Kaostan Çıkan Düzen

kaos-Son yıllarda, ikinci yasanın bu karamsar yorumuna yeni ve şaşırtıcı bir teoriyle meydan okundu. Nobel ödüllü Belçikalı Ilya Prigogine ve çalışma arkadaşları, termodinamiğin klasik teorilerine tümüyle farklı bir yorumun öncülüğünü yaptılar. Boltzmann’ın teorileriyle Darwin’inkiler arasında bazı paralellikler vardır. Her ikisinde de çok sayıda rasgele dalgalanmalar tersinmez bir değişim noktasına varırlar; birinde biyolojik evrim biçiminde, diğerinde ise enerjinin dağılması ve düzensizliğe dönük bir evrim biçiminde. Termodinamikte zaman, kolayca dönüşüme uğramayan bir duruma indirgenmeyi ve ölümü çağrıştırır. Burada şu soru ortaya çıkar: bu durum, örgütlenmeye ve hatta gittikçe artan bir karmaşıklıkta örgütlenmeye dönük içsel bir eğilim taşıyan yaşam olgusuyla nasıl örtüşmektedir? Yasa, eğer kendi hallerine bırakılırsa, şeylerin artan entropiye dönük bir eğilim taşıdığını söyler.

1960’larda, Ilya Prigogine ve diğerleri, gerçek dünyada atomların ve moleküllerin neredeyse hiçbir zaman “kendi hallerine bırakılmamış” olduklarını fark ettiler. Her şey diğer her şeyi etkiler.

Atomlar ve moleküller neredeyse her zaman dışarıdan madde ve enerji akışının etkisine açıktırlar, ki eğer yeterince güçlüyse, bu akış, termodinamiğin ikinci yasasının varsaydığı görünüşte karşı konulmaz düzensizlik sürecini kısmen tersine çevirebilir. Aslında, doğa yalnızca dağılma ve bozunmanın değil, tam zıt süreçlerin de sayısız örneğini sunar; kendi kendini örgütleme ve büyüme. Odun çürür ama ağaçlar büyür. Prigogine’e göre doğanın her köşesinde kendini örgütleyen yapılar vardır. Benzer şekilde M. Waldrop da şu sonuca çıkar:
Devamını oku “Kaostan Çıkan Düzen” →

Organik ve İnorganik

organik

Nicelik ve nitelik yasası, modern fiziğin en tartışmalı yönlerinden biri olan ve başka bir yazıda daha ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz sözde “kesinsizlik ilkesine” de ışık tutmaktadır. Tek bir atomaltı parçacığın tam konumu ve hızını bilmek imkânsızsa da, çok büyük sayılarda parçacığın davranışını büyük bir kesinlikle öngörmek mümkündür. Bir örnek daha vermek gerekirse: radyoaktif atomlar ayrıntılı bir öngörüyü olanaksız kılacak şekilde bozunurlar. Oysa çok sayıda atom istatistiki olarak o denli güvenilir bir hızda bozunur ki, bilimciler tarafından dünyanın, güneşin ve yıldızların yaşını hesaplamak için “doğal” saatler olarak kullanılırlar. Atomaltı parçacıkların davranışlarına hükmeden yasaların, “normal” düzeyde işleyen yasalardan farklı olması gerçeği, tek başına niceliğin niteliğe dönüşümünün bir örneğidir. Küçük ölçekteki olayların yasalarının geçerli olmaktan çıktığı kesin nokta, 1900 yılında Max Planck tarafından ortaya konulan etki kuantumuyla tanımlandı.

Koşulların dizilişi, belirli bir noktada, inorganik maddenin organik maddeye yol açtığı nitel bir sıçramaya sebep olur. İnorganik maddeyle organik madde arasındaki fark yalnızca görelidir. Modern bilim ikincinin birincisinden nasıl çıktığını tam olarak keşfetme yolunda hayli ilerlemiştir. Yaşamın kendisi atomların belirli bir tarzda örgütlenmesinden ibarettir. Hepimiz atomların bir toplamıyız, ama “yalnızca” atomların bir toplamı değil. Genlerimizin şaşırtıcı karmaşıklıktaki dizilişi içinde sonsuz sayıda olanaklar var. Her bireyin bu olanakları azami ölçüde geliştirmesini sağlama görevi yaşamın gerçek görevidir.
Devamını oku “Organik ve İnorganik” →

Bütün güç içerden gelir.

“Biofotonik alanında öncü bir biyofizikçi olan Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğuna dair araştırmasını yayınladı.
Araştırma sonuçlarına göre DNA sadece tek frekans değil, birden çok frekans yayınlayabilir, hem organizmanın içinde hem de organizmalar arasında foton alışverişi oluyor. Yani kelimenin tam anlamıyla her birimiz birer ışık parçasıyız.”

Urban Shaman konseptinde bu içerik çok daha geniş biçimde bilinir ve şifa işlemlerinde temel olarak kullanılır. 5.prensip ALOHA’nın ikinci sonucu; “Her şey uyanık, her şey canlı ve her şey cevapçıdır”. Şamanlar her şeyin bir KU’su olduğunu , harekete ve canlılağa sahip olduğunu, farklılığın yalnızca titreşim hızında olduğunu bilirler.
Hastalıkların ve sorunların kolayca giderilememesinin sebebi 6. prensibin, MANA’nın (bütün güç içerden gelir) iyi bilnmemesi, sindirilmiş olmamasından kaynaklanır. Eğer biliniyor olsaydı ve tabi dünyadaki mevcut halin aynen devam etmesi için gösterilen sabırların ve olağan üstü çabanın sadece küçük bir kısmı bu uygulamalara sadık kalmak için kullanılabilseydi, mucizeler günlük hayatımızın daimi parçası olurdu. Bu sonuca ulaşmak ise sadece LONO’nuzun bir karar vermesini gerektirir; öncelik sırasını YETKİLENDİRMENİN içerden geldiği hususuna tahsis etmesiyle mümkün olur. Sadece keskin bir karar vermek, hepsi bu.

Mekanizma mükemmel ve güncellemelere açık. İyi bir hafta dilerim frekanslar. Aloha

Bu sabah notunu yazdıktan sadece 2 dk sonra Prof. Dr. Bruce H. Lipton’un bu videosu ile karşılaştım kendisi İnancın Biyolojisi adıyla türkçeye kazandırılan kitabın da yazarı olan ünlü hücre biyologu ve genetik bilimci. UŞ 1. seviye eğitimi almış olanlar bu videoda anlatılan şeyleri kendi terminolojimize aktaracaklar bunu biliyorum çünkü ben dinlerken kendimi bu kez erkek sesiyle dinlermiş gibi hissettim   Çok hoş değil mi? Eksik bıraktığı bikaç ufak şey var fakat etkinliği yüksek bir eksiklik, bakalım bunun ne olduğunu bulabilecek misiniz?

Videoyu izlemek için lütfen tıklayınız.

Hekuras Nedir?

Erkeklere aradıkları gücün göğüs cenahlarında olduğunu söylerken öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde, bazıları ceplerinde ya da oturdukları koltuklarda, bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama geçen yıl Shabono’yu okuduğumda şaşırıp kaldım:
Haftalarca sık vahşi bi ormanda geçen yürüyüşle anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner (Bir antropologdur). Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın beden çizimlerinde olmayan bi organ).
“Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak (1)gerçek bir savaşçı onu kullanabilir.. (2)Sadece büyük savaşçı, hastalıkları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Güç için (başkalarını yönetmek, para ve mevki sahibi olmak böylece kadınların gözünü boyamak için) ormanları yakarak, keserek yok eden erkeklerin göğsündeki hekuras organı (Ormanın ruhu) giderek küçülüyor, öyle zayıflamış ve ufalmış ki onu görebilmek için uzay teleskobu kullanmak gerekiyor.

**

Bu konu üzerine gönderilen bi video:

Teşekkür ederim, gerçekten ilginç bi video. Tamamen yerlinin doğa ile birlikte olma ritüelini temsil etmek üzere hazırlanmış sanki. Onun kuşla, ormanla, seslerle zamanı hızlandırması, yavaşlatması, onunla uçması, saklanmsı ve açığa çıkması, çok hoştu 🙂 Güzel bir hdiye oldu bana.