Sekse Dair-5

Konu başı için tıklayınız

Birey bilinci gelişmiş, kendine yeterli (bunlardan çoğaldı fakat biraz ukalamsı oluyolar), evlilikmiş çocukmuş tasası duymayan (eh nispeten azlar ama ustaca gizlerler) ve sadece aşk için anlamlı ilişkiler kurmaya yanaşan (bu bölüm oldukça az) extra ve erkeklerdeki hekuras’ı bilen (hiç yok) bi kadınlar gurubu oluşmaya başladı dünyada ve tabi ülkemizde de. Ben şu an bu gurup kadınlara yaklaşamayan erkeklere sesleniyorum; bu davranışınızın altındaki sebepler nedir? İkinci sorum, bu durum lezbiyen nüfusunun artışına sebep oluyor mudur? Ve üçüncü sorum; hızla artan bu kadın gurubuna karşı gelecek için (en azından oğullarınız için) bi tehlike görüyor musunuz?

ha: enteresan bi devam olmuş:)

sa: Beklenmedik mi?

ha: cesurca diyelim.konuşulamayanları konuşmaya iten soruların yarattığı heyecan verici bir hal.soruların öncelikli muhattabı erkeklerin yanıtlarını pek merak ediyorum doğrusu.

hs: Bilgisayar müsaade etse; iki çift söz yazıcam da. Kısmet; artık başka bahara.

ha: yerim dar muhabbetine döndü bu iş:) belki de elektrikler kesilmiştir:)

sö: bu grup kadınlara erkeklerin neden yaklaşamadığını öğrendiğim an hayatımdaki bir gizem çözülmüş olacak. bu gerçekten son zamanlarda beni en çok zorlayan konu. mustaripim 🙂 eğer cevaplar gelirse beni haberdar edin lütfen olur mu?

sa: özel servis veremiyoruz sevgili sö.kardeş, lütfen bu başlığı takip et, abone filan ol. Hem gelen yorumlara göre senin de yeni soruların olabilir, ya da bu muzdariplik durumun değişebilir, kimbilebilir ki

hs: Tanımladığınız şekilde kadınlar var diyorsunuz; ve bu tanımlanan kadınlara erkekler yaklaşamıyorlar. Denklik problemi olabilir belki. Acaba “gerçekten” böyle kadınlar var mı? diye sorasım var:)) Ama siz var diyorsanız vardır. Eğer gerçekten var iseler; en genel anlamı ile kadınların içinden alt küme alt küme… daha dar anlamda bir grup oluşturduysanız; bunun karşısına da… en genel anlamı ile erkekler dememek gerekir bence. erkeklerin içinde de alt küme alt küme oluşturarak denk kümeler elde etmek gerekir. Sonra da aralarında eşleşme olur mu olmaz mı? sorusuna cevap aramak. bir kısım kadınları özel kümeye alıp erkekleri genel anlamda ele almak yanlış sonuca götürebilir…

as: hs arkadaş doğru diyor…

sa: bu durumda sizler için soruların anlamı kalmıyor çünkü davayı esastan bozuyorsunuz. Belki haklısınızdır. Ne de olsa bu benim hayatımı adadığım bi gözlemcikler sonucuydu.

Peki konuyu esastan reddetmeyen beyler var mı? Ve bu konuda konuşmak isteyen kadınlar cevap hakkı kullanmak istiyorlar mı?

as: oğullarım da bu tarz kadınları çekici bulduğu için bir problem görmüyorum 🙂

sa: Hs ve siz konuyu esastan reddettiğiniz için bu konuda sizlerle konuşacak pek bişey kalmadı kanaatindeyim. Yok fikrinizi değiştiriyorsanız lütfen belirtin. Bu arada oğlunuz adına çok sevindim ve ümitlendim.

as: Hayır, konuyu esastan reddetmedim, tam tersine bu kadınlar azınlıkta sözüne belki itirazım var. Ayrıca yetişkin 2 oğlum var 1 değil 🙂 Oğullarımı yetiştiren anneleri de aslında bahsettiğiniz türden bir kadın olduğu için belki de oğullarım şanslıydı

sa: soruyu tekrar dikkatle okumanızı rica edeceğim. Eşinizi de bu arada yürekten kutluyorum

as: “neden zavallı taklidi yapan, size pek ihtiyacı varmış gibi sızıldanıp duran kadınları arayıp durmaya teşnesiniz? Neden sanki onlar varsa kendinizi güçlü sanma yanılgısına düştünüz?” sözlerinizi de yeni okuyabildim ki bu da zaten esasta an…laştığımızı gösteriyor. Aslında hayatta (gerçek anlamda yaşayabilmek için) kalabilmek için bir kadına muhtaçtır çoğu erkek. Erkeklerin yalnız kalmaktan korkmaları aslında doğrudan “yemek yapan olmaz aç kalırım” düşüncesidir çoğu zaman, ama hiç bir kadın yaşayabilmek için (survive) bir erkeğe bu şekilde muhtaç değildir.

sö: ben bu grup kadınlardanım. dolayısıyla beylerin neden yaklaşamadığını henüz tam olarak çözemedim. bir çeşit tehdit hissettikleri gibi teoriler üretsem de, ki bir yerde bu doğru asıl ilgilendiğim soru yaklaşmasını istediğim beylerin yaklaşma…larını nasıl sağlayabilirim oldu? bunu da henüz çözemedim 🙂 lezbiyenlikte artış yapacağını düşünmüyorum. en azından kendimde öyle bir gidişat görmüyorum. bir de sanırım erkekler, kadınlar talepkar olduğunda veya zayıflık gösterdiğinde kendilerine ihtiyaç duyulduğunu hissediyorlar. dolayısıyla içsel gücünü bulmuş bir kadının yanında ne işe yarayacaklarını anlayamıyor olabilirler. bu arada tabii erkeğin de içsel gücünü bulmuş olması gibi bir ayrım gündeme gelmiş oluyor. bu başka bir konu. fakat bahsettiğimiz konuda kişisel olarak beni en çok üzen şey, görebildiğim bir insanın beni görememesidir. görmekten kastım içine bakmak kim olduğunu görmek.

sa: Çok derli toplu ifade etmişsiniz Sö Hnm. özellikle “içsel gücünü bulmuş bir kadının yanında ne işe yarayacaklarını anlayamıyor olabilirler” cümlesi dikkat çekici.

as: Sö Hanım, belki de erkek çocukların, dünyanın merkezi gibi yetiştirilmesinde biraz da bunun cavebı (göster çocuğum amcalarına….) Bu abartılmış egonun altının aslında tabii ki boş olması bir güvensizlik yaratıyor tabii..

sa: Şimdi siz burada söz konusu olan guruptan bir kadın bulmuşsunuz ve böylece çocukları da gelecek için garantiye almış bi mutlu azınlıksınız. Biz biraz da gerçekten sorunu yaşayanları dinleyelim istiyorum

hs:kadınları özelleştirip erkekleri genelleştirerek bu soruyu çözemezsiniz uykum kaçtı sayenizde:))

sa: O halde soruyu hemen düzeltelelim şöylece: Bu kendine yeterli, birey olmayı becermiş kadınlar gurubuna, birey olmayı başarmış kendine yeterli erkekler yaklaşabiliyor mu? Bu iki kesim buluşabiliyor mu? Çünkü ben bu bahsettiği kadınlardan çok ama çok sayıdagörüyorum (yalnız ve ilişkisiz yaşayan), bi tane bile böyle erkek göremiyorum. Bu erkekler nerde öyleyse, uykunu kaçırmasın, söyle nereye saklanmışlar?

et: Kadınlar (Yani yetişkin dişiler), her şeyden önce küçük kız çocuklarını gözlemlesinler ve onlardaki o doğal, önyargısız, beklentisiz, sevecen ve işveli halin farkına varsınlar. Onlar gibi olmaya çalışsınlar diyemiyorum; çünkü bu, “mış gibi …yapmak” olurdu ancak. Kendileri gibi olsunlar yeter bence… Elalem ne der diye düşünmeden. Kanımca o zaman, ne eşcinselliğin artması ve ne de çocuklarımızın geleceği hakkında sorular sormamıza gerek kalmacaktı… :))

sa:  Güç için (başkalarını yönetmek, para ve mevki sahibi olmak böylece kadınların gözünü boyamak için) ormanları yakarak, keserek yok eden erkeklerin göğsündeki hekuras organı giderek küçülüyor, öyle zayıflamış ve ufalmış ki onu görebilmek için uzay teleskobu kullanmak gerekiyor. Bu konuda kadınları suçlamamak lazım.  Bu durumda uzayteleskobu olmayan kadınlar başka özelliklerine bakarak ilişki kurabilecekleri erkekleri bulmyaya çalışıyor ve hatta buna artık ilişki bile denebilir mi bilemiyorum, iş sadece lokantaya gidip ne bulduysan yeyip çıkmak ve bi daha orayı hatırlamamaya dönüşebiliyor.

hs::))iki tarafta adı üstünde kendi kendine yeterli oldukları için kendi kendilerine yetinip gidiyorlardır. Belki de bu kendi kendine yeterli tanımı tanımlamasında da yanlışlık var. Kendi kendine yeterlilik iyi bir şey değildir belki de. Kend…i kendime yeterliyim demekten vazgeçseler belki ortak bir noktada buluşabilirler. Bir fıkra var onu anlatmayayım; onun yerine müsaadenizle bir şarkı önerebilirim meseleyi özetleyen…

‎sa: “kendine yeterli” birey bilinci içinmutlaka gerekli bir durum Halim, bunun anlamını sanırım sendenbaşka herkes anlıyordur ya da açıklayayım; yalnız kaldığında kendine bakabilen, fiziki,duygusal,ekonomil ve mental yeterliliği olan, kendi eril ve dişil yönlerinin farkına varmış kişi. kişi böyle olduysa cinselliğe, aşka ya da başka türlü tanımlayacağı bi ilişkiye ihtiyacı yok anlamına mı gelir?

et: E işte ben de onu anlataya çalışıyorum zaten Sibelcim. Doğallıktan her sapış, yeni sapkınlıkların da önünü açıyor gibi geliyor bana. Ama şu da bir gerçek ki geri dönüş çok zor maalesef. İşin doğalının ne olduğunun farkına varsak bile..

hs:  :)) Anlayışım biraz kıt olabilir evet..

sa: Eh işte böyle oluyo örneğini verdiğin gibi, hemen bi alınganlık, kendini geri çekerken alay ve incitme denemesi 🙂

hs: Yok yahuuu. Öyle bir durum. En son Orman ruhu yorumunuzu geç farkettim. Güzel tanımlamışsınız ve bence daha bir açıklayıcı olmuş. Bir de; “konsept gereği” anlayışı kıt birisi olmamın bir mahzuru ve sakıncası yok, bilakis konuyu daha anlaşılır bir hale getirebiliriz bu sayede.

sa: Benim hislerim hep kuvvetli olmuştur Hs, hangi sorunun ne niyetle sorulduğunu hemen anlarım. Sen anlamadığın için değil başka niyetlerle yapıyosun ve bunlar da hep aynı niyet değil farklılar ve bu detaylara girmek istemiyorum. İkimiz de ne dediğimizi anlıyoruz şu an 🙂 Biz konuya odaklanalım

‎et: “Yalnız kaldığında kendine bakabilen” !!! çok iddialı bir ifade bence Sibel. Biz hepimiz, kadın erkek birbirimize muhtaç kırılgan varlıklarız. Yerine göre burnumuzu sürtmeyi, incinmeyi de göze alabilmeliyiz gibi geliyor bana. Hatta şu da var ki, karşımızdaki insanı mutlu edebildiğimizi görmek, tarif edilemez bir haz gibi geliyor bana. Ayn Rand ne düşünüyordu bu konuda acaba?!!!.. :))

sa: Hiç iddialı değil çünkkü hem ülkemizde hem de dünyada böyle kadınlar çok. Evet erkekler çok az çünkü anneleri tarafından muhtaçlık durumuyla yetiştirilmişler, muhtemelen ve kendilerine bakamıyorlar! Mutlaka bi kadın olmalı onlara. Bu lafım öylece ortaya savrulmuş bişey değil, kaç tane yalnız yaşayan kadın var kaç tane yalnız yaşayan erkek var bakın çevrenize, istatistik raporlarına ulaşın. Yalnız kalan erkek senesine ölüyor, ya da acilen başgöz ediliyor.

hs: Eskiler söylerdi… ölen karısı iyiyse erkek, elbet bütün kadınlar iyidir der tekrar evlenirmiş, ölen karısı kötü ise yenisi ondan da kötü olacak değil ya der tekrar evlenirmiş. kadınlar cenahında ise; ölen koca iyiyse, ondan iyisi gelmez gelmemiştir dünyaya dermiş kadın ölen koca kötüyse, erkek dediğin hepsi aynı bela aman benden uzak olsunlar dermiş.

sa: Bu arada hep ben cevap yetiştirmeyeceğim sizlere, buralarda soruda tanımladığım guruba giren bi tek Sırma hnm yoktur herhalde, onlar da fikirlerini beyan etsinler, ne yapıyorlar ve ne ile karşılaşıyorlar?

şb: Bence her iki taraf için de, ilişkiler de yansıtmalar söz konusu. Bunun en bariz olanı da “iyi ebeveyn”, “kötü ebeveyn” yansıtması. Şiddetleri ne olursa olsun terk edilme, mahrumiyet ve boşluk ile yüzleşmek kolay değil. Bahsettiğiniz, birey olmuş, bağımsız kadın tiplemesi belki de erkeklerin “terk edilme” korkusunu fena halde tetikliyor olabilir.

sa: Gayet dikkat çekici bi saptama Şb hnm. Bu arada dünya çapında yapılmış bazı bilimsel araştırmalar da var, örneğin erkek nüfusu düşüyor. Erkeklerin canlı sperm sayısı %30 a düşmüş (hormonlu yiyecek ya da endişe vs sebepleri bilemeyeceğim ve bu araştırma en az beş yıl önceye ait), erkekler erken ölüyor. İşte bu sebeple önceki başlıkta bu oyuna nasıl getirildiklerini sordum onlara, kimseden cevap çıkmadı. Keşke şuralarda bi kişi zahmet edip bu konuda yazdığım kitabı okumuş olsaydı!

Şu çalışmaya da (BAK) göz atmak isteyebilirsiniz: http://tuvasanat.com/index.php/haberler/yeni-enerji-ve-yeni-bilincte-ask-ve-cinselik-nasil-bicimleniyor-10-12-birlesik-alan-kullanimi-surec-notlari/ Anlaşılmayan hususlar olursa yardımcı olmaya çalışır arkadaşlarımız

Gerçeklik-illüzyon-kurgu

Bilim adamı, bu belli gözlemciye iskelenin yalnızca bir parçası olarak bakmaya ve gerekirse bu iskelenin kolayca söküleceğini ve bunun binaya hiç bir kötü etkisi olmayacağını düşünmek eğilimlidir. Ama fizikteki son gelişmeler göstermiştir ki; bu iskele (gözlemci) sökülüp kaldırılırsa geriye hiçbir şey kalmaz. Bina destek yönünden mutlak olarak bu iskeleye bağlıdır. Bilimin bu acaip, evrensel sahte egosu aldatıcıdır ama gene de gereklidir. Yalnızca matematik bundan bağımsız gibidir.

(Boşluğa basamak dizenler, selam olsun sizlere-tıklayınız)

**

Görsel olarak öğrenenler için bu konuyu son yıllarda en güzel açıklayan film İnception (başlangıç) idi bana göre. Birkaç kere seyredilip detayları farketmeli. Bu film, hem gerçeklik fikrini, hem rüyaları hem de şizofreni gibi farklılıkları anlamak için ders niyetine kullanılabilir.

**

Birey bilinci, gölgelerle çarpışa çarpışa güçlenir.
Tüm zamanların en büyük kandırışı bu manevra olabilir hani 🙂

**

inception filminde, rüyada olduğunu anlamak için “başlangıç”ı düşündürür,, buraya nerden geldin hatırlıyor musun?” der. Yoo bi şey hatırlamıyosundur birden bi sahneyle başlayıvermişsindir. O zaman hah işte rüyadasın denir. Ama ben güya gerçek hayatıma baktığımda da nerdeyse ilk hatırladığım tek sahne dört yaşımda, ondan öncesi yok. Öyleyse “gerçek olduğuna inandırıldığım” bi rüyadayım. İnsanların ölüm deneyimi diye anlattıkları hep birbirine benzeyen görüntülerinde, bir kanal içinde ilerledikleri, sonra birden bire müthiş bi ışık gördükleri filan söylenir ve orada bizi karşılayan varlıklar, melekler vardır. Oysa bu deneyim ne kadar da doğum eylemine benzer! Demek ki rüyanın başı ancak ölürken hatırlanıyor, ona da başlangıç diyebileceksek! Resmen yumurta-tavuk döngüsü :)))

**

Bilindiği gibi yaklaşık yirmi senedir kamuya açık günlük tutarım. Ve bazen kimilerinin ilgisini çekip ara ara takip etmişlerdir. Onlardan birisi altı yedi sene önce şöyle bir yorum yapmıştı:” sen kendini hep bir başkasının gözünden, dışardan nasıl göründüğünü merak ediyorsun” demişti, aslında belki biraz da eleştiri kokuyordu, yani neden bunu dert ediyorum diye. Oysa ben gerçekten aynalara bakarak… kendini tanımaya çalışandım. Onlar olmasa kendimi bilmem mümkün değildi. Bi güven eksikliği de değildi bu, kendime sınırsız güvenim vardı ama “kendim” nedir onu bilmiyordum! Tabi aradan bunca zaman geçti ve özellikle mitleri ve simgeleri çözdükçe hele Human design’ın oldukça aydırıcı bilgisinden sonra bazı şeyler daha anlaşılabilir oldu. Peki sizler kendinizi nasıl biliyorsunuz? Nasıl bir yöntem izlediniz?
(Bu soruyu musalla taşından önce sormak istedim!)

**

Her insan kısıtlı ömrunde kendi kuyusunda sondaj yapıyor ya da kulesinden gözlem yapıyor. E peki başka kuyularda ya da kulelerde ne yapılmış diye gerçekten merak eden yok mu? Varsa bile bunun yolu nedir? Kulende ya da kuyunda bu merakını giderebilir misin?

**

Uykuda dinleniyorum, hem de her açıdan (ama kimler dinliyor! bilmem) Türkçeyi seviyorum :)))
Elalemin telefonları dinlenir benim de uykum!
Günaydınnn frekanslarrr

Öyle böyle değil walla dostlar; her gece yatarken bir çok sancılar ve ağrılar içindeyim, adeta gün boyunca mıknatıs gibi çekiyor bedenim, sonra bi yatıyorum ve teslim oluyorum küçük ölüme. Sabah uyanıyorum ki tüm bilgiler(sancılar) çekilip alınmış benden! Tuhaf şeyler…

**

Doğa bizi yarattı, sonra içimizde bilinç filizlendi. Biz interneti yarattık. Her birimiz bir hücreyiz, sonra toplaşarak dokuları oluşturduk (facebook, tweeter vs vs.) şimdi dokular faaliyette. Merak ediyorum internetin ruhu (bilinci) de filizlendi mi?

**

Benim bildiğim ve Oyun Kuramında yazdığım sanırım buna benzer, bir herşey olmaya müsait hamur var (safi potansiyel) bir de onu olduranlar yani bilinçli gözlemciler 🙂

**

Özgürlük ver ki özgür kalasın. Yaratılmasına katkıda (bilinçli gözlemci) bulunduğun her şeye; çocuğuna, projene, halkına, şirketine, organizasyonuna, çalışma gurubuna özgürlüğünü ver! Sana dönüşü muhteşem olur. Söz veriyorum:)

**

Bi can frekansım vardı, bazen şöyle derdi “Sibel annelik yapma bana!” ve  bunu bana hatırlattığı için ona tarifsiz minnet duyardım; çünkü davranışım farkındalıksızdı. Büyüdüğünü bilemeyiz biz anneler! Ama bize hatırlatılırsa bunu görebilecek farkındalık var artık bazı kadınlarda. Bilinç ayakları üzerinde durdu artık. Çekilin ve eserinizi seyredin yahuuu 🙂

**

Bir zamandır çocuk boyalarıyla oynuyorum. Ay ne harika bi şey.. Ondört yıl önce yine oynamıştım bi süre, o zaman cam üzerine boyuyordum, şimdi kağıda. Bembeyaz kağıdın başına geçmek tuhaf bi duygu veriyor insana. Parmak boyalarım guajlarım yanda su yanımda, bakışıyoruz bi süre ama beklemekle olacak bi şey yok anlıyosun bi yerinden başlaman gerekiyor! İlk suyu damlattığın ilk boyayı parmakladığın zaman bişey başlıyor aranızda. Kağıdın her noktası sırayla bi şeyler talep ediyor senden. Eksik kaldıysa itiraz ediyor, beğenmediyse düzelt beni diyor. Acaip bişey. Her oyun yaklaşık kırk dakka sürüyor. Sonra kalkıp oyunumuza şöyle dört bi açıdan bakıyorum sonra onu geride bırakıp başka bişeye örneğin bişey okumaya, seyretmeye yönlendiğimde GÖZ ayarımın kaymış olduğunu farkediyorum, gözüm yuvasında kayık, bi terslik var! Sonra kendi kendine sanki bi kanal ayarlaması yapıyor, gözüm başka bi frekansa kendini ayarlıyor! Gerçekten bedenin bu çok yönlülüğü beni hep şaşırtıyor 🙂