Yeni Kelimeler Bulmalı mı?

Önceki Bölüm için Tıklayınız
“Eski biçilmiş roller hızla siliniyor, sanki bi merci tarafından yutuluyor veeeee bu boşluğa ne doluyor? Bi fikriniz var mı?
Sanırım artık insanları iki cinse bölmek de zorlaşıyor. Böylece toptan ve en sade şekliyle sadece insan diyebileceğiz herhalde.
“Sadece insan”ların eski tarz ilişkiler kurup sürdürmesi beklenemeyeceğine göre, her bişeyi yeniden inşa etmek gerekecek.”diye başladık konuşmaya ve nerelere geldik. İlginç ve belki tarihi bir an y-aşıyoruz gibi geliyor bana;
Heqi Tong Hayır , fakat daha fazla parçayı daha hızlı bir şekilde özneleştiriyoruz…Tek özneden ibaret olduğunu kavramaya doğru giderek hızlanan bir süreç…An meselesidir bahsettiğiniz gidişatın değişmesi fakat belki insan demeyi de bırakırız bir yerde…ne dersiniz, oraya doğru gidiyor olabilir miyiz?
Sibel Atasoy Sevgili Heqi, ilginç bi noktaya parmak basıyorsunuz, umarım orada bi süre kalabilirsiniz 🙂 İnsan demeyi bırakmak uzunca süredir duyduğum en ilginç öneri oldu. Biraz geliştirebilir misiniz?

Heqi Tong: İnsan da bizim oluşturduğumuz bir isim…Yani bizi, bizim dışımızdaki kalan her şeyden farklı kılan bir özne oluşturduk kendimize…Ve gerçekten özne bizmişiz gibi bir iluzyona kapıldık…Bu iluzyondan sıyrılıp aslında tek başına farklı ama yine de özde aynı olduğumuzu anımsamak gerekecek…Benim yeşil bir elmadan ya da sinekten daha değerli ya da değersiz miyim? İsim vermek bana, insana mahsus bir şey…İnsan demeseydim diğeri elma ve diğeri sinek olmayacaktı…

Sibel A: Gösterdiğiniz sebepleri çok makul buluyorum ancak şu an onunla ilgili değilim. Beni daha çok isimler ilgilendiriyor şu an. Daha önce oluşan kelimeleri tedavülden kaldırmak binlerce yıl alır. Acaba yeni kelimeler üzerinde mi çalışmalıyız? Örneğin şu an sadece sesli düşünüyorum ve İnsan kelimesinin ilk harfi olan İ’nin bir olduğunu, hatta ne olduğunu bilmeyen hiçlik olduğunu, Varlık kelimesinin birin ikiye açılımını aslında eko yoluyla BİR’i  bulmakta olduğunu, Yaratığın ise, artık üç ayağa basan (ben sen o) bi ARA geçiş olduğunu öylesine atıyorum şu an. Bi an için doğru y-ol-da olduğumu varsaysak, demek ki, dördüncü ve beşinci katmanlar için yeni kelimeler gerekecek örneğin H ile başlayan! Kimbilir

Heqi Tong:Konuyla ilgili sizinle bir trajı komik anektod paylaşayım..Dört yaşında ki aydın 🙂 yiğenim,bir gün aniden sinirlenip eline bir terlik alıp, Burada bir konuşan olursa şayet herkesi cezalandırırım dedi. Cezalandırmak mı dememle terliği kafama yemem bir oldu. Fakat ilginç olan bu dört yaşında ki çocuğun diğer çocukların da kafasına terliği patlaktıktan sonra odada bulunan dolaba duvara kanepeye vs. de vurması oldu. Allah allah hadi bizi anladım eşyalara neden vurdun diye sorduğum da ; Onlar da can…Ayrım olmasın demesiydi. Yani bu çocuk zaten hepsini bir görüyor 🙂 İsim verseniz neye yarayacak artık. İnsanın iletişimine müthiş bir etkisi var kelimelerin…Fakat Rusya da bazı kurumlar çocuklara holistik yetenklerini geliştirebilecek eğitimler veriyorlar ve bu çocuklar gözleri kapalı bir şekilde yerin 2 metre aldında ne olduğunu görebiliyorlar…Ya da amerikada bir kadın gözleri kör bir şekilde gazetelerin mürekkeple yazılmış kelimelerinin üzerinden sadece parmaklarını gezirerek okuyabiliyor. Demem o ki iletişimimize araç olan b kelimelere belki de pek ihtiyacımız olmayacak…Sadece kelimelerle düşünen bir varlık için yeni bir yöntem bulmak belki zor olacak…Ama zor yine zaman meselesi. Dünyanın bir ucuna ulaşmak imkansızdı bir dönem şu an maksimum 15 saatiniz alıyor..

Sibel Atasoy Mükemmel bir örnek verdiniz. Paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Holistik insan konusunu iki senedir gözlemliyorum ve yazıyorum. Şu an sizin de kullanmış olmanız bi tesadüf değil muhtemelen. Peki “İsimler” olmadığında kişilerin parçacık yönünü ayakta tutabileceğine dair bi fikriniz ya da öneriniz var mı?

Heqi Tong Parçacık yönünü biraz açarsanız sevinirim. Kelimelere sadece hatırlayabilmek ve planlamak için ihtiyacımız var…Geçmişi hatırlamak ve geleceği planlamak için…Fakat hatırlamaya planlamaya ihtiyacımız var mı ondan emin değilim…Yanlış anlamadıysam şayet zaten parçacık yönünün dağılmasına neden olan da bu değil mi? Neydim ne olacağım derken ne olduğumuzu unutmak…

Sibel A: Son yıllarda araştırmallar gösterdi ki (süreç devam ediyor tabi), biz insanlar da tıpkıatom altı yaratıkları gibi iki yönlüyüz; birincisi dalga yönümüz, ki buna ilişkiler- biz bilincidiyoruz. İkincisi ise parçacık yönümüz, ki buna benlik, birey olma bilincii diyoruz. Tarihte insanlar, çeşitli coğrafyalarda ve çeşitli öğretiler yoluyla bazen bir yönümüzü bazen diğer yönümü öne çıkarmaya diiğerini kötülemeye çalışmıştır, kibu hiç şüphem yok ki geçirmekte oldukları evrelerle ilgilidir. Sonzamanlarda insanlar ve coğrafyalar, her iki yönümüzü de tıpkı atomlarımız gibi birbirini incitmeden ve kendiliğinden geçişlerle yaşayabileceğimize dair görüşler belirmektedir. Yani bu konuda seçim yapmak gerekmeyebilecektir. Çünkü hem ilişkiler hem de ben bilinci birbirini rahatsız eden şeyler değil. Kısaca özetlemeye çalıştım

Heqi Tong afedersiniz ben hala bir ogrenciyim 🙂 ve yapamam gereken odevlerim vardi. Ayrim bu durumu zorlastiran tek sey. Otekilestirme durumu yani. Halbu ki baktigim herkes ve her sey benim icin bir ayna. Ben boyle baktigim icin cok karisik gozukmuyor ama takdir edersiniz ki insanlar aynalarada farkli isimler ve ozellikler verdiler. Ic bukey dis bukey. Dev aynasi vs…

Sibel Atasoy Ayna gerçekten de çok yerinde bir metafor ben de zamanında çok faydalandım. Bu arada Jung sizin ayna çeşitlendirmesine şöyle bir destek veriyordu; içe dönük insan, dışa dönük, narsist vs… 🙂 İsimler ve yeni kelimeler konusunda bakalım zaman ne gösterecek, teşekkürler

Yaşayan’ın anıları-4

Yine uyandım, yine yaşıyorum 🙂 Bu harika.

Küçükken (3 gün önce 31 Aralık gecesi) gördüğüm bi rüyadan minik bi sahne hatırladım. Çok güzel bir erkek sesi beni şahane bi oteli gezdiriyor ve tanıtıcı bilgiler veriyor. Derken bi kapı açıyor içeri giriyorum, iki metreye bir metre gibi yerler taş bomboş basit bi yer. O ses buranın bi tuvalet olduğunu istenirse banyo da yapılabileceğini söylüyor. Ortalarda hiç bi tuvalet deliği ya da en azından bi gider deliği yok! Kendimi sağ tarafa doğru çekiyorum güya banyo olması gereken yere. Orada da sadece alçak bi basamak var aynı taşla kaplı. Başka hiç bişey yok. Ben bu anlamsızlığı çözmeye çalışırken adam duvar dibinde bi kırmızı düğmeye basıyor (kendi yok herhalde sesi bu işi yapabiliyor!), birden ortada taşın üzerinde aperatif yiiyecekler beliriyor. Ben artık buna dayanamayıp tuvalette yiyceğin ne gereği olur ki diye söyleniyorum. O ses de şöyle cevap veriyor: “otelimiz çok lükstür, her opsiyona yer verilmiştir. Kullanıp kullanmamak müşterilerimizin insiyatifidir”
Bişey anladıysam ne olayım, rüya dersleri almış büyüklerimin dikkatine sunuyorum.(yaşayan)

HA:hayır olsun bebiş:) şimdi sen bulunduğun hal itibariyle oyun hamuru gibi bişisin ya. biz büyükler rüyalarda ev görünce ona kişilik diyoruz, yani oyun hamurunun şekil verilmiş ve fırında pişirilip sertleşmiş hali diyelim rahat anlayabilesin …diye..ama oteller evlerden daha farklıdır.gelip geçilir, gidilir, fazla kalınmaz..şimdi sen de bebişsin ya, hamuruna en uygun mekan otel gibi düşünebiliriz..sen şimdi öyle bi yerdesin ki çok kalmayacaksın orda, ha bir de pek güzel ve lüks bi yer.ultra herşey dahil.içindeki en bi bilen abi sana biraz anlatıp gezdirmiş.sen akıllı bebişsin.eminim o otelin tüm olanaklarından çıkış yapacağın güne kadar faydalanacaksındır.öpüyorum miniş burnundan:)

Yaşayan: ama bu nasıl tuvalet?

HA:biz büyükler için bi tuvalette gider olması şart tabi..çünkü biriktirdiğimiz çok fazla atığımız oluyor. ( mecazi anlamda söylüyorum bebiş ) ama sana gezdirdikleri o otel sanırsam bebişler için sadece.yada daima bebiş kalanlar için:) bebişlerin duygusal vs atıkları olmaz diye düşünüyorum..belki de ondan bi gideri de yok ordaki tuvaletin.

Yaşayan: Teşekkür ederim annişciğim, öğrettiklerin benim için çok değerli. Galiba sana soruyu sorduğumda cevabı anlayıverdim (içime doğdu)

HA: elbette anlayacaksın.senin tüm soruların yanıtlarını hatırlama mesafen bizden çok kısa:)

Yaşayan: beni değerli kılman hoşuma gitti annişcim, sevildiğimi hissettim

**

İki gündür yerlere bi 20 tl düşüyor. (Bana göre yeşil bi kağıt) Annişlerden biri onu alıp kaldırıyo ama sonra yeniden masanın üzerinde beliriyor. O kaldırdıkça başka bi yerde yeniden beliriyo. Bunun ilginç bi şey olduğunu söyledim annişe (içimden herkesle konuşabiliyorum-bıngıldak avantajı sanırım). Anniş beni ciddiye aldı ve yeşil kağıdı alıp her köşesini inceledi. Orada ilk kez varlığından haberi olduğu bi adamın resmi vardı. Altındaki ismi okudu: Mimar Kemaleddin. Sonra onu araştırdı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mimar_Kemaleddin Bana sorarsanız ne olduğundan habersizim. Hoş bi amcaya benziyo. Belki sayısız babalarımdan biridir.(Yaşayan)

Ünlü insanların çoğunun geçemediği sınırda ölmüş. Çok genç 🙁

**

Fizik bedenimin büyümesinden sorumlu annişim (bi sürü annişimden biri), az önce bana harika bi kahvaltı hazırladı. Ona acıktığımı söylemeden hiç bişey yapmaz. Taze portakal suyu, dil peynirli küçük bi tost, iki ceviz, birazcık da filtre kahve. Evet bunları ben istedim, o da hazırladı alllah razı olsun (çünkü ben razıyım). Tek anneli, insan kadından doğduğum zamanla ne kadar büyük bi fark var. O zamanki annem bilim dinine inanıyordu. Bi profesör bilim amcanın yazdığı kitaba göre beni büyütmüştü. Bana ne istediğimi ya da istemediğimi hiç sormazdı. Ben acıktığım için çok ağlardım, annem de benimle bazen ağlardı ama yine de yemeğimi veremezdi çünkü prof bilim amca hangi saatlerde ne yiyeceğimi tayin etmişti bi kere. Ona karşı gelinemezdi. Tanrıların dışarda bi yerde olması şimdi kulağa ne kadar garip geliyor!
Herşey ne kadar değişti, bi de şimdiki durumuma bakın. Gerçekten çok şanslı bi bebeğim. Beni anlamaya ve dinlemeye çalışan büyüklerim var. Gerçi hala soru soramıyorlar ama herhalde her şeyin bi vakti zamanı var. (Y)

**

Doğmadan önceki son yıllarımda, birey olma halini kaybetmeden birleşik yapılar nasıl kurulabilir diye ne çok araştırdım, düşündüm ve gözlem yaptım. Fakat bunun yolunu bulmuş olabileceğini düşündüğüm denemelerin izini sürdüğümde beklentimle ilgisinin çok az olduğunu da görmüştüm. Yine de son ana kadar ümidimi kaybetmedim çünkü o zamanki ben başarısızlığa inanmıyordu, sadece denemeler vardı ve bunlardan hepsi başka bi şeye çıkardı. Böyle bakıldığında hedef önemsizleşiyordu zaten. Fakat içimde hala birleşik bir yapı oluşturabilme imkan ve ihtimali minicik bi tohum olarak kalmıştı.

Oysa doğduktan sonra sadece bu fikir değil, bu fikir doğrultusunda yapmış olduğum herşey gülünç geliyor. Sebebi ise inanılmaz derecede basit: Biz zaten birleşik haldeyiz! Kişilerin bundan haberi olsun ya da olmasın hiç fark etmiyor. Hatta birey bilincinin oluşup oluşmaması bile birleşikliğin kaçınılmazlığını etkilemiyor. Bunu şu an her şekilde görüyorum. Daha önce nasıl bir şey bekliyor muşum ki senelerce? Şaşkınım doğrusu.

Bugün çok çabuk uykum geldi, iyi geceler büyüklerimmm.

Kurumsallaşmış dinler

Kadınlar bağlarını kaybetmediler, kadınların tinle hala doğrudan doğruya bağlantıları var. Sadece bunun nasıl kullanılacağını unuttular, ya da daha doğrusu, erkeklerin bu bağlantıya hiç sahip olamama durumunu taklit ettiler. Binlerce yıl erkekler kadınların bu bağlantıyı unutmalarını sağlamak için çabaladılar. Mesela, kutsal enginizasyonu ele alın. Kadınların bu dolaysız bağlantıya sahip oldukları inancını kökünden sökmek için yapılan sistematik bir tasfiye idi bu. Bütün organize dinler, kadınları daha aşağı bir yere koymak için yapılan çok başarılı bir manevradan başka bir şey değildir. Dinler kadınların daha aşağı olduklarını söyleyen tanrısal bir kanunu delil gösterirler.(tıklayınız)

fa: kadınları durdurmanın yolu tek tanrılı dinler mi?daha doğrusu kadınların önüne engel koymak gerekiyordu bunun için tek tanrılı dinler mi devreye girdi?yada bütün dinler mi? İskit kadınları yada islamiyet öncesi Türk toplumlarında kadınların yönetimde eşit haklara sahip olduğunu duymuştum.hatta islamiyet öncesi Türk toplumlarına bir islam elçisi gönderiliyor.bir bakıyorki hakanın yanında karısıda var.durum gari…bine gidiyor.Tabi kadın adamların yanında bacağına açıp kaşımaya başlayaınca elçi artık dayanamayıp tepki gösteriyor.Bunun üzerine hakan elçiye hitaben,mal burda sen çok cesaretliysen yan gözle bakarsın değilse susrasın diye cevap veriyor.acaba çevresel koşullada kadının toplum içindeki yerini edtkiliyor mu.sonuçta bunlar bozkır toplumu.hatta yörüklerde bile kadının yeri hala erkeğe neredeyse eşit durumda..bu konuda sizler ne düşünürsün bilemiyorum tabi.

sa: Tek tanrılı dinler, “yaradılışın eril öğesini güçlendirmek” için devreye girdi amaç “birey bilincini oluşturmak, geliştirmek ve bir daha yitmeyecek denli sağlamlaştırmaktı ve bu dişil bilincin iradesi/dileği ile oldu. Ancak Dinler yaşanmayı bitirip kurumsallaştığında tüm amacını ve işlevselliğini yitirdi. Hatta durumu tersine çevirip o az buçuk elde edilmiş bireysel bilinci dahi tehlikeye düşürmeye başlayınca, ellerindeki tüm yetki yeniden dişi bilinç tarafından geri alınıyor. Başka bişey denenecek sanıyorum.

Zaten bi şeyin yaşanamadığı ve başarısızlığı onun en çok konuşulan ve üstüne basılan, zorbalığa dökülen olmasıyla bağıntılıdır. Hatta seks yapamayıp ha bire seksten imalar yapan,  bel altı fıkralar anlatanlara “diline vurmuş” derler!

**
“Bunlar dünyayı değiştirecek” dedi Richard. İhtiyar adam ona baktı ve “hayır” dedi. “Ama bunlar size verildi…” “Sınamak için” “Sınamak mı?” “Ben çok uzaklara yolculuklar yaptım. Bir çok inancın elyazmalarını inceledim Katay’dan kuzey ülkelerine kadar” Gözleri parladı. ” Ve bütün karmaşık incelemelerime rağmen, yine de bir şeyler öğrendim. Her büyük din bir ışıkla başlar. Ama ışığı yalnız kalpler tutabilir. Sayfalar tutamaz.”

“Ama sizin elinizde…”

“Elimdekiler kağıt” dedi yaşlı adam. “Dünyaya bu kelimeleri verirsek, ancak doğruluğunu zaten bilen insanlar anlar ve sever. Ama vermeden önce bunlara bir isim koymamız gerek. O da bunların ölümü olur.”

“Güzel bir şeye isim koyunca, ölür mü?”

“Bir şeye isim koymanın zararı yoktur. Bu fikirlere isim koymak ise bir din yaratmaktır.”

(Richard Bach- BİR)

**

Normalde toprak diye bişey olmadığını bilmeyiz biz, onun bi kısmı soğumuş lav kayalarıdır ama çok büyük kısmı ölülerdir! Tüm canlıların ölülerine basarız biz her an ve herşeyi o ölülerin üzerine inşa ederiz. Fakat ölülerin bi kısmı her baharda yeniden doğarlar, yani  çevrime girerler. 🙂

**

Yaratıcılığın coşkusu, yaratınızı bırakmakta yatar.  Onu bir an için hissedin. Yaratıcılığın coşkusu bir şey yaratmada ve sonra da onu bırakmada yatar. O hâlâ sizindir, ama onu kontrol etmeniz gerekmez. Bu mutluluktur, onu sadece izlemek ve büyüdüğünü hissetmek. Gündemi ya da beklentiyi salıvermek, ama onun gelişmesine de izin vermek.(Adamus)

Kendine Yeterli nedir?

‎”kendine yeterli”, birey bilinci için mutlaka gerekli bir durum; yalnız kaldığında kendine bakabilen, fiziki,duygusal,ekonomil ve mental yeterliliği olan, kendi eril ve dişil yönlerinin farkına varmış kişi. Kişi böyle olduysa cinselliğe, aşka ya da başka türlü tanımlayacağı bi ilişkiye ihtiyacı yok anlamına mı gelir?

**

Taraf ve taraftarlık kavramlarının hayati farkına dikkat çekerim. Taraftar olmamayı dilerseniz hem gözlemci hem yaşayan olursunuz, evriminizi sürdürebilirsiniz. Taraf olmamayı dilerseniiz derhal bu hayattan düşersiniz! nereye keybolup emileceğinizi de kimse bilemez Konu gerçekten hayatidir. Aman ne dilediğimize dikkat edelim 🙂 (tıklayınız)

Tabi Denetimli delilik yapılabilir ama dikkat etmek lazım, bu çok incelikli bi sanattır, en benim diyeni bile yutar. Bunlardan biri beni 3 yıl yuttu! O sebeple AN’da taraf olmak en güvenilir en hayırlı ve tam bir savaşçı tutumudur. Ben haddim olmayarak bunu öneririm.

O halde neden şöyle genelleştirmiyoruz, bi şey başımıza gelmeden önce o konuda ne yapacağımıza, ne karar alacağımıza ne taraf olacağımıza hazırlık yapmayıp, o şeyin olduğu AN’da kendimize o an uygun gelen seçimi yapabilir, biran için taraf oluruz; ancak bu sonraki an’ı yine bağlamaz. Böyle yaşayabilmek muazzam erk ister

**

Çok sayıda insan yutarak ilerlemiş bir bilgiyi yutan insan ZORu başarmış olur.

Yani OYUN içinde çok sayıda  oyuncunun yutulduğu (en çok inanılan) BİLGİ yi yutabilmek büyük merhaledir. Bu sebeple, en prim yapan yutma işlemi, en göz önünde ve en basit olandır; çünkü onlar milyarlarca kişi ve zaman süresince insanları yutarak şu ana gelmişlerdir. (Oyun Kuramı-sa)

**

Çocuklar gerçekten ilginçler, hem meraklılar, hem ciddiye alırlar fakat ciddiye almıyorlarmış sanki “akılları beş karış yukardaymış” gibi görünürler, oyun olsun da bitmesin tükenmesin oyunlar gibidir. Ergenliğe girene kadar böyledirler. Belki de gerçekten beş karış yukardalardır da biz yetişkinler, paçalarından çeke çeke kendi seviyemize indirmeyi başarırız onları 🙂 Kimbilir

Sekse dair -6

Konu başı için Tıklayınız

Şu çalışmaya da (BAK) göz atmak isteyebilirsiniz: http://tuvasanat.com/index.php/haberler/yeni-enerji-ve-yeni-bilincte-ask-ve-cinselik-nasil-bicimleniyor-10-12-birlesik-alan-kullanimi-surec-notlari/ Anlaşılmayan hususlar olursa yardımcı olmaya çalışır arkadaşlarımız

ha: sorulan sorulardan ben anima ve animus kokusu alıyorum.

sa: Olabilir soru bana ait değildi, oynayan arkadaşlarımızdan birinindi, bizlere de güzel geldi, hepimizin merakına mucip oldu. Biliyosun ben sadece modere ediyorum, başka bi işlevim yok.

sa: Ben de tanımladığım  bu guruba dahil kadınlardan biriyim ve dün gece biraz kafam dolu yattım, yani standart bi gevşemiş hal olmaksızın ve gece şu rüyayı gördüm(hatırladığım bi iki sahne sadece): Rüyada bi sevgilim varmış (allah hayırlara çıkarsın), tanımadığım temiz yüzlü,  sevecen bi tip. Beni oturduğum koltuktan kucaklayarak kaldırmak (gelinlere yapar gibi) ve beni bi yere götürmek istiyor. Ben de şakayla aman ben ağırım bi yerine bişey olmasın moduyla hemen yanında birlikte bi eve gidiyoruz. Zemin kat bi boş daire. Orada bi gece oluyor sanırım ve duvarlarda acaip tuhaf delice büyümüş kurtcuğa benzeyen daha önce görmediğim iki yaratık var ve bu arada evin duvarlarına su basıyor, her dakka duvarlar biraz daha bozuluyor. Duvardaki bu yaratıklardan bi korkumuz yok nedense. Sonra birden ben şunu söylemeyi akıl ediyorum: yahu ben zaten bu apartmanın tepesinde oturuyorum, ne diye bu her an zarar gören zemin daireye taşınıyoruz ki? Bence bu  evi satın almayalım diyorum. Sanırım yanımdaki kişi de buna hak veriyor, daieden çıkıyoruz. 🙂

ha: Hayrolsun 🙂 Bu bahsedilen kadın grubu için, psişelerindeki animusun animaya baskın geldiğini ya da en azından eşit oranlarda olduğunu söyleyebilir miyiz? animası güçlü kadınlar,( kadınların önemli bir kısmı için bunu söyleyebiliriz sanıyorum ), erkeği “oyunda tutmak için, ona sayısız sorumluluk yüklüyor- en başta çocuk sahibi olmak,bunu da ağamsın paşamsın diye yapıyor..kusura bakılmasın ama bu perspektiften erkeklerin oyunun devamı açısından bir damızlık olarak kullanıldığını düşünüyorum ben.

sa: Bu gurubun çoğunluk olan kısmı için animusun biraz baskınca olduğunu söyleyebilirim sanırım; ama içindeki daha küçük kümeler için dengenin sağlandığını da gözlemledim. Animası güçlü ve animusundan habersiz (burada söz konusu guruba dahil olmayan)kadınlar için gözlemine de katılıyorum.

ha: soru bu noktada daha da önem kazanıyor bence..kendilerine damızlık olarak bakmayan kadınlara karşı erkeklerin bu korkusu neden?

sa: Korkuyorlar mı sence? Burada konuşan bi iki erkek oldu onlar da böyle bişeyden bahsetmediler

ha: https://blog.sonsuz.us/?p=527 bu link tartışmaya katılmak isteyenlere fikir verebilir. Çünkü farkında değiller.zaten oyunun kurgusunu bu kadar mükemmel kılan da bu..mekanizma erkeklere sezdirmeden ve hatta onları pohpohlayarak çalışıyor.çok akıllıca.diğer türlü devamlılığını nasıl sağlayacaktı.

sa: Kim yapıyo erkeklere bu menhus işleri?

ha: yin…aslında yapan yapılan yanlış kavramlar.kaza eseri başlayan oyunun sürmekte olan süreçleri demek daha doğru.

sa: Peki bu kazaen oluşmuş süreçlerde, oyun, yöylediğin uğursuz işleri yaptırmak için kimleri kullanıyor diyeyim o halde

fa: galiba kadınların bu yeni rol değişikliğine erkekler fazla hazırlıksız yakalandığı için gelişime ayak uyduramadılar.onlar karşısındaki kadınların hızla değişitiğine ve geliştiğini görmediler yada göremediler.hala şiddete uğrayan kadın gidip hukuki yollara başvurduğunda adam önce şok olup şaırıyorsa;hala kadın gelişiminin mağara döneminde olduğuna inanıyor demektir.ondan sonra da kadına yönelik genel suçlamalr zinciri başlar.kadının kendi kimliğini bulmaya başlaması ve birey olma kararı az gelişmiş toplumlarda galiba eletroşok etkisi yaratıyor.Erkek hala boşa dırdır yapan kadın bekliyor karşısında akıllı cümleler kadından geldiğinde çok ciddi abondone olma durumu yaşıyor.kadınların mutfakta yemek bahçede çamaşır asan figürünüü beyinlerinden silip atmak çok zor olacak.ama karşısında akıllı cümleler kuran kadına tahammül eden erkekğin gelişmişlik düzeyine de şapka çıkarmak ve tebrik etmek gerekiyor bence.çünkü bu tip bir erkek kadının gelişmesine çok hızılı ayak uyduran erkek demektir.ama iki ayrı cinsin bu kadar güzel ve uyumlu gelişimi dünyaya çok şey kazandırır. Ha. Hanımın olgu tespitine katılıyorum.toplumsal ve çevresel koşullar erkeklerin kendine yeten birey olan kadına bakış açısını bence de derinden etkiliyor.erkekler toplum baskısı denilen şey ile çok ciddi pohpohlanıp şişiriliyor..ama böyle düşünülünce de başka bir durum sözkonusu…o zaman erkeklerin gelişime değilde toplumsal olgulara yani statüden yana oldukları sonucu ortaya çıkıyor…

sa: Birey bilinci gelişmiş kadın ve erkekler arasında kurula-maya-n ilişkilerdi konumuz, eğer böyle irdelemeye devam edersek daha denk bir karşılaştırma yapabileceğiz sanırım. Eğer gerçekten bu guruptaki kişiler birbirleriyle anlamlı bir ilişki yürütemiyor hatta belki karşılaşamıyorlarsa, cinsel ihtiyaçlarını nasıl gideriyorlar?

fa: cevap basit bence yalan söylüyorlar…:)daha doğrusu sert bir cümle kurdum bunu farketttim bunu toparlayayım önce..sadece söyledikleriyle yaptıkları eylemler arasında çok ciddi bir fark var…aslında düz mantıkla baktığımız da yalan olduğu belli ama bu kavramı daha yumuşatarak söyleyeyim..sadece olması gerektiği gibi davranıp olanın peşine takılıyorlar o kadar.. belki birgün olan ile olması gereken arasındaki çizgiyi kalınlaştırabilirsek sorunu çözmek daha kolay olur..bunun için ayırdedebilem yeteneğimizin gelişmesi gerekiyor galiba.

bt: Spesıfık olarak, sadece ıcınde bulundugum bu gruptakı kadınlara bakarsak, ulkemız bır gecıs surecınde. Modern genclık, konzervatıf aıle yapısı. Bılıncımızle kabullendıgımız seylerı bıle, 0-6 yas arasında buyuk oranda sekıllenen bılınc altımız, gızlıden gızlıye reddedıyor. “benım kadınım kendı ayakları uzerınde durabılmelı” dıyen adam, hayatının ılk 6 senesınde bu mesajı almadıysa, yaptıkları ıle agzından cıkanlar celısıyor. Bızım grubumuzdakı kadınlarla olmak ıstedıgını ıddıa eden erkek sayısı ıle, gercekten ısteyen erkek sayısının tutmamasının sebebı budur.. Kendı kısısel gelısımını tamamlamıs, modern bır aılede yetısmıs bır adam, bızım grubumuzdakı kadınların bırlıkte uyumlu ılıskı yasayabılecegı adamdır. Boylelerı az bulunur, gelecek nesıller ıcınse umudum yuksek.

sa: Bt hanım görüşlerinize tamamen katılıyorum ancak erkek nüfusunun azalmasıyla ilgili gidişattan ötürü az bi soru işaretim var, evrenin bu konuda alacağı önlemi ilgi ve merakla bekliyorum. Fa hanım sizin bu son tespitlerinizi anlayamadım, herhalde yazma hızınız düşünce hızınıza yetişemedi 🙂

bt: bızım yetıstırecegımız cocukların bılıncaltları ıle bılınclerı daha az celısecek, buna ınanıyorum ben. Kadınların hıcbır hakkının olmadıgı zamanlar cok da eskı degıl, zamanla ıyılesecektır kalan sorunlar da…Ülkemız kadınları evrım gecırıyor, ama ulkemız erkeklerı ıcın evrım tersıne ıslıyor. Kadınlar 25ınde bu bahsettıgımız “kendı kendıne yetebılme”yı gerceklestırebılıyorken, erkekler ıcın haya…ta atılma, kendı kendıne yetme ve sorumluluk alma yası gıt gıde dusuyor. O zaman kadınla erkegın reel yasları bırbırınden uzaklasıyor. Olması gereken yas farkı acılıyor. Bır erkek bızım 25ımızde geldıgımız bılınc duzeyıne ancak 35ınde gelıyor. Burda bahsettıgım konu “para kazanma” konusu degıl, bu da yanlıs anlasılsın ıstemem. Bu bır durus meselesı…

sa: çözüm önerisi en azından şu an bizim kuşak için somut bişey söylemeseniz de hoş beklentiler içinde olmanız da büyük katkı 🙂

bt: Somut bır tavsıye mı? Etrafınıza bakın, bırlıkte olmanız gereken adam profılıne uyanlar hep dostlarınızdır. Bır dahakı sefere, aynı dılı konustuklarınızı “potansıyel partner” olarak gorebılırsınız.

sa: potansiyel partner nedir?

bt: “potansıyel partner” “partner olma ıhtımalı olan ınsan”dır.

sa: Partner, ortak anlamına gelir, sizce bu guruptaki kadınlar ortak mı arıyorlar dedim. İlginç bi nokta aslında. Bu aradaa 25&35 karşılaştırması yaptığınız yorumu  görmemişim bu konuya kendi açımdan katılmıyorum. Herhalde aynı gurup kadınlardan bahsetmiyoruz. Neden derseniz zaten 29 yaşını geçtiği halde “canlı” kalmış erkek sayısı o kadar azdır ki, mumla aramak lazım. Hangi bu canlılık derseniz, ki sanırım diyeceksiniz, bu işte tam da daha önceki bu konuya ait sohbetlerimizde bahsettiğimiz hekurasla yani ormanın ruhu ile ilgilidir. Tüm sistem erkeklerdeki bu organı köreltmek için kurulmuş bi düzen. Yani bu konuda erkekleri filan suçladığımız yok, hatta ben bu üzüntümü dile getirmek için 7 sene önce koca bi kitap yazdımdı 🙁

bt: cınsel anlamda erkeklerın aclıgı 30’dan once doymuyor, bu yuzden cınsel anlamda bır ılıskı ıcın 30 yas altı tercıh edılebılır, ama yanımızda olacak, bızı tasıyabılecek bır erkek arayısındaysak, o zaman olgun erkek gerekıyor maalesef. Her aradıgınızı aynı kısıde bulmanız maalesef cok zor.

sa: benim “canlılık” dediğim şeyi siz “cinsel açlık” olarak gördünüz. Yaş tesadüfen uygun düştü diyeceğim sadece 🙂

‎bt: 29 yasında bıten “canlılık” nedır pekı erkeklerde?

sa: bu görebildiğim bişeydir ve onu size tarif edebilmem mümkün değil. Sadece bi yerli kültüründe görebildiğim şeye yakın düşen bi duruma rastlamıştım geçen yıl Shabanoyu okurken. Bunu da konu içinde tam dört kez anlattım artık üşeniyorum. Ayrıca bu tespitim (görmem) yine de genellikle ihtiyatlı yaklaşımını içerir çünkü bazen 45 yaşında 75 yaşında canlı erkek gördüğüm de oldu. Çok nadirler. Aslında burada erkekler için kullandığım “canlılık” tabirinden farklı manada da insanların yolda sokakta ölü olanlarını ayırdedebiliyorum. Nasıl yapabildiğimi bilmiyorum. Sanırım kısa süre içinde yeni çağ bilimi bu konuya ışık tutabilecektir.

Bu arada ben arada tekrar tekrar hatırlatmak durumunda kalıyorum, ana konuda belirttiğim gurupları karşılaştırıyoruz, bunu tüm kadın ve erkekler olayı haline getirmeyelim şu an. Üstelik “birey bilinci gelişmiş” kişinin yaşı olmaz, bazısı öyle doğar, bazısı olamadan ölür.

bt: Yok ben “bırey bılıncı gelısmıs” bır kısı olmanın, egıtım ve yetıstırılme tarzı ıle, ıcınde yasanılan cevre ıle “edınılen” bırsey oldugu kanısındayım. Tabı en cok da kısının kendını yetıstırmesı ıle ılgılı…

sa: Öyle doğmayanların (öyle doğmak zaten sadece bi exeption) kendilerini geliştirme ihtimalleri tabi var fakat zorlu süreçlerdir ve dünyanın çoğu bu ayrıcalığı (birey olma) edinebilme ihtimalini çocuklarına devrederek göçüp giderler.

bt: dogustan olabılecegını pek dusunmemıstım, ama mumkun olabılır aslında… Insanlarla ılgılı bılımlerın en zor yanı, kosulları farklılastırarak deney yapılamamasıdır. Bırey olmayı basarmıs bırının bunu dogustan mı basardıgı, yoksa oyle mı yetıstırıldıgı ccok da bılınemez.

sa: Üç gün boyunca devam eden bu sohbetlerden bi kaç fikir edindim, umarım katılan ve izleyenler de faydalanmıştır, bunu umursuyorum çünkü epey zamanımı aldı ve zaman ben-im. Teşekkürler

as: Sibel Hanım, ben de teşekkür ederim bu tarz tartışmalar başlattığınız için, bu konuların tekrar tekrara gündemde tutulup üzerinde düşünülmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.