Son bikaç yılın en popüler konusu Bağırsak florası:)
Nirahara samyama günlerimiz geldi ya dikkatim de bu haberleri yeniden yakalamaya başladı. İnsan evladının bir şeyleri evirip çevirerek kendine has yeniden ifade eden bir varlık sınıfı olduğunun kanıtı gibi; çünkü güneşin altında söylenebilecek her şey söylendi zaten, mesele tüm söylenenlerin doğru ve eksik olduğunu yaşamımıza katabilmekte. Reddederek bir yere varılamıyor malum. Klişe olduysa da hani şu filin farklı parçalarına dokunan her birimizin durumu. İnsan algıları dünyasında fili bütün olarak tek bir anda görmek mümkün değil; ama yeterince çok parçasına dokunduğunuzda artık onu soyut düzlemde canlandırmaya başlarsınız. Heyecanlı bir oyun.
“Bağırsak mikrobiyotası kimlik kartı gibi.
İnsanların bağırsak mikrobiyotasının üçte biri insanların çoğunda aynıdır, üçte ikisi ise insandan insana çevreye ve diyete göre farklılık gösterir.
Bağırsak mikrobiyotası, tıpkı parmak izi veya retina gibi kişilere özgü bir kimlik kartı olarak da görülebilir.”
https://ultratedaviler.wordpress.com/2014/11/27/insan-vucudunda-yeni-bir-organ-bulundu/
Köprü Yapın preshamanlar
Günaydın sevgili preshamanlar, ekte paylaştığım makaleyi dikkatli bir biçimde okuyup, hatta belki benim gibi bi kaç kez farklı zamanlarda okuyup, gezgin şamanın yolunda öğrendiğiniz bilgilerle ilişkilendirmenizi rica ediyorum. Bu bizim için zevkli bir köprü kurmaca oyunu olsun. (doğru/yanlış cevap yok. Kuantum fiziği bilmiyorum filan da demeyin, sadece köprü yapın)
Yazıdan minik bir alıntı:
“Klasik olasılıktan farklı olarak kuantum teorisinde, olasılığın yanında bu olasılığa karşılık gelen ve varlık halinde bulunan bir nesne yoktur. Var olan tek şey olasılıktır. İşte bu ilginç gerçek, kafaları karıştıran ve kuantum mekaniğini çok tuhaf bir teori haline getiren meselelerden biridir. “Bir elektrona bakmadığınız sürece onun ne yaptığını bilemezsiniz” şeklinde ifadeler duymuşsunuzdur. “Ne var bunda?… Bana bakmadığınız sürece benim de ne yaptığımı asla bilemezsiniz” diye düşünebilirsiniz. Ancak dikkat ederseniz, klasik olasılıkta, kutuları açıp bakmasanız dahi hediye halen fiziksel bir nesne halinde vardır ve kutulardan birinin içindedir demiştik. Fakat kuantum dünyasında, açıp ölçüm yapmak suretiyle tespit etmediğiniz sürece, kutulardan birinde bir elektron yoktur. Çünkü kuantum mekaniğinde, parçacıkların klasik anlamda konum veya momentum gibi kesinlik barındıran özellikleri yoktur. Bunun yerine, konumu veya momentumu tespit etmeye kalktığınızda, hangi olasılıkla hangi sonuçları elde edeceğinizin bilgisini barındıran olasılıklar bütünü veya teknik tabiriyle “kuantum olasılık dalgası” vardır.”
Makalenin tümü –Kuantum Olasılık Neden Farklıdır?– için tıklayınız
Sevgili dostlar belki bizim kuantum fiziği ile ne alakamız var diyebilir ve bu yazıyı es geçersiniz ancak durum böyle değildir, hiç bir şey birbirinden ayrılamaz. sizin ilgilendiğiniz her neyse onu anlamak için ilişkili konuları anlamak durumundasınızdır. Eğer bu yazıda örneklerle anlatılmak istenen “olasılık dalgaları” ve belirsizlik kavramını tam olarak anlayamazsak sonunda bizi mistiklerden ayıran o ince çizgi yok olur. Aramızdaki fark neydi diye hatırlamayanlar için söyleyeyim, biz biz şimdi ve burada yapabileceğimizin en iyisini yaparız bunun altında bir beklenti ya da art niyetimiz yoktur. Eğer bu işlemler esnasında aydınlanma gelirse o bir yan tesirdir! Mistikler ise nerdeyse bizim pratiklerimizin benzerlerini yaparlar ancak bunları aydınlanma amacı güderek yaparlar! Bu ince çizginin hayatımızda ve dünyada etkilerini anlamayı sizlere bırakıyorum.
BAK’ın özü; Bilmiyorum
Bilinmeyen’e teslim olmak, rüzgara teslim olmaktır aslında, o seni önüne katıp uçurmaya başlar, daha önce görmediğin duymadığın hissetmediğin şeylere rastlarsın. Kayıp mıyım diye sorar içinde bir ses. Sırf bu sesi duyduğun için kayıp olmadığını anlarsın, rahatlarsın, uçarsın. Ve sonunda bir yere yumuşacık bırakılırsın.
Şaman kültlerinde rüzgar bilinmeyenin gücünü temsil eder. sa
Bu Hafta sonu Ankara’da BAKAacağız, merak edenleri bekleriz.
https://www.facebook.com/events/1670801323139903/
BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor?
İşlevlerden birincisi, açık ve ortada olan, yani birleşik alanın zaman ve mekan kısıtı olmaması sebebiyle bilmediğimiz bir soruya bireysel tahminimizden daha olası ve yakın cevaplar verebilmesi.
İkincisi, oyunculara, her birini kendini bildiği (birleşim noktasının sabitlenmiş olduğu nokta) algı noktasından/rolünden 40 dakika için kısmen çıkarabilmesi! Bu büyük bir başarıdır ancak rüyalarda ya da dış madde alımıyla başarılabilen bir durumu kolayca yapabilmesi.
Üçüncüsü, oyuncuları kendi bildikleri algı noktasından çıkarmakla genel bir şifalanma için uygun hale getirmesi.
Dördüncüsü, oyuncuları bütün bu olayları bir yandan oynarken bir yandan seyirci olma (uyanık rüya gibi, lücid) konumunda tutması ve yerine döndüğünde bir çok şeyi hatırlayabilmesi.
Beşincisi, Hatırlayamadıkları için de grup çalışması yapılıp birbirine (hapishaneden kaçmak için yardımlaşma) anımsatılabilmesi
Altıncısı, ilk işlevle ilgili olarak bir çeşit zamanda yolculuk yapılabilmesi. Bu yönüyle bir solucan deliği oluşmasına olanak veriyormuş gibi görünüyor.
Yedincisi, Egomuz itibariyle sık söyleyemediğimiz bir kelimeyi; “bilmiyorum” kelimesini tam bir kabul haline getirebildiğimiz ve ancak bu şekilde oynayabildiğimiz nadir bir olanak yaratmasıdır diyebilirim.
Kybele Mutlu :)
Kibele mutlu. Nerden mi biliyorum, bu gece rüyama girdi. Şimdi bu güzel madalyonu görünce tamamen hatırladım, teşekkür ederim.
Rüyada kybele tatlı tatlı, sakince duruyordu, bir çok insan gelip onu sanki bir bebeği öpermiş gibi yüzüne, gözlerine, burnuna, tüm yüzüne öpücükler koyuyorlardı ve ben bulunduğum yerden sanki o öpücükler bana veriliyormuş gibi her birini tek tek hissediyordum. Muazzam bir duyguydu. Sadece aşk, şefkat, özlem tanımlayabilir bu hissi. Hayrolsun
Rüyanın ufak bir detayını unutmuşum, kibelenin sol ön tarafında ona çok yakın duran, bu seremoniyle ilgili değilmiş gibi görünen yaşlı ve yabansı bir kadın vardı, yüzünü göremedim ancak o müthiş meşguldü çok pratik güncel bi sürü işler yapıyordu. 🙂
Gece saat 3 civarında yattım ancak uyuyamadım, normaldir 🙂
Bir süre öyle uyumayı bekleyerek sakince yattım, sanırım saat dördü geçe kuşların ilk konuşmaları duyulmaya başladı, onların uyanma vaktiydi. Yattığım yerde onları dinlerken bir vizyon görmeye başladım. Önce hemen kalkıp kayıt cihazımı alayım diye düşündüm çünkü konu yazmakta olduğum kitabı ilgilendiriyordu ancak vizyonun kaçma riskini göze alamadım ve ona teslim oldum.
Vizyon özetle dünyanın değişimine dair acaip bi çözüm hakkındaydı 🙂 Bu buluş 2070 yılları civarında ortaya çıkıyor, uzun süreler tartışılıyor ve 2112 yılından itibaren dünya devletlerinden ilki tarafından uygulamaya konuluyor ve ardından diğer devletler yavaş ve kararlı biçimde bunu kendi ülkelerine getiriyorlar. Benim gördüğüm 2127 yılında epeyce ülke bu çözüme katılmıştı 🙂
Konuyu merak edeceksiniz muhtemelen fakat şu an için onu sadece bilimkurgu kitabıma alabilirim 🙂
Korku Kültürü ve Japon balığı
Adamın biri Japon balığı almış.
işten sonra evine gidip balığını seyrediyormuş.
şahaneymiş seyretmesi, böyle dalga dalga gidiyormuş balık.
Ama bir süre sonra balık yan yatmış,
debelenmeye başlamış.
Kavanoza koyup deniz biyologu olan bir arkadaşına götürmüş.
Biyolog incelemiş, demiş ki;
– İyi haberim var, kötü haberim var,hangisinden başlayayım?
– Hangisinden istersen
– İyi haberim balık hasta değil.
Kötü haberim suyun hasta.
– Su hasta olur mu ya?
– Evet olur, iyi oksijen almıyor bu su.
Bundan dolayı bir bakteri girmiş .
Ve bu bakteri balığın sinir sistemini böyle etkilemiş.
– Ne yapmam lazım?
– Balığın suyunu değiştireceksin,bir de pompanı değiştireceksin.
Su değişince, pompa sistemi değişince gerçekten de balık iyileşmiş bir süre sonra.
Balık yine şahane biçimde dalga dalga gitmeye devam etmiş!
Bizim suyun hastalığı ne peki?
Korku kültürü.
Bir kere, şu bilinmeyen/belirsizlik denilen canavardan korkunuzu yenebilirseniz, kahramanın sonsuz yolculuğuna çıkabiliyorsunuz. Korku, şu anın malı değildir, hiç olmamıştır, sadece gelecek denilen kurgusal bir olguya dayanan kurgusal bir duygudur. Hem toplumsal hem de kişisel yolculuklarda korku eşiğini, genelde ya aşkla ya da saf merakla aşma gücünü buluruz. Bize ulaşan mitler, masallar bunu tekrar tekrar hatırlatır. Kişisel öykümde ben ilk eşiği şu iki sözcükle aşmıştım: “nereye kadar?”
Korku gerçekten de insanları en hızlı harekete geçiren, üzerlerinde hakimiyet kurmayı kolaylaştıran bir araç. Yan gelip yatmayı önlemek adına tasarlanmış fakat bilincinin diğer yönlerine uyanmaya başlayanlara artık gerekmez bence.
Günaydın sevgili frekanslar, burada yaprak kımıldamıyor, öyle sakin ki ağaçlar, deniz, kuşlar ve böcekler, bazen aralarında dolaşan tini bile fark edebiliyorsunuz.
