HOŞ GELDİN MAVİM

hoş geldin mavim
cehenneminde gelincikler açmış
açıktır kapım
kokunu aldım
bin yıllardır susuzum
büyüyen çığlar gibisin
ömrüme ömür
bedenime can
damarıma kandır öpüşlerin
sevmelerime yasla başını
çöller yağmura muhtaçmış
bin yıllardır beklediğim çiy damlası gibi düş yüreğime
kirlenmiş varlık’ların var’larını süpür
tarihin yüzünü aşk ile yıka
istemem senden gayrı hazine
bir ateş yak dağlarında yüreğinin
Demirci Kawa yeniden doğsun
dehle Dehak’ları, sür yurdundan
gürül gürül gökyüzü sevda yağsın

hoş geldin mavim
yazmamın al oyası
kalemimden adın düşüyor
sayfalar gökkuşağının yedi rengi
adı konmamış şiirler adadım sana
ömrümün iklimleri maviye çalar
güneşin dağlarıma şavkımış
karlar eritmiş
bahar getirmişsin
yitirilmişlerimiz
yarım kalmışlarımız adına
ne var ne yoksa senden öte
senden yana
sevdaya dairleri heybende getirmişsin
namus borcum
yazgımdır iki kaşının arasından öpmek
hükmü verilmiş
eğ başını dudaklarıma
karayağız bakışın Anadolu’m
gülüşün biçilmemiş başak
sevdanın dili anadilim
türküler seni söylesin
teller seni inlesin
dört bir yandan sarayım yüreğini
hasreti kalmasın umudun

Radyolar, YENİ’den DOĞAnlar

Günaydınlar, aslında bi zamandır metro fm e sardımdı ama bugün farklı bi kanal dinleyeyim dedim. Zaten her gün epey bişeyi şeyi farklı yapıyorum (unutursam hatırlatıyorum kendime). Bi zamanlar (18 yıl önce) adada yaşarken ve yanımda küçük pilli bi radyo varken bi yerel istasyonu çok sevip dinlerdim. Bi gün deniz bisikletimle bi saat pedal çekip Fethiyeye gittim, radyonun yayın yaptığı yeri bulup şahsen teşekkür ettim. Sonra onlar da bana bi program yapmamı teklif ettiler. Uzatmayayım ben de Özgür Radyoda haftada bir “adım adım” diye bi program yapmaya başladım. Üç ay sürdü, sonra da radyo radikal söylemlerinden dolayı kapandı. Oysa ben çaldıkları alevi türkülerini çok seviyordum. Neyse, ilk programımda oldukça heyecanlanmıştım çünkü öylece ağzının ucunda duran siyah bi topa (mikrofon), o sanki yüzlerce kulakmış gibi konuşabilmeyi hissetmek zordu. İnsan bi şekilde teması, yansımayı duyumsamak istermiş orada bilfiil yaşarak öğrendim. http://www.joyfm.com.tr/live/ Gününüz harika geçsin frekanslarrrrr

Peki bu sana ne hissettirdi?!

Dün gece eğlenceli bir film izledim. Konu, kuşak çatışmasına modern bir bakıştı.

Bir ara ana-kız (ki çatışma onların arasındaydı) bilge bir çinli teyzenin büyülü kurabiyeleri ile beden değiştirdiler! Ve birkaç gün birbirlerinin hayatını yaşamak zorunda kaldılar. Anne bir psikiyatr olduğundan onun seanslarına annesinin bedenindeki onaltı yaşındaki kızı girmek zorunda kaldı.

Tabi bu onu çok korkutuyordu, bunu yapmak istemedi ancak onaltı yaş bedenindeki annesi “yapmalısın” dedi “kolay olacak, kimse anlamaz iki günde. Sadece onları dinleyeceksin, sustuklarında ya da konu çıkmaza girdiğinde; peki bu sana ne hissettirdi? diyeceksin! “.

Yaşam nasıl Oluştu?

Yasam nasil olustu? Tek kisilik BAK oyununa verilen cevapti 14.10.2011

Cevap sağ üst köşedeki kırmızı ile başladı ve aşağıya indi, sonra orta üst ve alt ve ikisin ortası, sonra birden sol ortadaki boğa başı belirdi ve çevresi doldu. Ben aracıydım, ressam filan değilim bildiğiniz gibi. Bu resim, çocuk boyaları ile resim defterine yapılmıştı 🙂

Bu arada resmi cep tlf nu ile sandalyenin üstüne çıkıp çektim :))))

ErsinK: Nesini beğendiğimi söyleyeyim: Senin hayat sevincini, bunu öyle ya da böyle maddeleştirme hevesini ve paylaşmak isteğini beğendim, beğeniyorum. Kendini ve hayatını severek paylaşıyorsun! Teşekkürler tekrar tekrar!

illegal hüzün

‎…
göğsümden yeşeren
kış çiçeği
…
yasal değil bu mevsimde
gözyaşlarını
serbest bırakmak
adamı: ufacık deliğe tıkarlar.
…

Sonra anlat derdini
ancak kahve fincanlarına
bir umut falında
memleket kokuları çıkarsa
yasemin dalında..

Bulutlara sarılmanın
tam zamanı, alçak
epey
bu mevsimde trabzon’da
bulutlar.
‘onlar yaptı!’
‘olmalı!’

Ey kara gölgeler diyarı:
seni de alır altına
masal perilerimin
yemyeşil kanatları…
…