Hitler Neden Yahudileri Seçti?

Tarihçiler, Hitler’in yaklaşık 6 milyon insanı katletmesine neden olan büyük Yahudi düşmanlığının altındaki nedeni bulmak için yıllardır araştırmalar yapıyor. Birkaç teori oldukça popüler. Şimdi ise saygın tarihçi Ralf-George Reuth, yeni bir tez ortaya attı.

Büyük nefretlerden insanlık suçuna

Buna göre Hitler, Yahudileri, Alman ekonomisinin çöküşünden ve Rusya’daki Bolşevik devriminden sorumlu tuttuğu için, iktidara gelince, onları bir numaralı hedef olarak seçti.

Eski teoriye göre, Hitler’in içindeki anti-semitizm duyguları, 1914’te, Viyana’nın arka sokaklarında yeşermişti. Oralarda gördüğü, saçları iki yandan örgülü, uzun siyah paltolu aşırı dinci Yahudiler’e karşı antipatisi düşmanlığa dönüşmüştü.

Bir başka teoriye göre de, annesi Yahudi bir doktorun ellerinde ölmüştü.

Ancak tarihçi Ralf-George Reuth’in yeni tezine göre Hitler, Yahudileri, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra çöken alman ekonomisinden sorumlu tuttuğu için Yahudi nefreti en uç noktaya kadar gelişti. O dönemlde, Alman ekonomisinde büyük ağırlığı olan Yahudi işadamları, borsayı yönlendirecek kadar güçlüydüler. Ayrıca Alman bankalarının yüzde 50’sinin ve Alman gazetelerinin yüzde 80’inin sahipleri Yahudi kökenliydi.

  1. Dünya Savaşı’nın Avrupa ülkelerinin ekonomisine getirdiği yıkımı, Almanya’nın daha ağır hissettiğine inanan Hitler’in, yahudileri Alman ekonomisinin çöküşünden sorumlu tutan söylemleri, özellikle orta sınıf ve alt gelir grubundaki Almanlar arasında kısa sürede geniş yankı buldu.

Hitler’in, birkaç patatese muhtaç hale gelen Alman ailelerini gördükçe, Yahudi nefretinin nasıl büyüdüğünü, yakın çevresine anlattığı da bu yakın çevresindeki insanların yazışma ve günlüklerinde de yer aldığı belirtiliyor.

Rusya’daki Bolşevik devriminin, Alman ekonomisini iyce çökerttiğine inanan Hitler, Lenin’in de “çeyrek Yahudi” olduğunu söylediği biliniyor.

Üçüncü Reich’in propaganda dehası Josef Goebbels hakkında yazdığı kitapla tüm dünyada adını duyuran tarihçi Ralf-George Reuth’e göre Hitler, o günlerde Almanların çektikleri tüm yoksulluk ve acılar, Yahudi işadamları ve Bolşevik Yahudiler yüzündendi.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/11913623.asp?gid=229

peki, o zaman hanımefendiye yolu göster alex/ karşılaşma II

“Güneyden 4pik oynuyorsunuz. Batı sinek As ve Sinek Rua çekti ve karo oynadı. oyunu planlayınız”….
-Ası çekip tek ruaya önlem alarak-kural şu: kızı dışarıda bırakırsan başını belaya sokar.Kızı dışarda bırakma-
-Kartları daha sıkı tutarak- böyle bir kural hatırlamıyorum?

Öğleden sonra: -İtalyanca öğretici (yapısal yolla) kitap ciltlenecek,
-Edimin içtepisel omasının makbul olduğu durumlarda yöntem sorunsalı incelenecek…
-Nefes egersizi…hımmm neden etüd..neden egzersiz…doğru nefes teknileri…. herkes nefes alır..öyle ya da böyle….fırçayı tutar..tuale yürür…kağıda kalemle…fikre bir başka fikirle…deneyimin ve ustanın varlığını red ile yücelme isteğinin engelinden kurtulmak..kurtulmak….ve kediler hep meraklı ve başını belaya sokmaya meyillidirler der efsun hanım….onca yıl sonra bir tesadüfle karşılaşıp burada sanki hiçbir şey olmamış sanki onca yıl önce söz verdiği yere gelmiş gibi davranırken….lakerda tartılır…ince ince kesilirken…dükkan sahibi işinin ehli bir elması işler incelikte bir işçilikle dilimler keserken büyük bir merak endişe ve dikkatle dükkan sahibini izlerken..dakika önce kendisine verilen parçadan hoşnutsuz kadının elindeki pakete hak verip dükkan sahibini hipnotize etmek isteyen gözlerle izleyip “bunu başarabilirsin” moral desteğini sessiz verirken…hayat onunla yan yana yürürken ne kadar da uzuuunn gelirken… “son akşam yemeği” ne atıfla “gökyüzünde rakı sofrası” (ki kavramsal olarak bu o yemeğe katılan ekibin yapmasının artık ironik ve absurd olarak daha reel görünebileceği bir şeydi ” nina simone’nun sesi ansızın “do what you gotta do…” davetiyeleri böyle hazırlamalıyım diyor…..avluda ölgün ışıklar salınır, uzun baygın bir öğleden sonra henüz başlamışken….uzun baygın bir öğleden sonra gibi bir hayat henüz başlamışken….şen kahkası sızıyor avluya….kendi kendine kaybettiği bir şeyi bulmanın kendikendine neşesi… “ay bunu buraya ne zaman”…ve ne zamandır arıyordur sorsanız…..izliyorum onu…geçen yıllar içinde düzenbazlığından, hileli gel-gitlerinden bir aşkla sıyrılmış olabilir mi…ve şimdi gökyüzünde rakı sofrası hazırlığına saatler öncesinden girişir, bana burada onu tüm yaşamı boyunca kutsal bir heykel gibi hatırlıyor oluşumu sezmişcesine kahve ikram eder, kulağının arkasına, saçının arasına kocaman egzotik, çocukken korktuğum çiçeklerden birini yerleştirirken…ritüelin tersinden okunuşu üzerine postyapısalcı bir egzersize neden bu denli ihtiyaç duyduğumu düşünüyorum…bir an susuyor…sadece bir an…ender rastlanılır bir durum…efsun hanım pis geveze…chi parla molto? Lei parla molto…chi parla piccolo? Noi parliano….. ….gülümsüyor….min-ell aşkkk…

Yapabileceklerim:

Burada birkaç saat daha kalıp akşam yemeği hazırlıklarına yardım edebilirim,
Hani…kimdi o???…marangoz olmalıydı…dairesinde çalışan…merakına istinaden Perec’ten aradığı bölümü eve gidince ona telefonda okuyabilirim,
Ne kadar da güzelleşmişsin tanrım aşk sana ne çok yaramış diyebilirim
Lazanya için kritik bilgiler tartışabilirim
Postane yolumun üzeri değildir ama yolumun üstü ne olacak diyerek bilmem ne derneğine yazdığı mektubu postaya vermeyi teklif ederken onun ne zaman bu denli sosyal sorumlu biri olduğunu merak edip hayrete düşebilirim
Yemeğe kalma teklifini kabul edebilirim…
….
….
Bir şey soracaktın diyor..söylediklerimi dinliyor olabileceğinin aklımın ucundan geçmediğini itiraf etmeliyim…
Ben…(neden kekeleyerek…)kızı dışarda bırakmak üzerine bir şeyler söylemiştin….diyebiliyorum….gülümsemeye çalışıp neden bu denli konuşmakta zorlandığımı düşünerek…sessizliğin cam karnında geziniyorum yüksek topukla, bir şemsiye ucuyla..ya da pürüzsüz karnında usta işi bir bıçakla..henüz terkedilişimi gizlemek isteyerek…bölmek, çizmek… nedendaha önce bu kadar zor gelmemişti…bir sess…neşeyle anımsıyor….efsun hanım piss umursamazz…bu “kural” diyor…mabed dişi ile kurulur…içeride tadilat varken bile onu dışarı çıkarmayacaksın…aksi takdirde tanrıçan sana teksas’tan mektup yazabilir…
Öğleden sonra (çünkü çok uzun)
Bütün bunları nereden bildiğini merak ediyorum… belki yine birlikte bazen şehir kütüphanesine gidebileceğimizi söylüyor….gülümsüyorum..

Haklı Çıkma Gayreti

Enerjini haklı çıkmak için harcama, gün gelir bol keseden harcadığın bu enerjiye ihtiyacın olur.  S.Atasoy

Doğru bildiğini söyle, geç git. Aslında hiç söylemesek iyi ama konuşmadan durmak çok zor 🙂

“Haklı çıkma” için bir kez direttiniz mi bu çabanız bileşim noktanızı bulunduğu yere daha sıkı sabitler, giderek daha daha sıkı çakılır. E olsun ne yapalım bileşim noktamız aynı yere sıkıca sabitlenmiş olur, bunun ne zararı var diye sorabiliriz. Bana göre çok yönlü bir enerji kaybına sebep oluyor, şöyle ki; “haklı çıkma” gayreti sesinizi yükseltmeniz ve sıklıkla sinirlenip gerginliğinizin artmasına sebep olarak zaten konuşarak harcadığımız enerjinin misli misli artmasına sebep oluyor.

İkincisi, bileşim noktasının sabitliğini giderek sertleştirdiği için, değişim özlemi/ihtiyacı/zamanı oluştuğunda o noktadan kopmak için gerekli enerji için deponuzun fakir kalmasına sebep oluyor. (olabilir)

“Haklı çıkma” gayretini,  “kendine önem verme” olgusuyla eşleştirmek çok kolay ve fakat fazla kestirmeden gidiş gibi geliyor bana; çünkü zaten insanın yaptığı hemen her edim “kendine önem verme” sebebiyledir ve bu da “birey olma” çabasının yan etkisidir doğal olarak. Basit bir örnek vermek gerekirse, elinizde kendi gücünün farkında olmadığı için başka güçlerin hegomonyasına girmiş bir “hasta” var ve siz doktorsunuz, ona hemen bir reçete yazıyorsunuz: BO (Birey Ol) 3×1 … Güzel ve fakat her ilaç gibi bunun da sayısız yan etkisi var işte!

O halde bu kadar kestirmeden gitmeyelim ve ara duraklara uğrayıp soluklanalım. “Haklı çıkma” gayretinin ilk durağı bence kendi fikrinden emin olmama halidir. Kişi savunduğu o şeyi zaten yeni keşfetmiştir ve o noktaya kendini sabitleyebilmek için dikiş makinasını o noktadan üst üste biraz geçirmek ve sağlamlaşabilmek ihtiyacı ile “onay” beklemektedir. Onaylanmadığı takdirde henüz çok zayıf olan dikişin sökülmesinden ve tekrar geri yuvarlanmaktan delice korkmaktadır. O konuda, Emin olan, onay beklemez, haklılık tartışmasına hiç girmez.

İkinci durak ise, artık fazlasıyla sabitlenmiş o noktanın terk edilmesi için gereken fedakarlığı göstermemek adına emin olduğu halde “haklı çıkma” gayretini sürdürmektir ki, ben buna artık “hazırdan yeme” diyorum. İlk durakta “kural” oluşturmaya çalışmıştık ve şimdi bunu yıkabilmemiz gerekiyor; ama nasıl? Bir yandan haklı çıkmaya çalışarak onca enerji harcarken bu büyük fedakarlığı (bunların her biri bir ölümdür bence) yapabilecek enerjiyi nasıl bulabileceğiz?

Herkesin kendine has çözümleri vardır herhalde diyorum, paylaşırsanız sevinirim 🙂

Tasavvuf ve Teşhir

Tasavvuf bilincinin ulasılamaz, kul icin imkansız basamakları arasında keyfince gezen ve bu basamakları deneyimlemiş gibi davranan bazı insanlara cevaben yazmak istediklerim var bugun. Tasavvuf bilincinin en temel deger yargısı uygulamadır. Uygulama ve tecrube etmeksizin yasanan tasavvuf sadece hayaldir. Bugun ruhsal yolda ilerlemek icin tasavvufu seçen bir insan asla sırları ifşa etmez, yolun esaslarını anlatamaz, ısrarla bilinmelidir ki ruhsal bilgi cıkar icin kullanılamaz. Bazı ilkeleri ogrenen herkes yattıgı yerden kavramları tartısmaya baslarsa bu yolun sonu asla hayırlı bir noktaya varamaz. Zemini olmayan sahsi dusuncelerle ilerlemek istediginiz alan ruhsallık olmamalıdır, verilen bir cevap olursa konuyu devam ettirmeye kararlı oldugumuda bilinmesini isterim.