Utanmak.

Merhaba Sonsuz US. Yeni üyeyim ve tesadüfen keşfettim burayı. Düşünen ve sorgulayan herkese saygımı iletiyorum.

İnsan, varoluşundan beri şiddetin kontrolsüzlüğünü ve hata çoğu durumlarda bundan haz alma sadistliğini sergilemiş, varoluşunda bulunan ve ulaşması gereken potasiyel güçlerinin şiddetin ötesinde olduğunu kavrayamamış (şanslı bir kaç düşünürü unutmayarak. Bu atık yığınların içinde ‘bir kaç’ ifadesiyle onlara işaret etmek oldukça üzücü) eğitim almış olmasına, uygarlıklar ve medeniyetler yaratıp sürekli dönüşmesine rağmen içsel dengesini kurmak adına hiç bir zaman gerekli özveriyi göstermemiş, son derece aptal ve bu anlamda bir koala’yı andıran düşünsel hareketsizliğiyle son derece konformist yığınlar şeklinde yaşayarak yarattığı karmaşanın ve yıkıcılığın, kendi yarısı olan, bir parçası ve tamamlayanı da olan KADIN’a karşı şiddet göstererek zayıflığını ve acizliğini deşifre eden ‘erkek’ cinsiyle, akıl dışı davranışın örneği olmayı başarmıştır.

Bugün, tekrar hatırlatmış ve bu konuda düşündürmüş olan kadın ve şiddet olgusunu dillendiren tüm kadınlardan insan olarak özürdiliyorum.

Kimi kadınlar var ki asla değer ve ilgi alanımı kapsamazlar, çünkü onlar erkeğin iktidarının sağlayıcılarıdırlar. Onlar ataerkil dengesizliğin üzerlerinden devam ettiği sinik ve boyun eğmiş kadınlardır. Onlardan özür dilemiyorum ve bu suçluluk duygusundan onlara pay vermiyorum. Çok iyi gözlemlersek bu ifade bile bir dışlama içerdiği için bir çeşit şiddettir ama bu şiddettin pisişik köklerinin göstergesi olabilir. Fiziksel anlamda dışavurulan ve AKIL gibi üstün bir yeteneği olumsuzlayan şiddettin kaynağı da olabilir. Ancak bu endüstri toplumunun deforme ettiği insan psikolojisi şiddetten asla kurtulamayacak. Çünkü o SAHİP OLMA hırsının tuzağına düşmüş içler acısı bir canlıdır. Ona çıkarlarının gerektirdiği bir yaşam verin, ona para, şöhret, saygınlık ve yönetebileceği alanlar tanıyın, göreceksiniz ki sadece elde ettiklerinin pasifize ettiği edilgin bir canlı olmuş. İlişkilerinde daha kibar davranan biri olduğuna aldanmayın bu sefer de umursamazlık ve keyif düşkünlüğü yakasına yapışmıştır.

İnsan içeriği bozulmuş ve deforme olmuş bir canlı türüdür ve bu yıkım tüm hızıyla kitleler halinde artmaya başlamıştır. Modrenizmin ve sonrasında ki post modernizmin oyun hamuru olmayı başarmış ve içeriğinde şiddet barındıran adaletsiz bir dünya düzenini, AKIL taşımasına rağmen yeryüzüne getirmiştir. UTANIYORUM..

60 yorum “Utanmak.”

  1. Kusura bakmayın sn.yabancı, keşke neden utandığınızı tam anlayabilseydim tam olarak 🙁
    Sahip olma arzusu içinde olan erkeklerden mi?
    Boyun eğen kadınlardan mı?
    Şiddet gösteren erkeklerden mi?
    Ya da her neyse ben anlayamamış olabilirim.
    Şu var ki şiddetin hiç bir şeklinin (buna karşıdakinin enerjisini soğurmakta dahil) olmadığı bir dünya da yaşamak mümkün olsaydı heralde orası cennet olurdu 😉

  2. Su akar..
    son zamanlarda artik iyice farkina vardigim gercek, cogu kadinin gercekten ikinci sinif olusu; bircok konuda kendi hemcinslerinden cok kolay bi yardimi esirgeyen bir kadin, soz konusu olan bir erkek arkadas olunca 180 derece degisiyor. yuzyillardir bosuna verilmemis mucadeleler, ama gerckten cok zor.

  3. utanılacak duyguları taşıyıpta, zayıf ve aciz durumdaki insanlara şiddet uygulamanın, adaletsiz dünya ile ne alakası var? adaletsizliği yaratıp, sonrada ondan şikayetçi olmak moda oldu.. Bunun neyini keşfetcez?

  4. Merhaba statik. Konuya tepkisel de olsa gösterdiğin ilgi için teşekkür ederim.

    Ve önceki cevapta dikkatsiz davranıp teşekkür etmediğim arkadaşlara da.

    Yazdıklarını anlamkta güçlük çektiğimi söylemek isterim.

    1)utanılacak duyguları taşıyıpta, zayıf ve aciz durumdaki insanlara şiddet uygulamanın, adaletsiz dünya ile ne alakası var?

    Böyle bir çelişkiyi yaşayarak yazılmış bir utanç yazısı olmadığı için neden bu anlama ulaştığını bilemedim!!

    Eğer bu ifade benim böyle bir durum içinde olduğumu ‘sanarak’ yazılmışsa yazıyı daha dikkatli okuman gerektiğini önermek zorundayım. Çünkü bu aynı zamanda bir suçlama içerdiği için ve ben yazdığım yazının böylesi bir duyguyla yazılmadığını ve hatta böyle bir çelişkiyi yaşamadığımı bildiğim için, (ki, bu bana, ya anlamadığını ya da iyi okumadığını düşündürdü) bu öneriyi uygun görüyorum.

    Ve ayrıca dünyanın adaletsizliğiyle ne ilgisi olduğu sorusunun cevabını da zaten kendi içinde vermişsin sorunun. Biraz daha düşürsen ipin ucunu göreceksin ve gerisi çorap söküğü gibi gelecektir oldu ki göremedin, ben anlatmaktan ve açıklamaktan kaçınmam.

    2) adaletsizliği yaratıp, sonrada ondan şikayetçi olmak moda oldu.. Bunun neyini keşfetcez?

    Adaletsizlik çok karmaşık ve oldukça komplike bir konu bence. Bunun nedenini anlamak için, bu dikkatsizlik gereği önce kendisini keşfetmeye başlaması gerekebilir kişinin.

    Ama 1 numaralı cevabında ki sorgulamayı atlamamanı da öneririm naçizane.

    Hiç…

  5. Birden fazla utanılacak gerçeğin içinde yaşıyor olmak sahiden de anlaşılır değil. Ve sahiden de bazen anlamak için iyi bakmak ve doğru görmek ve gerçekten anlama çabasında olmak gerekiyor sanırım. Atlas dergisinin çok sevdiğim bir sloganı vardır. HER ZAMAN KEŞFETMEK İÇİN BAK.

    Olmayan bir şey için OLURDU ifadesi abesle iştigale varmaktır ha keza.

    Hiç…..

  6. Kusura bakma yabancı, yazını ben de anlayamadım Bir şeylerden yakınıyorsun belli ama statik gayet güzel ifade etmiş yakındığını sandığım konuyu. Burada herhangi bir kişiselleştirme de yok.
    Anlaşılabilmek için sanırım anlatmak isteyeninde netleşmesi gerekiyor anlatılmak istenen konu kadar. Keşfetmek için bakacaz da.. nereye bakacamızı bilemedik galiba 🙂

  7. Önce şurdan başlamak lazım.

    1)Zayıflığı ve acizliği, sadece erkeklere yüklemen, haksızlık. Her türlü İnsanın içinde acizlik var, bu erkek olur, kadın olur, yaşlı olur, genç olur. Burda cinsiyet veya sınır ayırımı yapamayız.

    2)Tüm kadınlardan özür dileyipte, bazılarını devre dışı bırakman(özellikle, erkeğinin arkasında olan ve onu destekleyen kadınları kastetmen) O kadınlara yapılan ikinci bir haksızlık.

    3)Şiddet olgusunu da sadece erkeklere yüklemen, yine bir haksızlık. “Şiddete” sadece kaba kuvvet olarak bakamayız. Evini terk eden, erkeğini aldatan, çocuğunu iyi yetiştiremeyen ve sağlıklı bakımı yapamayan, vs, bir kadında, şiddet uyguluyordur.

    4)”Ancak bu endüstri toplumunun deforme ettiği insan psikolojisi şiddetten asla kurtulamayacak. Çünkü o SAHİP OLMA hırsının tuzağına düşmüş içler acısı bir canlıdır.”

    Demişsin..

    İyide; bu, endüstri toplumu olmadan önce şiddet yokmuydu anlamında mı? sahip olma psikolojisi olmasaydı, şiddet iç güdüleri olmasaydı, ilk insanlar nasıl avlanıp yaşamlarını sürdürürlerdi?

    5)”İnsan içeriği bozulmuş ve deforme olmuş bir canlı türüdür “ demişsin..

    Tüm bunlardan sonra, Bende tekrardan soruyorum..(cinsiyet ayırmadan)
    İnsanın içeriği sonradan mı bozuldu? deforme olmadan önce yaşam nasıldı?

    adaletsizliği yaratanın hiç mi suçu yok da, erkekleri hedef aldın?

    Önemli olan, kendi adına utanma duygusu ile tanışmamak.

    Bunun için dedim ki; (kim olursa olsun) hem utanma duygusunu taşıyacaksın, hem de acizlere, zayıflara şiddet uygulayacaksın, sonrada kalkıp, adaletsiz dünya düzeni diyeceksin.. sanki düzeni kuranlar başkalarıymış gibi.

    Düşün bakalım, burda adaletsizlik nerden başlıyor?

  8. Önce şurdan başlamak lazım.

    1)Zayıflığı ve acizliği, sadece erkeklere yüklemen, haksızlık. Her türlü İnsanın içinde acizlik var, bu erkek olur, kadın olur, yaşlı olur, genç olur. Burda cinsiyet veya sınır ayırımı yapamayız.

    Cevap: Ataerkil bir düzenin içinde zayıflığın ve acizliğin nedeni sadece erkeklerdir çünkü düzen ataerkildir. Bu bütün erkekleri kapsamıyor elbette. Ben de bir erkeğim ama ne yazık ki gerçek budur. Cinsiyet ayrımı üzerine temellenmiş bir düzendir ataerkil yaşam biçimi. Ben ayırmıyorum gerçek bunu işaret ediyor bende ifşa ediyorum.

    2)Tüm kadınlardan özür dileyipte, bazılarını devre dışı bırakman(özellikle, erkeğinin arkasında olan ve onu destekleyen kadınları kastetmen) O kadınlara yapılan ikinci bir haksızlık.

    Cevap: Kadınlık haklarının farkında olmadan erkeği yücelten tüm kadınlar bu ataerkil düzensizliğin farkında olmayan destekçileridir. İstersen ataerkil ve anaerkil yaşam biçimleriyle ilgili biraz araştır ve böylece burada kısır bir döngüye girmeyiz.

    3)Şiddet olgusunu da sadece erkeklere yüklemen, yine bir haksızlık. “Şiddete” sadece kaba kuvvet olarak bakamayız. Evini terk eden, erkeğini aldatan, çocuğunu iyi yetiştiremeyen ve sağlıklı bakımı yapamayan, vs, bir kadında, şiddet uyguluyordur.

    Cevap: İnsanlarda davranışa dönüşen tüm itkilerin nedenleri sandığın kadar basit değil aksine çok karmaşıktır ve bu yüzden psikoloji diye bir yarı bilim vardır. Hatta daha köklü olan felsefe de bunu doğrular.
    Bir kadın her zaman sadakatin ve güvenin ihtiyacındadır. Bu onun eksikliği değil aksine yaşama kattığı değerine eşittir. Ben bilinçli ve kasıtlı olarak bu dediklerini yapan bir kadın görmedim ve olmadığıyla ilgili şüphemde yok. Erkek egemen toplumlarda (türkiye mesela) kadının özgür iradesiyle davranma hakkı her zaman engellenmiştir çünkü böyle davranırsa erkeğin onun üzerindeki iktidarını sallayacaktır ve erkek, geleneklerden, çürümüş toplumsal değerlerden de destek alarak kadını şekillendirir. Kimi bilinçli birliktelikler de mutlaka vardır ancak bu genel kaideyi değiştirmez. Zaten konumuzun hedefinde de okutulmayan, bilinçlenmesine izin verilmemiş ve geleneğin baskısıyla gözüne perde indirilmiş kadınlar değil aksine buna neden olan toplumsal ve geleneksel yapılar ve buna çıkarları için uyum sağlayan erkekler dahil olabilir mesela. Hatta böyle biriysen sende dahil oldun bile.

    4)”Ancak bu endüstri toplumunun deforme ettiği insan psikolojisi şiddetten asla kurtulamayacak. Çünkü o SAHİP OLMA hırsının tuzağına düşmüş içler acısı bir canlıdır.”

    Demişsin..

    İyide; bu, endüstri toplumu olmadan önce şiddet yokmuydu anlamında mı? sahip olma psikolojisi olmasaydı, şiddet iç güdüleri olmasaydı, ilk insanlar nasıl avlanıp yaşamlarını sürdürürlerdi?

    Cevap: Yahu güzel kardeşim sen ne kadar havanda su dövüyorsun böyle. Zahmet edip biraz araştırırsan asıl konuşmamız gereken mevzulara ince bir giriş yapma zevkine erişiriz belki. Çünkü bu söylediklerin buradan oldukça yetersiz ve bu konularda araştırmamış ve kafa yormamış olduğunu gösteriyor. E o zaman neyi savunuyorsun ve elindeki veri nedir diye sorarlar değilmi adama?

    5)”İnsan içeriği bozulmuş ve deforme olmuş bir canlı türüdür ” demişsin..

    Tüm bunlardan sonra, Bende tekrardan soruyorum..(cinsiyet ayırmadan)
    İnsanın içeriği sonradan mı bozuldu? deforme olmadan önce yaşam nasıldı?

    adaletsizliği yaratanın hiç mi suçu yok da, erkekleri hedef aldın?

    Önemli olan, kendi adına utanma duygusu ile tanışmamak.

    Bunun için dedim ki; (kim olursa olsun) hem utanma duygusunu taşıyacaksın, hem de acizlere, zayıflara şiddet uygulayacaksın, sonrada kalkıp, adaletsiz dünya düzeni diyeceksin.. sanki düzeni kuranlar başkalarıymış gibi.

    Cevap: Israrla dediğinin içinde ki karşı tarafı, söylediğin anlamda suçlama ifadeleri kullanmış olduğunu görmeyeceksin yani. Ben şiddet falan uygulamıyorum ve bu yüzden adaletsiz dünya deme hakkını kendimde görüyor ve bağırıyorum. ADALETSİZLİĞİNİZİN İĞRENÇ SALTANATINDAN KUSUYORUM ARTIK İNSANCIKLAR. ARTIK DÜŞÜNMEYE VE ANLAMAYA ÇALIŞIN KENDİNİZİ…..

    Şimdi bunların üzerine sen düşün bakalım, burda adaletsizlik nerden başlıyor?

    Hiç…

  9. Su akar..
    Zaten celiski burada basliyor, ne yazik ki kadinlarin mucadelesini veren, cogu zaman erkekler olmustur. Halbuki boyle bir olusum icinde erkekler yalnizca destekci olabilir; ilk atesi yakanin da eylemi surdurenin de bizzat kadinlar olmasi gerekmektedir ki, bu icsel degisimin biraz da olsa yasandigini gosterir. Tabii dediginiz gibi ataerkil bir toplum icinde bu ne kadar kolay? Bunun bile olabilmesi icin sanirim bircok erkegin sizin gibi durumu farkinda ve en azindan destekcisi olmasi gerekiyor.

  10. yazındaki çelişkilere cevap vermeyeceksin, soruları yanıtlamayacaksın, insanlığından (daha doğrusu erkekliğinden) utanacaksın, herşeyi ataerkilliğe bağlayacaksın, kadınları masum ve melek olarak göreceksin, tüm dünyayı adaletsiz olarak kabul edeceksin.. adaletsizliği ben yapmadım, O yaptı diyeceksin, insanları yerin dibine sokacaksın!! ben O insanlardan değilim diyeceksin..
    sen ne dediğini ve ne istediğini biliyormusun sn.yabancı?

    sonrada bana havanda su dövüyor diyeceksin???
    Düşün bakalım havanda suyu kim dövüyor!

  11. Su akar..
    kusura bakmayin; ama ben daha farkli anladim aslinda yabanci’nin demek istedigini. Adaletsizligin sebebi erkekler ya da kadinlar degil, hele ki sahislar asla olamaz. Bu bir duzen; ataerkil temellere dayali, kapitalist sistem.

  12. Merhaba levinstayn. Haklısın ve baktığın açı doğru açı. Ataerkil temellere dayalı bu sistemin kadınların üzerinden yürüdüğü daha acı bir gerçek ne yazık ki. Fakat erkeklerin bu adaletsizliğin nedeni olan ataerkil kalıpları kırma konusunda duyarsız davranması bir erkek olarak beni utandırıyor açıkçası. Fakat bir çok kadında erkeklerin düştüğü yönetme ve iktidar kurma tuzağına düşüyorlar. Çünkü onlar oyun oynamayı seviyorlar. Ve erkeğin gücüne tapıyorlar. Yönetme hırsına tutulan bir erkek etrafına hep kararlı ve kendinden emin insan sinyali verir ve maalesef kadınlar bu sinyalin alıcısı durumundalar. Oysa kadın ya da erkek iktidar hırsı olan insanı bilinçlendiremiyorsa bir grup veya topluluk o kişiyi uzaklaştırmalı. ama bu da olmaz çünkü onun bu kurnazlığından faydalanmak için yanında olmak isteyen bir sürüde fırsatçı etrafında pervane olur. Çünkü insanın çiğ egosu hala ilkelliğini koruyor. Bu yüzden de aslında bizler gerçekten hergün ve her ilişkide farkında olmadan sürekli yalanlar ve sahtekarlıklara baş vuran tutarsız canlılarız. Özellikle bakımları için kozmetik sektörüne oluk oluk paralar akıtan kadıncıklar ve kadını bir meta gibi gören, ,iktidarı sallanmasın diye kadını tüketime yönlendirip uyuşturan erkek zihniyeti oldukça çarpık zihniyetlerdir. Düşünmeyen ve sorgulamayan ve yalnızca verili toplumsal değerleri kabullenen tüm insanlar (KADIN/ERKEK) bu eşitsizliğin ve adaletsizliğin mimarlarıdır. Sistemin inşaası için her gün bir tuğla daha eklerler. Sonra onları çok bilmişlik yaparken, adaletten ve eşitlikten söz ederken görürüz ve sonrada acı acı gülümseriz. Tabi ne kadar duyarlı ve GERÇEĞİ aradığımızla orantılı olarak.

    Hiç..

  13. Forum sahibi neyi amaçlayarak açmış bu konuyu, anlayabildiğimi pek söyleyemem..

    Anlatmak ve vurgulamak istediği husus nedir?

    Özür dilediği ve özür dilemek istemediği farklı kadın tipolojilerinin varlığı mıdır?..
    Deformasyona uğramış insanoğlu mudur?..
    Yoksa hkendi payına sahiplendiği genel bir UTANÇ mıdır?..
    Ya da daha başka birşey midir, ben işin içinden çıkamadım açıkcası..

    Bütün bu yazı çizi, “Ben de böyle bir şey karaladım işte, buyrun..” demenin ötesinde bir çağrışım yapmıyor bende.

  14. Su akar..
    Hayir hicbiri degil anlatilmak istenen. Anlatmak istedigi bazi kadinlarin beyinlerinin de erkeklesmis oldugudur; ama bu o kadinin erkekvari bi gorunum veya davranis icinde oldugu anlamina gelmez; o beyninde kabullenmistir erkegin daha ustun oldugunu, ataerkil duzeni benimsemistir. Ve bu hususta, boyle bir yapilanmadan kurtulmak icin verilen mucadeledeyi tabiki erkeklerin yurutmesini beklemek cok zor; cunku ne kadar gelismis olursa olsun; ego denen bir sey var, ve senden yana bir sistemden niye vazgecmek isteyesin ki? Ama bu durum, bu duygunun asla asilamayacagi anlamina gelmez; yabanci da burada en azindan durumun farkinda olan biri olarak bu sistemin devam etmesine goz yuman(tabiki bireyler tek basina bir sey yapamaz), daha dogrusu bu konuda dusunsel olarak bile hicbir caba gostermeyen insanlari kastediyor anladigim kadariyla. Konu bir kadin-erkek mevzusu degil, sistem mevzusudur. Ama erkek egemenligi ve kadinin ikinci sinifligi konusu, sosyalist teoride bile asilamamistir ki uygulamaya gecirilebilmesi ancak belli asamalardan sonra deneyimlenecek bir olgudur.

  15. Yazının adı “utanmak”..son kelimesi ise “utanıyorum”..

    iyi o zaman, hep birlikte utanalım tüm bu olup bitenden..

  16. Su akar..
    Iyi ki de yazmis o kelimeyi, yoksa diger konuyla hic ilgilenen olmayacakmis:) Gerci, gun gectikce bozulan, ahlaksizlasan cikarci insan iliskilerine baktigimda ‘insan’ nedir, sorusunu bir kez daha soruyorum kendime ve hissettigim utanmaktan ziyade, maalesef ki igrenmek oluyor bazen.. Ote yandan, ayrintida takilmadik mi biraz, asil konu uzerine konusmak isteyen?

  17. Evet anlamayanlar edinlimesi için zaman ve çaba gerektiren hatta bedel dahi ödenen bilgiyi almak için yuvalarında annelerini ağızlarını açıp bekleyen ‘bebek’ kuşlar gibi beklemek yerine biraz daha içinde bulundukları ataletten sıyrılıp gerçeği bulmak adına zihinsel donanımlarını kullanma zahmetinde bulunabilirler pekala. Uyuşukluk iyi değildir bu zihni donuklaştırır ve anlama yeteneğini köreltir zira.

    Aslında sorunun çözümü rejimlerde, ideolojilerde, hatta inançlarda hiç değildir bence. Bir dizgeye ve kurallar bütününe yakalanan zihin onun sınırlarıyla ve gereklilikleriyle düşünmeye başlıyor. Eğer o inancı, ideolojiyi ya da öğretiyi oluşturan kişinin söyledikleri mutlak doğru (ki doğru her zaman değişir, gerçek demekle daha bütünsel yaklaşmış olurum sanırım) olarak alınırsa bizim zihinimiz onun sınırlarıyla hareket edecektir. Çünkü dil, şey, sözcük doğası gereği sınırlayıcıdır. Ve bunlar zihni şekilledirir.

    Ataerkil temellere inşa edilmiş olan kapitalist sistem farkında olmayan bireyleri kendi çıkarları adına kullanım nesnesi yapıyor. Bu işleyişin içinde kadın ve erkek bir farkındalık yaşamak ve bunu ilişkilerine yansıtmak sorumluluğundadır. Bu duyarlı ve bilinci açık insanın kaçamayacağı bir gerekliliktir. Bu türk toplumunda kültürel koşullanmalarla yaşayan bir çok isan maalesef kapitalizmin, ataerkil düzenin emdiği ve acımasızca kullandığı bireylerdir. Evet hepimiz bu gemideyiz ama ben mesela o insanlar yüzünden bu gemide acı çekiyorum mecburen. Aslında frkında olan tüm bireyler bu acıyı duyarlar ve Levinstayn’ın dediği gibi kişi, utanmaktan ziyade kusmaya başlar artık. Bir çıkış arar umutsuzca, içinde yaşamaya dair daha güçlü bir istek olduğundan artık intihar edip kurtulmayı düşünecek kadar sorumsuz davranmayı da başaramaz. Sonra nefret başlar. Bu düzenin pervasızca nesnesi olmayı kabullenen ve bundan hiç rahatsız olmayan adamcık ve kadıncıklardan.

    Ve kitaplı dinlerin masalları uyutur bizleri.

    Hiç..

  18. Ağızlarını açıp annelerini bekleyen bebek kuşlar mı?..hadi öyle olsun..atalet,uyuşukluk, körelmiş anlama yeteneği,donanım kullanma kapasitesi, zahmet vermemek,üşenmek, vs,vs..

    Hepsine eyvallah da..Ben aynı şeyi söyleyeceğim yine, ana metnin kurgusunda problem var.

  19. Kurgumu? Yüce zeus bu insanlar neden bu kadar mükemmellik takıntısındadır. Oysa görmezlermi asıl kurgu kendi iç dünyalarındaki düzensizliğiyle beraber.

    Ana metin kurgusuna gelene kadar o kadar çok şeyde problem var ki hadi bunlarla ilgili biraz cümle kurulsun. Bilseydim bir doktora tezi titizliğinde giriş yapmalı siteye. Ama o zamanda üye olmazdım.

    Yemişim kurgusunu ya. Neyin kurgusundasın cengaver. Nedir bu obsesyonlar.

    Rahat. Sadece empati. Ve biraz fikir alışverişi.

    Kurguyu sen uyarla zihininde üşenme..

    Hiç işte ne olacak kurgusuz olmuyor. hıh.

    Simetri sorunu da varmı?

    hiç hiç.

  20. Evrim pek bir hızlı işliyor burada sanırım, daha dün yuvada ağzı açık mama bekleyen minik tembel kuş, bugün obsesif cengaver..

    Neyse..Hepi topu bir kara kurgu idi beklediğimiz, ama dediğin gibi, onu da sen zaten çoktan “yemişsin”.

    (Bu arada simetri sorunu yok, aksine asimetrik olanı daha sanatsal ve çekici bulurum, Zeus’a söyle de hatam varsa uyarsın..Gökleri gürletmesi yeter,hatamı hemen anlar utanırım.)

  21. Benim kalemim güçlüdür yabancı, senin de strese karşı dayanıklılığın güçlü olsun,filozof gibi başladığını “delikanlı” gibi bitirme, dileğim budur.

    Herkese iyi geceler..

  22. Metin kurgusunda hata vardı değilmi?

    Usta kalemşör gamaro!! Kurduğun cümlede de hata var.

    ”strese karşı dayanıklılığın güçlü olsun” demişsin.

    Dayanıklılığın güçlü olsun cümlesi edebi kurallar açıından hatalı bir cümledir.

    Dayanıklı olan zaten güçlü olandır değilmi?

    Ama bu açıdan bakmak sıkıcıymış be. Her daim bir ombudsman zorlanımında yaşamak yani.

    Ne oldu şimdi. Ne olacak, bir kayıkçı kavgasına doğru aldın götürdün konuyu sevgili kalemşör.

    Ayrıca benim filozof vari cümleler kurma telaşıım falan yok. Hem ben sevmem öyle fazlaca akademik ve mekanik varoluşların verdiği tekdüzeliği.

    Ruhumda ki tüm renklerin muhteviyatıyla var olabilmekten zevk alıyorum.

    Bu arada kalemin güçlüymüş pusuya yatıp hata ve eksik aramak kişinin kendini diğerlerinin açıklarından ve boşluklarından faydalanarak var etmesi diye bir yere girer psikolojide.

    Hayır hayır ben sana bunu söylemiyorum.

    OLANIN OLDUĞU GİBİ yansıtılmasını yapıyorum.

    Ama ne güzel baltaladın konuyu kardeşim be. Bravo. Anlamından ve ciddiyetinden uzaklaştırabildiğin için. Kalemin çok güçlüymüş.

    Siyahmış mürekkebin.

    Hiç.

  23. Kurduğum cümlelerde ara sıra hatalar olabilir Yabancı.Ne kadar özen göstersem ve anlaşılabilir olması için çabalasam da, çok kısa zaman dilimleri içerisinde öyle alel acele yazıp yolluyorum iletilerimi ve bazen gözden kaçabiliyor böylesi ayrıntılar.(Tedavini ol, serumu değiştir, ilaçlardan yorgun düş,başın dönsün ve arada uykusuz kal falan derken, oluyor işte bazen böyle.)

    Benim kurgu ile kastettiğim şey, tek tek kuruduğun cümleler ve onların ne kadar düzenli/düzensiz olduklarıyla ilgili değildi.(Yeri geldiğinde bunu da yapıyorum, hatta sonsuz’ a bile yazdım ana sayfada farkettiğim bir anlatım düşüklüğünü.Ama sana kurgusal anlamda böyle birşey söylemek istemedim.Söylesem, şu “anlamayanlar edinlimesi” ile başlayıp “pekala” bir paragraf devam eden cümleni söylerdim mesela, ama dediğim gibi derdim bu değildi.)

    Ben ve bir başka arkadaş ana metin ile ilgili olarak bir kaç sual yönelltik sadece sana.İkimizde farklı cümlelerle benzer şeyleri sorduk aslında, ve ben kendi adıma yazıdaki asıl “vurgu”yu anlayamadığımı dile getirdim.Suç mu işledim yani?

    Yani gerçekten çok mu büyüktü de kabahatim , anlamayanlar edinlimesi içerisinde yuvada annesini ağzı açık bekleyen yavru kuşa evrildik??

    Eee..eyvallah dedik yine,öyle olsun dedik..Ve sadece küçük bir dip not ekleyip çekildik önünden.Sen kalktın bizi de kurguyu da yedin bu sefer, obsesif cengaver için Zeus’u göreve çağırdın,falan, filan…

    Ben konuyu baltalamadım yabancı.Ve vakit bulabilirsem kurgu ile neyi kastettiğimi de yazarım.Zaten sen bunu “hiç” sormadın..

  24. Yukarıda yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Eğer merak edip profilime bakarsanız, özdüşüncenize katılım nedenlerimi bulabilirsiniz.

    Hoşgeldiniz… Teşekkürlerimle:)

    Not: Yazıda anlam bulamayanlar, kadın üzerinden kendi erkekliğini bulanlardır. Yazınızda bir kurgu hatası veya anlamsızlık yoktur. Utanmanızın otantik ve haklı nedenleri günümüz ahlakçılığıyla yakın ilişkilidir. Bazıları için geçmişin yansıması yoktur; sürekli şimdide yaşarlar ve doğal olarak dialektik ilişki kuramazlar. Bu anlamda Marquis de Sade’ı şefkatle anıyorum.“Kadınlara mı gidiyorsun, kamçını almayı unutma”

  25. Sn. yabancı, bir yazı yazıp duygularınızı (düşüncelerinizi demiyorum zira baştan aşağı duygusal takılmışsınız) kendinizce ifade etmişsiniz. Sizi anlamayanları atalet içinde olmakla,bebek kuş gibi falan filan bir sürü bana göre anlamsız olan şeylerle itham etmişsiniz. Olmadı farklı yaklaşnlara sert ifadelerde bulunmuşsunuz. Eeee konu şiddetmiydi şiddetten utanmakmıydı her neyse. Sızananların sızlandıkları utandıkları veya neyse işte kendinizden başlamıyorsanız, daha çoookk sızlanırsınız da kimseler anlamaz . canu demiş ya netleş te gel, öyle anlaşalım. farketmez siz sızlanın biz okuyalım 🙂

  26. İnsanın okuduğu metindeki bazı hususları anlayamadığını ifade etmesi, metnin “anlamsız” olduğunun ifadesi değildir.Zaten benim de böyle bir beyanım olmamıştır.

    Ama lütfen..Yazıya bazı “vurgu” ve “kurgu” muğlaklıklarından ötürü ve son derece yansız/yüksüz cümlelerle getirdiğim eleştirilerin neyle (hatta nelerle) eşleştirildiğine bakar mısınız bir?

    “obsesyon”
    “mükemmelik takıntısı”
    “eleştiri sahibinin iç dünyasındaki düzensizlik”
    “atalet, tembellik”
    “ağzı açık bebek kuş”
    “körelmiş anlama yeteneği”
    “cengaverlik”
    “yemişim kurgusunu tepkisi”

    Bu ne yaaa..

    Zamanında hatalı kurduğum cümleyi düzeltiyorum o zaman..Strese karşı direncin daha yüksek olsun Yabancı..Yani kadınlar, şiddet, deforme insan, utanç, vs, hepsi hak getire..Ama kazayla bi kadın seni gerçekten sinirlendirse..sen neye benzeyeceksin, kadını neye benzeteceksin ..yani tahayyül bile edemiyorum bundan sonra..

    NOT:
    (Yazıda anlam bulamayanlar kadın üzerinden kendi erkekliğini bulanlar olabilir.Peki ya en masumane kritiklere dahi böylesi salvolar savuranlar?? Onlar neyin üzerinden neyi buluyorlar o zaman?)

  27. Siteye henüz gelmiş ve özdüşüncesini yazmış birine haksızlık edildiğini düşünüyorum.

    “Anlamadım biraz açarmısınız yerine”, “Olmamış piş te gel” (biraz abarttım) demenin makul bir yanı mı var? Eh diyeyim…

    YABANCI’yı anlamak için siyasetin biraz uzağında çevremize bakmamız yeterli aslında…
    Çevremizin kaotik görüntüsü içerisinde neler gördüğünü/gördüğümüzü sorgulamamız gerekmiyor mu? Türban-Çarşaf-Mini etek / Ev Kadını-Fahişe… Dahası yok mu? VAR… Benim kanım bu arkadaşın dürüstçe kendini ifade ettiğidir. Mücadele ettiği, kafasına çoktan yerleştirilmiş düşünce biçimindeki şiddettir. Bunlardan kurtulmak bir ömür alabilir hatta ölüm bile bu düşünce kaosundan sizi/bizi alıkoyamayabilir. Devamlılığı vardır ve arzulanan ütopik ortam için erkek egemen zihniyetin yokedilmesi bir önfikirdir.

    Tabi en önemlisi; Yabancı’nın metninin ve düşüncesinin SARKASTİK olmasıdır. Tekrar okuyunuz.

    Yoksa Marx okumadınız mı?

  28. “İnsan içeriği bozulmuş ve deforme olmuş bir canlı türüdür ve bu yıkım tüm hızıyla kitleler halinde artmaya başlamıştır. Modrenizmin ve sonrasında ki post modernizmin oyun hamuru olmayı başarmış ve içeriğinde şiddet barındıran adaletsiz bir dünya düzenini, AKIL taşımasına rağmen yeryüzüne getirmiştir. “

    yabancı’ya katılmamak mümkün değil gibi görünüyor, bu paragraf ve içeriğine geniş bir zamanda bir şeyler yazmak istiyorum. “Bence insanlık bir ideal” diyen Cortazar’ı anmadan nasıl geçerim.

  29. Okuduğum en kötü yazı diyebilirim:)Üzgünüm..

  30. Bugüne kadar yazıp çizdiğim onca şeyden sonra neyi ne kadar okuduğum yeterince aşikardır diye düşünüyorum.

    Ayrıca metnin sarkastik olduğunu düşünmüyorum.Kurgu ve vurgu dağınıklığı nedeniyle “sarkastik” bir yanılsama yaratmış olması daha olasıdır.(En azından bu da benim kanaatim)

    “Anlamadım biraz açar mısınız” yerine “olmamış, piş de gel” demek (ki ben demedim) çok da makül olmayabilir.Ama obsesyonların ve cengaver yavru kuşların havada uçuştuğu daha sonrası için ne demek lazımdır peki, “hey gidi Tanrıça Hera, yine esip gürledi o hırçın kocan” mı?

    Ayrıca akıl ile şiddetin birbirini dışlaması gerektiği savı (ya da aklın varlığına rağmen adaletsizliğin kol geziyor oluşudan sanki büyük bir çelişkiymiş gibi laf açılması) kocaman bir yanılsamadır.Kollektif akıl denilen şey neyin ve kimlerin aklıydı sahi, hatırlayan var mı?

  31. Teşekürler oikOs. Nezaketini saygıyla selamlıyorum. Ve aldım kokunu marsseh sanada saygıyla merhaba diyorum.

    Bizler bozulmuş ve çürütülmüş algılarız. Oldurulmuş mekanik düşünüş biçimimizi yıkamadan şiddet olgusundan kurtulma ihitmalimiz SIFIR dır.
    Ve şiddettin nesnesi olarak KADIN ve ÇOCUK ları kullanacağız. Ben aklı ve zekası olduğu halde uzun bir evrim süreci yaşamış olduğu halde yok edemediğim şiddet olgumdan dolayı insan olmaktan utanıyorum. Yineliyorum UTANIYORUM.

    Hiç bir çocuğa ve hiç bir kadına şiddet uygulamadım ancak şiddet içimizde dolaşan bir zehir ve bizler kontrol mekanizmaları zayıflatılmış psikolojileriz. Bu öylesine güçlü bir SİYAH ENERJİ’nin dayatmaları sonucudur ki her gün bunun canlı kalması ve diri tutulması için bilincimize saldırılır.
    Kendimizi bütünleyemediğimiz ve potansiyelimizi tamamlayamadığımız sürece duyarlılığımız ölçüsünde tarifsiz acılar yaşayacağız ve duyarsızlığımız ölçüsünde de. Çünkü yaşam durgun bir su gibi aslında ve suya atılan en küçük bir ağırlık güçlü titreşimler yaratır.

    Kadının zayıf olduğu ve bu yüzden şiddet uygulandığı gerçeği insanı çarmıha germekten daha büyük işkencelere sürüklemeli içsel anlamda. Bu utançtır. İnsanın utancı ve lekesidir. Kadın zayıf değildir. O estetiktir. O hafiftir. O doğanın bahar mevsiminde doğurduğu yumuşaklık ve inceliktir. İnsan özellikle ataerkil zevat bu etetiği anlamaktan yoksundur çünkü ataerkil değerler ona evrenin efendisi olduğu yanılsamasını verir. Çünkü devran onun devranıdır ve o bunu EŞİTLİK’e dönüştürme çabasından yoksun bir acizliktedir aslında. Ve içindeki canavar güzel olan her şeyi salyalı ağzıyla kemirmeye başlar. Bu canavar iktidar, sahiplenme ve yönetme hırsıdır. Buna yakalanmış ve varoluş estetiğini kaybetmiş kadınlar da vardır ne yazık ki. Fakat bu bozulma ona dayatılır. Adeta var olmak ve yok olmak gibi acımasız bir ikileme itilir kadın. Teslim olanlar ve yok olmayı tercih eden kadınlar sistemin en kullanışlı nesneleridir aynı zamanda.

    Sözcük yinelemelerinden, mekanik algıdan, zihinimizin sınırlarından çıkamadığımız sürece bu umutsuz hikaye acı sona doğru hızla sürükleyecek bilinçlerimizi.

    Utanıyorum kendimden, insan olmaktan..

    Fakat dikkat!! Her türlü bilgiyi kopyalayabilen son derece kurnaz bir mekanizma sahibi olduk. ZİHİN.. Olanı istedği renge ve biçime bezeyip yanılsamayı muhteşem pazarlar. Oyunları akıl bozar..

    Hiç..

  32. Yeri geldiğinde bizzat isim verip saygıyla selamlamak..Ama “ben de taşkınlık yaptım ve haddinden fazla abarttım”ı ağzına bile almamak..Velev ki aldı, onu da sadece “isimsiz” bir boşluğa belli belirsiz yaslamak..

    Hepsi “delikanlılık” kitabından yapılmış temel alıntılardırdır..Ve siz de şahit olmuşsunuzdur zaten çoğu zaman, aynen böyle saygı sunar kadınlara onlar, ve de aynen böyledir yine özür dileyişleri..sessiz,tanıksız ve adsız..

    Evet evet, var biraz “delikanlılık”..

  33. Ben anlayamıyorum evet ben kesinlikle anlamaya çalışıyorum bir öykü, bir şiir olmayan, bir zihnin neredeyse manifestosu sayılabilecek, özdüşüncesini ve insan olma sorunsalını düşündüğünü deklare eden bir makale nasıl “iyi” ya da “kötü” denilerek değerlendirilebilir ki?

    Edebi, kurgusal, fantastik vs. olmayan bir düşünce yazısının baltalanması cidden üzücü zira çok zamandır üzerinde düşünüp konuşmanın insanlık idealine belki bizi biraz daha yaklaştıracağını düşündüğüm; -din, ideoloji, ahlak ekseninde gezinmeyen- bir konuya katkılarımı sunmak isterim:

    Doğanın zarif, ince ve dayanıklılığını da neredeyse bu incelikten aldığını söyleyebileceğim dişisi şiddetin öznesidir. Kollektif akıl denilen şeyin şiddeti üretmediğini kim söyledi acaba? kollektif akıl ahlakçı söylemlerle kayıt tutar. Bir toplumun; toplama ait ve prototipleri üretme iddiası yine insanın hastalıklı zihninin bir ürünüdür.

    Tanrıça rolü atfedilen bir dişinin ya da sınırları belirlenmiş kutsal itaatin, ahlaki varsayımların nezdinde tüm kadınlar kıyaslanacak, derecelendirilecek -bu derecelendirme mütemadiyen hakaret dolu olacak- bir türün özgüvensiz erili öyle makbül gördüğü için örtülecek, ,itilecek en iyi ihtimalle ruhen sürekli taciz edilecektir…

    Öte yandan şiddetin kollektif aklın ürünü olabileceği, aklın olduğu yerde şiddetin varlığının normalleşmesi, yadsınmaması da şiddettin damarlarımıza ne denli sızdığının açık göstergesidir.

    Aklın varlığını yücelten, onun varlığına rağmen şiddetin varlığı nedeniyle bir o kadar da utanç duyan bir kişinin özeleştiri ve samimiyetinden uzak aksine şiddetin normalleştirilmesiyaklaşımları üzücü.

    Şiddetin öznesi çoklukla kadın ve çocuksa da uygulayanı yine çoğu kez “insan”dır. Tüm felsefeler, öğretiler,dogmalar ve ideolojiler arasında hala bir elmas gibi ışıldayan “akıl” Sartre’ın akıl çağı’nın bunalımlarını geride bırakmış sonsuz şiddeti tüm içtenliğiyle bunalımlarının çaresi olarak kabul etmiştir. Bu yanlış bir kanı mıdır? bir akıl karışıklığı, bir akıl tutulması mıdır bilemem? düşünmeye kesinlikle devam etmeli. Geleceği insanın sevgiyle inşaa edeceğine inanç duyan biri olarak insan olma durumunun sorunsallaştırıldığı bir tartışmanın önemli olduğunu düşünüyor ve insana ait hiçbir şiddet eyleminden kendimi soyutlamayarak ve maalesef soyutlamanın imkansızlığı ile bu utancı hissediyorum.

  34. Sn. yabancı yı bir konuda kutlamak isterim. ne kadar müthiş bir konu açmış ve ne kadar damardan girmişki Sn. oikos bile ;

    Hoşgeldiniz… Teşekkürlerimle:)

    inceliğinde bulunmuş 😉 Aaa kutlamak lazım en güzelinden sn. yabancıyı da sn. oikosu da . Valla ben yeniyim ama eskilerde pek alışık değil bu ifadelere :))

  35. “onlar” demek, sınıf öğretmeni edasıyla (sınıf öğretmenlerini tenzih ederim) saygı beklemek.Provakasyonlu tartışmalar günlük şiddetin doğru kanalize oluşu… düşünceye kurgusal eleştiri…vs. oldukça akılcı, düşünülerek yazılmış bir yazı, sahibini tanımam, akıl bu işte ışıldıyor varsa…

  36. Kaleme alınmış her repliğin üst düzey sanatsal yaratılar içermesi, o replikler bütününden bir oyun çıkması için yeter şart teşkil etmez. Birbirini takip eden bazı repliklerde “vurgu”nun yörünge değiştirmesi kötü bir şey değildir, ve bazen metnin asıl teması bizati bu farklı vurgu yörüngeleri üzerinden de kurgulanıp sunulabilir. Ama bir kural varsa eğer, o da merkezkaç kuvvetinden kopup savrulmamaktır kağıdın dışına..

    Mesela mikrobiyoloji’nin temel prensipleri anlatılırken “Bazı mikro canlılar vardır ki hiç bir zaman ilgi alanıma girmezler, onlar ki asalak parazitlerdir” demek bu yörüngesel zinciri kırmak olur..Ya da anti-viral ilaçlardan bahsederken “Kapsid antijenlerine bağlanarak etki gösteren bu molekül” diye başladığınız cümleyi “virüslerin varlığından hicap duyuyorum” diye bitirmek de tuhaftır..Çünkü o zaman insanın kafası gerçekten karışabilir, ve sorabilir haliyle; Hocam, nedir asıl meramınız?..

    Ama ait olduğu bütünden koparıp soyutlarsanız,bu cümlelerin hiçbirinin söylenmesinde de abesle iştigal bir durum yoktur..Kişi paraziter asalak yaşam formalarını sevmeyebileceği gibi, virüslerin varlığından hicap da duyabilir..hatta tüm bunların üzerine son derece yaratıcı metinler üretip sanatsal bir yapıt da sunabilir..ve hatta ayakta bile alkışlanabilir..

    Şimdi benimkisi haddinden fazla bir duyarlılık mıdır? Farzedin ki öyle..

    Ama hepi topu 3-4 yansız/yüksüz cümlede “asıl vurgu nerede?” diye soruldu diye..Yani sırf bunun için mitolojik tanrıların obsesif gözlüklerine layık kılınmak nasıl bir “duyarlılıktır”?

    Forum alanı ve zamanı bizimdir..Hem de herkesin herşeyi istediği kadar yazıp çizmesine yetecek kadar bizimdir..Baltalamak biraz da niyetle ilgilidir..Yeni gelenler eskilerin niyetlerini bilmeyebilirler, ama eskiler yine de bilmelidirler..”Delikanlılık” iyi bir şey değildir..

    Herkese sevgiler..

  37. -Hayatım bir şeyler söyledin ama, ben tam olarak neyi vurgulamak istediğini anlamadım..
    -Anlamadın mı?? Seni obsesif edinlime!Anlamayanlar asıl kendi iç dünyaları düzensiz olanlardır, bu ne mükemmellik takıntısıdır, zaten sesin de simsiyah, kalk biraz uğraş,ağzı açık mama bekleyen yavru kuş gibisin, Ulu Manitu, yemişim anlamını!

    Oyun: Evlilikte Şiddetin Yadsınması
    Yer : Küçük Tiyatro

    Yönetmenin Notu:Sanat bütün sırların sırrıdır..Herkesi bütün sırların fısıldandığı yere davet ediyoruz..(AMA LAUBALILIK YAPANI BENZETIRIM HA! HERKES ADAM GIBI ALSIN BILETINI, OTURSUN SONRA EFENDI GIBI KOLTUĞUNA!!)

  38. Ben bu konuyu fazla uzatmayacağım..

    Herkesin duyarlılıkları ve öncelikleri kendinedir..Kimi biricik kızını lösemiden kaybeder, kendini lösemili çocuklara adar, kimi sanatın peşinde ummanlar aşar..Kimi de sokak köpekleri için çalışıp çabalar..Hiçbiri diğerinden daha az ya da daha çok değerli değildir..Hepsi birdir..Yani birileri lösemiden ölürken sanat uğruna ummanlar aşmak ayıplanamaz..Veya o kadar evsiz barksız insan var diye gariban sokak köpekleri için çabalıyor olmak da kınanamaz..Hepsi sosyal bir bütünün farklı ve zengin motifleridir..vE duyarlılıklarımızı yaşadıklarımız şekillendirir..

    Bir insan bir şehre girer, önce katedrali sorar..ya da daha önce mimariyi seyre dalar..ya da daha önce hastaneyi arar..ya da daha da önce, çok daha başka bir şey yapar..Duyarlılık böyle bir şeydir..Halbuki ne hastaneyi soranın katedralle bir derdi olmak zorundadır, ne de mimariyi seyre dalanın bir başka şeyle..Diyeceğim şudur; Ufacık sorulardan dellenmemelidir insan..

    Eh, sevgili Marsseh..Sen, ben, o, biz, siz, “onlar”..Dile getirilen bir “beklenti” değildi, bir görüştü sadece..Kendi duyarlığında filizlenen ve de gördüğü kadar gören bir “görüş”..İyi görmüyorsa insan,( ya da iyi görmediği düşünülüyorsa) gözlük de önerilebilir ona..ama nezaket ve adabıyla..Hele konu bir de şiddetin yadsınması olunca..

    Kollektif akıl neyin aklıdır, bilirler meraklıları..Orasını didiklemeyeceğim çok fazla..

    Ama aklın olduğu yerde şiddetin ve adaletsizliğin varlığından şaşıranlara bir kaç laf edip “Ne var bunda o kadar şaşıracak ya da utanacak ” demek, illaki aklın olduğu yerde şiddetin varlığı da meşrudur ya da normaldir demek anlamına gelmez.. Tıpkı insanın olduğu yerde suçun varlığına şaşırmamak lazımdır demek ile suçun meşrulaştırılamayacağı gibi..

    Örgütlü her şey “akla” muhtaçtır, akıl işidir çünkü örgütlenmek..Şimdi ister “iyi” olsun örgütlediğiniz, isterse “kötü”..ne farkeder?..

    Neyse..

  39. diyeceğim aynı..iyi birşey değildir delikanlılık..

    Hiç bir delikanlı şiddeti gerçekten dışlayamaz..vE delikanlı olan zaten özür de dilemez.

    Tarz ve üslup, önemlidir..

    Mesajlar duruyor yukarda, ben yoruldum..

    ama meraklısı yeniden okusun..kimin neyi ne kadar abarttığı katılımcıların takdirindedir, selametle kalın.

  40. Su akar..
    Birini ipe getirmeden once olayin baslangicina bakmak lazimdir, kimsenin kimseye hakaret etmeye de irrite etmeye de hakki yok. Ama soru sormanin da bir uslubu var, amac anlamaksa.
    Tabiki cevap vermenin de bir uslubu var. Bana sorarsaniz eger ortada bir hata varsa, konunun bu hale gelmesine sebep olan; bence karsilikli. Lakin kimsenin onemsemedigi bir nokta var ki, siz anlamamis olabilirsiniz; ama bu konuyu anlayip yorum yapanlar da var, ama olaylarin bu noktaya gelmesi tartismanin surmesine engel olup atismaya donusturmedi mi?
    Ben de kadinla ilgili bi kac yazi yazdim, hatta tekini burdaki yorumlarimdan derledim; gercekten tartismak isteyenler okuyabilir ve yorum yapabilir.

  41. önce

    “Bütün bu yazı çizi, “Ben de böyle bir şey karaladım işte, buyrun..” demenin ötesinde bir çağrışım yapmıyor bende.
    “

    diyerek, sonra da şiddet ve içeriğine kurgusal eleştirinin ardından birşeyler söylemek elbette sizin tasarrufunuz sadece bir düşünceyi ve içeriği bu kadar yavanlaştıran yaklaşımdan rahatsız oldum. Provakasyon içermeyen, bir düşünceye ve bir zümreye hakaret etmeyen bir yazıya “hadi arkadaşım hadi” demek, ardından “teşekkür ederim, elinize sağlık, sizler de efendim, vs” diyerek tartışmak da isteyebilirsiniz..ne gam. sonsuz bir uzay boşluğunda nefes almanın mutlu esrikliği içinde yazmak..yazmak..yazmak…güzel..

  42. “İnsan içeriği bozulmuş ve deforme olmuş bir canlı türüdür.” Diyerek, tüm insanlara hakaret etmeyi mübah sayan bir yazıdan, sadece şiddet unsurunun öne çıkarılması da ilginç..
    Yazının sahibi, bu cümleye sadık kalarak kendini de içine katsa, amenna..der geçeriz. Fakat, kendini bu cümleden soyutlayarak, (diğer) yani bizleri içine alan “insancıklar” olarak adlandırmasını bazı “insancıklar” makul ve hatta çok hoş karşılayabilir. Bu onların sorunu..

    Ama benim bunu kabullenme gibi bir lüxüm de yok, ihtiyacımda yok.
    Zira; bulunduğum, doğduğum, büyüdüğüm çevre içindeki insanları, içeriği bozulmuş insanlar olarak görmüyorum. Bu yaşıma kadar da eşine tek bir fiske atmış, şiddet sergilemiş kişiye de rastlamadım. Daha öncede dediğim gibi bu tür olaylar toplumdan topluma değişir.
    Bozulmuş insanlar görmek için çevrende epey bir malzeme olması lazım. Belliki yazı sahibi bu konuda oldukça şanslı ve epey bir malzemesi var. Bu malzemeyi de onunla paylaşmaya hiç niyetim yok.

    Benim kendisine acizane tavsiyem aşağıdaki dizelerdir.

    Dün sabaha karşı kendimle konuştum
    Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
    Yokuşun başında bir düşman vardı
    Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum.

    İnsanın, önce kendisiyle vuruşması temennisiyle!!

  43. Alıntı güzel..Anlamı da senin dediğin gibi olsun Marsseh..

    Şimdi böyle söyleyince de garip olacak ama, ben okuduğum yazıyı ciddiye alıyorum..İnsan uzunca bir süre yazı kurullarında görev yapıp türlü türlü metinler üzerinde çalışmış olunca, maalesef böyle “duyarlılıkları” da oluyor işte..

    Ve alıntıladığın cümlemi de çok defa kullanmışımdır daha önce..yazı,çizi,vurgu,kurgu,vesaire..Ama belki de siz haklısınız, belki de gerçekten “OBSESİF” bir duyarlılıktır benimkisi,kusura bakmayın.

    Alıntı güzel Marsseh..Anlamı da senin dediğin gibi olsun..

    İstemeden de olsa,bunca insanı irrite ettiğim için özür dilerim,sağlıcakla kalın.

  44. Acı.

    Bir yerine bastım ve orası çok acıyor değilmi gamaro? O acıyı sen çağırdın. Çünkü konu şiddet ve utanmak olunca parmaklarımın üzerinde yürürüm ki basmayayım içimizde uyuyanların üzerine. İşte böyledir bu. Sen aynı hassasiyetle yürüseydin uyanmazdı o uyuttuğun ve üzerini edebi kurallara dikkat yoğunlaştırarak örttüğün acıyı. Yanında olsam çakarmıydın bitane. Hadi doğruyu söyle. Neyse ben bazen böyle yazdıklarının ve ortasını yardıklarının çok uzağında söylemlere gereksinim duyuyorum. Mizaç diyelim hadi.

    Uzatmayacağım diyorsun ancak bilesin ki sen bunu durduramayacaksın çünkü orası çok acıyor ve onun üzerini ben açmadım sen aç aç aç açız sevgiye öhö öhö bak karıştı yine kontrol edemiyorum bazen ve birden..,

    Neyse bu böyledir gamaro kişi bakmalı kendi kaleminden dökülenlere ki sonradan toplamasın dağılan yanları. Hoş zor iştir bu. Bende bu anlamda olsa olsa amatör bir zihin gözlemcisi olabilirim zira.

    Fakaaaat içine girdiğin saldırı durumundan çıkıp, savunma mekanizmalarının devreye girdiği ve o ‘sandığın’ şey aklına geldikçe içinde uyuyanları uayndırmaya başlarsan ısrarla, sen bu işi bitiremeyeceksin. Yani bir kaç mesaj önce demişsin ya uzatmak istemiyorum.

    Şimdi böylesi durumlarda genelde şu olur. Zihin öyle bir cihazdır ki, biriktirmiş olduğu tüm bilgiyi haklı olduğunu düşündüğü konuda kullanmak adına diğer parçalarının emrine verir. Akıl, zeka, mantık vs vs. Ve kişinin içinde öyle bir hareket başlar ki odaklandığı şey yalnızca yükselen ısıyı hafifletmek ve hissedilen acıyı bir şekilde karşı tarafa yansıtıp başlayan hareketi dindirmek ve rahatlamak. Onay bekler, destek bekler, haklılık duyduğu oranda da intikam besler. Hissettiği şeyin etkisi her neyse, acı, üzüntü, öfke vs bunu mutlaka boşaltmak ister. Er kişi ve kalme sever kişi bunun incelikle ve bilgelikle donatabilirse o hareketin ağırlık noktasını akıl olarak almış olur. Zafer sever kişi ise yansıtmak adına girdiği mekanik döngünün debisinde sürüklenir. {{ Vay süslü cümlelerde pek eğlenceli oluyor yav }}

    Ara not paylaşma isteği ya da molası: Biri düyordu ki yazı öyle bir sihirli hunidir ki suyu dökersin şarap akar.

    Tabi ki alıntı ancak hatırlayamadım kim diyordu.

    {{ Bu arada bir konu açmışsın ve fikir kopyalayıp, hatta tepkili olduğu bir olay üzerinden bu kopyalamayı yapıp puan toplama gereksinimlerine gark olmuşsun. Zira ben kendi öyküsünü yazabilenleri severim!! }}

    Şimdi bu yukarda uzun anlatım şeklinde ifade edilen yıkıcı sürecin içinden çıkmanın bir tek yolu vardır. Hatayı kabuletmek. Yalnız bu yazılı anlatım üzerinden öyle detaylı cümleler kurmayı gerektirir ki işte buna takatım olunca hay hay derim. Hoş zaten işret edilenler her zaman görülemeyebilir. Bakış açısı çok önemlidir. Naçizane.

    Hiç.

  45. İnsancık değilmisin satatik? Yoksa sen gerçekten yüce bir varlık olduğunla ilgili ‘sanı’ larmı büyütüyorsun.

    Yahu utanan adam zaten kendisini içine alan bir sürü cümle kurmuş demektir. Heyhat.. Anlamak mümkün değil ‘anlamak’ sözcüğünün içeriğiyle düşünmeyen canlıları.

    Ayrıca eklediğin dörtlüğün kime ait olduğunu belirtirsen ( aklıma özdemir li falan isimler geliyor ama ben bu sorumluluğu sana bırakayım ) onu ‘çalıntı’ olmaktan ve kendine mal etmekten çıkarmış ( ki bu yaptığın bir fikir suçudur) olur ve onu üreten onu üretmek için emek vermiş, bedel ödemiş olan kişiye olan saygını göstermiş olursun. Kolay söylenmiyor o sözler.

    İnsancık değiliz öylemi. Heyhaaatttt..

  46. “Delikanlılığa” devam ey Yabancı.

    Delikanlı olanın hiçbir zaman özür dilemeyeceğini daha önce söylemiştim değil mi?.Ama eksik kalan bir kaç şeyi de şimdi tamamlayayım bari.

    Siz siz olun,hiç bir zaman hiç bir delikanlıdan özür dilemek gafletinde bulunmayın.(Örneği yukardadır)

    Çünkü delikanlı adamın özürden alıp alacağı, arsızlığın dozunu daha bir artırma özgürlüğü olacaktır hepi topu.

    Kendi “çakacağını” başkasına “çaktırır” mesela.
    Ya da kendi öyküsü üzerinden başkalarını öyküsüzleştirir.

    Beraberinde acıyı bilmek..er kişiyi dinlendirmek..ve bir de utanmadan sen çağırmıştın zaten beni demek.Hepsi de bir fincan kahve hatrına dilenmiş bir özrün yan etkileridir delikanlı bir bünye üzerinde.

    Peh be..Hey gidi can..Hey gidi o güya “ben ki acıya basmamak için parmaklarıMın dahi üzerinde yürürüm” diye kendini kutsamaktan geri kalmayan, ama o en küçücük duyarlılıklardan ve en küçücük sorulardan bile dellenip yavru kuşlara pskiyatrik naralar atan deli kan. Heyhat ya heyhat, eksik olan bir bu kalmıştı zaten.

    Onun için siz siz olun, hiç bir delikanlıdan özür dilemeyin hiçbir zaman.

    Arsızlığın sınırı yoktur çünkü, zihninizi kopyalayıp yapıştırırlar da biryerlere,haberiniz bile olmaz.Ya da çalıntı mal bulundurmakla ithama edilirsiniz de,sinirlenmek bile suç kalır üstünüze.

    Avrupa birliğine uyum yasaları çevresinde tasfiye edilmesi gereken meslek grupları arasında delikanlılık da var mı?

    Allah’ın selameti üzerinize olsun!

  47. çünkü bir insanım..

    Bunu senin anlaman çok zor ama, insanlar yeryüzünün en yüce varlıklarıdır. Buna aslında sende dahilsin, (fakat yok ben almayayım diyorsanda) bunu da saygıyla karşılarım.

    Dizelerin altına isim mi koydukta bunu bana malediyorsun.. bayağı etkilemiş olmalı ki, saptırmak için
    içeriğinden çok dışarısıyla ilgilenmişsin.

    Herşeyden önce, kendi kefene tüm insanlığı koyamazsın, burda açık açık
    “İnsan içeriği bozulmuş ve deforme olmuş bir canlı türüdür” ve benimde içeriğim bozuktur, bende deformeyim.
    demediğin ve özür dilemediğin sürece, benim gözümde “(bir tek sen) yeryüzünün içeriği bozuk ve deforme olmuş insanı olarak kalacaksın”

  48. Ve ey Marsseh, ve ey oikOs.

    Hadi sizin hatrınıza bir daha özür dileyeyim gitmeden önce.

    Şu değil miy di cımbızla çekip tezgaha çıkardığınız cümle..”Bütün bu yazı çizi, “Ben de böyle bir şey karaladım işte, buyrun..” demenin ötesinde bir çağrışım yapmıyor bende.”

    Tamam işte..

    Ve bendeniz naçizane, bu atıl ve obsesif,bu zihni donuk ve mükemmelik takıntısındaki tabiatıyla aslında kendi iç düzensizliğini gözler önüne seren..ve tüm bunların ışığında yuvada ağzı açık mama bekleyen bir yavru tembel kuş olmayı dahi hak etmeyen tavır ve üslubumla irrite ettiğim bütün katılımcılardan tekrar özür dilerim.

    Ben böyle şey görmedim..Yüce Zeus herkese tuttuğu muradı bahşetsin,herkese de delikanlılığı kadar versin.

  49. Bilmukabele gamaro.

    Yahu statik altına kendi adını koy demedim zaten. Sen yazmadın ki adını altına yazasın.

    Kimin o dörtlük onu yaz. Bu saygıdır.

    Bak işine de yaramış. Dörtlüğün üzerinde ince bir nüans yaptın bana. HA bunu için ayrıca kutlamalı yaratıcı zekayı.

    Ama bu yaptığın -niyetin öyle olmasa da- ‘hırsızlıktır’ ve bedel ödemiş, o dörtlüğü söyleyebilmek için kimbilir ne gemiler yakmış birine hak ettiği saygıyı iade etmektir.

    Gamaro durdu (ki özür dilerken bile haklılığına oy vermesine rağmen öyle bir görüntü yaptı en azından) sen başladın.

    Ahh ah.

    Provakasyon, empoze, manipülasyon sevmiyorum sizi.

    Hiç..

  50. Su akar..
    Soz gumusse sukut altindir..

  51. “Büyük ve üstün insan, hep hoşnut ve rahattır. Küçük bir insansa hep üzüntü ve telaş içindedir.”

    konfüçyüs

  52. Bilmukabele mi?.-)

    Keçileri kaçırdığın yazı nereye gitti bu arada? Hani burnuna yanmış et kokusu filan geliyordu.Naptın sahiden, gittiğin adayı filan mı yaktın?

    Bu arada işportacalığa da başlamışsın, hayrola?.Yok yok, pek de öyle kötü birşey değildir de işportacılık, ama geçen gün söylemeyi unutmuşum, kerameti kendinden menkul “acılar” satmışsın,ne iş? Peki ya kazandığını nereye yatırıyorsun bilader, “Erdembank” a mı, bonus da veriyo mu?

    Aslında bende acı var da, sen bilmezsin.Yani yeni değil diyorum, senden önce de vardı.Bilenler bilir işte az çok ,damara girip çıkan enjeksiyonlar, delik deşik bir morötesi kol..Haliyle acı veriyor tabi,ne kadar gülüp geçmeye çalışsa da insan.Mor ötesi kızıl ötesi, çok mu kısadır, daha da uzar mı, amaaaan,yaşayıp göreceğiz işte,neyse ne.

    Diyeceğim şu ki, acı dersen bende bolca var işte güzel kardeş.Şimdi bi de üstüne, şu “kerameti kendinde saklı olanlılarını” kakalamaya çalışma bana beee..Valla..Anladık delikanlı adamsın.Delikanlı adam acının kilosunu erdemle satandır zaten.Ha bi de eli ağırdır,onu da unutmayalım. “Nasıl da acıttım di mi?” İlahi…:-)

    Tibetli keşişler de nerden çağrışım yaptı şimdi?..Amaaaan, neyse…Marsseh’in de dediği gibi; “sonsuz bir uzay boşluğunda nefes almanın mutlu esrikliği içinde yazmak..”..ve bir de ilgi alanıma hiç girmeyen insanlarla birlikte, utanmak..utanmak..utanmak..güzel be, iyi şekil valla.

    Kesip doğradığı adamlardan dahi bi özrü esirgeyen bu kültür var ya bu kültür..bağrından ne çıkaracaktı sahi? Eh Marsseh..bir sen, bir ben, bir de onlar, ve bi de parmağının ucunda yürüyen “utangaç” filozoflar.

    Yok yok, ben artık bi şeye şaşırmıyorum.

    Bilmukabeleymiş..Mukabeleni bil de gel canına yandığım.

    Perde desin de yönetmen, hani ikinci perde lütfen..Zaten bundan sonra istesem de zor yazarım.

  53. Ne istiyorsun gamaro?

    Özür dileme nezaketini gösterdiğin için teşekkür ediyorum. Kullanmış olduğum dilin seni acıtmış olduğundan dolayı üzgünüm.

    Hatanı görüp özürdilemiş olmanın inceliğine karşılık bilmukabele diyorum.

    hiç.

  54. Bende lao-tzu dan ya da Laozi den ya da zhuangzi den falan bir söz bulup şu google dan, cevap versem mi acaba?

    Bakın ne demek istiyorum ama kendi dilimi kullanamıyorum şeklinde.

  55. Isik ve gölge

    Nesneye düsen isik; bir dizi siddetli zihinsel tekrar

    Olusan sekil; gölgesi sapindan kopuk bir cicek.

    Artci zihinsel kisa devreler hissediliyor baska sayfalarda,orada cicekler actirmissin(iz). Ama yine bakiyorum, buradaki cicegin gölgesi sapindan kopuk,yazik.

    Gamaroya selam.

  56. e bana kalırsada yanlış klisede günah çıkarmışsınız yabancı, nası desem sanki siz de takılıp kaldınızmı biraz 🙂

    bir sıcak selam da ben bırakıyorum buraya gamaro için, almanyadan sevgiler.

  57. Su akar..

    hey gidi günler..:)

  58. “beniiii benden çalaaan/ oooo güzel günleeer”:)

  59. Şey bu neden güncellendi? Gamaro’dan özür dilemiştim. 🙂 (bu mahcup bir gülümseme haaa)

    Konunun utanmayı gerektirecek kadar hassas olması anlamında bir değişiklik yok çünkü. Ya sahiden levinstayn bunu neden güncelledin?

    Sahiden çok kötü bir yazıymış. Edebi bir zenginlik yok çünkü. 🙂

  60. Yabancı.

    2 yıl olmuş.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.