Sekse dair -6

Konu başı için Tıklayınız

Şu çalışmaya da (BAK) göz atmak isteyebilirsiniz: http://tuvasanat.com/index.php/haberler/yeni-enerji-ve-yeni-bilincte-ask-ve-cinselik-nasil-bicimleniyor-10-12-birlesik-alan-kullanimi-surec-notlari/ Anlaşılmayan hususlar olursa yardımcı olmaya çalışır arkadaşlarımız

ha: sorulan sorulardan ben anima ve animus kokusu alıyorum.

sa: Olabilir soru bana ait değildi, oynayan arkadaşlarımızdan birinindi, bizlere de güzel geldi, hepimizin merakına mucip oldu. Biliyosun ben sadece modere ediyorum, başka bi işlevim yok.

sa: Ben de tanımladığım  bu guruba dahil kadınlardan biriyim ve dün gece biraz kafam dolu yattım, yani standart bi gevşemiş hal olmaksızın ve gece şu rüyayı gördüm(hatırladığım bi iki sahne sadece): Rüyada bi sevgilim varmış (allah hayırlara çıkarsın), tanımadığım temiz yüzlü,  sevecen bi tip. Beni oturduğum koltuktan kucaklayarak kaldırmak (gelinlere yapar gibi) ve beni bi yere götürmek istiyor. Ben de şakayla aman ben ağırım bi yerine bişey olmasın moduyla hemen yanında birlikte bi eve gidiyoruz. Zemin kat bi boş daire. Orada bi gece oluyor sanırım ve duvarlarda acaip tuhaf delice büyümüş kurtcuğa benzeyen daha önce görmediğim iki yaratık var ve bu arada evin duvarlarına su basıyor, her dakka duvarlar biraz daha bozuluyor. Duvardaki bu yaratıklardan bi korkumuz yok nedense. Sonra birden ben şunu söylemeyi akıl ediyorum: yahu ben zaten bu apartmanın tepesinde oturuyorum, ne diye bu her an zarar gören zemin daireye taşınıyoruz ki? Bence bu  evi satın almayalım diyorum. Sanırım yanımdaki kişi de buna hak veriyor, daieden çıkıyoruz. 🙂

ha: Hayrolsun 🙂 Bu bahsedilen kadın grubu için, psişelerindeki animusun animaya baskın geldiğini ya da en azından eşit oranlarda olduğunu söyleyebilir miyiz? animası güçlü kadınlar,( kadınların önemli bir kısmı için bunu söyleyebiliriz sanıyorum ), erkeği “oyunda tutmak için, ona sayısız sorumluluk yüklüyor- en başta çocuk sahibi olmak,bunu da ağamsın paşamsın diye yapıyor..kusura bakılmasın ama bu perspektiften erkeklerin oyunun devamı açısından bir damızlık olarak kullanıldığını düşünüyorum ben.

sa: Bu gurubun çoğunluk olan kısmı için animusun biraz baskınca olduğunu söyleyebilirim sanırım; ama içindeki daha küçük kümeler için dengenin sağlandığını da gözlemledim. Animası güçlü ve animusundan habersiz (burada söz konusu guruba dahil olmayan)kadınlar için gözlemine de katılıyorum.

ha: soru bu noktada daha da önem kazanıyor bence..kendilerine damızlık olarak bakmayan kadınlara karşı erkeklerin bu korkusu neden?

sa: Korkuyorlar mı sence? Burada konuşan bi iki erkek oldu onlar da böyle bişeyden bahsetmediler

ha: https://blog.sonsuz.us/?p=527 bu link tartışmaya katılmak isteyenlere fikir verebilir. Çünkü farkında değiller.zaten oyunun kurgusunu bu kadar mükemmel kılan da bu..mekanizma erkeklere sezdirmeden ve hatta onları pohpohlayarak çalışıyor.çok akıllıca.diğer türlü devamlılığını nasıl sağlayacaktı.

sa: Kim yapıyo erkeklere bu menhus işleri?

ha: yin…aslında yapan yapılan yanlış kavramlar.kaza eseri başlayan oyunun sürmekte olan süreçleri demek daha doğru.

sa: Peki bu kazaen oluşmuş süreçlerde, oyun, yöylediğin uğursuz işleri yaptırmak için kimleri kullanıyor diyeyim o halde

fa: galiba kadınların bu yeni rol değişikliğine erkekler fazla hazırlıksız yakalandığı için gelişime ayak uyduramadılar.onlar karşısındaki kadınların hızla değişitiğine ve geliştiğini görmediler yada göremediler.hala şiddete uğrayan kadın gidip hukuki yollara başvurduğunda adam önce şok olup şaırıyorsa;hala kadın gelişiminin mağara döneminde olduğuna inanıyor demektir.ondan sonra da kadına yönelik genel suçlamalr zinciri başlar.kadının kendi kimliğini bulmaya başlaması ve birey olma kararı az gelişmiş toplumlarda galiba eletroşok etkisi yaratıyor.Erkek hala boşa dırdır yapan kadın bekliyor karşısında akıllı cümleler kadından geldiğinde çok ciddi abondone olma durumu yaşıyor.kadınların mutfakta yemek bahçede çamaşır asan figürünüü beyinlerinden silip atmak çok zor olacak.ama karşısında akıllı cümleler kuran kadına tahammül eden erkekğin gelişmişlik düzeyine de şapka çıkarmak ve tebrik etmek gerekiyor bence.çünkü bu tip bir erkek kadının gelişmesine çok hızılı ayak uyduran erkek demektir.ama iki ayrı cinsin bu kadar güzel ve uyumlu gelişimi dünyaya çok şey kazandırır. Ha. Hanımın olgu tespitine katılıyorum.toplumsal ve çevresel koşullar erkeklerin kendine yeten birey olan kadına bakış açısını bence de derinden etkiliyor.erkekler toplum baskısı denilen şey ile çok ciddi pohpohlanıp şişiriliyor..ama böyle düşünülünce de başka bir durum sözkonusu…o zaman erkeklerin gelişime değilde toplumsal olgulara yani statüden yana oldukları sonucu ortaya çıkıyor…

sa: Birey bilinci gelişmiş kadın ve erkekler arasında kurula-maya-n ilişkilerdi konumuz, eğer böyle irdelemeye devam edersek daha denk bir karşılaştırma yapabileceğiz sanırım. Eğer gerçekten bu guruptaki kişiler birbirleriyle anlamlı bir ilişki yürütemiyor hatta belki karşılaşamıyorlarsa, cinsel ihtiyaçlarını nasıl gideriyorlar?

fa: cevap basit bence yalan söylüyorlar…:)daha doğrusu sert bir cümle kurdum bunu farketttim bunu toparlayayım önce..sadece söyledikleriyle yaptıkları eylemler arasında çok ciddi bir fark var…aslında düz mantıkla baktığımız da yalan olduğu belli ama bu kavramı daha yumuşatarak söyleyeyim..sadece olması gerektiği gibi davranıp olanın peşine takılıyorlar o kadar.. belki birgün olan ile olması gereken arasındaki çizgiyi kalınlaştırabilirsek sorunu çözmek daha kolay olur..bunun için ayırdedebilem yeteneğimizin gelişmesi gerekiyor galiba.

bt: Spesıfık olarak, sadece ıcınde bulundugum bu gruptakı kadınlara bakarsak, ulkemız bır gecıs surecınde. Modern genclık, konzervatıf aıle yapısı. Bılıncımızle kabullendıgımız seylerı bıle, 0-6 yas arasında buyuk oranda sekıllenen bılınc altımız, gızlıden gızlıye reddedıyor. “benım kadınım kendı ayakları uzerınde durabılmelı” dıyen adam, hayatının ılk 6 senesınde bu mesajı almadıysa, yaptıkları ıle agzından cıkanlar celısıyor. Bızım grubumuzdakı kadınlarla olmak ıstedıgını ıddıa eden erkek sayısı ıle, gercekten ısteyen erkek sayısının tutmamasının sebebı budur.. Kendı kısısel gelısımını tamamlamıs, modern bır aılede yetısmıs bır adam, bızım grubumuzdakı kadınların bırlıkte uyumlu ılıskı yasayabılecegı adamdır. Boylelerı az bulunur, gelecek nesıller ıcınse umudum yuksek.

sa: Bt hanım görüşlerinize tamamen katılıyorum ancak erkek nüfusunun azalmasıyla ilgili gidişattan ötürü az bi soru işaretim var, evrenin bu konuda alacağı önlemi ilgi ve merakla bekliyorum. Fa hanım sizin bu son tespitlerinizi anlayamadım, herhalde yazma hızınız düşünce hızınıza yetişemedi 🙂

bt: bızım yetıstırecegımız cocukların bılıncaltları ıle bılınclerı daha az celısecek, buna ınanıyorum ben. Kadınların hıcbır hakkının olmadıgı zamanlar cok da eskı degıl, zamanla ıyılesecektır kalan sorunlar da…Ülkemız kadınları evrım gecırıyor, ama ulkemız erkeklerı ıcın evrım tersıne ıslıyor. Kadınlar 25ınde bu bahsettıgımız “kendı kendıne yetebılme”yı gerceklestırebılıyorken, erkekler ıcın haya…ta atılma, kendı kendıne yetme ve sorumluluk alma yası gıt gıde dusuyor. O zaman kadınla erkegın reel yasları bırbırınden uzaklasıyor. Olması gereken yas farkı acılıyor. Bır erkek bızım 25ımızde geldıgımız bılınc duzeyıne ancak 35ınde gelıyor. Burda bahsettıgım konu “para kazanma” konusu degıl, bu da yanlıs anlasılsın ıstemem. Bu bır durus meselesı…

sa: çözüm önerisi en azından şu an bizim kuşak için somut bişey söylemeseniz de hoş beklentiler içinde olmanız da büyük katkı 🙂

bt: Somut bır tavsıye mı? Etrafınıza bakın, bırlıkte olmanız gereken adam profılıne uyanlar hep dostlarınızdır. Bır dahakı sefere, aynı dılı konustuklarınızı “potansıyel partner” olarak gorebılırsınız.

sa: potansiyel partner nedir?

bt: “potansıyel partner” “partner olma ıhtımalı olan ınsan”dır.

sa: Partner, ortak anlamına gelir, sizce bu guruptaki kadınlar ortak mı arıyorlar dedim. İlginç bi nokta aslında. Bu aradaa 25&35 karşılaştırması yaptığınız yorumu  görmemişim bu konuya kendi açımdan katılmıyorum. Herhalde aynı gurup kadınlardan bahsetmiyoruz. Neden derseniz zaten 29 yaşını geçtiği halde “canlı” kalmış erkek sayısı o kadar azdır ki, mumla aramak lazım. Hangi bu canlılık derseniz, ki sanırım diyeceksiniz, bu işte tam da daha önceki bu konuya ait sohbetlerimizde bahsettiğimiz hekurasla yani ormanın ruhu ile ilgilidir. Tüm sistem erkeklerdeki bu organı köreltmek için kurulmuş bi düzen. Yani bu konuda erkekleri filan suçladığımız yok, hatta ben bu üzüntümü dile getirmek için 7 sene önce koca bi kitap yazdımdı 🙁

bt: cınsel anlamda erkeklerın aclıgı 30’dan once doymuyor, bu yuzden cınsel anlamda bır ılıskı ıcın 30 yas altı tercıh edılebılır, ama yanımızda olacak, bızı tasıyabılecek bır erkek arayısındaysak, o zaman olgun erkek gerekıyor maalesef. Her aradıgınızı aynı kısıde bulmanız maalesef cok zor.

sa: benim “canlılık” dediğim şeyi siz “cinsel açlık” olarak gördünüz. Yaş tesadüfen uygun düştü diyeceğim sadece 🙂

‎bt: 29 yasında bıten “canlılık” nedır pekı erkeklerde?

sa: bu görebildiğim bişeydir ve onu size tarif edebilmem mümkün değil. Sadece bi yerli kültüründe görebildiğim şeye yakın düşen bi duruma rastlamıştım geçen yıl Shabanoyu okurken. Bunu da konu içinde tam dört kez anlattım artık üşeniyorum. Ayrıca bu tespitim (görmem) yine de genellikle ihtiyatlı yaklaşımını içerir çünkü bazen 45 yaşında 75 yaşında canlı erkek gördüğüm de oldu. Çok nadirler. Aslında burada erkekler için kullandığım “canlılık” tabirinden farklı manada da insanların yolda sokakta ölü olanlarını ayırdedebiliyorum. Nasıl yapabildiğimi bilmiyorum. Sanırım kısa süre içinde yeni çağ bilimi bu konuya ışık tutabilecektir.

Bu arada ben arada tekrar tekrar hatırlatmak durumunda kalıyorum, ana konuda belirttiğim gurupları karşılaştırıyoruz, bunu tüm kadın ve erkekler olayı haline getirmeyelim şu an. Üstelik “birey bilinci gelişmiş” kişinin yaşı olmaz, bazısı öyle doğar, bazısı olamadan ölür.

bt: Yok ben “bırey bılıncı gelısmıs” bır kısı olmanın, egıtım ve yetıstırılme tarzı ıle, ıcınde yasanılan cevre ıle “edınılen” bırsey oldugu kanısındayım. Tabı en cok da kısının kendını yetıstırmesı ıle ılgılı…

sa: Öyle doğmayanların (öyle doğmak zaten sadece bi exeption) kendilerini geliştirme ihtimalleri tabi var fakat zorlu süreçlerdir ve dünyanın çoğu bu ayrıcalığı (birey olma) edinebilme ihtimalini çocuklarına devrederek göçüp giderler.

bt: dogustan olabılecegını pek dusunmemıstım, ama mumkun olabılır aslında… Insanlarla ılgılı bılımlerın en zor yanı, kosulları farklılastırarak deney yapılamamasıdır. Bırey olmayı basarmıs bırının bunu dogustan mı basardıgı, yoksa oyle mı yetıstırıldıgı ccok da bılınemez.

sa: Üç gün boyunca devam eden bu sohbetlerden bi kaç fikir edindim, umarım katılan ve izleyenler de faydalanmıştır, bunu umursuyorum çünkü epey zamanımı aldı ve zaman ben-im. Teşekkürler

as: Sibel Hanım, ben de teşekkür ederim bu tarz tartışmalar başlattığınız için, bu konuların tekrar tekrara gündemde tutulup üzerinde düşünülmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Hekuras Nedir?

Erkeklere aradıkları gücün göğüs cenahlarında olduğunu söylerken öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde, bazıları ceplerinde ya da oturdukları koltuklarda, bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama geçen yıl Shabono’yu okuduğumda şaşırıp kaldım:
Haftalarca sık vahşi bi ormanda geçen yürüyüşle anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner (Bir antropologdur). Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın beden çizimlerinde olmayan bi organ).
“Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak (1)gerçek bir savaşçı onu kullanabilir.. (2)Sadece büyük savaşçı, hastalıkları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Güç için (başkalarını yönetmek, para ve mevki sahibi olmak böylece kadınların gözünü boyamak için) ormanları yakarak, keserek yok eden erkeklerin göğsündeki hekuras organı (Ormanın ruhu) giderek küçülüyor, öyle zayıflamış ve ufalmış ki onu görebilmek için uzay teleskobu kullanmak gerekiyor.

**

Bu konu üzerine gönderilen bi video:

Teşekkür ederim, gerçekten ilginç bi video. Tamamen yerlinin doğa ile birlikte olma ritüelini temsil etmek üzere hazırlanmış sanki. Onun kuşla, ormanla, seslerle zamanı hızlandırması, yavaşlatması, onunla uçması, saklanmsı ve açığa çıkması, çok hoştu 🙂 Güzel bir hdiye oldu bana.

Sekse dair -4

Konu başı için tıklayınız

sa: 1000 tane arkadaşım var burada(facebook) ve gördüğünüz gibi üç gündür davet üstüne davet yaptığım bu konuyu sadece dört kişi konuşabiliyoruz. Diğerleri aşk, mevlana,melekler, kelekler,sevgi-özellikle sevgi, cennetler ve her tarafında seks kokan şarkı videolarıyla devam ediyolar 🙂 Olsun ne yapalım gerçeğimiz budur ve ben tüm bu durumları anlayışla sevgiyle karşılamaya devam ediyorum. Velakin artık içinde yer almayacağım. LÖK diye söyleyeceğim her yayınladıkları şeyin içindeki kokuyu. Bu sebeple bundan çekinenler bir an önce beni arkadaşlıktan çıkarsınlar böylece ne yayınladıklarını görememiş ve söyleyememiş olurum.

Dörtmüş pardon. Eğer kişi sayısı gece onikiye kadar ona tamamlanırsa ültümatomumu(!)geri çekeceğim :)))

av: Bizler doğumların,düğünlerin ve cenazelerin değerli olduğu bir toplumun elemanlarıyız..Deniz bu..Balığı rencide etmeyelim bence..Bu 3 ritüel dışında ve arasında kalanlar “giz”dir.Giz olduğundan seslendirilmez açık açık.Ve bu nedenle iyileşm…ez hasta..Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ve yaşamakta olduklarımız bu sürecin içerisinde olduğumuz işaret ve mutluluğunu yaşatmakta bana..4/1000 bile olsa…:-) “Nerde aş durma yanaş” Atasözümüz doğrultusunda,biliyorum ki bu tencere burada kaynadık sıra yanaşanları da olacaktır..Bu bizim atalarımızın sözü….:-))) Kızmak yok değil mi…?

sa: Kızmış gibi mi göründüm ordan :)))) O halde ne diye “Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ” diyosun? Benim tedavi sistemlerimi bilenler bilir

av:”Kızmak” sadece bir eski konuya (atasözleri) gönderme yapmakla sınırlıydı..Değilse tedavi yöntemine itirazım yok..Ama “aş” kaynamaya devam etmeli,ta ki kokusu sarmalı her yanı..Bir gün “AŞ” pişip de “AŞK” olana kadar..

sa: namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmazmış.

av: İşimiz o ezanı duyulacak hale getirmek olacak bu durumda..Namazda göz oldurmak daha zor ve uzun süreli bir seçim.

sa: Ezan ha bire hoperlör sesi açılmakla duyurulmaz, bi bunu anladıklarında, çorap söküğü gibi gelecek arkası. Kurumsallaşmış dinler güç öğesi üzerine oturmuştur, güç ise cinsellik üzerine bi oturdu kalkamadı!

HS: Şunu söyleyebilirim sadece. Açık büfe yemekhane… ondan şundan bundan doluyor tabaklar, sonra onu beğenmedim bunu beğenmedim, şu iğrenç olmuş bu bilmem ne olmuş… Söylenip duruluyor sürekli. Yaklaşık 2 yıldır ben de standart olarak; …”yapmayın arkadaşlar… yemekhane aynı yemekler aynı arada garsonlar değişiyor sadece…” madem ki şikayet ediyosunuz almayın, ya da kararınca alın, deyip duruyorum. Çorbanın yarısı salatanın şu kadarı direkt çöpe… Açık büfe anlayışına karşıyım. yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim:)

BY: yemek pişirme konusunu hiç düşünmemekle beraber, yemek yeme biçimleri üstüne zamanında ben de düşünmüştüm. Fastfood kavramının tüm dünyaya sistemli olarak yayılması ne enteresan değil mi? ve bir de sokak satıcıları var elbet. her kültürde, …o kültüre has, restaurant ve evde değil de, özellikle sokakta tüketilen yemekler… bizdeki simit kavramı mesela… pastane simidi değil özellikle sokak simidi 🙂 bir de tersi durum da vardır hani… adına ev yemeği denir… ev yemeğinin lezzetini veren başka bir özen / düzen’dir. herkes illaki sever ve ister bu ev yemeğini… ev yemeği karnıbahar da olsa pirzola da olsa çok doyurucudur sanki..

sa: güzelll, açıldınız walla (zorbalık işe yarıyomuş). Ay ben o sokak simidini çok severim, ne olacak şimdi?

by: valla sanırım herkes sokak simidini sever… kimi benim gibi o simitlerin çıktığı fırına kadar bile gidip alır, en tazesini, en sıcağını ve en gevreğini yemek için… kendi doğamıza kabul sunmak lazım gelir bu noktada :))

hs: Sibel hanım; şu durumda Freud Libido kavramını icat etmese… mideden girseydi mevzuya… demek ki değişen pek bir şey olmayacaktı insan hayatında bunu diyebilir miyiz?

sa: Walla ben işleri karmaşıklaştırmaya gerek yok, bizler gayet basitçe avlanabilecek bi hayvan türüyüz derim. Bunu kabul etmekle başlarsak (ki Jung, Gurdjieff ve DJ böyle başlıyorlar), kendimize daha açık net samimi bi (yine hayali ama olsun daha güzel bi hayal) tasarımlayabiliriz.

by: belki de hepimiz dünyanın en asil ve aynı zamanda en karanlık varlıklarıyızdır. hiçbir kadın yoktur ki, kendini tanrıça gibi hissetmeyen ve o tanrıça kadınlar, söyler ya da söylemez, kendisi illa bilir içindeki en yüce fahişeyi…

sa Kahire sokaklarında gezerken arkamdan “goddess” diye bağırırlardı, genç yaşlı hiç fark etmezdi.Ve insana öyle bakarlardı ki bunu gerçekten hissetiklerini anlardın 🙂 En asil ve en karanlık varlıklarıyız evet bu sebeple muhteşemiz.

gt: Arkadaşlar, benim manava gidip de kiloyla bişey almışlığım pek yoktur. Ne kadar lazımsa o kadar alırım. 3 domates, 5 biber, 2 salatalık mesela.:)) Hatta fazladan aldığımda manav laf atar; abla hayırdır misafirin mi var diye.:)) Yiyeceğim ka…dar alır ve yiyeceğim kadar pişiririm. Bir kerelik yani. üç günlük yemek yapıp buzdolabında depolamak saçma gelir. Her defasında yeniden pişiririm hiç üşenmem ve yarını düşünmem … Ee şimdi ben israftan mı kaçıyorum yoksa başka bişey mi var… Bana gerçeği söyleyin, bunu kaldırabilirim!.:)))

sa: sen süpersin, israftan kaçıyosun ki, bu bir savaşçı için olmazsa olmaz bi gerektir, erk biriktiriyosun yakında görücü filan olursan şaşırmam, ikincisi taze şeyleri seviyorsun, üçüncüsü her pişirime yeni ve kendine özgü olabilme şansı tanıyosun ki bu nerdeyse ikinci düşünce katına tırmanmış birine yakışır. Özetle bana çok hoş geldi.

sa: Siz erkeklere iki çift lafım var (muhtemelen bi sonraki kitabımın ismi olacak bu nadide başlangıç!): Siz bu oyuna nasıl getirildiniz be hey avanaklar! Sizin gücünüzü,şununuzu bununuzu isbata ihtiyacınız yok ki, o pek önemsediğiniz şeyi evren sizin tam kalp cenahına yerleştirdi. Gücün ta kendisisiniz siz. Öyleyse neden zavallı taklidi yapan, size pek ihtiyacı varmış gibi sızıldanıp duran kadınları arayıp durmaya teşnesiniz? Neden sanki onlar varsa kendinizi güçlü sanma yanılgısına düştünüz? Siz bunlara cevap vere durun ben size bi hikaye daha anlatacağım.

Bi kadını öldürmekle başlamıştım ve işimi yarım bırakmayıp bi erkeği de öldüreceğim, şu an buna karar verdim sayenizde.

sa: Erkeklerden tıs yok (kabul etmediyseniz tespitlerimi, söyleyin! siz de bana avanağın önde gidenisin deyin) Neyse hikaye şu: Aslan ile boğa bir gün ormanda buluşmuşlar ve geç saatlere kadar geyik muhabbeti yapmışlar.
Gecenin 12 sine doğru aslan saate bakmaya başlayınca, boğa sormuş:
-“Hayrola aslan kardeş, sen ki koskoca ormanlar kralısın, sana yakışıyor mu bu telaş. Yengeden mi korkuyorsun yoksa?” Deyince aslan:
-“Seninki gibi evde bizi bir ‘inek’ bekliyor olsa hiç problem yok, ama evde bizi bekleyen bir inek değil, bir dişi aslan var dişi aslan”

nn: harikasın sevgili sibel 🙂 konu çok güzel, iç açıcı. içimi açtığımda şu çıkıyor, yemek yemek benim için büyük bir haz. lakin süslenmiş sofralar, süslü yemek tabakları iştahımı kapatır. toprak tencerelerde odun ateşinde pişip bakır kaplarda …yenen yemekler müthiş haz verir. tencerede pişip kapağıda olabilir 🙂 bu konuda ilkelliği seviyorum. yemek sonrası sofra keyfi yapmak, yağlı ellerle bir sigara içmekte benim için ayrı bir zevk.. tabi bu yemek zevkimi her zaman yaşıyamıyorum. ama olanaklar el verdikce yaratmaya çalışıyorum. ilginçtir diğer yandan bir kadeh şarap içmek istiyorsam bunu ilkel bir sofradan ziyade çok süslü olmayan fakat yinede bir beyaz masa örtüsü serilmiş, porselen tabaklı, üzerinde sade çiçekler olan vazolu bir sofrayı tercih ediyorum.. bu tezatlığı henüz çözmüş değilim, hele seksle bağlantısını hiç bilmiyorum..

sa: Ne kadar sade ve alçakgönüllü anlatmışsın Neva, ben çok sevdim. Seksle bağlantısında bi tezatlık var mı emin değilim. Terziyi seçen güzel kadını hatırlattı bana

sa: Erkekler kibarlık edip sen hangi hakla bizi genelliyosun öküz demediler henüz (bunu da kitapta belirteceğim çünkü onları çok seviyorum, güzel olan hiç bişeylerini atlamam), neyse… Aradıkları gücün göğüslerinde olduğunu öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde bazıları ceplerinde bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama kanıtı da var: Haftalarca sık bi ormanda anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner. Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın bedenlerinde olmayan bi organ). “Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak gerçek bir şaman/savaşçı onu kullanabilir.. Sadece büyük savaşçı, hastalıları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Sonuç olarak  yaklaşık 980 kişiyi şerrimden koruduğunuz için teşekkür ederim. Belki bu bi blöftü belki değildi, bunu bilemeyeceğiz. Şunu belirteyim ki poker oyununu tam altı yaşındayken oynamaya başlamıştım! 🙂 Şimdi henüz bu konuyu bence bitiremedik (yürüme konusuna geçemiyorum) çünkü benim aklımda hala ciddi sorular var. Dolayısı ile yardımlarınızı, katkınızı beklediğim konu devamını yeni başlıktan sunuyorum. Şimdiden kolay gelsin hepimize