Dün dolanırken bir kilise gördüm. Kapısı açıktı. Bunu ilahi bir davet sayarak kiliseye yöneldim. Ayin yarın (bugün) sabahmış. Bir şey yapmış olmak için bir mum yaktım. Sonra yarım bıraktığım geziyi sürdürdüm. Aman ne kalabalık, ne kalabalık! Bir yığın insan.
Bu kadar insan içinde üç deliye rastladım. Biri tam arkamda uzunca bir süre beni takip etti. En son çıkardığı seslerden ürküp arkamı döndüm. Hızlandığını fark edince kendimi bir mağazaya attım. Mağazada karşıma bir hortlak resmi çıktı. Ben nereye gitsem resim de o yöne dönüyordu. Üç boyutluymuş meğer. Shakespeare’inkini çok beğendim. Ciddi bir ifadeyle eli yüzündeyken siz yürüdükçe eli iniyor ve gülümsüyor. Yoksa tersi miydi?
Her neyse tekrar yola düştüm. Bu kez dev bir mağaza önünde çok hareketli bir müzikle kalabalığı durduran bir deliye rastladım. Müziğe ayak uydurarak dans ediyordu. Bu deliyi daha önce de defalarca görmüşlüğüm vardı. Hep böyle müziğin taştığı mağazaların önünde bekler ve dans ederdi. Onu izlerken gülmeden edemedim. Gülerken göz ucuyla bir başkası tarafından izlendiğimi fark ettim. Bu izleyici bir başka deliden başkası değildi. Ben dans eden deliye gülümserken, o da bana bakıp gülümsüyordu. Kendimi komik buldum. Hangimizin dünyası gerçekti? O bende gülünecek ne görmüştü acaba?
kırmızı gözlü ağaç kurbağası yeşili.. gibi olmuş. şaşırtı:)
Belgeselvari bir yorum da şaşırttı N’yi ve teşekkür ettirdi g’ye. “Teşekkür ederim g” dedi N, ağaç kurbağası kırmızısı kızarmış gözleriyle 🙂
yaptın yine tanrıçalığını Nibelunga, sadece ironi değilmiş meğer 🙂