Kendine Yeterli nedir?

‎”kendine yeterli”, birey bilinci için mutlaka gerekli bir durum; yalnız kaldığında kendine bakabilen, fiziki,duygusal,ekonomil ve mental yeterliliği olan, kendi eril ve dişil yönlerinin farkına varmış kişi. Kişi böyle olduysa cinselliğe, aşka ya da başka türlü tanımlayacağı bi ilişkiye ihtiyacı yok anlamına mı gelir?

**

Taraf ve taraftarlık kavramlarının hayati farkına dikkat çekerim. Taraftar olmamayı dilerseniz hem gözlemci hem yaşayan olursunuz, evriminizi sürdürebilirsiniz. Taraf olmamayı dilerseniiz derhal bu hayattan düşersiniz! nereye keybolup emileceğinizi de kimse bilemez Konu gerçekten hayatidir. Aman ne dilediğimize dikkat edelim 🙂 (tıklayınız)

Tabi Denetimli delilik yapılabilir ama dikkat etmek lazım, bu çok incelikli bi sanattır, en benim diyeni bile yutar. Bunlardan biri beni 3 yıl yuttu! O sebeple AN’da taraf olmak en güvenilir en hayırlı ve tam bir savaşçı tutumudur. Ben haddim olmayarak bunu öneririm.

O halde neden şöyle genelleştirmiyoruz, bi şey başımıza gelmeden önce o konuda ne yapacağımıza, ne karar alacağımıza ne taraf olacağımıza hazırlık yapmayıp, o şeyin olduğu AN’da kendimize o an uygun gelen seçimi yapabilir, biran için taraf oluruz; ancak bu sonraki an’ı yine bağlamaz. Böyle yaşayabilmek muazzam erk ister

**

Çok sayıda insan yutarak ilerlemiş bir bilgiyi yutan insan ZORu başarmış olur.

Yani OYUN içinde çok sayıda  oyuncunun yutulduğu (en çok inanılan) BİLGİ yi yutabilmek büyük merhaledir. Bu sebeple, en prim yapan yutma işlemi, en göz önünde ve en basit olandır; çünkü onlar milyarlarca kişi ve zaman süresince insanları yutarak şu ana gelmişlerdir. (Oyun Kuramı-sa)

**

Çocuklar gerçekten ilginçler, hem meraklılar, hem ciddiye alırlar fakat ciddiye almıyorlarmış sanki “akılları beş karış yukardaymış” gibi görünürler, oyun olsun da bitmesin tükenmesin oyunlar gibidir. Ergenliğe girene kadar böyledirler. Belki de gerçekten beş karış yukardalardır da biz yetişkinler, paçalarından çeke çeke kendi seviyemize indirmeyi başarırız onları 🙂 Kimbilir

Taraf olmak-1

Bazı katı gerçekçiler, şu yazıp çizdiğimiz, konuştuğumuz her şeye gülüp geçiyor, bazen de bunların dünyayı sevmemenin belirtisi olarak görüyorlar. Örneğin annem herhalde böyle düşünüyor. Gözüyle görmediği ya da sonucunu şıp diye almadığı bi şey onun ilgi alanına girmiyor. Öyle midir gerçekten, dünyayı sevmiyor muyuz biz?

Durup gerçekten de düşünmek lazım 🙂
Öyleyse bile bunu itiraf eden bir tek kişiye rastladım bugüne kadar. O da sevgi kelimesini kullanmadı, dedi ki; “bana ne dünyadan ve insanlardan, hiç ilgimi çekmiyor, bi sorumluluğum yok onlara karşı!”  Zeka ve hayal gücünü düşündüğümde bu sözü kanımı dondurdu o an. Üstelik bu dahinin, bu cümleyi son derece olağan bi şekilde söylediği ellili yaşlarına gelene kadar, onu dünyaya kazanmak için kimbilir ne çok fırsat geçmişti elimize ama kullanamadık! Şimdi iş işten geçtikten sonra onu “sorumsuzlukla” suçlamak ne kadar kolay!

Caudwell’in pekala ispatladığı gibi, büyünün yerini alan bilim; Ken Wilber’in “insan bilinci” araştırmasında  %50 lik bir çoğunlukla gücü elinde bulunduruyor. Eşitliğin yerlerini değiştirirsek, Büyü hala %50 ile iş başında! Hiç böyle düşünmüş müydünüz?
Evet azıcık abartıyorum kelimeleri,  bu noktaya dikkat çekmenin şu an için başka türlü yolunu bulamadım!

Büyü ile Bilim’in en göze çarpan ortak noktası, bu işle uğraşanların yani büyücü ya da bilimcinin NİYETleri… Gerçekte sonuçlarına katlanacağımız şey, yapılan büyü ya da icat değil, onun aracılığı ile sürüklendiğimiz Niyet!

İşte bu sebeple gerçekçilerin adını dahi duymak istemedikleri “gizemcilik” ya da “metafizik” alanda en yaygın ortak söylem; “bu dünyanın bir seçim yeri olduğu” dur. Neyi seçeceğiz peki? Niyetimizi tabi ki.
İnsan niyetini biliyormu ki onu seçebilmiş olsun?

Tabi ilk açmaz bu, bildiğinde doğru mu biliyor yoksa kendini kendine saklamış mı oluyor? Naden saklasın ki diyebiliriz, belki de dünyada yapılan iyi/kötü reklam kampanyasının etkisiyledir, bilemiyorum. “Bilinçli saklama” niyetin gereği pek tabiidir bence ama bilinçsiz saklama herhalde reklam etkisiyle olabilir.

Bütün bunlar şimdi nerden aklıma geldi bilmiyorum ama aslında niyetim “tarafsızlık” kavramına göz atmaktı! 🙂

Küçükken biraz da aşağılayarak sanırım; “ortadan kamyonlar gider” diyorduk. Yani tarafsızlıktan anladığımız şey (tarafsızlığın asıl anlamı değil)üstü örtülü de olsa kınanıyordu. Ayrıca şöyle bir deyim de var: “taraf olmayan bertaraf olur!” Demek ki bizi taraf olmaya zorluyorlar, olmazsak yok olacağımızı söyleyerek bizi açıkça uyarıyorlar.

Söz konusu “taraf”lar da neyin nesi diyen varsa, kısaca onun; (eskimekte olan)dünyanın varlığını sağlayan dualite, yani kutuplar olduğunu söyleyeceğim.

Peki bir yandan taraf olmayanın bertaraf olacağı sopası gösterilirken diğer yandan bu dünyanın amacının bizatihi taraf seçmek olduğunu söylemek ne anlama geliyor?

-devam edeceğiz herhalde-