Menstrusyon ve Su Samuru

“Erkekler adet görmekte olan kadından korkarlar” diyor Kızılderili kadın Ritimi; çünkü her ne kadar kadınların göğsünde erkekler gibi HEKURAS’ı yoksa da onlar hayata su samurunun özü ile bağlıdırlar, hem de dünyada ilk kadın olduğundan beri bu böyledir. Kadının  özel periyodu süresince su samurunun doğaüstü gücü ile aşılanmış olduğu düşünülür. Eğer bir adam nehirdi bir su samuru görür ise onu asla öldürmez çünkü o anda onun içine yerleşmiş olabilecek bir kadını da öldürebileceğinden korkar.

Shabono-Florinda Donner

Burada kitaba ara verip su samurlarına dikkat gösterelim o halde 🙂

Susamurlarının sindirim sistemi çok hızlı çalıştığı için doymaz bir iştahları vardır. Balıkla, kabuklu hayvanlarla, böceklerle ve bazı küçük tırnaklı hayvanları yiyerek beslenirler. Küçük kabuklu hayvanların kabuklarını taşla kırar, böylece alet kullanma özellikleriyle diğer hayvan türlerinden ayrılırlar.

Zengin bir dilleri vardır. Takırdama, bağırma, viyaklama, yutkunma, kıkırdama ve tıslama gibi sesler çıkarırlar. Çıkardıkları ses bazen bir mil öteden bile duyulabilir.

Susamurları vahşi hayvanların en erdemli, en oyuncu ve en meraklı türlerindendir. Beslenme, avlanma ya da güneşlenme zamanları dışında kendi aralarında oynarlar. Su kıyılarında kayak yerleri yaparlar ve tıpkı çocuklar gibi buralarda kayarak eğlenirler. Kayaklarını yazın çamurdan, kışın kardan yaparlar. Suyun içinde yunuslar gibi yüzen susamurları peşpeşe dizilip bata çıka “lokomotifçilik” oynarlar. Deniz yılanlarına ait pek çok efsanenin böyle oynaşan susamurlarından türediği düşünülebilir.

Kızılderililer susamurlarına çok değer verirlerdi. Midewiwin ve Ojibwa boylarından Kızılderililer susamuru derilerinden ilaç torbaları yaparlar ve bu torbaların iyileştirici bir güç taşıdığına inanırlardı.

http://yerliruh.blogspot.com/2010/06/dinlenme-ve-arnma-donemi-susamuru-20.html

Shabono-ölüm (3)

Öncesi için Tıklayınız

Yaşlı Bilge Kamosiwe, çok yağmurlu ve gizemli bi günün gecesinde sanki ölüyor gibidir. Florinda onu bulur ve kabile büyüklerinden yardım ister. İnsanlar göz yaşları ve elem içinde koşup gelir. Yaşlı adam, “Ölüm, gecenin karanlığı gibi değil” diye fısıldar. Diğerleri,  “bizi yalnız bırakıp gitme” diye göz yaşı dökerler. Yaşlı adam tek gözünü açıp bakar “Henüz ölmüyorum, ağlamalarınız beni üzüyor. Hekuras hala göğsümde” der.  Arasuwe, rahatsızlığın ne diye sorduğunda yaşlı adam “sadece hüzün” der ve ilave eder fısıltıyla “Hekuras az sonra göğsümü bırakacak. Buna olan üzüntüm beni zayıf kılıyor”
Şefin karısı Ritimi üzüntülü bi ifadeyle Florinda’ya, ” o ölmeyecek, bilmem neden bu kadar uzun yaşamak ister? O çok yaşlı, artık bi erkek bile değil. Yüzüne bak çok küçük, çok ince” der ve ilave eder “şimdi erkekler gece boyunca ona maniler söyleyecekler ve Hekuras da yaşlı adamı hayatta tutacak”

**

Florinda bir çalının ardında ayağa kalktığında Arasuwe’nin hamile olan ikinci karısı ve onun annesinin sessizce nehir yönüne gittiklerini görür ellerinde bir sepet ya da başka bi araç yoktur, onları görünmeden sessizce takip eder. Kadınlar bir Arapuri ağacının altında dururlar. Hamile kadın iki eliyle ağaca bastırıp hafif bi çığlıkla anında doğuruverir. Bebek yaprakların üzerine düşer. Florinda bu işin ne kadar kolay yapılabildiğine şaşar ve ağzını kapatarak gizlendiği yerde kıkırdar.
Yaşlı kadın elindeki bambu biçağı ile göbekbağını keser ve çevrede düzgün dal ve bitki bağları bulur sonra bebeği bohça şeklindebağlar ve ağacın altına gömer. Florinda dehşete düşmüştür  Bu arada kadın Florinda’nın olduğu yere bakar göz göze gelirler, kadının gözlerinde acı, pişmanlık gibi şeyler yoktur. Sonra iki kadın geldikleri gibi sessizce orayı terk ederler.
Florinda gizlendiği yerden ağacın yanına koşar, bebeği gömüldüğü yerden çıkarır. Gayet sıhhatli ve kusursuz görünen ve şimdi ölü olan kız bebeği inceler, sonra tekrar yerine koyar.
Gece olur, Florinda ormanı, sesleri ve kayan yıldızı izlemektedir ki Ritimi sessizce onun yanına gelip oturur. Sonra birlikte odalarına döndüklerinde Florinda dayanamaz ve der ki: ” Daha bir hafta önce adamlar ve kadınlar Kamosiwe ölecek diye ağlıyorlardı oysa bugün Arasuwe’nin karısı kendi yeni doğmuş çocuğunu öldürdü!”
Ritimi ona biraz su verir ve “Bir kadın henüz daha öncekini emzirirken yeni bi çocuğa nasıl bakar? O çocuk da bu kadar yaşadı” der. Bu sözler üzerine Florinda, Amazon kızılderililerinin adetlerini hatırlar. Bir çocuk 2 ila 3 yıl annesinin bakımına muhtaçtır ve bu arada doğan kardeşi olursa onların kusurlu ya da kız olanları öldürülür, böylece hayatta olanlara bakım şansı verilirdi. Florinda duygusal anlamda buna hak vermekten uzaktı. Ritimi elini uzatıp onu kendine bakmaya zorladı, kadının gözleri parlıyor, dudakları hissettiği duyguyla titriyordu, Florindayı teskin etmek istercesine şöyle dedi;  “O henüz gökyüzüne göz atamadan geldiği yere geri döndü! Fırtınanın evine.”

Shabono’ya devam(2)

Öncesi için Tıklayınız

Florinda Donner, yağmur ormanlarında medeniyetle tanışmamış bi kızılderili kabilesiyle yaşadıklarını paylaştığı Shabono isimli kitapta anlatıyor:
Balık avlamak kabilede kadınlara bırakılmış bi iş. Onlar da çoğu kez ırmağın içine girip çıplak ellerle avlıyorlar balığı. Fakat bazen de erkeklerin ok ve yaylarını kullanmaya çalışıyorlar. Erkekler ise silahlarını verip korunaklı bi yere saklanıyor ve onların beceriksiz atışlarını eğlenerek seyrediyorlar. Kabile reisi Florindaya da bi deneme yapmasını söylüyor, ancak yay öylesine sert geliyor ki, yerinden kıpırdatmak mümkün olmuyor. Yılda bir kez yapılan kutlamalar için köye gelmiş olan yaşlı bilge Kamosiwe durumu görünce ona ergen yaştaki bi delikanlının yayını vermesini istiyor. Ve Florinda onunla ilk atışında orta boy bir balık avlıyor.
Bu duruma herkes hayret ediyor tabi. Ok ve yay kullanmasını nerden öğrendiğini ısrarla soruyorlar. Sonunda kabile reisi ona şöyle diyor: “bunu öğrenmeni baban mı istedi? Baban bi oğlu mu olsun isterdi?”
Florinda babasının zaten iki oğlu olduğunu anlatmaya çabalar. Peki o zaman ok-yay ı ne yapmak için kullandın? Ne işe yaradı? Der
Florinda da espri niyetine “demek bi gün buraya geleceğimi bilip hazırlık yapmışım” deyince Reis ağırbaşlılıkla şöyle der: “kızların ok-yay kullanmadığını bilmen lazımdı!”

**

Daha sonra, başka ne yapmayı bilirsin diye soruyorlar. Florinda o zamana kadar sadece onları izlemiş,onlardan öğrenmeye çalışmış ve hepsinden öte anlaşabilmek için onların dilini çözmeye çalışmıştı. Böyle ilk kez ne bilirsin diye sorunca ona da bi heves gelir. Çocukluğu boyunca atletizm çalışmıştır.  Bununla ilgili bir gösteri yapar. Kadınlar erkekler çocuklar onu dikkatle izler. Sonra yine sorarlar “başka ne yapmayı bilirsin?”

Florinda, başının üstünde oturabileceğini söyler (muhtemelen yoga biliyor), ve onlara nasıl yaptığını gösterir. Herkes çok güler.
Şef Arasuwe der ki: “Beyaz kız, sen ne düşünürsün bilmiyorum ancak seninle ormanda bi gezintiye çıksak, maymunlar seni görmek için dururlar, seni seyretmek için sana yakın gelirler ve ben de onları vururum.” Sonra kocaman eliyle onun saçına dokunur “bence yine poponun üstüne otur, korkarım gözlerin kafandan dışarı uğrayacaklar!”

**

Yorumlar:

Fer Yal Florinda, gerçekten biliyor muymuş ok ve yay kullanmayı yoksa tümüyle bir tesadüf mü olmuş, ilk atışta avlaması? Ve gerçekten merak ettim;) Acaba o kabilede hiç bir tane bile kız gizli gizli ok ve yay kullanmayı öğrenmeyi istememiş mi:)

Sibel A: Florinda sportmen bi avrupalı kadın. Aslında reisin ne demek istediğini biraz anlıyo gibiyim. Erkeklerin tek yapabildiği ağır avlanma işini de elinden alırsan kullanışsız duruma gelecekler. Ne gerek var buna diyor sanki. Ayrıca Kadınlarda Hekuras yok(!), demek ki sırf hekuras uğruna bazı işleri onlara bırakmak lazım. Zaten kadınların üstesinden gelmekte olduğu o kadar çok şey var ki kabilede:)

Ayrıca şöyle de düşünülebilir; o çok gergin ve ağır yay ve oku kullanırsa bir kadın, onun da adaleleri gelişecek ve doğal olarak sertleşecektir. Bu durumda o artık erkekler ve çocuklar için yumuşak bilinmezlik, gizemli kokular kaynağı olmaktan çıkar. Kadın eğer onları bu özellikleriyle çekemezse hayat bildiğimiz anlamda devam edemez.

Fer Yal Yani kadın erkeksileşmeden güçlüdür. Ve o gücünün farkına varmalıdır.

Sibel Atasoy Evet bu bir yarış olmamalı sanırsam

Fer Yal Florinda kendini anlamayı da başarmış bunları samimiyetle yazarak değil mi! Hayatın bir gösteri yarışması olmadığını… CC’de bunu söylüyor zaten her zaman sorularının yanıtlarında.

Sibel Atasoy E bunlar zaten birbirlerinin “devre” leri (askerlik terimi olarak). Castaneda, Don Juan Matus’un, Florinda Donner de Florinda Matus’un öğrencisi 🙂

Fer Yal Florinda ile sayende tanışmış oldum. Teşekkürler:)

Sibel Atasoy Rica ederim, paylaşmak çift yönlü işleyen bi hizmet 🙂 Hazır teşekkür faslına gelmişken ben de bu kitapları bi ricamla yurt dışından taşıyıp getiren sevgili dostum Muyat’a teşekkür edeyim.

Hekuras Nedir?

Erkeklere aradıkları gücün göğüs cenahlarında olduğunu söylerken öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde, bazıları ceplerinde ya da oturdukları koltuklarda, bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama geçen yıl Shabono’yu okuduğumda şaşırıp kaldım:
Haftalarca sık vahşi bi ormanda geçen yürüyüşle anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner (Bir antropologdur). Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın beden çizimlerinde olmayan bi organ).
“Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak (1)gerçek bir savaşçı onu kullanabilir.. (2)Sadece büyük savaşçı, hastalıkları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Güç için (başkalarını yönetmek, para ve mevki sahibi olmak böylece kadınların gözünü boyamak için) ormanları yakarak, keserek yok eden erkeklerin göğsündeki hekuras organı (Ormanın ruhu) giderek küçülüyor, öyle zayıflamış ve ufalmış ki onu görebilmek için uzay teleskobu kullanmak gerekiyor.

**

Bu konu üzerine gönderilen bi video:

Teşekkür ederim, gerçekten ilginç bi video. Tamamen yerlinin doğa ile birlikte olma ritüelini temsil etmek üzere hazırlanmış sanki. Onun kuşla, ormanla, seslerle zamanı hızlandırması, yavaşlatması, onunla uçması, saklanmsı ve açığa çıkması, çok hoştu 🙂 Güzel bir hdiye oldu bana.

Shabono – Florinda Donner

Yesterday and tomorrow, they said, were as undetermined as a vague dream,as fragile as a spider’s web, which was visible only when a streak of sunlight sears through the leaves.

Dün ve yarın, hayal meyal bir rüya kadar belirsizdi tıpkı güneş ışığı yapraklar arasından üzerine vurduğunda görünür olan kırılgan bir örümcek ağı gibi.

*

Dance with the night shaddows and go to sleep lighthearted. İf you let the shadows frighten you, they will destroy you!”

Gece gölgeleriyle dans et ve kaygısızca uyumaya git. Eğer gölgelerin seni korkutmasına izin verirsen, seni yok edeceklerdir.

*

All the men’s bodies were depicted with tiny figures inside the chest.
“What are these?” I asked casually
“The HEKURAS of the forest who live in a man’s chest. All men have hekuras in their chest, but only a real SHAPORİ can make use of them. Only a great shapori can command his hekuras to aid the sick and counteract the spells of enemy shapori.”

Bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tsvir etmişlerdi. “Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o fakat ancak gerçek bir şaman/savaşçı onu kullanabilir.. Sadece büyük savaşçı, hastalık…ları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir.

*

Knowledge of our ways and beliefs was given to you so you would movewith the rhythm of our lives; so you would feel secure and protected. It was a gift, not to be used or to be given to others.

İnançlarımızın ve yolumuzun bilgisi sana, yaşamımızın ritminde bizimle olabilesin diye verildi. O ne kullanman ne de başkalarına vermen için bir hediye değil.

*