tanrı inancı nasıl oluşuyor, nasıl bu kadar emin olunuyor?

Hep gördük, hep yazdık, hep tartıştık. Tanrı yoktur. Hayır vardır. Ama nasıl olur? Niye olmasın? Bence olmaz. Sen daha bu yolda devam et. Sana mı soracağım? Sorma canım, ama o gün geldiğindeee… diye:)

Ama ben diyorum ki olumsuzu olumlamak dışında damardan girelim bu sefer. Beni aydınlatın lütfen.

Tanrıya inanan arkadaşlarımız bunu nasıl başardılar? Ne tür verileri birleştirerek bu sonuca vardılar? Tartışmayalım, sadece not düşelim, ben çok meraktayım, duymak istiyorum, umarım lütfedersiniz.

Hangi tanrı, hangi peygamber, hangi kitap, böyle detayları önemsemiyorum. Ama gerçekten merak ediyorum. Nasıl ?Bir insanı tanrı inancına götüren şey nasıl bir şey? Tanrıdan sadece bir olasılık olarak bahsetmiyorum. Bir insanı mutlak bir biçimde tanrı inancına götüren, kesinlikle götüren, hiç şüphesiz, gram tereddütsüz götüren faktörler, deliller nelerdir?

Hep sorulur, nasıl ateist oldunuz diye, o sorunun tersi işte, peki ya siz nasıl teist oldunuz?

Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Ne oldu, nasıl oldu da böyle oldu? Lütfen paylaşın bizimle, şimdiden çok teşekkür ederim.

218 yorum “tanrı inancı nasıl oluşuyor, nasıl bu kadar emin olunuyor?”

  1. Çok rica ediyorum, ateistler birşey yazmasınlar buraya. Sadece tanrıya inanan arkadaşlarımızın katkılarını bekliyorum. Ben meraktayım, insanları tanrı inancına götüren faktör, delil ve sebepleri duymak istiyorum. Lütfen beni kırmayın.

  2. Eğer tanrının kesinlikle var olduğu ispatlansaydı herkes teist, kesinlikle yok olduğu ispatlansaydı herkes ateist olurdu.

    Benim tanrıya inanmamdaki en büyük etkenlerden biri “canlı” varlıkların varlığı…

  3. tanrı inancı nasıl oluşuyor, nasıl bu kadar emin olunuyor?

    Tanrı inancı insanın dış dünyada gördükleri ile oluşturduğu güçtür. Tanrı da Allah tan gelir. Allah inancı iç ve dışı kuşatır. İçte vardır. Tıpkı atomların çekirdeği gibi düşünelim. Yada bir ağacın tohumu gibi düşünelim. Bu tohum insanın içinde vardır. Daha sonra duyuları ile algılayıp kıyasladığı, soruları ile beslediği, sorunları ile gödüğü bunları daha çoğaltabiliriz ve koşulsuz kabul ettiği kendisi ve koşulsuz kabul ettiği kendisinin anlamı. Bu anlamı kuşatan tüm alanlar. Buna ateistler bile bir alan belirlemek zorundalar. Enerji, madde vs. gibi… Dolayısı ile Allah inancı varolan değişmeyen tek merkezdir. Bunu duyularla değiştirmek ona inanmamak onun varlığını inkar etmek ona birşey katmaz, onu ne artırır ne eksiltir. Eksilten ve artıran birşey kattığını zanneden insanın kendisi. Kendini bir şey sanan zavallı insan. Bu Zavallılıktan ancak onunla bütünleştiği andan itibaren kurtulur.
    Hayvanlar ve bitkilerden farkımız ayrıcı özelliğimiz aklımızla düşüncemizle bu durumu kavrıyor olmamızdır.
    ( ONA ALLAH DEMEMİZ İLAH DEMEMİZ TANRI DEMEMİZ O DEMEMİZ, ORİJİN DEMEMİZ ……… İLAHLAŞTIRMAMIZ, YÜCELTMEMİZ ……….SONSUZ DEĞERLE TANIMLAMAMIZ ONU NE DEĞER YAPAR NE DEĞERSİZ. SADECE KENDİ AKLIMIZIN ULAŞABİLDİĞİ ALAN KADAR İNSANLIĞIMIZA DEĞER KATAN YADA DEĞER KAYBEDERİZ.
    DEĞERLERE TAPINMAKLA KABUL DEĞERİ KOŞULSUZ KABULLE AYNI DEĞİLDİR.) İşte bu kısacık düşünce jimnastiğimle bile ona inandığımı göstermeye çalıştım.

  4. tüm birey ve toplumların;tarihsel süreçteki yapılanmalarında,tanrı algılamasının oldugu görülür…
    sonsuzlukla,mevcut mekan arasındaki korelasyon,insan bünyesince,her toplum adedince görünmektedir..
    çok tanrıcılık veya tek tanrıcılığın girmediği toplum yoktur…
    homereston-platona yunan toplumu,
    romadan-isaya,oradan hıristiyanlığa-tekrar antiktiye dönüş,
    hint ve çinde;çokculuk ve tekçilik arasındaki baglantı ve gidip geliş….
    ateizmin ve marksizmin antik kökleri…
    ibrahimi dinlerde tek tanrıcılık…
    tarihsel süreçte,tanrısal mirasın sürekliliğini göstermektedir…
    zirve düşünürlerin ya tanrıyı ,ya tanrının yerini dolduracak durumları baz almaları…
    markstaki;spinoza-hegel ve feureubach etkisi…,yani o gövdeyi mutlak materyalizme dönüştürmesi…

  5. dünya var olduğu sürece her dönemde bir tanrıya ihtiyaç duyulmuş. sorgusuz sualsiz inanmak ne de güzel olmalı, ondan bundan tırstığında hemen gidip ona sığınmak fln iyi olsa gerek=))

    tanrıya inanmak psikolojik olarak bir rahatlık sağlıyor. hmm “seni tanrıya havale ettim” ohh benim görevim sorumluluğum bittii=))) yalnız hissetmiyorsun. bir sevgi hem de saf tertemiz bir sevgi karşılıksız gibi görünen, lakin cennet cehendem alış verişi için ibadet. yani tanrı söylemini istediğini gerçekleştirme…

    bilmiyorum yaa bir enerji bir güç var adı tanrımı bilmiyorum, işin içine girince çıkamıyorum.

  6. buraya yazanlar inançlılar yazmayanlar inançsızlar olacak otomatik olarak, ince bir klasifikasyon:)

  7. Ölüm…..Doğum. Bu iki şey tanrının varlığına inanmaya yeterlidir. Doğum anından itibaren anne sütünü emen bir bebeği seyret… koşulsuz varlık ve koşulsuz sevgi. Tanrı ile insan arasındaki ilişki bu ilişkiye benzer.
    Ölüm… Yaşayan birinin ardından onu kaybediş ve herşeyin tüm yaşanmışlıkların silinmesi. Hiçbirşeye anlam yükleyemediğin o an ve yaşam sahnesi…. Allahtan kopuk yaşayanlarda aynı bu durumda dır….Koşulsuz sevgi bağı ile inanmışlar ve bağlı olanlar için ise yüksek sabır ve sebat ve dayanıklılık ve yaşam mucizesi….

    Ölüm ve doğum iki mucizedir ve kendi aklını beyenen insan her ikisini de yaratamaz. Yaratması da mümkün değil zaten. Yoktan var vardan yok edemez. Karınca yaratamaz, ölüyü diriltemez. İNANMAK İÇİN BU BİLİNDİK İKİ SEBEP YETERLİ SEBEP DEĞİLMİ?

    Tanrını uzaklarda arama, kendinde ara. Bir ben var ise ondan içeride var olan bendir onu insan yapan….İnanmayanda aslında inanandır. İnanmıyorum diyerekte inanmadığına inanıyor öyle değilmi?

    Asıl sorun Tanrıcılık oyunu oynayan insanda dır. İnsan illaki bir tanrı yaratacak ve ona inanacak. Olduğu gibi kabul, koşulsuz kabul içindedir aslında ama o onu kabul etmez ve dışarıdan onu yaradan bir şey arar…

    Hiçlik ve heplik inanmak için birşeyleri bilmemizi gerektirmez.

    Dağdaki çoban bilimden habersizdir ama içinde barındırdığı kosulsuz ilimle, öttürdüğü kavalınon koşulsuz melodisi ve koyun sürüsünün koşulsuz hizmeti ona öğretmiştir inanmayı…

  8. Yaşarken yoktan var edilmiş bir dünyada,
    İnanmak mümkünmü ölmek ve yok olmaya,
    Çözmeye yetmedi bu sırrı hiç bir zeka,
    Pes etti akıl soyundu sonunda o inanç olmaya,
    Güneş o an battı gece doğdu,
    Bir bölündü ve iki oldu,
    Çözüldü zincir yine
    Ateşin eli serbest yine,
    Ve gece her şeye sahip oldu,
    Kral artık tahtında
    Seyirciler arası başlasın şu kavga
    Güneş o an battı gece doğdu,
    Bir bölündü ikiye.

  9. Angelyasam:”İnanmayanda aslında inanandır. İnanmıyorum diyerekte inanmadığına inanıyor öyle değilmi?”

    I-IH, Öyle değil!…

  10. Eskiden islama çok sıcak bakan birisi değildim. (Hatırladığım kadarıyla) Herşeyi sorguladığım 20 yaş öncesi dönemlerimdi. Gece uzanıp yine düşünmeye başlamışdım. Bir anda aklıma şöyle bir soru geldi;
    “Ya tanrı yoksa!?”
    O anda birden tanımlamaz müthiş bir karanlığın, boşluğun, hiçliğin içinde hapsolmuş yokluk içinde boğuluyor gibi oldum. Öyle müthiş bir tecrübeydi ki sanki zaman durmuş herşey bir hiçliğin içinde asılı kalmış. O anda birden kendime geldim; soluğum nefesinim belki de kalp atışım bile kesilmiş gibiydi. Nefesimi alıyormuydum veriyormuydum onu bile unutmuşum. Suyun altında nefessiz kalmış bir insanın yüzeye çıkıp nefes alması gibi nefes aldım vaya verdim. Sonra heyecanla şunu söyledim:
    “ALLAH VAR!”

    Sizler bunu nasıl tanımlarsınız bilemiyorum; psişik, metafizik, şuur altı bilinçlilik, inayeti Rabbani, …vs. Ama bu tecrübe beni ateist olma eşiğinden geri döndürdü.

  11. Çok hoş bir video izlemenizi tavsiye ederim.

  12. SANA, “GİZLİ !” DİYORLAR…

    Her şeyde bir tecellin.
    Her zerrede mührün var..
    Bu nasıl gizleniştir ey ALLAH’ ım..?!

                                    (Ş.Y.)
    
  13. NUH TUFANI

    • Nuh tufanı evrensel değil, böldesel bir tufandır.

    • Gemiye alınan hayvanlar yeryüzünün bütün canlıları değil, karaya ayak bastıklarında ihtiyaç duyacakları
      hayvanlardı.

    • Birilerinin inanması için Kur’an da yazılanların Sümer tabletlerinde yazması veya uyduruk-kaydırık bir din
      olan Tevrat’ ta yazıyor olması gerekmiyor.

    • Zaten var sanılan çelişkiler hasbel-kader israiliyyattan veya uyduruk kaydırık din kitaplarından kültürü-
      müze girmiştir. Tevrat’ın masalları da, İncil’ in hikayeleri de dini bir konunun açıklanması için referans
      kabul edilemez. Siz onun sayfalarını sıcak suda 5 dakika kaynatıp buharına yüzünüzü tutarsanız belki
      uykunuz açılır.

    • Sizler bütün Einstein’ lerinizi, Hawking’ lerinizi toplasanız.. Aristo’ larınızı, Pythagoras’ larınızı üst üste
      ekleseniz..Yanlarına 3 tane Francis Bacon, 5 tane Descartes, 10 tane Voltaire koysanız.. Ama yetmez !..
      Size CAHİZ’ in fikirlerini çalan La Fontaine’ nizi de çağıralım.. Sokrat’ ınız ve Hz. İsa kadar meşhurlaştı-
      ramadığınız Tanrı’ nız Empedokles’ inizi de çağıralım..Hatta cinleri de çağırın.

    • Böyle tek tek yazmakla başa çıkamayacağım. En iyisi toptancılığa başlayalım. İlk insan dan kıyametin
      son insanına kadar gelmiş, geçmiş ve gelecek bütün beyin takımlarınızı bir araya toplayın ve bir
      KUR’ AN YAZIN BAKALIM BAŞARABİLECEKMİSİNİZ?

    • Bu çağrı size 1.400 yıl evvel yapıldı. Kıyamete kadar da geçerli olacak. Bırakın Kur’ an yazmayı bir cüz
      yazın. Ya da bir sayfa.. Onu da yapamazsınız bari bir satır yazın. Eğer bunu başarabilseydi sizin alimle-
      riniz, bilim adamlarınız yapardı.

    • Bin yıldır savaşla başaramadıklarını şimdi yalan yanlış bilgilerle, daha doğrusu tarihte en iyi yaptıkları
      şeyle, yani kahpelikle mi yapacağınızı sanıyorsunuz?.

    • Müslüman Türk Milleti kafirliğin ve kafirlerin en büyük Çin Settidir…

    • Kartları şimdi tek tek cebimize dolduruyoruz. Zamanı gelince zalimlerin yüzlerine bir bir çarpılır.

    • 1453 de olduğu gibi. 1922 de olduğu gibi.

    • Fazla hoplayıp zıplamayın da Mustafa Kemal’in yumruğu tepenize ikinci kez inmesin. Bu defa sizi değil
      Avrupa, 5 kıt’a bir araya gelse birleştiremez.

    • Türk’ün içinde bulunmadığı bir dünyada değil insan, yaşayan bakteri bile bulamazsınız.

    • Hristiyanlıktan hristiyanlar, Siyonizm’ den Yahudiler bile memnun değil ki, çürük – Çarık kokuşmuş fikirle-
      rinizi bize satasınız.

    • OTURUN OTURDUĞUNUZ YERDE.

  14. Şayet Uzaylıysanız Tanrı yoktur, fakat Bilgi wardır. Şayet Dünyalıysanız önce Tanrı wardır, fakat Bilgi yoktur veya izafi azdır. Bilgi açlığına doyum giderildikçe; Tanrı ile Bilgi kawramları yer değiştirecektir. Göktürkler bunu Bilge Kağan ve Gök Tengri madalyonunda dengelemiş; birini ve öbürünü aynı bileşik-kaplar kawramında özdeştirmişlerdir. Birinci Samuel 2 / 3 ‘ de Hanna, buna benzer duasında Rabbin BİLGİ Allahı olduğunu zikretmektedir (Hoşea 6 / 3-6).

    Bilgi açılımını Ewrime liyakatle uyarlayabilen Dünyalı; Uzaylının BİLGİ kanalına giriş yapabilmektedir ki, Tanrı’ya dönüşümün başlangıç sürecidir (= Matta 5 / 9 +//+ 28/88 Kasas +//+ 36/81-83 Ya-Sin).

    Hem war olan, hem olmayan Tanrı (Hiyerarşik Tanrı’lar Bütünlüğü) ve BİLGİ Bütünlüğü konuları, Yüce BİLGİ Kitabı’nda (The Knowlegde Book); hem Türkçe, hem daha anlaşılabilir ve hem de şimdilik pek anlaşılamayan izafi boyutlarda açıklanmıştır.

    (Ğ – Q )

  15. kseniks
    Tanrı vardır,
    Askerde öğrendim,
    Büyük kalabalıklar halinde yemek yemeden önce

    “Tanrı’mıza hamdolsun”

    diye bağırarak başlardık yemeğe:::)))

    Şakası bir yana;

    Tanımlanamaz bir olgu ama Tanrı vardır.

    “Tanrı’nın yeri insanın ve kendini bilenin gönlüdür.
    HACI BEKTAŞİ VELİ”

    Öz Can,

  16. “BAKARA 6. Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler.
    “

    “Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit «Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!» derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).”

    “Müşriklerin ve kitap ehlinin cahilleri: “- Allah, bize senin hak peygamber olduğunu söyleyeydi, yahud sen bize bir alâmet getireydin ya” dediler. Bunlardan önce Yahûdî ve Hristiyanlar da tıpkı bunlar gibi (peygamberlerine: “-Bize Allah’ı aşikâr göster ve gökten sofra indir.”) söylemişlerdi. Küfür ve inadda kalbleri birbirine benzemiştir. Biz hakikatı anlayanlara mûcizeleri apaçık gösterdik.”

    “Andolsun, Biz bu Kur’an’da çeşitli açıklamalar yaptık,
    öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını arttırmıyor.
    “

    “Allah’ın izni olmaksızın hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar.”

    Kseniks yazmış;

    “Tanrıya inanan arkadaşlarımız bunu nasıl başardılar? Ne tür verileri birleştirerek bu sonuca vardılar? Tartışmayalım, sadece not düşelim, ben çok meraktayım, duymak istiyorum, umarım lütfedersiniz.”

    Burda “kendi çapında” inananların nasıl “komik” sebepleri var diye açmadıysan başlığı Allah’ın izniyle imana ulaşırsın. Yok başka bir niyetin varsa ameller niyetlere, sonuçlarda amellere göre olur. Sen araGAZ vermeye devam et dostum..

  17. Tanrının varlığından şüphe duymuyorum.. Çünkü söz’e inanıyorum.. Ama benim inandığım söz uzak diyarlardan fısıltılarla gelmedi, aracılarla iletilmedi.. sözün bizzat kendisi bu dünyaya ayak bastı, beden alıp aramızda yaşadı, bize dokundu ve bizimle doğrudan kendisi konuştu.. Tanrı burdaydı ve bir dönem bizimle birlikte yaşadı, o’nun bizzat kendisinin yeryüzünde bıraktığı izleri görüyor ve şüphe duymuyorum..

  18. Sonra da sinirlendi oluyor, yahu bi konuya da limon sıkmayın be kardeşim. Forum ortada, soru gayet açık; nasıl teist oldunuz, tanrının varlığı fikrini ne tür çıkarımların ardından mutlak bir gerçeklik olarak kabul ettiniz ve nasıl bu kadar eminsiniz?

    E yaz işte sen de adam gibi kendi sebep ve delillerini. Ama yok, ille de çekiyor işte bi acayip damar. Önce samimiyetle yorum yazanları komiklikle suçla, ardından forum sahibinin ameline niyetine dair bişeyler pırtla, sonrası da her zamanki tuhaflıklardan bir silsile; Hala kalbi küfür ve inatla dolu olanlar, hala akılsız ve ahmaklar, hala üzerine pislik kılınananlar, hala görmek istemeyince göremeyenler, hala kuran değişmedi/değişmeyecek şeklinde hatırlatmalar, efendim istersen sen de iman edersin, yok türkler islamın çin seddidir, yok hristiyanlarla yahudiler şöyledir, yok öyledir yok böyledir.

    Saygı ya saygı.. “kendince” inananların sebeplerini komik bulanlar ancak bu şekilde ciddi takılabiliyorlar. Düşmana saldır ki devlet yaşasın. Kseniks arkadaşımıza böyle bir deşifrasyonu mümkün kıldığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

    Not: tanrıya inandığım zamanlarda benim için böyle bir soru yoktu. Yaz kseniks; Zaten var olan birşey için var mı diye sorulamazdı, böyle bir sorunun var olamayacak oluşu tanrının varlığındandı, tanrı vardı, soru yoktu, soru yoksa şüphe de yoktu.

  19. SEN DE İNANIRSIN BİR GÜN…

    • DÜNYA, var gibi görünen bir hayal; ALLAH, yok gibi görünen bir gerçektir. (Hz. MEVLANA)
    • İnsanların çoğu bu güne kadar, Tanrı’ ya inanmak için hep uzağa bakmıştır. Hep mucize aramıştır ki;
      acaba bir mucize görebilirmiyim diye?.. Halbu ki Kadir-i Mutlak biz kullarından onu da esirgememiştir.
      Gözünüzü açıp ta gördüğünüz her şey bir mucizedir. Bütün yıldız ve gezegenlerin belli bir yörüngede
      ve ahenk içerisinde dönmeleri, hızla birbirlerinden uzaklaşmaları..

    *Toprak, bitki, hayvanlar ve bütün canlıların yapıları v.s. Bir ağacın büyümesi mucizedir. Her doğum bir
    mucizedir. Moleküllerin birleşip canlıların ihtiyaçlarının karşılanması birer mucizedir ama bunlar her gün
    mütemadiyen yinelendiği için bizde alışkanlık yapmış, göz aşinalığı oluşturmuştur, bize mucize gibi
    gelmez..

    • Bütün imkanlar yaratıcı tarafından hazırlanmış, (İhtiyacımız olan enerjinin hazırlanması, dağılımı,
      kasların ve sinir sistemlerinin oluşumu, doğum, ölüm, çeşitli gıdalar v.s) Beynimizin kompüter görevini
      yapmasına ne – ne + bir katkımız olmaz, kan dolaşımı için bir gayret sarf etmeyiz. Görmek için bir takım
      işlemler yapmamıza gerek yoktur. Herşey bizim için hazırlanmıştır. Ama bunca nimetlere şükür etmek
      dururken çok güzel nankörlük yaparız.

    • Sivri sinek galaxiye küsmüş… Aman ne büyük dert! Sanki birileri inanmazsa haşa ALLAH zarar görecek.
      Ya da birileri inanırsa Allah’a (c.c.) faydaları dokunacak! Herkesin zararı da faydası da kendine. Yeryüzü
      tamamı ile kafir olsa Cenab-ı Allah’a zerre kadar zarar veremezler. Yeryüzü bütünü ile iman da etse
      Cenab-ı Allah’a zerre kadar faydaları da dokunmaz.. İnancımız da küfrümüz de ancak kendimize fayda
      veya zarar verir.

    • İster bilelim, ister bilmeyelim, bütün evren insanın hizmetine sunulmuştur. Öyle her şey tesadüflerle
      açıklanacak kadar da basit değildir. Bizim hayretimiz; bazı insanlar nasıl bu kadar kör olabiliyor, onadır..
      teknolojilerin ilerlemede ortaya koydukları şeyi sanıyorlar ki ilim adamları yoktan var ettiler. Oysa onla-
      rın yaptığı mevcut parçaları bulup birleştirmekten başka bir şey değil. Şimdiye kadar bulduğumuz ve
      kıyamete kadar bulunacak her şey şu anda var ve mevcut.

    • En başta söylediğimiz gibi insanoğlu bir şeylere inanmak için hep uzağa bakmış. Oysa bütün uzakların,
      bütün cihanın, bütün evren ve evrenlerin kendinde dürülü olduğunu hiç düşünmemiştir… Çünkü mater-
      yalist alışkanlıkları ona vücudunu et ve kemik yığını olarak göstermiştir.. Kan torbası olarak göstermiştir.

    • Arayış şekİllerimizde de farklılıklar vardır. Taş ocağında altın arayan bulamaz.. Çölde kuyu kazmakla su
      çıkmaz. Okumakla ALLAH (c.c) bilinmez.. Bulunmaz..

    • Yüce Pir Hz. MEVLANA’ nın deyimi ile;”Bilgi (akıl) sizi ancak denizin kenarına kadar götürür. Derya olmak
      için damla olup denize karışmalısın ey oğul..” der. Bilge insan olma yolunda hak yemekten, haram
      yemekten, şehvetten, kinden, hasetten, dedikodudan, yalancılıktan, öç alma duygusundan, tıka basa
      miğde doldurmaktan, iyilik ve güzelliklerden uzak bir yaşamın içinde ALLAH (c.c) arayan elbette bula-
      maz. Bu tür bir yaşamdan uzaklaşmadıkça ALLAH (c.c) varlığının işaretlerini o kalbe indirmez. Tecellisini
      göstermez..

    • Evdeki düzene uymadığımız zaman ana-babamız bile bizi sevmezken ALLAH’ ın (c.c.) emir ve yasaklarına
      hem uymayıp hem de O’ nunla tanışmak istemek ukelalığın da ötesinde bir pişkinlik olmaz mı? O’ nunla
      tanışmak demek sevgisine mazhar olup insanların bilmedikleri, duymadıkları, hatta hayal bile edemedik-
      leri hakikatlerin ilhamla kalbine doğmasıdır. O hale geldiğinizde şimdi arayıp da ulaşamadığınız her şey
      ayaklarınıza serilir. Bu gün elde etmek isteyip de elde edemediğiniz istisnasız her şey o gün sizin için bir
      kibrit çöpü kadar bile değer taşımaz.. Yıllardır peşinde koştuğunuz ama size hayal kadar uzak olan her
      şey bir nefes kadar yanınıza yaklaşır da siz yüzüne bile bakmazsınız.. Çünkü değer yargılarınız artık
      tam anlamıyla boyut değiştirmiştir. Kafanızı kurcalayıp da cevabını bulamadığınız tek bir soru bile kalmaz.
      Ama anlatamazsınız.. Fakat anlattıklarınız yine de hikmetle dolu olur. Konuşurken insanların kulaklarına
      değil, kalbine hitap edersiniz.. Siz de ağzınızla değil, kalbinizle konuşursunuz.. Her anınız mutlulukla
      dolu dolu olur. Yüzünüz de daima tebessüm ediyormuşsunuz gibi bir mimik oluşur.. Herkesi ve her şeyi
      sevmeye başlarsınız.. Günahkarları.. Katilleri.. Bütün bitkileri ve hayvanları.. Dolayısı ile bütün evreni..
      Zaman zaman kalbiniz kabarır.. Her gün gördüğünüz doğanın renkleri birden değişir.. Gözlerin görmedi-
      ği renkleri görür, kulakların duymadığı sesleri duyarsınız.. Her yanınız aşk kesilir.. Sevgi kesilir.. Ve
      Rabb’inize gece gündüz hayranlık duyarsınız. Artık onunla dost olmuşsunuzdur. Bütün korkularınızdan
      emin olaraktan.. O anda deseler ki; “Şimdi kıyamet kopacak” sizde bir korku hasıl olmaz. Deseler ki;
      “Şimdi bütün dünya yanacak!” yanmak için sizde en küçük bir endişe bile olmaz.. Hatta belki de Rabb’i
      nize diğer insanların yerine yanmak için dua eder, onları kurtarmaya çalışırsınız.. Otururken, yerken,
      içerken “Rabb’imin huzurundayım.” diye terbiyeli oturursunuz ve bu size zerre kadar rahatsızlık vermez.
      Yatarken dizlerinizi toplarsınız ve hiç rahat etmediğiniz kadar rahat edersiniz ve belki de derecenize
      göre zaman zaman melekutun kapıları açılır. 100.000 yıl çalışsanız ulaşamayacağınız niğmetler serilir
      önünüze … Kadir-iMutlak Rabbi-l Alemin’in o birbirinden güzel esmasını zikredersiniz.. “LA İLAHE
      İLLALLAH” dersiniz candanBir gün bakarsınız ki; Maddi bir ses tonu duymadan kalbinizin: “LA İLAHE
      İLLALLAH” dediğini duyarsınız.
      Bu ses dillerin tarif edemiyeceği kadar güzel bir sestir. Ve Yaratıcınızın bu taltifleri sizi O’ na daha da
      yaklaştırır ve artık dünyada size ölümden daha güzel, daha heyecanlı gelen bir şey olmaz.

    • ÇÜNKÜ SEVGİLİYE KAVUŞMA HEYECANI İLE DOLU DOLU OLMUŞSUNUZDUR…

    • BUNLARI GERÇEKTEN YAŞARSINIZ…

    • İnandım, inanmadım, gördüm, görmedimle bir şey olmaz. Tanrı’ yı inkar kimseye bir fayda sağlamaz.
      Kimseyi İslam’a çağırdığımız da yok. Herkes kendi dininde iyi insan olmaya gayret etse dünya cennet
      gibi olur. Hangi dine inanırsak inanalım. Hiç bir şey yapamıyosak:

    • BARİ KİMSEYE KÖTÜLÜĞÜMÜZ DOKUNMASIN…

    • ALLAH’ A EMANET OLUNUZ…

  20. tanrının varlığından nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz sorusu karşısında yorumsuz ara özet:

    • canlı varlıkların varlığı sayesinde (misafir)
    • insanın içinde var olan tanrı tohumunun hissedilmesi sayesinde (angelyasam)

    • tarih boyunca her dönem tanrıdan bahsedilmiş olması, tanrı figürünün hep var olmuş olması sayesinde (ali k)

    • tanrının varlığına ihtiyaç duyulması ve bu anlamda hissedilen bir gücün bulunması sayesinde (delişey)

    • bir zamanlar yokken şimdi var oluşumuz sayesinde, bu durum öldükten sonra yok olamayacağımızı ve tanrının varlığını gösteriyor (2. misafir)

    • Ya tanrı yoksa diye kendime sorduğumda içime dolan karanlık, boşluk, boğulma hissi ve kendimi hiçliğin içinde asılı hissetmem sayesinde (sunny)

    • Dinimi seçme aşamasındayken bana yol göstermesini beklediğim ve bir türlü bulamadığım işareti kuranda bulmam sayesinde, tam da bütün ümidimi kesmişken okuduğum “hala işaret mi arıyorsunuz, güneşi, ayı, yıldızları görmüyormusunuz” diyen ayet sayesinde (avustralyalı)

    • Allahın her zerrede mührünün bulunması sayesinde, tanrının varlığının bir sır olmaktan öte, apaçık ortada olması sayesinde (Şeref Yücel)

    • Nuh tufanı, tevrat ve incilin güvenilir olmaması, ama kuranın kimseler tarafından taklit edilemez bir kitap oluşu ve kıyamete kadar geçerli olacak oluşu, ayrıca müslüman türk milletinin kafirliğe karşı çin seddi gibi durması ve türkün olmadığı bir dünyada bırakın insanı bakterinin bile bulunamayacağı gerçeği sayesinde (oturun oturduğunuz yerde diyen misafir)

    • Uzaylı değil de dünyalı oluşumuz sayesinde, uzaylı olsaydık tanrı olmazdı, ama dünyalıyız ve tanrı var (Ğ-Q)

    • Tanrının tanımlanamaz bir olgu olmakla birlikte kendini bilen insanların gönlünde var olması sayesinde (Öz Can)

    • Kafirlerin ne yaparsan yap imana gelmeyecekleri, akıllı geçindikleri halde asıl kendilerinin akılsız ve ahmak olmaları, ayrıca onlara ne kadar işaret verilirse verilsin, ne kadar açıklama yapılırsa yapılsın bir işe yaramayacağı, çünkü küfür ve inat dolu kalplerinin doğruyu göremeyeceği, bu nedenle allah istemedikçe öğüt alıp düşünemeyecekleri, bir türlü akıl erdiremeyecekleri ve üzerlerine iğrenç bir pislik kılınacağı gerçeğinin bakara suresinde belirtilmiş olması sayesinde. ( misafir)

    • Tanrının bizzat kendisinin beden alıp aramızda yaşamış ve bizlerle konuşmuş olması gerçeği sayesinde (janus)

    • Zaten var olan birşey için var mı diye sorulamazdı, böyle bir sorunun var olamayacak oluşu tanrının varlığındandı, tanrı vardı, soru yoktu, soru yoksa şüphe de yoktu. (gamaro)

    • Asıl gerçeğin dünyanın var gibi görünen bir hayal, allahın ise yok gibi görünen bir gerçek olması , yıldız ve gezegenlerin ahenk içinde dönmesi, biz kendileri için + veya – hiç birşey yapmadığımız halde kan dolaşımımızın çalışıyor, beynimizinse kompütür gibi işliyor olması, kas, iskelet ve sinir sistemimizin birbiriyle uyumlu varlığı, çeşitli moleküllerin biraraya gelerek ihtiyaç duyduğumuz gıdaları oluşturması, enerjinin dağılımı, bütün evrenin insanın hizmetine sunulmuş olması, bunların hiçbirinin tesadüflerle açıklanamayacak oluşu, hepsinin birer mucize olması , ayrıca bütün bu mucizeleri görmeyi engelleyen ve insanı kan torbası ve kemik olarak gören materyalist alışkanlıkların terk edilmesi sayesinde. (Şeref Yücel)

    Şu ana kadar yorum yapan arkadaşlarımıza her zamanki gibi teşekkürlerimi iletiyorum.

  21. Görmeden inanmak.. bu sadece algı ve fark edişle ilgili bişey. Ayrıca herşeyin izafi olduğu kimin neyi nasıl gördüğü tartışılır bir dünya ortamında sadece görüyor olmak da bir şey ifade etmiyor. Baksanıza ebubekir le ikimiz inanıyor olmamıza rağmen o bile ben den kanıt istiyor. :)))

  22. tanrı var işte, her zaman da vardı.. ne demek yani nasıl emin oldunuz, biz zaten hep emindik, yoksa oturup soru filan çözmedik.. Gamaro’ya katılıyorum, ben de aynen böyle düşünüyordum eskiden.

    Ama çoğunluğun cevabının böyle olmaması beni şaşırttı açıkcası. Bence herkes bu durumun ve bu soru-suzluğun farkında, ama onu başka başka şekillerde anlatmaya çalışıyorlar nedense.. Bu arada Janus’un cevabına bayıldım , bence en elle tutulur yanıt onunkiydi şu ana kadar 🙂

  23. La ilahe la allah.

    xenix

  24. “Zaten var olan birşey için var mı diye sorulamazdı, böyle bir sorunun var olamayacak oluşu tanrının varlığındandı, tanrı vardı, soru yoktu, soru yoksa şüphe de yoktu.”

    Sevgili Gamaro, kim anlayacak bunu?…

  25. anlatılmaz yaşanır, anlaşılmaz yaşanır.. yaşayacak olan hem anlar hem anlaşır.. adrian da bunu anlatmış zaten, ay çok pardon, yaşamış diyecektim yine karıştırdım.

    [Hüseyin bey siz anladınız sanırım, bu bakımdan sevgiyle kalın:)]

  26. Varlık hal ve durumlarını gözlemlemeye çalışarak diyebilecek bir duruma geldiğimi görüyorum. İnandım Tanrının varlığına. Çünkü merkez ben olduğumda ego (benlik) ortaya çıkıyor. Benliğin ön planda olduğu kişilerle ilişki kurmanın sıkıntılarını yaşadım. Benlikten uzak olduğumu sandığımda bunun yanılsama olduğunu, yapanın zihin olduğunu gördüm. Zihnin duygu karşısında yetersiz olduğunu gördüm. Toplumsal yozlaşmanın rahatlıkla ‘orospu’ damgası vurabileceği bir kadına aşık olduğumda elimdeki bilginin yetmediğini gördüm. Aklımın işlevini yitirdiğini, başka bir güdünün etkisinde yapamayacağım şeyleri yapıyor olduğumu gördüm.

    Mantık, akıl yürütme, bilginin kendisini dayanak kabul ederek tekrar benliğin etrafında dönmek, benliğin kapitalizmi, faşizmi, zorbalığı, tahakkümü, otorite hırsını, aşırı sahiplenmeyi ortaya çıkardığını anladım. Geriye tek bir şey kalıyor —> AŞK

    Bütün dinler ortak söylemler üzerinden çağrıda bulunuyor insanlara. Dinlerin çağırdığı yerin de aşk hali olduğunu anladım.

    Tanrının aşkın kendisi olduğunu anladım. Bunları anlayan yine zihin olduğu için o aşk halinin çok uzağında olduğumu dolayısıyla hala yıkıcı biri olduğumu anladım. Merkez ben olursam yıkıcı bir döngünün içine dahil olduğumu gördüm. Adalet, eşitlik, özgürlük, hukuk gibi temel kavramların ihlalinin, fazlasıyla kendi (benlik) ihtiyaçlarının, kazanımlarının peşinde olan insanların çoğunlukta olmasıyla ilgili olduğunu (narsisizm, süper ego, bencillik) bundan kurtulmanın, hatta daha üst bir boyuta ulaşmanın aşk halinin kendisi olan ve tanrı olarak adlandırılan algı durumuyla mümkün olduğunu farkettim. Bende bu aşkın zerresinin dahi olmadığını da anladım. Bu hal üzere olmayanların ne kadar geveze ve rahatsız edici olduklarını anladım.

  27. venüs yazdi;
    “..Baksanıza ebubekir le ikimiz inanıyor olmamıza rağmen o bile ben den kanıt istiyor…………….”

    dostum
    ask olsun
    senden istedigim kanit “evet kuran da allahın sınırlamaları var. fakat bu sınırlama insanın evrensel bilinç kazanmasıyla geçerliliğini kaybeder….” ilgili beyaninla ilgiliydi yoksa “tanri inanci nasil olusur”konu basligi ile bir alakasi yok..

    slm.

  28. Aşk hali varsa, orda sadece kendi çıplaklığıyla var olabilir insan..ve dingin.

    Oysa ellerinde kitapla içeri girmenin yolunu arıyor onlar. Olmaz deyince de kapıda gürültü çıkarıyorlar. Bence de son derece geveze, rahatsız edici ve rahatsızlar.

    (Gürültücülerin ilacını yazmıştım sana yabancı, dünyevi derde dünyevi çare, hem de en iyisinden, hatırladın?:)

  29. Tanrı inancı genetiktir. Hedehödö geni tarafından kontrol edilmektedir. Yani inanç doğuştan belli bir durumdur(Kader). Boşuna uğraşmayın bu işlerle :)))))))

  30. Tanrı inancının sende ki oluşumunu anlattığın yazının beni çok etkilediğini belirtmek istiyorum. Daha fazla birşey yazmak istemiyorum. Yalnız şunu söyleye bilirim, tanrının ”aşk” olduğunu sadece kendileri ”aşk” olanlar alğılayıp farkedebilirler.

  31. Yabancı’da “tanrı inancı mı oluşmuş” Venüs?
    Ben öyle anlamadım. Yanlış anlıyorsam Yabancı düzeltsin…

  32. avustralyalı bu genç
    nasıl müslüman olduğunu anlatırken çok önemli kısımları açıklamıyor.
    müslüman olduğu gece okumuş olduğu ayetin hangi surede, kaçıncı ayet olduğunu söylemiyor.
    “merak ettiğim tüm sorulara kurandan cevap verdiler” diyor ama bunları tam olarak açıklamıyor.

  33. xenix, arapça bilenler var:) yoksa, yok mu?

  34. Bu boşluğu doldurmak anlamında yaratıcıya inanmak benim için en sağlıklı yol olacaktı. Boşluk dönüp dolaşıp hiçliğe saplanıyordu ve kendimi ıstırap içerisinde buluyordum. Bu konuyu aklım erdiğince ve bilgim dahilinde olduğu kadarıyla tartışabilirim elbette. Fakat inandıktan sonra girilen dayatmacı, baskıcı insanın, taassuplarından arınamamış kişiler olduğu gerçeğini unutmak aşk halinin önündeki tehlikeli engellerden biri. Aslında ‘budur’ ‘şudur’ demek kadar sakıncalı bir yanılgı olmasa gerek. Zihinle, algı durumlarıyla ilgili edindiğim sınırlı bilgi de bunu doğrular yönde. Allah seçtiği zaman direnecek gücü kalmıyormuş insanın. İlk defa Allah sözcüğünün bu kadar rahatsız olmadan kullanıyorum. Fakat taassup sahipleri gibi inandıktan sonra inanmayan kişilere saldırmak, bu yolda edindiğim rehberlerin özellikle sakındıkları bir durumdu örneğin. Allah inancının bu denli hümanist, barışçıl, sevgi düzeyinde yaşandığını böylesine ayan beyan görmemiştim. Lütfen propaganda şeklinde algılanmasın. Çünkü öğrendim ki (ki tasavvufa olan ilgim sayesinde de ulaştığım bir bilgiydi bu) bu aşk işidir, hal işidir. Hali yoksa kişinin söylediği herşey nefistendir, sanıdır, kurgusaldır. Manâsının içselleştirilmiş ve hallerinin yaşanmış olmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Ben de bunlardan yeterince var bu nedenle kimseye inandığım şey konusunda ahkam kesme hadsizliğinde olamam.

    Ayrıca İslam inancının alevilik yorumu olmasa çok tehlikeli bir atesit olabilirdim sanırım. :)) Tabiki içinde şiddet barındıran bir gerçekliği yok bunun. Ayrıştırmak, ötekileştirmek ve dışlamak yolun hakikatiyle örtüşmüyor çünkü. Yolun hangi şeridinde seyredildiği de önemli değil aslında. Düşman yok, düşman içimizde. Kendi içindeki düşmanı yok eden hangi yoldan gitmiş ve nasıl bir yere varmışsa işte o benim saygıyla selamlayacağım kişidir. Fakat o kişi sahiden bir hal üzere olsun ve diğerini itmesin, hakir görmesin, dışlamasın. Dünyada İslam adında yaşanan muaviye barbarlığının Türkiyedeki uzantıları bu hoşgörünün, hümanizmin, sevgi, aşk yolunun ne kadarda uzağındalar.

    Benim yolumda düşman benden başkası değil. İnancın özünde de bundan başka hakikat yok. Şimdi bu durumda ben daha Allaha inanıyorum dahi diyemem. Çünkü ben hala kendimin önündeki en büyük düşmanım. Öfkeyle hareket ediyorum, kıramadığım ön yargılarım var, Kimi durumları kişisel algılıyorum, kendine acımaktan kurtulamamışım v.s. v.s. Yok yok kişi had bilmeli.

    Hem inancın içindeki mana deryasından söz edilecek ve bu deryanın sonsuzluğundan, hemde hangi hal ve durumu nasıl bir had bilme halinde yaşamak gerektiğini bilmeyecek kişi. Hayır bu inanç olmuyor Tanrı da böyle bir halin içinde oturmuyor. Neyse had bilmek aynı zamanda kendini bilmeye başlamaktır 🙂 Bu yolun sonunda da hakikat vardır. Kim buna ALLAH demiş, kim TANRI demiş, kim ENERJİ demiş ise kabulümdür.

    Tamam inanmaya başladığıma göre kafasına kafasına kafasına ayetlerle vurmalıyım birilerinin. :))

  35. “Aşk hali varsa, orda sadece kendi çıplaklığıyla var olabilir insan..ve dingin.

    Oysa ellerinde kitapla içeri girmenin yolunu arıyor onlar. Olmaz deyince de kapıda gürültü çıkarıyorlar. Bence de son derece geveze, rahatsız edici ve rahatsızlar.

    (Gürültücülerin ilacını yazmıştım sana yabancı, dünyevi derde dünyevi çare, hem de en iyisinden, hatırladın?:)
    “

    Ben bu misafiri tanıyorum ve ne demek istediğini anladım. Evet evet anladım :)) Kendisine özel bir mesaj göndersem mi acaba? Ama özel bir selam gönderiyorum.

  36. Yabancı, böyle anlatınca güzel de.. kimilerine göre de bunların daha güzelini budist rahipler söylüyor ona bakarsan. Ama mesele bu da değil aslında.. Ben tüm bu hal ve oluş , hatta akış içerisindeki diğer detaylarla nasıl geçiniyor kişi, asıl onu merak etmekteyim.

    İncil tahrif edildi mi mesela? Ya da madem tanrı var, logos’un bir dönem gerçekten beden alıp bu dünyada bizlerle birlikte yaşamış olabileceğinin kabulü önündeki “engel” nedir ? Bütün teolojik formülizasyonların sahip olduğu ve gerçek bilgiye ulaşmanın biricik yolu olarak salık verilen (sezgi + tümden gelim)cilikle hangi teolojik denklemdeki hangi bilinmez neye göre geçersiz kılınabilir ? (Örn. Ademle Havvanın yasak elmayı yedikleri için cennetten kovuluş öyküsünü insanlığın yeryüzü macerasının “doğal” başlangıcı olarak kabul etmekte sakınca görmeyenler, Rab İsa’nın tanrı planı çerçevisinde beden alıp yeryüzüne inmiş ve bizim günahlarımızı sırtlanarak çarmıhta ölmüş ve yeniden dirilmiş olmasını nasıl ve neye dayanarak “mantıksız” bulup reddederler?)

    Peki ya namaz ? Sonra hacca gidip şeytan taşlamak? Amel, niyet, imtehan? Tecelli edecek olan ilahi adalet, kabir azabı, şefaat, cennetin hurisi, cehennemin zebanisi, sonra dön geri yeryüzüne bu kez de sahip olmamız gereken ahlak, tabi olacağımız hukuk, kanun, nizam, İran, Afganistan.. Kim ne yapacak, nasıl edecek, hele ki kadın.. kadının sesi, eli, nefesi, hatta oturduğu koltuğun ısısını bilmem kaç dakikada kaybedeceği.. sokaktaki kadın, işteki kadın, evdeki kadın, seksi kadın, örtülü kadın.. Yapılan müzik, çizilen resim, kederli bir akşamın dostça muhabbetlerinde içilen bir kaç kadeh içki ve belediye otobüsleri.. sokağın ve şehrin kendisi yani.. Neyse.

  37. “Bu yolun sonunda da hakikat vardır. Kim buna ALLAH demiş, kim TANRI demiş, kim ENERJİ demiş ise kabulümdür.”

    Peki ya sen ne diyorsun Yabancı?.. La ilahe illallah mı? Ve merakımı maruz gör lütfen, muhammeden resulullahı da var mı?

  38. “Peki ya sen ne diyorsun Yabancı?.. La ilahe illallah mı? Ve merakımı maruz gör lütfen, muhammeden resulullahı da var mı?”

    Gerçek olarak kabul edilenin, bu gerçek ve kabul ediyorum durumunun, iki yüzlülükle değil samimiyetle kavranmasından sonra, derinlemesine sorgulanıp, araştırılıp hallerinin yaşanmasından sonra insanın ruh dünyasında içselleşmesi gerektiğine inanıyorum. Böyle bir halim yokken ne söylesem mekanik bir tekrar olmaz mı?

    Peşinde olunması gereken tek gerçekliğin, var olan dayatmaların (her alanda ve anlamda) insanı götürdüğü yapay yaşam biçimlerinin, anlayışların, algıların ötesinde bir gerçeklik olması gerektiğine inanıyorum.

    “Bütün teolojik formülizasyonların sahip olduğu ve gerçek bilgiye ulaşmanın biricik yolu olarak salık verilen (sezgi + tümden gelim)cilikle hangi teolojik denklemdeki hangi bilinmez neye göre geçersiz kılınabilir ?”

    Teolojik denklemlerdeki her bilinmezlik gerçersiz kılınamayacak kadar geçerlidir. Bir bilinmeyenin etrafında dönenlerin, bir diğer bilinmeyen etrafında dönenlerden bir üstünlüğü de olamaz bu durumda. Çünkü ikisi de bilinmeyen üzredir. İnançların birbirleri arasındaki ‘olumsuzlama’ savaşından bahsediyor olduğunu anladım aslında. Uğraşılması gereken bu olmadığı için uğraşmıyorum. Kişi kendine dönsün yeter bence. Başka kıble yok. Sonra bulduğu şey herkese uyacaktır zaten hiç şüphem yok.

    “Yabancı, böyle anlatınca güzel de.. kimilerine göre de bunların daha güzelini budist rahipler söylüyor ona bakarsan. Ama mesele bu da değil aslında.. Ben tüm bu hal ve oluş , hatta akış içerisindeki diğer detaylarla nasıl geçiniyor kişi, asıl onu merak etmekteyim.”

    Lütfen bunu çok sınırlı sayıda insan denesin. :)) Biri sistemin güç belirlediği araçlarla savaşırken öteki aynı araçları kullanmazsa yok olmaması düşünülemez sanırım.

  39. Türkiyede Diyanetin desteklediği İslami yorum bizim kendi aklımızla anladığımızda ulaşacağımız İslam gerçekliğinin çok uzağında. Ben de bu Ülkedeki sünni anlayışın bu konuda yoldan çıkarmayı başardığı biriydim. İnanç anlamında. Artık değilim. Araplaşmak değilki Müslümanlık ve İran dediğimizde, kadın dediğimizde bahsettiğimiz İslam son derece sakıncalı, çarpık, özünden kopmuş ve gereksizdir. Dikkatle sakınınız.

    Hz. Muhammed’in Allahın elçisi olduğuna inandım elbette. Elbette diğer peygamberler ve sürdükleri yollar da böyleydi. İslamda Allahın yolu olan Hristiyanlıkta Tanrının yolu olarak biliniyorsa bunu reddetmek ve bununla çatışmaya çalışmak saçmadır. Burada ‘efenim İsa değildi, son din olarak gelen İslam dini ve onu gönderen Allah idi hristiyanlığın gerçeğide’ demek benim inanç konusunda anladığım hiçbir şeyle örtüşmüyor. Kişiler kendi akıllarıyla sorgulayarak seçme özgürlüklerini kolay satmamalı.

    Namaz mı? İlahi sevgili gamaro 🙂 O söylediklerinle İslamın hiçbir ilgisi yok. Kadın inanan biri için cinsiyetinden bağımsız olarak da dikkate alınması gereken, tıpkı erkek gibi saygıyı hek eden bir insandır.

    Türban mı? Bu da İslamın çarpık yorumlanışının, asıl konudan, özden, öncesinde yapılması gerekenden çok alakasız olan uydurulmuş kısmıdır. Ben de bu gerçeği görenlerdenim. Hz.Ali benim de ŞAH’ım dır.

    Demek sen inanmıyorsun. Nasıl olur, nasıl yani? İşte diyanet ve 100 bin imamla desteklediği yurdum çarpıklığının anlayışı. Açıktan söylenmesine gerek var mı? Bunu yansıtmanın sayısız yolu var.

    Ne arıyorsam buldum bu yolda. Biz bildiklerimizin, öğrendiklerimizin sonucunda diğerini hakir görmeyiz, onu aşağılamayız, dışlayamayız, sevgi özüdür yolumuzun diyenlerdenim. (Bu hal üzre gayreti olanlardanım) Neye inandığı önemli olmaksızın, yoluna bakmaksızın bunu söyleyen, uygulayabilenlerin de yolundanım.

  40. Benim için susma zamanıdır o zaman. Selam ve sevgiyle Yabancı..

  41. Noktaya baka baka alemi geldik farka……Bir nokta yol almadık farkımız yoksa…Evren bir nokta ben onun içinde bir nokta benim içimde tüm evren bir nokta…

  42. Su akar..

    Hey yabancı, ne oldu o eski dobra haline, ne bu kaçamak cevaplar; nerelerde buldun sen çareyi?

  43. Yabancı

    “Hz. Muhammed’in Allahın elçisi olduğuna inandım elbette.”

    .
    .
    .

    Yabancı

    “Hz. Muhammed’in Allahın elçisi olduğuna inandım elbette.”

    Ah şu kramp…

  44. Bu sitede islam a, kurana, muhammede inanan insanları öcü gibi görüp sürekli sorgulayan, aşağılayan üç dört kişi var. bunlardan birisi levinstayn. Levinstay ? sen kendin istediğin şekilde bilgilenip istediğin dogmaları, dinleri, öğretileri, sistemleri, şte her ne ise tüm kavramları sorma, sorgulama, beğenip beğenmeme hakkına sahipsin bunda hiç bir sorun yok, özgürsün. fakat insanların tercihlerini, inançlarını yada inanmamalarını sorgulayıp eleştiremezsin. böyle bir hakkın yok. Her insan burada bir arayışın içerisinde, hiç kimse öyle çabucak aa tamam buldum, bu budur diyemiyor. yaşayarak, deneyerek, belki en dibe batarak öğreniyor, bişeylerin farkına varıyor. sonra ne oluyor, senin gibi aydın, bilgili, bilinçli biri çıkıyor ” yalancı, aa bak inanmış hahaha bilmiyormuş, ben biliyor zannediyordum ” havalarında direk aşağılamaya gidiyor. sen ne biliyorsun ? sadece bildiğini zannediyorsun ve bir sürü laf kalabalığı yapıyorsun. üzgünüm ..böyle.

  45. Su akar..
    Öyleyse bir tek sorumun cevabını ver bana.. madem bu kadar inceledin yazdıklarımı..

  46. Ayrıca, levinstayna karşı yabancıyla aynı görüşte birleşeceğim hiç aklıma gelmezdi :))

  47. Su akar..

    İslam diyelim ki o zamanlar için, kadınları korudu, kurtardı; hatta ve hatta erkeklerin birçok kadınla evlenmesi de o zaman için onların iyiliği içindi. (ki böyle oldunu düşünmüyorum..)

    Peki, bugün neden hala kadınların kapanması ve çok eşlilik savunuluyor?

    Hadi diyelim ki kapanma, kadınları cinsel bir meta olarak gören erkeklerden korumak için yaptırılıyor. Ki bu savunulanacak bir şey değil, çünkü bu şekilde sadece kadınların “cinsel bir meta” olduğu olgusu desteklenmiş olur. Ki buradaki aksaklık veya sapkınlık, kadınları bu şekilde gören erkeklerdeyken..

    Hadi bunu da kabul ettik diyelim.. Çok eşliliği açıklayın en azından? Neden, amacı ne? Hangi adalet, hangi eşitlik.. Bırak adaleti, hangi duygusallık, hangi sevgi..

    Bu da zaten kadını “cinsel meta” yerine koymanın daniskası diil mi?

  48. Su akar..

    üstelik çok bir şey bildiğimi düşünmüyorum zaten, tek şaşkınlığım yaptığım bu kadar basit gözlemlerin diğer insanların görmesi ve onlara açıklamak neden bu kadar zor ? Sebebini bilsem de hala şaşırıyorum..

  49. erkek eğemen bir toplumda kadının yeri belli. kanunlarda istenildiği kadar kadına hak ve özgürlük verilsin hiç bir şekilde geleneğin önüne geçilemez. kuran bile bunun önüne geçemedi. bunun sebebini islamda aramak yerine insanların cahilliklerinde aramak gerekiyor, hem kadının hem erkeğin.

  50. Uzun zaman dağda yalnız yaşadım ve Kuran’ı okudum. Hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş. Adeta ayetler gözlerimden ruhuma aktılar. Evet arkadaşlar, Allah inancı oluşabiliyor ve onunla iletişime geçmenize izin veriyor. Bunu yaşadım.

    )kapa parantez

  51. Su akar..

    venüs’e cevap:

    Bak, işte temel sorun bu.. Ve islam da demek ki erkek egemen bir sistem üzerine kurulu. Bugün din değil mi, bunun devamını sağlayan.. Hangi devlet var, dinden bağımsız… Peki, neden; çünkü bu şekilde yönetiliyor dünya.. Biz bunları tartışırken ve bu basit, cevabı gerçekte belli olan; ama kendimize itiraf edemediğimiz gerçekleri tartışırken; dünyada kim bilir neler yapılıyor bizim yaşantımıza dair, bizim yaşayış şeklimize dair ne kararlar alınıyor…

  52. Hayır. islamda erkek kadın ayırımı yok. yani manen yok..sadece maddeyle ilgili konularda var evet. bu da o dönemin bilincine göre yapılmış iyileştirici bir uygulama..kuranın çok içine girip okursanız kadını nereden alıp nereye koyduğunu anlarsınız. kuranın asıl işi kadın erkek değil.. mesajı sadece insan. kuranı okuyup onun asıl vermek istediği mesajı alanlar yaşamda hiç bir çelişkinin olmadığını tek gerçeğin insan olduğunu anlayacaklardır..

  53. Su akar..

    venüs’e cevap:

    “erkek eğemen bir toplumda kadının yeri belli. kanunlarda istenildiği kadar kadına hak ve özgürlük verilsin hiç bir şekilde geleneğin önüne geçilemez. kuran bile bunun önüne geçemedi.”

    Bu sözler sana ait değil mi venüs? “kuran bile bunun önüne geçemedi.” bu cümle sana ait değil mi?

  54. Su akar..

    Bu cümleden algıladığım kadın hep ikinci sınıf vatandaş, islamdan önce de sonra da, “kuran bile bunun önüne geçemedi”.

    Kuran bile geçemedi diye kadınlar “ikinci” sınıf olmayı kabul mu etsin ?

  55. levinstayn neden anlamak istemiyorsun. ben kuranın geleneği yumuşatmasından bahsediyorum. inanmayanlar ne bekliyor. ne istiyor.. allah herşeye kadir bir hokus pokusla kadını erkeği eşitlemesini..tüm insanları melek yapmasınımı..unutmayın her şey zıddı ile var.. bizler bu zıtlıklarla olup oluşuyoruz..ancak özgür irade ile bir birşeyleri çözüp kendimizi gerçeği buluyoruz.

  56. Su akar..

    Sen, benim kadını ikinci sınıf olarak kabul etmemi anlamamı bekliyorsun. Ama ben bunu anlamıyor ve kabul etmiyorum. Oysa ki senin için bu bir problem bile değil; hatta avantaj..

    Bu yüzden sen yaratılış kuramındaki, erkeğin kadından üstün yaratıldığını kabul ediyor ve benimsiyorsun; bense benimsemiyorum.

    Ve sen benim kadını erkekle eşit olarak görmemi şaşkınlıkla karşılıyor; aa her şeyin de bir sınırı var, o kadar da değil diyorsun..

    İşte sen demiştin ya hani ” bunun sebebini islamda aramak yerine insanların cahilliklerinde aramak gerekiyor, hem kadının hem erkeğin.”

    senin sözlerin;

    “inanmayanlar ne bekliyor. ne istiyor.. allah herşeye kadir bir hokus pokusla kadını erkeği eşitlemesini mi?”

    Peki sen şimdi bul bakalım, bu iki cümle araındaki çelişki nerede?

  57. söylediklerimde hiç bir çelişki yok.. zira allahın gözünde insan ayırımı yok. kadın erkek ayırımı yada insan ayrımı sadece insanların kendi zihinlerinde tasarlayıp oluşturdukları bir olgu hepsi bu. bin yıllardır bu olgu kadını yada güçsüzü görenek gelenek adı altında ezmiş. ve günümüze kadar da buna hiç bir güç engel olamamış. bunun sorumlularıda nesiller boyu gelen yine bizler kadınlar ve erkekleriz. iyi geceler diliyorum levinstayn.

  58. Su akar..

    Tamam sorun insanlar, bu durumda, amaç Kadın–Erkek eşitliği ise, sen bile çıkış yolunu “kuran”da görmüyorsun.

  59. “Varlık hal ve durumlarını gözlemlemeye çalışarak diyebilecek bir duruma geldiğimi görüyorum. İnandım Tanrının varlığına. Çünkü merkez ben olduğumda ego (benlik) ortaya çıkıyor. Benliğin ön planda olduğu kişilerle ilişki kurmanın sıkıntılarını yaşadım. Benlikten uzak olduğumu sandığımda bunun yanılsama olduğunu, yapanın zihin olduğunu gördüm. Zihnin duygu karşısında yetersiz olduğunu gördüm. Toplumsal yozlaşmanın rahatlıkla ‘orospu’ damgası vurabileceği bir kadına aşık olduğumda elimdeki bilginin yetmediğini gördüm. Aklımın işlevini yitirdiğini, başka bir güdünün etkisinde yapamayacağım şeyleri yapıyor olduğumu gördüm.”

    Bu gördüm dediğin durumun, aslında tamamen inanmaktan kaynakladığını söyleyebilirim Yabancı. Sen zihnen inanmaya yatkın biriymişsin demekki.

    “Zihnin duygu karşısında yetersiz” kalması zihnindekine inanarak duygularını yeniden değerlendirme yetisini kullanmayışından kaynaklanıyor. Çünkü inanan insan saplanır. Durağanlaşır. Devinime karşı çıkar. Bu da duygulara direnmeyi ve “ıstırabı” getirir. Duygular inanmaz çünkü! Onlar sürekli hareket halindedir. Onları onlara uygun düşünüp yorumlamazsan, sana ıstırap verirler…

    “Bu boşluğu doldurmak anlamında yaratıcıya inanmak benim için en sağlıklı yol olacaktı. Boşluk dönüp dolaşıp hiçliğe saplanıyordu ve kendimi ıstırap içerisinde buluyordum.”

    Eh, ilk insanlar da “boşluk doldurmak” için inanmışlardı. Ama ilk insanlar ilk inandıklarına inanmıyorlar şimdi…

    Zaten “inandım” diyorsanız sözüm yok. Ben “bildim” diyeni arayacağım hep.

    Bilince geçer Yabancı!…

    Önceki yanlış anlamam için de Venüs’ten özür dilemeliyim. Ebubekir’i de öngörülerinden ötürü kutlamalıyım. “Ha gayret olacak” diyordu, olmuş:)

  60. levinstayn. konu sadece insanın insana saygı göstermesiyse bunu öğreten tek kaynak kuran değil.

  61. Su akar..

    Evet katılıyorum, benim de istediğim zaten Kadın ve Erkek’in eşit olduğu ve birbirlerine saygı gösterdiği bir dünya..

    Ve sen söyledin “erkek egemen bir toplum”,”kuran bile bunun önüne geçemedi.” diye. Şimdi kuranı kaynak göstermen garip..

  62. özür dileyecek bir durum yok hüseyin bey. rica ederim.

  63. · Âlemde varlıklarına şahit olduğumuz her şeyde bir düzen görmekteyiz. Yahut en azından, böyle bir düzenin varlığını gösteren bir takım izlere rastlamakta, evrende düzenin düzensizliğe galebe çaldığına hükmetmekteyiz.

    · Varlıklarda görülen bu düzen, belli gayelere hizmet etmekte ve âlemde hayatın devamını sağlamaktadır.

    · Ancak, söz konusu düzen ve gayenin kendiliğinden ortaya çıkması mümkün değildir.. Yani varlıklar, kendi kendilerine bir düzen ve gaye seçme imkânına sahip değillerdir. Hele çeşitli varlık seviyelerinde bulunan farklı şeylerin bir araya gelerek, bir takım alt sistemler oluşturması ve bu alt sistemlerin sonunda âlem gibi âdeta “organik” bir bütün meydana getirmeleri, ne teker teker varolanların ne de tesadüflerin başarabilecekleri bir şeydir.

    · Bu durumda, âleme bu nizâm ve gâyeyi veren ilim, kudret, irâde ve inâyet sahibi bir varlığın bulunması gerekir. İşte bu varlık Allah’dır.

    Peki, bunca delil olduğuna inanmamıza rağmen tüm bu delilleri inkâr eden insanlar nasıl bir psikoloji içindeler. Tabi bu neredeyse inançsız kişi sayısınca farklı sebeplere dayanabilecek bir durumdur. Ancak genel itibariyle bakıldığında bu insanların gerçeği aramaktan ziyade gerçekten kaçmak ve belkide bir manada gerçeğe kulak tıkamak gibi bir halleri bulunmaktadır. Şayet bir yaratıcıya inanırsa o yaratıcının emrettiği şekilde yaşaması gerektiği gerçeğinin farkına varan ve kendi özgürlüğü üzerinde kimseyi otorite kabul etmeme cüretini gösteren pek çok inançsız insan vardır. Yani yokken var olan ve ölüp toprak olacak olan, üstelik kendi kendisini var ettiğini iddia dahi edemeyen insanların takınmış oldukları tavır ve göstermiş oldukları cesaret olsa olsa bilgisizlik cesaretinden ibarettir. Ateist kişilerin ateistlikleri zannedildiği gibi derin araştırmalar sonucunda varılmış bir kabul değildir. Çoğu ateistin aileden ya da çevresinden kaynaklanan bir hikâyesi vardır. Sevgilisinden ayrıldığı, bir yakınını kaybettiği ya da geçmişte bir din adamından kötü muamele gördüğü için bile insanların ateist oldukları göz önünde bulundurulduğunda sebeplerin çok da kayda değer olmadığı anlaşılacaktır. Allah’ın vermiş olduğu sayısız imkânın şükrünü yerine getirmeyen insan sahip olduğu bir şeyi kaybettiğinde ya da istediği bir şey gerçekleşmediğinde hemen nankörlük yaparak inançsız olabilmektedir. Allah’ın verdiği kalp ve beyin ile Allah’ı inkâr dil ile de bu inkârını tasdik etmektedir. Bir sperm damlasıyken kendini insan kılan ve çok çeşitli nimetlerle donatan Allah’a karşı bu kinin ve inkârın sebebi tamamen psikolojiktir.

    Bu gibi kişiler dindar bir insan görmekten ya da ölüm ve benzeri gerçekleri duymaktan son derece rahatsız olurlar. Derhal konuyu kapattırır ya da din aleyhine savunmaya geçerler. Etraflarında kendileri gibi inançsız insanlar olmasını arzu ettiklerinden adeta Allah’a ve dine savaş ilan ederek din konusunda yetersiz bilgiye sahip insanları kendi taraflarına çekmek ve bu sayede inançlarını meşrulaştırma kendilerini ise tatmin etme yoluna giderler. Daima kötü örneklerden hareketle inanmayan insanların inanan insanlara nazaran daha dürüst daha doğru daha erdemli ve daha entelektüel olduğu zannına kapılırlar. İstisnaları muhakkak olmakla birlikte genellikle büyük çoğunluğu inançlı insanları eleştirir ve inançlı olan tek bir kimseye bile saygı duymamasına hatta tahammül edememesine rağmen kendisine ve inançlarına saygı gösterilmesini beklerler. İnançlı insanları cahil, yaptıklarını ise alay konusu edinirler.

  64. Serdar “Allah’ın verdiği kalp ve beyin ile Allah’ı inkâr dil ile de bu inkârını tasdik etmektedir. Bir sperm damlasıyken kendini insan kılan ve çok çeşitli nimetlerle donatan Allah’a karşı bu kinin ve inkârın sebebi tamamen psikolojiktir.”

    Psikoloji Allahın dışında bir yermidir? Dindarlar Allah’tandır da dindar olmayanlar Allah’tan ayrı bir yerde mi yaratılıyorlar? Herşeyi ol diyerek olduran bir yüce neylerse güzel eyler…. Tartışıldıkça sapıyor ifadeler. Manadan uzaklaşıyor bence

  65. “Peki, bunca delil olduğuna inanmamıza rağmen tüm bu delilleri inkâr eden insanlar nasıl bir psikoloji içindeler…genel itibariyle bakıldığında bu insanların gerçeği aramaktan ziyade gerçekten kaçmak ve belkide bir manada gerçeğe kulak tıkamak gibi bir halleri bulunmaktadır…Çoğu ateistin aileden ya da çevresinden kaynaklanan bir hikâyesi vardır… Sevgilisinden ayrıldığı, bir yakınını kaybettiği ya da geçmişte bir din adamından kötü muamele gördüğü için bile insanların ateist oldukları göz önünde bulundurulduğunda.. insan sahip olduğu bir şeyi kaybettiğinde ya da istediği bir şey gerçekleşmediğinde hemen nankörlük yaparak inançsız olabilmektedir…Allah’a karşı bu kinin ve inkârın sebebi tamamen psikolojiktir.”

    … Yok yok, ben bunu tarif edecek bişey bulamıyorum.

  66. Çoğu kişinin dini inancının kökeninde herhangi bir bilimsel ya da mantıksal akıl yürütme yatmaz. İnsanlar genel olarak çevrelerindekiler inandığı için inanırlar.
    Çoğu kişi Tanrı inancı için çeşitli gerekçeler ortaya koyar. Daha önce de çok değindiğimiz gibi bu gerekçeler her zaman çürüktür.Bilinmeyen birşeyin sebebine Tanrı demek, problemi çözmek değil, sadece üstünü örtmektir.
    Bir şey için ‘Tanrı yaptı’ demek ne derece tatminkar bir açıklamadır? Ya da zaten açıklama mıdır? ‘Ol dedi, oldu’ ifadesi olsa olsa ‘bilmiyorum’ ifadesinin gizlenmiş şeklidir. İnançlılar nasıl bunun bir açıklama olduğunu düşünebiliyorlar ve bilim karşısında bunun bir zafer olduğunu iddia edebiliyorlar, anlaşılır gibi değil. Bu durum inançlıların ne derece büyük bir şartlanma içinde olduklarının birbaşka göstergesidir.
    Ayrıca, Tanrı yaptı demenin bir açıklama olmaması bir yana, durum aslında bundan daha da vahimdir. Çünkü aslında Tanrı ismini verdikleri kavramın ne olduğu belli değildir. Tanrı derken ne kastettiklerini inançlıların kendileri bile bilmez. Tanrı ile ilgili tek söyleyebildikleri her şeye kadir, her şeyi bilen ve ezelden beri varolan bir gücün her şeyi yarattığıdır. Ama bu Tanrı dedikleri şeyin ne olduğu, neden ezelden beri varolduğu, neye benzediği, nasıl olup da ol demesiyle her şeyi yarattığı meçhuldur. Bu soruların tümünün cevabı ‘bizim buna aklımız ermez’dir. İyi de, bu cevabı bilinmeyen soruları, içi boş ve ne olduğu meçhul bir kavramın içine hapsetmek ve görmemezlikten gelmek değil midir? Tanrı nedir ki bilinmeyen soruların cevabı olsun? Daha Tanrı’dan ne kastettikleri belli değildir, hatta Tanrı’yı doğru dürüst tanımlayamazlar, ama sorulara cevap olduğunu iddia ederler. Cevabı aranan konu ile, ‘bilmiyorum’ cevabının arasına ‘Tanrı’ diye tampon bir kavram eklerler, sanki bunu ekleyerek cevabı bilmediklerini gizleyebileceklermiş gibi.

  67. “Psikoloji Allahın dışında bir yermidir? Dindarlar Allah’tandır da dindar olmayanlar Allah’tan ayrı bir yerde mi yaratılıyorlar? Herşeyi ol diyerek olduran bir yüce neylerse güzel eyler…. Tartışıldıkça sapıyor ifadeler. Manadan uzaklaşıyor bence

    “

    Angelyasam psikolojinin Allah’ın dışında olması ne demektir? Allah bir mekan mıdır?Bu nasıl bir soru anllamadım. Ha Allah’ın bilgisinde, kontrolünde olduğunu söylüyorsanız o ayrı..

    Herşeyi ol diyerek olduran yüce “kafasına göre” ol demez. Onun sıfatları vardır. O sıfatlara göre davranır. Eğer kafirleri sebepsiz yere saptırmış olsaydı zaten kafirlerin suçu da olmazdı doğal olarak. Yani insan ancak kendine zulmeder. O kimseye zulmetmez. Şimdi hemen dünyada ki kötülüklerin, fellaketlerin zulüm olup olmadığı sorulacak, O herşeyin mükafatını ve cezasını hesap gününde verecektir şüphesiz.

    Psikoloji demek sebepler zincirinde belli bir aralıktır ve önünda ve arkasında da başka şeyler vardır. Ben bunu sadece bu anlamda kullandım. Yoksa insanın ate olması için birşey(kötü,çirkin) yapması gerekir, öyle durupdururken olmaz.

    Ha bide inançlı birinin ağzından absürt dini bilgiler duymak Allah yok demek değildir bilgilerinize..(Sizin sık sık başvurduğunuz yöntem)

  68. Bir sperm damlasıyken kendini insan kılan ve çok çeşitli nimetlerle donatan Allah’a karşı bu kinin ve inkârın sebebi tamamen psikolojiktir
    Serdar bey yukarıdaki satırlar size ait. İnkarın sebebi psikolojik durum demişsiniz. Sanırım sizin psikolojik durumlarınız benim psikolojik durumlarımla uyuşmadı. Galiba o satırları yazarken psikolojik bir durum yaşıyordum bilemeyeceğim. Hangi satırda yazmışsam tümünü yapıştırmış olsa idiniz ne demek istediğim hakkında fikir yürütmeye çalışırdım….

  69. Adam hayvanat bahçesine gitmiş de, elindeki fıstıkla beslediği maymunun nası sevindiğini anlatıyo sanki..

    [Ay aynı insan gibi yaa, teker teker soydu da yedi valla.]

  70. Eğer kafirleri sebepsiz yere saptırmış olsaydı zaten kafirlerin suçu da olmazdı doğal olarak. Yani insan ancak kendine zulmeder. O kimseye zulmetmez.
    hımmmm tabi. şu anda yahudi, hristiyan veya ateist bir ailede dünyaya gelen bebek kendi kendine zulmediyor değilmi?

  71. Valla ben bi sipermin evrimleşemediğinden bi tanrıya inanıyorum…
    Ayrıca şunu eklemek istiyorum. Bütün forumlarda yazılmış çizilmiş… Soru hep aynı. İnanmamak benim suçummu? Allah beni böyle yaratmış vs.vs.vs.
    İyide güzel insan, senin ateist olman için Allah seni cennetine koymakla tehdit mi etti.

  72. “Eğer kafirleri sebepsiz yere saptırmış olsaydı zaten kafirlerin suçu da olmazdı doğal olarak. Yani insan ancak kendine zulmeder. O kimseye zulmetmez.
    hımmmm tabi. şu anda yahudi, hristiyan veya ateist bir ailede dünyaya gelen bebek kendi kendine zulmediyor değilmi?

    “

    Hımmm. Gözlerim yaşardı şimdi, yani herşeyi sorgulayan ateist bilgelere çok acıdım ya. Yani sırf annesi babası ateist olduğu için ateist oluyorlar sanki…

    Yahudi ve hristiyanlar dinin mesajını bozdukları gibi kitabıda bozmuşturlar. Eğer yahudiler kendilerinin seçilmiş olduğunu ve diğer tüm insanların kendilerinin hizmetkarı olması gerektiğini söylüyorsa bu zırvalıktır başka birşey değil. Hristiyanların kitaplarıda say say bitmiyor. Hangisine inanacağız? Hz İsa’yı Allah ın oğlu yapmıştırlar onlar.. Hakkı arayan bulur, sen önce dürüstçe amacını kabul et, söyle ondan sonra da oku öğren. Sen inanmak mı istiyorsun yoksa inkar etmek mi?

    Ayrıca bu konularla ilgili sayısız kitap dururken gelip bu forumda efendim tanrı inancı nasıl oluşuyor diye sormanın amacı ayan beyan ortadadır. Dalga..

  73. “Yahudi ve hristiyanlar dinin mesajını bozdukları gibi kitabıda bozmuşturlar. Eğer yahudiler kendilerinin seçilmiş olduğunu ve diğer tüm insanların kendilerinin hizmetkarı olması gerektiğini söylüyorsa bu zırvalıktır başka birşey değil. Hristiyanların kitaplarıda say say bitmiyor. Hangisine inanacağız? Hz İsa’yı Allah ın oğlu yapmıştırlar onlar.. Hakkı arayan bulur, sen önce dürüstçe amacını kabul et, söyle ondan sonra da oku öğren. Sen inanmak mı istiyorsun yoksa inkar etmek mi?”

    İslam dini bozulmamışmı peki?

    “Eğer yahudiler kendilerinin seçilmiş olduğunu ve diğer tüm insanların kendilerinin hizmetkarı olması gerektiğini söylüyorsa bu zırvalıktır başka birşey değil.”

    Müslümanlar da aynı şeyi söylüyor? Hz. Muhammed kıble değiştirdiğinde kıblenin yönü yahudilerin yaşadığı bölge olmuştur bir tarihte. Bu şöyle açıklanıyor alimlerce; Hz. Muhammed onları kazanmak için böyle yapmıştı.

    Sonradan yahudiler bununla dalga geçtiğinde ise ayet inmişti. Beyinsizler diye başlayan ayet bununla ilgilidir.

    Ben yahudileri savunmuyorum, Müslümanları da yermeye çalışmıyorum.

  74. kisi
    yaratici-ya yönelecekse
    o kisi nerde olursa olsun mesaj ona ulasir ama niyeti yoksa peygamber soyundan bile gelse kisi iman etmeyecektir..

    zaten sorun

    hristiyan
    yahudi
    budist
    schaman
    bir ailede/ortamda dünyaya gelmek degildir..

    zira

    yaratici
    o kullarindan kendisine yönelene zaten hidayet eder..

    evet

    insan
    dünyanin neresinde dogarsa dogsun “iman ve inkar” noktasinda esittir..

    cünkü

    iman/inkar

    yasanilan yerle yada zamanla SINIRLI olmayip insanin O´na
    meyletmesiyle
    iradesiyle
    alakalidir..

    VE

    dileyen

    ya

    kitaba uyar

    yada

    kitabina uydurur..

    slm.

  75. Yabancı, İslam dini şöyle bozulmamıştır; Kuran indiği gibidir. Ve yegane ve hatta, tek kaynakta odur diyebilirim, çünkü sokaktan geçen bir adama sorsan dinin kaynaklarını utanmasa önce hadisleri söyler.. Din adı altında öyle zırvalar bu millete yutturulmuştur. Ben de her insan gibi bir arayış içerisindeyim. Ve öğrenebildiğim kadar dinimi öğrenmeye, üzerinde düşünmeye vakit ayırıyorum. İnsanın tefekkür temesi muhakkak şarttır.

    “Hz. Muhammed kıble değiştirdiğinde kıblenin yönü yahudilerin yaşadığı bölge olmuştur bir tarihte. Bu şöyle açıklanıyor alimlerce; Hz. Muhammed onları kazanmak için böyle yapmıştı.

    “

    mışta mış mış.. Dostum herkes bir laf söylüyor sen şimdi bunu hangi kaynaktan alıp bana söyledin? Hadislerden ise buyur seçmece kabul edilen kitapların seçmece hadisleri,

    Hadis: “Yer yüzü balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden yiyecektir.”

    Buhari 3/51

    Kuran’ın dünyanın yuvarlaklığına, Dünya’nın, Güneş ve Ay’ın hareketlerine, uzayın yaratılışına dair mükemmel izahlarına karşı hadislerdeki, dünyanın öküzün ve balığın üzerinde olduğu saçmalığını tevil edenler (yorumla geçiştirmeye çalışanlar), balığın ciğerinden yenmesini ve balığın sallanıp deprem yapmasını nasıl tevil edecekler? Bu konuya açıklık getirecek arkadaşlar lütfen şu konuya da açıklık getirsinler. Bir hadiste Arş’ın 8 dağ keçisinin sırtında olduğu söyleniyor.(Bakın Ebu Davut Sünnet 19, Tirmizi Hadis no: 3320, İbni Mace Mukaddime 193) Bu dağ keçileri acaba nasıl keçilerdir? Ayrıca dağ keçilerinden bahseden hadiste yer ile gök arasının ya yetmiş bir, ya yetmiş iki, ya yetmiş üç yıllık mesafe olduğu geçiyor. Bu mesafe acaba yürüyerek yetmiş üç yıl mı, yoksa deve üstünde yetmiş üç yıl mı?

    Hadis: “Kalbinde hardal tohumu kadar kibir bulunan cennete giremez. Yine kalbinde hardal tohumu kadar iman olan da cehenneme giremez.”

    Buhari 81/51

    Kişiyi en ufacık fiilinde cennete gönderen bir sürü hadis vardır. Kişiyi en ufacık bir fiilinde cehenneme gönderen de bir çok hadis vardır. Bu mantıksız yaklaşımlar kimi zaman yukarıdaki örnekte olduğu gibi tek bir hadiste de buluşabilmektedir. Peygamber’e yapılabilecek en büyük hakaret bu hadisleri onun söylediğini söylemektir. Peygamber’in bize tek yazdırdığı, mesaj olarak Allah’tan getirdiği Kuran dinimizin tek kaynağıdır.

    And olsun ki size hatırlatıcı bir kitap gönderdik. Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız?

    21- Enbiya Suresi 10

    Hadis: Ölüm meleği Musa’ya gelerek: “Rabbine icabet et” dedi. Bunun üzerine Musa ölüm meleğinin gözüne tokat vurarak onu çıkarttı. Melek hemen Allah’a dönerek “Sen beni ölmek istemeyen bir kuluna göndermişsin, o benim gözümü çıkardı” dedi.

    Sahihi Müslim 10/176

    Mantıkla hiç bağdaşmayan bu hadis aynı zamanda Hz. Musa’ya hakarettir. Allah’ın üstün ahlaklı bir Peygamber’i nasıl olur da ölümden kaçar. Üstelik de meleğin gözünü kör edip ölümden kurtulur. Hiçbir yanlışı olmayan hadis kitabı diye tanıtılan Müslim’de ve diğer meşhur hadis kitaplarında bu hadis geçmektedir. Bu hadisi doğru diye kitaplarına alanların hiç şüphesiz hiçbir hadisine de, hiçbir sözüne de güven olmaz. Şimdi bunu okuyan ateistte tanrı inancı oluşmasını bekle sen hadi! Oluşur mu? Iııı ıh…

    “Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.”

    10- Yunus Suresi 100

  76. Mış mış da mış mış değil efendim. Gerçek ortadadır, İslam dini de diğerleri gibi iktidar savaşı vermiştir. Buna neden şaşırıyorsun?

  77. Nasıl yani? Neye dayanarak Kura’an’ın değişmediğini söylüyorsunuz.

    Çok basit bir örnek; Kur’an da Namaz yoktur. Namaz farsçadır ve doğrusu Ne-maz dır. İslamda salat sözcüğü vardır bunun karşılığıda yakarmak şeklindedir ya da yakarmayı çağrıştıran diğer sözcükler. Bu durumda bugün İslam inancının dayattığı namaz orjinal metinde farklı anlamları olan bir sözcüğün çarpık yorumlanışıdır. Diğer örnek 5 vakit E-zandır. Kitap nerede 5 vakit ezan okuyun ve herkes bunu işitsin filan diyor? Şimdi bugünki uygulamaların hadislere dayanmadığını, çarpık yorumlayışlar omadığını, hakikat olduğunu neye göre söyleyebilirsiniz?

    Bu kadar fazla mezhep olması bile (gerçi diğerlerini tamamen yok edip tek İslam anlayışı olmayı başaracak gibi Diyanet destekli zihniyet) karmaşanın ve bugün ki uygulamaların muğlaklığının ne boyutta olduğunu gösterir. Sanırım bu konuda detaylı sorgulama yapmıyorsunuz. Mezheplerin hepsi Kur’an ın yorumlanış ve uygulayış biçimidir yani hiçbiri Gerçekte ne olduğuyla ilgili tam bir netlik sunamaz.

    Sen yorumlayış uygulayış biçimlerinin, şekillerinin dışında bir inançtan söz ediyorsan o başka.

  78. o olmazsa hiç bir şey olmazdı.allaha şükür her şey mevcut hayat ta .ve her şey de de inanılmaz bir mucize var.bir toz zerresinden evrene kadar her yerde ve her şeyde varlığını belli eden bir yaratıcı ya nasıl inanıyorsunuz demek abest kaçmadımı.

  79. İLİM;

    • “İlim bir nokta idi. Cahiller onu çoğalttı…” Hz. A L Î
  80. madem tanrı yok diyorsunuz madem herşey darwin teorisi gbi herşey olduğu yerde oldu peki öle herşey kendi kendine oluşsaydı neden insanlar her aynı yerden doğardı neden herkez tanrıya yöneliyo onlar salakmı( yanlış anlamayın teorem gereği) şimdiden teşekkürler…

  81. Yabancı…
    Kur’an’ a düşmanca bak… En büyük düşman Müşrik ve Yahudiler…
    Lat, Menat, Uza… Göklere mi çıkarılmış?..

    Yahudiler üstün kullar mı ilan edilmiş?

    Hepsi yerle bir… (Anlamalısın… Hidayete ermek yani…)

    Hülasa Kur’an DE-ĞİŞ-ME-MİŞ-TİR…

    Anlar mısın?
    Anlamazsın…

  82. “Yahudiler üstün kullar mı ilan edilmiş? “

    Ne demek ki üstün kul, üstün ırk? Sorun da burada zaten. Müslüman olan üstün bir ahlak üzeredir, olmayan sapıtmıştır!!

  83. Kuran’ın dünyanın yuvarlaklığına, Dünya’nın, Güneş ve Ay’ın hareketlerine, uzayın yaratılışına dair mükemmel izahları

    bu mükemmel izahları açıklayabilir misiniz?

  84. Dağları görürsün de onları durgun sanırsın, oysa onlar bulutların hareketi gibi hareket etmektedirler. Bu her şeyi sapasağlam, mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Gerçekten O yaptıklarınızdan haberdardır.

    27 Neml Suresi 88

    Yeryüzünün en sabit görünümlü, şekli dağlardır. Dağların ulaşılmazlığı fikri, bazı ilkel zihniyetlerin çok tanrılı inançlarda, dağların tepelerinde tanrılar olduğunu düşünmelerine bile sebep olmuştur. Dağların ulaşılmazlığı kadar yerinden oynamaz sabit görüntüsü de insanlar için bir aldatmacadır. Ayet bu algı yanılmasını ortaya koymakta ve dağların bulutlar gibi hareket ettiğini söylemektedir. En sabit görüntüyü veren dağlar bile hareket ediyorsa, onlarla beraber tüm yerküremiz hareket ediyor demektir. Ayet insanların algı yanılgılarından kaynaklanan sabit Dünya fikrini böylece yıkmakta ve en sabit görüntülü dağların hareketini bulutlara benzeterek, o dönemin insanları için inanılmaz olan bir bilgiye işaret etmektedir.

    Güneş de bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün Olan ve Bilen’in takdiridir.

    36Yasin Suresi 38

    Tarihin çok uzun bir döneminde insanlar Dünya’yı sabit, Güneş’i ise Dünya’nın etrafında dönüyor zannetiler. Sonra Kopernik, Kepler, Galileo ile başlayan süreçte ise insanlar Güneş’in sabit bir şekilde ortada durduğunu, Dünya’nın ise sabit bir Güneş’in etrafında döndüğünü zannettiler. Bilimde devrim sayılan bu keşif çok önemliydi ama Güneş’in bu modelde sabit, durgun sayılması yanlış bir kanaatti.

    Daha sonra ise gelişmiş teleskopların sayesinde ve kozmoloji biliminin oluşturduğu birikimle Güneş’in de hareket ettiği, Dünya’nın hareket eden bir Güneş’in etrafında döndüğü anlaşıldı. Oysa Güneş’in bu hareketi Kuran’da 1400 yıl önceden açıklanmıştır. Güneş’in Dünya etrafında kısır döngü yaptığı fikrine ve Güneş’in hareketsiz bir şekilde durduğu fikrine karşın Yasin Suresi’nin 38. ayeti, Güneş’in bir hedefe doğru akıp gittiğini söyleyerek doğru modeli ortaya koymuştur. Böylece Kuran birçok konuyu olduğu gibi Güneş’in hareketini de doğru şekilde açıklayan bilinen ilk kaynaktır.

    Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.

    51 Zariyat Suresi 47

    Ayette “Evren, gök” diye çevirdiğimiz kelime Arapça “sema” kelimesidir. Bu kelime aynı Türkçe’deki “gök” kelimesi gibi hem Evren’i, hem Dünya’nın tavanını ifade eder. Yeryüzünün üstünün tümü “sema” diye adlandırılır.

    Evren sonsuz mudur? Yoksa Evren sınırlarla çevrili durağan-sonlu bir yapıda mıdır ? İşte size insanlığın büyük dehalarının tarihin en başından beri en hararetli tartıştıkları konulardan biri.

    Diyebiliriz ki insanlık tarihinde çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış ve tüm uğraşlara rağmen bu konuda işin içinden çıkılamamıştır. İlk önce felsefenin içinde, daha sonra ise felsefeden bağımsızlığını ilan eden fizikte, Evren’in sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. Tarihin en parlak simalarının bir kısmı Evren’in sonsuz olduğunu, buna karşın birçok ünlü düşünür de Evren’in sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu söylemiştir. Oysa Kuran bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik bir Evren modeli çizmiştir. Kuran’ın çizdiği model, Evren’in her an bir sonu olmakla sonsuz Evren modelinden, sürekli genişlemekle ise durağan sınırlı Evren modelinden ayrılmaktadır. Böylece insanlığın bu en büyük tartışmasında Kuran tüm düşünürlerin dışında üçüncü bir modeli tarif etmiştir.

    İşte Kuran’ın Allah tarafından indirilip indirilmediğini anlamak isteyenler için bir test imkanı. Bir tarafta ne felsefe, ne fizikle uğraşmış çöldeki Muhammed. Diğer tarafta felsefenin, fiziğin ünlü düşünürlerinin iddiaları. İşte Aristo, işte Ptolemy, işte Giordano Bruno, işte Telesio Patrizzi, işte Galieo Galilei, işte Isaac Newton… Dünya tarihinin bu en büyük dehaları gözlemleriyle, formülsel uğraşlarıyla Evren’in sınırlı, sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmişler, fakat hiçbiri genişleyen dinamik Evren modelini çizememişlerdir. Ancak 20. yüzyılda Edwin Hubble’ın gelişmiş teleskobuyla gözlemleri, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiş, böylece genişleyen dinamik Evren modeli doğrulanmıştır.

    Evren’in genişlediği ilk kez 1900’lü yıllarda ortaya atılmıştır. 1900’lü yıllardan önce Kuran dışında bu iddiayı ortaya koyan tek bir kaynak bile yoktur. Tek bir kaynak bile!..

  85. 51 Zariyat Suresi 47

    diyanet mealinde “genişletmekteyiz” diye bir kelime yok.
    buyrun aynen kopyalıyorum.

    “47. Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter. “

  86. Güneş de bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün Olan ve Bilen’in takdiridir.

    36Yasin Suresi 38

    Tarihin çok uzun bir döneminde insanlar Dünya’yı sabit, Güneş’i ise Dünya’nın etrafında dönüyor zannetiler. Sonra Kopernik, Kepler, Galileo ile başlayan süreçte ise insanlar Güneş’in sabit bir şekilde ortada durduğunu, Dünya’nın ise sabit bir Güneş’in etrafında döndüğünü zannettiler. Bilimde devrim sayılan bu keşif çok önemliydi ama Güneş’in bu modelde sabit, durgun sayılması yanlış bir kanaatti.

    Tarihin çok uzun bir dönemi insanlar dünyayı sabit güneşi ise onun etrafında dönüyor zannettiler.
    Yanlış efendim bunu zannedenler olmuştur tabi herkes bir çok şey zanneder.Bu zannedenler içinden M.Ö.(kurandan çok önce) yaşamış yunan filozoflarını neden dahil etmezler de hop kopernik e geçerler .Hiç araştırdınızmı ,Mısır medeniyetinin,daha sonra yunan filozoflarının M.Ö. tarihlerde evren hakkındaki görüşlerini.
    Güneş merkezli evren sistemi dahil ,gezegenlerin gözlemleri dahil,dünyanın yuvarlaklığı fikri dahil bir çok fikir ortaya atılmıştır bu dönemde.

    Eratosthenes in(M.Ö. 273-192) dünyanın yarıçapını şimdiki bilgilerimize çok yakın bir değerle hesapladığını biliyormusunuz.onun hesabı 6400km idi.Şu anki bilgimize göre 6370km dir.

    Astronomiylr ilgili kaynakların daha sonra yunancadan arapçaya çevrilerek oralara ulaştığıda bilinir.

    İnsanlık tarihinin bilgi birikimini küçümsemeyin.

  87. şu an aklıma geldi. merakımı mazur gör.
    Dünyamızın yaşının bilimsel olarak yaklaşık 4,5 milyar olduğu malum. Kuran da bununla ilgili bir bilgi varmı?

  88. Yabancı…

    Ben onlara “üstün kul”-“üstün ırk” demedim.

    Üstün ırk/kul onların kendi kabulleridir.

    Yani…

  89. Yabancı…

    Taksim Travestileri… Senin için ahlaklı olabilir… Benim için değil.
    Yada (İkimizinde erkek olması şartıyla) Cemil İpekçi’ nin beni yada seni sahiplenmesi…
    Senin için ahlaklı olabilir… Benim için değil.

    11 yaşındaki Bulgar kızının anne olması Bulgar’ lar için ahlaklı (-ki bunun normal olduğunu kendileri söylemiştir) olabilir. İngilizler için değil.(Bunların hepsi örnek)

    Aslolan herkezin müslüman yada ateist olup kendi ahlakıyla ahlaklanması. Benim ahlakımı sen kabul etmezsin. Bende senin ahlakını kabul etmem. (İnanmıyorsan islam’ ın ahlakını kabul etmezsin olur biter. Bütün dünya ateist olunca yapılan/yapılacak olan hiç bi savaş durmaz/durmayacaktır.)

    //—————————————————————————————-

    Aslolan Dünyanın yarıçapının, yuvarlaklığının Kur’an’ da yazıp/yazmaması değil. Aslolan trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon (ifade edemiyorum özür diliyorum) kısacası trilyonlarca bakteriden sadece 1 tanesi bütün canlıların atası olması. Özetle 1 tanesinden başka hiç birisinin günümüz canlısını oluşturmak için evrilememesi…

    Ve “bakteriler” dururken, İnsanın atasının yok olması.

    Veya 7 milyar nüfuslu dünyadaki insanların hangi şanslı çiftinin bir sonraki (bizden daha üstün olacak olan) insan ırkının atası olması…

    Ve bu 7 milyar insanın nasıl doğal-yapay seleksiyon geçirip yok olacağı… Varmı öngörü? YOK…

    Evrim hipotezinde Hiç bi şekilde öngörüde BU-LU-NU-LA-MAZ. Kaldıki teori olsun. (Bütün dünyada teolojik konular okutuluyor…)

    Ve herkezin kendi sevdiklerinde gördüğü/göreceği… Ve yine herkezin kendisinede gelmesinide beklediği… Ve bilimin asla akledipte üzerine bi yasa çıkarmadığı Allah’ ın ölüm yasası…

    Bu yazıyı okuyana ne hatırlatır?

  90. “diyanet mealinde “genişletmekteyiz” diye bir kelime yok.
    buyrun aynen kopyalıyorum.

    “47. Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter. ”

    “

    Zariyat-47 ‘Gogu gucumuzle bir kurduk; suphesiz biz genis kudret sahibiyiz.’
    (Diyanet isleri baskanligi yayinlari-1963)

    Zariyat-47 ‘Gogu kendi gucumuzle bir kurduk; suphesiz genisleticiyiz.’
    (Diyanet isleri baskanligi yayinlari-1995)

    Onlardan öyleleri vardır ki dillerini kitaba doğru eğip bükerler siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye Oysa o kitaptan değildir “Bu Allah katındandır” derler Oysa o Allah katından değildir Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı (böyle) yalan söylerler (3/78)

    “şu an aklıma geldi. merakımı mazur gör.
    Dünyamızın yaşının bilimsel olarak yaklaşık 4,5 milyar olduğu malum. Kuran da bununla ilgili bir bilgi varmı?

    şu an aklıma geldi. merakımı mazur gör.
    Dünyamızın yaşının bilimsel olarak yaklaşık 4,5 milyar olduğu malum. Kuran da bununla ilgili bir bilgi varmı?

    “

    Ben öyle bir bilgi bulamadım sn denge.

  91. 23.11.2o10 da Sn Misafir tarafından gönderilmiş:
    *** “Dağları görürsün de onları durucu / kalıcı sanırsın, oysa onlar bulutların hareketi gibi hareket etmektedir (yani, yürütülecektir). Bu herşeyi sapasağlam yapan Allah’ın mükemmel sanatıdır. Gerçekten O yaptıklarınızdan (din madrabazlığı) haberdardır ( 27 / 88 Neml )”

    Saygıdeğer Misafir Dostum, mantıktan yoksun arabi müteşabih yani uydurma anlayışla, bi hayli açıklama (laf olsun torba dolsun) yapmış ve muhkem Kuran’ı, kendinizin sapık anlayışınıza uydurmuşsunuz. Sormama izin verirseniz;
    bulutlar gibi yürüyüş yapan
    bir Dağ ismi açıklayabilir misiniz?

    *** açıklayamazsınız .. çünkü ,

    meşhur Nuh-Tufanı ‘ndan beri Ağrı-Dağı veya başkaca hiçbir Dağ/lar ,
    bir-milimetrik olsun hareket etmiş değildir, ki ;
    bunun bir başka türkçe tercümesi şöyledir: Sizin tapındığınız arabi uydurma Allah;
    sabit Dağları yürütmek şöyle dursun,
    dağın tepesinde nanik yapan Miki-Fare ‘yi bile yürütmekten acizdir ..

    Ve yürütülecek arabi uydurma Sıradağlar içinde,
    ilk önce yürütülecek olan işte bu Sizin tapındığınız arabi uydurma Allah-Putu ‘dur.
    Uydurma Mirac Dağı, Uydurma arabi Namaz / Ezan / Mescit / Minare / Kurban / Türban vb
    uydurma Sıradağlar, uydurma / müteşabih Kuran, uydurma / dublör Peygamber, uydurma arabi İslam vb
    benzer daha nice uydurmalar; yürütülecek olan arabi uydurma Sıradağlar silsilesidir ..

    Soracaksınız, biliyorum;
    “- Peki, Allah’ın sapasağlam sanatı / mükemmelliği nerede kaldı?”
    değil mi?

    Aynı Neml/Karınca Suresinde, toprağın altından filizini süren
    “bitkisel DABBE (= 27 / 82 Neml)” gibi
    daha bazı bilim refleksli muhkem ayetlerle (DNA Bilgisiyle),
    tüm
    bu türlü uydurma
    din hurafelerinin
    kum yığınları gibi
    ufalanıp yok edileceğini
    örneğin “22 / 31 Hac” ve daha pekçok
    muhkem ayetlerden okuyabilirsiniz.

    okuyabilirseniz şayet .. saygılarımı kabul buyurunuz efendim .. (Ğ – Q)

  92. Din simsarları sanki çok önemli bir argümanmış gibi bu Bigbang olayını kullanıyorlar. Yarın öbür gün yeni bir tespit olarak evren küçülüyor deseler ne yapacaklar merak ediyorum. Velakin önemli olan bu değil. Zariyet 41’in yalan yanlış yorumlanması da değil.

    ÖNEMLİ TEK ŞEY EBUBEKİR GİBİLERİN HİSLERİ…

    Yukarıda yazmış:
    insan dünyanin neresinde dogarsa dogsun “iman ve inkar” noktasinda esittir..
    cünkü iman/inkar yasanilan yerle yada zamanla SINIRLI olmayip insanin O´na
    meyletmesiyle iradesiyle alakalidir..
    VE dileyen ya
    kitaba uyar
    yada
    kitabina uydurur..

    Burada verdiği açık önemli: Kendi anlayışının asıl ve değişmez olduğu çok net anlaşılıyor. Bu anlayışı kendi içinde evrensel bir noktaya da oturtmuş. Ötekileşirdiği (sevmediği) diğerleri için hiç çekinmeden “İNKARCI” diyebiliyor. Kendi içselleştirdiği anlayışa göre bu durum bir insanın başına gelebilecek en kötü şey. Ona göre bu ötekiler; garabet-cenabet-galiz-kerih-menfur vesairedir. Kötünün kötüsü bunlardır. (Kendi iyidir.)

    Kemalizme ve Laikliğe sürekli küfür etmesi bu anlayıştan doğmaktadır. Yeni cumhuriyet “inkarcılığı” çoğaltıp onun ütopyasındaki düzeni bozmuştur. Kendini bizlerden ayırdığı yüce ve ulvi bir noktadadır. O noktanın her kertesi kendi cahilliğinin kuşatması altındadır. Öyle ki Almanlar hristiyandır ne yapsalar yeridir diyebilmektedir. Elin gavurundan başkaca ulvi birşey beklenemez zaten. Önemli olan yaratmak istediği çevresel baskı ortamıdır. Herkesin aynı kendi gibi düşündüğü, davrandığı tamamen ahlakçı bir toplum…

    Felsefe ve bilim bu “iman” anlayışına hizmet etmelidir. Ağızlarından her defasında “özgürlük”, “demokrasi” çıksa da aslında bunlardan da hazetmezler. İçki içen, eğlenen, müzik dinleyen, denize giren, kitap okuyan, sevgili olan, kendi özelinde insanlar bile dışlanması gereken “inkarcıları” oluşturur. Onlar bu gibilere göre AHLAKSIZ ve İMANSIZDIRLAR.

    Yokedilemeleri kitapta yazmaktadır.

  93. “23.11.2o10 da Sn Misafir tarafından gönderilmiş:
    *** “Dağları görürsün de onları durucu / kalıcı sanırsın, oysa onlar bulutların hareketi gibi hareket etmektedir (yani, yürütülecektir). Bu herşeyi sapasağlam yapan Allah’ın mükemmel sanatıdır. Gerçekten O yaptıklarınızdan (din madrabazlığı) haberdardır ( 27 / 88 Neml )”

    Saygıdeğer Misafir Dostum, mantıktan yoksun arabi müteşabih yani uydurma anlayışla, bi hayli açıklama (laf olsun torba dolsun) yapmış ve muhkem Kuran’ı, kendinizin sapık anlayışınıza uydurmuşsunuz. Sormama izin verirseniz;
    bulutlar gibi yürüyüş yapan
    bir Dağ ismi açıklayabilir misiniz?

    *** açıklayamazsınız .. çünkü ,

    meşhur Nuh-Tufanı ‘ndan beri Ağrı-Dağı veya başkaca hiçbir Dağ/lar ,
    bir-milimetrik olsun hareket etmiş değildir, ki ;
    bunun bir başka türkçe tercümesi şöyledir: Sizin tapındığınız arabi uydurma Allah;
    sabit Dağları yürütmek şöyle dursun,
    dağın tepesinde nanik yapan Miki-Fare ‘yi bile yürütmekten acizdir ..

    “

    Önce sen bana dağın hareketi ile bulutun hareketinin nasıl “benzemediğini(!?)” bir anlat hele. Hareket=yer değiştirme(dönüp aynı yere gelmesi de bir harekettir ayrıca)dir.

    O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

    Ali-İmran 7

    Monitörün başından benim fitneci olup “olmadık” yorum yaptığımı çözdünüz tebrikler. Alkış

    Valla sen henüz uzun ince kuyruklu bir sperm iken kendi boyunun yaklaşık 3000 katı yolu aldıran Allah dağın başındaki ya da ev de oklavayla bekleyen kadına nanik yapan miki-fare yi de yürütür gibime geliyor.

    Yazı yazarkende anlamsız anlamsız “içi boş” ve “sesi çok” ifadeler kullanmazsan usun sana daha yararlı olacak gibime geliyor. Naçizane fikrimi belirtmek istedim, hadi hayırlısı..

  94. “Evrim hipotezinde Hiç bi şekilde öngörüde BU-LU-NU-LA-MAZ. Kaldıki teori olsun. (Bütün dünyada teolojik konular okutuluyor…”

    Herşeyden önce evrim bir hipotez değil teoridir. (öyle ben dedim oldu demekle olmaz) Ama konu madem ki öngörüdür, bir kaç basit öngörüyü söyleyelim o zaman;

    Evrim teorisi der ki; insan ve şempanze ortak bir atayı paylaşıyorlarsa, moleküler biyoloji ile ortaya konabilecek ve tesadüf ile açıklanamayacak bir takım spesifik genom benzerliklerine sahip olmalıdırlar. Burada bahsedilen şey sadece çalışan ve işlevsellik gösteren genlerin benzerliği değildir, bilakis inaktif bölgeler, eksilme, kayma vs. gibi çeşitli mutasyon izleri ve bunların lokalizasyonlarının da benzerlik göstermesi gerekir.

    Örneğin pek çok canlı organizma C vitamini sentezleyebildiği halde bazıları sentezleyemez. İnsanlar ve şempanzeler de C vitamini sentezleyemeyen gruptandır ve bu vitamini dışardan almaya bağımlıdırlar (yeterli alım olmazsa skorbit hastalığı oluşur) İşte bu durum karşısında evrim teorisinin bir öngörüsü vardır; evrim teorisi der ki, eğer insan ve şempanzenin ortak atasında meydana gelen bir mutasyon C vitamini sentezleyen geni işlevsiz kılmışsa, bu genin bozulmuş kopyalarının insan ve şempanzede ortak olarak izlenmesi gerekir. Sonuç mu? Hem insanlar hem şempanzeler, diğer memelilerde C vitamini sentezinde görev alan genin bozulmuş bir kopyasına sahiptirler. (Hani hazretleri tesadüf ve istatistik hesaplarını çok seviyorlar ya, onu da yazalım tabi bu arada; hem insan hem şempanze genomunda aynı genin bozulmuş kopyalarına rastlanma ihtimali nedir biliyor musunuz? milyon kere milyon kere milyonda bir filan işte..) Oysa evrim teorisi öngürdü ve öngörüsü doğru çıktı. Peki ya yaratılışçıların bu konuda bir öngörüsü var mı? Var efendim, hiç olmaz mı; Tanrı öyle yaratmış işte.

  95. Başka bir örnek ise hemoglobin ile ilgili. İnsan DNA’sında hemoglobin beta genlerinden birisi bozuktur. Yapı olarak beta genine benzese de dizilimi farklıdır ve protein kodlaması yapamaz. İşte bu bozuk gen ne tesadüf ki şempanzede de vardır. Bakın Prof. Michael Behe ne diyor; ” İnsandaki bu genin başlarında, genin deaktive olmasına neden olan iki tane belirli nükleotid değişikliği vardır. Şempanze geninde de tam olarak aynı değişiklik vardır. İnsan geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu olmuştur. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan geninin sonlarına doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze geninde de kayıptır.”

    Ama yanılgıya düşülmesin lütfen, Prof. Michael Behe öyle ateist materyalist biri filan değildir. Bilenler bilir, kendisi tam bir yaratılışçıdır. Ama bakın nasıl devam ediyor yine kendisi; “İnsan ve şempanze DNA’larındaki aynı genlerdeki aynı pozisyonlarda aynı hatalar…Eğer bir ortak ata ilk olarak bu mutasyonel hatalara sahip olup sonrasında bu iki modern türün doğuşuna neden olduysa, bu durum bu iki türün neden bu hatalara sahip olduğunu açıklayacaktır. Şempanzeler ile insanların ortak ataya sahip olduğu görüşüne daha kuvvetli nasıl bir delil olabileceğini hayal etmesi zor… Geriye kalan birkaç bilmeceye rağmen Darwin’in, Dünya üzerindeki tüm canlıların biyolojik akrabalar olduğuna yönelik tespitinin doğruluğundan şüphe etmek için hiçbir sebep yok. “ (Michael Behe, The Edge of Evolution, syf. 71)

    Başka bir öngörü de glutamik asitin diğer aminoasitlerden farklı olarak kodon eğilimi göstermemesi ile ilgilidir. Bu durumda evrim teorisi der ki; insan ve şempanze gibi birbirine yakın olan türlerdeki glutamik asit kodonlarının aynı olması gerekir. Sonuç mu? hemoglobin alfa ve beta zincirlerindeki glutamik asit kodonları incelendiğinde bunların hem insan hem şempanze de birebir aynı olduğu görülür. Yani? Tıpkı evrim teorisinin tahmin ettiği gibi.. Peki ya yaratılışçılar bu hususta ne der? Yine aynı şey; Tanrı öyle yapmış işte. (Ha bu arada bunun tesadüfen olma ihtimali de milyon kere milyon kere milyonda bir filandır, yani onu da söyleyelim, hep harun yahyacılar mı istatistik uzmanlığı yapacak)

  96. “Aslolan Dünyanın yarıçapının, yuvarlaklığının Kur’an’ da yazıp/yazmaması değil. Aslolan trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon x trilyon (ifade edemiyorum özür diliyorum) kısacası trilyonlarca bakteriden sadece 1 tanesi bütün canlıların atası olması. Özetle 1 tanesinden başka hiç birisinin günümüz canlısını oluşturmak için evrilememesi…

    Ve “bakteriler” dururken, İnsanın atasının yok olması.

    Veya 7 milyar nüfuslu dünyadaki insanların hangi şanslı çiftinin bir sonraki (bizden daha üstün olacak olan) insan ırkının atası olması… “

    Bu kısım ise saçmalığın daniskası. Trilyonkere trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon bakteriden sadece 1 tanesinin evrilmesi diğerlerinin evrilememesiymiş… Kusura bakmayın ama insan bu cümleye ancak kıçıyla güler. Hele bir de bakteriler dururken insanın atasının yok olması kısmı var ki, vay vay vay. Şimdi bu zat-ı muhtereme göre dinazorlar filan hiç yaşamamış olmalı yeryüzünde, yoksa bakteriler dururken dinazorlar nasıl yok olabilir efendim, böyle birşey mümkün mü? Bizden daha üstün olacak insan ırkının atası da benim komşum olan Fadime hanımla eşi Muhuttin beyin çocuklarından türeyecek. E böyle soruya böyle cevap.

    [Daha fazla yazmıyorum, çünkü farklı fikirlere saygılıyım.]

  97. Moleküler biyoloji ve genetik araştırmalar ilerledikçe, hemen hergün ortak atalarımızla olan benzerliklerimiz daha az spekülatif hale geliyor. Daha da önemlisi, evrim teorisinin öngörüleri ve tahminleri pek çok ciddi sınavı başarıyla veriyor.

    Ama bunun karşısında imamlar var ve herşeyin en doğrusunu onlar biliyorlar. Örneğin prof. Michael Behe veya K. Miller bilmiyor, ama Kaplan Hoca biliyor, Hüdai Çakmaktaş biliyor, çantacı necmi biliyor, Harun Yahya biliyor. Bilime meydan okuyan ve sosyal hayata olduğu kadar bilim dünyasına da şekil şemal vermek derdinde olan bu imamlar aynı zamanda gözü dönmüş birer yalancıdırlar. Örneğin insan, tavuk ve timsah genomlarının benzerliklerini karşılaştıran bir çalışmanın sonucunda sıralamanın insan-tavuk ve timsah şeklinde oluşmasını, “gördünüz mü işte, tavuk insana maymundan daha yakınmış, evrim teorisi iflas etmiştir” şeklinde duyuracak kadar şarlatandırlar. Oysa söz konusu karşılatırmanın sadece bu üç tür arasında yapıldığını yazmazlar, işte bu denli aymaz ve acınasıdırlar.

    Ama genetik çalışmalar yakın gelecekte çok daha detaylı sonuçlar çıkaracak. Son nokta mı? Michael Behe’nin duruşudur bu; türlerin akrabalıkları ve ortak atadan türedikleri yadsınamaz, mutasyonlar ve genetik izler apaçık ortada, ama bu ancak ilahi bir müdahale ile olabilir.

  98. “Yabancı…

    Ben onlara “üstün kul”-“üstün ırk” demedim.

    Üstün ırk/kul onların kendi kabulleridir.
    “

    Önce bunu söylemişsiniz…

    “Yabancı…

    Taksim Travestileri… Senin için ahlaklı olabilir… Benim için değil.

    “

    Sonra da bunu!! Şimdi siz ahlak tanımınız gereği bir travestiden daha üstün görüyorsunuz kendinizi. Yani algınızda cinsellikten bağımsız bir ahlak tanımı varsa onu kullanmanız akıl sağlığınız için daha doğrudur kanımca. Dürüstlük, doğruluk, hakka gasp etmemek v.s. örnek ahlak ölçütleri olabilir mesela.

    Cinsel tercihi seninkinden farklı diye o kişinin her hakka gasp edecek kadar da ölçüsüz olduğunu düşünmeye kadar varıyor bu klasik mantık.

    Sen bu bağnaz bayrağının altında kendi totaliter saplantılarınla ölmeyi yeğlemiş olabilirsin fakat ben bu bağnazlığın akıl sağlığından şüphe içindeyim her daim.

    Geçiniz artık bu hastalıklı halleri.

  99. Evrim teorisi, Dinler… Bana ortadaki ‘bilinmeyen’ konusunda mutlak bir sonuç elde etmiş birşeylerden söz edebilir mi bilen biri?

    Nasıl oldu, başlangıç ne idi?

  100. Yaşamın başlangıcı ile ilgili olarak çeşitli varsayımlar var Yabancı. Bunlardan bi tanesi de yaratıldık işte yaratıldık hüsnü şenliğidir, ayrıca son derece mutlaktır.

  101. Tamam, sayısız şüphede boğulurken tekrar ikna oldum. Bu kadar insan aynı şeyi söylüyorsa vardır bi hikmeti.

  102. Sevgili gamaro…

    At eşek ortak atadan geliyo. Ata yok.
    İnsan şempanze ortak atadan geliyo ata yok.
    Öyleya günümüzde karaya vurupta ölen balinaları görüyoruz. (Sanırım ilk bakteri denizdeydi.)

    Öyle dna ya mna ya inmeye gerek yok aslında. Şempanzede (veya ortak atadan gelenlerde) de 2 göz var bizdede. Akraba! olan canlıda da 2 kulak var bizdede. Onlarda üremek için çiftleşiyo bizde. Bak bende sana evrim teorisinin doğruluğuna! örnek gösterdim. (Bunun yanlışlanması için yarasalarla arılarıda bunlara ekleme ihtiyacı duymuyorum. Caner Taslaman’ ın siteisnde bolca mevcut.)

    Ya akıl! Ya ziğin! Ya öngörü! hangisinde var. Öyle ya dna’mız %98 aynı!
    Aslolan soru neden sadece 1 tane bakteri. Ve günümüzdeki bütün canlılar bi ara-geçiş formu! Kaldıki zaten şimdiki bakterilerde en baştaki bakterinin akrabası. yani onlarında bi ara-geçiş olması gerekmezmi? Ucube canlıları oluşturması gerekmezmi?

    At ve eşek çiftleşince katır oluyo…
    İnsanla şempanze çiftleşince AİDS!
    Bunun neresi tutarlı dostum. Kendi adıma söyliyim. İnsan bunlara “KIÇIYLA” güler. (Bilim her şeyi biliyormu? Bilim bilmediğine kulp takıyomu? Bilim bilmediğine bilmiyorum diyomu?)

    Dostum ben bahse konu kişiyi tanımam/takipte etmem. hy…

    Bilimde zaten doğada kalmak suretiyle ancak bu şekilde açıklayabilir. Ya 200 sene sonra? Yıkılırmı bu teori. Yada Ondan daha üstün bi teori mi gelir? Öyle ya… Bilim! adamları 2006’da son noktayı koydu (Tavukmu yumurtadan çıktı, yumurtamı tavuktan). İsveçli Bilim adamları son noktayı, ilk önce var olan yumurta diyerek koydu. İngiliz bilim adamları 2010’da öyle değil… yumurta kabuğundaki bilmem ne maddesi Sadece tavuğun bilmem neresinde var. O yüzden ilk başta var olanın yumurta olması imkansız, yani yumurta tavuktan çıkmıştı! (Şimdi belkide vücudunda bilmem ne maddesi olan tavuk nerden geldi diye araştırıyolardır. Allah’ ım bunları araştıra bilim adamlarına akıl-fikir-sabır bol bol ver.) 2020 senesinde tavuğun tekrar yumurtaya dönmemesinin garantisi var mı?

    Diyelimki 20 sene önce evrim kanıtlandı(insanlığı bunun dışında tutarım. Kimseye senin atan insanımsı maymunumsu demem)… Ne olacak? Tanrı mı yok denilecek? Tanrı için bundan 1000 sene öncede 5000 sene öncede yok deniyordu(şimdiki gibi diyen kişiler vardı)… (Ben Kendi -AKLIMLA- reddettim bunu)
    Bide 21 gram çıkmış bilmem kaç senesinde… O ne olacak?(Bu bilimselmiş!)

    Modern Bilim! Tanrıya yer bırakmamış…mış… İyide ölen birisinin fişini çekmekten başka o bilim ne yapmıştır? varmı geri döndürülen/diriltilen? Mutasyonla yada tesadüfen! Haaa insan ölünce bide yok olacakmış… Yok olmak için var olmak niye?

    Biz niye ölüyoruz?

  103. Yabancı…
    Şimdi sanada sorsak bi müslüman ahlaksız mı olur? İnanmadığın ahlağı kabul etmeyiverirsin olur biter… Yukarıdaki yazdıklarımıda örnek demiştim. Ama AN-LA-ŞA-MA-YIZ. Hani siz bize şartlanmışsınız diyosunuz ya! Sizde şartlanmışsınız…

    “Müslüman olan üstün bir ahlak üzeredir, olmayan sapıtmıştır!!”

    Bunu da sen söyledin… Kur’an’ yazılışıyla…
    Diyanet bizi cehennemle korkutuyor mu? -Korkutuyor.
    Laik bi ülke dinle yönetilebilir mi? -Yönetilemez.

    Laik bi ülkenin kurduğu diyanet bizi “cehennemle” korkuturken “laik devlet” bizi cehennemden koruyabilir mi? -Koruyamaz.
    Peki sizce “Tanrı” inancı insanlardan sökülebilirmi? Artık söküldüğünde herşey kesinlik kazanır. “Tanrı” müdahale etmeyeceğine garantiniz var mı?

    Öyle ya… Her şey bi düzen içinde imiş. Neden her şey kaosta! yerine bi düzen içinde?

  104. Yabancı şimdi adamlar bu ilahı mı arıyolar?
    100 bin vol elektrik hiç bi canlıyı yaşatmaz…

  105. Soruların cahilce. Öyle ucube canlıların oluşması filan gerekmiyor, daha doğrusu evrim teorisi böyle birşey söylemiyor, ama imanın sana böyle fısıldıyor. DNA’yı MNA’yı da bırak tabi, yaratılışçı M. Behe ve K. Miller gibi tanrıya inanan bilim adamları dahi çıraklık yapamazlar sana, hatta bilimi de bırak, kendin yaz kendin gül.

  106. misafire kırk fırın yetmez, bal kaymak fadimeyle muhitine yarasın 🙂

  107. bence de çok sıkıcılar:)

  108. ÇAKMA GANDİ FITIKTAN AMELİYAT OLDU!

    Tüm Ortadoğu, uzak Asya, Balkanlar, İskandinav ve Amerika ülkelerine..
    Özellikle Sosyalist İnternasyonale ve ailesine geçmiş olsun.

    • Geçmiş olsun ay balam. Acı var mı acı ?
      Çok afedersin! Aceleyle yanlış söyledim:
    • Kavun varmı kavun? Karpuz varmı karpuz ?
      Çakma Gandi:
    • Ne kavunu? Ne karpuzu lan? İstir git başımdan. Iııııııııhhh.. Şeyim çok acıyor. Fıtığım.
    • Ama efendim kavunsuz, karpuzsuz fıtık mı olur!?
      Çakma Gandi:
    • Yaw! Burası manav dükkanımı da kavun, karpuz olsun?
    • Olurmu efendim, olurmu? Anayasada fındık, fıstık, hamsi arayan siz değilmiydiniz?
      Çakma Gandi:
    • Eeee.. Bensem benimdir. Ben değilsem ben değilimdir. Hem sen kimsin?
    • Efendim bendeniz ünsüz gazeteci…
      Çakma Gandi:
    • Tamam.. Tamam. Kes! Benimle konuştun ya artık sen de ünlenirsin.
    • Efendim kavun, karp… Çakma Gandi:
    • Sus ulan sus! Kavun, karpuz yok fıtık var. Deli etme beni.
      Ünsüz Gazeteci:
    • Efendim, iyileşince koltuğunuzun altına bir dosya sıkıştırıp bu fıtık ameliyatını da Anayasa Mahkemesine götürecekmisiniz?
      Çakma Gandi köpürür;
    • Yeeaaaaahh.. Hayiiiiiyyyyy.. Vuaaaaah. Gürseeeeel nerdesin Gürsel? Kurtar beni! Alın şu adamı başımdan.
      Gürsel:
    • Yettim ağammmm! Yettimmm. Savulun lennn Anayasa düşmanlarııı! Şefim ben şimdi bunu der dest edip Anayasanın kapısının önüne bırakayım mı?. Arka kapının önüne bıraksam ordan kaçar!
      Çakma Gandi:
    • Fındık varmı fındık?! Yaw şu fındık da hiç aklımdan çıkmıyor yaw!. Fıstı.. Hay Allah! Şeyim birbirine dolaştı. Gürseeeeeel, Gürseeel! Bana ne diyeceğimi unutturdun Gürseeel!
      Gürsel:
    • Efendim, dediniz ki alın şu adamı başımdan, aldım. Şimdide isterseniz partimizin oklarından birini şunun gözüne bi güzel sapl…
      Çakma Gandi:
      -Dur orda dur Gürsel dur! At Gürsel at. Topu at. Ayşe sen de gel Gürsel’in topunu tut!.. Yaw benim aklım çocukluğuma gitti birden. Ok, mok saplama. 60 senedir 6 okla birşey yapamadık. Şimdi bunun birini eksiltirsek 5 okla topal ördek gibi oluruz.
      Ünsüz düşünür:
      1. Yüzyılın Sayın Başbakanı! Size bir soru sorabilirmiyim?
        Çakma Gandi:
    • Burada soruları ya ben sorarım, ya da Gürsel’ le ben. Sen soramazsın. Ama dur bakalım. Sen bana Başbakan dedin galiba. Şakası bile güzel yahu. O zaman sor bakalım.
      Gürsel:
    • Efendim size 27. Yüzyılın Başbakanı dedi..
      Çakma Gandi:
    • Eeeee! Fena mı dedi Gürsel? Başbakan yardımcısı mı diyecekti! Hem sen şöyle geri dur da beni Başbakan olarak gören yurdumun insanına engel olma. Çekil ülen kenara!
      Gürsel:
    • Öyle değil efendim. 27. Yüzyıla daha çok var.
      Çakma Gandi:
    • Olsun. Ben Beklerim Gürsel!
      Gürsel:
    • Nasıl beklersiniz efendim. 600 yıl beklemeye ömrünüz yeter mi?
      Çakma Gandi:
    • Gürseeeeel. Gürseel! Çıldırtma beni. Ömür senin mi benim mi? Kafan da hiç çalışmıyor. Sayılı gün çabuk geçer Gürseel.
    • Geçmez efendim. Geçmez. Bir insan 600 yıl yaşamaz.
      Çakma Gandi:
    • O zaman ben de hükümeti erken seçime zorlarım. Hem senin acelen ne? Tabakhaneye tabak (!) mı yetiştirecen? Sor bakalım tüysüz;
      Gürsel:
    • Tüysüz değil efendim. Ünsüz!
      Çakma Gandi:
    • Ha tüysüz! Ha ünsüz ne fark eder? İkisininde içinde “ü,” yok mu?
    • Var.
    • Varsa sus da seni de dosyalayıp koltuğumun altına almayım Gürsel. Sor bakalım tüysüz;
      Ünsüz:
    • Fıtık ameliyatınızı Anayasa Mahkemesine götürecekmisiniz diye sormuştum?
    • Evet sormuştun da Gürsel’ in zırt pırt araya girmesiyle cevabını alamamıştın. Biz şimdi fındık.. Yaaa bak sen şu işe gene fındık dedim yaaa! Fıtık diyemiyorum bir türlü. Desem bir türlü, demesem iki türlü. Nane nane naneeee.. diye bir zamanlar çok meşhur (!) bir şarkı vardı. Bestecisi Yesari (!) Asım Arsoy’ mu ne idi!
      Ünsüz:
    • Efendim fıtık…
      Çakma Gandi:
    • Fındık…
    • Fıtık!
    • Fındık!
    • Fıtık!
    • Fındık!
      Gürsel:
    • Sayın Başkanım! Hatırlarsanız fıstık, hamsi, kömür ve domates de vardı..!
  109. Evet. Öyle bilimin her dediği doğru diye bişey yok… Din de zaten öncesiyle değil ölümden sonrası ile ilgilenir. Peşin olarak VERİLMİŞLE değil. SONSUZLUK. (“inanıyorsan dediğimi yap.” der din. İnanmazsan yapmayıverirsin olur biter.) Keşke Dawkings’ in öğrencileride “Din”e bu şekilde yaklaşsalar. İnanmadığı şey hakkında Davking’in videoda söylediği gibi s.ktirolup gitseler… Yoksa evrimden BA-NA-NE… Varmı ölümden başkası?

    Ps: Eğer bu yazı “s.ktirolup gitseler” den ötürü yayınlanmazsa yukardaki videoda kaldırılmalı…

  110. Şimdi siz bilimi ilginç buluyormusunuz bulmuyormusunuz?:))

  111. Misafir…

    Bilim sadece “evrim” mi?..
    Makine bilim değil mi?
    Elektronik bilim değil mi?
    Ya da “makine ve elektronik” glişmediği sürece “bilim” gelişebilir mi?

    Temel mühendislik bilimleri “bilim” değil mi?

    Aslında dert “inançlara” söz edilmesi…
    Başkaca da hiç bişey değil…
    Yani “bağcıyı dövmek”…

    Ps: Transistörün icadı “evrim” den daha büyük bi buluş…

  112. Evet bilim sadece evrim mi?
    İnsan aklının geldiği noktayı, yarattığımız onca uygarlığın önemli bir bölümünü borçlu olduğumuz bilim ve bilim adamlarına karşı en ufak bir övgüsü olmazmı insanın?

    Diğer tüm bilimsel teorilerden hiç bir farkı olmayan evrim teorisi denince neden başları dönüyor?ve bilim birden ayaklar altına alınıyor?

    Çünkü bu adamlar neye inanıyorsa,bilimin onu deklare etmesini istiyorlar,inandıklarını sandıkları kutsal kitaba en ufak bir aykırılık durumunda, tüm bilimi,aklı,saygınlığı, ayakları altında barbarca çiğnemekten çekinmiyorlar.

    Sırf ,kutsal kitaplarda,adem ve havva yazıyor diye, sırf bunun için.
    Bir an olsun, bugüne kadar hep haklı çıkan bilim,evrim konusundada haklı olabilir mi? diye düşünme zahmetine girmiyorlar.

    Bilim ne derse desin ama,inancımıza aykırı bir şey demesin istiyorlar.Oysa bilim inançlarla falan ilgilenmiyor,araştırmasını hiç bir ideolojik görüşe dayandırmadan yapıyor,ama yetmiyor onlar için.

    Bilim evrim teorisinden vazgeçsin,ve insanlık adem ve havvayla başladı desin,bunumu istiyorsunuz.Ne istiyorsunuz siz.

  113. farabi…

    Transistörü bi incele… Transistör şu güne ne hizmetler veriyor bi bak… Sadece “evrim” değil ya bilim…

    -Eğer elektronikte transistörün icat edilmesi yerine, otomotivde bu gelişme sağlansaydı 1950′ li yıllarda insanlar uçan otomobillere biniceklerdi…
    demişti lisedeyken elektroteknik öğretmenimiz. (Transistör şu anki rahatlığımızda çok önemli bi yere sahip. Transistör olasaydı şu anda çoğu şey olmayacaktı…)

    Evrim teorisi kesinlikle yasalaşsın… Ne değişecek? Bütün dünya ateist olsun ne değişecek? Dinlerden doğan o kadar boşluğu farabi dolduracakmı?
    Ben bi forumda şöyle yazmıştım…

    Dünya şu anki yörüngesinden 0.000001 (1 derecenin 1 milyonda biri) derece içe veya dışa doğru kesse ne olacaktı? “Hiç bişey olmayacaktı” demeyin. Belki 1 senede bişey olmayacaktı ama 1 milyon sende 1 derece değişecekti açısı. 180 milyon senede tam tersine akacaktı dünya. 90 milyon sene sonra içe veya dışa doğru 90 derece kesecekti şimdiki açısını… ya hiç güneş göremeseydik. Tabii dünya dikine doğruda kesebilirdi şimdiki açısını. Sadece dünya… Ya güneş sistemindeki gezegenler? Hepsi şaşırsa yörüngelerini ne olurdu? Ya galaksiler?
    Neden her şey düzen içinde? (hatta düzensizliğin düzeni?)
    Neden her şey kaosta! yerine bi düzen içinde?

    Öyle ya dünyanın güneşe göre 1 milim içte olması yaşanmayacak derecede sıcaklık olmasına sebep olurmuş. (İşte içindeki gazların oranları vs.) veya 1 milim dışta olması dondurucu soğuk. O kadarda önemli değil aslında
    1 milim çoğu insan işinde.

    Şimdi sırf evrim teorisi üzerinden mi bilim insanlarına iltifat yağdıracağız?
    “Vay efendim siz bi “tanrıya” ihtiyaç bırakmadınız diye?” Sadece evrim teorisi değil bizi yaşatan. Hatta o teori olmasaydı da biz yaşayacaktık…

    Bence bilim insanlarından daha çok övgü bizi/bizim yaşamamız için düzen kurana layık.
    Değilmi herşeyin derdi sadece insan. “bilim”in de “yaratıcı” nında.

    Siz “evrim”ci bilim adamlarını övün. bizde “Yaratıcı”mızı… Ölünce kim haklı anlarız…

    Neden her şey kaosta! yerine bi düzende?
    İyi dileklerimle…

  114. “Yabancı…
    Şimdi sanada sorsak bi müslüman ahlaksız mı olur? İnanmadığın ahlağı kabul etmeyiverirsin olur biter…”

    Öyle yok. Ben buna inanıyorum ‘benim için bu doğru kardeşim’ yok. Hem kendi ahlak anlayışına göre ‘travestiler ahlaksızdır’ diyeceksin hem de işine gelmeyince alıntıda olduğu gibi kıvıracaksın.

    Yahu siz zihinsel özürlümüsünüz? Sizin için yanlış olanın diğeri için doğru olduğunu kabul edemiyorsanız kendi doğrunuzu ne diye insanların gözüne gözüne sokuyorsunuz?

  115. Yabancı ben bi travestinin ahlağını kabul etmiyorum… ET-Mİ-YO-RUM…
    Sen et BA-NA-NE!…

    Senin ahlağından banane… Benim ahlağımdan sanane… Bi travestiden ikimize ne! (Travesti olanlar ayrı.)

    banane arkadaşım sen anlama özürlümüsün. Banane bi travestinin ahlağından. BA-NA-NE.
    Kur’an da yazılan en üstün “ahlak”tan sanane? SA-NA-NE!

    Sanırım zihinsel engelli sensin…
    “dawking amca”nı dinle. İnanmıyorsan-Beğenmiyorsan-İlgilenmiyorsan. …. gidersin olur biter.
    Ben onunda bi travestininde, ateistinde “ahlağını” kabul etmiyorum. ET-Mİ-YO-RUM.
    Sen islamın ahlağını beğenmiyorsan kabul etmeyiverirsin olur biter. OLUR BİTER. Kasma fazla kendini.
    Günümüzde ülkemizde herkeze bi “ahlak” dayatılmıyo mu?

  116. misafir yazmış;

    “Öyle ya dünyanın güneşe göre 1 milim içte olması yaşanmayacak derecede sıcaklık olmasına sebep olurmuş. (İşte içindeki gazların oranları vs.) veya 1 milim dışta olması dondurucu soğuk. “

    Bunu ortaokulda din kültürü öğretmeni söylerdi de bütün sınıf kıs kıs gülüp dalga geçerdi. Sizin sanırım o zamanlardan kalma bir şey kulağınızda. Çünkü biz ortaokuldayken bilirdik ki, dünya her yıl güneşe binlerce kilometre yaklaşır ve uzaklaşır. Ayrıca yaklaştığında kuzey yarım kürede kış, uzaklaştığında ise yaz olur.

    xenix

  117. Etme canım etme. Kimseye tahammül etmeme saplantısını devam ettir ama. Yanlış da olsa onlara yapılanlar doğru değildir diyecek kadar vicdan sahibi olma. Kendi doğrumdan başkasının canı cehenneme vicdansızlığına devam et ama.

    ” BA-NA-NE!…”

    ” ET-Mİ-YO-RUM”

    “SA-NA-NE”

    “BA-NA-NE.
    “

    “ET-Mİ-YO-RUM.
    “

    “OLUR BİTER.”

    İşte ben fotoğraf diye buna derim. :)) Hey ufaklık burda şeker satılmıyor.

  118. Yabancı…

    Sen git bi travestiye sor… En üstün ahlak “islam’ ın ahlağımı yoksa senin ahlağın mı yoksa bi ateistin ahlağı mı?” o ne derse sende oda onu kabul et!

    Bu kadar basit değil mi bu iş! Neden hala bana kendi kabullerini dayatıyosun anlayabilmiş değilim. Anlayamadığım dan ötürüde senden özür dilerim. Allah’ ın söylediği doğrudan başkası zaten cehenneme…

    Olay bu mudur? Olay budur…
    Sen git travestiye sor. Neden taktın bi travestiye hayret doğrusu. Onlar şu anda “av” peşindeler. Öyleya “fantezi”…

  119. Yabancı keşke yazımı anlayabilecek kadar “küçülebilsen”. Ama “insan egosuna lanet olsun işte.” Egosu istemeyince insan küçülmüyor/anlamıyor.

  120. Dünya bir milim şeyolsa ne olurmuş ??

  121. “Dünya bir milim şeyolsa ne olurmuş ??

    “

    Popon ya yanar, ya da donar.

  122. Ve fil tramplenden atladı.

  123. Şimdi kimin neresi yandı o zaman ?

    Ah misafir, ah.. önce elinde patlayan alıntılarla evrim diye başladın.. sonra müthiş bir içgörüsüzlükle ona buna ego kritikleri salladın.. ardından “ahlakçı” argümanlarla parladın.. şimdi de milim farkıyla kah dondun kah yandın.. Eh ne diyelim, mesih İsa seni paklasın.

    [Atladı işte.. Flüt de çalıyordu üstelik.]

  124. “Ve fil tramplenden atladı.

    “

    Sevgili Gamaro;

    Fillerin arasında belli bir çiftleşme mevsimi yoktur. Erkekler vakit vakit çılgınca hareket etmeye koyulurlar. Cinsel isteğin artışına bağlı bu devrelerde file güvenmeye hiç gelmez.

    [Aman deyim Gamaro aman]

    Kendine çok iyi bak 😉

  125. Vah misafir, vah.

    Milim yoksa bile aletim var diyosun yani. Demek bu kadar regrese oldun ha? Ve bütün gün düşündün taşındın da elin buna vardı anca.

    Editör arkadaşlardan ricam, fena halde erekte olmuş bu filin mesajının olduğu gibi bırakılmasıdır, lütfen silinmesin.

    Silinmesin ki, ahlaksız travestiler ahlak neymiş görsünler.

  126. Şu en sondaki erekte fil vakasını saymazsak, çok güzel bi başlıktı bu aslında.. Tıpkı “evli olmayan bekar bi bayan güzel ahlak teorisine göre kiminle sevişecek veya sevişmemeli mi ?” der gibi sade, ama aynı zamanda ısrarla görmezden gelinene yöneltilmiş keskin bir soru; evet, nası bu kadar eminsiniz tanrının varlığından?

    Sıralanan cevapları incelediğimizde, var diyenlerin elinde de pek bişey yok aslında.. yüzyıllardır böyle inanılmış, öyle hissediyorum, kuran’da yazıyor, bilmiyorum ama olmalı, bana huzur veriyor, inanmazsam boşluğa düşüyorum vesaire.. (kseniks bütün cevapları özetlemiş zaten) Hepi topu bi iman meselesi işte.. Şimdi kişi bunu böyle kabul eder ve kendi bireyselliği içinde yaşarsa bu da bir tercihtir ve gerekli saygıyı hak eder elbet.

    Ama sonrasında ne olduysa olmuş, konu her zamanki gibi acayip bi kıyıya savrulmuş ve şaşırtıcı olmayan bi biçimde evrim-ahlak-travesti eksenine oturmuş.. Efenim şimdi inanan insanlar lütfen alınmasın ama, birileri sürekli ateizm hakkında keyfince atıp tutarken (örneğin ateizmin altında yatan asıl sebep tanrının varlığına yönelik kanıtların yetersizliği değildir, bilakis sadece psikolojiktir, ya da belki çocukluk çağı travmasıdır, hatta aile içi cinsel istismar bile bi etken olabilir filan derken.. (yani bunu bile söylemekten çekinmiyenler vardı).. sonra yok sevgilisine küstü de ateist oldu, yok anasına bilmem ne oldu tanrıya isyan etti, onlar zaten nankördür, ahlak edep nedir bilmezler vesaire şeklinde ilginç ve bilgiç mıncıklamalar yaparken bişey olmuyo da, başka birileri çıkıp “Sahi siz nasıl ve nelere dayanarak inandınız ve nası bu kadar eminsiziniz?” dediğinde mi sorun oluyo? (tabi efenim, kutsal değerlere saldırı var di mi?)

    E madem öyle, madem ki birileri benim iç dünyamı, psikolojimi ve diğer başka değerlerimi bu kadar hoyratça mıncıklayabileceğine inanıyor, o zaman ben de biraz bu arkadaşları kurcalayayım müsadenizle. Kurcalamak dediysek yanlış anlaşılmasın, hepi topu kendi halinde bir kaç soru işte.. hani ateistlerin evren hakkındaki düşüncelerini merak edenler filan vardı ya, e ben de aynısını yapacağım ve inananların evren hakkındaki düşüncelerini sual edeceğim naçizane..

  127. Şimdi devir değişti tabi.. Hani eskiden olsa manyak bi piskopos ya da çok bilmiş bir kadı çıkardı, senin içine şeytan girmiş (veya bu şeytanın işi) deyip bağlardı.. kimse de üstüne laf edemezdi.. Ama dedik ya, artık devir değişti.. Hani modern dünya, düşünen insan, bilgi toplumu vesaire..

    Efenim benim merakımı celbeden konu da bunun bi benzeri zaten.. Geçenlerde eski bi kutuyu açtım, içinden 15-16 yaşlarında tuttuğum notlar çıktı.. Daha doğrusu o zamanlar bi kitap okumuşum ve kendimce notlar tutmuşum.. Demişim ki mesela; “Aristo’nun tarif ettiği tanrı, bizimle ve dünya ile pek alakadar olmayan, insanların dualarına yakarışlarına kapalı ve daha çok fizikçilerin tahayyul ettiği türden bir ilk sebep veya enerjiye benzer bir varlıktır..” Güzel.. Benim bunla bi derdim yok zaten.. Hatta isteyen kendi algısında bu “soğuk” tanrıyı biraz daha sevimli bi hale getirebilir, süsleyebilir, güzelleştirebilir ve kendi bireysel gelişimi ve olgunlaşma yolunda bir araç olarak da kullanabilir, hepsine eyvallah..

    Ama bir de tüm bunların ötesinde bi nokta var ki, benim daha önce bi kaç kez dile getirdiğim gibi pek de kolayca geçiştirilecek türden değiller.. O da şu ki; yaradılıştan bugüne uzanan ilahi öyküdeki tüm o ince diyaloglar nereye konacak mesela?.. Sahi nasıldı? ..Tanrı önce Adem’i ve sonra Havva’yı yarattı değil mi? ardından cennet bahçesi.. sonra şeytanın buna itiraz edişi.. sayın tanrım dikkatinizi çekerim ben ateşten yaratıldım, o ise çamurdan, şimdi nası üstün olur benden bu insan?.. üstündür değildir, bilirsin bilemezsin filan.. (basbayağı tartışma işte, peki ya gerisi?)

    Yani lafa gelince yok big-bang, yok karadelik, yok uzay-zaman eğrisi, yok bilmem kaçıncı dereceden difransiyel denklem ya da kuantum vs. derken iyi güzel de, ama böylesi akademik kavramların havada uçuştuğu bi ortamda bu tür bi konuşma-ve iddialaşma gerçekten vuku bulmuş olabilir mi yani, böyle birşey mümkün mü?) ..sonra tanrıyla şeytanın antlaşması.. (yani big bang’e giden yol böyle açıldı he mi?) ..ardından yeryüzü hayatı.. insandan önce sayısız türün bu dünyada yaşamış ve hatta pek çoğunun biz piyasaya çıkmadan milyonlarca yıl önce çoktan yok olmuş olması.. (hani nedensellik demiştik ya bi ara, e insan merak ediyo tabi, o zaman dinazorlar “neden” yaratıldı aceba?) .. sonra kapanma.. mesela her kavim gibi aborjinlere de peygamber gönderilmiştir kesin, -kitapta böyle diyor ya- ama görünüşe bakılırsa bi tane peygamber de çıkıp “nedir ulan bu kıçınız başınız kabak gibi ortada, örtünün bakem !” filan dememiş bunlara, vesaire.. (şurda antroplojik inceleme yapıyoruz efenim, lütfen biraz saygı) ..aman ya neyse, detaya takılmayalım tabi.

  128. Aslına bakarsanız, tüm dünyada bi akım var.. O da dinin efsanelerden arındırılması.. Evet, din denilen şey efsanelerden arındırılmak ve daha net ve muhatab kabul edilebilir kılınmak isteniyor, yeni bişey değil bu.. Neden biliyor musunuz? Çünkü artık bilgi çağındayız da ondan.. Yani günümüzün zeki, algısı gelişmiş, aklını kullanmak ve sorgulamaktan çekinmeyen ve yaşamına birinci elden sahip çıkan nitelikli insanı masallarla ikna olmuyor artık.. deyim yerindeyse, kendi karar alma süreçlerini işletirken adam akıllı bişeyler duymak istiyor işte.. Sonuç mu?.. O da şöyle; E tabiki bire bir şeyler değildir onlar canııım.. Bak sen, peki ya nedir?.. Yani sembolik ifadeler işte.. teşbih, benzetme filan, eski insanların anlayacağı şekilde, yoksa nası anlasınlar.. hmmm.. evet efenim, öyle tabi..

    Mesela yarın birgün evrim meselesi ilahiyatçılar tarafından kabul edilirse o zaman ne olacak Adem’le Havva’ya?.. (hatta bu kısmen oldu bile aslında) ..Efenim onlar sembol.. Kimler sembol? ..Adem’le Havva.. halbuki biz sandıydık ki.. Yanlış sanıyorsunuz efenim, allah insanı bi süreç içinde yarattı, merhale merhale yarattı, bunlar sembolik anlatımlar.. Tamam iyi hoş da, şu cennetteki elmayı kim ısırdı o zaman, o da mı sembol?.. Tabi ki sembol, daha big bang yok, atom yok, elma nası olsun.. Hmm, peki ya şeytan ve şeytanın Adem’in önünde eğilmek istemediğini anlatan sahne, demek o da sembol.. Büyük ihtimalle öyle, dedim ya bunların hepsi sembolik anlatım.. Yani big-bang’den (ya da tanrı insanı yeryüzüne göndermeden) hemen önce tanrıyla şeytan arasında yaşanan o tartışma da sembolik o halde.. Tabi, o da sembolik efem.. Zaten şeytan dediğimiz varlık da aslında.. Evet, nedir aslında bu şeytan?.. En doğrusunu allah bilir ama, yani bizzat bi şeytan olmayabilir bu.. Ne olabilir peki?.. nefis olabilir mesela, ya da dürtüler olabilir, hemen öyle ayrı ve bağımsız bi varlık diye düşünmemek lazım.. İyi de, yok ben ateştenim o çamurdan diye cıngar çıkaran kimdi o zaman, o da mı sembol?.. mümkündür.. Peki ya cennet, cehennem?.. E onlar zaten hepten sembol.. Peki şu kıyamet denilen şey, göklerin yarılması, her tarafı ateş sarması, ayın ikiye bölünmesi vesaire..? O kadarını allah bilir, biz bilemeyiz.. Peki ya biz evreni yarattık ve sürekli genişletiyoruz, ya da tatlı suyla tuzlu suyu karıştırmıyoruz, veyahut bebeği üç katman içinde yarattık filan derken, şimdi bunlar da mı sembol? Hayır efenim ne münasebet, konuyu dağıtmayın lütfen, bakın işte onlar gerçek ! (iyiyimiş valla, işine gelince sembol işine gelince gerçek..)

    Son olarak; Bir kısım tasavvuf erbabının bahsettiği şeyler de bu bağlamda pek farklı değil benim için.. Vahdet-i vücud, hiçlik, denizde damla olmak, ya da seyr-u ilalllah, seyr-u fillah, seyr-u fil eşya filan derken hepsi iyi güzelde.. Sorular aynı işte.. (Belki söylemesi ayıp ama, ne şeytan ne de bizzat allah’ın huzurunda kendisine şahitlik eden Adem’le Havva hiç de tasavvufi takılmıyolar valla..)

  129. dinlere veya tanrılara inanmayan bir insan; inananlara “nasıl ikna oldunuz?” sorusunu sorunca;
    “vay efendim benim inanç değerlerime saldırı var” diye feryat edenler, mesela hindistanda cadde ortasında yatan bir ineğe insanların saygı göstermesi karşısında “ineğe tapılırmı ulan” yakıştırmasını pekde güzel yaparlar ama.

  130. Ha bu arada asıl soruyu da unutmayalım tabi.. Hani ateistlere sormuştunuz ya, aynısını bi de sizlere soralım bakalım; tanrıya inananlar evreni nası açıklıyorlar acaba?

    (sembolik mi mesela?)

  131. Elbette kurana bakarak açıklıyor. Ama kurandan bir şey göremeyince, önce bilim adamlarını dinliyor. Ondan sonra açıyor kuranı önüne. Bu bakara suresi kesin inekten yani memeliden yani yarasadan bahsediyor deyip, zaten bu kuranda yazıyormuş diye açıklıyor.

    )kapa parantez

  132. Aborjinlere de peygamber gönderildi mi şimdi?

    Benim bildiğim kadarıyla Avustralya 1600’lü yılların başında keşfedildi. Yani tanrının yeryüzüne gönderdiği son peygamberden nerdeyse bin yıl sonra.. E şimdi Muhammed son peygamber olduğuna göre, demek ki son 1400 yıldır zaten kimse uğramamış bunlara.. Ondan öncesi desen, İsa’dan Musa’dan da bihaberler.. (nası olsun, daha keşfedilmemiş bile kıta) Ama yine de kesin birileri gönderilmiştir di mi?

    (Kıç baş kabak gibi ortada oysa, örtünme haya diye bişey yok, karılar desen memeleri lümbür lümbür meydanda geziyor.. E şimdi biccik peygamber de çıkıp, “yav bu resmen zinaya davettir, örtünün bakem” filan dememiş mi bunlara? Sahi Adem babamız da böyle cıbıl cıbıl mı dolandıydı ortada?.. Antropoloji efem.)

  133. “Ha bu arada asıl soruyu da unutmayalım tabi.. Hani ateistlere sormuştunuz ya, aynısını bi de sizlere soralım bakalım; tanrıya inananlar evreni nası açıklıyorlar acaba?

    “

    Açıyorum Kuran’ı önüme ve elektromanyetik dalgadan, 3 katlı integrasyona kadar tüm bilgiler orada açıkça yazıyor. Ben öss ye de ordan hazırlandım dershane felan yok yani..

  134. Sonra da üfürükçülere kızarlar. Üfürükçülerin nasıl ortaya çıktığı belli işte.

    Tıp yerine kuran.
    Durmak yok yola devam.

    )kapa parantez

  135. Bilim, yeterince ilgi çekicidir. İlginizi çekmiyorsa… Kurana devam.

    xenix

  136. E şimdi sen böyle yaparsan allahın ateisti ne yapsın parçuket.. (Hani gayet normaldi soru, o zaman bu minik trip niye?)

    Aborjinler için ne diyosun bu arada, onlara da vahy peygamber filan gelmiş midir kesin?

  137. Geçenlerde bir arkadaşım sordu:

    -Şu twitter nedir?
    -Düşünceni yazıyorsun…millet okuyor.

    …dedim…ilk aklıma gelen bu idi.

    -Nasıl yani
    -Hani facebook un üst kısmında bir yer var ya…düşünce/durum bildiriyorsun…sadece o kısım var gibi düşün…yazıp yolluyorsun.
    -Osuruyon yani…

    …demesiyle sandalyeden düşüyordum…gülmekten.


    İman sahibi bir kişinin tek bir amacı olabilir.

    Cennete gitmek.

    Bunun haricinde yaptığı her bir şey twitmektir…

  138. Gerçi yukarıya yazdım ama sonsuz us ana sayfasını aşağıya çekerken başlığı bir kez daha görünce aklıma başka bir şey geldi.

    Küçükken evde ters dönmüş terliği çevirirken halam kendi kendine mırıldanmıştı:

    -Terliğin tabanı Allah a dönmez!

    Buna benzer öğretilerle başlıyor.

    Allah baba seni ateşe atar…
    Allah son lokmayı arkandan koşturur, tabak bitecek.
    Geçme dedenin önünden namaz kılıyor.
    Hadi sen de git camiye.

    Terliğin tersinin Allah a dönmemesi öğretisine azıcık et, birazıcık zencefil, iki tutam kimyon falan atarsın:

    -Allah hakkında böyle konuşma…

    …şeklinde sen de ötekine çıkışırsın.

    Amcam namazı kastederek “baş aşağı dümbelek yukarı” dediğinde;

    -Günah…yanarsın

    …demiştim.

    Lise iki tarih ödevinde dinler tarihi ile tanışıp 72 sayfa ödev yazınca öğrendim:

    1-Dinler ve tanrılar yok olabilmekte yerine yenileri gelmekte.
    2-Dünya üzerinde inanılan yüzlerce tanrı var.
    3-Tanrılar ve dinler insan uydurmasıdır.
    4-Tanrı olsaydı…ya da en azından ben tanrı olsaydım…tüm insanlık tarihinde tek tanrı ve tek din olurdu…ben bunu sağlardım.

    Denilebilir ki her bir tanrı ve din inancı çocuk yaşta oluşturulur…

    …oluşur değil…

    …oluşturulur.

    Çocukken içi boş kaset gibisin…ne duysan kaydediyorsun.


    Neydi başlık?

    “tanrı inancı nasıl oluşuyor, nasıl bu kadar emin olunuyor?”

    Aha böyle oluşuyor.


    Nasıl emin olunuyor?

    Avanta ile.

    Cennet de bu işin avantası…ahir mekanda huriler, ırmaklar, şaraplar, nuriler…

    …kıl tüy yün.

    Dünyevi mekandaki avantası da el etek öptürme, euro, erk, nohut, villa, fahişe filan.

  139. ben dindar insanların şu soruyu kendilerine samimi olarak sormalarını tavsiye ederim.
    “ben neden müslümanım?”
    “ben neden hristiyanım?”
    “ben neden yahudiyim?”
    “ben neden budistim?”
    .
    .
    .

    buyrun arkadaşlar; samimi cevaplarınız?

  140. Çünkü akılsız tasarım ürünü olan bir çok canlının iki açıklaması olabilirdi.

    Ya beceriksiz bir tanrı, ya da mizah dolu bir tanrı.

    İşte ben mizah dolu tanrıyı sadece FSM olarak görüyorum. (Diğerlerinin kitaplarını okuduğumdan bu yana hep kızgın, öfkeli, ciddi bulmuşumdur. Kitapsız olanlarda keza aynı)

    xenix

  141. Yorumların hiçbirini okumadım .,dürüstçe diyebilirm ki ; 10 yaşında ailecek Anamura gidiyorduk .U.urumlardan ve keskin virajlardan oluşan o yolda ” allahım ne olur uçuruma yuvarlanmayalım “diye dua ederken hatırlarım kendimi .sonuncusu oydu .Korkudan …

  142. İnananlar nasıl oluyor da inanıyor, Ben de bunu merak ediyorum:)) Simge arkadaşın söylediği gibi, Benzer konuların açıldığını biliyorum. Fakat benim amacım inananların bu konudaki eğilimini merak ettiğim için. Ateist olanlar da yazabilir elbette:)))

  143. evreni yöneten bir güç olduguna inanıyorum..kayıtsız şartsız inanmam öğretildi küçüklüğümde.”.amentü” ayetiyle tanrı ,peygamber,melek,ahrete inanmam emredildi..şimdi sadece çok büyük bir güce inanıyorum..bir yaradan var diyorum.bir yöneten..onu sorgulamıyorm..görmeye ,ona ulaşmaya da çalışmıyorum..bir güç bir enerjidir..gözle görülmeyen ,elle tutulmayan..ama bana göre var.çünkü hala tıp canlıyı var edemedi..
    canlı hücrelerden yaralanıp,klonlamayı,tüplerde embriyoyu üretti..yoktan var edemedi..bunu yapan biri–belki bir güç–var.ve ben ona inanıyorum.

  144. Müslümanım Elhamdülillah..Mutluyum,huzurluyum,inaçlıyım..
    Yorumların bir kaçını okuyabildim ancak..
    Şunu söylemek istiyorum ki insanların doğasında bir inanma bir inanç vardır değil mi? Ateist olsa bile;evrim,bilim vs..
    Evet ben ALLAH’A gönderdiği Kitaba ve Peygamberlerine inanıyorum,meleklerine inanıyorum..Son Peygamberimizle birlikte bize rehber olan Kuran’ı bize yol gösterici olarak gönderdi, buna inanıyorum..Hem bu dünya hem de ahiret hayatı için..Düşünmek,sorgulamak dinde yoktur, din buna engeldir diyorlar ama düşündüğümüz zaman dinin niye gerekli olduğunu ve bir yaratıcının olduğuna inanmak zor değil.
    Bunca canlının,yıldızların,gökyüzünün, gezegenlerin aklımıza gelip gelebilecek herseyin tesadüf eseri olduğu inancıda iç parcalayacı doğrusu..Çok üzülüyorum Benim Allah’ım bu inançsızlarada hiç eksiltmeden hayatlarını sürdürmeleri için gerekli olan herseyi veriyorken bu nankörlük O’na yapılan bu yüz cevirme beni üzüyor..Kuran’ı okuyup anlayabilen bir insan hiç şüphesiz o kitabı Yüce Bir İlah’ın gönderdiğine inanır..Ben çağrışmalarımın boşa cıkacağını bile bile memur olduğum bir görevi yerine getirmek istiyorum ve herkesi İslama davet ediyorum..
    Tam istediğiniz bir cevap alamadınız belki nede olsa teistim Allah’a inancım Kur’an,Peygamberler ve tesadüf eseri olamayacağını düşündüğüm herşey..

  145. Ben de inanıyorum. Fakat yozlaştırılan ve siyasi amaç için kullanılan dine değil. Bu konuda size Burak Özdemir’in Tanrının Doğum Günü veya Levhi Mahfuz kitaplarını önerebilirim. Aslında açmayı düşündüğüm bir diğer başlıktı. İnsanın bilimsel aydınlanmasıyla birlikte eski din, gelenek anlayışının değişmesi gerektiği ve dogma yerine değişkenliği esas alan, bölgeye ve zamana göre değişken bir din anlayışındayım.

    Kafalardaki Allah’a değil, gerçek olan Allah’a inanıyorum.

  146. Bir konudan emin olmak için onu ispat etmeniz gerekir oysa kimse tanrının var olduğunu ispat edemez. Ya inanır ya inanmaz. Fakat her birey kendince delil bulabilir. Bazıları buldukları delilleri analiz ederek tanrının olmadığına bazıları ise var olduğu fikrine kapılır. Sonra bu düşüncesini kendine tekrar ede ede onu mutlak gerçek sanar. Ve artık var olduğuna/olmadığına emin olunur. Birine kırk kere eşek deyince adamın eşekleşmeye başlaması misali.

  147. İnananlara eşşekleşme benzetmesi yapan parçuket isimli şahsın mesajını kınıyorum!

  148. Tanrı tanımazlar genelde bilime sığınırlar. Oysa bilim ile islam birbirine karşıt değil, aksine birbirlerini destekler. Fizikte en küçük yapı taşının ne olduğu biliniyor ama bunun ardındaki bir SIR, buna enerjiyi veren bir SIR. Kozmolojide evrenin varoluşu ile ilgili genel kanıya göre Bing-Bang teorisi. Ama bundan öncesi bir SIR. Kendisini zamanın en büyük fizikçisi zanneden Stephan Hawking bunu yerçekimiyle açıklamaya çalışıyor. Öyle olsa da yerçekiminin kaynağı. Bir SIR. Biyolojide canlının en küçük yapısı biliniyor ama bunun ilk hali nasıl oluştu. Bir SIR. Evrimciler bunu biyolojik çorba ile açıklıyor ama daha geriye gittikçe tıkanıyorlar. Ayrıca en basti canlılardan olan bakterilerin ve hücrelerin komleksliği de SIR. Astronomide, Güneş sistemi içindeki Dünya’nın olağanüstü konumu bir SIR. Yeryüzündeki insan yaşamı için hasas derecedeki yaşam koşulları (Oksijen oranı, Atmosfer oranı v.s.) bir SIR. (Bunun hangi bilimin konusuna girdiğini bilemedim) Jeolojide denizlerin karaların durumu, yanardağların yaşam için gerekliliği bir SIR. İklim biliminde düzenli atmosferik olaylar bir SIR. Tıp’ta insan vucudunun işleyişi bir SIR.
    Bunun gibi sayısız SIRLAR var. Bu sırlar puzzle’ın veya bilimin eksik kalmış parçalarıdır. Bu eksik parçayı tamamlamanın da tek bir yolu tek bir açıklaması var. Bugüne kadar bunun aksini mantık sınırları içerisinde ispat edebilen olmadı, olmayacak da.

  149. Bu yazıdan

    “İnananlara eşşekleşme benzetmesi”

    yaptığımı çıkaran bir kişi daha olursa basın toplantısı düzenleyip konuya açıklık getireceğim.

    [Hayır o zaman ben kendime de eşşek demiş oluyorum yani]

  150. Bu kadar SIR aynasız olmaz. Ayna ayna söyle bana, kim yesin bu elmayı:)

  151. Tamam ORPHEUS, tamam en güzeli sensin:)

    Dünyanın güneş sistemi içerisindeki eşsiz konumu çok eşşiz ama, yazık değil mi Jüpitere? Bak benim güneş sistemi içindeki yerim niye dünya gibi eşsiz değil diye sinirden yiye yiye nasıl da gaz yapıp şişko oldu gitti garibim:)))

  152. Bir tartışma sırasında insan cevap veremeyecek duruma gelip çıkmaza girince işi geyiğe vurmaya çalışır. İşte örnekleri görülüyor. Ben boğaz köprüsü dersem, sen altından sular geçti dersen bu laf kalabalığı olur. Konuyu açan arkadaş dedi ki “Tartışmayalım. Sadece Tanrı’ya inanan nasıl bu kadar emin olabiliyor? Bunu öğrenmek istiyorum” diyor. Ben kurallara göre hareket ediyorum ama bazıları oyunbozanlık ediyor.

  153. Dünyanın güneş sistemi içerisindeki yeri nasıl çok özel oluyor anlamış değilim. Bu nasıl bir mantık? Dünyada değil de Jüpiterin veya satürnün uydularından birinde, bol eksili sıcaklık düzeylerinde, yüksek basınç altında evrilmiş amonyak bazlı yaşam formları olsaydık, bu sefer de Jüpiter veya satürnün konumunu çok eşsiz bulacaktın, kendi canlılığınla ilgili bütün kriterleri çevre şartlarıyla karşılaştırıp bakın ne kadar hassas bir denge var diyecektin. Enerji temini için oksidatif fosforlasyon (oksijen) değil de metan kullanan bir canlı formu olsaydın, bu kez de yaşadığın gezegenden dünya atmosferine bakıp, ölçtüğün oksijen seviyesi karşısında burası çok zehirli bir gezegen diyecektin, sonra kendi yaşadığın gezegendeki metan düzeyine sevinip nasıl da eşsiz diyecektin. Senin puzzle öyle bir puzzle ki, her parça her yere uyuyor zaten, yeter ki sen iste. Ben şöyle anladım sizin gerekçenizi: tanrının varlığından eminim, çünkü dünyada yaşam var…

  154. Amerikalıların bir lafı var…

    “everybody gets out to get you”

    “Herkes evinden seni kafalamak için çıkar”

    Elbette buradaki “sen” derken “impersonal you”. Yani “sen” orada geniş anlamda kullanılmakta…

    …diğer bir deyiş ile “herkes evden birilerini kafalamak” için çıkar dersek tam anlamını yakalamış oluruz.

    Tanrı kavramı aslında karşındaki insanı ikna etme, elde etme, yönlendirme, tava getirme, kullanma, inandırma için icat edilmiş ek bir kuvvettir.

    -Abi yalanım var ise, aha bak çiziyorum, bu çizgiden ileriye gitmem nasip olmasın!

    Kimdir o nasip eden ya da etmeyen?

    Tanrı!

    Tanrı dediğin aslında birilerinin birilerini yönlendirme adına kullandığı KORKU mekanizmasını kullanmada İKNA katalizörü vazifesi gören bir HİKAYE…başka bir şey değil.

    İki gözüm önüme aksın ki öyle…

    …kim akıtacak onu?

    Ha?

  155. Amerikalıların başka bir lafı daha var.

  156. Sayın Hola. İnsanlık tarihi boyunca gerek mitolojilerde gerekse dinlerde, Taoizmde, Hinduizmde, Zerdüştlükte, Geleneksel Afrika dinlerinde, Şamanizmde v.s., Tanrı, Baş Tanrı, kötü ruh, iyi ruh, melek, cin gibi kavramlardan bahsedilir. Aradım taradım Tanrı kavramının geçmediği bir tek din veya dini kitap bulamadım. Budizm için ateist din derler ama onların kutsal kitabında bile Tanrıdan bahsedilir. Mesela en eski kutsal kitap kabul edilen Vedalar’da da Tanrıdan bahsedilir.

    Diyorsun ki insanları ikna etme politikası için Tanrı kavramı meydana getirildi. 5000-6000 sene önce Afrika kabilesinin birinde kim kimi ne için ikna edeceğim diye entrikalar çevirecek. Öyle olsaydı bile Afrikadaki insanlardan tamamen kopuk bir hayat yaşayan Hindistanda veya dünyanın öteki ucundaki İnka’larda nasıl olurdu da aynı ikna etme taktiğini uygulayacak

  157. Tanrı denilen kavram için o tarihini kurcaladığınız bütün kültlere baktığınız zaman ortak bir unsur var!

    Tanrı ile aranızda birisi!

    Mesela büyücü!

    Kabilelerde büyücü var öyle değil mi? Sana tanrı ya da tanrılardan sürekli haber getirir.

    Yahu bugün!

    Git Doğu Anadolu ya…ŞIH var…aynı topun kumaşı.

    Onlarcası hatta diyebilirim ki yüzlercesi ile sohbet ettim…

    Anadolu nun kırsalında dönenlere bakacaksın…

    -Bundan ikki sene ewwel bir cubbesi bir de takkesi wordi…

    …Allah-ü wekil bu geldiğinde Audi ile gelmiştir!

    Kim bu?

    Şıh.

    Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu insanını kerizler!

    Bu yazdığımdan adım gibi eminim…

    Bulun bir Van lı ya da Kars veya Ağrı lı…

    …sorun…

    …bütün şıhlar Siirt lidir der.

    Babadan oğula da geçer ha bu…

    -Şıhın oğludir…torunudir.

    Bakınız!

    Bir kişinin bir başkasını ikna etmesi dedik.

    Bunun altını doldurunuz!

    Pazarlama…MİSYONERLİK
    Satış…ZEKAT
    Reklam…CİHAD
    Dans…SEMA TÖRENİ
    Sanat…İLAHİ-MİNYATÜR
    Güzellikler…CENNET
    Romantizm…BEKARET

    …her yerden girmekte.

    Enseye bir tokatla ağzındaki lokmacığı alma işidir bunlar…

    …yalanım var ise taş olim.

    :p

  158. tanrının varlığı iknadan çok insanları oyalama taktiği olarak ortaya konuyor. cem yılmazın gösterisindeki lafını bilirsiniz. hindistanda fakirlik-sefalet diz boyu. oradaki insanların isyan etmemeleri için müthiş bir oyalama taktiği var. reenkarnasyon.
    -ya ne olacak bizim halimiz, biz çok fakiriz.
    -bir daha ki sefere kralsın be oğlum.
    -iyi o zaman ben isyan etmiyim. sabırla boyun eğeyim.
    aynı oyalama taktiğinin islam versiyonuda var. fakirler hallerine şükredip sabır imtihanını geçerlerse, cennette çok büyük nimetlerin onları beklediği.
    zenginlerin sorumluluklarının aslında daha zor olduğu. fakir insanların zenginlere emanet olduğu. eğer zengin insan fakirlere yardım etmezse öteki dünyada çok büyük ceza alacağı.
    ama şu hiç düşünülmez: zenginin zaten dünyada işi iş. havuzlu villalar, yatlar, katlar, jipler v.s. gırla gider. birde bu insan müslümansa (ki namaz kılmasına, oruç tutmasına falan da gerek yok) ahirettede eninde sonunda cennete gidecek. eeee hani zenginin işi daha zordu.

  159. Mahşer gününden sonra tanrı atesitleri ya da atesitlerin ruhlarını neden tamamen yok etmiyor? Bunun yerine neden sonsuza kadar cehennem ıstırabına mahkum ediyor? Etimizle kemiğimizle yanacakmışız, kül olup vücut döküldükten sonra ciltle birlikte sinir uçları da yenilenecekmiş, tekrar yanacakmışız, hep böyle sonsuza kadar devam edecekmiş. Niye? Bu nasıl bir sadizm? Yok et gitsin o zaman, hani yok olmak en kötüsüydü? Sinir uçlarını yenileyip yenileyip insanı sonsuza kadar böğürtmenin amacı ne? Düzgün yaşadım, çalmadım, çırpmadım, başkasının hakkına tecavüz etmedim, eşimi ve ailemi sevdim, çocuklarıma paylaşmayı, sanatı, insanları, doğayı ve hayvanları sevmeyi öğretmeye çalıştım… Olsun, bana inanmadın, hiçbir somut bulgu olmasa da beni bulup iman etmen gerekirdi, tanrı büyük demen gerekirdi, beni övmen gerekirdi… Bu nasıl bir hikaye yahu?

  160. Sayın denge, dinlerin büyük çoğunluğu Millattan önce ortaya çıkmış olduğundan ve sözlü olarak aktarıldğından her biri değişime uğramıştır. Hiristiyanlık da öyle. Özde mükemmel din olmasına rağmen İsa’nın ölümünden yüzlerce yıl sonra sözde din adamları Konsiller düzenleyerek dinin nasıl olması gerektiğine karar verdiler. Bugünkü Vatikan yönetimi bunun sonucudur. ve senin bahsettiğin Oyalama Taktiğini çok iyi uyguluyorlar.
    İslam ise büyük kitlelere hitap eden dinler arasında en son çıkan dindir ve günümüze kadar korunarak gelmiştir. Arap şeyhlerine, krallarına, tarikat liderlerine, hocaefendilere bakınca insan bunların müslüman olduğunu zannediyor. Hayır bunların yaşam tarzı müslümanlık değil, veya Kuran’da ifade edilen gerçek müslümanlık değildir. Çünkü kitabı açıp okuyunca anlıyoruz ki: Bir köle ile bir Sultan eşittir, Mal sahipleri servetlerini yoksullarla zekat yoluyla belli bir miktarını paylaşmak zorunda. Yardımlaşma, Hoşgörü, insan sevgisi ön planda. Biz buna halk dilinde adalet, hoşgörü diyoruz.
    Yoksa saray hayatı yaşayan, yatlar katlar alan Kral Abdullah’a bakıp da müslümanlık anlaşılmaz. Kuranı Kerim okuyarak anlaşılır. Bu kitap insanlardan fazla birşey istemiyor. Sadece iyi, ahlaklı bir insan olmanı istiyor. Allah’ın merhameti herkese yeter.

  161. Sanırım bir ifade hatası var…

    Yazar demiş ki:

    “Kuran’da ifade edilen gerçek müslümanlık değildir.”

    Aynı yazar aynı yazıda:

    “Yoksa saray hayatı yaşayan, yatlar katlar alan Kral Abdullah’a bakıp da müslümanlık anlaşılmaz. Kuranı Kerim okuyarak anlaşılır.”

    ???
    !!!

  162. tüm dinlerin özünde insan sevgisi, hak, adalet, insanın mutluluğu gibi kavramlar varmış gibi görünsede reel hayatta bu işler hiç öyle olmuyor.
    bir köle ile bir sultan eşit deniyor ama, karun gibi zengin kral abdullahın karşısında insanlar el pençe divan olurken, kendi halinde mazlum-saf-gariban bir abdullahın yüzüne kimse bakmıyor, adam yerine bile konmuyor.

  163. Tüm dinlerin özünde olan şey, tanrı şunu şöyle istiyor diye ortada dolanan tiplerdir, hepsi bu. Çünkü tanrının kendisi ortada yoktur. Dinlerin özünde insan sevgisi, mutluluğu olsa bile (ki hiç katılmıyorum buna) dinle alakası olmayan pek çok filozof ve düşünce insanı dinin içindeki bu temaların çok daha güzelini ve doğrusunu anlatmışlardır. Kutsal kitaplarda anlatılan sözüm ona insan hakları , insan hakları evrensel bildirgesinin çeyreği oranında bile net ve açık değildir. İtiraz eden getirsin ikisini de assın buraya karşılaştıralım.

  164. Sn Hola, sen de çok iyi biliyorsun ki anlatmak istediğim: “Saray hayatı yaşayanlar müslümanlığı yanlış uyguluyorlar” “Müslümanlığın en doğrusu Kuran’da yazıyor” “Kuran insanların servet sahibi olmasını tasvip etmez. Tam aksine paylaşmayı uygun görür. ‘Sosyal adalet’ diye özlemle andığımız ama bir türlü uygulayamadığımz bir düzen.”
    İslam ülkelerindeki krallara, sultanlara, şeyhlere, hocaefendilere bakıp da müslümanlık konusunda yanılgıya düşülmesin diye bunları söylüyorum. Aslı Kuran’da yazıyor. Aklı başında her insan bunu görebilir ve gerçek müslümanlığın ne olduğunu anlayabilir. Okuyan görecektir ki, herşey aşırılığa kaçmamak için, yalan, hırsızlık, cinayet, israf gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmak için. Böylesine bir kitaba saygıyla yaklaşmak yerine çamur atacak kusurlar aramak insan vicdanına ters düşer.
    İnsan hakları konusunda da çok sayıda ayet var. Ben sadece bir tanesine değinmek istiyorum: Kadın hakları 1800 yıllarında önem kazanmaya başladı. Bu yıla kadar bütün dünyada ikinci sınıf insan olarak kabul edilirlerdi. 500-600 yılları arasında islam boşanan kadınların güvencesi için ‘nafaka’ kanununu uyguladı.
    Bu konuyu açan arkadaş bana : “Seni Kuran’a bağlı kılan en önemli özelliği nedir?” diye soracak olsa verecek cevabım: “Bir sultanla köleyi eşit tutmasıdır” derim.

  165. Nafakaymış… Ne tarihten anlarsınız, ne peygamber hikayeleri dinlemek dışında bir haltınız var. SULTANLA KÖLEYİ EŞİT TUTMAK… Hala köle diyor ve konuşuyor, inanılır gibi değil.

  166. Bu yazdıklarınızı ortaya koyan ayetleri görsek hiç de fena olmaz…öyle değil mi?

  167. Ayet göstermek kolay. Ancak tek tek ayetleri okumak yanlış anlaşılmalara, yorumlamalara sebep olabiliyor. Mesela “Bugün yağmur yağmazsa eve gideceğim” cümlesinde “yağmur yağmazsa” sözünü çıkarırsak nasıl bir anlam değişikliğine yol açacağı çok açık. Din adamlarının aynı ayetlerden farklı farklı anlamlar çıkardığını görüyoruz. Kuran’ı bir bütün olarak ele almak lazım.
    Bizde hiristiyanlardaki gibi ruhbanlık sınıfı yok. İsteyen herkes açıp okur ve aklına göre kişisel kararını verir. Ama okumadan önce tüm önyargılardan arınıp tarafsız olmak lazım.

    Yine de ayet istersen:
    De ki: “Ben bu tebliğime karşı sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum.” Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir. Şura Süresi, 23

    Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma. Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. İsra 26 – 27

    Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.
    Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar. Maun 1 – 7

    “Yığınla mal harcadım” diyor. Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor? Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi? Fakat o zor yola katlanamadı. Zor yolun ne olduğunu bilir misin? Köleleri özgürlüklerine kavuşturmaktır. Kıtlık anında doyurmaktır. Akraba bir öksüzü, yahut düşkün bir yoksulu. Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir. Âyetlerimizi inkar edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir. Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır. Beled 6 – 20

    Rab’leri onlara cevap verdi: “Ben, sizden hiçbir çalışanın yaptığını ödülsüz bırakmam, erkek olsun, kadın olsun; hep birbirinzdenziniz (hepiniz eşitsiniz, farksızsınız). Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence ve hakarete uğrayanlar, vuruşanlar, öldürülenler… Onların kötülüklerini örteceğim ve onları içlerinde ırmaklar akan bahçelere yerleştireceğim. ALLAH’tan bir karşılık olarak… En güzel karşılık ALLAH’ın yanındadır. Ai İmran 195

  168. Irk, renk, cins, dil, din ayrımı olmaksızın bütün insanlar özgür ve eşit haklara sahip olarak doğar. Bu haklar: En başta yaşam ve özgürlük olmak üzere sağlık, eğitim, yasa önünde eşit oluş…evlenme, mal ve mülk edinme, çalışma, işini seçme özgürlüğü, din, vicdan düşünce ve anlatma özgürlüğü….. (insan hakları evrensel beyannamesinden alıntı)

    Senin kitabın her insan özgür doğar diyor mu? DEMİYOR. Senin kitabın her insan evlenme, malk mülk edinme, çalışma, işini seçme özgürlüğüne sahiptir diyor mu? DEMİYOR. Ne ötüp duruyorsun Orfeus, kitabında böyle şeyler yazıyorsa getir anlat, getirmeyeceksen sus. İyilik yap, yetim doyur , yoksula yardım et laflarına karnımız tok. Sen kadınların, cariyelerin kölelerin adına mı konuşuyorsun, kimsin nesin?

  169. Ayetler için teşekkür ederim…

    Ayetlere baktığım zaman gördüklerim anamın babamın bana okul öncesi anlattıkları basit öğretiler.

    Ne var bunda tanrısal?

    Vicdanlı ol, iyilik yap, yardımsever ol, adil ve dürüst ol…

    …bunların nesi tanrısal?

    Enfal…

    …bilirsiniz ganimet demektir.

    Enfal suresine bakınız…

    …ganimetin tamamı peygambere iken…

    …bu sonradan beşte bire iner…

    …sonra da tamamı dağıtılır.

    Sanırım 1 – 41 ve 69 uncu ayetler idi…üşendim bakamadım.

    Gerek olursa bakarız.

    🙂

    Eeee…nerede adalet?

  170. Sn Hola, daha önce dediğim gibi (ayet ayet değil de) Kuran’ı okuyarak bir bütün olarak anafikir edinmek lazım. Sağdan soldan duyumlarla fikir edinmek sağlıklı olmaz. Benden bu kadar. Herkes inanıp inanmamakta özgürdür.

    Bu arada SAÇMALIK nickiyle yazı yazan şahısa sesleniyorum: Burada efendi efendi fikirlerimizi düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Sen de efendice bir şeyler söyleyeceksen söyle, söylemeyeceksen benden uzak dur. Tansiyonumu kan şekerimi yükseltme. Yok durmam, illa sana sataşacağım diyorsan böyle internetten değil de erkek gibi yüzüme karşı söyle

  171. ŞEKERİ TANSİYONU FIRLATACAK BİRŞEY YOK. Şurda konuşuyoruz, ben de soru soruyorum, hemen de efendiliğe nasıl getiriyorsunuz konuyu anlamak mümkün değil.

    İyilik yap, vicdanlı ol, merhamet et, yetim hakkı yeme, yoksul doyur, bunların neresi tanrısal? Hayatında üç sayfa kitap okumuş birisi bile söyler bunları, tanrı öyle dememiş olsa kimse akıl etmeyecekmi bunları?

    GEÇELİM DİĞER SORULARA.

    İnsan hakları evrensel beyannamesi bildiğin insan işi, senin inandığın kitap tanrının kelamı. Senin kitabın herkes özgür ve eşit haklarla doğar diyor mu? DEMİYOR. Peki ne diyor? Köle de doğabilirsin, sultan da doğabilirsin, o benim takdirimdir diyor. Sen çıkıyorsun ordan hiç gocunmadan kuran köleyle sultanı eşit tutar diyorsun. Yahu biri köle öbürü sultan, bu nasıl eşitliktir, dalga mı geçiyorsunuz? Senin kitabın “her insan özgür ve eşit haklarla doğar” diyor mu? DEMİYOR. Demiş olsa köleler cariyeler mi olurdu? Köle dediğin kişi efendisinin izni olmadan, onun iki dudağı arasından olur çıkmadan nereye çalışıyor, nereye mal mülk ediyor, meslek seçiyor, para biriktiriyor, evleniyor? Ne özgürlüğü, ne insan haklarından bahsediyorsun sen? Senin tanrın efendiyi, sultanı, sahibi muhattap alan bir tanrı, onlarla konuşan bir tanrı, kölelerle, cariyelerle, kapattığı kadınlarla değil. Köleye, cariyeye artık seni özgür kıldım, dilediğin zaman sahibinden ayrılıp özgür olabilirsin, bu sana helaldir, diyen bir ayet mi var?

    Yetim doyur,iyilik yap, tırı vırı, onu Abbas abi de söylüyor. Sanki tanrı yüzyılın çözülmemiş matmatik problemlerinin cevaplarını fısıldanmış gibi ne bu havalar anlamak mümkün değil.

  172. Kitabın bütününe bakma olayı bana garip geliyor.
    Kitap zaten bölük pörçük…bölük pörçük vahiy olundu ve çooook seneler sonra kaleme alındığı da bilinen bir şey.

    Kitapta bir bütünlük mü var?

    Zeyd in karısını kendine eş eden Muhammed için inen ayet ile kitabın ayetleri arasında nasıl bir alaka ararsınız?

    Kuran ın tamamında bir bütünlük aramak sadece kitabı okumayanlar için anlamlı bir ifade olabilir.

  173. mAGNA CARTAYA ONDAN sona insan hakları evrensel bildirisne giden yol kuranın başlattığı insanlık devriminin bir sonucudur, tarihe bakarsanız bunu görürürz.

  174. “Astronomide, Güneş sistemi içindeki Dünya’nın olağanüstü konumu bir SIR. Yeryüzündeki insan yaşamı için hasas derecedeki yaşam koşulları (Oksijen oranı, Atmosfer oranı v.s.) bir SIR. (Bunun hangi bilimin konusuna girdiğini bilemedim) Jeolojide denizlerin karaların durumu, yanardağların yaşam için gerekliliği bir SIR. İklim biliminde düzenli atmosferik olaylar bir SIR. Tıp’ta insan vucudunun işleyişi bir SIR.”

    Hah ha hahaha, bence senin kafayın içi sır tutmuş:)))

    Kimse beni suçlmasın, bakın ben orfeusu taklit edicem şimdi.

    Eveeett… elimizde bir kare var… bakıyoruuuuz, evet dört kenarı var, olağanüstü şekilde dizayn edilmiş dört kenar, mucizevi bir şekilde her kenarı milimine kadar birbirine eşit… Durun daha bitmediii…. Ayrıca dört köşeye yerleşmiş dört tane açısı vaaarrr.. dikkatinizi çekerim dört köşede dört açı, ne bir eksik ne bir fazla… üstelik her açı tam olarak doksan derece, olağanüstü bir konumlanııış, çok hassas bir denge bu.. eğer kenarlardan yalnızca birisi diğerlerinden milimetrenin onbinde biri oranında birazcık kısa ya da uzun olsa kare diye birşey olmayacaktı… Açılar için de aynı sır dolu hassas dengeyi görüyoruz… dört kenara sahip olduğu halde üç tane açısı olsa herşey bozulacak, kenarlar birlşemeyecek, alan oluşmayacak, çizgi seviyesinde bir mahlukat olarak kalacaktı… Küçücük bir karenin bile böyle olağanüstü hassas dengeler üzerine inşa edilmiş yapısını görünce insan tanrıyı bulur…

    He he:) Dikkatinizi çekerim, sadece kareyi tarif ettik, başka hiçbirşey yapmadık. Saygılar:)

  175. Konuyu açan arkadaş, “inanmanızdaki sebep nedir” diye bir soru sormuş. Biz de naçizane düşüncelerimizi paylaştık ama konu öyle yerlere gidiyor ki Okan Bayülgenin Zaga programına benzedi.
    Ben “dünya yuvarlaktır ve güneşin etrafında dönüyor” deseydim. Buna inanmayan kişiler her türlü ironiye başvurabilir ama bu gerçeği değiştirmez.
    Neyse ben kulluk görevimi yaptım. Ne yazık ki asıl gerçek ancak öldükten sonra anlaşılacak. Tanrı var mıymış yok muymuş. “Allah hepimizi hidayete erdirsin” diyorum.

    Sn Hola, ben çok dindar biri değilim. Ben de bir zamanlar senin gibi şüpheyle yaklaşıyordum. İslamiyette uygulanan birçok şey bana saçma geliyordu. Okumalar araştırmalar sonucunda gördüm ki bana saçma gelen uygulamalar kitapta yok. Kitabı okumadıkları için de bir sürü hurafeler ortaya çıktı. Sözün özüne gelince ben üç kutsal kitabı okuyunca (Kuranı okurken 6 ciltlik tefsirden faydalandım) şüphelerim yok oldu. Özgür irademle diyorum ki: “İnanıyorum”. Tekrar söylüyorum: Ayetleri tek tek okumak farklı yorumlara yol açabilir.

    Sn Naci Yıldızkuyruk, astronomi konusunda bilginiz var mı? Eğer varsa bu meseleyi tartışabiliriz. Yoksa yaptığımızın kedi fare oyunundan ne farkı kalır. Espri anlayışınla sanırım Okan Bayülgenin veliahtı sen olacaksın 🙂 Senin niyetin gerçeği bulmak, fikirlerini paylaşmak mı yoksa geyik yapmak mı anlamadım?
    Caynizm, dinine mensup insanlar ellerinde süpürgeyle dolaşırlar. Yolda yürümeden önce önlerini süpürürler ki en ufak mikrobik canlıları bile ezmeyerek günah işlemesinler. Veya elbise dünyevi bir eşya olduğu için çırılçıplak dolaşmayı tercih ederler. Bir başka afrika dininde de koca penisli bir tanrıya taparlar. Şimdi bu insanlarla dalga geçilebilir, göbeğin patlayıncaya kadar kahkaha atılabilir. Sonuç ne olacak. Burada gerçekleri tartışıyoruz. Geyik yapma sitesi olmadığını düşünüyorum ve ben Caynistlerin inanışlarına bile saygıyla yaklaşıyorum.

    Astronomiye gelince birkaç örnek: Güneş sistemi içinde 9 gezegen var (Kimilerine göre 10 ya da 8). Bunların içinde sadece Dünya’da canlılar için yaşam koşulları bulunuyor. Diğerleri ya Venüs veya Merkür gibi cehennemi andırıyıyor. Ya Jupiter ve Saturn gibi tamamen gazdan oluşuyor ya da Uranus, Neptun gibi dondurucu soğuk hava hakim.
    Dünyadaki oksijen oranı öyle bir oranda ayarlanmış ki, biraz artsa ya da azalsa yaşam olanaksız hale gelir. Yine dünyanın güneşe göre öyle bir konumda yer alıyor ki biraz uzakta yer alsaydı soğuk gezegen, biraz yakında olsaydı sıcak gezegen sınıfına girerdi. Dünyadaki sıcaklık birkaç derece artsa bile yaşam koşulları altüst olur.
    Bunlar sadece birkaç örnek. Astronomide anlatılacak daha çok şey var. Tabi bütün bunlar birer tesadüf eseri. Desene hedefi tam 12’den vurduk

  176. Hala kareyi tarif ediyor ya, enteresan bir mutluluk anlayışı:)

    Düşünsenize bir, karenin dört kenarı var, tam da olması gerektiği gibi. Dört tane açısı var, o da tam olması gerektiği gibi. Her açı doksan derece , bakın yine tam olması gerektiği gibi. Evet bu bir SIR:) Karenin dört değil de üç kenarı olsa üçgen olacak, kare diye birşey hiç varolmayacak, eğer beş kenarı olsa o zaman da beşgen olacak, kare yine varolamayacak. Karenin tek bir açısı bile 1 derece farklı olsa o kare mahvolur. 90 derece yerine 89 veya 91 derece olsa kare dağılır, bir açının bozulması diğer açıyı da etkiler, artık o da 90 derece kalamaz, böyle karşılıklı bir denge var. Öyle bir hassas denge ki bu, gördüğümüz gibi tek bir özelliğini bozmaya kalkarsak karenin tamamı bozuluyor, oluşması imkansızlaşıyor. Daha anlatacak çok şey var:)

    Okan Baygülgen olsa ne derdi? Adama bak başkasına kızıp kendine gülüyor derdi:)

  177. Birkaç ateist arkadaşım var. Bunların ya maneviyatı eksik olur. Ya “dürüst, ahlaklı, yardımsever” gibi insani değerlerden yoksun olur. Ya da intihara eğilimli olurlar. Hatta bir tanesi intihar girişiminde bulundu. Dışardan bakınca yüzleri gülerler ama onları daha yakından tanıyınca tam bir bunalım, huzursuzluk hakim.
    İnsanlık tarihine bakınca her devirde her toplumda tanrı inancı varolmuştur. Çünkü insan din’e, tanrıya muhtaçtır.
    Umarım bu inançsızlıklar geçici bir süreçtir. Bir an önce hidayete ermenizi dilerim.

    Adını hatırlayamadığım bir prof. dini şöyle tarif etmiş:
    Din; insana güç veren, yalnızlığını ve sıkıntılarını gideren, iyiliğe yönelten ve güven duygusu aşılayan, insanlara özgü bir dost, bir arkadaştır.

    Din; fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yükselten ve geliştiren bir kurumdur. Ayrıca insanlar yön veren, kanun ve nizamların kavuşamadığı yerlerde de onları iyi ve faydalı şeyleri yapmaya yönelten bir hayat tarzıdır. Çünkü toplum düzenini korumayı gaye edinmesi dolayısıyla Din; anarşinin, haksızlığın, adaletsizliğin, kötülüğün düşmanıdır.

    Yalnızlık, çaresizlik, korku, keder, hastalık, musibet ve felaketler karşısında da insanın yegane teselli kaynağı yine din olmaktadır.

    Ahiret inanışı sadece ceza ve mükafat olarak değil, aynı zamanda insanın içindeki sonsuz duygusuna cevap vermek bakımından önem taşımaktadır. İnsan ölümden değil, yok olmaktan korkmaktadır. Bu hayatın dışında başka bir dünya inancı insanı yarınki hayata alıştırmaktadır. Suçlardan arınıp ebedi bir kurtuluşa ulaşma, huzura, cennet gibi bir nimete kavuşma ideali, insanda ümit ve arzu doğurmakta, dünyanın ızdırap ve sıkıtılarına karşı dayanmaya katkı sağlamaktadır.

  178. Benim bir kaç müslüman arkadaşım var. Bunların ya zekası kıt oluyor ya da anlamamakta ısrarcı ve dogmatik oluyorlar. Olmayan bir şey üzerinden ahlak bekçiliği yapmayı çok seviyorlar.

    Umarım bu saplantıları geçici bir süreçtir ve daha fazla kimseye zarar vermeden bu dogmalarından vazgeçerler. Din adına yapılan savaşlar, katliamlar, zorlamalar, baskılar hepsi birer hastalıktır, zavallılıktır.

  179. ORPHEUS arkadaşım, çok teşekkür ederim güzel yazınız için. Atesitlerin içinde bulundukları durumu farkedememeleri beni de çok üzüyor.

  180. Allah yok din yalan, camiye havraya kiliseye gidip düdüklenmeyin.

  181. ayy ben bu naci yıldızkuyruğu çok severim. gökyüzü tv. de çıkar bu ara ara kırıp geçirir böyle bizi:))))

    pek utangaç pek çekingendir genelde ama konu kare üçgen daire v.s oldumu kırar çemberi mikrofonu alamazsın elinden:)

    yanındayızz Nciii

    izleyin onu anacımmm:P

  182. Hayır canım, tarih dediğin şey senin okuduğun o yap ordan bir peygamber sallaması kitaplarından ibaret değil. İnanılır gibi değil, ne tarih bilgisi var ne merakı, ne de işin doğrusunu öğrenmek gibi bir çaba içinde, sallıyor ama peygamber efendimiz tarihte ilk defa olaraktan nafakayı şeetmiştir diye… B

    Nafaka Roma hukukunda da, eski mısır hukukunda vardır. Tarihin ilk yazılı kanunları olarak kabul edilen ve yaklaşık dörtbin yıl öncesine ait Hamurabi kanunlarında bile erkeğin karısından ayrılmak istemesi durumunda ona çeyizini iade etmesi ve bir kısım malından yararlandırması şartı geçer.

    İnsanı yadsıyan, hiçleyen, tanrı söylemezse hiçbirşeyi akıl edemeyecek zavallı bir mahlukat gibi gören körler… Kendi kendini aşağılayan medeniyetsizlik örnekleri.

  183. eskiden hoşuma giderdi: bir buluş, önemli bir teknolojik ilerleme olduğu zaman; “bunlar kuranda yazıyor, kafirlerde oradan bakıp buluyorlar” dendiği zaman.
    ama zamanla bazı şeyleri mantık çerçevesine oturtmaya çalıştığın zaman öyle olmuyor işte.
    o zaman soruyorsun “Allah ın gönderdiği bu kitap bu kadar bilimseldi madem, neden bilimin sahibi o beğenmediğiniz kafirler oluyor” diye. “efendim kafirler çok çalışkanmış, müslümanlar biraz tembelmiş, Allah ta adalet gereği çalışana hakkını veririmiş” bırakın Allah aşkına ya. her şeyin yazılı olduğu kitap ana dilinde orjinal halinde senin elinde olacak ama golü başkası atacak.

  184. Bu konuyu okuyunca, düşündümde bunun cevabını veremem..
    Ama aklıma gelen ilk şey bir fıkra idi…
    Bunu paylaşırsam ne düşündüğümü belki hissedebilirsiniz…

    Fen öğretmeni ders anlatıyor :

    -” Newton ‘un kafasına elma düşünce yerçekimini bulmuştur.
    İnsanlar dünya üzerinde yerçekimi sayesinde dururlar.”
    Öğrenci merakla sorar…

    -“Hocam Newton yerçekimini bulmadan önce,
    insanlar dünyanın üzerinde nasıl duruyorlarmış ?”

  185. “Adı konulmadan önce bilinen şey için ispat, delil ve benzeri şeyler gerekmez.”

    Bu cümle bende direk şunu çağrıştırıyor. Adı konulursa ispat, delil ve benzeri şeyler gerektirir.

    Eh yaratıcının adı konmuş. Allah.

    Hadi buyrun ispata, delile.

    xenix: Takiplerim

  186. Newton “yerçekimini” bulmamıştır, insanlar Newton’un kafasına düşen o “mizahi” elmadan önce de yerçekiminin farkındaydılar ve biliyorlardı.

    Ha Newton neyi mi buldu? Fen dersindeki öğrenciniz yanıtlasın bi zahmet, çok süper master yapacak gibi duruyor kerata (sınav tarihi için bkz. www. ahiret ünv. cc)

  187. Yerçekimini anştayn bulmuştu. 🙂

  188. “Newton “yerçekimini” bulmamıştır, insanlar Newton’un kafasına düşen o “mizahi” elmadan önce de yerçekiminin farkındaydılar ve biliyorlardı.
    “

    Sayın gamaro
    Haklısınız işte inanç böyle bir şeydir. Biri onun adını koymadan öncede bilebilirsiniz ama adı konulduğunda zaten bildiğiniz şey konusunda biraz daha bilgili olursunuz.

    Adı konulmadan önce bilinen şey için ispat, delil ve benzeri şeyler gerekmez.
    
  189. Yerçekimi adı konulmadan önce de “biliniyordu” elbette. Elinizdeki şarap testisini bırakınca yere düşüyordu örneğin, binlerce kez tekrarlasanız binlerce kez aynı şey oluyordu ve en sıradan insanın bile bu gözlemi genellememesi mümkün değildi. İşte “bilmek” denilen şey bu genellemenin kendisiydi zaten ve bir adı olmasa da olurdu.

    Ve siz ne demişsiniz hatırlayalım; “..inanç böyle bir şeydir…(yerçekimine atıfla) ..Adı konulmadan önce bilinen şey için ispat, delil ve benzeri şeyler gerekmez.”

    Bu durumda sizin tanrınız, henüz hiç kimsenin görmediği, tutmadığı, kaldırıp havaya bırakmadığı, ama eğer bunlar yapılırsa muhakkak ki bir yerlere düşecek olan ve bir şarap testisi oluyor. (tefsire açıktır, gerekirse onu da yaparım)

    Hani “biliyorsunuz” ya.

    E böyle bilmeye düşününce cevap verilemez tabi. (bknz: konuya dahil olduğunuz yorum)

  190. “Adı konulmadan önce bilinen şey için ispat, delil ve benzeri şeyler gerekmez.”

    Cümle içinde kullanalım:

    -Bu ne?
    -Adı yok?
    -Adı ne demedim, bu nedir dedim…biliyor musun?
    -Biliyorum ama adı yok…testi olabilir.
    -Yok o değil, bırakınca yere düşme olayı…
    -Şarap belki…
    -Hayır ulan, bu testi, neden bırakınca yere düşüyor…
    -Adı yok, biliyorum ama adı olmadığından açıklayamıyorum…Allah öyle istiyor olabilir mi?

    Bak ben bir kelime yazayım…bilmeyen var ise sabahlara kadar anlatırım:

    Dansöz!

  191. :)) ilahi sayın Gamaro niye bu tarafa çekiyorsunuz , ama madem böyle düşünüyorsunuz söyleyeyim.
    O testi değildir bundan öncesinin öncesininde öncesinde olan şeydir.
    Yani görmek, tutmak, havaya kaldırıp bırakmak , düşmek fiillerinin önündeki şeyinde önünde olandır. Bu sebeple O’nun hakkında böyle bir gözlem dahi yapamazsınız..

    Eğer bunu yapabiliyor olsa idik, emin olun bunu yapardık....
    Ama üzgünüm bunu dahi yapamayacaksınız...
    

    “bilmek” adını verdiğiniz genellemeye biz bilmek adını vermeyiz. bu daha çok saplanmaktır. Yani aksini anormal bulmak, doğru olduğu sonucuna bir genelleme yaparak ve buna da sadece “gözlem” yapmak suretiyle varmak…
    Gözlem yanlış değildir ama düşündüğünüz şeyin aslı hakkında sizi çabuk yanıltır.
    Gerçek gözlem ancak içe bakışla mümkün olur. bu içe bakış sadece kendi içine doğruda olmaz, varlığın özüne doğruda bir iç bakış geliştirmeniz de gerekir. o zaman sözsüz kelimesiz bir şekilde gözlem yapma imkanınız olur ve ispata neden ihtiyaç duymadan inandığımız hakkında bir fikriniz olur..

  192. “Gerçek gözlem ancak içe bakışla mümkün olur. bu içe bakış sadece kendi içine doğruda olmaz, varlığın özüne doğruda bir iç bakış geliştirmeniz de gerekir. o zaman sözsüz kelimesiz bir şekilde gözlem yapma imkanınız olur ve ispata neden ihtiyaç duymadan inandığımız hakkında bir fikriniz olur..”

    Muhtemelen, sadece o konuda fikriniz olur. Yani ancak neden inandığınızı anlarsınız.

    xenix: Takiplerim

  193. “gördükleriniz size aitse bundan kesinlikle eminsinizdir..
    Onay için tüm insanların aynı gözlemi yapıp beraberce yanılmayı beklemezsiniz…”

    Şizofreniler de gördüklerinden emindirler. Ayrıca tüm insanların aynı gözlemi yapıp her beraber yanılması, sizin tek başınıza yanılmanızdan daha düşük olasılıklıdır.

  194. Nasıllar neden için var değildir, var olanı anlamak için vardır.

    Din ve dini önermeler, bilim ve bilimsel gelişmelerin kalite standart prosedürü gibi kullanılamaz, kullanılsalar bile ulaşılacak tek sonuç “etki gereksizliği” şeklinde tarif edilebilir.

    Ayrıca “neden” sorusu henüz rüştünü ispat etmiş bir soru değildir. Eski bir Link

    İçe bakış için daha önce başka bir arkadaşımız (P.Edda idi sanırım) çok yerinde bir hatırlatmada bulunmuştu, vakit bulursam ben de daha genişçe değinmeye çalışırım. Şimdilik herkese iyi geceler.

  195. Temel kavramları baştan alalım o halde…

    Sokak diliyle “gerçek” ; hakikatin kendisidir, en önemli şeydir, çünkü çok (veya her) şeyi anlatır. (Boru değil, hakikat. Bknz bütün HY şaheserleri: yaradılış gerçeği, hücre gerçeği, şeftali gerçeği, maydonoz gerçeği, kabak gerçeği) Bilim diliyle “gerçek” denildiğinde ise; Bu sadece doğrulanmış bir gözlemi ifade eder, yani sıradan birşeydir, çünkü hemen her yerde kolayca karşınıza çıkar ve kendi başına hiçbirşey anlatmaz.

    Sokak diliyle “genelleme yapmak/ genellemek”; Yapılması pek hoş karşılanan birşey değildir, çünkü indirgemeci bir çağrışım yapar, biraz özensiz ve düşüncesizce bir iştir, bu bakımdan gerçeği/hakikati anlamak isterken uzak durulması gereken bir davranıştır. (Mesela ne denir; ama siz genelleme yapıyorsunuz beyfendi, hiç hoş değil, insanları genellemeyelim lütfen:) Bilim diliyle “genelleme yapmak, genellemek” ise; Doğrulanmış gözlemlerle (yani gerçeklerle) çalışırken sürekli ve her daim yapılması gereken bir şeydir, son derece kritik, düşünceli ve önemli bir iştir, hatta o kadar önemlidir ki “genelleme” yapmadan ve bunun sonucu olarak “genellenmiş bilgi” üretmeden bilim yapmak imkansızdır. Eğer daha da geniş bir perspektiften bakarsak bilimin bizati kendisi doğrulanmış gözlemlerin (yani gerçeklerin) en üst düzeyde genellenmiş bir kümesidir.

    Sokak diliyle “kanun” denildiğinde: Bir otorite tarafından konulmuş olan, bu otoritenin izni ve onayı dışında değişmesi ve değiştirilmesi mümkün olmayan kurallar bütünü anlaşılır. Bilim diliyle “kanun” ise: En basit ifadeyle; farklı genellemeleri genelleyen, tanımlayıcı bir genellemedir. (Açıklayıcı değil, tanımlayıcıdır.) Ayrıca tıpkı sevgili tanrımızın pek çok şeyden (örn. domates suyu içmekten) münezzeh oluşu gibi, bilimsel kanun ifadesi de kendisinin koyucusu, sahibisi, yaratıcısı vs. gibi kavramlardan münezzehtir:)

  196. Örneğin yerçekimi kanuna ulaşan yola bir göz atalım…

    Havaya bırakılan nesnelerin yere düşmesi ilk haliyle sadece doğrulanmış bir gözlemdir. Taşı alırsınız, belli bir yüksekliğe kaldırıp bırakırsınız, ve taş düşer. (Bunun sonucunda biz doğrulanmış bir gözlemle, yani bilim dilinde kullanılan anlamıyla bir “gerçek” ile karşılaşmış oluruz. ) Ve tıpkı yukarda belirttiğim gibi, sözü edilen bu gerçek, sokak dilinde kullanılan “gerçek” ten farklı olarak oldukça sıradan, hemen her yerde ve her zaman karşımıza çıkabilecek olan, ama tek başına hiçbirşey anlatmayan bir şeydir. (Taşı bırakınca ne oluyor? Düşüyor… E yani? Yanisi yok, sadece düşüyor işte 🙂 Bir sonraki aşama ise, ne zaman havaya bir taş bırakılsa bunun yere düşüyor olmasından yola çıkarak yapılan basit bir genellemedir: “havaya bırakılan taşlar yere düşer” Ve yine sokak dilinde kullanılan anlamından farklı olarak, bu genellemede itiraz edilecek birşey yoktur, ne yani, efenim lütfen havaya bırakılan taşları genellemeyelim mi denecek, yok daha neler:) Daha sonrasında ise, bu düşüşün sadece taş için değil, kalem, kitap, defter, çanta, odun, elma, armut, kedi, köpek ve bilimum nesne için de doğrulanmış gözlemleri (yani gerçekleri) biraraya geldiğinde, deney ve gözlemle sürekli ve sürekli doğrulanan temel bir prensip olarak, TANIMLAYICI bir genelleme oluşturulur ki, işte bu bilimsel kanundur ve adı ister yer çekimi ister uzay itimi olsun herhangi bir önemi yoktur.

    Gelelim teori meselesine…

    Sokak diliyle ” teori”: Gerçeğin yanında şüphelidir, kesin olmayandır, henüz ispatlanmamıştır, faraziyedir, ve bu bakımdan çok da önemli değildir, hele gerçekle kıyaslanınca hiç önemli değildir. Bilim diliyle “teori” ise: Bilim için en önemli şeydir, çünkü AÇIKLAYICIDIR. Bu sayede kendi başına hiçbir şey anlatmayan gerçekleri (doğrulanmış gözlemleri) ve tanımlayıcı olmak dışında bir şey ifade etmeyen kanunları açıklar ve anlarız.

    Ha şimdi teorisyen bütün bu aşamaları (gözlemi, deneyi, doğrulamayı ve doğrulanmış gözlemlerin genellenmesiyle ulaşılan bir prensibin de genellemesiyle ulaşılan kanunu) alıyor ve bugüne kadar gözlenmemiş, deneyimlenmemiş, gözlemlenip deneyimlenmediği için doğrulanma ve genellenme şansına bile erişememiş tanrısına şip şak monte ediyor, üstüne bir de yerçekimi bulmuş (!) magribi (pardon Newton) fıkrası patlatıyor, sonra da gelip bunların hepsi olmuş da bi tek adının konması eksik kalmış gibi benim şarap testime laf ediyor.

    İyiyimiş.

  197. :))
    HY’yi boşverin ben onu pek ciddiye almam…Siz zaten almıyorsunz.. onlar insanları hala eski tarzda düşünüyor zannediyorlar… Kendilerini geliştirmiş değiller…

    Şimdi “bilimsel kanundur” sözünüze gelelim birinci şart nedir ?
    Gözlem yapılan doğrulanmış bir gerçeğin varlığı….
    Neye bağımlıdır ?
    Gözlem’e…
    Peki gözlemlerimiz bir olay hakkında ne kadar bilgi verir ?
    Hiç….
    Gördüklerimiz gerçek olmayabilir , bir illüzyon numarası olabilir, gerçek gördüğümüz değil onun arkasındakidir…

    Mesela Neden ? Nasıldan ziyade...
    İşte asıl gerçek Nasıldan daha çok Neden'in cevabıdır....
    Nasıla bu kadar kafa takan insanlar için Neden önemsiz ve gereksiz bir sorudur. Hatta bir yanılsamadır. 
    Bir HADD sorunundan ibarettir. 
    
    Halbuki Neden öncelikli insanlar için Nasıl'lar bile Nedenler için vardır 
    

    İşte bu insanlar sizin yapmış olduğunuz gözlemleri alıp, bunları tekrar gözlemler ve yerçekimini gördüğünüz sıklık
    ve sıradanlıkla Yaratıcıyı gözlemler tabii ki zatını değil… Onun eserlerini….
    Dolayısı ile sizin bilimsel gerçeklerle yaptığınız genellemeleri yaratıcı için yaparlar. Dolayısı ile çıkan sonuç bilimsel olur. ama
    Nasıl bağımlı bir evrende değil tabii ki , Neden bağımlı bir evrende…. Ya da zihinde….
    Dolayısı ile bu ispat gerektirmeyen bir gerçektir.
    Adı konmasada olur…konsada

  198. “Muhtemelen, sadece o konuda fikriniz olur. Yani ancak neden inandığınızı anlarsınız”

    Hiç değilse gördüklerimin gerçek olduğunun tescili bana ait olur başkalarınında benim yaptığım gözlemi yapmalarını beklemem.
    Yani “bilimsel olma” (!) gibi bir zorunluluğu olmaz.. Çünkü bilimsel olmak ancak hep beraberce yapılabilecek bir iştir. gördükleriniz size aitse bundan kesinlikle eminsinizdir..
    Onay için tüm insanların aynı gözlemi yapıp beraberce yanılmayı beklemezsiniz…

  199. Gözlem yapılan doğrulanmış bir gerçeğin varlığı….
    Neye bağımlıdır ?
    Gözlem’e…

    Hayır İSPAT a.

    Gerisinde cevap yazılası bir şey yoktur.

  200. “Şizofreniler de gördüklerinden emindirler. Ayrıca tüm insanların aynı gözlemi yapıp her beraber yanılması, sizin tek başınıza yanılmanızdan daha düşük olasılıklıdır”

    Buna göre tüm insanlar şizofrendir, sadece başka insanlarda gördüklerinizi onaylıyorsa bu etiketten kurtulabilirsiniz…
    Demekki kendinden emin olmamak normal bir durum, kendini başka insanların onaylamasını beklemek yani…

    Olasılık yalancılıktır.. İnanç olasılıktan bahsetmez o zaman inanç olmaz….Şizofrenler demek ki inançlı insanlardır…
    Tek sorun herkesin gördüğünü görmemeleridir…

    Benim kastettiğim görmeyi, yani bireysel görmeyi her insanın yapabileceğini söylüyor dinimiz…Bu yönüyle şizofreniden ayrılıyor sanırım… Sadece bazıları için bu yeteneği kullananamak sözkonusu yada kullanmamak…..
    Zaten bu aleme alemi davet denmesinin sebebide bu olmalı….
    Yani bizim bireysel olarak gözlemlediğimizi, başka insanlarında bireysel olarak gözlemlemesini sağlamak…
    Ama bu sadece bireylerin kendilerinin yapacağı bir deneyim Tıpkı “görmek” fiilinde olduğu gibi…

  201. “Ayrıca “neden” sorusu henüz rüştünü ispat etmiş bir soru değildir”

    Neden değildir ? Rüştünü ispatlamak için ne yapmalıdır ? Başka insanların reyine onayına mı ihtiyaç duymaktadır…
    Ayrıca buna neden gereksinim duysun ?
    Öznel deneyimleriniz için bir onaya ihtiyaç duyarmısnız ?

    ” Nasıllar neden için var değildir, var olanı anlamak için vardır.
    “

    Nasıllar anlamak için en ufak bir çaba harcamazlar… Yada buna katkıda bulunamazlar….
    Anlamak dediğiniz fiile yüklediğiniz dar ve sığ anlam sebebiyle sizler Neden sorusunun derinliğini anlamıyorsunuz aslında.. Din ve dini önermeleri konuşmuyoruz, bundan çok önce bir sorgulama gerekir zaten..

    Nasıl; bir olayın bir kanunun oluş biçimi ile ilgilenir bunu anlarsınız ama anlamak bu değildir. Bu o olayın neden var olduğu şekilde gerçekleştiğini açıklamaz…
    Mesela ;
    yukarıdan bırakılan bir cisim yere düşer…
    Bu yerçekimidir,
    Cisimlerin birbirini çekmesi sonucu oluşur,
    daha detaylı açıkla….
    Kütle etrafında uzay-zaman geometrisi bozulur.
    cisimler bu geometriyi takip edecek şekilde birbirine çekilir hareket eder.
    Eeee açıkladın mı yani şimdi ?
    Ben ikna oldum mu ?
    Yooo olmadım bu bir açıklama değil ben bunu bilince bir şey anlamış olmadım….
    Sadece var olanın nasıl olduğuna dair herkesçe kabul edilen ve gözlemlenip genelleştirilmiş bir Nasıl açıklaması
    dinledim…
    Ben ikna oldum mu yani anladım mı ?
    Hayır kesinlikle anlamadım…
    Neden peki ?
    Çünkü Neden var olanın var olduğu şekliyle var olduğunu açıklamaya yetmiyor bu Nasıl cevabı da ondan…
    Bu gördüğüne bir cevap bulma cevabı, ya görmediklerimiz ve olmayanlar…
    Onlar ne olacak ???
    Başka olası evrenler içinde en olası evrende olduğumuz gerçeği bir gerçek değil kendini kandırmadan ibarettir.
    Bütün olasılıklar aynı oranda geçerlidir.
    Ama gördüklerimiz neden gördüğümüz şekilde..
    Neden hepimiz aynı şeyi görüyoruz.
    Sadece kendimizi kandırmaktan ibaret bir bilim yapma şeklimiz var.

    Açıkladığımızı sandığımız bilimsel olgular aslında hiç bir açıklama yapmamak için ortaya atılmış kurgular..
    Onları test edip ispatlamamız bu gerçeği değiştirmiyor kendimizi kandırmamızı kolaylaştırıyor sadece o kadar...
    
  202. Sayın Hola;

    “Hayır İSPAT a. “

    demişsiniz…

    Peki ispat nasıl yapılır ?

  203. Teşekkürler sayın Hola ;

    isbat : “tanıt ve kanıt göstererek bir şeyin gerçek yönünü ortaya çıkarma, kanıtlama, tanıtlama, tanıt:”

    ancak bu tanımın benim söylediğimden bir gömlek farkı var sadece,

    Şu fıkra var ya onu hatırladım şimdi…:)) Herneyse…

    Tanıt ve kanıt gösterebilmek için bunu göstereceği insanların daha önce gözlemlemiş olduğu olguları kullanmak zorunda değil midir bunu yapacak olan kişi…
    Sonuçta gene geldi dayandı gözleme…
    Biraz öteden dolanıp gelmiş oldunuz aynı yere…Sayın Hola

  204. Cümle içinde kullanalım:

    -Öyle oldu, gözlemledim.
    -Hani kanıtı?
    -İşte!

    -Öyle oldu gözlemledim?
    -Hani kanıtı?
    -İşte!
    -Bunlar kim len?
    -Şahit!

    Bu arada: İsbat değil, ispat…kitab değil, kitap…bazartesi değil pazartesi…

  205. Bizim, her bir dusuncemiz genlerimiz ile koreledir. Ha keza, davranislarimizin psikosensoryel tutumlarimiz dahi genomlarimizin bilgi paketlerine yazilan datalardan baska birsey degil. Tanri inancina yonlendiren, aynen filogenetik olarak neonatalin ilk refleks olarak verdigi emme ve yutma aktlari o natal icin ne kadar natural ise ayni sekilde inanc, dusunce ve bakis acilarimizin getirdigi diferense faktorler farkliligimizi yaratmakla beraber o kadar da naturaldir. Neonatal bir bebegin postmature bir genclik geciren adolesan donemindeki insan, genetik veri tabaninin paket ustune paket ( binary to binary) gelmesiyle de cok cesitli dusunce akimlari icerisinde bulur kendini. Bu dusunce akimlarinin genetik plandaki yeri nesiller boyu transforme edilen ve atalardan gelen “deger yargilari, rolativ hologram dunyasi” uzerine kurulmus herseydir. Insan, aslinda beynini kullanan ve bu istikamette hayat denilen aslinda multi D hologram dunyadan (zihnin yalanci dunyasi) cikan birimin adidir insan. Tanri inanci iste tam da burada devreye girer. Bes duyu skalasina kendini hapseden bilinc, mikro sonsuz ve makro sonsu evren ve paralel evrenleri degerlendiremedigi icin bir galaksi uzerindeki ton ton, ak sakalli veya totemistce yazmak gerekirse hayal olan hologram dunyasinda hayal ettigi tanrisina inanir. Semavi diynler diye tabir edilen anlayisi ise avam cogunlugu iste bu derekeye indirmistir. Incilde, Yakub Rasul’un kistasinda, rabbiyle “pineal” denen yerde gorustugunu vurgular. Pozitif bilimce biliyoruzki bu yer, beyinde bir kompanse sistem icerisinde islev goren ve ucuncu goz olarak tabir edilen, hatta ve hatta histofizyolojik olarak bu yapiya ruhu bedene hapseden bez olarak vurgu yapilir. Kur’an da ise, sah damardan daha yakin olduu vurgulamasi var. Biz biliyoruz ki, otelerimizde bir tanri yok, insanin disinda olan, evren ustu bir yapi yok. Allah inanci tanri inanci ile es deger bir anlamda anilmamali. Cunki beyin dedigimiz sey ismi Allah olanin ta kendisi ve beyin O’nun ozelliklerini yansitir. Sahdamarin besledigi (carotis arterler) ve klavikuler arterin vertebral bolumu beyni basiller olarak besler. Biz, dusunceden ibaret olmamiz dolayisiyla, dusunceyi yonlendiren intrakraniyel yapilar ile birlikte external odaklarda var. Biz, kendimizi tanidikca ve kullanmakta oldugumuz bu super otesi insan bedenini tanidikca ve calisma sistemlerinin gereklilikleri dogrultusunda hareketler ortaya koyarak bilinc denilen yapiyi ozgurlestirebilir. Bu yapi ozgurlesmezse ne olur? Totemist bir tanriya inanir ve bilinc koyunde yasamaya devam eder. Oysa bir Rumi, Ibn Arabi, Geylani ve diger “insan”lar, tanri inancini gecip ozgurlesebilmislerdir. Onlar birer ateist olarak varlik denilen aslinda yokluk ile birlesmislerdir, bu birliktelik o insanlarin beynini kullanarak bilinc koylerinden cikmasi sonucu olusmustur. Cennet ve cehennem korkusuyla olusan bir tanri inanci cok kotu ve bu potansiyel olarak butun insan denilen birimlerin genetiginde var. Genetik olarak bizim kullandigimiz database, imzalanmis ve yururluge girmis bir paketten ibarettir. Selam.

  206. Teşekkürler Sayın Hola;
    tartışmayı burada bitirmeyi teklif ediyorum…
    İyi günler dilerim…

    “Cümle içinde kullanalım:

    -Öyle oldu, gözlemledim.
    -Hani kanıtı?
    -İşte!

    -Öyle oldu gözlemledim?
    -Hani kanıtı?
    -İşte!
    -Bunlar kim len?
    -Şahit!

    Bu arada: İsbat değil, ispat…kitab değil, kitap…bazartesi değil pazartesi…
    “

  207. Teolojinin içeriğini alıp biyolojinin, matematiğin, fiziğin, kimya ya da astronominin içine yayıyorlar…

    …hem de sabahlara kadar.

    Ben de oryantalin içine yayıyorum…

    …vınnn.

    🙂

  208. video güzelmiş.
    zaten konu başlığının cevabı var videoda.
    insanların inandıkları şeylere inanmalarının tek sebebi şans. doğdukları yer. dindar bir ailede doğmuşlar.
    evet. işte olan sadece bu. bu kadar basit.

  209. Arkadasım dayanamadım, belki biraz düşünürsün ezberden yazmayı bırakırsın diye basit bir soru soracağım ve cevabını vereceğim.
    Bir maymunu arapca klavye basına oturtsak bir sure veya bir cüz yazma olasılığı yüzde kaçtır?
    Çok basit bir matematik sorusu.. Arapça harf adetini biliyorsan (buna n diyelim) ve senin seçecegin bir cuz alalım ve cuzdeki harf sayısını sayalım bunada X diyelim.
    Maymunun ilk harfi dogru yazma olasılıgı n’dir. Birinci ve ikinci harfi doğru yazma olasılığı n*n dir..
    X kere n rakamını carparsan diyelimki 10 katrilyon olsun…
    Maymunların 10 katrilyon denemesinden bir tanesinde bir cüz yazasını engelleyecek hiç bir kuvvet yoktur..
    Cüz sayısı * 10 katrilyon dersekde cüzlerden oluşan bir bütünü (isim vermiyoruz) bir maymunun yazabilme olasılığını buluruz.
    Benim mantığıma göre bunun olma olasılığı masallardaki kanatlı boynuzlu atın olma olasılığından daha fazladır. Ve buna benzer masallardan..

  210. Dünyanın kendi etrafında dönüşü ve güneş etrafındaki yörüngesini incelerseniz çok hassas bir çizgi izler. Elips şeklinde olan güneş etrafındaki yörüngesinde, güneşe yaklaşan dünya çok akıllıca davranarak yörüngedeki hızını arttırır ki, güneşe düşmesin.. Uzaklaştığı zamanda hızını azaltır ki, uzaklaşıp gitmesin.. Ayrıca, çok yoğun demir gibi ağır elementlerden oluşan dünyanın çekirdeği su şeklinde erimiş olarak durmadan döner ve böylece manyetik bir alan oluşturarak dünyadaki yaşamı güneşin zararlı ışınlarından korur. Bu meşhur kutup ışıklarıyla ispatlanmıştır. Bir bakıma dünya bize anne rahmi gibi ev sahipliği yapar. O halde tanrı dünyanın kendisidir. Fakat, güneş olmadan dünya canlı yaşamı için-başta bizler olmak üzere- bir hiçtir. Bu noktadan hareketle evrende var olan her şey birbirinin varlığının sebebidir. Hiç biri tek başına bir şey ifade etmez. O halde bunlar tanrı olamaz. Tanrıyı evrenin dışında aramak lazımdır. Ancak bizim beynimizin sınırları evrenin dışını anlamaktan çok uzaktır. Kaldı ki, tanrıyı çözümlesin. Tanrı öyle bir şey ki, bir canlı için iğrenç olanı, başka bir canlı için bulunmaz bir lezzet olarak kabul ettirmektedir. Bizlerin doğumu boşaltım sistemimizden olurken, aynı zamanda bu yolla zevk almamızı da sağlamaktadır. Kan, irin, et, ot, zevk, tat alma, iğrenme iç içe geçmiştir. Bir yerde biz insanlar aşağılanıp cezalandırılıyoruz. Bütün bunlar mutlak bir güç olmadan gerçekleşemez

  211. TANRIYA İNANIYORUM ÇÜNKÜ İŞEDİĞİM YER AYNI ZAMANDA ZEVK VERİYOR, TÜM BUNLAR MUTLAK BİR GÜÇ OLMADAN GERÇEKLEŞEMEZ.

  212. kseniks

    Sana bu soruyu sorduran güç tür Tanrı!.

  213. Ruha kazınmış şeyler, aileden ya da çevreden edinim ve gerçek korku, gerçekten korku, çekinceler;

    Neden bunlar ya da neden böyle şeyler;

    Ben gerçek anlamda ilk ne zaman sorguladım bilmiyorum ve emin değilim ama ilk gençlik yılları ya da biraz öncesi olmalı; çocuklukta da varsada var mı yok muya erişmez galiba,
    Ama sorguladığım Tanrının varlığı ya da yokluğu muydu? Tanrı ve onun adına sunulan dinlerin çelişkileri ve doğruları mıydı? ASlında önce dini ve insanların inanış-kabulleniş biçimini, çelişkilerini- toplumsal kabullenişi aslında din kurumunu benzeri sorguladık-sorguladım; Sonra sunulan biçimde bi din göndermiş- yaratmış gerçekleştirmiş bi Tanrı ile bağlarımızı keser gibi olduk, Ama din göndersede göndermese de vardır, Anlatılan gibi değildi, iyidir, objektir, din bozuktur, adildir, bi bildiği vardır-yoktur ya da aslında tanımlayamayacağımız başka bi biçimdedir; varlık değildir-kimlik değildir- neliktir-değildir şudur-budur şeklinde bi yaratıcı güce ya da sisteme inancımı sürdürdüm; Şimdilerde tanrı ya da yaratıcı adından-kimliğinden arındı düşünüşlerim; Bilinen ve alaşılan anlamda bi tanrıya inanmıyorum ya da varlığını benimsemiyorum, Yan ibenim için kitapları ve dinleri tanrı apmadı ya da göndermedi ama başka bi boyutu var; Ya bütün her şeyi tanrı yaptı ya da hiç bi şeyi tanrı yapmadı, ya herkes ve her şey tanrı ya da hiç bi şey tanrı değil, Kuran kitabını tanrı yazdırdı ise her kitabı tanrı yazdırdı; Yani ben ne inanıyorum ne inanmıyorum, Hem evet hem hayır, Hem var hem yok; Bu nasıl olur denilirse, olur, olur;

    Yazıyorum çünkü gerçekten anlamak istiyorsanız, istiyorsak belki biraz aydınlatabileceğini düşünüyorum;

    Gerçekten tanrı düşüncesini sökmek atmak- tanrı fikrinden ya da korkusundan azabından arınmak güç-zor ve travmatik bi süreçtir; Bunu insanların anlamadığını ve birbirini fazla incittiğini-kırdığını , bu konuda anlayış yerine karşıtlık geliştirdiğini düşünüyorum; Bi çok kişi bunu anlamıyor çünkü ailesel çevresel yapıdan aşlanmış güçlü bi din tanrı ya da benzeri fikri ya da bunun ruhsal düşünsel köklerini taşımıyorlar, Sözcükler ve düşüncelerle birlikte korkuda-korkma ve çekinmede tıpkı düşünceler gibi aşılanıyor ve siniyor ve öğretiliyor insanlara; Bunu anlamak sityorsanız örneğin günlük hayattaki ya da edebiyat ve sinemadaki azap korkusu-günah korkusu- cezalandırılma korkusu duyan dindar profilin psikolojisini gözlemleyin;

    Bir insanın cehennem fikrine inandırılmasının gerçekten inandırılmasının yarattığı gerçek travmayı düşünebiliyor musunuz?

    Çocukluk aşılaması, çocukluk benimsemesi, dertdaş tanrı, iç dökülen tanrı, tanrı ile konuşmalar, sırdaş tanrı, baba figürlü tanrı, isanın tanrısı-sevgi dolu merhametli tanrı, anne figürlü tanrı, her şey anlatılan tanrı, her şeyi dinleyen tanrı; sokratesin tanrısı, aşkın kusursuz beklentisiz tanrı; sokratesin tanrısal sesi-her şey icevaplaayn-yanıtlayan tanrı; — Babası ölen çocuğun babası yoktur ama babası vardır, babasız tanrı, Ama aslında kimsenin babası yoktur ya da babası babası değildir; Nedir mi nasıl mı? Bİr ağacın tohumunun döküldüğü ağaç ile baba oğulluğu;

    Daha ileri gidelim, Kadın yok, erkek yok, çocuk yok, hepsi insan, İki geyiğe bakıp kimse dişilik ya da erillik ayrımı görmez gösetmez; Her neyse konu konu dışına taştı;

    Ama bu sorunun gerçek yanıtının (ya da benim öyle olabileceğini düşündüğüm başka yanıtlarının) muhtemelen sizde ya da buradaki genel okuyucuda karşılığı olmayacağı için, belirtemiyorum yine de; Muhtemelen, akıl dışı, din dışı, bilim dışı, vb. bulanabileceği fazla mistik-metafizik-kurgusal, komplo ya da gerçedışı-ötesi, akla uzak geleceğini de düşünerek) Başka bi mesaj yazacağım sanırım;

  214. Bana soruyorsanız, ama bana sormayın,

    İnsanlığın tarihine, mitlerine-mitoslarına, mitolojisine, dinlerine, geçmişine, bilinçaltına, korku ve travmalarına diğer her şeyine bakalım; Tanır öznesi ya da tanrılaştırılmış özne diyelim bu düşünceye karşılık gelen düşünce yumağı ve bulutuna bakalım, iyice bakalım, Sonra tarihimize köklerimize- kayıp yitik bilgimize geçmişimize yeniden bakalım; Tanrı olarak özneleştirilimiş düşünce yumağı aslında bi öznesizliğe isabet etmiyor ancak isabet ettiği özne de tanrı değil ya da gerçek tanrı-gerçekten tanrı değil; Bunun için öfkeliyiz, Çok öfkeliyiz; Çünkü farkındayız;

    Öznesi olmadığı düşünülen ya da iddia edilen bi tanrı düşüncesine ya da tanrıya karşı neden öfkeliyiz? İnanmayan neden olmayan bi tanrıya karşı öfke duyuyor ve saçıyor?

    SÜmer mitolojisi ya da hint mitolojisi/mitolojileri ve diğerleri, gökten gelenler, yakılan yıkılan kentler, üç buçuk metre boyunda insanımsı yaratıklar, güç ve gövde gösterileri, itaat ve tapınç istenci-

    Bunları ben demiyorum; Tarih ya da mitoloji diyor; Bu tartışmayı açmak istemiyorum çünkü başka yönlere kayıyor, Bunu ilettiğim tartıştığım neredeyse hiç bir yerde ölçülü, tutarlı bi karşılık alamadım ya da konuşamadık; Neredeyse hiç kimse ama hiç kimse bunu bir olasılık olarak bile düşünmek ya da sorgulamak istemiyor neredeyse ya da acaba? bile demiyor gibi

    Korku, endişe, bozuk-dezenformatif bilgi ve bilimle zihinleri yıkanmış- bulandırılmış kafalarla; Her neyse ben sustum;

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.