Mu… Atlantis ve Öncesi

Alıntıdır…

“MU.. ATLANTİS VE ÖNCESİ…

Size anlatacaklarıma inanıp inanmamanız beni ilgilendirmez. Her büyük bilgelikte olduğu gibi, kendi kabul ediş derecenize, Kendi şuur noktanız karar verecektir. Bu dünyadan insanlığın farkında olmadığı birçok büyük uygarlıklar gelip geçmiştir.

Ökült öğretilere göre Raund denilen her büyük dünya devresinde 7 kök ırk yaşar ve her ırk da ayrıca 7 alt ırka ayrılır. İşte biraz sonra sözünü edeceğimiz Cordemia uygarlığı bu raund’un 1. kök ırkını oluşturur. Kendinden doğumlular olan yoga oğulları, 52 metre boyunda olan, âdem ırkı 1,5 milyar yıl önce ortaya çıktılar.1.kök ırkın kalıntıları Afganistan’daki bamyan kenti yakınındaki devasa heykellerde görülür. Vadi devasa kayalıklarla kuşatılmıştır. İnsan eli ile açılmış olan mağaraların bazılarının girişinde beş adet muazzam heykeller yer almaktadır. Bu heykellerin en büyüğü 52 metreyi bulur. İşte 1. kök ırka ait olan heykellerdir. Birincisi gibi kayaya oyulmuş olan 2. heykelde 38 metredir.(2, kök ırkı oluşturanlar hiperboreanlar) 3. heykelinse 18 metreye ulaşmıştır.(3, kök ırkı oluşturanlar lemuryalılar). 4.heykelise9 metre boyundadır.(4.kök ırkı oluşturan Atlantisliler ) .5.heykel ise daha kısa boylu olup, şimdiki insan ırkının yüksek boylu insanından biraz daha iricedir.(5.kök ırkı oluşturanlar aryenler)

İnsanlık bu dünya üzerine yerleştirildiğinde, insanlık, Yaradan’ın kendi mükemmelliğine benzetilerek yaratılmıştı. İnsanlık dünya üzerinde ilk kez yürüdüğünde hatanın ne olduğunu bilmeksizin mükemmel bir yaşam sürmüştü. CORDEMİA adıyla bilinen ve insanlığın bu dünya üzerindeki ilk büyük uygarlığı olan bir uygarlıkta yaşamıştı. Bu uygarlığın coğrafi konumu, ölü deniz dediğimiz su kütlesinin civarına rastlıyordu. Bu yeryüzünün ilk sakinleri sadece ruhtan daha yoğundular. Bu yoğunluktaki varlıklar dünyaya gelmeden önce, andromeda, sirius ve Orion galaksilerinden ve diğer boyutlardan güneş sistemimizdekiVenüs’e göç etmişlerdir. Bilindiği gibi Venüs üzerinde insanların yaşayamayacakları bir gezegendir. Bu yüzden oralarda fiziksel olmayan buharımsı bedenlerde varlıklarınısürdürdüler.(Cordemia uygarlığı birinci kök ırkı oluşturur.)
Hiperborea kıtası hakkında ise pek fazla bilgi kaynağı bulunmamaktadır. Hiperborea, ezoterik tradisyona göre, Dünya ekseninin değişmesinden önce, şimdi kuzey kutbunun bulunduğu bölgede yer almaktaydı. Yüzbinlerce yıl önce, ilk ”toplu doğal afetler dönemi”nde sulara gömülmüş, sonraki bir dönemde meydana gelen eksen değişikliğinden ötürü bölge buzullarla kaplanmıştır. Hiperborea’lılar sarı saçlı, mavi gözlü bir ırk olarak, hastalığı tanımayan, çok uzun ömürlü, mutlu insanların kıtası olarak betimlenir. Ve beyaz ırkın da ilk atalarını oluşturuyorlardı. Tufandan önce kutup bölgelerinin oldukça sıcak alanlar olduğu ezoterik tradisyonların genel bir kabulüdür. Tufandan önce, kutup bölgeleri oldukça sıcak alanlardı çünkü dünya, güneşe daha yıkan bir yörüngede dönüyordu, ekseni dikti. Dolayısıyla mevsimler yoktu.. Hatta Maya ve Hint tradisyonlarında Hiperborea Tanrılarıyla Lemurya majisyenleri arasındaki savaşın anlatıldığı metinler vardır. Bu savaş o kadar büyük ve etkileyici olmuştur ki, dünya üzerinde büyük iklim değişiklikleri meydana gelmiş ve buzul çağına girilmiştir.(Hiperboreanlar 2,kök ırkı oluşturur.)

Venüs’teki tekâmülleri sırasında henüz deneyimlemedikleri fiziksel var oluşu deneyimlemek için mavi ve yeşil bir gezegen olan dünyada ortaya çıkan zeki bir yaşam formuna girerler. Bu durumda kendilerine uygun bir yer bulmak için bu sezgisel olarak yapılan taranmada lemurya denilen kıtaya yerleşmeye karar verdiler. Lemuryadaki bu zeki yaşam formları ince uzun bedenlere, yakışıklı hoş bir görünüme, esmer bir tene, koyu renkli gözlere ve parlak siyah saçlara sahiptiler.

Lemuryada yaşamak mitolojik cennet bahçesinde yaşamak gibiydi. Bu dertsiz ve tasasız bir yaşamdı. “Acele et” sözü Lemuryada asla kullanılmazdı. Tropikal ve astropikal bitki örtüsü meyve, sebze, şifalı bitki ve kabuklu yeşimlerle doluydu.

Yerküre, enerjisinin ley hatları olarak bilinen meridyenler boyunca akması bakımından bir insan bedenine benzer. Bu ley hatları yer kürenin sinir sistemidir. Lemuryalılar bu ley hatlarına enerji ağı derlerdi. Bu enerji ağı üzerinde belli noktalarda muazzam enerji vorteksleri(anaforları) içeren akupunktur noktaları bulunur. İngiletere’deki Glastonbury, California’daki Shasta dağı ve Yeni Zelanda’daki Taupo gölü aynı enerji ağları ile birbirine bağlıdır.
O başlangıç dönemimdeki ruhlar yukarıdaki âlem ile tam bir irtibat içersinde yaşadılar. Yasak meyve sembolizmi ve elmanın yenmesi, insanlığın yaşam alanına irade özgürlüğünün girişini temsil ediyordu. Bundan böyle insanlığın masumiyeti yerini, sağ kalmak için gösterdiği çabalar ile kendilerince yaratılan yaşam güçlükleri almıştı. Zamanla ruhsal varlıklarla olan irtibatları devam etti ama zamanla bu tür irtibatlar insanlığın kendi yoğunluğu ile kesildi ve böyle insanlık kendi arzusu ile güzelim bahçesinden atıldı.

Atlantisliler evrim yasasına uygun olarak dördüncü alt ırkın ortalarına doğru fizik güzellikleri ile güçlerinin doruğuna varan devlerdi Dünyanın her yanında eskiden var olan bir devler ırkına yazılı ve sözlü tradisyonlar mevcuttur. Agarek dünyasında titanlar, Hindistan da danavalar, Kalde de izdubarlar… Türkçedeki ızbandut kelimesinin burdan geldiği aşikârdır.
Hz. Musa 4.60 metre yüksekliğinde ve 1.20 metre genişliğinde bir kral olan Og’dan bahseder.(Tevrat tesniye–3/11) Yine bu dönemde yaşamış olan Titanlar ve kikloplar Atlantis ırkına aittir. Kiklpolar gerçekten de üç gözlü ölümlülerdi. Üçüncü kök ırkın insanları fiziki bir üçüncü gözü vardı. Dördüncü kök ırkın üçüncü alt ırkının ortalarında insan organizmasının mükemmel v simetrik bir hale gelmeye başlamasından itibaren ancak bu beşinci kök ırkta tamamlanmıştır. Üçüncü gözde insanın anatomisinden kalkmıştır. Üçüncü gözün zihin ve görsel algılamaları hemen hemen dördüncü kök ırkın sonuna kadar sürmüş, Atlantis kıtasının büyük bir kısmının batması ndan öncede üçüncü gözün işlevi tamamen bitmiştir. Ancak arkasında bir zamanki varlığına tanıklık edecek bir iz bırakmıştır. Bu tanık beyin hipofizi’dir.

İlk iki kök ırk hakkında fazlaca bir bilgi bulunmaz Ancak 3,kök ırk ile bilgiler yavaş yavaş açılmaya başlar.
3.kök ırkı oluşturan lemuryalılar, o dönemde devasa kara parçası halinde günümüzde Tibet. Moğolistan, Gobi çölünün yer aldığı bölgeyi kapsayan iç denizden kendisine ayıran Himalayaların eteklerinden başlayarak güneyde antartiğe, batıda Avusturalyayı içine alarak Pasifik okyanusundan Paskalya adalarına kadar uzanıyordu. Paskalya adası 3,ırkın ilk uygarlığına aittir. Diğer kara parçaları ile birlikte sulara gömülmüş olan bu yer, Volkanik bir faaliyet sonucu okyanus yatağından aniden yükselmesi sonucu, volkanı ve heykelleri ile birlikte, kadim çağların el değmemiş küçük bir kalıntısı halinde Lemuryanın mevcudiyetinin bir tanığı olarak su üstüne çıktı.

Üçüncü kök ırk insanlarının fiziki bir üçüncü gözü vardı. Dördüncü kök ırkın üçüncüsü alt ırkın ortalarında beşeri organizmanın mükemmel ve simetrik bir hale gelmeye başlamasından itibaren ki ancak beşinci kök ırkta tamamlanmıştır. Üçüncü gözde insanlığın dış anatomisinden kalkmıştır. Fakat fiziki ve spritüel olarak, üçüncü gözün zihni ve görsel algılamaları dördüncü ırk’ın hemen hemen sonuna kadar sürmüş ve Atlantis kıtasının büyük bir kısmının batmasından önce de insanlığın maddiyata yönelik ve yozlaşmış durumdan ötürü üçüncü gözün işlevi tamamen yok olmuştur.
Dördüncü kök ırkı oluşturanatlantisliler,gerçekte, tamamıyla beşeri ve dünyasal mahiyette olan ilk ırktı. Ondan önceki ırklar, insani vegörünür hale gelebilmiş olmaktan ziyade ilahi ve etgerik mahiyetteydiler Atlantis ırkının 7 alt ırkı sırasıyla şunlardı.
1-Rmoahlar: lisanın ilk örneklerini geliştirdiler
2-Tlavatli’ler: Olumlu hırs ve hafıza doğdu
3-Toltekler: Kamu kuruluşlarını ve babadan oğla gecen yönetimi tesisi ettiler, ulusları başlattılar
4-Turanlar: Hırsı, nefsanî yönde, arzuların tatmininde kullandılar
5-Orijinal Samiler: Düşünce kudretine, muhakeme yeteneğine değer vermeyi öğrendiler, zeki olanlar ön saflara geçtiler.
6- Akatlar: Bireysel düşünceyi genel kanunlarla sınırlama ihtiyacını duydular, hak ve kanun sistemini kurdular
7-Moğollar: Düşünce gücü çok gelişti. En yaşlı olanın en akıllı olduğuna inandılar.

Her hangi bir büyük uygarlık dezentegre olmadan önce, bir sonrakinin tohumlarını emniyete alır. Bu gün mevcut olan ırkların kurucuları olacak olan halklar da Atlantis’ten çıkmışlardı. Şimdiki ırksal özelliklerin hepsi Atlantis’ten kaynaklanmıştır.

Bir zamanlar Atlantis yöneticileri dünyaya kâinatın başka bir yerinden gelmiş olan bir grup bilge ve yüce öğretmenlerce sevk ve idare ediliyorlardı. Bu ziyaretçilerden bazıları dünyalılarla evlenerek kendi türlerinden diğer varlıklarında uygun bedenler içinde enkarne olmalarını sağlamıştır. Böylece ilk ziyaretçiler uzay araçları ile fiziki olarak gelmişlerssede, bundan sonrakiler spritüel yoldan seyahat yaparak kendi seçtikleri bedenlerde doğmuşlardır.

Atlantis güneş sisteminin bir başka yerinde mevcut olup, dünyadaki Atlantis ölmekte olan bir planetin sakinlerini barındırmak üzere kurulan bir koloniydi. Atlantislilerin uygarlığı, mısırlılarınkinden daha büyüktü. Tüm dünya tarihi burçlar kuşağına kayıtlıdır. Mısırın kadim mabetlerinde bu hususa denderah burçlar kuşağı tanıklık eder. Burçlar kuşağı her biri 25868 yıl süren üç devrenin geçişini gösterir. Çünkü bu burçlar kuşağında aslan burçu ile terazi burçu arasında tam üç tane başak burçu kuşağı vardır. İşte bu üçlü kuşak beşinci kök ırkın dördüncü alt ırkının üç ayrı dönemini yansıtır. Alt ırkların ilki olan aryen Asyalılar, miyosen çağının kapanışına doğru. Yani 850000 yıl önceRuta ve daitya ada kıtaları ile birlikte dev Atlantislilerin son halkalarının yok oluşuna tanık olmuştur. Dördüncü alt ırk ise yaklaşıl 11000 yıl önce son Atlantis adasındaki aryen-Atlantislilerin yok oluşuna tanık oldular. İşte bizim dâhil olduğumuz 5.kök ırk, aşağı yukarı 1000000 yıldır mevcuttur.

KAYNAKÇA:
Bilim araştırma merkezi yayınları: tarih öncesi evrensel uygarlık
Lauren O Thyme & Sareya Otion: Lemurya yolu
Yüksel Yazıcı: İnsanın Ötesi
Jean Paul Bourre: Ölümsüzler ülkesi Agatra

TURHAN YENGÜL”

Yeni Enerji ve Zihin

Ustalık (Yüksek lisans) eğitimi 1′ e devam:

Kendi deneyimime, ve aynı zamanda sizlerle çok yoğun bir biçimde çalışmama dayanarak söyleyebileceğim tek şey, bu Yeni Enerjinin – onun çok, çok güçlü olduğudur. O çok, çok saftır. Zihninizi darmadağın etmenin yoluna sahiptir, diyeceğim. O zihinle pek bağdaşmaz. Bunu tam olarak anladık.  Ve ona baktığım zaman, zihninizle pek bağdaşmaması da bana çok mantıklı, ya da doğal geliyor. Sizin zihniniz bir Eski Enerji aracıdır. Tekrarlıyorum, biz bu Şaudlarda zihinle ilgili uzun uzadıya konuştuk, ama zihniniz titreşimsel enerjiyi alıp onun kalıplarıyla çok dikkatlice çalışmıştır. Zihniniz bunda kalıplaşmıştır.

Yeni Enerji zihinle hiç bağdaşmaz. Zorluklardan biri de, zihninizden çıkacak kadar kendinize güvenmek olacaktır. Ve işte bu, binlerce ve binlerce yıl boyunca Gizem Okulları’nda ve birlikte gerçekleştirdiğimiz çalışmalarda konuştuğumuz tanrısal prensiplere gireceğimiz noktadır. İnsan zihnini aşacağız; tanrısal zihine dalacağız. O farklı iş görür. Yargı kullanmaz, ve sizin analiz dediğinizi kullanmaz, ve düz mantık ya da hiyerarşik mantık kullanmaz.

Tanrısal zihin merhametli, onurlandırıcı, basit bir sistemdir, oysa insan zihni çok karmaşık olmaya yatkındır. Kendi karmaşıklığından gurur duyar. Akıllı insanlar çok karmaşık insanlar olmaktan hoşlanır, ama er ya da geç çok ruhsuz, sıradan, çok etkisiz insanlar olurlar.

Böylece size burada, kabul ettiğiniz üzere, tanrısal zeka ile, tanrısal zihin ile, adına her ne demeyi seçiyorsanız, çalışmaya başlamanız için meydan okunacak. Ama o  sizindir. İnsan zekasının ötesine geçer. Bir veri tabanı değildir, geleceğe bakarken kendini geçmişe göre değerlendirmez. Tanrısallık bunu hiç yapmaz. Tanrısallık çok basit bir prensibi bilir: Tüm yaradılışın başından sonuna herşey yolundadır.

Yani tanrısal zihin çok güvenen bir zihindir. Tobias’ın sözleriyle – “Farketmediğini” anlar. Muhafaza etmek yerine keşfetmek ister, ve bu, bazılarınıza meydan okuyacaktır. İnsan koşullarınız ve zihniniz, güvence, koruma ve güvenlik peşindeyken, Yeni Enerjiyle birleşik tanrısallık ise gerçekten bunu umursamaz. Böylece, insan benliğinizin “Koru beni, kurtar beni” diye avaz avaz bağırdığı zamanlar olacaktır.

Hemen şimdi anlayın ki, tanrısallık umursamaz. Herhangi bir şeyi korumaya ihtiyacı yoktur. Bu, yapay bir inançtır. Sizi neye karşı korusun? Zaten içinizde olan sevgiye karşı mı? Gerçekten zaten içinde bulunduğunuz yükseliş halinden mi, siz yalnızca oraya ulaşma halini deneyimliyorsunuz. Herşeyin kendi mükemmel varoluş halinde olduğu gerçeğinden mi? Çok uzun zaman önce ekilen ve ona göre davranılan tüm bu inanç sistemini, yani bir karanlığın ya da başka bir gücün sizi ele geçireceği inancını aşmak zamanıdır. Bu inanç iş görmez. Türlü girişimler oldu – siz başkalarıyla birlikte, onlar da sizinle birlikte (girişimlerde bulundunuz) – bu iş görmez.

Bir başkası tarafından tüketilemezsiniz. Bir gerçeklikte kapana kısılamazsınız. Siz gerçekten egemen/mutlak varlıklarsınız. Yani kesinlikle kaygılanacak bir şey yok, ve bu koruma ve kuvvetlendirme ve muhafaza etme anlayışı – sizi gerektiğinden çok daha fazla zorlukla ve hayal kırıklıklarıyla ve meydan okumalarla karşı karşıya bıraktı.

İlerlerken

Biz, burada, Dünya’dayken Ruh’un özgür doğasını araştıracağız. Şimdi bu, ilerlerken, eski Gizem Okulları’na göre oldukça farklı yaklaşacağımız bir şey olacak. Eski Gizem Okulları’nda biz içimizin  bazı kapılarını – Atlantis zamanından beri kapalı olan kapıları – açmak peşindeydik. Kendi içimize, kendi ruhsallığımıza ve gizemlerimize bir göz atmanın peşindeydik. Ama bunu genellikle dünyayla ilişiğini kesmiş bir yerde yapardık – gizlice o yere giderdik – ve bunu genellikle insan halimizi aşarak ya da insan halimizden çıkarak gerçekleştirirdik.

Bu, her birinizin kapılar açmasına izin verirdi, ve içeriye giden bu kapılardan bazısını açtığınızda, orada saklanmış bazı şeytanlar sizi alt üst etti. Eskinin Gizem Okulları’nda şeytanlarınızla yüzleşmek, karanlığınızla yüzleşmek, eski karmanız diyeceğiniz şeyle, yaptıklarınızla yüzleşmek, birçoğunuzda travmatik deneyimlere neden oldu.

Ama gerçekleştirilen bazı güzel şeyler de vardı. Kapıların bazısını en sonunda açmıştınız. Kendinizin bir mistik yanı olduğunu, sadece bir insan olmaktan çok, çok daha fazlası olduğunuzu nihayet anlamıştınız. Tanrı’nın inayetini yeniden kazanmak uğruna bir merdiven tırmanmaya çalışmıyordunuz. Dünya’da yaşamanın, günbegün sıradan alışkanlıkları yaşamaktan çok daha fazlası olduğunu anlamaya başladınız.

Böylece, Gizem Okulları’nda gerçekleştirdiğimiz çalışmanın böyle büyük bir yararı oldu. Şimdiyse biraz farklı olacak, çünkü biz bu içsel kapıların bazısını açmaya devam edeceğiz. Biz bunu çakraları açarak, kendi içinizde enerji kapıları açarak, ve, ah sevgili Tanrım, dünyanın geri kalanında enerji kapıları açarak gerçekleştirmeyeceğiz. Bunu spiritüel amatörlere bırakın. (kahkahalar) Biz, gerçekten… sizi harekete geçirmeye bayılıyorum. (Adamus kıkırdar)

Bu arada, Cauldre ve Linda’yla peşinen birkaç uzun konuşma yapmam gerekti. Evet, bazı rahatlık (rahat olma, yayılma) düzeylerini zorlayacağım. Doğrusu, onların rahatlık düzeylerini zorlayacağım. Birazdan öyle taleplerim olacak ki – Linda’yı değil ama Cauldre’yi kesinlikle – zorlayacak.

Şimdi sevgili Şambra, bu, Dünya üzerinde yeni bir zamandır ve şimdiye kadar olmuş en heyecan verici zamanlardan biridir. Bunu tüm çevrenizdeki dünyada görebilirsiniz. Yeni Enerjiyi içimize getirmenin, zihnin ötesine geçmenin, tanrısal ve mistik olup da hâlâ insan biçiminde olmanın nasıl bir şey olduğunu araştıracağız. Şimdi bu, İsa’nın yaptığı gibi suyun üzerinde yürüyeceğiniz türden bir şey olmayacak. Bazılarınızın içinde bu arketipsel enerji yapılanmış halde. İsa gibi olmak istiyorsunuz. Arkadaşları, komşuları, akrabaları ve müritleri etkilemek istiyorsunuz. (kahkahalar) Ama Yeshua’nın ne hallere düştüğüne bir bakın! (yoğun kahkahalar) Bu o kadar da iyi bir şey değil.

Böylece bizim buradaki amacımız ortaya çıkıp da başkalarını etkilemek değil, ama garip bir şekilde, evet öyle (de aynı zamanda), çünkü onlar sizde çok farklı bir şey görecekler. Gerçi şimdiden görüyorlar ama, şu anda sahip oldukları o alaycı ve kuşkucu tutumun ötesine geçecekler. (kahkahalar) Bakın, onlar aslında sizin dönüştüğünüzü anlıyorlar. Farklısınız. Bundan hoşlanmıyorlar. İnsanlık bundan hoşlanmaz. İnsanlar… insanlar, gerek bireysel olarak ve sonra da kolektif olarak herşeyin aynı hızda ve aynı kalıplar içinde hareket etmesinden hoşlanır. İnsanlar rutini (sıradan alışkanlıkları) sever. İnsanlar kısıtlılığı sever. İnsanlar bir başkasının çok ilerde olduğunu görmekten hoşlanmaz – yalanıp yutulacak kadar ilerde olmasını isterler (kahkahalar), ama diğer herkesi aşacak kadar değil.

Ve insan zihni, insan hali çok programlanmıştır, çok, çok programlanmış. Programlama, bildiğiniz gibi, Atlantis zamanlarına kadar uzanır ve şu anda da sürüyor. Biz bunun ötesine geçeceğiz, ve biz apaçık, aşikâr olanın ötesine geçeceğiz. Bakın, şu anda Dünya’da hakim olan inanç, bir yaratıcı olmamaktır, ya da bu örtücü-katman hakimdir. İnsanlar, hükümetler, şirketler, yaratıcılardan hoşlanmaz. Belki arada bir bu kelimeyi kullanırlar ama, aslında hoşlanmazlar. Onlar, başkalarının peşinden giden ve kurallara bağlı, konformist insanlardan hoşlanır. Biz, sevgili Şambra, baş kaldıranlar olacağız.

Adamus

Minik Örümcek Şarlot

 Ben izlemedim ama tüm hikayeyi bir arkadaşımdan dinledim, çocuklar için gerçekten çok eğlendirici ve yapıcı bir film olduğuna karar verdik 🙂
Çocukları olanlara nacizane tavsiyemizdir:
Wilbur yeni bir çiftliğe taşındığında onu bekleyen ilginç bir arkadaş vardır: Charlotte. Küçük bir örümcek olan Charlotte ile, domuz Wilbur’un dostlukları diğer hayvanları da bir araya getirir. Günün birinde Wilbur’un son günlerini yaşadığı lafı ortalarda gezinmeye başladığında onu sadece bir mucizenin kurtaracağı düşünülmektedir. Mucizelere inanan sadece Charlotte’tur.
http://film.com.tr/film.cfm?fid=2323