Afrika asıllı isveçli sanatçı Makode Linde, kara kıtada halen devam etmekte olan kadın sünneti geleneğine dikkat çekmek için,İsveç Uluslararası Sanat Birliği’nin Stockholm’de düzenlediği dünya sanat günü etkinliğine ilginç bir çalışmayla katıldı.…Sanat kimi zaman bir şeyleri provoke edebilir mi?. Makode Linde’ nin , pastayla aynı renge aynı boyadığı kafasıylsa, pastaya eşlik ettiği çalışması bir takım tartışmaları beraberinde getirdi..Birincisi kadın sünneti gibi insanların canını acıtan bir sorunu çikolatalı pastayla temsil etmenin doğru olup olmadığı.. ikincisi ise bir yanda bağıran, çığlık atan bir zenciyi bıçaklarıyla kesip keyifli bir şekilde yiyen beyaz adamlar görüntüsü….aslında sanatın belkide insanlık için en faydalı taraflarından biri budur…Bir şeyleri provoke ederek insanların cesaret edip yüzleşemedikleri derinlerde yatan düşüncelerini su yüzüne çıkarmak… bakalım siz videoları izleyince ne düşüneceksiniz.? Orada size göre yanlış giden bir şeyler var mı?
İsveç kültür bakanı pastayı keserken ortamdaki beyazların davranışları bu videodan görülebilir..ayrıca sanatçı Makode Linde de bir kaç cümleyle düşüncesini açıklıyor.
Bu sanatçıyı anlamak zor.. Hangi akla hizmet böyle bir şey yapmış ben anlamadım açıkçası.
Kadın sünnetine dikkat çekmek istemiş.. Ok.. Peki siyahi bir kadını ‘pasta’ şeklinde yapmak ve insanların bu pastadan bir dilim almasını istemek, kadın sözde çığlıklar atıyorken çevredeki insanların gülüşmesi mi bu soruna sanatsal bir tepki olacak?
Aynı şeyi ırkçı bir grup yapsaydı, düpedüz terbiyesizce bir hareket olurdu.
Siyahi bir kişinin yapması veya kültür bakanının orada olması bir şeyi değiştirmemeli.. ”Ya siz bu sanatı anlayamıyorsanız, yorumlayamıyorsanız” diyenlere de kulak asılmamalı.. Aynı şeyi de ırkçı bir sanatçı yapıp, ”Siz benim yaptığım şeyi anlayamıyorsunuz” dediğinde ne olacak?.. Herkes herşeyi anlamak zorunda değil, anlayamaz da zaten.
Yukarıdaki videolardaki durum terbiyesizce bir durumdur.. Irkçı olup olmadığı tartışılır.. Ordaki insanların niyetleri iyi olabilir ama görüntü rezil bir görüntü.. Bakan mutlaka istifa etmeli, sanatçı da Afrika’daki kadınları aşağıladığı için hakkında işlem yapılmalıdır.
Kadınlara sünnet olma özgürlüğü savunucuları derneğine bağlanmak gerekiyor böyle durumlarda. Malum Allah ile kulu arasındaki tercihler* bunlar falan.
Sanat her daim görünmeyen yüzeyleri insanlara anlatmak, insanların dikkatini çekmek adına ortaya çıkmış bir duygunun eyleme geçirilme halidir.
Haliyle, porpvokasyon sanat kavramıda, hakkı verilerek yapıldığından bence oldukça güzel sonuçlara sebebiyet verir.
Günümzde erçek anlamda sanat kavramı, ne yazık ki, Baal gibi insanların aklına geldikçe ortaya çıkıyor. yoksa abuk subuk her türlü resim darbesine, sanat adı verilmekte…
bana göre, bu sanatçı yaptığı eseri oldukça hakkı ile yapmış… dendiği gibi bir ırkçı bir heykeltraş ya da genel adı ile sanatçı bu çalışmayı sunmuş olsaydı, tepkiler farlı olurdu…
Bu da ister istemez sanat eserini ortaya çıkaranmı asıl sanat eseri olan, yoksa sanat eserinin kendisimi sanat eseri olan.
Bence bu gibi yorumların geleceğini düşünmüş olacaktır ki çikolatalı bir pasta kullanmıştır… reklaın iyisi kötüsü bulunmadığı gibi, reklam dikkati buralara kadar taşıdı ise, ortada bulunan eser, yeterince istediği noktaya ulaşmış demektir, diye düşünmekteyim.
Yukarıdaki videolardaki durum terbiyesizce bir durumdur.. Irkçı olup olmadığı tartışılır.. Ordaki insanların niyetleri iyi olabilir ama görüntü rezil bir görüntü.. Bakan mutlaka istifa etmeli, sanatçı da Afrika’daki kadınları aşağıladığı için hakkında işlem yapılmalıdır.
Ben hayatımda bu kadar yoz, bu kadar politik, bu denli saçma, bu denli kendini öne çıkarma adına yapılmış bir yorum daha görmedim. Sanata ise en az 500 yıl uzak bu yorum…
Sanatçı gösterendir, göstergesi ise yaşamın kendidir. Sanatçının apolitik eserinde bir ırkçılık görenler, kendi iç dünyalarındaki çarpıklığı görmüşlerdir.
Oooo ünlü mixer konuştu. Seni hangi tımarhane serbest bıraktı acep ?
Verdiği örneğe bak çay iç. Küçükken çok dayak yedin sanırım.
Hadi len ordan {EDİT}.. Yemişim sanatını da, gösterenini de, gösterip de vermeyenini de..
Aşırı relativizm diye bir şeyi kabul etmiyorum.. Özellikle etik, norm, hukuk alanında.. Bunu kabul edenler başka başka olaylarda kendiyle çelişmeye mahkumdur.. Herkes kendi yaptığı norm ve davranışları başkalarının anlamadığını savunabilir.. Bir siyahi çocuğu alıp Taksim Meydanı’nda eşek sudan gelene kadar dövüp, ”Ben burada sanat yapıyorum.. Beni anlamamanız sizin sorununuz” diyebilir mi insan?
Yukarıdaki videolardaki terbiyesizce durumdan daha terbiyesizce bir şey varsa, o da senin yorumundur.. Bundan sonra bana sataşarak yazdığın her başlıkta benzer bir karşılık alacaksın.
Ben bu videoda izleyenlerin salak salak sırıtmalarından ve kikirdemelerinden başka bir sorun görmüyorum. Yapanın soğukkanlılığını korumasını da etradan tebrik edebilirim. Bir taşla iki kuş vurmuş. Hem kadın sünneti konusunda, hem de ırkçılık konusunda. Irkçılık belki düşünülmemiş de olabilir. Sonuçta bu Afrika’da olan bir olguyu protesto etmek için üretilmiş bir fikir. Pastanın beyaz olması sçma olurdu. Sadece kadın sünnetnin ne menem bir saçmalık (ya da insanlık suçu mu demeliydim) olduğunu insanlara çarpıcı bir şekilde göstermek istemiş de olabilir. İzleyiciler kendilerini 5 yıldızlı otellerin animasyonlaında falan sanmışlar herhalde. Orada sırıtanların sırıtma nedeninin ırkçılıktan kaynaklandığını sanmıyorum. Kaz kafalılıktan kaynaklanıyor olabilir. Pasta beyaz olsa yine sırıtırdı bunlar bence.
Olay sonsuz us’ta yayınlandıktan ve ilk yorumu yedikten sonra İsveç kültür bakanı istifa etmiş, sanatçı Makode Linde ise kürek cezasına mahkum edilmiş…
Bu çocuk hepimizi geçecek valla:))
Kişisel sataşma dışında, insanın kendi fikrini söylemesi sitedeki bazı kişileri derinden sarsmış anlaşılan.
-Bence- bakan istifa etmelidir, -bence- sanatçı hakkında işlem yapılmalıdır diyorum.. Şu anda var olan soruna dair bir çözüm önerisi öne sürüyorum.. Ama hayatında kişisel sataşma dışında hiçbir vasıflı yorumu olmayan çaka çuka nickli biri öne çıkıp, ”Yaaee zaten sen öyle dedin diye onlar da istifa edeceklerler.. Hihihi hohoho.” diye saçma sapan bir yorum yapıyor.
Zaten sizi sonsuz.us dışında hiçbir sitede böyle ciddiye almazlar.. Şanslı sayılırsınız.
Çakabey, konu hakkında fikrini yazmadan direkt kişilere yönelik yazıyorsun. Başka başlıkta yine aynı şeyi yaptın. Kişiler hakkında da yazılır ama tartışmanın getirdiği nokta onu gerektirdiği için olur. Böyle bodoslama gitmen “hoş değil” Konu hakkında görüşün nedir? Senin kendi fikirlerini görmek istiyorum. Başkaları hakkındaki yargılarını ve fikirlerini de görebilirim belki. Önce bir onu görsem daha iyi olacak.
Toruk Makto, sangre senden mi kurs aldı da, her ikiniz de çakanın çuka tarafını ağzınızdan eksik etmiyorsunuz? Nasıl, tatlı mı çuka? Sevdiyseniz biraz daha vereyim!
Sangre’nin yorumunu okuduktan sonra, sanattan bir bok anlamadığını gördüm ve ben de bu yorumu komik bulduğumu böyle ifade ettim. Bu yorum olmuyor mu?
“Elin çükünü görmeyen kendisininkini tramvay direği sanırmış”, Sangre kendisini ne sanıyor ki? Sanatı ne sanıyor? Sonsuz.us’a üye olmak mı sandınız sanatçılığı?
Zahmetsiz kalkıyor kıçınız, çakınca da ciyak ciyyak kıvranıyorsunuz. Biriniz muhbirlik yapmaya, diğeriniz çuka yemeye…
Hele bu tıfılı geçtim de, sen eskiden böyle değildin. Ne oldu sana bilmem.
Avanak Avniler…
Alın size sanat.
Sana bu resmi buldurup buraya astırdı ya daha ne istiyorsun?… Al sana sonuç!…
Şaşırdım.
Önce nicke baktım, inanmadım.. Daha sonra avatara baktım, inanmaya başladım ama şüphelerim vardı.. Sonra yazıyı bir daha okudum, kişiye dair az da olsa sataşma nüvelerini görüp de ikna oldum.. İlk defa kişisel sataşmaya odaklanmayarak bir fikir yazısı yazdığını görüyorum.. Başımıza taş yağacak.
Neyse, ben de bu fikir tartışmasını devam ettirmek için bir çaba göstereyim madem.
Öncelikle -bildiğim kadarıyla- provokasyon sanatı diye bir şey yok sanat literatüründe.. Dolayısıyla bir konuyu proveke ederek insanların gündemine taşımak da sanata dair bir durum değil.
Bu kavramı, proveke etmeyi kullanarak fikir beyan etmiş bir kaç üye.. Ve bu durumu -kadın sünnetini- insanların gündemine taşıdığı için sanatçının başarılı olduğuna dair yorumlar gelmiş.
Örneğin Norveç’te Sosyalist Parti’nin gençlik kollarına yönelik saldırıda 1oo’e yakın genç ölmüştü.. Saldırgan bunu planlayarak, oldukça iyi bir şekilde organize ederek gerçekleşti.
Bu katliamdan sonra ‘aşırı sağ’ kavramı Avrupa’nın gündemine oturdu.. Çünkü herkes saldırının İslamcı terör örgütlerinden geldiğini düşünürken, saldırganın Avrupa’da yakın zamanda yükselişe geçen ırkçılıktan beslendiği anlaşılmıştı.. Yani saldırganın bu davranışı, insanları katletmesi ‘aşırı sağın’ tartışılması, Avrupa için neden gerçek bir tehdit olduğuna dair insanlara erken bir uyarı oldu.
Bu konuyu başlıktaki konuyla bağdaştırmam gerekirse; Bir konunun insanların gündemine yerleşmesi, bu soruna dikkat çekilmesi her zaman ‘iyi’, ‘başarılı’ olan yollardan gerçekleşmez.. Breivik o insanları katlettikten sonra Neonazi terörü, aşırı sağın nefret politikası tartışılmıştır doğru, ama bu durumun böyle olması Breivik’in iyi bir şey yaptığı anlamına gelmez.
Aynı şekilde yukarıdaki sanatçının yaptığı bir durumdan dolayı bizim kadın sünnetini tartışıyor olmamız, bu sanatçının başarılı olduğu, işlediği konuyu iyi bir şekilde yansıttığı anlamına gelmiyor.. İlk ve en önemli olarak gördüğüm itirazım bu.
İkinci olarak bir kesimin duygularını anlamak için onlardan olmamız gerekmiyor.. Kürt çocuklarının yaşadıklarını anlamak için, Yahudilerin Nazi döneminde çektiklerini, Siyahilerin Avrupa’da çektiklerini anlamak için insan olmak, vicdanlı olmak yeterlidir.
”Siyahi bir çocuğu dövmek” örneğini, sanatın aşırı relativist olmadığını söylemek için verdim.. Ama kişisel sataşma uğruna başka yerlere çekildi vs.. Neyse.
Yani bir insana veya bir topluluğa fiziksel veya psikolojik bir zarar veriyorsan, ”Ben sanat yapıyorum, sizin bunu anlamamanız benim sorunum değil” diyemezsin.
Bu relativist, görecelik konusu daha çok etik alanında tartışılır.. Örneğin bazı postmodern etik kuramları aşırı relativist etik anlayışını savunurlar.. onlara göre etik subjektiftir, kişiden kişiye değişir, objektif kıstaslar mümkün değildir.. Hiçbir insan yaptıklarından dolayı cezai işleme tabi tutulamaz.. Çünkü adam der ki; ”Siz kendi etik anlayışınızı bana dayatmaya çalışıyorsunuz.. Siz bu konuda öyle düşünüyor olabilirsiniz, ama ben farklı düşünüyorum”
İşte günümüzdeki pozitif hukuk normları bu şekilde subjektif yorumlamaya karşı çıkar.. Bazı objektif kıstaslar vardır ve toplumdaki her birey bu normlara uymak zorundadır.. Ben aynı şeyi sanat için de savunuyorum.
Örneğin bazı gelenek, görenekler vardır resmen hukukun dışında yaşam alanı bulurlar.. Sözde hukuken yasaktır ama gelenek görenek diye ses çıkarmazlar.
Neyse anlatmak istediğimi anlatabildiğimi düşünüyorum.. Sorun varsa tekrar irdelenir.
Biri zenci diğeri beyaz karıkoca sokakta kavga ediyorlar. Bizimki başlıyor ciyaklamaya; yetişin ırkçılık vaaarrr.
Bi de örnek vermiş, sokakta dövülen zenci! Yahu şu bizim toplumda gündüz fenerleri ne çok sevilir bilmesem hani ucundan tutulur bir yorum olacak. Yani şu aziz milletin bugüne kadar zencilerle bi alıp veremediği, toplum dışına ittikleri falan görülmüş olsa gene anlayacağım. Konuyla alakasız diyebilirsiniz lakin zencilere yapılanın ve ruh halinin bizler tarafından anlaşılması çok kolay birşey değildir.
İsveç, aryancılığın merkez noktalarından biridir. Bu görüşe göre, Gotlar ve gotların çıkış noktası kabul edilen hayali ARİ ülkesinin beyaz insanları nereye dağılmış olursa olsun en üstün ırktır. Dilleri diğer dillerden üstündür. Zekaları üstündür.
Aryancılık sadece siyah insanı veya yahudileri dışlamaz, kendilerinden başka her klan onlara köle olmalıdır ve Aryan ırk onları yönetmelidir. (Şu an zaten aşağı yukarı böyledir.)
Hal böyle olduğu halde, yukarıda bahsi geçen sanat ve sanatçının tavrı bu düşünce grubuna dahil edilemez. Zira kadına sünnet eğer beyaz bir toplumda yapılmış olsaydı orada yatan da beyaz biri olurdu. Gelenekle savaş en zor savaşlardan biridir, kadına sünnet kadının tüm cinsel hayatını dışlayan, kadını yaşamsız bırakan evrendeki en korkunç geleneklerden biridir. Üstelik sanatçının kendi de AFRİKA asıllıdır.
Sanatçının eylemi doğrudur. Konuyu provoke ederek dünya gündemine taşımayı başarmıştır. Kurtaracağı kadınları düşündüğümüzde oradaki gülen insanların ve yedikleri pastanın kıymeti anlaşılacaktır.
Perde arkasında orospuluk, perde önünde namuslu olmaya çalışmak!!…
Sen, yaratıcı düşüncesi sıfır, sıfır olduğu için de yorumlama yeteneği olmayan, kesinlikle geri zekalı, bir papağandan başka bir şey değilsin! Ezberliyor ve tekrar ediyorsun!
Sanatın yarıdan çoğu, belki de tamamı “provake” etmektir!
İşte şimdi,
Bu sözlerimin kime söylendiğini danışmanlarına çözdürerek oluvereceğin gibi!
Evet sen, sen, sen!
Sen kendini ah bir bilsen!
Sakla bu sözümü gerzek! Sonra doğruca bu tartışmayı istediğin üniversiteye, istediğin kürsüye hocaya çözümlet! Sana diyeceği tek bir şey vardır;
Benim için ise, seni kaybetmek benim hanemde kazancı temsil ediyor.
Bir tek paragrafında ele alınacak bir fikir kırıntısı yok!
Pastadan kahkaha sesleri falan mı yükseliyor?
Ben net duyamıyorum herhalde. Kulak burun boğazdan randevu alsam iyi olacak.
Bana acı çektiğine dair net bir izlenim bırakan inleme sesleri gibi geldi.
Orada komik bir şey olmadığı gibi trajikomik bir şey de yok.
Orada bir heykeltraş gelip acı çeken bir bebek heykelinin üstündeki örtüyü kaldırsa hafif sırıtıp tebessüm ederek ve bravo diyerek alkışlayabilirsiniz. Bunda bir sıkıntı olmaz. Burada bir canlandırma var. Bebek kesildikçe acıdan inliyor, bağırıyor. Ortamdaki herkes gülüp sırıtıyor. Yukarıda da değindim. Irkçılığa falan bağlamıyorum. Sonuçları olumlu olur, olmaz. Beni bu kısmı bayağı irite etti.
Sanatı da biliyor bu 21. yüzyılın en büyük dehası!..
Şimcik canımcım… Ne demiştin:
Öncelikle -bildiğim kadarıyla- provokasyon sanatı diye bir şey yok sanat literatüründe.. Dolayısıyla bir konuyu proveke ederek insanların gündemine taşımak da sanata dair bir durum değil.
Var:
Marcel Duchamp
1920’lerde sansasyonel birşekilde sanat yapmayı hayatının sonuna kadar satranç oynamak için bıraktığını açıklasa da, sanatçı-provokatör rolünden tam olarak kopmamıştır. Duchamp Cubism’den Dada’ya ve Sürrealizme birçok sanat akımıyla bağlantılandırılmış, ve Pop sanat (Andy Warhol), Minimalizm (Robert Morris)ve Kavramsal Sanat (Sol LeWitt) gibi birçok akıma yol açmıştır.
Bu üretken sanatçının, sanat tarihine en büyük katkısı, statükoyu kırmak için, varolan normları sorgulama, uyarma, eleştirme, ve oyuncu bir şekilde aşağılama yetisiydi. Kendisi çalışmalarıyla sanatçının bu rolünü tasdik ettirmiştir.
Duchamp’ın Çeşme eseri 2004 Aralığında İngiliz sanat çevresinden 500 kişinin oylarıyla 20. yüzyılın en etkili eseri seçilmiştir. Bugün de günümüz sanatçıları üzerindeki etkisi devam etmektedir.
Hatta bir sonsuz toplantısında, Duchamp’ın Dadaizmi tetikleyen düşüncesi tarafımızdan resmedilmiştir.
Şimdi konuya girmek istemiyorum, fakat Dadaizm, dünya savaşlarının yıkıcı etkisinin(milyonlarca ölüm ve yıkım) … Sonrası mı ?
Başka bahara…
Bu arada Aslında bu yazıyı ben değil Marsseh yazıyor olmalıydı.
link to sonsuz.us
Sanat, biraz da provoke etmektir..
Evet, öyledir.
Birçok insan direkt söyleyemediği fikirlerini sanat aracılığı ile bildirir. Aklıma ilk gelen türküler, şarkılar oluyor.. Grup Yorum, üyleri sürekli içeri alınan ama sanatı susturulamayan bir türkü sevdalısı değil midir? Yorum kurucularından İlkay Akkaya ile tanışmıştık. Öyle sevecen, öyle nazik ki.. Ama birazcık politika konuşunca sanatla ilettiği özgürlük arzusu ağzından dökülüveriyor..
Halka yön veriri sanat.. Bu nedenle de devlet tarafından hep yönlendirilmek istenir.
Bizimkisi gibi bazı devlet yapılanmaları ve sanat arasında her zaman negatif bir ilişki varıdır. Çünkü bu ülkenin başına gelenler her zaman paternalist altyapıya uygun toplumlar yetiştirmek isterler. Bu nedenle de ne devlet sanatı sever, ne de sanat devleti.. En büyük sorundan birisi de finansman olarak devletin kullanılması.Kamu bütçesinden ayrılan ödeneklerle desteklenen(!) sanat, her şekilde devletin kölesiymiş gibi kullanılmak istenir. Bu da sanatın özgürlükçü motiflerine tamamen aykırıdır. Devlet babanın sağladığı sübvansiyonlar ne kadar artarsa, sanat o kadar sindirilir. Bir nevi sanatın metalaşması, insanın sanat eşiğinde satılması işte..
Sanat halktan ayrılamaz ve eğer devlet eşitlikten yoksun bir tutum içerisindeyse, sanat buna tepki gösterir.Hatta insanları devlete karşı manipule etmekte çoğu zaman sanat kullanılır. Haliyle de devlet, sanatı kendi tekeline almak ister.. İktidarsız iktidarların her zamanki yöntemi. Bu noktada devletten beklenilenin ötesine oluşmuş bir tutum yok yani.
Halkın biraz uyanması gerek artık. Sanatını cahile teslim eden bir halk her zaman kör kalır..
Daha az önce bir haber okudum. Sivas Katliamı ile ilgili. AKP’li bir başı boş Otelde can verenlerden birisi olan şair Metin Altınok’un kızına soruyor:
“”Hiç Aziz Nesin’i kendi kafanızda sorguladınız mı? Acaba o da böyle yapmasaydı keşke diye düşündünüz mü? Çünkü birçok insan için din hassas bir konudur. Bu hassas duyguların kaşınmaması gerekir. Tabii bir katliamın gerekçesi olamaz, ama keşke Aziz Nesin konuşmasaydı da babam ölmeseydi dediniz mi?”
Zeynep Altıok ise şöyle yanıt veriyor:
“Aziz Nesin bu toplumun saygın insanlarından biridir. Ben o gün de her bireyin görüşlerini serbestçe dile getirmesinden yanaydım. Provokasyon her zaman, her yerde vardır, ama provoke olup adam öldüremezsiniz. Aziz Nesin kendini ifade etmiştir. En azılı provoke olmuş katilin bile suçu kabul edilmemeli. ‘Keşke Aziz Nesin bunları söylemeseydi, bunlar yaşanmasaydı…’ Bunlar ütopik, romantik şeyler.”
Yalnız bütün bunlar bir yana, sanat kullanırken de dikkatli olmak gerekir. Örneğin, ırkçılığa, faşizme karşı kullanılan sanatta, ırkçı veya faşist olduğu bilinen birinin kellesi mızrak ucuna takılmaz! Yine eleştirilir, yerilir, hak istenir, eşitlik istenir ama mızrak ucuna takılan her kafa hem sanatınızı hem de savunduğunuz fikri kıpkırmızı ama kararmış kanlara boyar..
Neyse arkadaşlar sizinle aynı sitede yazmak güzeldi.
Fikrimi yazdığım için bana alenen ‘orospu’ denilen bi yerde daha fazla yazmam.. Hüseyin Aktaş gibi insanımsılar siteden uzaklaştırılırsa belki yine gelirim.
Herkese iyi günler diliyorum.
G Milat’a sanat-devlet ilişkisinde katılıyorum. Altınok’a da katılıyorum.
Fakat burada sözkonusu daha önemli birşey var:
İnsanın kavramlaştırılması…
Biraz daha açarsak; İrdelenmesi gereken insan mı, kavram mı sorusu!
Ya da, sanatçının provoke ettiği; kavram mı ? İnsan mı ?
Empoze edilmiş kavramlarla yaşarız. Forumda sıkça söylenen ” Adam olma, vicdan” gibi basit nitelemelerle bu sorunun cevabı verilemez.
Ben bu sorunun cevabını şöyle vermek istiyorum:
Ben sangre’nin yaratıcı düşüncesi sıfır, sıfır olduğu için de yorumlama yeteneği olmayan biri olduğunu düşünmüyorum.
Hele hele, kesinlikle geri zekalı bir papağan olduğunu hiç düşünmüyorum.
Kendi adıma sitede kalmasını ve yazmaya devam etmesini dilerim.
Sangre, daha aynı takımda top koşturacağız bence. Öyle tahriklere kaplıma 😉
hakikaten…( ” daha fazla yazmam..” diyorsunuz ) daha fazla yazmanıza gerek yok… kişisel iletinizi okuyunca yazmamanız gerektiği ortada…bu nasıl bir ……… tur (kelime bulamadım buraya ) MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün sözlerini değiştirip keyfinize göre laf cambazlığı yapıyorsunuz…. bu hakkı nereden elde ettiniz?….kendinizi insanımsı mı ? hissediyorsunuz…. …….sangre’ nin Kişisel İletisi
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, insan olmaktır.
İnsan olmanın yegâne temeli insana sevgidir. Hayatın boyunca, insanlara güzelliği, aklı ve adaleti öğretmeyi görev bileceksin. Bilgin varsa, bedel beklemeden paylaşacaksın. Buna imkân ve şeraitin müsait değilse, yanındaki üç veya beş kişiye katıksız sevgini vermeyi deneyeceksin; onların hayat yükünü bir nebze hafifletmeye çaba göstereceksin. Bunu yaparken Türk mü, yoksa Hindu mu, Yamyam mı diye sormayacaksın. Çünkü insan, galiplerin hasbelkader çizdiği sınırlara sığmayacak kadar kıymetli bir hazinedir.
Dahili ve harici bedhahlarla etrafın çevrili olabilir. Sen şerri bahane etmeyecek, hayırhahlığını ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceksin. Zira kötülük, esarettir. Manevi istiklalini ve manevi hürriyetini ancak insan olmakla kazanabilirsin.
Düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. Önce, düşman mı diye soracaksın. (Çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) Sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (Çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (Öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) Sonuç alamasan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. Bunları yapabilirsen, inan, dünyanın tüm tersaneleri senin olur. Tüm ordular sana boyun eğer. Tüm kalelerini terkedecek gücü ve güveni kendinde bulursun.
Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar sana “düşünmeyeceksin!” diyebilirler. Kendi çorak ve bencil emellerine seni muhafız ve müdafi yapmak isteyebilirler. Kuşaklardan beri süren iktidarlarını bir gün daha korumak için senin damarlarındaki kanı talep edebilirler. Memleketin bütün tepeleri kan ve intikam bayraklarıyla donatılmış, bütün mektepleri zaptedilmiş, bütün mahkemeleri elde edilmiş, bütün gazete köşeleri bilfiil müstevlilere terkedilmiş olabilir. Millet, cehalet ve propaganda içinde serseme dönmüş olabilir.
Ey insan evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, insan olduğunu unutmamaktır. Muhtaç olduğun kudret tanrı vergisi olan vicdanında ve her gün çalışarak geliştireceğin aklında mevcuttur.
Toro, Sangre yazısındaki “edit” yerinde bana söylenmiş “dümbük” kelimesi vardı, hemen arkasından sıralanmış aşağılamaları ve hakaretleri ise hala duruyor.. Edebin nerde olduğunu sorgulaman iyi olmuş, lakin ben de edepsizim.
Toro,
Senin zoruna giden benim de zoruma gider. Eğer benim bu arkadaşa “alenen orospu” dediğim kabul edilirse, ben bu arkadaştan hepiniz önünde özür dilerim! Şimdi sözümü yorumlayalım:
“Perde arkasında orospuluk, perde önünde namuslu olmaya çalışmak!!…”
Neyi ifade ediyor?
Çelişkiyi!
Kime söylenmiş?
Kendisini bilene!
“Alenen orospu” mu denmiş?
Hayır!
“Sangre sen orospusun” mu denmiş?
Hayır!
Sert mi?
Çok sert!
Neden?
E be birader, adalet komandoluğunu soyunmadan önce bir bakın bakalım söyleyenden önce söyletene!
Şahsın kadın mı erkek mi olduğunu bile bilmiyorum. Bu güne kadar değer verdiğim yorumları da oldu! Ama değer verişim yanında kuşkuya düşüren yorumları da. Kendisi ile bir alıp veremediğim olmadı bu güne kadar. Buna karşın günlerdir kendisi benim aleyhime çırpınıp duruyor. Etik Kurul seçimleri sırasında neler yaptığını kendisi itiraf ediyor ki etik kurulun böyle seçilmiş olmasını seçim başarısı olarak böbürlenerek anlatıyor. Aranızdan bir kişi çıksın da bana desin ki; “Etik Kurul Seçimlerinde sen de şu kulisi yaptın, şuna oy istedin!” Diyemez! Ama bu arkadaş bunu yapmış ve istediği gibi seçtirdiğini söylediği etik kurula istediği kararı aldırıyor kendince. Benim yazılarım hakaret nedeniyle silinirken, bana yapılan hakaretin nazarlık gibi yayında kalmasına ve benim bu suretle kulağımın çekilmesine karar veriliyor. Ana sayfada yayınlanan yazılarımı kaldırmak için etik kurula şikayet üstüne şikayet yağdırıyorlar.
Ben bana yapılan haksızlığı demokrasi kuralları içinde sessizce protesto ettim. Kendisinin bugün koyduğu tavrı ben koyduğumda beni desteklemesi gereken bu “adalet timsahı” o zaman ne yaptı? “Oh iyi ki gidiyor” şakşakçılığından başka hiç bir şey yapmadı! Ben bana hakaret ediliyor diye “küsüyorum, yazmıyacağım” diyorum, onlar bunu fırsat biliyor, zil takıp oynuyorlar.
Toro,
Şu linkleri dikkatli oku:
link to sonsuz.us
link to sonsuz.us
link to sonsuz.us
link to sonsuz.us
Derdimi anlatmak için yazdığım yazıları köşe bucak kaçırıp ağzımı tıkamaya çalışan sangre’ye ben ne yaptım da bana bunca düşmanlık yaptı?
Ben kendisine “alenen orospu” falan demedim. Biraz Türkçe ve yazım (imla) bilen bunu derhal anlayacaktır. Bunu da gitsin istediği edebiyat otoritesine kontrol ettirsin. Söz konusu söz ile anlatmak istediğim çifte standarttır! Bir kişi kimsenin görmediği alanda namussuzca tutumlar sergileyip, milletin içine çıkınca da ulemalık taslarsa, bunun nasıl bir tavır olduğunu siz değerlendirin.
Ve sevgili Toro, seni de tanımam ama, objektif yorumlarını sempati ile okurum. Sana da soracağım şudur ki; günlerdir bana yapılan haksızlığa karşı sesin çıkmadı, şimdi rahatsız olduğun nedir? Sesimizi duyurmak için böyle sertleşmek mi gerekiyor?
Seni rahatsız eden inan beni de rahatsız eder. Ama kazı kozu bir araştırın önce…
Her şeye rağmen, böyle bir yanlış anlaşılmaya neden olduğum için “orospuluk” sözcüğünden dolayı tüm site katılanlarından ve sangre’den özür dilerim!
Etik: “Başkalarının yanında yapmadığını yalnızken de yapma!”
Önce bir ton hakaret et/ettir sonra özür dile/bekle!! yeni moda da bu oldu galiba..!
Sebep ise seçimlerde kulis yapmasıymış! Yahu propaganda özgürlüğü diye bir şey var, hiç mi duymadınız. Bu adam bir de devrimci geçiniyor! Sangre tavrında haklıydı. Yanlış yaptığı yerler de oldu ama haklıydı, öyle üstü kapalı -sözüm ona türkçeyi iyi kullanara- kelime oyunları yapıp ben ona direkt laf söylemedim demek korkaklıktır, basiretsizliktir..
Bakın şimdi de Sangre’yi savundum! taraftarlık damarım tuttu yine! Shame on me….!
yalannnnnn,
Ben çok azını yazdım. Sen de bir oku önce.
Ben “korkak ve basiretsiz” olduğumu özel mesajımda söylemiştim değil mi?!
İki de bir çıkıp, çıkıntılık yapma!
Ya da yap!
Ama “yalannnnn” ardına sığınacağına, önce şu açık kimliğini bir ortaya koy, söz korkudan ve basiretten açılmışken…
Hadi koçum benim!!…
Bak bu da yeni çıktı. Ben gerçek kimliğimle yazıyorum yürekliyim, delikanlıyım. Siz nicklerin ardına saklanıyorsunuz ciğeriniz beş para etmez..
Aktaş efendinin şu cümlesi Ben “korkak ve basiretsiz” olduğumu özel mesajımda söylemiştim değil mi?! bana özelden yaptığı tehditin, genele korkakça yansımış hali..
Hadi git de seni ve siteyi tehditten mahkemeye ver o halde! Yetiyor mu yüreğin? Nasıl olsa mahkemede buluşuruz ve tanışırız. Ne dersin?
Ben vereceğim ama bu güne değin bir tek Kenan Evren’in yargılanmasına müdahil oldum. Onun dışında her sorunumu kendim çözdüm. Bu yüzden yediremiyorum kendime, korkuyorum yani bir şeylerden! Ama bu kuralı sırf sizi tanımak için bir seferlik bozmayı da düşünüyorum. Sen daha cesur isen bana yardım et, beni mahkemeye ver, haydi durma!
Paranoyaklaştın iyice. Mahkeme falan hayırdır? Kendin çalıp kendin oynuyorsun hatta devlet eliyle oynatılan “sanat” eserleri varya hani, ha işte onlar gibisin.. Gerçekten beni tanımak bu kadar önemli mi senin için:) acıdım bak sana.. Eğer gerçekten öyle ise facebooktan ekleyebilirim seni…
Bu kadar güzel tartışılabilecek bir konu da kişisel sataşmalara kurban gitmiş. Görüş yazsam ne yazar?!
Sangre, karşıt bir görüş bildirdi diye neredeyse linç edilmiş. Bence Aktaş’ın “orospuluk” ifadesindense altındaki cümleler sert olmuş. Bir fikre karşıt olduğumuzda o kişinin yaratıcılığının sıfır olduğunu söyleme hakkımız doğar mı? Hakikaten anlamıyorum, geçmişe dayalı fikir ayrılıklarının her konu başlığında çekiştirilmesi çok can sıkıcı. Bu çekiştirme, bu ısrar da bir nevi provokasyon.
Bence yersiz tüm kişisel sataşmalar silinmeli!
Not: yalan, sen de bir taraftarlıkla, taraf olmayı öğrenemedin gitti. Anasayfada duruyor oysa.
Kesinlikle katılıyorum üstteki yoruma. Tıpkı “etik çeyiz” başlığında bana yapılan haksız suçlamalar ve yalancılık ithamı gibi olmuş..
Beni kastediyor olamazsın, yorumlarımda yalancılık gibi bir ithamda bulunmadım. Bir de benimle derdin varsa kişisel sataşacaksn özel mail atabilirsin. Oradan devam ederiz. Sitede, yeterince saçmalık, çiğlik görüldü.
Bak bu Aktaş’ın taktiğinin bir benzeri. Sen gelip bana sataştın ben değil!. Durduk yere bir şeylerle suçladın beni.. Aktaş da önce kendisi hakaret ediyor sonra bakın bana hakaret edildi deyip ortalığı ayağa kaldırıyor.. Ned, benim taraf tutmak veya taraftar olmak ile ilgili bir sorunum yok zaten..
Bu gösterinin İsveç’te yapılması densizlik değil yersizliktir. İsveç’te kadın sünneti yok ki…
Bu gösterinin yeri Afrika ülkeleri olmalı, İsveçte yapılması anlamsız. Zaten Afrika ülkelerinde de yasal olarak yapamazsınız. Pek cok ülke yasaklamıştır, şikayet edilirse yasal işlem yapılır.
İyi sorunun yoksa devam et. Anlatmaya çalıştığım gibi; şu sitede benim için yorumlarınla varolursun, seni öyle tanırım, hala da tanımaya devam ediyorum.
Aslında kimseyi yorumlarından tanıyamazsın. İnsan, gerçekte olduğundan çok farklı bir karaktere bürünebilir burada. Ama madem ki yorumlardan “tanıma” yoluna gidiyoruz, ben de bir çıkarım yapayım. Bu başlıktaki ilk yorumun, başlığın amacından (her zamanki gibi) saptığı yönündeydi ve bunun için yorumcuları -direkt belirmesen de- suçluyordun. Sonrasın da ise sen de bu kervana katıldın. Sebebin ne olduğu önemli değil. Gerçekte istediğin “buydu” diye de düşünebilirim.
Pöff:)
gamaro pöff diyecegine etik kurul olarak bir karar alın.Sırf sen degil lafım tabi diger 4 kurul üyesini de kapsıyorum, ne zaman duracak? her konuda aynı sey konusuluyor hakaretler havada ucuyor birşeyler yapılsa da sonra kaldıgınız yerden devam etseniz karşılaşmalarınıza?Olmaz mı?Sarımsaksız mantı tadında site…yavan…
Ben konu hakkında yorumlarımı yaptım. Beni değil de seni gerenin ne olduğu önemli. Konuya dön… Sana bişey demedim, seni germedim. Eğer konuya bi yorum yapsaydın ve saçmalasaydın seni de eleştirirdim bundan şüphen olmasın. Çarpıtma iliklerinize işlemiş yahu. Bir de her durumu politik değerlendirme zorunluluğu varmış gibi… (sangre de bunu yapmıştı.) Politika nemacısı olmayı kendinize şiar edinmeniz beni ırgalamıyor. Polemiğin kahramanları sizi…
Israrcı görünmek istemem ama özgürlük konusunda hesap kitap yapmanın gereklilğine değinmek istiyorum. Topyekün özgrlük mümkün olsa keşke. Özgürlükler birbiriyle çakıştğında bir tafın kısıtlanması zaruri oluyor.
İki gün önce eski bir müşterimle konuşuyorduk. Eskişehirde okuyormuş şimdierde. Nasıl orada ortam diye sorduğumda ortamın çok güzel olduğunu, mekanların falan bayağı ucuz ve kaiteli olduğunu söyledi. Onlar bir yere gittiklerinde içeriye bakıyorlarmış. Çok tek erkek varsa girmiyorlarmış. (Kendileri çiftlermiş.) İçeride çok tek kız varsa da girmiyolarmış. Neden dedim. Yüzyüze geliyoruz. İste istemez bakıyorlar vs. dedi. Yani öküzce bir bakma olmasa bile bundan rahatsız olabiliyorlarmış ve içeride çiftin çok olduğu mekanı tercih ediyorlarmış Nasıl olsa mekan çok. Şimdi, içerideki tek insanların hiç bir suçu yok. Sadece otururken gözlerinin kayması problem oluyor. Bu nedenle üst düzey, kaliteli mekanlarda damsız girilmez durumu var. Hiç bir suçu olmadığı halde tek gelenlerin içeriye girme özgürlüğünü kısıtıyorlar. Mecburen bunu yapyorlar. Çünkü o zaman çiftler rahatsız olup gelmiyor. Bir de bunun diğer masaları gerçekten rahatsız edenlerin olduğu versiyonunu düşünelim. O zaman kısıtlama tam bir zorunluluk halini alıyor.
Aynı şekilde bu sitede de üç beş sert üsluplu! (yumuşatıyorum. benim üsubum da yer yer sert olabiliyor.) insanın kendi üslubula yazabilme özgürlüğü yüzünden kim bilir kaç yüz tane üye yazmaktan vazgeçiyor. Onların içeriye girme özgürlükleri kısıtlanmış oluyor. Matematik hesaba vurunca, üç beş kişinin özgürlüğünü kısıtlamak daha mantıklı gibi. Bırakın dışarıdan bakp gimeyenleri, girip de kaçanların sayısı da azımsanacak gibi değil. Bu başlık altında iki kişi bu şekilde olursa yazmayız demiş, bir çok kişi de bundan rahatsız olduk demiş. Şimdi, bir kişinin dilediğince yazma özgürlüğünü mü kısıtlayalm, yoksa onu serbest bırakıp diğerlerinin yazma özgürlüğünü kısıtlamasına izin mi verelim? Hangisi daha karlı görünüyor? Bakın, daha etiktir, değildire gelmeden bile durum bu derecede.
Şu anda oylama devam ediyor. Diğer üyeler de online olduğunda karar çıkacak.
Toro da çok objektifmiş ama, objektifliği birazcık nezle olmuş işte. “Kabaca göz atmış” şimdi kibarca “parmak atacağım” diye uğraşıyor. Garibim, ellemeyin, değdiriversin, hatta avuçlasın biraz…
Hüseyin de fazla provake etmiş ama… etki tepki olayı…
Ned’in söylediği gibi o ifadenin (“oooifade”) altındaki cümleler daha sert. Ben sangre’nin yerinde olsam oooifadeyi hiç üstüme almam, diğerlerine küserdim… Ama iğneyi önce kendime batırarak!
Bence sangre’nin, küsüşün asıl nedeni sanat ile ilgili savlarında düştüğü mat pozisyonudur! Bu küsüş değil kaçıştır. Mattan kurtuluşu yoktu. Maça küserse belki egosu biraz rahatlardı ve bunun için kaçtı. Sonuçta kendinden yine kaçamayacaktır. Ama böyledir işte, ne kadar büyük olursan yıkılışın da o denli büyük olur ve çıkan çatırtı sesi senin kulaklarını sağır eder önce. Hele bir de büyümeden büyüklük taslarsan!
“Farkındalık” zor iştir! Hatta fark ettiğin kadarsındır!
“Hadi len ordan {EDİT}.. Yemişim sanatını da, gösterenini de, gösterip de vermeyenini de..” Sangre
Buradaki “EDİT” (ki sangre anladığım kadarıyla sitede editördür.) yazıldığında “dümbük” olarak yazılmıştı.
Bakalım Büyük Türkçe Sözlük‘ten:
dümbük, -ğü
Güncel Türkçe Sözlük: a. Pezevenk.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü:
1. Fena, kötü (kimse). 2. Pezevenk. 3. Karısı kötü yolda bulunan kimse.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü: Bir sövgü sözü: kadın satıcısı
“yemişim sanatını da” diyor arkadaş. Buradaki “yemişim” metaforu da “sikmişim” anlamında değil desin de alnından öpeyim!
“gösterenini de” derkenki “gösteren” nedir? cinsel organını gösterendir…
“gösterip de vermeyenini de.” derkenki vermeyen ve verilmeyen nedir? Misket ya da kremalı dondurma değildir!
“Gösterip de vermemek” ifadesi, kötü yollu olarak, bir çıkar nedeniyle erkeklere yatmayı vaat eder tarzda nazlanarak, peşine düşürdüğü erkeği peşinde dolandırıp dolandırıp yüzüstü bırakan kadınları anlatır. (Aynı şeyi erkekler de yapabilir ama realite budur daha çok.)
yalannnn adlı “kullanıcı”, Sangre için “Yanlış yaptığı yerler de oldu ama haklıydı” derken sanırım bunları kastediyor olmalı…
Tabi insanlara “pezevenk” anlamına gelen “dümbük” demek “yanlış ama haklıdır” bazen… Özellikle aynı saflarda ve gaflardaysanız…
Bir de editörlüğü kulanarak hakaret edip editlemek de bir başka keyif olsa gerek!… Hı?!…
Sen insanlara pezevenk de, sonra EDİT yap sil, “gösterip de vermeyeni sikmiş” ol, sonra da sözüm ona “bana orospu” dendi deyip, küs de git…
İğne ve çuvaldız.
Gelir vız, gider tırıs…
“Toro da çok objektifmiş ama, objektifliği birazcık nezle olmuş işte. “Kabaca göz atmış” şimdi kibarca “parmak atacağım” diye uğraşıyor. Garibim, ellemeyin, değdiriversin, hatta avuçlasın biraz…” diyorsun.
Ne demek bunlar? Her yerde ayrı tuhaf ifadeler. Ucu açık imalar. Açık ol biraz. Neye değdirecek, neyi auçlayacak? Çiçeği mi?
Zaten bunları anlayabilecek kadar metin bilgisine sahip olsaydın, etik kurulda bunca kaosa neden olan tavırları sergilemezdin. Toruk efendi…
Açık değil mi?
Kabaca neye göz atmış toro?
Hüseyin’in verdiği linklere.
Göz atılan yere parmak da atılır.
Herkesi kendin gibi çiçek böcek meraklısı mı sanıyorsun?
Bak ne demiş toro:
“ortada abartılı bir tepki ve bu tepkinin sonucunda karşılıklı ,dolaylı ve dolaysız hakaretler var
ama hüseyin ustat ne yapıyor hakaretse ben en kıralını yaparım alsana orspu diyor ,etik kurulda ayıklasın pirincin taşını.. işte bu kasti ortamı germektir
sangrenin yaptığı hakaretleride savuncak değilim ama kasti ortamı gerdiğini düşünmüyorum”
Buradaki birinci cümle “göz atmaktır”. İkinci ve son cümle ise “parmak atmaktır”.
Neden?
Çünkü hakaretleri savunmuyor ama, kasti ortamı germediğini düşünüyor. Yani hakaretin iyi niyetli olduğunu, kasıtsız hakeret ettiğini falan söylemektir bu ki, işin burası da parmak atmanın ötesine geçip “değdirmek ve avuçlamak” oluyor…
Neyi avuçlamak dersen, Hüseyinin verdiği linklerin kıçını avuçlamak oluyor. Tıpkı senin önüne gelen her anlamadığın düşünceyi avuçlayıp şikayet ettiğin gibi!
Oldu mu?
Olmadıysa bir numara büyüğü ile geleyim… Yada sıkı mıkı idare et, biraz daha giyince alışırsın…
Kardeşim, madem niyetiniz bu kadar halis, neden doğru düzgün yazmıyorsunuz düşüncelerinizi? diyecektim ki toro’nun yorumunu okudum. Biri kalkıyor söylediklerinin ucunu sivriltmeye çalışıyor. Sanki kazık imal ediyor. Öteki çıkmış çakabey diye ortalığa. İmal edilen kazığı çakıyor. Millete kazık atacağınıza doğru düzgün ifade edip fikir tartışmasına girseniz olmuyor mu?
Toro,
Ben tam ortaya adam gibi yorum koydum! Yanlışını göremedin mi daha? Ya da gördün de mi sinirleniyorsun?
Toruk Makto,
Ben doğru düzgün yazıyorum, sen eğri okuyorsun!
Bu günlük bu kadar çivi yeter. Siz okumayı söke durun! Çocuklar ekmek bekliyor…
Ben bu başlığa geldim, konuyla ilgili kendi fikrimi yazıp çıktım. Sangrenin bu başlık altında yazdığı fikirlerini beğenmedim. O konuda bir şey yazma gereği görmedim. Çünkü çoğu konuda fikirlerini beğeniyorum. Beğenmeyen de varmış. Beğenmediysen beğenmedim dersin geçersin. Sen şöylesin de, böylesin de demenin alemi yok.
Oikos’a dümbük demiş, sonra bakmış, kendisi de dediğini beğenmemiş, editlemiş. Hanginiz bunu yapıyor? Çıkıp ucunu sivrilttim de, hakaret suç değildir de, kıldır da yündür de… Bin dereden su getirmiyor musunuz? Hüseyin bir ara forumdaki bir kadına “Sorospu” diyerek hakaret etmişti. Sözde Sorosla ikisini aynı kelimede yiyecekti. Yedirmedim, şimdi Hüseyin’in yaptığı gibi kıyameti kopardım. Tabi bu kadar değil. Savcılığa şikayet formunda dilekçe yazıp sonsuzun vicdanına şikayette bulundum vs. Ne oldu? Etik kurul gelip müdahale mi etti? Yok, Hüseyin kendisi özür diledi. Ben de uzatmadım, erdemdir dedim, kapandı gitti. Şimdi ne oluyor? Namag baştan kendisi özür dilediği halde kıyamet hala kopmaya devam ediyor. Mesele üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek oldu.
Oikos’un bahsettiği dadaist sunuma ben de katılmıştım. Bununla alakalı bir kaç şey yazayım diyordum ki araya yine kıyamet girdi. Oiskos ve Marseh o gün bizi bayağı provoke etti. Monalisa resmine etmediğimizi bırakmadık. (Çakabey’e kalsa, değdirdik, avuçladık derdi herhalde. :p) Ben şeytan boynuzu ve gothic makyaj yaptığımı hatırlıyorum. Sunum bayağı keyifliydi. Duvarında bir Monalisa kopyası asılı olan, yoldan geçen birisi içeriye girip “sizi gidi terbiyesizler, ne yaptınız güzelim esere” dese söylediklerinin bir anlamı olacak mıydı? Sen git evindeki tablonu izle, evine de geliriz onu da boyarız, defol lan mı derdik? Yoksa kibarca durumu izah mı ederdik? Herkes fikrini kabul edilebilir bir üslupla ifade ederse daha iyi olur.
O sunumu değil de bana sanatsal aktiviteler çekirdek çitler gibi izlenmez diyen sunucuları protesto etmek için kaç paket olduğunu hatırlamadığım çekirdekler yanımda olduğu halde katılmıştım. Dadaist sunumu dadaist eylemle basacaktım bir nevi. Baktım durum hiç de düşündüğüm gibi değil. Gayet keyifli ve eğlenceli gidiyor her şey. Kıyamadım, çekirdekleri çıkarmadım. Sunum bittikten sonra çıkardım, böyle yapacaktım falan dedim.
Ben de yapıyorum. Sert üslup kullanıyorum bazen de zaten yeterince sert, daha sertleştirmek için gereksiz laflara gerek yok.
Toro,
“hakikat yüzde 50’den küçüktür”:))
Toruk Makto,
Hüseyin forumda bir kadına sorospu demedi! Soros’un işbirlikçilerini kastederek bu sözü kullandı. Sen Hüseyin’e çok iftira atıyorsun ama. Bu gidişle ne olur bilmem…
Kavramsal sanati fazla anlamam , ama bu ona burun kivirmami gerektirmez , kavramsal sanata hayatini adamis sanatcilar var . Bir kalemde ammaan kicimin kenari demek cok kolaydir kavramsal sanata cunku sarlatani coktur , icinde olmayan ayirdina kolay varamaz .
Cok eglenceli ve komik isler var bir yorum ve aciklama getiremiyorum ama begeniyorum .
90larda bir sergi vardi istanbulda .yerde koca bir balon sisiyor sisiyor ve izleyicilere yer kalmiyor hepsi duvarlara yapisiyor , fakat balona cok basildigi icin sisemedi ,senaryo tam gerceklesmedi .:))
Bu arada yukarlarda neler oloor kuzummm..
Lafı ağzımdan almış anlamında yazmıştım.
“Kardeşim, madem niyetiniz bu kadar halis, neden doğru düzgün yazmıyorsunuz düşüncelerinizi? diyecektim ki toro’nun yorumunu okudum. ” dedim ve devam ettim. Devamında sen yoksun.
Sen hani misafirdin de yorumların onaylanmadı diye etik kurula kızıp üye olup yazmaya başlamıştın?
Sana kimsin dediğimde forumu misafir olarak takip ediyorum diyordun. Amma uzun süren bir misafirlikmiş. 2 senelik misafirlik mi olurmuş?
Kim olduğunu açıkla bari artık.
İftira mı?
“Kaç kez oldu kandırıyor ahaliyi.
Bir de gül ibikli horoz geziniyor ortalıkta.
Tavuğuna yanaşmaya görsün bir yabancı horoz
Gerneşe, gerneşe kanat çırpıyor
Ötüveriyor hemen
Kahkahalar yükseliyorsa da Denizli’den…”
“Etik kurul ve gıyabında sonsuz.us’un duyarsızlığı hakkında eleştiri.” başlıklı, dilekçe formatındaki yorumumda açıklama var zaten.
link to sonsuz.us
“”Etik kurulu beklemeden ben kaldırıyorum. Kaldırdım.” demiş.
“Ne güzel, zaten etik kurula kalsa kalkmazdı o hece.” demişim.
Melih Gokcek de iyi anlar sanattan .
Siteye girip yazmayacağımı söylemiştim ama kısacık da olsa bir açıklama yapmam gerektiğini hissettim.
Kimseye kızgın değilim, kimseden özür de beklemiyorum.. Yukarıda şahsıma ‘orospu’ yazıldığı için bir daha yazmayacağımı söylemiştim ama asıl gerekçem bu değil elbette.. Eğer öyle olsaydı oikos’un özel mesajlardan bana yazdığı bir ağız dolusu küfür sonucunda siteden ayrılırdım.. Bu tür, bir iki küfürle bir yerde yazmayacak biri değilim.
Aslında daha önceden de vardı ama son bir iki haftadır iyice güz yüzüne çıkan bir durum var.. Bir konuda gelip fikrini yazıyorsun, konuyu kişiselleştirmeden, hiçbir hakarette bulunmadan yazmak istiyorsun, konu bir anda senin o konu hakkında ne düşündüğüne geliyor.. Normalde kadın sünnetinin bu şekilde sanata konu olması tartışılması gerekiyorken, X kişisinin bu konu hakkında nasıl böyle düşündüğü, haddini bilmeden, yorumlama kabiliyeti olmadan, hangi hakla böyle düşündüğü bir anda konunun odak noktası haline geliyor.. Sataşmalar, birbirine laf atmalar, hakaret ve küfürler havada uçuşuyor.. Bu sadece bu tartıştığımız konuda değil, istisnalar hariç her konuda oluyor.
Hakaret ve küfür olmasa kişiselleştirmeleri pek sorun etmez insan.. Ama bu şekilde olması, sana değil senin fikrine hakaret oluyor bir anlamda.. Ben de bu yüzden artık yazmak istemediğimi söyledim.
Benim için Hüseyin Aktaş veya başka birisinin siteden yasaklanması sorun değil.. Bu sitede küfür ve hakaretleriyle önplana çıkan bir kesim var.. Her başlığı istisnasız kişiselleştiren, konunun tartışılmasından çok art niyetli bir şekilde tartışmayı sabote eden, kendi gibi düşünmeyenleri aşağılayan bir kesim var.. Eğer site yönetimi, yöneticileri artık nasıl bir önlem alırlar bilmiyorum ama bu sorunu çözerlerse, kendileri için de iyi olur.. 0 zaman site gerçekten fikirlerin tartışıldığı bir yer halini alabilir.. Ben de sessiz sedasız gelir yazmaya devam ederim zaten.. Ama bu yakın zamanda pek mümkün görünmüyor.
Çakabey’in benim yazdıklarımı yorumlamasına da çok güldüm, ne yalan söyliyim.. ‘Yemişim sanatını’ derken aslında ‘sikmişim’ demek istemişim.. ”Gösteren” derken aslında cinsel organdan bahsetmişim (Sanırım kendisi bir önceki iletide oikos’un ‘sanatçı gösteren’dir sözünü okumamış, ben de ona hitaben yazmıştım ya neyse) .. Bir tek ‘dümbük’ sözünü tutturabilmiş.. 0nu da girip kendim editledim.. Etik Kurul üyesi felan da değilim.. Herkes girip istediği yazısını editleyebilir.. Tabi insanda önce biraz vicdan, biraz da mukayese yeteneği olması gerekiyor.. Yazdığı bir ifadenin aşırıya kaçtığını, silmesi gerektiğini düşünmesi gerekiyor bunu yapabilmek için.. Yoksa her insan girip editleyemez yani.
Neyse, umarım kendimi ifade edebilmişimdir.. Hakaret ve küfrün olmadığı, kaliteli tartışmalar yaptığımız bir site dileğiyle 🙂
Güzel…
O halde senin baştaki yorumun dahil tüm alakasız yorumlar silinsin. (Bu yorum dahil)
Sonsuz’dan rica edelim.
Not: Gösteren ve gösteren arasındaki farkı biliyoruz. Daha fazla kasmaya gerek yok.
–
–
–
–
–
–
–
–
–
Sevgili oikos ben karışmıyorum. Bu yüzden ricanızı etik kurula havale ediyorum.