Niyetli durumlar…

Bir inanca veya isteğe sahip olmam için, diğer inançların ve isteklerin tüm bir Ağ Bağlantısına sahip olmam gerekir. Dahası Ağ Bağlantısının tümünün bir Arkaplana ihtiyacı vardır.

  1. Niyetli bir durum oluştuğunda, bu emir (bi çeşit emir gibidir), önce sizdeki tüm istek ve niyetlerin AĞ Bağlantısına gider, orada bu emre karşı olabilecek bir başka istek bulursa, kendini geri çeker ve beklemeye alır.

  2. Eğer emir AĞ Bağlantısında karşı bir duruma rastlamaz ise, bu durumda bir alt kademede bulunan “Arka plan Yetileri” ne başvurur. Bu niyeti gerçekleştirecek yeti bulunmazsa, bu kez geri çekilmekle kalmaz gözden kaybolur.

  3. Eğer uygun YETİyi bulursa, yetinin izin verdiği en son hadde kadar kullanarak niyetin gereğini yapar.

Arka Plan Yetileri, gen zinciri yoluyla, tüm yaşanmışlıklar sonucu elde edilmiş gerçek bilgiden oluşurlar.

Niyetli durumlar, “Arka plan yetilerini”  dibine kadar zorlamak, ve bu yolla farkındalığı milim milim arttırmayı hedefler.

Bireysel olarak ulaşılabilecek yolun sınırlı olması da buradan kaynaklanır. Bir kişinin arka plan yetileri ile bir gurup insanın toplam arka plan yetileri şüphesiz ki aynı olmayacaktır. Samimiyetle guruplaşmak ve bu yetileri ortak kullanmak pek tabi olarak farkındalığı, bireysel yola oranla kat be kat hızlandıracaktır.

İşin doğası budur. Yoksa bireycilik kötü, birleşiklik iyi diye değil. Varoluşta her şey otomatik işler.    ,

https://blog.sonsuz.us/?p=126

kelimekelimkelkeküye

Bana bu konuda ricada bulunan arkadaşları daha fızla kıramayacağım. Bu nedenle, yani biraz da bu genel istek üzerine forumu açıyor ve hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Katılım göstermek isteyeceklerden istenen şey, herhangi bir sonsuz us üyesi için onlara bu üyeyi çağrıştıran kelime veya kelimeleri yazmalarıdır.

Oynaması zorunlu değildir, gel gel yapmıyoruz, pot açık, bol şanslar.

Anlamak ve Anlamlandırmak

İnsan zihni çok tuhaftır. Her şeyi anlayabileceğini sanır. Mesela hepimiz vücudumuzun bir takım yerlerinden memnun değilken ve bunu değiştirmek isterken, hatta bir başkasının bedenini alabileceğimizi bile düşünürken, hepimiz zihnimizden memnunuzdur. Ve onu hiç bir zihinle değişmek istemeyiz. Bunun sebebi basit aslında, kendimizi zihin zannediyor oluşumuz. Aslında bu bir sanı değildir. “Benlik” zihinseldir.

Gelelim konumuza, anlamak ve anlamlandırmak. Zihnimizin birde herşeyi anlayabileceğini sanısı vardır. Bir konu üstünde yeterince çalışırsa veya anlamaya uğraşırsa mutlaka anlayacaktır. Anlayamadığı konuları ya ilgilenmediği ya da sevmediği için uğraşmak istemediğinden anlamıyordur. Yoksa istese, onları da anlayacağını düşünür.

Bu kısımda en azından anlamadığının kabulündedir. Ama bundan daha endişe verici olan kısım anlamlandırmaktır. Yani zihin, anlamadığı bir şeyi, önceki verilerine dayanarak anlamlandırma yapar. Üstelik hiç bir zamanda anlamadığının farkında değildir. Anlamlandırmak, temelinde inançlar, şartlanmışlıklar hatta yanlış öncüller olan bir durumdur. Tıpkı sorunlu bir zihnin kendinin sorunlu olduğunu kabul etmemesi gibi, anlamlandırma yapan kişi de anladığını düşünür fakat yaptığı sadece anlamlandırmaktır.

Konuya açıklık getirmek için bir kaç basit örnek vermek istiyorum. Mesela yıldırım. Yıldırımın nasıl oluştuğunu anlayan kişi ile anlamlandıran kişi arasında ki en temel fark, anlamlandıran kişinin kendi inancının devreye girmesidir. Zeus kızdı bize ceza gönderdi şeklinde. Hatta yeniçağ felsefelerinin (spiritüalizm) çoğu anlamaktan uzak anlamlandırmaya bire bir örneklerdir.

Sorulacak sorular çoktur. İnsan her şeyi anlayabilir mi? Anlamak zorunda mı? Anlayamadığımız şeyi anlamlandırmadan durabilir miyiz? Anladığımızla, anlamlandırdığımızı nasıl ayırt edebiliriz?

Bu sorulara el attığımızda umarım bu ayrımı daha iyi yapabiliriz.

Her uyanıştan sonra, yeni kararlarla eski hayatına kaldığın yerden devam etmeye çalışmak..

Söylerken kulağa zor bir şey gibi gelmesede, içine girince kendine, eskiye, tıpkı bir girdap gibi nasıl çektiğini hissetmek… Bu da hayatın gereksiz engel zincirlerine her gün bir yenisini eklemek olsa gerek.

Üzerimde bir sürü sallanan cansız adam bekliyor. Onlar da bir umutla, sanki bana; ” Haydi devam et, biz inanıyoruz sana. Bu sefer bir evvelkinden çok daha başarılı olacaksın” dercesine.

” Ve sadece gerçekten istemelisin! İşte o zaman istediğin gibi olacak” diyip bekliyorlar…

Onların yanına gideceğim gün, kutlama yapacağımız günün hayali içinde sessizce uzaktan birbirimize bakıyoruz.

Ve tekrar yeniden baştan başlamaya uyanıyorum..

Bulun Bakalım

Bir psikoloğun insanların ahlaki davranışlarının nedenleri üzerine yaptığı istatistiksel çalışmada sorulan 2 soru şu şekildedir.

  1. Soru: Bir demiryolu üstüne bağlanmış beş kişi var. Bir tren gelip bu kişileri öldürmek üzere… Siz makasın oradasınız ve treni diğer yola yönlendirebilirsiniz. Ancak diğer yolda da raylara bağlı bir kişi var. Yani trenin yönünü değiştirirseniz bu sefer o kişi ölecek. Hiç bir şey yapmazsanız da 5 kişi ölecek. Nasıl hareket ederdiniz. Biraz düşünün, yanıtı 2. sorudan sonra vereceğim.

  2. Soru: Bir hastanede doktorsunuz ve 5 tane ölümcül hastanız var. Bu hastaların her birinin değişik bir organı iflas etmiş. Hemen organ nakli yapılmazsa ölecekler. Hastane girişinde sağlıklı bir ziyaretçi var. Bu ziyaretçiyi yakalar ve organlarını alırsanız beş hastanız tamamen iyileşecek ve sağlıklı bireyler olacaklar, ama ziyaretçi ölmüş olacak, aksi halde ziyaretçi yaşıyacak ama hastaların beşide ölecekler.. Nasıl hareket ederdiniz?

Şimdi yanıtlara geçecek olursak, 1. soruya %95 olasılıkla trenin yolunu değiştiririm diye yanıt verdiniz. 2. soruda ise sağlıklı ziyaretçiye dokunmayıp hastaların ölmesine rıza gösterdiniz. Durumu analiz edersek; her 2 durumda da 5 kişinin hayatına karşılık 1 kişinin feda edilmesi durumu var. Senaryo ayrıntıları bir yana bırakılacak olursa her 2 soruda da aynı şey sorulmaktadır. O zaman nasıl oldu da bu 2 durumda tamamen birbirinin aksi kararlar verebildiniz?

Peki bu paradoks neden oluşmaktadır?