Zevk deyince

“Dayatmamak, bir hedefe kilitli kalmamak (isterse bu özgürleşme, aydınlanma olsun fark etmez), şu anda sana ulaşan tüm aydırma fırsatlarını denemek ve bundan zevk almak, evet kesinlikle o lanetlenmiş zevki inadına almak ve ötesine karışmamak lazım. Karışırsan da bi halt geçmiyor insanın eline.

İnsanlar zevk deyince bunu düşkünlükle, sefahatla  ve bilimum yasaklanan şeylerle karıştırır, oysa bu tamamen farklı bişeydir evet belki onları da kapsayabilir ama o olmaktan çooook uzaktır. Buradaki zevk, keyfini damarlarına hücrelerine kadar hissetmektir, özünü masetmektir özüne. Yaşamak budur işte.

**

Gerçekten de insan olarak anlam arayışı önde gelen güdümüz hatta tuhaf ama belki hayatta kalma güdüsünden bile baskın. Bu prototp yapılırken çok ince hesap yapılmışa benzer çünkü anlam arayışı ön sıraya konulmasaydı, çelişkiler, savaşlar ve diyebilirim ki birey olma bilinci asla gelişemezdi.
Önceki gece durduk yerde bir anlam krizi yaşadım (eskiden yılda bi kez ya da iki yılda bir yaşardım ancak son yıllarda hiç olmamıştı), sanırım kendini bi hatırlatmak istedi. Berbat bi duygu! Fakat ne kadar geçici olduğunu bildiğimden en iğrenç dip noktasına bile gülüyordum içimden. Dışımdan gülecek enerji yoktu sanırım. Sabah uyandım krizden eser yok! Hahahahahahaha gülmeye devam.

Kıskançlık illeti

“Sürekli birbirimizi aşağı çekmek yerine yüceltmeye çalışsaydık ne olurdu?” Diye soruyordu Richar Bach Hipnozcu kitabında.

Dünyanın vahşice ortalamaya çeken kanunu, insan uzvu üzerinden tüm zamanlarda devam etti. Benim merak ettiğim bu fizik kuralı başka boyutlarda mecburi midir?Yoksa sadece 3 boyut için mi geçerlidir.

Lafa gelince aşk&sevgi çığlığı atanlar, tapulu mal söz konusu olduğunda ömür boyu men cezası verdirebiliyorlar. Katolik nikahı devam ediyor derken haklı değil miyim?
Taraf değilim, işin iç yüzünü de pek bilmiyorum ancak dünyada hiç bir sporcuya doping nedeniyle ömür boyu ceza verilmemiş. Bu benim dikkatimi çekiyor tıpkı dünyada hiç bi yerde olmayan %10 barajının burada olması gibi, yamyamca bi şey bu.

İnsanlık tarihi, mu-atlantis, yecuc-mecuc

İnsanlık tarihi, bilindiği gibi Adem’in yeryüzüne gönderilmesiyle başlamıştır. İlk insan ve ilk peygamber Adem, kendisine saygı gösterilmesi emrini tereddütle karşılayan Azazel’in tuzağına düşmüş ve cennetten çıkarılmıştır. Böylece Adem ve Havva, tek yeşil gezegen olan Dünya’da; cinlerle ve Sonsuz Yüce’nin lanetiyle iblisleşen Azazel’le birlikte yaşamaya başlamıştır.

Dünya’da çok uzun zamandan beri İblis’in de mensubu bulunduğu cinler yaşamaktaydı. Cinlerin ne zaman yaratıldığını ve Dünya’dan önce nerelerde; hangi gezegenlerde yaşadıklarını bilmiyoruz. Ancak çağın gelişen ilmi verilerine ve İslam kaynaklarına dayanarak bazı tahminlerde bulunabiliriz. Cin toplumlarının da insan toplumları gibi imtihan edildiklerini, İslam’dan saparak zalimleştikleri vakit uyarıcı gönderildiğini; uyarıcı Hak Elçilerini öldürmeye kalkışarak, aynen müşrik-zalim insan kavimleri gibi helak olduklarını biliyoruz.

Neden çok tanrı olamaz?

İlkokuldan beri “neden tek tanrıya inanıyoruz” sorusuna hep şu örnek verilirdi din hocaları tarafından. “Nasıl bir köyde iki muhtar olmazsa, bir ailede iki reis olmazsa veya bir ülkede iki başbakan olmazsa iki tanrı da olmaz. Çünkü bunların birinin dediğini diğeri onaylamayacak aralarında kavga edeceklerdir.”

Bu örneklerin ve buna inananların dayandığı iki temel var. Birincisi tek bir otoriteye bağlı olma isteği. İkincisi ise tanrıları insanlar gibi görmeleri. Yani buna inanan veya bunu savunan insanların tanrıları tıpkı insanlar gibi kavga edip, sorun çıkarabilen, (nasıl bir üstün bilinçse artık) öfkelenip küsebilen tanrılar hayal ediyor ki böyle bir şeye olasılık tanımıyor.

Çocuk Kitapları Yazmak

“Çocuk kitapları yazıyorsunuz değil mi?”
Evet anneciğim
“Kitaplarınızı çok beğeniyorum-gerçek kitaplarınızı yani; çocuk kitaplarınızı okumadım tabii!”
Tabi babacığım.
“Arada bir de basit(!) şeyler yazmak rahatlatıcı olmalı.”
Tabii basittir çocuklar için yazmak. Onları yetiştirmek kadar basit. Bütün yapacağınız, seksi çıkartmak ve küçük kısa kelimeler, küçük salakça fikirler kullanmak, çok korkunç olmamak ve mutlu bir son olmasına dikkat etmektir.Tamam mı? Kolay. Hemen yazın. Haydi. UGH

Ursula Hemşiremiz çok haklı, ben yazamadım. Dört yıldır hazırlık yapıyorum, cesaret biriktiriyorum ama daha kaç yıl geçecek yazabilmem için bilemiyorum. Belki de onlara hitap edebilmeye hiç bi zaman yetkin olamayacağım, ya da bi gün aniden sevinçle şakıyacağım. Doğrusu tam bir muamma şimdilik.