu birey kısır bir gelenek-kültür döngüsündeki alışkanlıklar içerisinde yozlaşmaya mahkum olmuştur.

    Dinlerden özgürleşse dünya ya da burjuvaların merkeziyetçi otoriter tekelciliği yıkılsa değil mi? 🙂

  67. İslamın tarih tezi benzersizdir yabancı.

    Ne senden öncesi, ne senden sonrası der gibi:)

    “Bence burdaki tahrif, tarihsel süreçte olduğu gibi yeni din’in tanrı figürünün hükümdarlığı mücadelesidir” demişsin…

    Doğru, bu her zaman vardı ve oldu.

    Ama bu cümlende kullandığın “tanrı” kelimesi, bugünkü anlamı, içeriği, niteliği, belirlenmiş farklılıkları ve mantıksal’ıyla ve hiçbir zaman aynı “tanrı” olmadı. Tanrıların hükümdarlık savaşı, birbirleriyle giriştikleri iktidar mücadelesi anlamında genellenebilir belki, ama tanrıların kendileri bir o kadar farklıydı ve hep farklılaştı.

    Ruh ilk başta kan ve sıvıydı.

    Ve sonsuz sayıda nesne ve fenomenin herbirine tekil ve özel..

    Önce ruhlar genellendi, ardından her genellenen ruha bir yetkili..

    Kralımsı bir figür.

    Uzun lafın kısası; Tarihsel olarak irdelendiğinde bunların hepsi vardı ve herbiri kendi alanının uzmanıydı.

    Elini uzatınca dokunacak kadar da yakındı.

    Zaten semavi dinlerin tanrılarının tek tanrı benim, diğerleri yalan diye yırtınıp durması burdandır. Bu tek tanrılar aslında günaha ve günahkar insana filan değil, bütün bir insanlık tarihin önüne bıraktığı mirasa savaş açmıştır.

    Yani tarihsel olana.. gerçekte yaşanmış ve uğranmış duraklara.

    Museviler ve İseviler bu durumu: tanrı her tarihsel aşamada, insanlık kendi algısı ve birikimi içinde gelişirken, tanrıya ait yeni bir özelliği daha paylaşmıştır insanlıkla diye izah etmeye çalışırlar.

    İsraoğullarının kıskanç ve katliamlarıyla övünen tanrısından, evrensel olana ve tüm insanlığa..

    Sonra sevgi dolu İsa’ya ve tek olup her yeri dolduruşunun iç yapısına ve çalışma tarzına..

    Tek ama nasıl mesela?

    Baba oğul kutsal ruh işte.

    Ya islam?

    Dedim ya islam benzersizdir.

    Çünkü nedir?

    Efenim bizzat tarihi belgelerin kendisi tahrif edilmiştir.

    🙂

  68. Din tarihi komediyle şarlatanlık arasında gelgitlerden oluşur, oluşturulur. Açın bakın peygamber hayatına; herhangi absürd tiyatro eserinin bu denli hayal gücüyle yarışamayacağını görürsünüz.

    Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.

    Rahip Bahira(hristiyan) Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib’e:
    -“Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O’nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam’a götürmeyiniz…”dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam’a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)

    Tüm bu anlatı ve hikayeler havagazıdır. Hele tarih, mantık felan geçiniz. Din denilen olgu kendi öğretileriyle bir yere gelmez. Hurafeleriyle varolur.

    Bereket, Şeytan, Cin, Ruh, Sidik, Bok, Şifa ve bilumum cadı işleri gibi fasaryalar dinin yüzyıllar boyu hayatta kalmasının sırrıdır.

    Fasarya fasarya doğurur.

  69. Benim ifade etmek istediğim şey; Günümüzde insanlığa sunulan tanrı modelinin, tarihsel süreç içinde belirli duraklardan geçerek olgunlaşmış* bir tanrı olduğu (en azından bugünkü sunumu itibariyle) ..buna karşın, geçmişte böyle bir tanrı anlayışı bulunmadığı halde tarihin mantığa uydurulmasıdır.

    Bu durum tarihi kaynaklarca ve en önemlisi kutsal metinlerce teyit edilir, ancak bu teyidi devre dışı bırakmanın en orijinal yolunu ifade etmesi bakımından islami tez benzersizdir.

    Çünkü montaj demiştir.

    (düpedüz kasıtlı montaj)

    Onun dışında, anlatıların üfürük teyyare olması hususunda hemfikirim.

    Mesela daha dün Fettoş dedi yine; içinde çan cıngırak bulunan eve melek girmezmiş..

    Niye?

    Şeytan bilmem ne..

    Veyahut sıçarken besmele çekilmezmiş..

    O niye?

    Çünkü ortamda bok var. Eee? Eee’si pis kokuyo tanrıya ayıp olur.

    Ya da sevişirken götün kabeye dönük olmaması..

    Sebep?

    Allah her yanda olabilir ama kabe’ye saygı..

    Peki ya ay yolculuğu sırasında uzay mekiğinde seks yaparken durum nedir hocam?

    Vesaire..

  70. “Duymuşsunuzdur hep birilerinden. Dirilirler ölümden sonra. Ya mezara giderken tabut içinde ya da yıkanırken daha.

    Mümkün mü böyle bir şey. Hiç rastladınız mı kendiniz, yoksa hep duyulanlar mı söylendi?

    İnsan ne kadar ölü kalabilir, kaç saatten sonra yeniden dirilebilir?”

    —

    “zamanının gözlerinde eski bir tılsım masalların sırrını fısıldıyor
    “

    bana ne -lan

    cevapsız sorular bütünlüğü-anla ilgilenme

    kime ne?

    baştan başlar çözümleriz?
    nereye varır hiçbir hiçliğe bu ama yapalım-peki

    “Duymuşsunuzdur hep birilerinden. Dirilirler ölümden sonra. Ya mezara giderken tabut içinde ya da yıkanırken daha.”

    birilerinden duymuşuz birileri kim? diğerleri
    e ölümden önce dirilmediler mi zaten bi de sonra niye
    bi daha doğmak mı tövbe
    kim öldürür beni mezarda; ölü bir ölü
    bul beni parmenide

    birileri söylemese duymazdık

    “Mümkün mü böyle bir şey. Hiç rastladınız mı kendiniz, yoksa hep duyulanlar mı söylendi?”

    ölü kalmak; yaşayı kalmak gibi bi şey mi bu; ölülük durumunda üç beş saat yaşayı kalmak ölü olarak
    kendim rastladım mı neye? ölü kalmaya mı? ölü doğmaya mı? doğmaya mı? ölmeye mi?
    başkalarının bedenlerini yıkılırken gördüm ormana-ormanlarda

    (Tanrının insanlara verdiği çetin bir azaptır diyor bu vaiz!)
    şöyle

    “Ben Vaiz, Yeruşalim’de İsrail kralıyken kendimi göklerin altında yapılan her şeyi bilgece araştırıp incelemeye adadım. Tanrı’nın uğraşsınlar diye insanlara verdiği çetin bir zahmettir bu. Güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm; hepsi boştur, rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır! Eğri olan doğrultulamaz, eksik olan sayılamaz.”

    —

    “İnsan ne kadar ölü kalabilir, kaç saatten sonra yeniden dirilebilir?””

    ölü kalmak ölü olmanın ve ölmenin doğasına aykırı
    bırakında öleni öldürün-ölsün rahatça rahat verin de uyusun ölülük makamında ölülükte/ölürlükte; ölsün-ölsün de gitsin; rahat bırakın
    kaç saat? görece-saatler ekseninde

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.