
Plaza kadınları, sıradan emekçi kadınlardan daha fazla saygıyı hak ediyorlar. Hem yoğun tempolu geçen günleri hem de güzelliklerini korumaya çalışmaları ve her türlü entrikaya rağmen işlerini yapmaları onları belki daha acımasız kılabilir. Fakat bu acımasızlığın altında yatan sebepler hiç de haksız değildir.
Hem iş olarak performans beklenen hem güzelliğini koruması istenen hem kendini geliştirmesi gereken hem de yeri geldiğinde en yakın arkadaşlarını bile satması öğretilen bu kadın tipine hayranlıklarımı dile getirmeden geçemeyeceğim.
Bilgi, zeki ve güzelliğin bir arada olduğu bu insan tipine eğer hırs eklenirse son derece tehlikeli hale gelir.
plaza kadınlarının çoğu ev işi yapmıyor, cocuklarına kendileri bakmıyor, sabah 7 gibi (tüm kuaförlerde görürsünüz) fönlerini çektirip, ojelerini sürdürüp, mineral içerikli makyaj malzemeleriyle makyajını yapıp mesaisine başlıyor.Plaza kadınları dört duvar arasında kalan diğer kadınların maruz kaldığı baskıdan, entrikadan daha fazlasına katlanmıyor.Bu yüzden plaza kadınlarının -sıradan- emekçi kadınlardan üstünlüğü; sadece yaşam standartlarının daha yüksek olmasıdır.Hayranlıgınız güzel bakımlı bir kadına olan hayranlıksa plazada ,markette ,pazarda heryerde var bu kadınlardan.
Anlamsız sarhoşlukla uçan arabaya bindi.
İç bükey bulutlara ulaştı.,
Vakur bakışlarla alt tarafa baktı.
Aniden paslı bir gıcırtı yüreğini hoplattı.
Yankılar bozulmuş, kimselerin olmadığı tül perde aralanmıştı.
Boşluğu selamladı.
Herşey ağırdı.
Sandık gördü:
Herşeyin olduğu sandık…
Sandığı açtı.
Kaskatı kalışını gördü.
O yoktu,
Sadece tavan arasının nemli kokusu vardı.
Agnostik – Bugünün merakı
Bence saron plaza kadınlarını övmemiş, iğnelemeye çalışmış Hüseyin AKTAŞ. Ben yazısına çoğunlukla katılıyorum. Ne yazık ki…
Tüm atışmalarımıza rağmen, sabık etik kuruldaki tartışmalarında koyduğu tavırlar nedeniyle, kendisini takdir de ettiğim saron arkadaştan, beklemediğim bir yazı… Sanırım biraz dikkatsizce yazmış olmalı…
“Plaza kadınları, sıradan emekçi kadınlardan daha fazla saygıyı hak ediyorlar.”
Bu tümceyi içerik olarak protesto ediyorum…
“Hem iş olarak performans beklenen hem güzelliğini koruması istenen hem kendini geliştirmesi gereken hem de yeri geldiğinde en yakın arkadaşlarını bile satması öğretilen bu kadın tipine hayranlıklarımı dile getirmeden geçemeyeceğim.”
Bu tümceyi içeriğini tartışmıyor, yazım olarak protesto ediyorum…
“Bilgi, zeki ve güzelliğin bir arada olduğu bu insan tipine eğer hırs eklenirse son derece tehlikeli hale gelir.”
Bu tümcenin doğru yazımı şu olmalı:
“Bilgi, zeka ve güzelliğin bir arada olduğu bu insan tipine, eğer hırs eklenirse, son derece tehlikeli hale gelir.”
Bu tümceyi de yine yazım yönüyle protesto ediyorum…
Yazının sorgusunun ne olduğu belli değil. Eğer yazının vurgusu, hemen ilk tümcesinde geçen ileti ise ise, saygıyı hak etmenin ölçütleri tartışılabilir. “Plaza kadınları” neden sıradan emekçi kadınlardan daha fazla saygı hak ediyormuş?
Neden?
Saron arkadaşın bu söyleminin, “Dağdaki çobanın oyuyla benimki bir mi?” sözünden ne farkı var? Acaba Aysun Kayacı doğru mu söylemişti?
“Ötekileştirmeye” karşı, “nefret söylemlerine” karşı bir çok kere tavır koyan saron arkadaş, nasıl bir anlayış ile böyle bir yazı yazmıştır?
Ne derler? “Enterasaaan”
İlginç…
Kaptan Mosey,
Sanırım yazıyı nano teknoloji ile analiz edip sadece içinden “iğne” seçip, gerisini çöpe atmış olmalısın… Kim bilir belki de öyledir, Saron konuşana değin bekleyelim…
KaptanMosey’e katılıyorum. Yazı sanki, “plaza kadınından” madik yemiş birinin klavyesinden dökülmüş gibi. 🙂
Ben de bir plaza kadını olarak konuya girmek istiyorum naçizane;
İç giyim masrafım arttı ama keyfime yani.
🙂
Şöyle de olabilir,
Bilgi, zeki ve güzelliğin bir arada olduğu bu insan tipine eğer hırs eklenirse son derece seksi hale gelir.

Sıradan emekçi kadın denirken ne demek istenmiş; evhanımları mı, yoksa plaza dışında çalışan kadınlar mı? Bir kere bu ayrım net değil. Bence kadın çalışsın çalışmasın, aslında hep bir çalışma halindedir. Evhanımı olmak dünyanın bence en zor işi. Ev işinin tatili yok!
Plaza kadınlarının ise çocuklarına baktıranları bile olsa, neticede işten döndüklerinde de büyük sorumluluk onlarda oluyor. Çocuklarına karşı da, eşlerine karşı da. Erkeklerin en sorunsuzu bile evi dönüştürmek için komut bekler halde maalesef. Yani kadın dışarıda çarkın büyük bir dişlisiyken içeride de o çarkın dönmesinde büyük bir etken. Belki saron, bu anlamda bir karşılaştırma yapmıştır. Çalışan kadın, evde de tam zamanlı çalışan oluyor genelde. Bir de güzel ve bakımlı olmalılar, hem evlerinde, hem işlerinde. Hemcinsleriyle mücadele etmek zorundalar, erkek dünyasında güçlü bir dişi olduklarını göstermek zorundalar… Kadının işi hiç kolay değil kısacası.
Yani yazı o kadar berbat ki, ironik olabileceği, aslında övdüğü kesimi yeren bir anlayışa sahip olabileceği üzerinde duruluyor.. Aklıma Yalan Dünya’daki Fırat’ın Yazgısı geldi hemen.. Orada da dizinin saçmalığının aslında ironik bir gönderme olduğu, absürd bir komedi olabileceği sonucuna varılmıştı.
Ben de yazıyı ilk okuduğumda ironik olduğunu düşünmüştüm ama sonradan tekrar okuyunca farklı düşündüm.. Aynı zamanda ironik olmayacak kadar yavan bir anlatım tarzına da sahip olduğunu farkettim.
Neyse, her şekilde de iki ucu ballı değnek.
Saron’u anlıyorum.
Güzellik içinde ötelenen çirkinliğe, ve çirkinlik içinde ötelenen güzelliğe çengel atıyor bazen.
Salıyor misinayı.
Her zaman ilk bakışta tanınmıyor ama, gayet iyi biliyorum mekanizmayı:)
Entrikasız iş dünyası var mıydı ki! Plaza kadınları, sıradan emekçi kadınlar denilirken yapılan genelleme, mineralli makyaj malzemesi kullanan, çocuğuna bakmayan, ev işi yapmayan denilerek yapılan genellemeyle aynı içerikte. Biri hayranlık duymuş, öteki kızgınlık. Ah şu kadınlar, birbirlerinin eteklerinden çekmeseler, erkek dünyasına hizmet etmeseler ah!
Plaza da da çalıştım, ev kadını olup çocuğuma da baktım o yüzden kıyaslama yetisini kendimde görmüşümdür.Kızgınlık değil asla, her iki durumun da zorlukları ve avantajları vardır ayırmak mümkün değildir.
Plazada olsun, nerde olursa olsun kadın (insan) kendi değerini kendi yaratır hayranlık duyulası durumunu da..Allahın cezası denilesi durumunu da.
Kıyaslama ve genelleme, bu ikisi aşağılamak, hırsını çıkarmak için iyi bir ikili hakikaten 😉
“Ezik miyim lan ben!”
der gibi..
“Bilinçaltında ne varsa, önüne gelen de odur” diyeyim ben de. 😉
Çoooook…
Kötü:)
Nibelunga; şu iyidir bu kötüdür demiyorum aksine ayrım yapılmasın diyorum,bu kadınlar arasında bir fark yok işte, uzaktan görüldüğü gibi değilmiş hiç birşey diyorum.
Ne hırsım var ne de bilinçaltımda kalan 🙂
Hele aşağılamak bana çok uzak ya da çoooook uzak 🙂
Plaza kadini diye bir kategori olamaz , zaten Saron sanirim bir kesit goruntuden bahsediyor , Turkiyede kadinlarin kendini ortaya koymasi gelenek olarak cok fazla bir”challenge” oldugu icin , plaza bir nevi farkli bir ortam sagliyo bir nev-i “Laplace domain”:)
Saron gel Rusya ya oyle bir ayrim bulamazsin , Eminonu alt gecidi ayarinda bir yerden gecene kadar 5 kadina asik olursun 😛
Plazada veya daha genel olarak ‘iş’ dünyasında kadınlar, hatta tüm insanlar, kendi değerlerini kendileri yaratmazlar.
Orada zaten bir değerler sistemi vardır.. Her sistemin kendi insanını yaratması gibi bu değerler zorla insanlara empoze edilir.. Uyum sağlayabilenler bu sistemde kendilerine yer bulurken, uyum sağlayamayanlara sistem sittiri çekip bir kenara atar.
Bu insanların ‘güzel’ olması sistemin dıştan görünüşünü, vitrinini oluşturur zaten.. Bu bir halkla ilişkiler faaliyeti ürünüdür.
Bilgili oldukları ise kesinlikle yalandır.. Sistemin devam etmesini sağlayacak olan bilginin yine sistem tarafından üretildiği bir yerde, bu bilgiye sahip olan kişiye bilgili felan denemez bence.. Papağan denir, angut denir (bir kuş türü olarak) ama bilgili denemez.
Zeki olabilirler, ona sözüm yok.. İş dünyasına gerizekalılara pek yer olduğunu sanmıyorum zaten.
Ayrıca her çalışan da bir değildir yani, bu konuda da katılıyorum.. Mesela asgari ücrete çalışan bir insana ‘iş adamı’ denildiğini duydunuz mu?.. Duyamazsınız.. Çünkü iş adamları adı üzerinde ‘iş’ yaparlar.. Ne sandınız.. Boru değil yani.
İşyerim maslak plazaların tam ortasındadır. Sabah, öğlen, akşam binlercesini görürüm.
A4 ile A3 arasındaki farkı bilirsiniz. %99,5 oranıyla A3 yarışı birinci bitirir. Tek tük güzel kadın ise ülkenin heryerinde daha fazla oran ile mevcuttur kanaatindeyim.
Saron’un yazısını indirgemeci buldum. Türk kadınının psikolojisinin her çalışma ortamında rekabet içerdiğini bilmek kadınları daha iyi tanımanın yoludur diye düşünüyorum.
Yorumları okudum. Çoğunuzun, plaza ve iş dünyasını ancak dizilerden veya gelen geçenden öğrendiğini üzülerek belirtmek istiyorum.
Michael Douglas ve Demi Moore’un oynadığı Taciz filmini hatırlarsınız, Demi Moore’un yaptıkları bizim plaza kadınlarının yanında çok sönük kalır.
Sanki şu bir pencerelik sitede bile farklı birşey var, entrika, hırs, kibir,önyargı, anlamama çabası, bir iğne sokma merakı…vs de vs.. Herşey bu dizide falan 🙂
mor;”entrika, hırs, kibir,önyargı, anlamama çabası, bir iğne sokma merakı..”
sikayet eden ile sikayet edilen,okumus ile cahil´in ortak noktasi iste malzeme (insan) bu:)
yok edilebilir mi ? sanmam..
zapturapt altina almayi becerenler basarilidir..
Lao Tzu;
“..Başkalarına karşı zafer kazanan kuvvetlidir, kendi nefsine karşı zafer kazanan ise kudretlidir..”
slm.
Anlaşıldı…
Bu başlığı “beslemeyelim”…
Sıradan emekçi kadın derken şunu kastettim. Bir devlet dairesinde çalışan. Oturmaktan 100 kilo olmuş, salla başı al maaşı zihniyetinde olan, ne güzelliğine ne de kişisel gelişimine önem veren emekçi kadınlardır.