SKRUPULOSİTE *(Dini Tip Obsesif Kompulsif Bozukluk)

Çünkü Tanrı yaptığımız her şeyi gözler…

Kendinizi Sınayın
– Dindar mısınız?
– Gerçekten dindar mısınız?
– Biraz daha muhafazakâr giyinmeniz gerekmez mi?
– Cehenneme gideceğiniz kesin mi?
İç Ses
İsa’yı kalbinde taşımayı unutma. Lütfen, iyi ve kutsal olan her şeyin adına, İsa’yı kalbinde taşı! Dikkatinin dağılmasına izin verme. Bu dünya tam bir günah ve kötülük batağı. Şeytan her köşe başında seni çelmelemek için bekliyor. Şeytandan söz açılmışken, köşeden gelen şu kıza bak. Bu kadar kısa bir etek giyecek kadar ahlaksız olduğuna inanabiliyor musun? Utanılacak şey. İşte bu tür şeylerden kaçınmalısın. Baksana, üzerinde sanki hiçbir şey yok gibi…
Ah, hayır. Yargılıyor muydun, yoksa sadece bakıyor muydun? Kalbinden şehvet duyguları geçti mi? Pekala, şehvete kapılmış gibi görünmüyorsun. Antipati duygusu sadece. Fakat bekle – antipati Hristiyan erdemlerinden biri değil. Antipati şeytanın araçlarından biri! Kalbinin, o fazlasıyla kısa eteği giymiş ve yanlış yola sapmış genç kıza duyduğun sevgiyle dolup taşmalı, şehvetle değil.
Şu haline bak. Beş dakikalığına bile şehvet duygusunu kafandan atamazken kalbinde İsa’yı taşıdığını nasıl iddia edebilirsin? İsa ne düşünecek? Sen olsaydın kendin hakkında ne düşünürdün? Dur, kendini İsa’yla, Efendinle, Kurtarıcınla mı kıyaslıyorsun? O mini etekli ve harikulade bacaklı bahtsız kızdan bin kez daha kötüsün! Hemen günah çıkarmaya gitsen iyi edersin. Oradan geliyor olman bir şey değiştirmez. Dön ve tekrar git. İsa senin korkunç, o çok korkunç günahların için çarmıhta can verirken zahmete girme kaygısı taşıdı mı sence?
Tanı
Skrupulosite esasen aşırı dindar davranışlarla tezahür eden bir obsesif Kompulsif bozukluk tipidir. Kendinizi, Tanrının sizi günahkâr olarak yargıladığı, her hareketinizi gözlemlediği ve cehenneme biletinizi kesmek için tökezlemenizi beklediği korkusuyla boğuşurken bulursunuz.
Skrupulositeden mustarip olanlar Tanrıyı çeşitli şekillerde gücendirdikleri sanısına kapılırlar, dindar eylemleri gerçekleştirirken bile. Daha mı çok mum yakmalıydın? Muhtemelen. Az önce İncil dükkanında çalışan güzel tezgahtara dair pis bir düşünce mi geçti içinden? İsa’nın senin günahların için çarmıha gerildiğinde çektiği acıyı hissedebilmek için elinden geleni yapmana rağmen? İşin bitti senin. İsa’ya kendini nasıl affettireceksin? Daha çok mum yakarak mı? Mumlar yeterli olacak mı? O dükkana bir kez daha gitmeyi göze alabilir misin?
Skrupulosite genellikle suçluluk konusunda uzmanlaşmış olan Katoliklerin bir sorunu olarak algılanır, ancak yiyeceklerin kaşer (Yahudilikte din esaslarına göre hazırlanmış yiyecekler) olmasına özen gösteren dindar Yahudilerin bu konuda birinciliği kimseye kaptırmayacaklarını da eklemek gerekir.
Nedenleri
Sanılanın aksine, çoğu skrupulosite vakası dine aşırı düşkünlükten kaynaklanmaz; saplantılı kişiliklerden kaynaklanır. Zihniniz fena halde size işkence edebileceği bir şeyler bulmak ister ve dindarsanız bu gayet iyi iş görür. Belki hepsinden daha da iyi. Din binlerce yıldır psikolojik işkence aracı olarak kullanıldığına göre.
Diğer obsesif Kompulsif bozukluklar gibi skrupulosite, ruh halini, uykuyu, iştahı ve diğer işlevleri düzenleyen bir nöro-transmitter olan serotonin dengesizliğinden kaynaklanır.
Tedavi
Skrupulosite eğilimlerinin belli antidepresan ilaçlara yanıt verdiği biliniyor. Hastaya, saplantılı düşüncelerini bozukluğun bir işlevi olarak kabullenmeyi, nedeninin anlamayı ve geçmesini beklemeyi öğreten maruziyet ve yanıt önleme terapisi de olumlu sonuçlar vermekte.
Hiçbir ciddi dini örgüt skrupulositeyi sağlıklı bir dinsel ifade olarak kabul etmez. Bu yüzden kiliseler, sinagoglar, aşramlar, zendonlar ve Scientology dernekleri bu konuda rehberlik hizmeti sunar. Her büyük inancın özünde merhamet felsefesini yattığını unutmamak gerekir.
Ya da bütün yüreğinizle dua edip Tanrının sizinle ilgili fikrini değiştirip değiştirmeyeceğini kendiniz görebilirsiniz.

Paranoyak – Ruh Sağlığından Şüphe Duyanların El Kitabı

Pek çoğumuz, kendine itiraf edemese bile, ortaya çıkmak içni fırsat kollayan bir deliliği olduğuna inanır. Kimi kötü ruhlu ikizinin şerrinden korkar, kiminin penisi çalınacak diye ödü kopar. Kimi annesinin gizil bir robot olduğundan şüphelenirken, kime güne Fransız aksanıyla başlar. Bazıları akşam yemeğini İngiltere Kraliçesiyle yediğine yemin ederken, bazıları çoktan ölmüş olduğuna yürekten inanır. Bazısı elma tadındaki perdelerin masmavi bir Çarşambaya çok yakıştığını düşünürken, bazısı ilgi görebilmek için kolunu kesmeyi göze alır. Bazılarının ruhu bedenine sığmazken, bazılarının elleri arabaya sığmayacak kadar kocamandır.

Sadece o kadar mı? Peki ya fırından yeni çıkmış nefis bir turta yerine tebeşir yemeği tercih eden Pikkalar? Ya da karısını lezzetli bir biftek gibi gören Windigolar?
Paranoyak kitabı, en yersiz obsesyonlardan en imansız psikozlara kadar nedenleri ve tedavi önerileriyle, birbirinden tuhaf 45 ruhsal bozukluğu tanıtıyor. Aslında “İç Ses”lere bakacak olursanız, her hastalık kendini anlatıyor.

I Have Nothing to Say and I Am Saying It

http://www.ubu.com/film/cage_masters.html

İlginç. Tabi müzik eğitimim olmadığı için ana temayı anlamamış olabilirim fakat bu adamın yaptığı şeyler, çocukluktan beri özellikle yalnız kaldığımda ve bilinçsizce yaptığım şeylere çok benziyor. ))) Buna ilaveten ses çıkarmadığı halde, havada hareket yaratarak (çoğu kez elimle ya da bi eşyayla) onun bedenime ya da yüzüme çarpışını da dinlerim. Oysa sesi yoktur fakat neden böyle tuhaf bişey yaparım bilmem.

Ben Bu Cihana Sığmazam

Gönül Ehlinden sayfalarımızda “Ben Bu Cihana Sığmazam” başlığıyla yayınladığımız, günümüzden yaklaşık altı yüzyıl önce “Nesimî” hazretlerinden dile gelen dizeleri, bilebildiğimiz kadarıyla Tasavvuf ve Bilim bakışıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışalım bu yazıda.

Seyyid Nesimî hazretleri, bu muhteşem dillenişte, “ben” diyerek işaret ettiğimiz “zat”ın özelliklerini, insan bilincini evrenselliğe yönelten coşkulu bir tarzda, benzetme ve karşılaştırmalarla —bu suretle hem teşbih hem tenzihi bünyesinde barındıran “tevhid” lisanıyla— anlatır. Böylece insana kendi hakikatinin farkında olmasının kapılarını açar. Nesimî’nin, ikiliği ortadan kaldırarak her şeyi içselleştiren ve zatında gören “ben” tarifi, hiç bir şeyle kayıtlı olmayıp, bütün tanımlamaların ötesindedir. Bu bir bakıma, “yerlere ve göklere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım” kudsi hadisine tam kalp ile şüphesiz imanın dillenişidir.

Küçük Prens ve Baobab-2

Öyle ya, Küçük Prens’in gezegenin, her gezende olduğu gibi, faydalı otlar da, zararlı otlar da vardı. Elbette ki faydalı otun tohumu faydalı, zararlı oyun tohumu zararlı olur. Ama tohumlar görülmez, toprağın altında uyurlar mışıl mışıl, ta ki günü birinde birinin aklına eser, uyanır. O zaman da gerinir, güneşe doğru incecik, sevimli ve zararsız bir filiz sürer ürkekçe. Bir turp ya da bir gül filiziyse bu, varsın istediği kadar büyüsün. Ama zararlı bir bitkiyse, onu görür görmez koparmak gerekir. Küçük Prens’in gezegeninde korkunç tohumlar da varmış.. Baobabsa öyle bir bitki ki erken davranmazsan, bir daha baş edemezsin onunla. Gezegenini baştan başa sarar, köyleriyle delik deşik eder. Hele gezegen küçük, baobablar da çok olursa, çatlatır gezegeni.
Küçük Prens daha sonra: “Bu, bir kendini disipline etme işidir. İnsan her sabah elini yüzünü yıkadıktan sonra, gezegenine çekidüzen vermelidir. Baobablar filizlenirken gül fidanlarına çok benzerler. Onun için, birini öbüründen ayırt etmez, hiç vakit kaybetmeden baobabları söküp atmayı iş edinmeli. Oldukça sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay.”