“Doğaya uygun yaşa” Stoacıların düsturu budur.Bunun anlamı doğanın hakkında bilgi edinebileceğimiz bir şey olduğu ve mantıksal bir sonuç olarak, dünya hakkında öğrendiklerimizi kendi hayatlarımıza uygulayabileceğimizdir.
Stoacılık insan kapasitesinin en yüksek düzeyde kullanılmasına, ama aynı zamanda alçakgönüllülüğüne ve kendine göre bir düzeni olan devasa bir evrende ne kadar zayıf bir durumda olduğumuzu anlama cesaretine bir çağrıdır.Stoacılık Romanın Filozof İmparatoru Aurelius’u yönlendiren etikti.
Bugün dahi bu okulun etkilerini hissetmekteyiz.
Stoacılık Kıbrıslı Zenon, Kleanthes ve Khrissippos tarafından geliştşirilmiştir.
Bu sonuncusu, sonradan Roma düşünürleri nezdinde büyük revaç gören tutarlı bir felsefe oluşturmuştur.
Bu düşünürler Stoacılığın ödev ve mevcut düzene itaat konusundaki ahlaki vurgusunu Roma’nın askeri ve emperyal değerlerinin hizmetine koşacaktı.
Bu felsefenin üç gelişme evresi vardır; erken, orta ve geç evreler.
Bu dönemleştirme, okulun Yunanistan’dan İmparatorluk Roma’sına, oradan da geç Roma dönemine yolculuğunu anlatır.
Erken dönemin çoğu metinleri kayıptır. Araştırmalar, ikincil yazılar ve daha geç dönem çalışmaları üzerine yoğunlaşır.
Stoik felsefe üçe ayrılır; mantık, etik ve fizik.Bunlar eşit değerde görülür.Ancak Stoacılar ideallerimiz üzerine tefekküre dalmak yerine onlara uygun tarzda yaşamamız gerektiği konusunda ısrarlıdır.
Stoacılar evrenin gelişiminin önceden belirlenmiş olduğunu, yani bir
kadere bağlı olduğunu ileri sürer ve döngüler halinde bir gelişme gösterdiğini belirtirler. Dört ana unsurdan ateş olan Tanrı gelecekte bir zaman dünyayı mahvedecek ve yeniden yaratacaktır.Eskiden olmuş ne varsa yeniden yaşanacaktır.
Burada ebedi tekerrür (tekrarlama) öğretisi ile karşı karşıyayız. 19. yüzyılın sonunda Nietzsche bu fikir üzerinde durmuştur.Bu tuhaf, test edilemez bir öğretidir, hatta bir efsanedir.Ama bu fikir paralel evren teorilerinin bazı içermelerinde yeniden su yüzeyine çıkar.
Dünya hakkında bilgilerimizi boş zihinlerimiz üzerinde yaratılan izlenimler aracılığıyla ediniriz. Doğruluk, bu izlenimler ile algıladığımız dünya arasında kurduğumuz bağda ortaya çıkar. Bu teori çok tartışma yaratmıştır çünkü; Platonun ideal biçimler yaklaşımını da , Descartes’ın tümdengelime yaslanan yaklaşımını da yadsır.Edindiğimiz izlenimlerin berrak olması gerekir ama bunlar aynı zamanda özneldir.çünkü bunların temeli dış dünyada hissedilmesi gereken şeyler değil, edindiğim izlenimler sayesinde hissettiklerimdir.
Burada gözlemci ve gözlenen şey, daha sonra kuantum fiziğinde ortaya çıkacak şekilde iç içe geçer. Stoacı epistomoloji aynı zamanda indirgemeci düşünüş tarzını, yani doğanın tek bir unsuru (örneğin insan gözü) üzerine yoğunlaşarak bununla ilişki içinde olan bütün öteki unsurları (örneğin yüz, zihin, beden, bakış) görmemezlikten gelmeyi de reddeder.Dolayısıyla, nesnenin kendisinden türetilmiş, nesneyi yanlışsız biçimde tarif eden, duyulara sağlam biçimde etki yapan, kuşatıcı, kavrayıcı, kataleptik bir izlenimin peşindedir.
Dünya rasyonel bir biçimde düzenlenmiş olduğuna ve insanlar rasyonel varlıklar olduğuna göre, bundan çıkan sonuç; etik bakımdan insanlığa uygun hayatın evrenle ve kendi doğamızla ilişkili olarak rolümüzü kabullenmek olduğudur.Bu, çapraşık bir durum yaratır.: Doğa yasalarının kaçınılmazlığını ve hazır ve nazır olduğunu kavramak, kendi hayatımızın da benzer bir biçimde geleceğin gelişimini yöneten büyük yasalara tabi olduğunu kabul etmek demektir.
Demek ki, kendi eylemlerimiz de önceden belirlenmiştir ve bir kader gibi kaçınılmazdır. Stoacılar sahiciliğin, evreni tehlikeye atacağı varsayılan özgür iradeye izin vermektense, bu olguyu kabul etmenin daha doğru olduğunu düşünüyorlardı.Duyguların bastırılmasına bu yüzden önem veriyorlardı. Çünkü duygular, zihni, kendisinin doğuştan gelen alçakgönüllü doğasını tanımak olan yüksek amacından saptırır!
İnsan, doğaya boyun eğmeye ve onun yasalarını öğrenmeye razı olarak erdemli bir insan haline gelebilir.Erdem deontolojiktir, ödeve yöneliktir ve eğitime bağlıdır, çünkü alçakgönüllü rolümü kavrayabilmem ve şeylerin düzenini kabul edebilmem için zihnen olgunlaşmak zorundayım.Yani mutluluk geçici hazların peşinden koşmaktan değil, doğaya itaatten kaynaklanır.
Bilgelik ise, ancak aklımızı doğaya uygulama çabasından ve böylelikle doğa içindeki alçakgönüllü konumumuzu teslim etmekten geçer. Hayatın geçici yönleri stoacı için hiçbir değer ifade etmez. Yani o acıya, yoksulluğa,hatta ölüme karşı kayıtsız kalacaktır.
Metanet, iyilikseverlik, kayıtsızlıkve kendine yeterlilik Stoacının temel özellikleridir. Ama en önemlisi, insan kendi felsefesine uygun yaşamalıdır.Nitekim, Epiktetus yaşamanın düşünmekten daha önemli olduğunu vurgulu biçimde belirmiştir.
K A Y N A K :A dan Z ye Felsefe “Alexander Moseley”