Sanat Galerisine İçki Baskını!

Geçtiğimiz gün yapılan bu gerici anlayışlı ve özgürlük karşıtı olan bu eylemi kınıyorum. Her zaman mazlumu oynayan, hep haklarının aldığını iddia eden insanların aslında “hak” diye kastettiklerinin başkalarının yaşamlarına, içkilerine karışma hakkı olduğunu söyledik durduk. Fakat bir türlü bunu göremediler. Vicdanları sorgulayanların vicdanlarını kaldıkları sessizlikten görebiliyoruz. Şeriat gelmez diyenler -şeriat gelmese bile- sokaklarda linç girişimlerinden, galeri baskınlarından, otel yakmalardan nasıl kurtulacağımızı belirtirlerse sevinirim.

Bu arada ilgilisine özel not: Taraf gazetesi ve Genç Siviller bu haberden hiç haberdar olmamış ve hiç yer vermemişler. Bu durum, kimlerin yalakaları olduklarını anlatmaya yeter sanırım.

Sanat galerisine içki baskısı!
NTV
İstanbul Tophane’de açılışı yapılan bir sanat galerisinin davetlilerine, içki içildiğini gerekçe gösterdikleri iddia edilen bir grup tarafından saldırıda bulunuldu.

İSTANBUL – İstanbul Tophane’de bir sanat galerisi açılışı, bir grubun saldırısına maruz kaldı.

İçki içilmesini gerekçe gösterdikleri iddia edilen saldırganlar, galerinin camlarını kırdı, davetlileri tartakladı.

Beyoğlu Firuzağa Mahallesi Boğazkesen Caddesi’nde bulunan Outlet Sanat Galerisi’nin açılışı sırasında yaklaşık 20 kişilik bir grup, galerinin içine girerek davetlilerle tartışmaya başladı.

Gruptaki kişilerin içki içilmesini gerekçe gösterdikleri iddia edilirken, cadde üzerindeki 2 sanat galerisine daha saldırıldığı belirtildi.

Olay yerine gelen polis ekiplerinin müdahalesiyle saldırganlar yatıştırılırken, arbedede yaralanan 5 kişi Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan müdahalenin ardından taburcu edildi.

Grup ile davetliler arasındaki tartışmanın, açılış sırasında yüksek sesli müzik dinlenmesi nedeniyle çıktığı da iddialar arasında.

38 yorum “Sanat Galerisine İçki Baskını!”

  1. Dün gece Tophane Firuzağa Mahallesi Boğazkesen Caddesi Kadirler Yokuşu’nda bulunan Galeri Non, Outlet, Pi Artworks, Elipsis ve Apel Sanat Galerilerine yönelik saldırı, Türkiye’de demokrasiye, çok sesliliğe ve özgür düşünce ifadesine yönelik ağır bir tehlikenin varlığına işarettir.

    İstanbul’un orta yerinde, bundan 17 yıl önce yaşanan elim Sivas olaylarını hatırlatır bir şekilde, tekbir getiren 40-50 kişilik bir grubun, “galerilerin kapılarının önünde içki içilmesini istemedikleri” bahanesiyle galerilere saldırarak camlarını kırmaları ve beş sanatseveri yaralamaları, yalnız sanata değil, Türkiye’nin barış ve huzuruna gölge düşüren, kabul edilemez çirkin ve vahim bir olaydır.

    Faillerin derhal bulunması ve cezalandırılması, sanatçılara yönelik bu akıl dışı terör olayının deşifre edilmesi, İlçe Emniyet Amiri’nden Cumhurbaşkanı’na kadar tüm yetkili kurumları ilgilendiren bir sorumluluktur.

    UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği) ve Sanat Galericileri Derneği,

    23 Eylül 2010 Perşembe günü, (yarın sabah) saat 11.30’da Sinema Sevenler Derneği’nde Türk sanat ortamının ve farklı sanat dallarının geniş katılımıyla ortak bir açıklama yaparak Türk kamuoyunu yaşanan olaylardan tümüyle haberdar edecek ve suçluların bulunması, gerek Tophane, gerek tüm Türkiye’de sanat galerilerinin rahat çalışması için gereken huzur ortamının korunması için çağrı yapacaktır.

    Tarih: 23 Eylül 2010 Perşembe

    Saat: 11:30

    Yer: Çiçek Bar, Sıraselviler Cad. Billurcu Sok. No.25 Taksim

    Detaylı Bilgi için:

    Safiye Mine Erdurak: 0532 4056724

  2. Sanat Galerisine yapılan baskın kendiliğinden bir baskın olabilir. Ancak diğeri kendiliğinden değil. Bu yüzden diğerine de kendiliğinden diye bakmamak gerekiyor.
    “Yetmez ama evet” diyenler, yetmez ama hayır diyebilecekler mi bakalım… Ancak “kuru kuru hayır” ya da “kuru sıkı hayır” demek de yetmeyecek!…

    Bu adamlara bir “erken doğum” yaptırmak gerekiyor!…

  3. Bak şu yobazdaki cürete… acaba kimlerden alıyorlar bu cesareti dersiniz?
    Ankarada kurtuluş parkında ,devletin polisi el ele gezen ve umuma acık yerde oturan çiftlere ”UYGUNSUZ OTURUYORSUNUZ” diyerek uyarıyor ve gbt sorgulaması yapıyor. İstanbulda resim galerisi basılıyor. Türkiye’yi daha neler bekliyor?

  4. Bu gerici hakaret; mazlumu oynayarak demokratik hakları diline pelesenk etmiş gerici zihinlerin gerçek amacını da ortaya koyar. Kendi demokratik hakları ya da özgürlükleri değildir onların asıl derdi zira kul ve köle anlayışı demokrasiye uzaktır. Başkalarının yaşamlarını din ve fetva ile düzenleme ve yönetme arzusu kuşatmıştır onları. Galeri ve sergilerde alkol alınmasına karışma fikri müthiş zavallıcayken bu nedenle saldırı fikri bir o kadar ilkel ve aptalcadır. Kimse size, burnunuzu kapatıp zorla alkollü bir içeçeği dayatmıyorsa bir diğerinin kendi isteğiyle içmesi sizi ilgilendirmez. Demokrasinin gereğidir bazıları-çoklukla çok çeşitli-sizin tasvip etmediğiniz gibi düşünüp yaşayabilir, sizin yaşam kalitenizde bir düşüşe neden oluyorsa demokratik engel söz konusu olabilir. Ben bugüne kadar burada şu ayin, toplantı yapılıyor, şurada şerbet, meyan kökü içiliyor diye herhangi bir yeri basan ne bir galeri sahibi ne de bir sanatçı duydum. Milyonlarca ahı kalacak gezegende umutla ve ışıkla salınan biz özgür ruhların..karşı konulmaz bir resim yapma isteği şimdi işte tüm karanlığa ve aptallığa inat.

  5. Kuşku götürür Adaletin, şeriatçı Kalkınma Partisine: Tramvaydan inme vakti geldi mi?
    Resim, heykel, sanat, sanatçı bilinen bir zihniyet için saldırılması gereken hedeflerdir. Bu hedefler büyük resmin içindeki küçük parçalardır. Kültüre çok çok uzaktan Bakan ve Kap(a)tan İstanbulun en büyük kültür merkezini kapatıyorsa, tayfalar da boş durmaz.

  6. Bilim ve sanata saldırıların başlangıcı bunlar. Yapılanları kınıyorum, özellikle olay gerçekleşirken seyirci kalan polisi.

    xenix

  7. bu tür vakalara her daim rastlıyoruz, örümcek beyinlilere her daim sahibiz. asıl problemimiz yine bu tür münferit haberleri kullanıp şeriat korkusu yaymaya çalışanlarda…

  8. Hayır bu kişilerin şeriat ile bir bağlantısı olamaz. Şeri-at. Oysa İslam dininde böyle bir davranışın o inançla alakası olabileceğine dair hiçbir ibare yoktur.

    Hoş değil, ahlaksızca, saygısızca. Davranış, olması gereken insan davranışı değil. Çok karmaşık tetiklenmelerin böyle sonuçlar doğurduğu olası.

    Sorun müziğin sesinin yüksek olması olsa bunu konuşarak çözmeye çalışırdı doğru kişi.

    Sorun içki içiliyor olması olsaydı burada içki içen kişilerin saldıran kişilere karşı olumsuz bir davranışının olup olmadığına bakılırdı ki saldıran tarafın haklılık zemini mantıklı ve aklın reddetmeyeceği bir şekilde olsun.

    Bu sebeple saldırıldığını söylemek, arkadaki kasıt ve art niyeti gizlemekten başka birşey olamaz. Dolayısıyla bunu yapan kişilerin saldırı hakları mantıklı haklılıklar içermiyor. Bu inançlı yaşayan biri için çirkin bir davranış olarak görülmeli. İnançsız bir kişi içinse, erdemli insan davranışı olmadığı için yapılamayacağı için öyle görülmeli. Demek ki bu kişilerin ne inançla bir ilgisi var ne de erdemle. Ortada tam bir terörist, potansiyel katil, serseri davranışı var. Bu kişiler kışkırtılıyor ve bilinçli olarak böyle davranmaları sağlanıyorsa arkalarındaki zihniyetinde inançla, erdemle hiçbir bağlantısının olmadığı ortada. Ayrıca bu davranış korkak bir insan davranışıdır. Çünkü korkan kişi saldırganlaşır. Orada bulunan kişilerin nasıl bir tehlikenin aktörleri olduğunu da söylemiş olabilirler arka plandakiler. Yazık ki kendisini diğerinin hırsı için malzeme yapmayacak kadar dahi onurlu bir insan duruşu görülmüyor.

    Eğer erdemli kişilerin yönettiği bir ülke olsaydı burası toplum kesinlikle böylesine azmış, kontrolden çıkmış, saldırganlaşmış olmazdı.

    Bilim ve inanç bir savaş içerisinde olabilir. Bu savaş aklen, sorgulayarak ve tartışarak yürütülebilecek seviyede yapıldığı sürece şiddetle sonuçlanmaz.

    Oysa yönetimin liderinde de erdemli davranış görülmüyor. Demek ki liderin saldırgan tavırlarını halk da içselleştiriyor. Bu da demek oluyorki bu model bu halk için sağlıklı bir model değil.

  9. Eğer ortada şeriata göre karar veren bir KADI olsaydı, bu konudaki müphem ve muğlak kararı çok çeşitli olacaktı:

    1- İki tarafta suçlu (biri içki içtiği için diğeri saldırdığı için)
    2- İçki içenler suçlu (Bu kesin)
    3- Tahkir ve tahrik gerekçesiyle sokağa taşanlar suçlu
    vs…

    Karar sonrası verilecek ceza ise pek medeni olmazdı sanırım.

    Televizyondan dinlediğim mahalle halkının söylemleri beni oldukça irrite etti. Gerekçeleri oldukça can sıkıcı… Ve aslında herzamanki bağnaz ve ötekileştiren söylem ve eylemlerden farklı da değil. Çocukluğum o bölgeye çok yakın bir fransız okulunda geçti. Bölgeyi ve insanını çok iyi tanırım. Bölge randevu evleri, uyuşturucu pazarı, meyhaneleri, mahallede konaklayan hayat kadınlarıyla meşhur bir yerdi ve hoşgörü sınırsızdı. Aslında hala da aynı ya… Zaten oralar eskinin eskinin galata bölgesiydi ve osmanlının istanbul’u fetihinden önce ve sonra gene aynı işlerle meşgul bir yerdi.

    Kısaca tüm Türkiye genelinde ahlakçılık yapacak belki de en son yer…

    Peki neden?

    Hoşgörünün bitmesi bölgenin el değiştirmesiyle doğru orantılı olmalı. Hayır bin kere hayır…

    Bir kere insanı çok rahat çok kolay küfür eder, Uyuşturucu veya kadın satmak en doğal olağan işlerdendir. Kendi değilse bile yandaki komşusu, sokakta karşılaştığı genç onlardan biridir.

    O halde ?

    Sorun bölge insanının sanatla olan ilişkisi ve sanata gönül vermiş insanlara olan gizli düşmanlığıdır. Hertürlü uğursuzluk, hırsızlık, gasp, fahişelik olağandır fakat SANAT asla…. Sanat insanı kendinden olmayan herşeydir. Sanat kendi savunduğu değerlerin tam karşıtıdır. Sanatçı onların tabiriyle labunyadır. Erkek bile değildir. Hem erkek olmayıp hem de öyle kızlarla falan gezmesi bir acayip iştir. (Kadın işin içinde yoktur. Kendi kadını kutsaldır diğer tüm kadınlar onun için yellozdur.)

    Bu olay kedinin ulaşamadığı ciğere mundar demesinden başka birşey değildir.

  10. işin bir de motivasyon tarafı var. RP ilk hükümete geldiğinde bunun psikolojik itkisini biraz abartanlar yobazlıklarını rahatça açığa çıkartmıştı, günlük, sıradan olaylardı ama öğreticiydi. Hükümete gelmiş olmayı gidien yolda sağlam bir kazanım olarak görenler güç gösterisini başlatmıştı. Sonra olanları biliyorsunuz.
    Galeri olayında da yüzde 58 i kendine psikolojik bir ortam olarak görenler var ya da beklettikleri eyleme ortam yarattığı hissine kapılanlar…
    oikos tophane tanımlarında haklıdır, o bölgeyi bilmeyenler doğruyu da bilemez.

    AKP yi adalet temelinde tanımlayan o bölgenin insanları sulukuleyi unutmamalı, galerilere bakacağına galataporta bakmalı.
    kimbilir, birilerinin soğukkanlı olup yöre sakinlerine bu projeyi sulukuleyi de örnekleyerek anlatmalı.

  11. Şu linkte konu ile ilgili ilginç bir yorum var:

    link to aksam.com.tr

    Aram ve oikOs’u doğrular nitelikte bir yaklaşım diye düşündüm. İlk başta ben de “Sanat Galerisine yapılan baskın kendiliğinden bir baskın olabilir.” demiştim. >Ancak detay üzerine düşünmemiştim.
    Ama sonsuz’un karikatürüne binaen, böyle kendiliğinden olaylara da gereksinim görülüyor:) Bu sayede korkularımızdan (!) arınıyoruz.

    Ancak SDP ve TÖP üyelerinden sonra Hanefi Avcı da “Devrimci Karargah” örgütü oprerasyonu nedeniyle gözaltına alındı. “Kendiliğinden olayların” kendiliğinden görüntüsü de, kendiliğinden olmayanların üstünü örtmesin!…

  12. Hüseyin, verdiğin linkte Atılgan Bayar;

    Tophane’de sermaye ile yoksulların, bohemler ile kent yoksullarının çatışması yaşandı.
    Ve tuhaf olan…
    Adı solcu olan siyasetçiler ve entelektüeller, ilk elden bu saldırıyı ‘vandalizm’ olarak tanımladı.
    demiş.

    Tophane semti yolunu bulanların semtidir. Orada gerçek anlamda yoksul’a rastlanmaz. Uyuşturucu ve benzeri gayrimeşru ticaretin parasıyla semt rumlardan 70’li yıllarda el değiştirmiştir. Diğer değişim 90 lı yıllarda yaşanmıştır. o yıllarda semt korkunç biryerdir. Fakat genede kapıcılık, el arabacılığı gibi mesleklerden yapılanan bu yeni grup yatırım amaçlı bölgeden ev almışlardır. (bazıları apartman almış) Şimdilerde bu ranttan faydalanıyorlar. Giyimleri kuşamları ile oldukça yoksul gibi duran bu grup insanları aslında çoğumuzdan variyetli… Semtte eskilerden olanların çoğunluğu ise küçük esnaf… Aralarında elbette yoksul olanlarda var, bunlar kiracı grubu oluşturuyorlar fakat sayıları oldukça az… Doğalki her semtte yoksula rastlamak mümkündür.

    Yazar’ın bahsettiği gentrification (soylulaştırma) bu semtte devlet eliyle yapılmadığından yakıştırma doğru değildir. Kapitalin ve rantın gerektirdiği gibi bir yapılanma süregelmektedir.

    Bu sebeplerden dolayı yazarın söylediğinin aksine SOLCULARIN vandalizm söylemi yerindedir ve doğrudur.

    Yukarıda daha önce yazdığım gibi, bu yapılan saldırı altkesimden gelmemiş direk vandalizmden kaynaklanmıştır.
    Basit bir örnek verirsek olayın olduğu yerin 50 metre yukarısı ünlü cezayir sokağıdır. Orada müzik bangır bangırdır. İçki masaları sokaktadır.

  13. Tophane’de önceki gün galericiler ve sergiye gelenlere karşı yapılan saldırı “muhafazakar mahallenin tepkisi” olarak açıklanabilir mi?

    Ben
    o caddeyi ve galerileri biliyorum.

    Yeni değil,
    birkaç senedir orada böyle içkili sergiler düzenleniyor.

    Daha evvel
    bu ülke Danıştay saldırısı ve Gazi Katliamı gibi ‘dinci’ süsü verilen derin çete saldırılarına sahne oldu, biliyorsunuz.

    O nedenle
    bu haberin dünkü veriliş şekli beni tatmin etmiyor.

    Bu olayda organize bir gücün ‘muhafazakâr mahalle’yi kullanarak hareket ettiğini düşünüyorum.

    Sonuçta
    böyle bir saldırı Cihangir’de olamazdı. Böyle bir provakasyon için muhafazakâr bir zemin ideal.

    Mahallelinin rahatsızlığı kullanılmış gibi gözüküyor.

    Zira
    bazı odakların organizasyonu olmadan mahallelinin böyle bir işe cüret ettiğine ihtimal vermiyorum. Bu saldırı ‘derin’likli bir şekilde soruşturulmalı!


    Bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce yine aynı sokaktaki başka bir galeride ateist sanatçıların bir sergisi yer almıştı örneğin.

    O sergiyi
    Vakit gazetesi daha sonra çirkin bir şekilde sayfalarına taşımış, buna rağmen herhangi bir ‘dinci’ tepki oluşmamıştı mahallede.

    Ama
    aynı sergide ‘yüzü olmayan Atatürk’ işi gösterilmiş, bu işe savcılık anında soruşturma açmıştı.

    Mahalle halkı mı? Organize saldırı mı?

    Önceki günkü olaya gelirsek…

    O sergide
    en çok dikkat çeken, ‘Ekstra Mücadele’ kod adlı bir sanatçının eserleri.

    İsmini saklamak zorunda kalan bir sanatçı bu.

    Çünkü
    Mustafa Kemal’i ti’ye alan çalışmaları var ve bu nedenle ciddi tehdit altında.

    ‘Melek şeklinde gökyüzünden düşüp yere çakılan Mustafa Kemal’,

    ‘Peçeli bir kadınla aşk yaşayan Mustafa Kemal’ gibi
    işlere imza atmış.

    Bu çalışmalar nedeniyle
    bir süredir silahlı ulusalcı örgütlerden tehditler alıyormuş sanatçı.

    Zaten
    birkaç gündür internet sayfaları da hacklenmiş durumda.


    Peki
    böyle bir arka plana sahip sergide saldırı gecesi neler yaşandı?

    Orada olan bir dostum anlatıyor:
    “Sergiyi gezdikten sonra ellerimizde içkilerle sokakta sohbet ediyorduk.
    Bir anda birileri hızla üzerimize geldi ve sergi salonuna gaz bombası atıp etrafımızı çevirdiler.

    Sonra da
    önlerine geleni dövmeye başladılar.
    Bir yandan dövüp diğer yandan ‘burada içki içiyorsunuz, karılarımıza kızlarımıza sarkıyorsunuz’ diye bağırıyorlardı.

    Tam bir kaos vardı.
    Karakol iki dakika mesafede olduğu halde polis yarım saat sonra geldi.”


    Tüm
    bu verileri ve anlatılanı alt alta koyalım…

    Saldırı organize gibi görünüyor.

    Mahalleli gaz bombası atıp, etrafı çevirebilir mi?

    ‘Ekstra Mücadele’ye gelen ulusalcı tehditler ve bu saldırının çakışması bir tesadüf mü?

    Polis neden yarım saat sonra geldi?

    (Nagehan Alci/Aksam/TurkMedya)

    slm.

  14. Yobaz her yerde yobazdır. Hele particilik zihniyetiyle düşünen yobaz, daha bir yobazdır.

  15. Hangisi daha yobaz onu sizin vicdanınıza bırakıyorum.

    İnsanlara darp edip, yüzlerine zehirli gaz sıkanlar mı? Yoksa gelip bir eseri kıranlar mı?

  16. anlasilan gözünüzden kacti olur olur bu kadar kusur kadi kizinda dahi olur..

    evet
    sonsuz us´un pek bilmis “cagdas forumdas”larindan konuyla ile ilgili varsa
    tepkilerini alalim lütfen..

    **

    CHP’lilerden Sanata Saldırı

    İDANS 04 Festivali Kapsamında Beşiktaş Meydanı’ndaki Sergiye 15 Kişi Saldırdı.

    Bimeras Kültür Vakfı tarafından dördüncü kez düzenlenen iDANS Uluslararası Çağdaş Dans ve Performans Festivali kapsamında Üsküdar, Beşiktaş ve Kadıköy meydanları için planlanan Free Zone Istanbul (Serbest Bölge İstanbul) sergisi daha yerleştirme aşamasındayken Beşiktaş Meydanı’nda saldırıya uğradı.

    CHP Gençlik Kolları üyesi olduklarını iddia eden grup sergide beğenmedikleri objeyi devirerek parçaladılar.

    Uluslararası üne sahip tasarımcılar Rosan Bosch ve Rune Fjord’un İstanbul için tasarladıkları sergi alışılmış işaretleri dönüştürerek kent mekanlarındaki bazı alışkanlıklara ve kurallara mizahi bir bakış getirmektedir.

    Sergi böylece özel alan ile kamusal alan arasındaki sınırları incelerken, paylaştığımız ortak alanlarda birbirimizle konuşup tartışabileceğimiz yeni bölgeler yaratmayı hedeflemekteydi.

    Sergideki 25 farklı objeden birisinde hava meydanlarındaki “ibadet bölgesi” işaretine gönderme yapılıyor ve üç büyük dinin simgelerinin yanında Atatürk’ün resmi yer alıyordu.

    Atatürk’ün bazı kesimler tarafından bir din gibi algılanıp algılanmadığını tartışmaya açan eser Beşiktaş meydanında bulunan bir grubun tepkisini çekti.

    Başlayan tartışmada Beşiktaş Belediye’sine ait bir otobüsten inen bir grubun katılmasıyla sinirler gerildi.

    Bu arada tartışma konusu olan eser devrilip yırtılarak parçalandı.

    Bimeras Kültür Vakfı olarak,
    ifade özgürlüğüne yapılan saldırıyı kınıyoruz. Bu saldırının Beşiktaş gibi İstanbul’un aydın bir semtinde gerçekleşmiş olması da oldukça düşündürücüdür.

    Serginin sanatçılarından Rosan Bosch şu açıklamayı yaptı:

    “Sergideki objelerin herbirinde bir soru var.

    Bu sorulara farklı yanıtlar verilebilir ve ifadelere karşı çıkıp tartışmak mümkündür.

    Ancak,
    tartışmanın mümkün olmaması bazı dogmaların olduğuna işarettir.

    Buluşup konuşup paylaşacağımız alanlar oluşturmayı hedefleyen bir projede çalışırken böyle bir durumla karşılaşmak beni çok üzdü.

    ” Bugün (eksik olarak) Beşiktaş meydanında kurulumu tamamlanan serginin benzeri yarın Kadıköy ve Üsküdar meydanlarında kurulacak. (Sadehaberler.com)

    slm.

  17. Bu haberde ATATÜRK olduğu için dikkatinizi çekti ve dikkatleri bu konuya odaklamak istiyorsun.
    Ama olmaz ebubekir olmaz.
    Yakaladın ya CHP nin bir açığını hadi bakalım kolay gelsin mi diyelim. Kolay gelsin…

    “Sergideki 25 farklı objeden birisinde hava meydanlarındaki “ibadet bölgesi” işaretine gönderme yapılıyor ve üç büyük dinin simgelerinin yanında Atatürk’ün resmi yer alıyordu.

    Atatürk’ün bazı kesimler tarafından bir din gibi algılanıp algılanmadığını tartışmaya açan eser Beşiktaş meydanında bulunan bir grubun tepkisini çekti. Başlayan tartışmada Beşiktaş Belediye’sine ait bir otobüsten inen bir grubun katılmasıyla sinirler gerildi. Bu arada tartışma konusu olan eser devrilip yırtılarak parçalandı. Bimeras Kültür Vakfı olarak, ifade özgürlüğüne yapılan saldırıyı kınıyoruz. Bu saldırının Beşiktaş gibi İstanbul’un aydın bir semtinde gerçekleşmiş olması da oldukça düşündürücüdür.
    “

    Bu da senden;

    “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 1994’te, “Böyle sanatın içine tükürürüm” diyerek müstehcen olduğu gerekçesiyle kaldırttığı ‘Periler Ülkesi’ adlı heykeli yargı kararıyla yerine koydurmak zorunda kaldı. Gökçek, heykelin Altınpark’a geri konulması hakkında, “Ben yargı kararını uyguluyorum. Yine de kesinlikle tasvip etmiyorum. Ama mahkeme kararı var, yapacak bir şey yok” dedi. Gökçek, “Heykelin yerini değiştirmeyi düşünüyor musunuz?” sorusuna da, “Bundan sonra olacakları birlikte izleyeceğiz. Bekleyelim, görelim” yanıtını verdi.
    “

    Ve buna benzer türkiyenin bir çok ilinde sizin kesimin sanata duyduğu ve göstermiş olduğu hassas ve derin ilgiye !!!! de şapka çıkartmalı.

    Öz Can,

  18. Öz Can yazdi;………..sizin kesimin…”

    anadolu da “sui /kötü/ misal /emsal/ olmaz” derler..

    anlamamakta israr ediyorsunuz ama tekrar edeyim..

    ben benim..

    bagimlisi oldugum bir kesim yok bu algi sadece sizin “kuruntu”nuz..

    slm.

  19. yaziyi xenix okusaydi
    herhalde söyle derdi; buyrun iste bunlar da “kemalist putperest”..

    evet

    Sn.sonsuz,
    yobazligini atatürk´ün arkasina saklanarak gizlemeye calisan “cagdas putperest” daha bir yobazdir..

    slm.

  20. Sn Ebubekir ben seni İranlı gazeteci Bahman Nirumand‘a benzetip kuruntu!! yapıyorum.
    Referandum seçimlerinde kullanılan özlü bir söz. Yorum yapmaya gerek yok ve aşağıdaki yazıları sonsuz silmeden okumanı istiyorum.
    Saygılarımla
    Öz Can,

    “Birtaraf olmayan bertaraf olur.”

    “Başbakan Erdoğan, katıldığı bir iftarda Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’ni (TÜSİAD) hedef alarak; ‘Bitaraf olan, bertaraf olur!’ dedi.
    Bunun daha Türkçesi, ‘Taraf olmayan bertaraf olur!’ biçimindedir.
    Bu sözün açıklaması da bellidir: Eğer benim tarafımda değil isen yok olursun.
    Niçin dedi bunu Başbakan Erdoğan?
    TÜSİAD’cılar 12 Eylül’deki referandumda hükümeti açık açık desteklemedikleri için…
    Yani; Sayın Başbakan, Türkiye’nin önde gelen patronlarını, ya benden taraf olursunuz, ya da yok olursunuz, diye tehdit etti
    İşte Türkiye’de demokrasi ve insan haklarını çok geliştiren ve Avrupa seviyesine çıkartan bu hükümetin geldiği son nokta budur: Ya bana evet dersin; ya da seni yok ederim…
    Acaba bu tavır size birilerini hatırlatıyor mu? İkinci Dünya Savaşı öncesindeki Almanya’yı, İtalya’yı bir düşünün bakalım; belki bir şeyler anımsarsınız.

    O SÖZ İBDA-C’NİN
    İşin çok daha ilginç bir yanı var: Başbakan Erdoğan’ın işadamlarını tehdit ederken kullandığı; ‘Taraf olmayan bertaraf olur’ anlamındaki söz; İBDA-C diye bilinen ve İslamcı terör örgütleri listesine de girmiş bulunan bir örgüte aittir. Bu örgüt; Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı ‘Türkiye’de halen faaliyetlerine devam eden başlıca terör örgütleri’ listesinde ‘ İslam” Büyük Doğu Akıncıları Cephesi (İBDA/C)’ adı altında yer almıştır.
    “

    “AKP’nin Anayasa tasarısı hazırlıkları, Türkiye’nin bir saklı gündeminin doğmasına neden oldu: “Darbe mi? Şeriat mı?” İşte Türkiye’nin gizli gündemi bu soru. Herkes bunu tartışıyor. Ne rastlantı; yıllar önce, İslam devriminden önce benzer soru İran’ın da gündemindeydi. İranlı solcular, demokratlar, liberaller ve milliyetçiler bu soruyu tartışıyordu, darbeye karşı çıkıyorlardı. Gelin İran’ın İslam devrimi öncesi ve sonrası günlerine gidelim. Bir de, “mahalle baskısı” var mıymış görelim.
    (Sahin Ciftci)”

    “Benim adım Bahman Nirumand.
    Merhaba. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.
    Şah’ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.
    Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
    Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.
    (Hanefi Avci`nin kitabinda sözü gecen cemaat ayni vaatlerde bulunuyor.)
    Şah’ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk.
    Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.

    ÜZERİNDE DURMADIK

    Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran’ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran’da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.
    (Cumhuriyet mitingleri buna benziyor sanki)

    Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.

    Pek üzerinde durmadık bu olayın, “Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler” diye düşündük.

    Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına “İslam Mahkemesi” denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk.

    Haberi ciddiye almadık; “Üç beş sapsızın işi” dedik.

    Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. “Ufak tefek şeylerin” toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.

    Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.

    “Müslüman kadınların yanında orospuların yeri yoktur” denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.
    (Istanbul Tophanedeki galeri baskinlari ve linc girisimi buna benziyor)

    Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! “Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir” diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!

    Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.

    Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! “İttifak” “Eylem Birliği” gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.

    GEÇİŞ SANCILARI SANDIK

    Humeyni, “Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız” diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.

    Şiraz’da “İslam Mahkemesi” eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran’da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.

    Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.

    Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..

    Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda “Tamam bu sonuncusu” diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.

    Kızların evlenme yaşı 18’den 13’e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.

    Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
    (Dün YÖK üniversitelerde türban yasaginin kaldirildigini ve artik derslere türban ile girilebilecegini acikladi. Sirada kamu kurumlari var !!!!!!!)
    Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde “hamilelik tatilinin uzatılması”, “eşit işe eşit ücret” gibi talepleri tartışıyorlardı.

    Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.

    Hepimiz “ana çelişki” üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık.
    REFERANDUM OYUNU

    Üç ay önce Humeyni, Paris’te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.

    Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi.

    Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.

    Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: “İslam Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”

    Kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65’inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı cumhuriyetten?

    (Bizde de gecen ay yapilan referandumda Basbakan demokrasi istiyormusunuz istemiyormusunuz diye haykiriyordu. 12 Eylül`ün izlerini sileceklerini meydanlardan bagirarak halki kandiriyordu.)

    Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: “İslam’a evet mi, hayır mı diyorsunuz?”

    Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: “Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?”

    Ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler.

    (Benzerlige bakin bizde de BDP secimi boykot etti.)

    Sonuçta, “evet” diyen 20 milyon, “hayır” diyen ise sadece 140 bindi.

    Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

    HALKI ANLAYAMADIK
    Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.
    Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal “Ayendegan” Gazetesi’ni kapattırdılar. Sıra sonra “Keyhan” Gazetesi’ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.
    Tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu.
    Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.
    Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.
    Örtünmek moda oldu!
    (Bizde de bazi sanatcilar, mankenler örtünmeye basladilarmoda diye mi, baskidan mi bilemiyoruz simdilik.)
    Tüm bunlara “gelip geçici bir fırtına” diye bakmak ne büyük yanılgıydı.
    Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.
    Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.
    Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.
    Kaçanlardan biri de bendim.
    Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.
    (Not: Bu metin, Bahman Nirumand’ın “İran” kitabından derlenmiştir.)
    Türkiye’nin İran benzerliği çok şaşırtıcı

    Önce bir tespit yapalım:
    Diyorlar ki, “Türkiye, İran’a benzemez!”
    Yanılıyorlar.

    Bu nedenle gelin önce kısa bir tarih yolculuğu yapalım:
    19. yüzyılda İngiltere’nin Osmanlı Devleti gibi İran üzerinde de nüfuzu vardı.
    İki ülke de tarım ülkesiydi.
    20. yüzyıl başında, -İran 1906; Osmanlı 1908- askerlerin bastırmasıyla iki ülkede de meşrutiyet ilan edildi.
    Her iki ülke 1920’lerde yeni liderleriyle yönetildi:
    İran’da subay Rıza Han (Pehlevi), “ormancılar ayaklanmasını” bastırıp yönetimi devirerek kendini “Şah” ilan etti.
    Türkiye’nin lideri ise iç ve dış düşmanları yenen Mustafa Kemal Atatürk’tü.
    Her iki lider de ülkelerinin tarihlerinde görülmedik boyutlarda, modernleşme ve reform politikalarını uygulamaya koydu. Ülkelerini eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar laikleştirmeye çalıştılar. Kılıf kıyafet devrimi yaptılar.
    Bu reformlara her iki ülkede de karşı çıkan pek olmadı; sayıları az olmakla birlikte muhalif olanlar da çok ağır cezalara çaptırıldı.
    İran 1940’ta, Türkiye 1946 yılında parlamenter demokrasiye geçti.
    İran’da 1951’de, Türkiye’de 1960’ta “milliyetçi/ulusalcı solcu” askerler darbe yaptı.
    İran’da başta petrol olmak üzere millileştirmeler yaşanırken, Türkiye de dışa açıldı, yabancı sermayeyi kabul etti.
    CIA, İran’daki darbeci Musaddık’ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı, liderlerini hapsetti.
    Türkiye, 1961’de demokrasiye döndü, seçimler yapıldı.
    1960’lı yıllar, her iki ülkede de sol, milliyetçi ve İslamcı hareketin ivme kazandığı dönem oldu.
    Aynı dönemde her iki ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı. ABD “abi” rolündeydi. Düşman ise komünizmdi.
    Her iki ülke de solcularını ezmek, yok etmek için her yola başvurdu. Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak yaptı.
    Sol muhalefetin ezildiği dönemde İslamcı hareketler güçlendi.
    YEŞİL KUŞAK PROJESİ
    Burada meseleye daha geniş açıdan bakıp, 1970’li yılların son dönemini bir hatırlayalım.
    Sovyetler Birliği, Afganistan’a girmişti.
    ABD’nin kontrolündeki Şah, İran’ı terk etmişti. Türkiye’de büyük bir sol dalga vardı.
    Soğuk Savaş döneminde siz ABD’nin yerinde olsanız ne yaparsınız?
    İran’da Sovyetler Birliği yanlısı solculara karşı mollaları desteklediler.
    Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları kuvvetlendirerek solu ezdirdiler.
    ABD, Şah’tan umudunu kesince mollaları destekledi. İran’da mollaları yok etmek isteyen askerlerin elini kolunu bağladı.
    Şah Rıza Pehlevi, ölmeden birkaç hafta önce, “Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım” diye açıklama yaptı.
    ABD, Sovyetler Birliği’ni İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları ayaklandırarak yıkacağını hesaplıyordu.
    Bu nedenle İranlı subaylara hep engel oldu.
    Örneğin: Şah gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan Bahtiyar “İslam Cumhuriyeti’ne izin vermeyeceğim” diyordu.
    Genelkurmay Başkanı Karabagi, Bahtiyar’ı destekliyordu.
    Bahtiyar, ABD ve İngiltere’ye danıştı. Tabii ki destek alamadı.
    Mollalar şanslıydı; dünya siyasal konjonktürü onların lehineydi.
    Sonunda Humeyni, Tahran’a geldi. Yerleştiği “Refah Okulu”nda, liberal-İslamcı Mehdi Bazargan’ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı. ABD ve Avrupa bu “ılımlı İslamcı” atamadan mutlu oldu.
    (Amerikadaki zat eninde sonunda Türkiye“ye gelip “Samanyolu Kollejlerinden birine yerlesecek ve Avrupa ve Amerika bu ilimli islamdan memnun kalacak)
    Ancak mollalar güçlendikçe iktidara yerleşti.
    Son hedefleri, halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr idi.
    Askerler bu kez Beni Sadr’ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.
    Mollalar iktidara yerleşti. “Ilımlı İslam” istemiyorlardı!
    DESTEK ESNAFTAN
    İran tarihine bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti. Sadece 1963’te Şah, mali kaynaklarını yok ettiği için ilk protesto eylemini gerçekleştirmişlerdi. Bu nedenle Humeyni, Türkiye’ye sürgüne gönderilmişti.
    Durum aslında bizim Nakşibendiler’e benziyor, onlar da hep devletin yanında olmuşlardı. Neyse… (Soner Yalcin burada niye “neyse” deyip kestirip atmis anlamis degilim)
    Türkiye’deki İslami hareketler ile İran’daki mollaları destekleyen güçler arasında benzerlikler var mıydı?
    Yapısal farklılıklar olsa da taban aynıydı:
    Mollaların ülke içinde en büyük destekçisi, iç ticaretin üçte ikisini, ihracatın üçte birini elinde tutan ve geleneksel değerlerin savunucusu Bazar esnafıydı.
    (Bizde de ayni Ülker v.b gibi büyük Holdinglerin yaninda kücük esnaf oldugu gibi destekci.)
    Mollalar ayrıca liberal-burjuva çevrelerinden de destek gördü. Bunun sebebi, özerklik için harekete geçen Azeri, Kürt, Beluciler gibi etnik unsurların başlarının hemen ezilmesi talebiydi.
    (AKP su an Kürtlere yönelik acilim politikasi uygulamak ve Alevileri kendi etrafinda toplamak istiyor, ne kadar da benziyor degil mi?)
    Ve tabii, din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı ise, cami komiteleriyle girdikleri yoksul mahallelerdi. Camiler cihat birliklerinin hücre evleriydi. Kısa bir süre öncesinin solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın akın mollaların arkasından yürüyordu artık.
    (Istanbul Fatih ve diger illerdeki cami yapilanmalrina dikkat, buna yurtdisindaki camiler de dahil.)
    Şimdi tekrar başa dönüp soralım:
    Sizce Türkiye, İran’a benziyor mu?”

  21. sonsuz yazdi;
    “…..Hangisi daha yobaz………”

    aslinda
    iki tarafinda yobazlari aynidir tek farklari kiyafetleridir derim..

    mesela;
    cumhurbaskanligi seciminde yüzde 99 la bile gelse
    bu hükümet cumhurbaskanligini secemez iddiasinda bulunan prof. ve entel dantel takimi yobaz´in dik alasidir..

    elbette misalleri cogaltmak mümkün ama
    siz arifsiniz tarif gerekmez..

    bir de
    tugce baran´in yazisindan bir alinti ile örneklendireyim;

    “………………………………………….Zır kapı.
    Biri kız
    biri erkek
    iki genç.

    “Biz Atatürkçü Düşünce Derneği’nden geliyoruz.

    Atatürk düşmanlarına karşı mücadele ediyoruz.
    Bütün Atatürkçüler’i ayağa kaldırıyoruz.
    Şu kitap neler yapmamız gerektiğine karşı bir rehber kitap.

    Almak ister misiniz?”

    Süper bir zamanlamaları vardı.

    Tam da
    şu “bizim” laikler neden bu kadar haşin ve de alıngan mevzuunun
    ikinci bölümünü yazmaya hazırlanıyordum..

    Fazla uzatmak istemedim “Hayır” dedim “teşekkür ederim.”

    “ Niye?”

    dedi kız.

    “GERİCİ misiniz?”

    O yeee..

    Kitabı aldın “ilericisin”, kitabı almadın “gericisin”!

    “Evet”
    dedim
    gericiyim.
    Saltanat geri gelsin istiyorum.
    Hatta hilafet de gelsin”

    “İnanmıyorum” dedi çok bilmiş ADD kızımız.

    “Neden” dedim.

    “Tipiniz öyle göstermiyor.”

    Üzerimde askılı bluz vardı.

    Bir çift bluz “askısı”mıydı benim bütün referansım?

    Askı var tamam,askı yok gerici. “Ah” dedim.

    “Yobaz dediklerine karşı mücadele verirken ne kadar yobaz olduğunun farkında mısınız?”

    Sinirlenip gittiler.. (Tuğçe Baran)

    slm.

  22. Sn.Öz Can yazdi;
    “..Sizce Türkiye, İran’a benziyor mu?……”

    sorunuz bana ülkemizde bir aralar yogun olarak tartisilan türkiye iran,rusya,malezya vs. olurmu tartismasini hatirlatti..

    ne yalan söyliyeyim türkiye iran yada bilmem ne olur mu bilemem ama
    bu kafayla adam olmaz bu kesin..

    slm.

  23. Sevgili bekir, acaba “türban konusunda çok mu üstüne geldim, küstün mü” diye üzülmüştüm. CHP nin falsosunu bekliyormuşsun sesinin kısıklığının geçmesi için. Sesinin açılmasına sevindim. 😉

    xenix

  24. Sn Ebubekir yazdı;

    “sorunuz bana ülkemizde bir aralar yogun olarak tartisilan türkiye iran,rusya,malezya vs. olurmu tartismasini hatirlatti..

    ne yalan söyliyeyim türkiye iran yada bilmem ne olur mu bilemem ama
    bu kafayla adam olmaz bu kesin..”

    Sn Ebubekir, okyanus aşırı emirler veren zat gibi sende almanyadan bağırıyorsun.
    Ülkemizde demişsin sen bayağı zamandır almanyadasın. Almansın artık. Almanların milli çıkarlarını gözet istiyorsan. Bırak ülkemi..
    Katma değerini almana veriyor Türkiyeye oralardan karışıyorsun. Olmuyor Sn ebubekir.
    Aklıma Mahzuninin dizeleri geldi

    “bana dönek demiş .. birisi
    açığım ne imiş sor hele hele
    ….
    sen bizim köylerden geç hele hele

    köylüden yanadır toprak görmemiş
    viskiden gayriye dudak sürmemiş
    ömür boyu serçe bile vurmamış
    beni vuracakmış bak hele hele

    bir yığın kitabı yığmış önüne
    sinek konsa korkar tatlı canına

    soytarıdan yiğit olur mu ulan,
    ordu yıkacakmış ker* hele hele

    “mahsuni”

    “

    Öz Can,

  25. Bir başka konunun altına bunu yazmışsın;

    Ne marifet var Sn ebubekir, cımbızla kelimeleri alıp yorumlama yeteneğine şapka çıkartıyor ve saygı duyuyorum.

    Öz Can,

    “Hüseyin AKTAŞ yazdi;

    “……….Buldum haberi:link to hurarsiv.hurriyet.com.tr…………”

    haberin bir yerinde söyle deniyor;
    “..Dünyanın akciğerleri sayılan Amazon ormanlarındaki yangının
    bir türlü kontrol altına alınamaması üzerine

    devlet görevlileri,

    yağmur duası için şaman büyücülerine başvurdu………………….”

    simdi

    ülkemizde
    devlet görevlilerin “yagmur duasi” icin hocalara/seyhlere/din görevlilerine bas vurdugunu bir an düsünün ve ardindan islamofobia hastaligina tutulmus pek cagdas ve pek bilmis-lerin türkiye “iran-lasiyor” vs. feryadini hayal edin..

    slm.

    “

    »

    “KABAHAT TARLAYI GÖSTERENDE

    Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi’ye ”sen de gel” demişler. Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak:

    – Bizimki de, demiş, burası!..

    Duadan sonra bir yağmur bir yağmur, ortalığı seller basmış, Bektaşi’nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:

    – Ulan, demiş, kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende..
    “

  26. xenix yazdi;
    “..Sevgili bekir, acaba “türban konusunda çok mu üstüne geldim, küstün mü” diye üzülmüştüm….”

    sasirmadim dostum
    ama yanlis düsünmüssün
    kaldiki benim giysilerle degil yasakci/dayatmaci zihniyetle sorunum var..

    **

    “…CHP nin falsosunu bekliyormuşsun sesinin kısıklığının geçmesi için…”

    yine
    yanlis degerlendirmissin cünkü CHP´li dünyalasamadigi (evrensel) icin falso-su-nu yakalamak cok zor degil adamlarin her tarafi falso/defolu..

    konu ile ilgili evrensel tepki yerine
    armutun sapi,üzümün cöpü muhabbeti bildik bagnaz zihniyetin tezahürü E buda hic sasirtici degil cünkü bu pek cagdas ve pek ulusalci zihniyet hep bunu yapiyor..

    slm.

  27. Sayın Öz can, bütün samimiyetimle söylüyorum ki şu haliniz daha iyi, bence hep böyle kalın.

  28. Sizin bu yazınız(a)dan nasıl bir anlam çıkartmamı ve ne anlam yüklememi istersiniz.?

    Öz Can,

  29. Sn.Öz Can,
    dikkatsiz
    önyargili
    öfkeli
    okuma yaparsaniz daha coook sapka cikartmak mecburiyetinde kalirsiniz hatirlatayim dedim..

    bakin
    alinti yaptiginiz yorum/cevap “samanlarin dünyasi” baslikli sayfadan yani bahsini ettiginiz yada karistirdiginiz konu basligiyla bir ilgisi yok..

    daha bir dikkatli olun
    malum anadolu da “acele ise seytan karisir” derler..

    slm.

  30. Farkındayım Sn Ebubekir.
    Yalnız dikkatimi çeken konu ordaki konuyuda Din’le ilişkilendirmissiniz.
    Kaldiki benim şaman’lar hakkında bir bilgim olmadığından buraya taşıdım,

    Öz Can,

  31. “sasirmadim dostum
    ama yanlis düsünmüssün
    kaldiki benim giysilerle degil yasakci/dayatmaci zihniyetle sorunum var..”

    Bizim de yasakçı zihniyetle ilgili sorunumuz vardı. Özellikle kadınları kapatan yasakci/dayatmaci zihniyetle. Onu diyorum işte birden sesiniz kesildi diye.

    konu ile ilgili evrensel tepki yerine
    armutun sapi,üzümün cöpü muhabbeti bildik bagnaz zihniyetin tezahürü E buda hic sasirtici degil cünkü bu dinci zihniyet hep bunu yapiyor..

    xenix

  32. Quran da böyle ayet var mı? “Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, siz ne işsiniz?” :))

    Nerden öğreniyosun bunları sevgili bekir. Neyse konumuza dönelim.

    “hakliyim

    dinci baykal (benim ifadem) zihniyeti ile dinci ebubekir (o da benim ifadem) zihniyeti arasinda bir fark yok hatta giysileri bile ayni..”

    Gelelim CHP lilerin yaptıklarına. Tepki vermeleri artı, gelip sanat eserini kırmaları eksi. (kırmalarını kınıyorum)

    xenix
    Ama sizden sanat galerisine baskın tepkisini okuyamadık, ses kısıklığı için pastil tavsiye ederim.

  33. xenix yazdi;
    “..cünkü bu dinci zihniyet hep bunu yapiyor..”

    haklisin

    dinci baykal (senin ifaden) zihniyeti ile dinci cüppeli hoca zihniyeti arasinda bir fark yok tek farklari giysileri..

    xenix,
    CHP´li “sanatsavar” yobazlarla ilgili dise dokunur bir arti/eksi tepkinizi okuyamadik..

    ne is ?

    hala

    “armutun sapi,üzümün cöpü” mü ?

    slm.

  34. xenix yazdi;
    “Gelelim CHP lilerin yaptıklarına. Tepki vermeleri artı, gelip sanat eserini kırmaları eksi.

    (kırmalarını kınıyorum)…………..”

    hele sükür..

    al benden de o kadar ama illa da hatirlatmam mi gerekir he.. :))

    slm.

  35. Konu ile ilgili zaman’dan mıydı stv’den miydi neydi bi muhabir dayak yemiş hastaneden çıkan bir mağdura “neden kavga ettiniz?” diye sordu. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

  36. Ben hala üstte ki olayı kınadığızı göremedim?! Demek ki hatırlatma da yetmiyor sevgili bekir.

    Ben de “hele şükür” diyebilecek miyim? Vicdanınız işleyecek mi bugün? Yoksa aynı devam mı?

    xenix

  37. xenix rahat ol..

    kinadim
    kinadim
    kinadim…

    her türlü siddeti kimden gelirse gelsin kiniyorum..

    simdi
    kendini rahat hissedeceksen eger “hele sükür”diyebilirsin..

    slm.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.