Öyle ya da böyle -1

Öğretme arzusu, paylaşma zevkini tadmak içinse ve aslında içeriği pek ciddiye alınmıyorsa hoş görülebilir bir sapınçtır. sa

**

Öykücünün olayın etrafında dört dönüşü amaçlıdır (kendi bilmese de içindeki bilgelik ya da Tin ona bunu yaptırır), çünkü o söylemek istediğini dinleyenlerin zihnine değil yüreğine gönderme çabasındadır. Bu sebeple atmosferi dinleyenin içine yerleştirmekle başlar önce, onu iyice sersemletir, hatta uyuklatabilir bile, sonra aniden keskin vuruşunu yapar. sa

**

Tek Tanrılı dinler ve uzun bir süre boyunca bilim, birey bilincinin (eril ilkenin) kendi ayakları üzerinde durabilmesi için planlanmış bir manevraydı (çünkü deli Dumrul henüz hamdı). Kuantum fiziği ile eril ilkenin dayanıklılığı test aşamasına geçti. sa

**

“Haklı çıkma” gayretini,  ”kendine önem verme” olgusuyla eşleştirmek çok kolay ve fakat fazla kestirmeden gidiş gibi geliyor bana; çünkü zaten insanın yaptığı hemen her edim “kendine önem verme” sebebiyledir ve bu da “birey olma” çabasının yan etkisidir doğal olarak. Basit bir örnek vermek gerekirse, elinizde kendi gücünün farkında olmadığı için başka güçlerin hegomonyasına girmiş bir “hasta” var ve siz doktorsunuz, ona hemen bir reçete yazıyorsunuz: BO (Birey Ol) 3×1 … Güzel ve fakat her ilaç gibi bunun da sayısız yan etkisi var! sa

**

Tıpkı kilim dokuma mekiği gibi bir geriye bir ileriye fırlatarak kendimizi dokuyor ve aslında olmayan bir kişisel tarih oluşturuyoruz, yoklukta hayali bir ada gibi beliriyoruz. Okyanusta baş vermiş minik bir ada ! Hatta ada bile değil, yalnızca bir dalga, kabarıp baş vermiş su! sa

**

Bilim yönteminin “genelleştirme” kıstasını yoğunluklu olarak kullanışının da bir sonucu olarak ortalamanın dışına atılan, görmezden gelinen bazen de hatalı üretim gibi görünen bölük pörçük unsurlar, dünyada bir yandan gelişmekte olan “kendini özgürce ifade etme” rüzgârından (yeşilci ve hümanist akımlar) yararlanarak kazan kaldırmaya başladı. Dikkate alınmayan bu olasılıklar, gerek dıştan (terör, aykırıcılık, anarşi, fantastik, bağnazlık vs) gerekse içten (toplu olarak nevroz diye nitelendirilebilecek) insanlığın toplu rüyasını ve ASILlarını tehdit eder oldular. sa

**

Korkunç bir bilgi bombardımanı altındayız, bilgi işlemeye vakti yok büyük çoğunluğun, hatta bırakın işlemeyi hatırlamak bile imkansız çoğu kez. Oysa bu bilgilerden herhangi biri bile (örneğin plasebo) bir insanın tüm hayat kalitesini değiştirebilir. sa

**

Öğrendiklerinizi yaşamınızın tümünde ve güncel ilişkilerinizde bulun! Bulmacanın çözülmesi bu eyleme bağlı! Sol ve sağ beyinleriniz arasında düzenli bir ağ ilişkisi geliştirmelisiniz. sa

**

Mutlak bilme hali öğrenme gerektirmez eğer bu haldeki kişi ne bildiğini biliyorsa. Bilmeden biliyorsa durumu dişil bilinç halidir ve bu durumda ne bildiğini öğrenmesi gerekebilir. Ki bu işlem kendisindeki eril bilinci aktive eder. sa

**

Korku…

Arkadaşlar
Zaman zaman mail kutularımıza dostlarımızdan gelen iletilerde bizi teyakkuza sokan içerikler okuyoruz. Her hangi bir alanda son derece dikkatli olmamız gereken öyküler; olaylar anlatıyorlar…
Bu tür olayların gerçek oduğunu düşündüğünüzde tüyleriniz ürperiyor.
Gerçek olmadığını düşündüğünüzde ise bir soru ve sorular zinciri beliryor kafada;
– Neden bu tür mailler geziyor ortada?
– Adres tolamak için bu tür maillerin kullanıldığı söyleniyor, bunun gerçeklik payı nedir?
– İnsanların insanlarla dayanışma yardımlaşma ilişkileri mi köreltilmek isteniyor yoksa?
– Toplumun dokusuna bir müdahale mi bu?
– İnsanların serbest atomlar haline gelerek birbirlerine olan güvenlerinin yıkılmasının bir yöntemi midir bu?
Aşağıda bu sabah aldığım bir maili paylaşacağım ama sizlerin bu tür iletiler ve ayrıca organ mafyası hakkındaki bilgilerinizi paylaşmanızı dileyeceğim.
Bu sabah gelen mail:

Lütfen sevdiğiniz/sevmediğiniz herkese ulaştırın! Benim tüylerim ürperdi

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz yaaaa…

Yaşanmış bir öykü…

Bir genç cumartesi gecesi bir partiye gidiyor.

Çok eğleniyor, birkaç bira içiyor

Partiden tanıştığı bir kız ondan çok etkilenmiş görünüyor ve onu başka bir partiye davet ediyor

Hemen kabul ediyor ve diğer partinin gerçekleştiği yerde birkaç bira daha içiyor ve daha sonra anlaşıldığı üzere birileri buna uyuşturucu veriyor
(hangi uyuşturucu olduğu blinmiyor).

Daha sonra bu genç uyandığında içi buzla doldurulmuş bir küvette Çırılçıplak olduğunu anlıyor.

Hala içkinin etkisinde olduğunu hissediyor ve etrafına baktığında yalnız olduğunu anlıyor, etrafına bakıyor göğsünde rujla yazılmış bir kâğıt olduğunu fark ediyor

Kâğıtta şöYLE yazıyor:’112’yi ara yoksa öleceksin!’.

Küvetin yakınında bir telefon görüyor ve hemen 112’yi arıyor

Ama nerede olduğunu, ne içtiğini, kimlerle olduğunu bilmediğini söylüyor

Operatör hemen ona küvetten çıkmasını ve bir aynanın karşısına geçmesini söylüyor

Genç, göğsünde hiçbir anormallik görmüyor ama Operatör sırtına bakmasını söyleyince, sırtında 2 tane büyük yarık olduğunu fark ediyor.

Bunun üzerine operatör, onun tekrar buz dolu küvete dönmesini ve orada ambulansı beklemesini söylüyor

Hastanede yapılan incelemeden sonra, onun 2 Böbreğinin çalınmış olduğu anlaşılıyor Her bir böbrek karaborsada 10.000 Dolar ediyor
( gencin bundan haberi yok tabii ).

Daha sonra anlaşıldığına göre:

  1. parti tamamen sahte, bu işe karışan insanların çok iyi tıbbi bilgileri var ve verilen uyuşturucu eğlence amacını içermiyor

Şu anda bu genç hastanede, onu yaşamda tutan bir alete bağlanmış durumda ve hala dokularına uygun bir böbrek bekliyor

Mafya profesyonellerle çalışıyor

Büyük şehirlerde aktif durumda çok böyle grup olduğu biliniyor

New Orleans, New York ve bir söylentiye göre İstanbul ve Ankara’da da faaliyet gösteriyor

Bu mafya çok iyi örgütlenmiş ve finanse edilmiş.

112 bu suçu artık tanıdığından dolayı, kişileri hemen aynaya yönlendirerek, olayın boyutunu anlamaya çalışıyor

Lütfen bu hikâyeyi tanıdığınız herkese anlatınız

bu herkesin başına gelebilir

Hukuk Fakültesinde okuyan bir arkadaşımdan dün bir Çay muhabbeti
esnasında bunu dinledim

Sultanahmet civarında bir çay bahçesinde oturuyormuş Bir çay söylemiş.

Yan masaya iki adam oturmuş ve onlar da çay söylemişler

Çaylar gelmiş, çayı 2 adama uzatan garsona, adamlar ‘yok’ demişler, ‘delikanlıya ver’, daha önce geldi kendisi’

Delikanlıyla ‘yok, siz için’ vs. gibisinden ufak Şakalaşmalar olmuş

Çaylar yudumlanırken 2 adam yemekte oldukları Bisküvilerden delikanlıya uzatıp ‘buyurun, alın’demişler

Delikanlı da kıramamış ve birkaç tane alıp yemiş.

Daha sonra otobüsüne binmek için oradan kalkmış

Otobüse bineceği sırada uykusu gelmeye başlamış, etrafına baktığında çay bahçesindeki adamların kendisini izlediğini fark etmiş ve telaşa kapılmış

Çoğu kimsenin bildiği, Hukuk Fakültesi öğretimüyelerinden birinin de anlattığı bir 911 vakası aklına gelmiş: ( Böbrekleri çalınan birisi ).

Her neyse…

Hemen kendisini alması için arkadaşına telefon etmiş.

Arkadaşı gelmiş ve hastaneye gitmişler.

Doktorun sözleri: Eğer eve gitmiş olsaydın bir daha uyanamazdın.

Çünkü sana verilen uyku ilacı dozajı öldürücü düzeyde!’

Bence mümkün olduğu kadar forward edelim!!!!

Psk. Emel Kalınkılıç NOT: Kendinizi, sevdiklerinizi, yakınlarınızı düşünün!

Olacak şey değil demeyin… !!! Bilgilerinize. .. Okuyun ve tanıdıklarınıza da anlatın.

   YER ISTANBUL.... 

   Bir genç deniz kenarında, bankta yorgunluğunu atmak  için  oturmaktadır.

   Bir müddet tek başına oturduktan sonra 20–22 yaslarında baksa bir genç yanına gelerek bankın diğer ucuna oturur. 2-3 dakika sonra bu gencin  arkadaşları olduğu anlaşılan iki akranı daha gelir ellerinde 3  bardak  çayla...

   Gençler birer bardak kendileri alırlar ve 3.bardağı  daha önceden gelip oturmakta olan diğer arkadaşlarına ikram ederler..  Fakat yoğun ısrarlara rağmen arkadaşlarına çayı  sevmediğini zaten bildiklerini, bu yüzden de o çayı boşa  aldıklarını  söyleyerek reddeder...  O zamana kadar hiç bir diyaloga girmedikleri arkadaşıma dönerek: 'yaa hocam bu çayı aldık ama arkadaş içmeyecek... bari  sen  iç de israf olmasın' derler..

İlk basta reddetse de ısrarlara dayanamayıp çayı alır ve içmeye baslar..

Bu arada 3’lu, ne kadar yan yana olsalar da arkadaşımdan bağımsız olarak koyu bir sohbete dalmıştır.. çayın sonlarına doğru baş dönmesi hissetmeye başlar, tabii o an anlar başına bir bela aldığını.. üçü ise sohbetlerine bununla ilgilenmeden hala devam etmektedirler. .
Baş dönmesi ve halsizlikle olduğu yerde durmaktadır. . Bir an kendine gelip bunlardan uzaklaşması gerektiğini düşünerek ayağa kalkar ve biraz ilerdeki otobüs durağına zorda olsa varır..

Fakat 3’lu de bununla birlikte harekete geçmiş ve durağa gelmiştir…
Otobüse binip koltuğa oturduğunda üçü de otobüse binip bunu rahatça görebilecekleri bir yere oturur..

Fakat bu arada artik neredeyse bilincini kaybetmek üzeredir.. Büyük bir gayretle cep telefonunu çıkarıp (teknolojinin gözünü seveyim) arkadaşını arar, başına böyle bir iş geldiğini, o an otobüste olduğunu,falanca durakta ineceğini söyler..

Durağa geldiğinde iner ve arkadaşının kucağına bayılır. . Arkadaşı ise bununla beraber inen 3’lüden şüphelenir. o an orda devriyede bulunan polise durumu bildirir Birlikte hemen bir taksiye binip hastaneye giderler..

Acilde doktorlar imdada yetişir ve arkadaşının yanına gelerek:
Arkadaşın intihar mı etti?’ diye sorar. Neden böyle bir şey sorduğunu sorar doktora. Doktor; ‘ aşırı dozda ilaç almış. Gecikseydiniz kurtaramayabilirdik ‘ diye cevap verir..

İşin daha ilginci ve can âlici noktasıysa bunların yakalanamaması bu 3’lünün ORGAN MAFYASI çetelerinden olduğu anlaşılır

Yani hala ortalıklarda geziniyorlar.
İzmit depreminde ölülere musallat olan organ mafyaları, işi daha da ileri götürerek canlı insanların peşine düşmektedir… Bu yasanmış bir olay..
Herkesin çoluğu çocuğu ve yakınları var, özellikle İstanbul’ Ankara’ İzmir’ dikkat etsin…
Savaş, ekonomi, Kıbrıs derken hayatin detayları çok korkunç olabiliyor. Sağlıklı ve kazasız belasız günler dilerim..

   TANIMADIGINIZYABANCI KISILERDEN NE KADAR KALABALIK  BIR ORTAMDA

DAHI OLSANIZ KESINLIKLE YIYECEK, ICECEK V.S. KABUL ETMEYIN. ..

   ARTIK INSANLAR ÖLÜ -CANLI INSAN HAYVAN DEMEDEN ACIMASIZCA KATLEDİP PARAYA ÇEVİRMEYE BAKIYORLAR.. .

   BU MAİLİ TÜM SEVDIKLERINIZE, TANIDIKLARINIZA ILETIN. MAIL OKUYACAK DURUMDA OLMAYANLARA VE AILELERINIZE SOZLU OLARAK ANLATIN... 

   LUTFEN ÇOK DIKKATLI OLUN... 

GaziUniversitesi Tip Fakultesi
Prof.Dr.Murat SEVENCAN

Plaseboya devam

İnanç, ikna ve plasebo yazımıza (Tıklayınız) soru ve cevaplarla devam ediyoruz.

T. Plasebo asılın görevini yaptığına göre fark nedir?

S. Çok güzel bir soru, umarım cevabım da tatmin edici olur:

  1. Herhalde en büyük yararı, ASILın yan etkileri sebebiyle insanda oluşan bölük pörçük hatta bazen öngörülemeyen ve ASILa bağlanamayan hasarlardan kurtulunmasıdır.

  2. Asılları üretenler üzerinde ise “aracı” ya tapma olayını dengeler; çünkü bu kez asıllar üretirken bunların yalnızca “boşluğa basamak dizmekten” ibaret olduğunu anlarlar. Giderek birer birer insanlardan topluma da sirayet eder. Dıştan gelen deva yerine içten gelenin gücü ön plana geçmeye başlar. Dört elementin bilinçli varlıklar oluşu daha iyi anlaşılır ve bundan sonraki yapılanmamız onlarla aramızda doğrudan iletişim ile oluşur (muhtemelen ilk atalarımızın yaptıkları gibi).

Buradaki fikir plasebonun ilaç yerine kullanılışını baz alarak anlaşılabilir. Her ilacın yan etkileri var değil mi? Bazıları biliniyor bazıları ise bilinemiyor çünkü seneler sonra ortaya çıkıyor. İlaç, belli bir organ ya da hastalığı iyileştirici hizmet sunarken bedenin hatta tüm psişenin başka yönlerine kalıcı hasarlar veriyor.
Oysa plasebo yalnızca inancı kullanıyor ve yan etkisi yok 🙂
Bu açıklamayı metaforik olarak tüm diğer konular için kullanabiliriz.

T. Asılları anlatan “aracilarin” bizleri dogru iletisim yapmaktan engellediklerini söylüyorsun. Mutlak gercekligin olmadigi, bir adimin diger adima göre emin zemine basilmadigi bir yerde araci olmadan nasil “dogrudan iletisim” kurabiliriz? Hem dogrudan iletisim yapabilir miyiz? Peygambersiz bir inanc düsünebilir mi?

S. Aslında İslam öğretisi bizatihi bu sorunu halletmek için ortaya çıkmıştır bana göre, iddiası; Allahla kulun doğrudan iletişimine dayanır. Diğer dinlerdeki gibi ruhban sınıfına gereksinim göstermez. (hoş insanlar üzerinde güç elde etmek isteyen art niyetlilerce bu RUH-esas anlaşılamamaktadır ama biz neyin ne olduğunu biliyoruz).
Allah, insana şah damarından daha yakınsa eğer, iletişim için başka araca ihtiyacımız olmaz.
Şüphesiz ruhumuza hoş gelen, izlemekten keyif aldığımız, özendiğimiz insanlar vardır, olmalıdır. Onların sözleriyle özlerinin ne derece uygun olduklarını gözlemlemek bize olduğumuz şeyin net bir aynasını sunar. Ve biz de zaten başka birilerine ayna oluruz. Yaradılışın sonsuz döngüleri böylesine bir işbirliği gerektirir. Fakat buradaki kilit sözcük “işbirliği”dir, tapınma değil.

T. Bu anlamda “placebo” nedir? Mutlak gercekligin olmadigi
midir? Yoksa baska birsey midir?

Yüzyıllardır bize verilen ASILlar lisan aracılığı iledir. Lisan ise dualitiktir ve bu sebeple aynen ilaçta olduğu gibi yan ve paralel tesirlere sahip. Oysa plasebo aracıya gerek duymaksızın imandır.
Esas yazıda belirttiğim gibi ASILlara inancını kaybetmiş olanlara plasebo da etki etmez, tıpkı SECRET plasebosu gibi 🙂
Mutlak gerçek konusunda müteredditim. Enerji varoluşumuz için bile mutlaktır diyemiyorum. Bildiğim tek şey, birey bilincinin (kalp ile bağlantılanarak) ayaklarının üstünde durması gerektiğidir. Asıllara inançlarını yitirmiş olanlar ya dengelerini sağlayabilecek, berrak bir kendiliğindenlik içine girecekler ve böylece doğal ikili yaratımı gerçekleştirecekler. Ya da dengelerini yitirip belirsizlikte kaybolup gidecekler.

T. “İkili yaratım” sözcüğü ile neyi kastediyorsun?

S. Malum oyun kuramında verdiğim isimle “oyun hamuru”, yani her şey olabilme potansiyelinin, bilinçli gözlemcinin katılımı ile “OLAN”a dönüştürülmesinin bilinçli hale gelmesini kastediyorum.
Senelerden beri tekrarlamaktan usanmadığım kuantum önermesi şunu söyler: gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler.

T. Placeboyu nasil aliriz?

S. Dedim ya bunu biz belirleyemeyiz, yolunu bilirsek iş görmez muhtemelen. Eğer gücüne inandığımız bazı ASILlar varsa, bakarsın biri çıkar ve sen farkında olmadan plaseboyu almanı sağlar 🙂

Fransız bir bilim adamının labaratuvar deneyleri vardı (şimdilerde ne ismini ne de çalışmasının bilgilerini bulamıyorum nette, adeta üstü kapandı o çalışmanın.) Çok ilginçti ve epeyce gürültü koparmıştı. Araştırma konusu şöyleydi; suya belli oranda bir madde karıştırılıyor ve elde edilen mayi de spesifik olarak diyelim “A” işlevini gerçekleştiriyordu. Önce bu mayiyi elde ediyor sonra kimyasal işlemlerle içine katılan malzeme ayrıştırılıyordu, öyle ki o madde mayiden tamamen ayrılıp geride su sadece berrak su kaldığında dahi o arındırılmış su “A” işlevini yine de kusursuz gerçekleştiriyordu! Suyun hatırlama kabiliyeti olarak yorumlamıştım bu şaşırtıcı deneyi.

T. O halde bize yeni bir metod ögreten biri isin icine girerken bize ASIL ögrettigini söylüyor, nasil oluyorsa sonucu bambaska cikiyor, yani kisacasi bizi “aldatiyor”.

S. Evet aynen böyle oluyor diyebiliriz. Eğer ASIL öğrettiğini söylemese inanç olmayacak, olmayınca da plasebo iş görmeyecek.
Bugün itibariyle Bilim, dünyadaki inanç gücünü elinde tuttuğu için, plasebo onun elinden alınırsa işe yarayacaktır (şahsi kanaatim).

T. “Placebo-yöntemi” diye bir yöntem var midir? Daha dogrusu en iyi “kandirma” yöntemi nasil olur?”

En iyi kandırma yöntemi muhtemelen şiir ve öyküler ve diğer sanat dalları yoluyla yapılanlardır diyebiiliriz. Bu alanda kelimelere takılmaz dinleyici, kendine çarpan rüzgarı hisseder, ve hiç söze dökülmeden ve farkına varılmadan dönüşüm yaratır. Üstelik tamamen yan etkisizdir. 🙂

T. Gercekten bilim ile ugrasanlar bilimselligin de sinirlarinin oldugunu biliyorlar, asil sorun ona her sorunu cözebilecegini vaad eden disardan izleyicilerdir. Onlar gördükleri isleyen teknikten dolayi herseyin yapilabilir oldugunu zannediyorlar. Bu gercekten bir sanridir.

S. ASILları olduğundan da sağlam yapan senin söylediğin kişilerdir zaten yani “kraldan çok kralcı olanlar”. Eğer kral olsan şaşıp kalırsın 🙂

T. Bu söyledigin sey bence batida unutulmus ama halen doguda uygulanan ama unutulmaya mehilli bir yöntemdir. Usta-cirak iliskisi katilimsal bir ögretim seklidir, dolayli olarak usta ögretmek istedigini göstererek ögretir.
Batida ise neyin nasil ögretilecegi sözlü ve herkes tarafindan kontrol edilir
sekilde yapilir. Bati belki de bu yöntemi secmesindeki nedeni cokca kandirilmalarindan kaynaklanabilir. Cokca kandirilan biri artik herkes tarafindan test edilebilir bir yöntemle kandirilmanin önüne gecmek ister. Kliseler de kendilerinin en dogru seyi söylediklerini vaad ederek yillarca insanlari kandirmislardir.
Bu kandirma aslinda bizim inanc sisteminde de yaygindir. Nedense insanlar
batida oldugu gibi pek isyan etmemislerdir.

S: Şiir, öykü, halk ezgileri ve dansları, animistik dönemin eğitim şekilleriydi ve en bariz şekilde Kızılderililer,Asya türk kavimleri, Aborjinilerde görülürdü ve hala da kenarda köşelerde kalan küçük topluluklarda bu yöntem devam ettirilir.
Tek tanrılı dinler dönemine geçildiğinde öyle derin bir düzeltme ve silme işlemi yapılmış ki, öykülerdeki kişiler ve masalın ögeleri bile dine göre değiştirilmişler.
Neyseki eski ve düzeltilmemiş öykülerin izlerini sürenler hala var, örneğin Clarissa Estes ünlü bir cantadora olarak, epeyce el değmemiş öykü kurtarmış. Keza Castaneda ve Florinda Donner de kendi atalarına dair el değmemiş öyküleri kurtardılar ve biz bu sayede neyin ne olduğunu görebildik.

Anadolunun belki Türk-islam sentezi denilebilecek özel bir konumu var. Anadoluya binlerce yıl önce gelerek burada büyük medeniyetler kuran Türklerin bıraktıkları miras daha sonra islamı kabul eden son göçer Türklerle birleşince burada daha sağlam bir yorumlama ve el altından eğitim söz konusu olabilmiş.
Örneğin Bektaşilik ve bir yönü ile sufizm, bugün dünyanın en üst felsefeleri arasındadır benim gözlemlerime göre.
Hint kaynaklı doğu dinleri aşırı dişil ilke esaslıdır, animistik dönemin tüm etkilerini taşır, ancak insanlığın niyeti eril ilkenin güçlendirilmesi doğrultusundadır. Tek Tanrılı dinler ve uzun bir süre boyunca bilim, birey bilincinin (eril ilkenin) kendi ayakları üzerinde durabilmesi için planlanmış bir manevraydı (çünkü deli Dumrul henüz hamdı). Bence Kuantum fiziği ile eril ilkenin dayanıklılığı test aşamasına geçti.
Uzun zamandır Anadolunun eril ve dişil ilkeler arasında köprü işlevi yaptığını konu alan yazılar yazıyorum. Şimdilik hala bu fikirdeyim 🙂

T. Senin düsüncene göre bu “savas” cok eskilere dayaniyor,
yani eril ile disillerin verdikleri bir savas bu, diyorsun. Benim
olaylari kavrama seklim eril galiba. Bu nedenle de olaylari kavramak icin seni bu kadar yoruyorum :-)))))

S. Bu bir savaş değil, çünkü savaş tarafların üste çıkma gayretinden yeşeriyor. Oysa dişil bilinç zaten değişmeyecek olandır, yutucu ve eriticidir ve çok güçlüdür. Bunun için savaşmaz o, zaten sahip olduğun şey için savaşmazsın. Ancak eril bilincin ayakta kalması için hayali rakip görüntüsü oluşturabilir, böylece eril bilinç gölgelerle çarpışa çarpışa güçlenir. 🙂
Tüm zamanların en büyük kandırışı bu manevra olabilir hani 🙂

T. Yanitlarin icin cok tesekkürler, Sibel…..

S. Ben teşekkür ederim.
Bugün çok güzel bişey öğrendim, ilk fırsatta yazacağım (bilinmedik bişey değil ama çok çarpıcı)

Her yargıladığında hatırla, her yargılandığında hatırlat!

Bazen bakarız ve bize çirkin veya abzürd ya da çok ters gelen bişey yapmakta olan birini görürüz.

Belki ağzımızı açıp bişey söylemeyiz. Bize ya da başkalarına belirgin bir zararı yoksa bikaç “cık cık” iile geçiştiririz.

Ya da eleştiririz. Bazen dıştan bazen içten yargılarız.

Bunu her yaptığınızda şimdi söyleyeceğim şeyi hatırlamanızı rica ediyorum. Ben hatırlayabilmek için gerçekten çabalıyorum; çünkü öyle ikna edici bir ses duydum ki tahmin edemezsiniz, tüm benliğimle işittim, tüm zerrelerimle hissettim.

Dedi ki:

“Yoksa seçim hakkının olmamasını mı isterdin?”

“Nasıl? Neden?!”

“Hepiniz varolalı beri rakamlara sığmayacak kadar çok seçim yaptınız ve işte şimdi bu sebeple yedi milyarınız da farklı olabildi! Seçebilmek istemiştiniz.OLDU. Eğer yargılayacaksan bunu nasıl yorumlayayım? Artık seçmek istemiyor musun? Yoksa sadece sen seçesin diğerleri seçemesin mi istiyorsun? “

“gak guk!”

“E karara varınca söylersin. Ben hep buralardayım”

sa

Yargılamanın tersi, ille de herşeyi beğenmek onaylamak anlamına gelmez. Herhangi bir oluşu ya da kişiyi, fikri beğenmeyebiliriz, onun daha güzel ifade yolunun olabileceğini fısıldayabilir içimiz. Ve biz de daha iyi yolu bulmaya ya da kurmay…a adayabiliriz kendimizi. Bunlar farklılığın olmazsa olmaz en nadide göstergeleri bence.
Yargılamak sanki daha haince bir şey gibi görünüyor gözüme.
Kişinin sergilediği rolü, ya da meydana çıkardığı objeyi beğenmemek değil de bizatihi kişiyi değersiz bulmak anlamına geliyor sanki yargıllamak. Yargılama yapan her zaman kendi rolümüz olur zaten. Rollerden soyunduğumuz kısa anlarda böyle bir yargılamanın yüreğimizden gelmediğini fark etmişizdir.
Yargılanan hemen kendini savunmak zorunda kalır, kalkanını açar, silahını kuşanır.
Çünkü yaptığı işin değil “kendinin” eleştirildiğini ve değersizleştirilmek istendiğini hissediyor. Eğer sözümüz ya da davranışımızda bu hissi uyandıracak bi şey olmasa işler bu hali almayacak. Örneğin gerçek bilim adamları birbirlerinin teorileri ve çalışmalarını hatta kendilerininkini bile yerden yere vurur fakat öğle saati geldiğinde birlikte yemekhaneye giderler ve bi güzel eğlenirler!
Varsayalım ana sınıfında öğretmen çocuklara resim yapın demiş. Çocukların her biri bir resim yapmış ve hevesle öğretmene takdim ediyorlar. Tabidir ki, resimlerin hepsi de şahane görünmez öğretmene, bazılarını kendince bir sebeple daha güzel bulur. Ancak resimleri sebebiyle öğrencilerinin değerlerini yargılamaz. Her insanın kendi ÖZünü sergileyeceği müthiş bir alan olduğunu bilir. Önemli olan kişinin o alanla karşılaşması için açık görüşle, sevecenlikle ve bilgelikle önünün açılmasıdır.

Network21 ve Amway

Evet biliyorsunuz. Bu tarz şirketler sistemlerini şöyle anlatırlar.

3 kişi bulacaksınız. Onlarında her biri 3 kişi bulsa, grubunuzda 12 (3+9) kişi olur. 9 kişi de 3 kişi bulsa, 27 sonra 81 ve böyle devam eder. Bir bakmışsınız kağıt üstünde zengin olmuşsunuz. Her şey bu kadar kolay ilerler. Akla yatmayan bir şey yoktur. Ne var ki 3 kişi bulmakta. Herkesin 3 tane samimi arkadaşı, akrabası, hemşehrisi vs vardır.

İşte bunlara inananlara bir meydan okuma! Sonsuz.us sitesi, davetli sisteme geçti. Buyrun isteyen mail adresini bıraksın hemen davet edeyim. Sonra 3 kişi bulsun siteye üye olacak, sonra onlarda 3 er kişi bulsun. Bakalım şu kağıt üzerinde işleyen sistem pratiğe dönüşebiliyor mu? Bir kaç ayda zengin olma planları yapanlar önce bunun uygulamasını yapsınlar diyorum.