Sözde İletişim Çağı

İletişim çağında yaşamaktayız. İnsanlar birbirlerine eskisinden çok daha kolay ulaşır oldular. Daha dışa dönük daha sosyal oldular.(!)

İletişim kurma maliyetleri düştü cep telefoları yaygınlaştı, insanların kendine özgü numaraları oldu. Posta adresleri ve yazışma adresleri de tabii ki. Facebook ve benzeri sitelerde kendilerini haykırır oldular, ortak zevkler yazıldı. Last fm gibi sitelerde, fotoğraf siteleri gibi sitelerde de kendilerini tanıtma ve ortak zevkleri olan insanları tanıma şansları oldu.

O kadar ki takılan rozetlerde, giyilen t-shirtlerde ve aksesuarlarda bile kendilerini topluma tanıtır oldular. Yani sistem hızlı bir şekilde insanların daha rahat kaynaşması üzerine gelişti. Bildiğiniz gibi eskiden böyle değildi. İnsanlar ortak zevkleri olan insanları bu kadar hızlı bulamıyorlardı.

İnternette tanışıp evlenenlerin sayısı arttı. Mirabilis zengin oldu. Hatta evlilikler bitti değil mi? Facebook yüzünden sevgililer kavga etmedi mi? Msn şifrelerini birbirlerine verir olmadılar mı? Telefon kontrol etmeceler falan?

Tabii her değişim daha önce denenmemiş bir olguysa sonuçları olumlu mu yoksa olumsuz mu kestirilemiyor denenmeden. Peki gerçekten ne kadar sosyaliz? Kaç arkadaşımız arıyor çay içmek için? En son kime telefon açtınız bir yerlerde oturmak için?

Peki tüm bu sosyalleşme yöntemleri bu kadar artmışsa, çeşitlenmişse neden insanlar daha da yalnızlaştı arkadaşlar?

12 yorum “Sözde İletişim Çağı”

  1. 4 yıl sonra seni sadece çay içmek için arıcam tekrar:)

  2. Bir sıfır, bir ülke kodu, bir bölge kodu, bir de kişisel telefon numarası ve on iki parmak darbesi.

    Bu düğmelere basmam ile zaman zaman bilindik melodilerden birini çağrıştıran, “sıralı oniki ses” haline dönüşmüştü rakamlar.

    Üstünde kalkık bir ahize amblemi olan yeşil renkli düğmeye basıp telefonu kulağıma götürürdüğümde, farklı akımlarla iletkenliği farklılaşan slikondan mamul devre elemanlarından geçmiş, bin dokuzyüz mega-hertz olan kısa dalga boylarına yüklenmiş ve telefonun anten ucundan fırlayarak boşluğa düşerek yola çıktılar.

    Uzun bir süredir planlayıp, provasını yapmışlarcasına, yaklaşık yirmbeş metre ilerideki, Şişli Camii yanından gerisin geri Mecidiyeköy istikametine dönmek için kullanmak zorunda kalacağınız döner kavşağın ortasındaki aydınlatma armatürlerini taşıyan direğin tepesine monte olmuş aletten sektikleri zaman, ilk baz istasyonuna uğramış, yolculuklarına devam ediyorlardı.

    Saç kesimi, yürüyüşü, koşması, kısacası mimikleri oldukça erkeksi olduğu halde, yaklaşık kırk bin kişinin hep bir ağızdan bunun aksini iddia ettikleri hakem, üç parmağını gösteren elini kaldırıp, üç no’lu ikaz anonsunun yaptırılmasını isteyerek maçı durdurduğunda, oniki sese dönüşmüş sıralı rakam Ali Sami Yen stadının üzerinden geçip, Gayrettepe Emniyet Amirligi çatısındaki ikinci baz istasyonuna doğru ilerlerken, Yıldız Posta Caddesi alt geçit ve kavşak inşaatı nedenli yol çalışması devam ettiğinden, hiddetle orta yerine basılan direksiyonlardan üretilen uzun korna sesleri, oldukça geniş aralıklı periyodlarla degişen trafik lambaları ile el ele vermiş, son üç ay olduğu gibi yine gergin bir atmosfere ev sahipliği yapıyordu.

    Dedeman oteli üzerinde de bir baz istasyonu vardı. Bu istasyona uğrayabilirlerdi ama bunu yapmadılar. Kararlılıkla Amirliğin çatısındaki istasyon yönünde devam ederek o istasyona çarptılar oniki sese dönüşmüş sıralı rakamlar. Buradan telefon baş müdürlüğünün ana yansıtıcısına vardıklarında, Ali Sami Yen stadındaki hakemin anons kararını bildiren düdügünün sesi, ellibin kişinin sesini bastırarak kulaklara ulaşmış, Yıldız Posta caddesindeki Esentepe trafik lambası sarı renkten kırmızı renge dönüşmüştü.

    Oniki sıralı rakam, kısa dalgalara binerek çıktıkları yolculuklarına ana yansıtıcıya çarparak doksan derecelik bir dönüş yaptıklarında yukarıya, gökyüzüne yönelmişlerdi.

    Hemen yan taraflarında Kanal D nin sinyalleri uzun bir koridor içerisinde ağır aksak hareketlerle ses ve görüntü taşıyorlardı. Az ileride ise TRT sinyalleri rengarenk, salkım salkım geçiş yapıyorlardı. Bunların hemen yanında ise Amerikalı’ların kodlanmış resim sinyalleri, Rus’ların yeryüzüne hareketlenmiş olanlarına omuz ata ata tırmanırken, bir uydu telefonu sinyalinin yanından hızla geçtiler. Sonraki durağına kararlı yolculugu aniden bir akım seli ile engellendi ve rotadan çıktılar. Yıldırım akımı kısa bir süre sonra Marmara bölgesinde çiseleyecek yağmurun sinyalini veriyordu.

    Yeni bir rota çizdiler usatlıkla… Yolculukları tırmanarak devam etmeye yeniden başladı.

    Bulundukları yerden geriye dönüp anlık bir bakış; Tuz gölü ile Van gölü bir çift mavi göz olmuş, Karadeniz’in perçem perçem kahve tonları ve üç dev beyaz nokta Erciyes, Hasan dağı ve Ağrı ise gamze olmuştu Anadolu’nun sevimli çehresine.

    İşte orada…! “Türkler uzayda” dedirten Türk-Sat. Mağrur yalnızlığı ile yüzlerce kilometre hızla görevine devam ediyor. Oniki sıralı sese dönüşmüş rakamlar bir süre peşine düşüyor ve yakalıyorlar onu. Dijital göstergesinde “Türk Telekom” yazan alıcının anteninden içeriye girdiklerinde, bir kaç slikon elektronik devrenin sunduğu servis ile yeniden soluklanarak daha bir hevesle fırlıyorlar verici antenin ucundan. Eksi derecelerden yüzlercesinin birimlediği buz gibi atmosfer dışından bu kez gerisin geri yerküreye doğru ivmelendiklerinde, rotaları bu kez kuzey yarıküre oluyor. Saatte bin altıyüz altmışaltı km hızla kendisinden kaçan yeryüzündeki bir noktaya hedeflenmiş olarak atmosfere girdiler bile.

    Atlantik okyanusunun üzerinde burgulanan bulutların içerisinden geçerek puslu bir sabahın flulaştırmasından kendini kurtaramayan New York’un üzerine doğru inerken, John F. Kennedy havalimanına inmek üzere havada yedi km aralıklarla sıraya dizilmiş yolcu uçaklarının arasından saçaklanarak CNN, NBC gibi yüzlerce sinyallerin ışıltılarınını geride bırakıp, 34. cadde köşesindeki Empire State binasının tepesindeki yüzyirmi TV ve Radyo antenlerinin arasındaki AT&T ana alıcı istasyonunun yansıtıcı anteninden uzun bir mesafe kat edebilecekleri olduça önemli zıplamalarını da yaptılar oniki sıralı sese dönüşmüş rakamlar.

    Ülke kodunun yolculuğu bu yansıtıcıda sona ermişti .

    Chrysler binasının 19. katının pencerelerinden birinin altına monteli olan baz istasyonu, onbir sıralı sese dönüşmüş rakama bir anlık traplen vazifesi yaptığında, bölge kodu burada atlayıverdi. Yedi sıralı sese dönüşmüş rakam, Manhattan’ın bilindik hararetli bir gününün ortasından geçerek devam etti yolculuklarına.

    Radio City Hall gösteri merkezi önündeki kamyonet, o gece sahne olacagı konserin iki bölümünün antrağında satılacak olan konser hatıra malzemelerini boşaltıyordu. 5. caddedeki rezidansların önündeki gösterişli otomobiller ve limuzinler alışılagelmiş ihtişamı yansıtmaya inatla devam ederken Wall Street’in sonunda Staten adasına hareket edecek olan feribot kendini iskeleden kurtarıyordu.

    Nathan, öğle yemeği için köşedeki İtalyan lokantasında karar kılmış, kısa bir süre beklemek zorunda kalarak oturduğu masasında kendine bir Spagetti Bolognese ısmarlamıştı. Yemegini beklerken beyaz şarabını yudumluyordu. Rakamlar Chrysler binasındaki baz istasyonundan Macy’s binasındaki istasyonuna vardığı sürede Nathan’ın siparişini alan garson kız gözünün önüne düşen saçını serçe parmağı ile kulağının arkasına atmıştı.

    Yedi sıralı sese dönüşmüş rakam, Nathan’ın cep telefonununun anteninden içeriye girdi, devreleri katedip telefonun Dire Straits’in Sultans of Swings melodisini tetikledi. Melodinin tetiklenmesi ile devreye giren titreşim mekanizmasını hisseden Nathan, telefonunun konuşma düğmesine basarak yanıtladıgında yedi sıralı sese dönüşmüş rakamlar hedeflerine ulaşmış, yolculukları bitmişti.

    Yolculuk tam dört saniye sürmüştü.

  3. Hola müthiş bir ironiyle yanıtlamış yalnızlığın nedenini. Ancak kimse okumayacak HoLa’yı. Neden mi? İroni herkesin harcı değil. Tanrı ironi yapmayı yalnızca peygambelere bağışladığı için diğerlerinin bunu anlamak için yüzyıllarca didişmesi gerek de ondan!!…
    Şimdi dediklerime inanan da çıkarsa şaşırmam, işte bu yüzden HoLa’yı okumayacaklar ve HoLa’yı okumadıklarıiçin yalnızlaşıyor insanlar. (Vahiy kaçtı bu HoLa?!…)
    Kaçtı len kaçtı!!…

  4. 4 yıl olmuş, hani çaylar?

  5. Bu başlık bana, marsseh tarafından açılmış bir başka başlığı hatırlattı nedense.

    Jean Genet/Açık Düşman-ŞİDDET VE ZORBALIK (10.12.2010/ sonsuz.us)

    Orada, HIZ’a ilişkin yazdığım bir mesajı buraya aktarmak istiyorum;

    En güzeli cumartesiydi..

    Sağım solum önüm arkam, der gibi açıp gözü..

    24 saatlik mesafede olurdu en yakın sobe..

    Sonra telefon yazdır ve bekle.

    Neşe..

    Bence de bi iş var bu işin içinde..

    Ailecek foto Mustafalara giderdik mesela, evde olmazdı kendisi..

    Onca yol yürümüşsün ne gam, yok olurdu işte -hatta karısı bile bilmezdi nerde olduğunu.. olsun canım kısmetse bi dahaki sefere..

    Jaklin teyzenin eşi stadyumdan sonra kaybolmuş yine, arkadaşlara denk gelmiştir herhal, gelince hatırlatırım mutlaka..

    Neyi?

    Canım hani o iş vardı ya!

    Ha tabi tabi tamam..

    Yahu doktora gidilirken bile acele edilmezdi hakkaten, dahiliyeci iki gün yokmuş, e biz çarşambaya gelelim o zaman..

    Yolculuk desen en ağırından hazırlanırdı bavullar, otobüsler yavaş ve uzayan molalar..

    Sahi kimin şiiriydi o;

    Haftada bir gün olurdu banyo dediğin, ama kimse de kokmazdı be kardeşim!

    🙂

    Şimdilerse malum; kriz yönetimi.

    Geçenlerde bi telefon bankacılığı yapayım dedim, meğer reklam almışlar araya;

    Size özel kredi fırsatlarımızdan yaralanmak istiyorsanız.. hemen 1 ‘i tuşlayın!

    Aman ha hemen..!

    Sonra kriz çıkar da, durduk yere yönetirsiniz mazallah.

    🙂

    ..ve son olarak,

    Peyote’nin kim diye sorduğu gizemli sanatçı gibi;

    Yazar olsam..

    Ben de aynısını yapardım valla.

    Bilişime inat:)

  6. Eskiden birileri yazardı…
    Bir diğeri fotoğraf çekerdi…
    Bunlar dizgicinin, baskıcının eline giderdi..
    Biri dizer, diğeri basardı…
    Öteki bunları gözden geçirir; “Tamamdır” derdi…
    Bunlar saatler hatta günler alırdı…

    Bu basım işi idi…

    Ya da…

    Biri çekerdi…diğerine verirdi.
    Diğeri tab ederdi…
    Başkası makinaya takardı…
    Takılanı seyrederken anlatılanı öteki kaydederdi…
    Beriki bu çekilen ve tab edilen ve makinaya takılanın üzerine anlatırdı…
    Biz bekleşirdik…
    İzlemek için…

    Bu da TV işi…

    Radyo işini de kendiniz kurgulayın artık.

    Alem bekleşirdi bunların işinin ürününü okumayı, izlemeyi, duymayı…

    Şimdi?

    Çekiyorum., altına yazıyorum, yayınlıyorum…

    ON BİNLERCESİNE de okutuyorum…

    Basın da biziz, basan da…
    Yazan da biziz, okutan da, okuyan da…

    Hepsi biziz…hepsi sizsiniz.

    🙂

    Sosyal medya denilen sistemi rakamlara bir vurun…

    Dudak uçuklatır…

    Kirli bilgi cerahatı mı dersin…
    Masum paylaşım mı dersin…

    Dersin de dersin…

    Hayatımda ilk defa mahkemelik oldum geçenlerde.

    E-devlet denilen zımbırtı sayesinde davamı takip ediyorum…

    İlk öğrendiğim nedir biliyor musunuz?

    Avukatımın bana yalan söylediği!

    Herifin gidişattan haberi yok

  7. Insanlarin yalnizlastigi fikrine katilmiyorum. 1000 yil sonrada hayat hicte zevksiz olmaz .

    BOY UZUYOR: İngiliz osteopati uzmanı Garry Trainer’a göre, tıbbi ve beslenme alışkanlığındaki gelişmeler sayesinde insanlar ortalama 1.80 ila 2 metre boyunda olacak.

    BAĞIRSAKLAR KISALIYOR:
    Doktor Philip Stemmer’a göre obezitenin önüne geçmek için şeker ve yağ tüketiminin azaltılmasıyla bağırsaklar kısalacak.

    TESTİSLER KÜÇÜLÜYOR: Erkeklerin üreme fonksiyonları aynı hızla gerilediği takdirde, testis boyları küçülecek.

    • KOLLAR UZUYOR: Kollar ve eller uzağa erişme ihtiyacının azalmasıyla uzayacak ve dijital ve elektronik alet kullanımının yaygınlaşmasıyla el ve parmaklardaki sinir uçları çoğalacak.

    BEYİN DARALIYOR: Hafıza ve düşünme kabiliyetinin otomatik makineler ve robotlara devredilmesiyle beyinde bu işlevlerin gerçekleştiği bölgeler küçülecek. Dolayısıyla beyin hacmi de daralacak.

    • GÖZLER İRİLEŞİYOR: İletişim, konuşmaktan çok ifade ve mimiklere dayalı olacağından gözler büyüyecek, ağızlar ise küçülecek.

    • DİŞLER AZALIYOR: Besinlerin her geçen gün daha yumuşak hale glmesive hatta beslenmenin sıvılar veya haplarla giderilmesiyle birçok diş kaybolacak.

    • ÇOKLU ÇENE: İnsan bedeni aslında daha az yiyip daha çok enerji tüketecek şekilde tasarlandığından, buna zıt yaşayan modern insanın omuzları çökecek, gıdısı katlanacak.

    • BURUNLAR EŞİTLENİYOR: Havalandırma ve merkezi ısıtma sistemleri sayesinde birçok insanın burnu aynı boyutta olacak.

  8. Cem Yılmaz son gösterisinde teknolojinin, insanlar arasındaki iletişimi nasıl değiştirdiği çok detaylı anlatmış. Facebook, twitter gibi sosyal ağların insanların kendilerini çokça önemsemelerine neden olduğunu, hatta hesaplarının CIA tarafından izlendiğini sanan insanlar olduğunu, kendisi saunadayken elinde bir cep telefonu buharları yararak bir adamın fotoğrafını çekmeye gelebildiğini, uçakta kalkış anına kadar cep telefonunu kapatmayan CEOları vs. anlatıyor da anlatıyor.

    Teknolojinin sağladığı hızın dezavantajlarından örnekler veriyor. “Eskiden yanlışlıka 5 sayfalık mektup gönderebilir miydiniz birine?” diye sorduktan sonra pantalonun arka cebindeki telefondan bile yanlışlıkla mesaj gönderilebildiğini anlatıyor. Gözlemler müthiş. Bu güzel konuyu okuyunca aklıma önce Cem Yılmaz’ın espirileri geldi. Sonra da bir dizi. Onu da sonra anlatırım.

  9. Alev Alatlı, muhteşem romanı Schrödinger’in kedisinde,(kabus) iletişimsizlik konusunda söylenebilecek son sözü söyleyip noktayı koymuştur.
    Alatlı’nın teşhisi, AFAZİ’dir,
    afazi bir tür akıl hastalığıdır, ve çağımızda afazi salgın haldedir,
    insanlar konuşmakta ama söyledikleri anlamsız, mantıksız olmaktadır,
    sözcükler giderek anlamını yitirmekte, içerikleri boşaltılmaktadır,
    kelime dağarcığı giderek küçülmektedir,
    dil yozlaşmaktadır,
    söyleyecek sözünüz olmadıktan sonra, elinizde en son teknoloji, en pahalı iletişim araçları olsa neye yarar?
    söz bittikten sonra, iletişim araçlarının yapacağı birşey yoktur,
    sözün bittiği yerdeyiz,
    söylenecek ne varsa zaten yıllar önce defalarca, milyon kere söylendi,
    artık sadece tekrar ediyoruz eskiden söylenenleri,
    yeni birşey söylemek mümkün değil artık,
    söz bitti,
    afaziden kurtulmadıkça da iletişim kurmaya çalışmak boşuna, nafile bir çaba,
    wernicke alanınız dejenere olmuş, afazi sizi, beyninizi ele geçirmiş, iletişim kuramazsınız artık.

    Kabus’tan: ”kıyametin kıyısında konuşma, sesinizin hala çıktığından emin olmak için yaptığınız bir egzersizdir, çünkü iletişimin bir hayal olduğunu öğrenmişsinizdir, Afazi,aynı zamanda umarsız bir umutsuzluğun ifadesidir sayın yargıç, İletişim kurmaktan umudun bütünüyle kesildiğinin ifadesi.
    öteki ile iletişim kurmaktan umudunu kesen ben’in link hatlarını, dilerseniz göbek bağını kesip atması, self-sufficiency, !
    kendi kendisine yeten adam! Man for himself! kendi uçkurunu kendi bağlayan adam!
    ihtişamın içinde dehşetengiz yalnızlık.’ ( Kabus s.610)

  10. İngiliz yapımı, her bölümü farklı yönetmen ve oyuncularla çekilmiş Black Mirror tam da teknolojinin sosyal yaşantımızı nasıl karıştırdığını çok çarpıcı kurgularla sergiliyor. Genel itibariyle kara bir tablo çizilen dizide, insanların teknoloji bağımlılıklarını yüzüne vurup alay ediyor.

    En duygusal bulduğum bölümlerden birinde kadın, kocasını bir kazada kaybediyor. Ancak bir program sayesinde, kocasının sözleri ve tepkilerinin birebir kopyalanabilir olduğunu öğrenince çok zor bir anında programa giriyor. Ve ölen kocasıyla, sanal bir ilişki başlatıyor. Daha ilerleyen süreçte, çok daha ilginç bir boyuta ulaşıyor olay. İzleyecekler için detaylandırmıyorum.

    Bir başka bölümde, ileri teknolojide İngiltere Başkanı’na, kaçırılan Prenses’in hayatı karşılığında bir domuzla canlı yayında seks yapması için şantaj edilmesi konu ediliyor. Konu o kadar irrite edici ki, ustalıklı seçilmiş hem medyayı, hem de izleyicileri tokatlayan bir bölüm. Her bir bölüm ayrı güzellikte işlenmiş, internetten izleyebilirsiniz.

  11. link to sonsuz.us

    Diğer başlıkla beraber bunuda bağlamakta fayda var. Sonsuz us da dahil olmak üzere benzer forumlar da popüleritesini kaybedecek kaybediyorda.. Örneğin ben Facebook ve twitter hesaplarını tamamen sildim. Ve bu bağımlılıktan kurtuldum. Sıra sonsuz da

    Sizlere tavsiyem face ve tvit bağımlılıklarından kurtulun inanın hiç bir getirisi yok. …

  12. söz de iletişim;
    fikirleri olmak, düşünceleri olmak; beyan etmek-aktarmak; kendini

    –
    kendimin beyanıdır-geldiğim noktanın;
    bulunduğum- – noktanın-yerin;
    ben orada duruyorum;
    bunları konuştuğum yerde;

    burası bi dağ, soğuk,
    bu kadar aklım düşüncem
    sen yardım et bana;

    beni anlatıyor yine de sözlerim;
    sen iyi dinliyorsan; benim kim ve ne olduğumu görüyorsun;
    bir yargılar/yanılgılar kenti;ben
    en çok o;
    o isem , sen neden?

    beni sana anlat;
    düşünceler satılmazlar; düşüncelere ihtiyacı yok insanların;

    zenginliği istenmez düşünecenin ama fakirliği de istenmez, yeteri kadar;

    ile tişim; kim ile? senilebentişim;
    sen ile bent işim;
    ben ile bentişim;
    o ileti şimdi
    ieti şimdi gider; iletişim de gider, iletişim gitti-iletişimler kesik-birazdan gelecek;
    ilet ileti iletiler-iletişimler;
    illetişim,
    illet işim;
    millet işim gücüm; milletgücüm;
    onun için; tiletişim;

    biletişim-bizetişim;sizetişim-çoğatişim;çoğaltişim-çoğaltışım; iletaşım; ilataşkın

    gökyüzünün sözleri bitmez;

    –
    Nasıl dinginleşir göğün içinden geçen yaşam sözleri

    Yüreğin ufacık kutusunda? -Rumi

    ilet şiir, iletişiirim; iletisizşim-iletmeyişim; illetişim;ille de tişim tişim;
    link to isiklidusler.blogspot.com.tr

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.