Özgüven ve Alçakgönüllülük

Özgüvenle ilgili bir konuşmada, DJ ile CC arasında fikir ayrılığı vardır. DJ sokaktaki adam ve savaşçı arasındaki özgüven farkını şu cümlelerle ifade eder. “Sokaktaki adam seyircinin gözündeki kesinliği arar, buna da özgüven der. Savaşçı ise kendi gözlerinde kusursuzluğu arar, buna alçak gönüllülük der.”
Öğretileri açığa çıkarmasının kimi insanları rahatsız ettiğini söyleyen CC ye şu cevap gelir. “Yaptığımız ve olduğumuz her şey kişisel erkimizde kalır. Eğer yeterince erkimiz varsa, bir cümle bile hayatımızı değiştirmeye yeter. Yeterince kişisel erkimiz yoksa bilgeliğin en önemli parçası bile bi gıdım fark etmez”
Bu kısımda bir örnek verir. “Şu anda etrafının sonsuzlukla kaplı olduğunu ve istersen bunu kullanabileceğini” söyler. Bu bilginin hiçbir işe yaramadığını (zihin ile)bilmesinin bu gücü kullanmasına yetmeyeceğini kibarca anlatmış olur. Devamında şu sözler çıkar DJ dan “Bizler ışıldayan varlıklarız. Işıldayan varlıklar için önemli olan tek şey kişisel erktir. Ama kişisel erkin ne olduğunu sorarsan bunu anlatmam, açıklayamaz sana.”

Erk Öykülerinden

İmgelerden Simgelere Yazının Başlangıcı

Organizatör: SCALA KİTAP KULÜBÜ
Tür: Eğitim – Atölye
Ağ: Küresel
Tarih: 03 Aralık 2009 Perşembe
Zaman: 19:30 – 21:00
Yer: Scala Kitapçı
Cadde/Sokak: Hangeçidi sok.Hacco Pulo Meydanı Galatasaray
Şehir/Kasaba: Taksim, Turkey

Açıklama
Günümüzden binlerce yıl önce insanların düşüncelerinde oluşan imgelerin simgeleşmesi ile birlikte yazının ilk örnekleri, simgeler halinde, belirmeye başlamıştır. Yazı, insanlık tarihinin en önemli buluşudur. Yazı dediğimiz bu önemli kayıt sisteminin izini sürmek bir polisiye roman okumaya benzer.

*Yazı denen kayıt sisteminin gelişimi hakkında yeteri kadar bilgi sahibi miyiz?

*İlk simgesel yazı örnekleri nerede oluşmuştur?

*Bütünsel anlam içeren simgelerin yansıttığı dünya görüşü nedir?

*Simgelerden hecelere ve sözcüklere geçişin izini sürmek mümkün müdür?

*Simgelerin yansıttığı evrensel dil hakkında ne biliyoruz?

*Günümüzde kullanmakta olduğumuz Latin harflerinin kökeni nedir?

Tüm buna benzer soruları bir dizi sohbet halinde görsel şekillerle, resimlerle ve arkeolojik kanıtlarla sunacak olan Doç.Dr.Haluk Berkmen’i dinlemeye ve katkıda bulunmaya sizleri davet ediyoruz.

Faiz Nedir?

Dün akşam bir arkadaşla faizi tartışırken ne olup ne olmadığına, dini hükümler altında nasıl incelenmesi gerektiğini epey tartıştık.

Kafamıza takılan problem şu şekildeydi. Ben borç alacak kişiyim A ve B kişileri olmak üzere iki kişiye gidiyorum ve bana söyledikleri şu şekilde.

A- Sana 1000 lira veririm, 1 yıl sonra 1500 liranı alırım.

B- Sana 1000 ekmek parası veririm, 1 yıl sonra 1000 ekmek parası alırım. (Bu arada bir yıl sonra 1000 ekmeğin en az 1500 lira olacağı kesin olsun)

Bu durumda ikiside faizcilik mi yapmış oluyor?

Birde islami şartlara göre paranın para kazanması (yani emek olmadan kazanılan para) haramdır. Ama günümüzde bir ev alıp bunun kiraya verilmesi tamamen paranın para kazanması değil midir?

Yani ben 100.000 liraya ev alıp ayda 1000 liradan kiraya veriyorum.
Veya
100.000 lirayı bankaya yatırıp her ay 1000 lira faizini çekiyorum.

Bu ikisi arasında fark var mıdır?

Ev kirasının her yıl artması da faize girer mi?

Nedir bu konuda ki düşünceleriniz?

Aziz Nesin ve Soyadı Kanunu

1934 yılında soyadı kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı.Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı..Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar.Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ‘çevikel’ soyadını almıştı.Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her
türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğ im bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.

Aziz Nesin

Ruh Tuzakları

 

Seni gördüm, öyle apaçık

sere serpe yatıyordun

Seninle konuştum

Dedim ki, senden korkmuyorum

Seni bildiğim başka bişeye benzetmek de istemiyorum

Oradasın öylece varsın

Belki başka dünyalısın

Belki de bu dünyanın benden önceki sakinlerinden

Benim pakauwahım var diye geçti içimden

Off niye savunmadayım ki, zaten dostum ben sana

Siyah bir kedi hiç sakınmadan yürüdü geçti üstünden

Hüzünlendim sonra

Seni bir daha göremeyebilirdim

Bu hüzünlendirir bizi biliyor musun?

Sevdiklerimizi bir daha görmek isteriz biz

Bir daha bir daha bir daha

Hiç tükenmez bu arzumuz, sonsuza kadar

Görmek isteriz. Çünkü insanız biz.

Ve sen bir tek kez konuştun

Ruh tuzakları dedin bana

Anlamını bilmiyorum ne demek istedin?

Sabaha kadar orada olabilirsin ve ben sana

Yeniden yeniden bakacağım,

Anlamaya çalışacağım, çünkü insanım ben.

 

Sa

 

22.11.09 – Beylerbeyi