Rüya ve Defragmantasyon

Rüya süreci beynin zevkli bir defragmantasyon işlemidir desek ne denli yaklaşmış oluruz bilemiyorum. Uyku ve rüya olmaksızın bir hafta bile yaşayamayacağımız düşünüldüğünde yemek-içmek ve hava kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Aslında uykunun önemi dördüncü ve en önemli besinimiz olan “izlenimler” ile ilgili.
İzlenimler kesildiğinde derhal öldüğümüzü biliyor muydunuz? İşte izlenimin kesilmesi, bilgisayar jargonundaki dosya sisteminde yer kalmaması ile benzeşebilir.
Aslında belki daha yer vardır da bazı düzenlemeler yapılmalıdır.
Defragmantasyon, “dagilmiş parcalarin bir araya getirilmesidir”. Dosya sistemindeki dosyalar boş yerlere konulurken yer yetmeyince parcalari diger boş yerlere dagitilir, diskin orasina burasina dagilmiş parcalari okumak icin disk kafasi cok dolaşma ihtiyaci duyacagindan bu parcalarin bir araya getirilmesi performans artirir. Bu birleştirme-düzenleme işlemine defragmantasyon denir.

*

Uykunun ve rüyaların tüm bedenlerimiz için ne denli önemli bir (hayati) rolü olduğunu artık biliyoruz. iki üç bin yıl öncesine kadar bunu zaten çok iyi bilip yaşamlarında uygularmış atalarımız fakat bu “men made” uygarlıkta unutturulmuştu hatta vakit kaybı sayılmıştı bile, ne saçmalık ama! 🙂
Her neyse bunu yeniden hatırladığımıza göre kendi üzerimizde ve çevremizde gözlem yapabilir daha çok bilgiyi bütünlüğümüzden çekip alabiliriz sanıyorum.
Örneğin ben uykumu alamadığım geceyi takip eden günlerde kapasitemin neredeyse yarıya kadar düştüğünü biliyorum, gençken bu yüzde böylesine korkutucu değildi belki %10 düşüyordu, fazla hissedilmeden geçip gidiyordu.Şimdi düşünüyorum da uykusuzluğun yarattığı kapasite düşümü gerçekten yaşa bağlı olarak mı değişiyor yoksa bunun daha alt bir sebebi mi var diye ve aklıma gelen ilk şey, erekle ilgisi olabileceğidir. Çünkü gençken amaç-hedef hissi çok daha yoğun- zaten bu yolda belki 20 sene ailemiz ve çevremizce bilenmiş oluyoruz. Oysa olgunlaşma devrine geldiğimizde bu hedefler gerçekleşsin yada gerçekleşmesin çok da önemli olmadıklarını anlama çağı oluyor. Ve bu durum bariz bir gevşemeye sebeptir bilirsiniz. Belki gevşemiş durumlarda uykunun ihtiyacı daha çok belirginleşiyordur, sizler ne dersiniz?

Çarpma Etkisi

Anne, ‘’İşte sana oyuncak bir bebek, tatlım’’ diye fısıldamış ve tüylü yatak örgüsünün altından, Vasalisa’nın kendisi gibi kırmızı çizmeler, beyaz önlük, siyah etek ve her tarafı işlemelere kaplı bir yelek giymiş küçük bir oyuncak bebek çıkarmış.
‘’İşte bunlar da son sözlerim, güzelim’’ demiş anne. ‘’Yolunu kaybedecek olursan ya da yardıma ihtiyaç duyarsan, ne yapacağını bu bebeğe (içgüdüleri) sor. O sana yardım edecektir. Bebeği hep yanında taşı. Kimseye ondan söz etme. Acıktığında besle. Bu sana annen olarak verdiğim söz ve benim sana hayır duam, sevgili kızım.’’
Vasalisa masalından

Bikaç binyıldan beri saçı uzun aklı kısa tabiriyle lafı doğru iması çirkin suçlamalara katlanmaktaolan ancak uzun saçlarıyla avladıklarının akılla içinden çıkılmayacak denli değerli olduğunu ifade edemeyen kadınlar, sonunda saçlarını kestirip (simge olarak) ya da sıkıca hapsederek erkek aklına uyum göstermeye çabaladılar! Ve öylesine başarılı oldular ki, tüm erkekleri ve kadınları doğurup büyüten bu kadınlar tam da kimbilir kimlerin işine yarayan yoz bir nesili oluşturmayı tamamladı. Ve herhalde yere çarpışımızın şiddeti oranında şimdi sıçrıyoruz, yeniden uzun saçların akla hayale sığmaz gizemine giriyoruz. Şükür ki bu zamana erişebildik, bu başlangıcı görebildik.

Neticede bu yozluk hepimizin işine yaradı çünkü yere çarpma ivmesine ihtiyaç vardı sanırım, ne kadar dibe çarparsanız o derece yükseğe zıplarsınız, derinde bizim yüksekte, önemli olan algımızı genişletmeyi başarabilmiş olmamız. Dengeyi bozamadığınızda algınız da o yere sabitlenmiş oluyor, sanırım biraz hız gerekmiş belki güneş sistemimizin döngülerine geç kalmamak adınadır. Fark etmez, sonuç hasıl oldu.

Bu işin zarureti; kadınların dünyası (animistik dönem) birleşiklik üzerinde sıkıca dengeye geldiği ve birey bilincine geçişin nerdeyse imkansızlaşmaya başlamasıyla hasıl olmuştu. Birey bilinci için uzun saçlarından kendini mahrum bırakan kahraman kadınların yılı olsun bu yeni yıl dilerim. Şimdi mahsulün toplanma zamanı.

Delinin Hunisi

Sanırım epeyce önceleri (15 yıl kadar) tekrarlayan bir rüyam vardı; Rüyada evimin kapıları pencereleri hep açıktı ve ben dışardan bir tehlike geleceğini hissettiğimde pencereyi ya da kapıyı kapatmaya çalışıyordum ancak bi türlü kapanmıyorlardı. Rüya bunun uğraşısı şeklinde son buluyordu. Aslında dışardan geleceğini zannettiğim o şey neyse o hiç gelmedi, karşılaşmadık fakat bu açık olanı kapatma çabası endişeli bir çabaydı.
Sonra bu rüyamı “rüya görüşmeciliği” soru tekniği ile çözdük (tabi çözülünce bir daha görmedim o rüyayı), bilinçaltımın demesi oymuş ki; aşırı şeffaf olan, gizli saklısı olmayan basit kişilik yapım sebebiyle bilinçli yanım çevreden yapılan korkutmalara karşı savunmasız kaldığımı zannediyormuş ve beni kapıların istendiğinde kapatılabilir olup olmadığını test ediyormuş.
Oysa anladık ki bu seferki hayatımda kuzey ay düğümüm de dikkate alındığında, gizlilik, yalan ve çarpıtma bana yasaklanmış. Ve sonra ilk bilinçli vizyonumu gördüm; ben basit bir huniydim sadeceve bununla çok mutlu mesuttum,inanılmaz bir zevkti delinin hunisi olmak, komik ama gerçek. Bir huninin kapanabilecek bir mekanizması yoktur, eğer olsaydı işlevini yerine getiremezdi. Vizyondan döndükten sonra kendini önemsemek isteyen yanım biraz buruldu, yani ola ola basit bi hunimiydim yani! Fakat çevremde gerçekten bir-iki dost vardı ve beni huniyi tanımlamaya  yönlendirdiler ve yaptığım işlerle ilişkisini kurmamı sağladılar. Allah onlardan razı olsun çünkü ben razıyım. Bu vizyonu gördüğümde rüyamı tam olarak anlamış oldum.

*

Rüyada medyum olduğunu zannettiğim|bir adam vardı.
Ama şüpheciyimdir.|”Gerçek bir medyum değildir” diyordum.
Sadece kendi kendime|düşünüyordum.
Birdenbire|havada yüzmeye başladım,
tavana doğru|yükseliyordum.
Neredeyse çatıya doğru |gitmeye başlamıştım,
“Medyum Bey size inanıyorum. Siz |medyumsunuz. Beni indirin lütfen.” dedim.
Sonra indim ve|ayaklarım yere değdi,
medyum, yeşil giysili|bir kadına dönüştü.
Kadın|Lady Gregory idi.
Yeats’in koruyucusu Lady Gregory,|İrlandalı.
Onun resmini hiç |görmememe rağmen,
Lady Gregory’nin yüzü olduğundan |emindim.
Biraz yürüdük, sonra|Lady Gregory bana döndü ve dedi ki…
“Sana evrenin ne olduğunu|açıklayayım.”
” Philip K. Dick zaman konusunda haklı,|ama İ.Ö. 50 konusunda yanılıyor.”
“Gerçekte sadece bir an vardır,|o da şimdiki andır.”
“Ve o an sonsuzluktur.”
“Tanrı o anda|şu soruyu sormuştur,
soru şudur temel olarak,|’Sonsuzlukla bir olmak
ister misin?’
“Cennette olmak|ister misin?”
“Biz hep ‘Hayır’ deriz |’teşekkürler’. Henüz değil.”
Ve işin doğrusu zaman,|Tanrının davetine hep
“hayır” demektir.
Zaman budur işte. İ.Ö. 50 olmadığı gibi|2001 de değildir.
Yalnızca tam şu an var|ve biz de hep onun içindeyiz
Ve sonra bana bunun|herkesin hayat öyküsü olduğunu anlattı.
Görünürdeki farklılıkların gerisinde|tek öykü olduğunu,
onun da “hayırdan” “evete”|geçiş öyküsü olduğunu söyledi.
Bütün hayat,|”Hayır, sağolun”, “Hayır, sağolun” la geçer.
Sonunda,|”Evet, vazgeçiyorum.
Evet, kabul ediyorum.|Evet, kucağımı açıyorum.
Yani yolculuk bu işte.
Herkes sonunda “evet” der,|değil mi?|- Doğru.
-Waking Life-Hayata uyanmak Filminden-

*

Bir çocuğun oluşması için nasıl ki bir nikap var, birey bilincinin oluşması için de zaman denen kılıf gerekiyor belki. Sonra doğumla birlikte bu kılıf parçalanacak ve sonsuz şimdinin çocukları olacağız.

ÜÇÜNCÜ YOLA DOĞRU

ÜÇÜNCÜ YOLA DOĞRU
Yasak meyveyi yiyince böyle yeşil ve mutlu bahçeden mahrum kalıyor. Eziyet, telaş, sorumluluk dolu vahşi bir çöle sürülüyor. O aşamada insan, Cennet’te oturmaktadır: Ne bir şuur ve bilgiye sahiptir, ne de bir dert hissetmektedir. Çünkü ne bir şey biliyor ne bir yer görmüştür. Gözünü açtığından beri orada olmuş, onları görmüştür; o küçük çevresinin bütün varlık âlemi olduğunu düşünmüştür. Sahip olduğu şeyin ideal olduğunu düşünmüştür. Cennetinde beslenmiştir, korku, dert ve gurbetle ilgili bir şey bilmemiştir.
Şeriatinin -yasak meyve-cennet-özgür irade ve seçim konusu ve değişik batılı her çeşit düşünürü incelemesi-kesinlikle lümpenlik olarak anlaşılmamalı,pek çok kitabı ahlakbilimi ile doğrudan alakalıdır..
Kurgudur- bir okuyucu anlattı,Marks-Nietzsche-Sartre ve Şeriati aynı masada konuşturmak için oturtmuşlar,ahlak konusu açılınca-hepsi bir kelamla red ederken-Şeriati ahlak ilmi ve yasası konusunda saatlerce konuşmuş..
Hatta defaatle inceledim-tüm kavramlar-ahlak yasasında birleşiyor,doğru ahlak.
Şeriati eylem ve hedeflerinin yönünü şöyle belirliyor;iyilik-hakkaniyet ve güzellik..

Zaten özgürlük ve seçim bir ahlak yasası değilmi?
Ahlaki sosyalizm akımı-19.yyda Hegelin öğrencileri tarafından bir yol,burjuvazinin insanı aline ettiğine dair görüş,ilk zamanlar Marksta bu okuldandı…
Şeriatide ekonomi ve kültür-irfan eşit ağırlıkta, kilit nokta,irade…
Yasak meyve,bilgi,dünyada kendini aşamalı bilgiyle ilerleten tek varlık insan,bilgiyle sıkıntılar yaşayan insan,bilgisizlik -yada akıl bittiği yerde ne başlar?orada sorumluluk olmaz..
Adem benzeri anlatılar pek çok ulusta bulunmaktadır diyor,
Model ve tipoloji çok mühimdiyor Şeriatide,
kimdir model;Ali…

Devrimci yada ahlaki mücadelecilere sizin kadar saygım vardır, ben Çayanı-Gezmişi-yada Mahmutoğlunu-Seyyid Kutubu inceledim, amma ansiklopedik olarak.
Ben seçtiğim bir model olarak Şeriatiyi inceliyorum..
İmdi sorun şu;
herkesin seçimi bulunduğu sosyal ortamın şartları ağırlınca değerlendirilmeli..
Gelinen şartlarda-bu kadar tarihi olarak kan varken-Türkiyede,devrimci yada ahlaki mücadele lümpenmeşmidir,şahsen kendim ve bizatihi ilgilendirenler için diyorum.
Artistik havayamı bürünmüştür..
Şimdi biz böyle bir yargıya girersek,işin içinden hiç çıkamayız-istilacı sürecin acımasızlığına yada tam sömürgeciliğin kan içiciliğine kadar girmemiz lazım..
Sevgi-yargı birlikteliği ve ademiyeti hem devrimcilik hemde ahlaki açıdan harmanlayan Şeriati kötü bir adammıydı?
Yoksa kendisinin dediği gibi-savak ve birtakım çevreler-cehalet kurbanı değillermiydi?
Kaldıki,peygamber-zulüm dönemine darul cahiliye dememişmiydi?
Kendisinin dediği gibi-savak ve birtakım çevreler-cehalet kurbanı değillermiydi?
Zor dostum zor,her düşünce ve inanç evrensel kaynaklara yaslanmadan sonra,ikna edici olmaz,tarihi süreci ayreten tabii süreci bağlamlarına oturtamazsan -ki ayrılık buradadır…
Gerçekten Türkiye acı dönemlerden geçti-her kesim binlerce can verdi..
Dünya böyleydi ne çare-30 yıl öncesine kadar..
Allah kimseyi zulumle hemfikir etmesin,zor Allah tüm mazlumları korusun,tarihtede bugündede-işkenceden ve zulümden -tüm iyi niyetli insanları korusun…
Şeriati herşeyden bahsediyor ama-her şeyide aşmaya çalışıyor..
Varlık ve mahiyet konusuna çok giriyor,mahiyet nedir,mahiyet ,
mesela eşyanın mahiyetini usta kafasında tasavvur eder,onu yapar-özelliklerini verir-bu mahiyettir..
Cisim halini alır -total görümnü alır-buda varlıktır..
Eksisyantalizm diyorki insanın varlığı önce mahiyeti sonradır,yani kendi mahiyetini kendi yapar..
Şeriati buna katılıyor,
halbuki ben varlığı bir bütün olarak alıyorum yazılarımda..
Özgürdür amma tanrı varlığı kaplamıştır,ayrıdır amma her bir şey-sıfat ve fiillerinin inihisarı ve görünümüdür..
Gerçi Şeriatide sonuçta buraya geliyor-varlığın birliği..
Vahdeti vücutla karıştırmamak lazım..
İnsan özgür seçimleriyle ulaşıyor,birliğe..
Özellikle Hegelyen,
Marksist,
Eksisyantalist kavramları..
Kendi sağlıklı yorumlamalarıyla,İslam içinde bir bütüncül çehreye kavuşturuyor..
Yani Şeriatinin dediği şu fizik-biyoloji-ekonomi-sosyoloji kanunları vardır..
Bir de ruh-din ve maneviyat..
Bunun aklen ve kalben kesişimi ve fiiliyatı üzerinde durmak lazım…
1.varolan üzerine
2.varolması gereken üzerine..
İnsan dışı varlık alemi zaten var bulunmaktadır..
Olması gereken insan tabiatı içindir..
Çünkü insan bilen -yaratan-seçen bir varlıktır…
Şeriati tüm bunları yazıpta-birinin dediği gibi gençliği melankoliye düşürmüyor..
Demir ve güçten bahsederek-birleşmenin zaruretinden bahsediyor…
İslami hakikatler merkezi,
Milli cephe,
Tanrıya tapan sosyalistler,
Özgürlük hareketi
Mocahidin,
içinde-dışında ve yakınında hep birliği aradı..
Geldik zurnanın zırt dediği yere….Sanayileşme-üretim güçleri ve ilişkileri…
Ben samimi Marksistler olduğunu biliyorum…
Ahlaki sosyalizm-burjuvazinin insanları aline ettiğini söylemişti…
Nedir bu burjuvazi-kazancın seyir zevki,
sonunda televizyonunun zihni iğfal eden üretici yönü…
Mekanizmin verdiği ışıltı-cazibe-yalandan..
Ülkücü dostlar diyorki,
yada bir yazarın dediği; kafir müslümanlar biz sanayileşme-üretim güçleri ve ilişkilerini,
Tanımıyoruz,sen tarihselliğinin farkında değilsin,böyle şey olurmu?
arabesk kültürü senin kafanı tarumar etmiş..
Kusura bakma dostum..
O zaman marksizm bu topraklarda-insanbilim ve mülkiyet anlayışıyla -gömülü bir gerçek olarak hep seni tehdit eder..
Senin yapman gereken-ahlaki vicdanı dirilterek-varlık ve mahiyeti tanıman-şekillendirmen…
Sen adam olmanın künhünü arayacaksın,idealist geçinen..
Marksizimdede çok yön var ele alınacak..
Çalışma hayatıyla-ideal olan arasındaki korelasyonu ve ilerlemenin neliğini kafanda şekillendir bir kere…
Dünya düzeni ve farklı bağlamda bir korelasyonla bağlı yerli mekanizma(idari sistemi kastetmiyorum)belirleyici hegomonya-seni yıllarca uğraştırsa-geleceğin nokta yine odur,ki ahlaki birliği sağlam kurmadıktan sonra..
Hegomonik aygıtların -öyle belirleyici aygıtları var-öyle südur ederki,ben islamcı yada herhangi bir ahlaki-devrimci mücadele içindeyim zannedersin,amma gerçekler-acı bir şekilde bir zaman senin yakana yapışırda…
Hak anlayışına -devleti -iktidarı gözetmeden,ulaşmadıktan sonra,
urun sisteme bir şey ifade etmez,
sen sistemin kendisi olacaksın,
Şeriatiyide iyi tanımak gerekir..

Ali Şeriati yazılarının sonucu, irfan-adalet ve özgürlükten başka bir yere çıkası değil…

Oluş ve olmak-bilinmedik bir konu değil..

Tahliye olduğu cennete sürekli özlem duyan insanın dramatiği..

Topraktan Allaha değin ruhun yürüyüşü,..

Peygamberi misyona sahip aydın kimdir?

ezeli ve ebedi hikmet arayışı,

vahyin yatağını bulması,

ideal insan-ideal toplum ve ideal ümmet..

Trajik adam Ali Şeriati..

Meeterlinc ve Sadık Hidayet,

Sonunda hayatlarına son verdiler, Şeriati övgüyle bahsediyor, çift yapılı insandan bahsediyor Şeriati..

Epiktetos ve Heraklitte -bir oluş vardır, hatta faşizmde, marksizmde bir oluş vardır, insanın sınırları ve kapasitesi bağlamında, sürekli olmak-dönüşüm ve değişim.

Şeriati’nin hikemi anlayışı buyken; siyasi anlayışı, hak-adalet-halk doğrultusunda zamanın konumu paralelinde özgürlükçü ve etik bir düzendir.

Hamid İnayet farklı-Meeterlinc farklı-Kafka farklı- Şeriati farklı tabiki..
Onların öncülleri İsevilik ve Hıristiyanlık bulanık dururken,
Kuran -İslam-Ali-Muhammed ve Şiilik mirası çok açık duruyor Şeriati için..

EY ALİ ,
ALLAH,
ÇİFT YÜZLÜ JANUS MU DEMİŞTİN SEN DE,
DÖNDÜN MEVLANA GİBİ DE
PERVANE MİSALİ,
Mocahidin Hanifinejadı,

niye beklettin saatlerce gelmedin..
marksist fedailer sana şehadet söylevini mi çektirdi,
millici Musaddık için kendinide feda ettin Ali,

Katolik kız Solanga kimdi?
öldüğünde 22 yaşında,
denizde boğuldu deyip-denizde neyi aradın Ali?
SONSUZLUK değil miydi aradığın?
Prof Chandal kimdi-varoluş kaygısının yazarı..
söyle Ali Homeyni dini liderimiz-Mosaddık milli liderimiz dediğinde,
neyi kastettin..
Motaharri,
yıllar sonra irşadın kapısında,
değişik karakterlerden insanları görünce,
sana hışımlandı neden?
ısrarla savaka, niye öze dönüş kitabını yazdın..
niye medeniyet ve modernizmde Kürt dedinde-Öze dönüşte Türk dedin?
Gom MEDRESİNİN İLERİCİ RUHANİLERİ SANA DESTEK VERDİ NİÇİN?
hani sen din adamı karşıtıydın?
Ali neye özlem duydun Ali söyle?