Yeni Enerjiyi Keşfetmek

Ustalık(Yüksek lisans) eğitimi-1’den alıntı:

Yeni Enerji burada. Önceki Şaudlarmızda uzun uzadıya ondan söz ettik. O burada, o, Yuva’nın dışında yaratılmış olan, sizin tarafınızdan yaratılmış olan bir enerjidir. Onun fizik (kuralları) ve özellikleri, çalışmaya alışık olduğunuz titreşimsel enerjiden belirgin bir biçimde farklıdır. Bu, yaşamınızdan titreşimsel enerjiyi tümüyle bertaraf edeceğiz demek değildir – hiç değildir. Biz, Yeni Enerji denen şeyi bütünleştirmeye başlayacağız.

Açıkçası, ne ben Adamus, ne Tobias, ne de Yükselmiş Üstatların herhangi biri, onun nasıl çalıştığını tam olarak bilmiyoruz. Bazı kuramlara sahibiz. Bir fikrimiz var, özellikle de Dünya üzerinde son zamanlarda yaşamış olanlarımızın. Onun yaşamınızda nasıl iş göreceğine ilişkin bazı genel fikirlere sahibiz. Biz sizinle, Yeni Enerjiyi nasıl getirebileceğinizi anlamanız konusunda çalışacağız.

Bu, zaman zaman, belki, zorlayıcı, kafa karıştırıcı olabilir, çünkü Yeni Enerji hakkında bildiğimiz bir şey varsa, o da onun, Eski Enerji gibi kendine şablonlar ya da kalıplar oluşturmadığıdır. Eski Enerji sanki tek bir iz üzerinde gider. Kendini tekrar ve tekrar ve tekrar yineleme eğilimindedir, taa ki büyük bir dışsal kuvvet ya da uyarıcı onu kendi eski kalıbından dışarı atana kadar. Birçoğunuz yaşamının şu son yıllarında bundan geçti, Eski Enerjinin o eski kalıbından çıkmaya çalıştı. Böylece, gelmekte olan, sizin tarafınızdan yaratılmış olan bu bir tür aşıyı, ama sizi Eski Enerjinin o eski kalıbından çıkartmak için yaşamınızda bazen travmatik – genellikle travmatik – bir olay yaratan enerjinin aşısını olmak durumundasınız.

Yeni Enerji oldukça farklı iş görür, ama nasıl, emin değiliz. Temel olarak, siz bu keşfin parçası olmayı kabul ettiniz. Dünya üzerinde onun nasıl getirileceğini ve ne yaptığını anlayacak öncülerin bir sonraki düzeyi olmayı kabul ettiniz. Siz burada olup bu Yeni Enerjinin… bu arada, onu siz yarattınız. O sizindir. O, eski titreşimsel enerji gibi Tanrı’nın bir armağanı değildir. O (titreşimsel enerji), Ruh’un size armağanıydı; buysa sizin kendinize verdiğiniz armağandır. O aynı kalıpları oluşturmaz. Her uygulandığında aynı şekilde yanıt vermez.

O güçlüdür. Oysa sizin bazen Eski Enerjiye çok sinirlendiğinizi biliyoruz, zaman zaman zayıf görünüyordu, ve siz Eski Enerjinin hep daha fazlasını toplamaya, biriktirmeye çalışıyordunuz. Para ya da güç gibi ya da buna benzer başka bir Eski Enerjiyi biriktirmeniz ya da depolamanız gerekiyordu. Eski Enerjiden bir depo inşa etmeniz gerekiyordu, çünkü bazen çok yavaş çalışıyordu. Çok zahmetliydi. Son zamanlardaki sabırsızlığınızın ya da sıkıntınızın bir bölümü de “Daha iyi bir yol olmalı. Bunu gerçekleştirmenin farklı bir yolu olmalı” demenizden kaynaklanıyordu, ve bu farklı yol mevcuttur, ve siz bu nedenle buradasınız. Ben bu nedenle buradayım.

Biz onu içinize getirmenin yollarını araştıracağız, çünkü o şu anda insan enerji alanınıza yakın bir yerlerde ve sizi kuşatıyor, ama aslında tümüyle alanınıza girmiş değil. Bunun bir nedeni de, zamanı gelmediği içindi. Siz tüm dikkatinizi öylesine sorunlarınıza ve işlemden geçirmelere vermiştiniz ki, onun içeri girmesi uygun olmadı. (Çünkü girecek olsaydı) birçok devrenin atmasına neden olurdu. Onunla biraz oynadınız. Ha, geceleri başka boyutlara yaptığımız akınlarda hepimiz biraz birlikte oynadık onunla. Siz parmağınızla ona hafifçe dokundunuz ve sonra birazcık da tadına baktınız, ama şimdi onu yaşamlarımıza getireceğiz.

Şambra denen bu grubun gerçekleştireceği çok önemli şeylerden biri, onu kişisel olarak deneyimleyebilmeniz için Yeni Enerjinin gelmesine izin vermek olacak. Ve size hemen şunu söyleyeyim, bu korkulacak bir şey değildir. Yeni Enerjide korkulacak hiçbir şey yok. Eski titreşimsel enerjide bu bazen söz konusudur, çünkü o, karanlığın, korkunun, tarihinizin, zorluklarınızın unsurlarını içerir. Böylece bazen bir Eski Enerji dalgasının yaşantınıza girdiğini görür ve biraz kaygılanırsınız, çünkü o, eski şeyler – anılar, enerji kalıpları – içerir. Yani doğrusu onun gelmesinden biraz kaygı duyabilirsiniz.

Yeni Enerji şu anda en saf halinde. Çok yalın bir varoluş halinde. İçeri girmeye hazır. Sizin için, hatta bizim için, aldatıcı olan yanı ise, onun tepkilerinin ya da yanıtlarının ve kalıplarının tümüyle farklı, ve gücünün de oldukça bilinmez olmasıdır.

Adamus

Sibelin notu: Bu ustalık kelimesi Bir Kadını Öldürmek Kitabında yazdığım bir cümleyi anımsatıyor az önceden beri fakat tam çıkaramıyorum, şimdi onu bulacağım…

Üstatlık / Yüksek Lisans Dizisi-1

Ben o Ben’im, Egemen/Mutlak Alan’dan Adamus. Yeniden hoşgeldiniz, Şambra. Dünya’nın, yaratının, sizin, bu güzel enerjisine hoşgeldiniz.

Şimdi buraya girerken kokuyu aldım… içerdeki enerji, sanki daha yeni yağmur yağmış gibiydi. Yağan yağmurun arkasından ormanda ya da çayırda yürümenin nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz? Taze ve temiz kokar, hayat dolu ve gelişim içinde, ve bugün sizin enerjiniz işte böyle kokuyor. 

Zorluklarla dolu çok, birçok yaşamdan geçtiniz. On yılda, ruhsal anlamda, ilkokul, lise ve üniversiteyi bitirdiniz, şimdiyse yüksek lisans (master) için hazırız. Yeni Enerji Gizem Okullarını yeniden başlatmaya hazırız. Gizem Okulları’na son verdiğimizden bu yana 300 yıldan fazla geçti. Bir ara vereceğimizi söylemiştik, çünkü o zamanlar fazlasıyla sosyal ve politik baskılar vardı. Ayrıca, bu Yeni Enerji unsurunun nihayet gelmesini beklediğimizi de biliyorduk, ve o gelene kadar yeniden başlayamazdık. Ve şimdi burada oturuyoruz.

Farklı bir biçimde geri gelmek ne büyük mutluluk; bu etkinlik zamanında buraya gelen Kırmızı Meclis üyeleri, bizim her bir üyemiz – gerçekten mezun olmuş, kendi hakkına sahip çıkan üstatlar olarak her biriniz – bugün bana eşlik ediyor ve biz bu inanılmaz yolculuğumuzun bir sonraki aşamasına geçmeye hazırlanıyoruz. Ve yolculuğun bu sonraki aşaması farklı olacak. Farklı olacak. Bir dakikaya kadar bundan söz edeceğim.

Tobias’a Teşekkür

Ama şu anda, Tobias, ya da Muir olarak bildiğiniz To Bi Wah enerjisine, on yıllık hizmeti için – ah, aslında on yıldan çok daha fazladır ama sizin bu yakınlarda farkında olduğunuz o on yıl için -, Dünya’ya geri gelmek için bu kadar uzun bir süre beklediği için; öbür taraftan size reberlik ettiği, size eşlik ettiği, bazı gözyaşlarını sildiği, öykülerinizi dinlediği, öykülerinizi dinlediği, ve yine öykülerinizi dinlediği için (kahkahalar) yürekten teşekkürlerimi sunmak ve onu onurlandırmak istiyorum. Ah, belki de Tobias benden biraz daha sabırlı. Ben (öykülerinizi) sadece bir kez dinleyeceğim. (yoğun kahkahalar)

Çünkü Tobias, sevdiklerinin güvende olduğundan, yaşamlarındaki olaylarla başa çıkabilecek kadar akışta olduklarından emin olan bir ana-baba gibi, geri dönüp de sizinle olabilmeyi çok uzun süre bekledi. Böylece, Tobias geri gelmek için bekledi de bekledi.

Ve sonra, çok da uzun olmayan bir süre önce, bırakıverdi. Dedi ki, “Bu Tobias enerjisini dağıtalım. Siz kendi parçanızı geri alın; ben de benimkini. Size katılmak üzere Dünya’ya geri geleceğim, ve günlerden bir gün gözünüzün içine bakıyor olabilirim.”

Böylece Tobias’a duyulan sevgi ve onur ve saygıdan, eşi benzeri görülmemiş bu olayda Kırmızı Meclis’ten herkes size, Dünya’daki Kırmızı Çemberi oluşturan ve bir sonraki adıma hazırlanan sizlere katılıyor.

Sonraki Adım

Geçmişte çoğunuzla – hepinizle değil ama çoğunuzla – Gizem Okulları’nda çalıştım. Yaşamınız sırasında, artık sadece insan olmak istemediğinizi bildiğiniz bir noktada geldiniz Gizem Okulları’na. Gerek insan, gerek spiritüel, ve olduğunuz herşeyi olmak zamanıydı. Birinin annesi olarak, bir duvarcı ustası olarak, atın arkasında bıraktıklarını… bir an için kibar olmaya çalışıyorum… temizleyen biri olarak bir yaşam daha geçirmeyeceğinizi biliyordunuz. Bir toprak sahibi ya da asilzade olarak bir yaşam daha geçirmeyecektiniz. Çok daha fazlasını istiyordunuz. O şekilde bir insan olarak – en azından insan kılığında gizlenmiş bir halde – çok, çok yaşamlardan geçmiştiniz, ve spiritüel bir varlık olarak açılmak ve yola koyulmak amacıyla, dünyanın çok, birçok yerinde düzenlenen Gizem Okulları’na geldiniz.

Yani benim enerjim size çok tanıdıktır. Evet, zaman zaman iş buyuran bir amir olabilirim. Zaman zaman harika bir dost olabilirim, ama anlayacağınız gibi, bir dost tam olarak gördüğünü söyler. Bir dost, kendinizi kandırdığınızı hissettiğinde, bunu söyler. Bir dost, duymak istediğinizi değil de, en iyisi olduğunu hissettiği şeyi söyler.

Böylece, sevgili Şambra, bir sonraki adıma hazırız. Ve ben daha en başından bana bir iyilik yapmanızı isteyeceğim: Benimle ilgili bildiğiniz herşeyi salıverin, çünkü ben, geçmişi sürdürmek üzere geri gelen geçmiş değilim. Benim enerjim şimdi Adamus’tur. Hakkımda duyduğunuz tüm söylentileri – hani sizin başlattığınız o söylentileri – salıverin. (kahkahalar)

Sevgili Şambra, ben… ben rol yapmayı severim, ve tek tek her birinizi yüreklendireceğim şeylerden biri de rol yapmaktır. Sizinle benim aramdaki fark – temel fark – budur. Ben rol yapabilirim, ve bundan hiç korkmam. Farklı kimlikler üstlenmekten hiç korkmam, çünkü bunların her birinin benim bir parçam olduğunu ve güvenli ve kolay bir biçimde bana geri döneceğini bilirim. Böylece, o anın, o deneyimin, o an olmakta olanın yararına kimliğimin bir ifadesini yaratmaktan korkmam.

Bazılarınız rol yapmaya olumsuz bir kelime olarak bakıyor ve şöyle diyor, “Eh, bu aslında ben değilim.” Oysa kesinlikle sizdir. Sizin bir ifadenizdir. Ve siz rol yapmaya, oynamaya, bundan keyif almaya başladığınızda, bunun kendinize verebileceğiniz en büyük armağanlardan biri olduğunu fark edeceksiniz.

Sizinle benim aramdaki fark, sizin tek bir gerçekliğe, sıkı sıkı oluşturulmuş, sıkıştırılmış ve kısıtlanmış bir gerçekliğinize tutunmanız, ve onu bırakmaktan korkmanızdır. Neden bırakmaktan korkuyorsunuz? Kendinizin bu diğer ifadelerinin idareyi ele alacağından mı korkuyorsunuz? Eh, belki de almalılar. Kontrolü kaybedeceğinizi hissediyorsunuz, ki kontrolü kesinlikle kaybetmelisiniz. Tüm o enerjilerden ve karanlıklardan ve diğer herşeyden bunalacağınızı mı hissediyorsunuz? Bu eski, eski bir inançtır. Sizi ele geçirecek bir karanlık yoktur, hiç yoktur, tabii siz karanlıkla oynamayı istemedikçe.

Böylece, yolumuzda ilerlerken sizi yapmanız konusunda yüreklendireceğim şeylerden biri, rol yapmaktır. Ve bu konuda utangaçlık hissetmeyin. Kendinizi geri tutmayın. Rol yapın. Birazcık çıldırın. Bu size iyi gelecektir. Enerjisel sınırlarınızı genişletecektir. Kendinizin farklı karakterleriyle oynayın. Hangisinden gerçekten hoşlandığınıza, gerçekten keyif aldığınıza bakın. Hangisinin pek de size oturmadığına bakın. Başkaları ne diyecek diye kaygılanmaktan vazgeçin. Aslında onlar o hep aynı, bazen sıkıcı ve bazen yorucu sizi görmek yerine, kendinizin bu farklı ifadelerini görünce çok eğleneceklerdir.

Ben iş buyuran amir rolünü oynamayı, ya da bazılarınızın son günlerde dediği gibi, kıçınıza tekme atmak üzere gelecek biri rolünü oynamaya bayılıyorum. Bu arada, kıçınıza tekmeyi benim atmam gerekmiyor; bunu kendiniz zaten yeterince yapıyorsunuz. Ama bazen tekme atarken doğru yeri bulmanıza yardım edeceğim (kahkahalar), çünkü pek de iyi yönlendirilmiyorsunuz. Ama, sevgili Şambra, ben size – bu Şambra grubuna – mor alev olarak, bir zamanlar bildiğiniz o üstat olarak da gelmiyorum. Ben Adamus’um. Saint Germain’den geliyorum, ama şimdi tek tek her biriniz için Adamus’um. Biz birlikte Yeni Enerjiyi araştıracağız.

Sibelin notu: Bu toplantıyı şimdi gördüm, yani gözlerimle gördüm fakat içeriğe bakılırsa zaten yapılmadan önce görmüşüm ya da duymuşum, roller, yüksek lisans ve yeni enerji tam olarak geçirdiğim ayın konusuydu 🙂 Tobias’la aramızda yüzdeyüz bir uyum vardı, demek ki o gitse bile hala şambra ile ilişkimiz (bilmediğim bi şekilde) devam ediyor. Bunu anlamak hoşuma gitti, yüzümde bir hoşnıtluk gülümsemesi ile kalakaldım.

Düzen ile dengesizlik arasındaki köprü

Birbiriyle ilişki kurulmamış roller, bana rüya yaşantısını çağrıştırıyor. Orada da, her bölümü ayrı dizi filmler gibi birbirinden kopuk olaylar yaşarız. Tabi bazen bunları birbiriyle ilişkilendiren olaylar da olur ama genelde zaman-mekan ve kişilik devamlilığı kurulamaz. Hatta bu durum rüyayı çağrıştırdığı gibi ölüm sonrası yaşamını da andırıyor bana. Gidip geldin mi diye soracaksınız belki :))) Hayır, tabi şimdilik cevabım hayır ama öyle olabileceğini seziyorum. Hatta bir yazımda “ölüm sonrasını mı merak ediyorsunuz rüyalarınıza bakın” demişim! Öylece ağzımdan çıkmış, düşünüp de sonuca vardığım bişey değil.

Bu dünyada “devamlılığın” ne kadar büyük önem arzettiğini hepimiz biliyoruz. Devamlılık koparsa dünya ile de bağınız kopmuş oluyor, hala bedenen bu dünyada olsanız bile.

“Alacakaranlık bölge” kavramını kullanmıştım bir aralar, rüya ile devamlılık dünyası arasındaki köprü anları! Hatta Donah Zohar’dan alıntıladığım bir özetleme yapmıştım, şimdi arayıp onu buldum, sanırım konuya büyük ölçüde açıklık getiriyor:

Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sansılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

Benim bu “olası düşünceler” (Ya da Don Juan’a göre bileşim noktası oynadığında geçtiğim ikinci dikkat alanları-Sibel’in notu) dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlıkbeni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır!

Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir. ( Don Juan ise buna Tinin işareti der- Sibel’in notu) )

Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ( erke noksanı-DJ-sibelin notu) ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde (ve daha radikal bir sıçrama için olabilir mi-sibelin notu) kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.

BİR ZEN SÖYLEMİ

BİR ZEN SOYLEMİ
Senin için en değerli olan şeylerden vazgeçmelisin.
Bütün samimiyetinle sevdiğin şeylerden,
tutunduğun şeylerden vazgeçmelisin
– vazgeçmelisin –
– vazgeçmelisin – .
AYDINLANMA’YI “bulma”da yarım yamalak yollar olamaz.
O bir yerde saklanmıyor.
O SİMDİ ve BURADA.
Korku içinde olduğunun farkına varmalısın,
bir şeyin her zaman tehlikede olduğunun –
rüyalarında bile – bir şey tehlikede,
HER ZAMAN.
Seni soka uğratan, alt üst eden,
rahatsız eden her şey arkadasın olabilir.
Halinden memnun olarak,
uykuya daldıran her şey
seni engeller.
GERCEK POTANSİYELİN ile uyumlu olabilmek için,
kendinle uyumsuz olmalısın.
HER ZAMAN TEHLİKEDESİN
VE SENİ BESLEYEN GIDAYI ARIYORSUN.
Sonunu geciktiren her şey –
seni besler.
Aşırı YAĞ içeren bu diyeti sindiriyorsun.
Doymak bilmiyorsun,
ve devam edebilmek için sürekli YAĞA ihtiyaç duyuyorsun.
Doymak bilmeyen rüyanın
İLLUZYONUNU
sürdürmeye, yasamaktan daha fazla güç ve enerji harcıyorsun.
Hatta olumun penceresine CALIM SATARSIN.
Ama ÖLUMSUZ OLANI bilmek için –
sen – çalım satan- ölmelisin.
Bir rejime girmeli – sonra
açlıktan ÖLMELİSİN.
Kendini perişanlık içinde bulmayı durdurmalısın,
kafatasının gururu içinde,
– ve tarihsel aptallık içinde.
Şişmanlamış bir İNEK gibi etrafta kasıla kasıla yürümeyi
kesmelisin.
Hatalarına boyun eğmeyi durdurmalısın.
İdole tapınmanı durdurmalısın.
Perişanlığına teslim olmalısın.
Sana bir şey olduğunda şaşırmış
gibi yapmayı bırakmalısın.
ÇUNKU – o her zamanki aynı şey.
Her zaman SAHİP OLDUĞUN şeylere
tepki göstermeyi durdurmalısın.
Hikayeni ispat etmeyi bırakmalısın.
Geçmişi şimdiye ve geleceğe genişletmeyi
durdurmalısın.
Aptallığını savunmayı durdurmalısın,
– UYKUNU.
PERİSANLIĞINI savunmayı durdurmalısın.
UYANMALISIN.
Bu Canavarı beslemek için sağlığını dahi feda ediyorsun.
Senin kanını içiyor,
bu arkadasın.
Onu beslemek için her şeyi ve herkesi feda edersin.
Herkes ve her şey senin için gıdadır.
İnsanların sana nasıl davrandığı (iyi-kotu) senin için gıdadır.
Sen çok zayıfsın O ise çok güçlü.
Neden doymak bilmeyeni ONA tercih ediyorsun?
Karsı geldiğin – uyumlu olduğun – hepsi senin için gıdadır.
Kabul ettiğin – katılmadığın – hepsi senin için gıdadır.
Sunun bunun hakkında fikirler belirtiyor,
sana arka çıkmaları için onları otoritelere anlatıyorsun –
hepsi senin için gıdadır.
Arkadaşlarla çevrili veya yalnızsın –
hepsi senin için gıdadır.
Çıplaksın veya süslerle bezeli –
hepsi senin için gıdadır.
BİR ŞEY HER ZAMAN
TEHLİKEDE
BİR ŞEY HERZAMAN İP USTUNDE.
Etrafta çalım satıyor,
kendi sebep olduğun
perişanlıkla gururlanıyorsun.
Perişanlığı korumak için her şeyi yaparsın.
Kavga edersin,
alay edersin,
suçlarsın,
kınarsın,
çalarsın,
saklanırsın,
– hepsi korkuyu korumak için!
HATIRLA
HER ZAMAN TEHLİKEDE OLAN
BİR ŞEY VAR.
O BİR ŞEY SENSİN.
hiçbir şey doyuramaz
milyonlar doyuramaz
şöhret doyuramaz
ask doyuramaz
güç doyuramaz
arkadaşlar doyuramaz
SADECE O.
HERŞEYE SAHİP OLDUKTAN SONRA NE
YAPACAKSIN?
zaferlerin seni besler
yenilgilerin seni besler
Geçmişin seni besler
fikirlerin seni besler
eğer arkadaşların halinden memnun olmana izin veriyor,
seni kabul ediyor veya beğeniyorsa bu senin için gıdadır.
Eğer senden nefret ediyorlarsa, bu senin için gıdadır.
NEDEN BU KADAR ACSIN?
Ölüm bile iştahına ilham vermiyor mu?
Olumu biliyor musun?
Yoksa sadece onun fotoğraf karelerine mi sahipsin?
Ona karsı bağışıklığın varmış gibi davranıyorsun,
sadece çevrende olan bir şey
– ama sana olmayan bir şey gibi.
Kendi olumun bile seni ürpertemez
seni kımıldatamaz – çılgınca beslenmenden.
SIRADA HANGİ YİYECEK VAR?
Perişanlık gıdadır,
ve ondan bol miktarda bulabilirsin.
Ondan hiç mahrum kalmazsın.
Hiçbir zaman öğrenmiyorsun
çünkü PERİŞANLIK gıdadır.
Aynı hatayı,
aynı hatayı,
aynı perişanlığı
üst üste tekrarlıyorsun.
Hepsinin en kötüsü
bunu kibirle yapıyorsun.
üstünlüğünün dudak büküşü,
BİR YENİLİK DUYGUSU,
bir essizlik duygusu,
bir tercih duygusu,
veya bir acizlik duygusu ile.
Ama, o her zamanki hata,
her zamanki perişanlık.
YENİ BİR HATA, YENİ BİR PERİSANLIK
bulmaya dahi cesaret edemiyorsun
çünkü bu senin BESLENME CILGINLIĞINDAN
uyanmana sebep olabilir.
TEKNİK
Başkalarıyla konuşurken kullandığın Olu ifadelere ve verdiğin kalıplı,
biçimlendirilmiş cevaplara dikkat et. Onlar horul horul uyuduğunu gösteren
belirtiler.
Bu alışkanlık olmus ifadeleri ve yorumları tekrarladığın her defasında,
kaybetmekten korktuğun bir şeylerin var.
Tekrar tekrar kullandığın ve büyük içtenlikle sadık kaldığın kalıplı- makine
benzeri ifadelerini bul. Üç günlük bir periyotda onları kullandığın miktarı say, ve
sonra:
DUR
DUR
DUR
DUR
Uyanık Kal
ve bu OLU SESİ tekrar ettiğin
her seferinde
DUR
Kendine Durmanı söyle.
Bu kekeleyen sakat ifade
Korkmuş basını kaldırdığı her seferinde
DUR
SESSİZ KAL.
Sonra eğer gerçekten kim ve ne olduğunu biliyorsan,
SESSİZCE SOYLE
UYAN
HER ERKEK VE HER KADIN BİRER
YILDIZDIR.

Fantastik Edebiyat

Bülent Eriş arkadaşımızın yeni kitabı PRİAMOESR’İN ÇEMBERİ yine fantastik edebiyata bir örnek sanıyorum, hayırlı olsun, henüz okumadım fakat bana göndermiş olduğu aşağıdaki yazısını oldukça samimi bir çığlık olarak gördüğüm için aynen sunuyorum:

Ülkemizde yerini bulmaya çalışan Fantastik Edebiyat ve bu oluşuma gönül vermiş benim gibi genç yazarlar. Seçilen bu dikenli yolda yürümeye çalışan, benim gibi düşünen ve hayallerin peşinde koşanlar. Bu hayallerin gerçekleştirilmek için var olduğuna inananlar. Tıpkı Gökkuşağının Sekizinci Rengi, Işığın Karanlık Yüzü ve en son yayınlanan Priamoesr’in Çemberi isimli romanlarımda olduğu gibi.

Bunlar bizim gibi olanların ortak düşünceleri. Benzer şeylerden zevk alan, benzerliklerden yola çıkan ve ilerlemeye çalışanların. Bir de dışarıdaki insanlar var, onlara anlatılması gereken şeyler var. Ben bu yazıyı, fantastik edebiyata farklı bir yoldan ulaşabilmek adına yazmaya karar verdim.

Önümüzde duran engeller o kadar zor ki. Öncelikle ülkemizin koşullarını iyi analiz etmek lazım. Sosyoekonomik düzey toplumun büyük bir genelinde sınırlı ve olması gerekenden kat kat düşük. Bu ilk başta öncelikle çekirdek aile içerisinde başlayarak tüm eğitimin yetersiz kalmasına yol açmakta. Eğitimsizlik tüm çelişkilerin anası bence. Burada kavram kargaşasına yer vermemek amacıyla, eğitimsizliği doğru olmayan eğitim olarak da söyleyebilirim. Nedir doğru eğitim peki? Doğru eğitim, insana düşünebilme yetisini kazandıran, sahip olduğu naturanın ona sağladığı yetenekleri açığa kavuşturmasına tam anlamıyla olanak sağlayan sistemdir. Bunun için doğru altyapı, doğru eğitmen ve doğru kafalar gerekiyor. Ülkemizdeki hiçbir eğitim kitabı düşündürmeye göre hazırlanmamıştır Bilgiyi yüklemek mantığıyla hareket eder. Bu şekilde yetişen insanların düşünme yetisi kazanmasını beklemek en büyük hayalperestliktir. Ülkemizde sayısız olimpiyat şampiyonunun, sayısız bilim adamının doğduğunu ve bunların büyük bir çoğunluğunun sayılan sebepler doğrultusunda yok olup gittiğini düşünüyorum. Aklınıza gelebilecek her türlü yetenek tanımlaması için bu böyle. Bunun dışında büyüme süreci engellerle dolu. Adını ve sayısını bilmediğim bir sürü sınavla çevrelenmiş her şey. Var olan sistemin dışına çıkmaya çalışan bir kişi bu engellere takılarak benliğinde olan dürtüleri de kaybetmekte. Çünkü yaşaması lazım, yaşamak için para kazanması lazım, para kazanmak için üniversiteye gitmesi, sayısız gereksiz sınavdan anlının akıyla çıkması gerekli. Nerede kaldı peki düşünebilmek? Bunca şeyin fantastik edebiyatla ne alakası var diyebilirsiniz. Bilimkurgu geleceğin penceresinden yarını ve sonrasını görebilmekle başlar. Bilimkurgu, macera-kurgu, politik-kurgu, polisiye-kurgu gibi alt oluşumlar hayata olaylara ve sürüklenişlere yukarıdan bakabilmektir. Fantastik demek düşünebilmektir. Geçmişi ve bugünü tam anlamıyla kavrayabilerek geleceği görebilmektir. Ülkemizde düşünme yetisini kazanamayan insanların fantastik edebiyata bakışları da bu şekilde gelişmekte. Boş bakıyorlar, bakıyorlar ama anlamıyorlar, belki anlıyorlar ama gerçek nedeni analiz edemiyorlar. Bu nedenle ülkemizde fantastik edebiyat yazmak çok zor. Bakış açılarını değiştirmek ve düşünceleri toplumun geneline yaymak çok zor. Geleceği yazabilmek için önce geçmişi ve bugünü değiştirebilmek gerekiyor. Bunun için sadece yazmak yeterli değil. Başka kulvarlarda da savaşmak lazım.

Düşünüyorum, öyleyse varım…

Toplumdan, bireyselliğe doğru yola çıkmak istiyorum. Bu noktada benim için gerçekten önemli bir ayrıntıya değinerek kendimi rahatlatmaya çalışacağım. Başlığımız; Türkiye’de Fantastik Edebiyat. Yani ülkemizde yazabilmek, bize ait olarak yazabilmek. Bireysellik ya da bireysel düşünce gücü bu noktada ön plana çıkıyor. Ülkemizde yeni yeni yeşermeye başlayan bir fidan olarak değerlendirebileceğimiz bu tür, birçoğumuzun kafasında yabancı patentli melesef. Bu işle uğraşan kişilerin belkide sıkça karşılaştığı bir tartışma konusu bu. Bireysel düşüncemiz ne yazık ki – Eziklik psikolojisi – üzerine yönlendirilmiş. Adamlar yapmış ağabey, biz kim Avrupa Birliği kim ve bunun gibi sürüklenişlerle büyümedik mi hepimiz. Televizyonda gördüğümüz yeni buluşlara ağzımız açık bakmadık mı? O devamlı kendimizi rahatlattığımız, biz hallederiz kandırmacasıyla yetişip sonra hayal kırıklığına uğramadık mı?

Cevabınız evet sanırım. Benim cevabım da öyle. Bunda sadece gavurların mı suçu var acaba. Yoksa bu ülkeyi yıllardır aptalca mevzuların çevresinde dolaştırarak gelişmesini engelleyenler, bu – Eziklik Psikolojisi – kavramına üstü kapalı destek vererek birilerinin şak şakçılığını yapanlarda suçlu mu?

Bir dönem birçok kişinin ağzında olan ve gülerken aslında kendimize güldüğümüzü fark etmeyecek kadar saf olduğumuz – Türkler Uzayda- espirilerini yapanların hiç mi suçu yok. Yavuz uzay gemisinin kaptanı Hüseyin, cümlesinin gülünecek bir şey olduğunu beyinlerimize kazıyanların suçu yok mu arkadaşlar.

Eğer Türkiye’de Bilimkurgu yazmak istiyorsak önce bu bireysel ezikliklerimizden kurtulmalıyız. Kendimize gülmeyi bırakmalı, ülkemiz adına hep ilericiliğin peşinde olmalı ve bilincimizi hak ettiği birikime ulaştırabilmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Ancak bu şekilde yeni beyinler, geleceğin güzel ve gelişmiş bir Türkiye’sini hayal edebilir. Ancak bu şekilde hayal etmekle başlayan fidan, yavaş yavaş gerçekleşerek ormanları oluşturabilir.

Düşünüyorum öyleyse varım, hayal ediyorum öyleyse umudum var…

‘’Bilmece gibi kural- Seni saran çember, parçalanmıyorsa eğer, önce ısırmaya değer. ‘’ demiş Nıetzsche.

Bir başka önemli konuya geçmek istiyorum. Düşünüyorum öyleyse varım, hayal ediyorum öyleyse umudum var demiştim. Gerçekten umudumuz var mı bu ülkede?

Hayat, gerçeklerin at koşturduğu bir çeşit düzlük. Tamam düşünüyoruz, tamam hayal ediyoruz her şeye rağmen. Sonra ayakta tutmaya çalıştığımız umudumuzun karşısına dikiliveriyor o -para- denen illet şey. Karşılığını alabilmek, düşüncelerimizi aktarabilmek için hayatta tutmaya çalıştığımız umudumuz bu garip ülkenin garip şartsızlıklarının altında ezilip kalıyor. Zaten kitap okuyan yok bu ülkede diyorlar. Hele bu türü okuyan hiç yok. Gözünüze bakıp zor diyorlar, çok zor. Üçyüz tane, beşyüz tane diyorlar gülerek. Yazma şevkinizi elinizden almaya çalışıyorlar. En acısı, bunu yapanların ben bu ülkenin edebiyatı için çalışıyorum ayakları atması. Evet bilerek ve isteyerek bu argo tanımlamayı kullandım yazımda. Aslında çok daha ağır sözler söylemek isterdim ama yapamıyorum.

Sormak istiyorum şimdi, Türkiye’de yazabilmek nasıl olacak diye. Para denilen bu illet nasıl yenilecek diye. Her şeyi başarmak için paraya ihtiyaç olduğunu bildiğimiz bu ülkede, gerçekten yazabilmek için de paraya ihtiyacımız olduğunu kabullenmeli miyiz?

Ben kabullenmiyorum. Hala bu ülkede parayı değil edebiyatı, kaderi değil şansı, imkanı değil olanaksızlıkları seven birilerinin olduğunu inanıyorum. Ben tüm bunlara rağmen ülkemde yazabilme ihtimalimi seviyorum. Tanıdık bir cümle oldu ama neyse. İkici kitabımın umut veren satış grafiğinin ardından, son kitabım Priamoesr’in Çemberi, Truva Yayınlarından basıldı ve içinde bulunduğumuz dönmelerde raflardaki yerini alacak. Macera-kurgu türünde oldukça keyifli bir yolculuğa çıkmak isteyenleri karşılamaya hazır.

Beyninizdeki yabancı baskısından uzak kalmanız ve bizi desteklemeniz dileğiyle.

BÜLENT ERİŞ