Hizmete Talip Olmak

Hizmete talip olmak ilginç bi kavram. Üzerinde derin düşünmek lazim. Benim aklima nedense Lemuryanlar hakkinda okudugum bir bölüm geldi. §u minval üzerineydi:

“Bu toplumun bütün temeli paylaşmaya dayanıyordu kimse bir başkasından daha iyi olmak için bilgiye sahip olmazdı eğer herhangi bir kişi tekamül yolunda geride bırakılırsa bu durum tüm tekamüle zara verici olarak görülürdü. Bundan dolayı herkesin aynı düzeye erişmesine yardım etmek bir sevgi işi haline gelmişti.

Bu spiritüel insanların zihinlerindeki hedef her şeyi Yaradan’ın titreşimine eşit olan bir titreşime yükseltmekti bu yüzden Hiçbir varlık bütünün tam desteği olmadan öğrenmeye bırakılmazdı ve bu konseylerin evrensel bilgiyi toplayıp uygun üyeler vasıtasıyla yaymalarıyla yapılırdı.Bir konsey 12 üyeden oluşuyordu ver her birine yine 12 kişiden oluşan ve her bir üyeyle ilişki ve etkileşime giren bir alt-konsey atanmıştı 144 kişilik bu konseyin her bir üyesinin , sekiz kişiden oluşan ve saptanmış varlık gruplarından elde edilebilecek tüm veriyi toplamaktan sorumlu olan bir konseyi vardı Herhangi bir konseyin herhangi bir üyesinin yerine bunu isteyen bir başkası geçebilirdi sizin yerinizin tekamül etmekte olan başka biri tarafından alınması bir onurdu çünkü bu sistemin sağlam olduğunu kanıtlıyordu.

Bu düzenleme her varlığın herhangi bir pozisyonu dolduracak kadar bilgili olmasını temin ediyordu ki bu da hiç kimsenin bir otorie pozisyonunda olmadığı anlamına gelliyordu bu sözde “ Yüksek Konsey” deki bir pozisyonu bırakanlar kendi yükselişleri üzerinde çalışmaya başlamalarına izin verilerek ödüllendiriliyorlardı.”

Ödüle dikkatinizi çekmek istiyorum sevgili frekanslarim!

Lemurya hakkindaki bu bilgilerin gercekligini sorgulayabilirsiniz fakat konu bu degil, bu zaten baştan beri benim fikrim ve hissim. Hizmet budur. Hizmette yarişmak birbirini tepelemek anlamina gelmez, bu sadece bir onur/sorumluluktur. Bir başkasi yaptiginiz hizmete talip olursa da ona bu firsati devretmek ve kendi uzerinde calismaya dönebilmek müthis bi sevinç.

Baslangic ve son, yenen veya yenilen olmadan (cunku bu lineer bir dusunce tarzinin ürünü, bunu her gecen gun daha iyi anlayabiliyorum,) çok boyutlu bir üstatlik yasami, toplum modeli olabilir.

 

Barış Ararken…

Barış adeta bir güneş gibi anlayıştan doğar, bilinmeyenden korkarak batar. sa
İşte bu sebeple 3B dünyasında barış ve savaş birbirlerini gece ve gündüz gibi şaşmaz bi kararlılıkla takip eder. Ta ki bilinmeyenden zevk alana kadar devam eder. Sürprizlere açık olmak, yaratıcı 5B boyutunun temelidir. Sonsuz, tanımsız yaratıcının, sonsuz şefkatini bir kere hissettiğinizde, bilinmeyene karşı hazırlıklı olma telaşı kaybolur, şu an ve burada mantıksız (!) bir güven kaplar içinizi.

‘Yıldızları görmek için belirli bir karanlık gereklidir.’ Demiş Osho

İşte her şey bundan ibaret. Bilinçle bilinçaltı perdelemesi, bu sebepten oluşturulmuş bi oyun. Hızlanmak için…
Şimdi ben Barış isterken, anlayışı derin biri çıkıp “işimizi yavaşlatıyorsun Sibel” derse ona “evet aynen kardeşim” derim

*

Sebepleri anlamak, anlayışta derinlik kazandırır. En azından bana öyle oluyor:)

İç görülerimle (yüksek benliğimle) bağlantım hep iyidir ve çoğu kez de onun yol göstericiliği ile yaşadım, sadece böyle de yapabilirdim ama doğam başka türlüsünü gerektiriyordu, buna ilaveten sebep-sonuç ilişkileri kurarak mantığımı da ikna ederek, çift dikiş ilerledim. Her birimiz benzersiz kendi dinimize (hayat yolu) sahibiz.

Halleri deneyimlemek icin sebep sonuc analizi gerekmiyor ancak o haller de tipki ruya gibi kontrolsuz dolasimlar ve cok hos tabi bi yaniyla. Ancak HALden makama transfer icin bilincli cabalar gerekiyor güm üstatlar da bunu desteklemisler. Zaten bi makama demir attiginizda yine farkli halleri gelisiguzel dolasmayacaksin diye bi durum yok, bu sonsuz bi yolculuk. Kuantum fiziginde buna Sanal Geçişler deniyor. Bu durumda makam için de kuantumun Gercek Geciş tabirini kullanmakta sakinca olmaz sanirim.

Bu gezintilerde kaybolma olmuyor cünkü halen zaten bi makamin var, yani birlesim noktasinin sabitlendigi bir noktan var (psikolojik agir bi vaka degilse insan), yerine ruyadan uyanir gibi tip diye donuveriyorsun 🙂 Fakat yeni bi makama cengellenmek icin ve hal gezintilerine KENDI IRADENLE çıkıp istedigin zaman donebilmek, istedigin yere bilerek gitmen gibi bilincli geziler hep Cc nin ogrettigi ustalasma calismalarini gerektiriyor 🙂

  • Turan Erdal Ben “mantigimi ikna etmek”ten bunu anladım. Yani çocuk avutmak gibi bişey mi?
  •  Sibel Atasoy Mantık bi canlılık değildir ki, o bi kavramdır, yöntemdir, soyuttur yani çocuğumu ikna etmeye benzemez. Ona bu gezegendeki insanlık BİLGİsini ikna etmek denilebilir:) Yeni olanı (yeni bi ifade yeni bir bağlama biçimidir zaten) eskiyle hemhal etmektir. Eski ölüp yeni gelmez, her zaman bunla birbirlerinin içinde pişerler ve ortaya yeni yani sentez çıkar. Demek ki benim yöntemim buymuş, bilmiyordum, sorduğun için teşekkür ederim
  • Turan Erdal Demek ki mantık sürekli sentez yapmakla meşgul. Yani meşgul olmak için sürekli etkin olmak zorunda. Diğer tarafta dingin birşeyin de olmadı gerekiyor, aynı okyanustaki dalgalar gibi. Dalgaları mantık kabul edersek tabii.
  • Sibel Atasoy Güzel bi çıkarım yaptın. Zihnim sentez süreciyle meşgul olduğu için benimle pek uğraşmaz, o sebeple sakinim ve yüksek benliğimle sürekli bağlantı içindeyim.
  • Turan Erdal Zihnin senden ayrı bişey mi? O zaman sen kimsin?
  • Sibel Atasoy Tanık diyebiliriz belki, pek düşünmedim ancak onun ölümsüz sonsuz bi şey olduğunu hep bilirim, hatta çocukluktan beri ölememekten çekinmişimdir, çünkü belki bu başka bi çeşit mahkumiyettir. Fakat son yıllarda bunları daha iyi oturtabiliyorum ve korkum geçti
  • Turan Erdal Mantığını susturdun yani ,-)
  • Turan Erdal Yani senin için “doğru-yanlış” pek yok mu diyorsun?
  • Turan Erdal Yani kimin neyi nasıl cevap verdiği onun algı seviyesini gösteriyor diyorsun.
  • Sibel Atasoy Onun mu benim mi artık! Fark etmez canım 🙂

Aydınlanma Korkusu :)

AYDINLANMA konusunun kendisi çok korkutucu hatirlandigi icin (asagida Kryon’dan bi alintida rastlayinca çok şaşirdim) AYDINLANMANIN lafina sarilir insanlar, buna da yeni çağda aydinlanma şehveti diyebiliriz kısaca.

Yirmi yol önce bi sevgili yoldasim şöyle demisti: “aman sibel dur ne acelemiz var, hele şu nimetin (yaşam deneyimleri) tadini cikaralim biraz, nasilsa zaman izafi, nereye yetisiyoruz” Her daim hoş bi gülumseme oturur dudaklarima, gecen yillara bakarim, filmimizi nasil yönettigimize, bunca yilin yuzde kacinda farkinda kalabildigimize, insan olma filmi gercekten muhtesem. Muhtesem Gatsby’den daha muhtesem.

Bakin bu korku nereden geliyormus:

Sevgili varlıklar, şimdi bu salonda bulunanların en az yarısını istila eden en büyük korkudan söz edeceğim. Bu gizli bir korkudur ve çoğu kişi onun farkında değildir. Ancak bu konuya girmeden önce sizi bir yolculuğa çıkarmak, buzul devrinin öncesindeki bir zamana götürmek istiyorum. Büyük bir aydınlanma kentine götürüyor ve içine gireceğimiz yapıyı görmenizi istiyorum, birçoğunuza bu yer tanıdık gelecektir! Çift kuleli bir yapıdır bu, ama sivri kulelerden biri yere, diğeri göğe dönüktür. Asıl faal olan bölümü ise kulelerin arasında orta noktada yer alan küresel bir odadır. Gerek kuleler, gerekse küresel oda yere sağlam ayaklarla bağlanmış vaziyettedir. Bu yapı kutsal bir çalışma yeri, yenilenme ve gençleşme tapınağıdır. Burada insanlar üç yıllık bir tazelenme devresi için işlemden geçerler. İnsan dengesinin, ruh, zihin ve bedene saygıyı içerdiği bilinmektedir. Sözünü ettiğimiz kültür bunu anlamıştır. Dünya üzerinde insan ömrünü uzatmayı başaran tek kültürdü o!Şimdi küresel odaya giriyoruz. Odada iki operasyon masası var. Birçok kişi masalardan birinin etrafında toplanmış, ellerini şimdi açıklamamın uygun olmadığı bir şeyin üzerine koymuşlar. Hedef kişi odadaki diğer masanın üzerinde yatmakta ve yardımcı kadın yanında durmakta. Her iki masanın da döndüğünü görüyoruz, ayrıca odanın tabanı da döner bir platform, çünkü dönme hareketi kutuplaşma yaratan manyetikler için katalizör rolünü oynuyor. Alttaki sivri kulenin içinde, odanın üstündeki sivri kulenin içindekilere uyan mekanikler var, bunlar birlikte çalışarak dengeleyici makinenin işleyişini kolaylaştırıyorlar. Bu tapınak görüntüsünü zihninizde tutun ve önemini hissedin.Söz konusu tapınak, birçoğunuzun vaktiyle yaşadığı Atlantis uygarlığında inşa edilmişti. Sizi oraya hatırlamanız için götürüyorum, şimdi açıklayacağım korkuyu anlamanıza yardımcı olacak bu.

Orada birçok enkarnasyon geçirdikten sonra hepiniz yaşamınızı yitirdiniz. Bunun neden meydana geldiğini anlayamadınız, ama gerekli bir olaydı ve çok büyük bir tablonun parçasıydı. İçinizde hala bu olayla ilgili korku tohumlarını taşıyorsunuz, bu dönemde dünyada bulunan öğretmenlerin ve aydınlanmış insanların en temel korkusudur bu, yani aydınlanma korkusu! O kadar güçlü bir korkudur ki, bazılarınız aydınlanma ve bilgiye yaklaşırken fiziksel olarak hastalanırsınız. Yeni enerjide sunulan ödüle sahip çıkmaya başladığınızda bedeniniz bunu hemen reddeder, çünkü ödüle sahip çıkmanın tehlike içermediğinin henüz farkında değildir, çünkü bedeniniz daha önce bu uyanışı hissettiği bir dönemde ölümle ödüllendirilmiştir! ♥♡♥ Kryon

Ölümle ödüllendirilmeyi beklemiyor insanligimiz, sonsuz yaşamla odüllendirilmek icin ugrasiyor kan revan içinde, hem de ismine Aydinlanma/tekamül diyerek.

Sizce çelişki mi bu?

Bazi seviyelerden evet ama bazilarindan hiç de degil. Bunu dille aciklamak cok güç, hissetmeye calışmak lazim. Şöyle üç derin nefesle boşlukta duralim, hissedebiliriz.

**

Birleşik ve tutarlı bir dünya tasviri, muhtemelen insan zihninin zorlu taleplerinden biridir. Bu olmadığı zaman kaygı ve şizofreni peydahlanmaktadır. F. Jacob

Teşekkür ederim.

Düşündüm de; kuantum fiziğini meslekten olmayanlar için anlaşılabilir hale getirmek için canla başla çalışan bilim insanlarına, uyuduğumu ve makina olduğumu bana ispat eden Gurdjieff ustaya, her şeyin ne olduğunu bize sayısız kitapla anlatmak için en tehlikeli gerçekliklere gitmeye cüret eden bilim insanı gönlümüzün asil beyfendisi Gustav Jung’a, ve tüm gerçeklikleri bilfiil ve kesin biçimde ziyareti bizzat deneyerek, ata deneyimlerimize ulaşmamızı sağlayan, üstat olmayı öğreten Carlos Castaneda’ya ve daha ismini sayamadığım tüm üstatlara minnettarlığımı hatırladım yeniden.

Eğer onlar olmasaydı ben bu Yaşayan  üstatları, kanal hizmetlerini kesinlikle anlayamazdım, iç acıtıcı ölçüde gerçekçiydim. Siyah beyazcıydım. Bi hayaller rüyalar vardı bir de gerçekler. Bunlar tam da Aristovari biçimde birbirleriyle göz bile kırpışmazlardı! Aldığım tüm rehberlikler için ve tabi bunları alabildiğim için kendime teşekkür ediyorum bir kez daha.

Bu güzel güne yakışır bi dua olsun bana. 🙂