Bu fikirler aklınıza nereden geliyor?

Genel bir kural söylemem gerekirse, başlangıç aşamasının dış bir olay tarafından harekete geçirilmesi mümkün olsa da, bu aşama zihnin dışında bir yerden gelmez; bilinçli zihnin fark edemeyeceğiruhsal içeriklerden, GarySnyder’in nefis deyişiyle “kırılmış”içsel ve dışsaldeneyimden kaynaklanarak zihinde doğar.

… Ben, yani yazar, yapıtımı yeniden okuduğumda ve onu gözden geçirmeye, yeniden biçimlendirmeye, düzeltmeye oturduğumda okurumun farkında olmam, onunla işbirliğine girmem uygun ve sanırım gereklidir. hatta sırf iman gücüyle onların, o bilinmeyen, belki de doğamamış kişilerin, sevgili okurlarımın gerçekten var olacaklarını iddia etmem gerekir. yaratıcı anın kör, güzel kibrinin incelmesi, kendini fark etmesi, açık görüşlü bir hale gelmesi gerekir. sorular sormalıdır, mesela:bu gerçekten benim söylediğimi sandığım şeyi söylüyor mu? söylediğimi sandığım her şeyi söylüyor mu? işte bu aşamada kendimin, yazarın okurlarla olan ilişkisini doğasını, yapıtında sergilenen haliyle sorgulamam gerekebilir. Okurlarımı itip kakıyor, yönlendiriyor, onlara üstünlük taslayıp gösteriş mi yapıyorum? onları cezalandırıyor muyum? birikmiş ruhsal zehirlerim için onları çöp tenekesi olarak mı kullanıyorum? ya söylediğime inanırsınız kahrolasıcalar ya da görürsünüz gününüzü mü diyorum? onlarla körebe mi oynuyorum, peki bundan hoşlanacaklar mı? onları korkutuyor muyum, peki amacım bu muydu? onlara ilginç gelecek miyim, yanıt olumsuzsa ilginç gelmeye çalışmam gerekmez mi? onları eğlendiriyor, onlarla şakalaşıyor, cezbetmeye mi çalışıyorum? Oynaşıyor muyum? Hipnotize ediyor muyum? Onları benimle birlikte çalışmak üzere yapıtıma davet ediyor muyum, kışkırtıyor muyum, çekiyor muyum- benim tasavvurumu tamamlayan kişi olmaya, okur olmaya çağırıyor muyum onları?
Çünkü yazar tek başına yapamaz bunu. Okunmayan öykü öykü değildir, kağıt hamuru üzerine düşmüş küçük kara işaretlerdir yalnızca. Okur, okuduğu zaman canlandırır onu: yaşayan bir şey, bir öykü kurar.

Olasılıklar Evreni

Termodinamiğin kanunlarını bilirsiniz. Bu kanunların sonucuna göre şöyle bir cümle kurabiliriz.

“Düzensizlik ya değişmez ya da artar.”

Her ne kadar bir kesinliği içerse de aslında durum tam olarak bu değildir. Basit bir örnek üstünden gitmeye çalışacağım.

Odanın bir köşesine konmuş içinde Klor gazının bulunduğu ucu açık bir tüp düşünelim. Tüpün içinde bulunan klor gazının odaya dağılıp dağılmaması durumunu bu kanunlar ışığında düşünelim. Termodinamiğe göre entropi artışı olacak ve klor gazı mutlaka odaya yayılacaktır.

Oysa durum tam olarak böyle değildir. Klor gazının odaya yayılması sadece bir olasılıktır. Fakat tüp içinde kalma olasılığı yayılma olasılık dağılımına göre çok daha düşük olduğu için gerçekleşmesi ihtimali zordur. Ama imkansız değildir.

İHTİRAS

Lezbiyen düşünceye sahip değilken şuan kadınlara ilgim var. Bunu önleyemiyorum. Bu ihtirasın nedeni nedir? Sexte arayış mı ? Doyumsuz ruhum farklı şeyler mi istiyor? Yoksa lezbiyen mi oluyorum? Güçlü erkeksi bir kadının yatağında uzanıp sadece acaba şimdi ne yapacak diye düşünmek istiyorum. Yada ürkek bir genç kadına hayatında yaşayacağı en doyumsuz deneyimi yaşatmak istiyorum. Bu konuyu tartışmaya açıyorum. Sizce bunu yapmalı mıyım? yoksa bastırmalı mıyım? Bu ihtirasa yenik düşmek beni tamamen lezbiyen yapar mı?

Amerikalılar Ejderhalarden Neden Korkar?

“Peri masalları çocuk işidir. Benim vaktim yok”
Konuşan kim? Kim büyük bir özgüvenle, Savaş ve Bariş’ı, Zaman Makinesi’ni, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı kapı dışarı ediyor? Korkarım sokaktaki adam – çalışan, otuzun üstündeki Amerikalı erkek- ülkeyi yönetenler yani.
Bütün bir kurmaca sanatını böyle reddetmek birçok Amerikan özelliğiyle bağıntılıdır; Puritenlik, çalışma ahlakımız, her şeyden kar etme zihniyetimiz, hatta cinsel değerlerimiz.
Savaş ve Bariş’ı veya Yüzüklerin Efendisini okumak “iş” değildir – sadece zevk için yapılabilir bu. Eğer buna bir ‘eğitim’ ya da ‘kendini geliştirme ‘ değeri de yakıştırılamıyorsa, o zaman Puriten değerler sisteminde, bu olsa olsa kendi içine kapanma ya da kaçıştır. Çünkü Puriten için zevk bir değer değildir, tam tersine günahtır.

Bilinmeyen Jung-2

Bilinç, bilinçdışını arar, tıpkı aydınlığın karanlığı, mantığın da mantıksızlığın heyecanı ve telafisini araması gibi.

Kavranamaz düşünceler ve duygu durumları, psikosomatik hastalıklar ve daha bir çoğu zihnin denge ve telafiyi kabul etme isteksizliğinin sonucudur. (Bilinmeyen Jung)
Eril ve dişilin sonsuz kör dövüşüdür bu anlatılan. Erkek, kadını mantıksız, anlaşılmaz bulur ama onsuz da yapamaz, hatta öyle ki ölür!
İçgüdüsel eğilimlerimiz onların mekanizmalarını tanıdığımızda çok daha naif görünüyorlar.