Canan mış adı…
“Senin adın ne?” diye sorduğumda söyledi. Canan! Gönülden sevilen kişi, isminin anlamı. Canan, sevgili en kıymetli…
Özensiz, bir bağcıkla bağlanmış güneşin rengini almış saçları. Yeşile çalan açık renk gözleri arsızca, temkinli biraz da masum bakıyor. Minnacık bir burun. Sanki bir fotoğraf karesi.
Çocuk işte çocuk bildiğin. Ben diyeyim yaşı yedi, sen de sekiz. Ağız kenarları çatlamış kurumuş tüm gün sokaklarda çelin çöpün içinde insanlarla konuşmaktan. Konuşmaktan ziyade insanlardan sürekli bir talepte bulunmaktan.
Her ne kadar etkilensemde genelde sokaktaki bu tip çocuklara yardımcı olmuyorum bilinçli olarak. Sanki onlara para verince yardımdan ziyade, onların bu yola daha çok teşvik edildiğini ve benimde buna katkıda bulunduğumu düşünüyorum çünkü. Ama duyuyorum yinede seslerini…
“Bir ekmek parası abla…”
“Kardeşime süt alacam ne olur teyze…”
“Hadi amca hadi Allah rızası için…”
ve
“Bir simit versene abi çok açım”
offff dedim offf…
Bunu kendisi için istiyor. Para istemiyor. Karnını doyurmak istiyor. Çünkü aççç…Yanına gittim. İki simit alıp simitçiden birini ona verdim. Adı Canan’mış işte…
Bununla idare edeceğiz dedim fazla param yok yanımda. “Olsun abla ” dedi… “Bazen hiç bir şey yemediğim de oluyor.” diye devam etti. Türkçesi son derece güzeldi. Düzgün cümle kuruyordu, dikkatimi çekti. Okula gidip gitmediğini sordum simitlerimizi yerken parkın içinde. “Aldılar okuldan” diye cevap verdi. Neden dedim. “Bilmem ” dedi…
Simitlerimiz bitti. Sohbetimiz bitti. Canan da gitti…
Peki benim içimdeki gariplik neden bitmedi?
Ayşe ÖZEN
24 Nisan 2010 tarihli bir anı bu paylaştığım. Sabah işe gelirken aynı manzara ile karşılaştım. Adını soramadım…
simitler bitecek sohbetler bitecek canan gidecek,
birde bakacağızki içimizdeki gariplikte gitmiş.
o günleri görme dileğiyle…
umarım en kısa zamanda görürüz o günleri, zira ben içimde o garip duygu ile yaşamaktan bıktım galatalı:(
Cumartesi akşamı,
Taksim’de,
Dalış kulübünden bir arkadaşın doğum günü barda kutlanıyor,
Davetliyiz kız arkadaşımla gittik.
Eskiden de haz etmezdim bar ortamlarından hala da haz etmem,
Neyse ritüel tamamlandı pasta kesildi v.s v.s
Sıkıldım ortamdan, Arkadaşıma
“sen eğlenmene bak biraz dolaşıp gelicem” deyip çıktım.
Uzun zamandır arka sokakları turla mıyordum amaçsız.
Tura çıktım.
Bir kuruyemişçiden de tuzlu fıstık aldım 2 tl’lik.
Öncesinde Kuruyemişçi Amca ile pazarlık yapıyorum
“az tadımlık olacak ne kadar lık alabilirim sizce,”
“Sen ne kadar istersen .?”
“0,50 krş’luk isteyeceğim ayıp olmasın, fazlasını yiyemem olurmu bu paraya..”
Amca bön bön bakıyor ne diyor bu dallama diye,,
Gözlerinden okunuyor…
Amca ters’e bağlayacak belli ve alışkın ne de olsa taksim esnafı her millet ten insan la haşır neşir,
Esrar’keşinden hap’çısına, eroin’manından kokain’cisine ve
Alkolik’lerine kadar..
Uzatmadım,
“Peki amca 2 tl’lik ver bakalım.”
Hazırlıyor 2 tl’lik.
Bayağı da çok muş nasıl yiyicem diye düşünüyorum.
Hadi bakalım ya nasip ya kısmet,
çıkıyorum kuruyemiş’çiden amca’ya
“iyi akşamlar dileyerek”.
Elimde tuzlu fıstık atıştıra atıştıra dolanıyorum rüzgara kendini teslim etmiş yaprak misali…..
Bir kaç sokak dolaştım.
Arka sokaklardan birinde eski bir binanın merdivenlerine tünemiş 12 yada 14 yaşlarında yüzünde sönük bir hal elinde bir poşet torba içinde sarımtırak bir şey kokluyor. .. Başka bir dünyada geziniyor ayakları yerden kesilmiş..
Yediğim tuzlu fıstıktan bir avuç veriyorum yanına gidip,
Çocuk sevindi,
İyi de giyimli gördüğümüz beynimize kazınmış sokak çocuklarından değil…
Adın ne kardeş?
“Can Abi”, diyor….
Usulen gayri ihtiyari;
“Can bunu bırakmaya çalış.
Bak ne kadar kötü olmuşsun.”
Diyorum…
Boşlukta kaybolacağını bile bile….
“Bırakıcam abi” diyor.
“Neyse açmısın can.?”
“Yok amca yedim.”
(abi güzeldi be can diyorum içimden)
“Ne yedin”,
“Çöpte hamburger vardı. onu yedim doydum..”
“Bak kardeş eğer doymadıysan gel gidelim lokantaya yemek yiyelim bende açım beraber yiyelim hem bana eşlik et bak yalnızım ne dersin”
“Yok amca çok sağol teşekkür ederim.”
“Peki sen bilirsin”,
elimde kalan diğer tuzlu fıstıkları da uzatıyorum,
“al ben daha fazla yiyemeyeceğim.
Bunlarıda sen ye.”
“Çok teşekkürler amca sağol” deyip
Alıyor ve gözleri parlıyor..
“Dikkat et kendine ”
diye boşa telkinde bulunup laf-ü güzaf işte…
Ayrılıyorum.
Gidiyorum ordan arkama bakmadan…
Bar’a geliyorum herkes eğleniyor ve akıp geçiyor taksimde bir akşam daha…
“Peki benim içimdeki gariplik neden bitmedi?”
“Yüzbin derman versen almam bu derde” diyor bu türkü… Yani yüz bin dermanı bu derdim ile değişmem diyor…
Türküler bitmez…
hepsinin ayrı bir hikayesi var… hepimizin ayrı bir hikayesi olduğu gibi…
tüm alışkanlıklar çocukluktandır…
…Eli, yüzü kirli,saçları epey bir süredir yıkanmamaktan keçeleşmiş,üstü başı hırpani,bu çocukların görüntüsü adamı sarsmıştı.Karınlarının aç oluşu ve biröğün yemek için,bıçak çekebilen,adam öldürmeye yeltenen,bunun karşılığında ölümü de göze alabilen ve bunu sadece bir kere karnını doyurabilmek için yapan,yani her öğün yemek için ölmeyi öldürmeyi göze alabilen bu çocuklar da neyin nesiydi.Şimdi karınlarını doyursalar yarın ne olacaktı.Her seferinde bir öğün için bir savaş mı?..
Adam, çocuklara baktı,daha onbir,oniki yaşlarında görünüyorlardı.Her nasılsa bir yerden bulunmuş giysiler içerisindeydiler,yırtık.Ayakkabılarının biri başka biri başka.Nasıl bir anne babanın çocuklarıydılar da,bu haldeydiler.Belkide bir günah çocuğuydular,belkide on çocuklu bir ailenin oğlu.Belki annesiz babasız,elbette sokağa terkedilen her çocuğun mutlaka bir hikayesi vardır…
Delişey,bilmem vahşi yaşam belgeselleri seyredermisin.ben seyrederim…Gündüz gece farketmez sokağa çıktığımda yukarı paragrafta anlatılan gibi manzaralar görürüm. belgesellerde,besin zincirinin üstlerinde yer alan hayvanların bile av olabileceğini de görürüm. Hepside,bir öğünü geçiştirmek ve hayatta kalmak adına savaştalar. Ama derim kendi kendime,onlar hayvan. Biz insanız,.. insanız biz…gerçekten mi?!..sorum cevapsız kalır,asılıdır havada ,öyle durur…
Ben çaresiz,içimde bahsettiğin,o garip duyguyla, dönerim eve….
Gözüm karadır,
Lakin,
Bu bahsettiğin tarz’daki çocuklardan korktuğum kadar hiç kimseden korkmam.
Yok DEC CAL kardeş ben korkmam ,
yaşadığım şey ,sadece
var olmanın dayanılmaz hafifliğidir
insan bilmediğinden korkar.
çaresinin elimizde olduğunu
bildiğimiz birşeyden korkulurmu?!..
galatalı,
evet seyrediyorum bahsettiğin belgeselleri. küçük balığın büyük balığa buğulama, kızartma olduğunu da görürüm. ama insan farklı olmalı zira fikri var diye düşünürüm… hayatta kalmak için vahşice diğerini öldürüp yiyen hayvanı da anlarım. ama insanı anlayamıyorum…
insan var oldukça 4 değil 14 din de gelse kötülükler bitmeyecek gibi geliyor… ne karmaşık bir yapı insan. onca akıllı çözememiş ben nasıl çözeyim. anca üzülüyorum işte:(
DEC CAL,
korkuyor insan evet. onlardan değil aslında… çocuk onlar ya sadece çocuk…
Çocuk oldukları için korkuyorum…
Başka bir forumda bahsetmiştim ya 2003 yılı,
O zamanlar ne özgürlüğü ne seksi ne de başka bir şeyi istedim/özledim..
Sadece ama sadece çocuk’ları ve çocuk kokusunu özlemiştim..
Saf ve duruluğu temsil eden çocukları…..
DELİCESİNE…..
Ben çocuklara kıyamam,
El kaldıramam..
Ölümüm onların ellerinden olsa bile….
DEC CAL,
ne de güzel demişsin…
“Ben çocuklara kıyamam,
El kaldıramam..
Ölümüm onların ellerinden olsa bile….”
ölmeyelim, öldürmeyelim, ölmesinler…
Diye yazmışsınız,
Konu burda başka bir boyuta gececek ama,
Ben hayatım boyunca Bilmediğimden değil de
Hep Bildiklerimden korktum.
Çok samimiyim.
Ayrıca,
Bir nefes’iz hafifliğimiz ondandır.
Çaresi elimizde olan ne var,
Sokakta yatan/yaşayan çocuklar/a/ı, evsizler/e/i,
Hayvan kadar değerli görmeyen hayvan severler,
Hani hayvan hakları savunucuları var ya,
Sokakta aç, susuz kimsesiz bir köpek, kedi görse evine getirip besleyen sözüm ona hayvanseverlerin,
Sokakta ki insana yardım etmemesi ne garip dimi,
İlginç geliyor bana,
Dünyanın parasını harcayıp dev bir endüstri yarattılar,
Pet shop’lar,
Hayvan evleri,
İthalat’ın lokomotiflerinden biri olmazsa olmazı arasında aksesuarları,
Çinden aksesuar,
Avrupadan mamaları geliyor konteynerlerle,
İnsanlar artık hayvanlarını kreş babında hayvan evlerine bırakıyorlar.
….
hayvanları severim,
hayvan sevgisi olmayan insan dan şüphe duyarım.
Ama…..
Şimdi sen söyle Çaresi elimizde mi galatalı…
Selamlar,
Delişey, Canan’ın hikayesini ne güzel anlatmışsın. Ardından gelen galatalı’nın yorumu da çok hoştu.
Açları doyurma, çıplakları giydirme geleneği eski türklerden bu yana günümüze kadar gelmiştir. Göze çarpan yanı genetik olarak birbirine bu kadar yakın olan insanların büyük çoğunluğunun farklı varyasyonlarda olsa da temelde aynı geleneği benimsemiş olması. Sayın Ayşe Hanım tahmin ediyorum ki son sorunuzun cevabı birden fazladır. Bunlardan birisi belki de doyurduğunuz açın sadece bir öğünlük açlığından ötürü olan ve sizin içinizdeki şefkatin “acaba bir başkası da aynı şefkati gösterecek mi” gizli endişesi olabilir. Aslen endişe duyduğunuz şey aç olan kişiye olan şefkat hissinizden geliyor. Belki onun ihtiyaçlarını gideren bir bireye dönüşmesi bu endişenizi fazlasıyla giderecekti. Toplumumuzda da var olan bireysellik, empati eksikliği, ihtiyaç sahipliğinin kötü niyetli kişiler tarafından istismar edildiğinin bilgisinin yaygınlığı ve nesilden nesle yayılması gibi sebeplerden ötürü birçoklarımız konuya ilgisiz kalıyoruz. Eski türk geleneklerinde Göktürkler açları doyurarak ,çıplakları giydirerek, halkını zenginleştirerek halkını kendine bağlı ve sadık hale getirirler bilgisine eriştim. Yani bu birkaç sefere mahsus değil hayat boyu ihtiyaçları gideriliyor. Uygurlarda bir süre sonra halk ticaret ve ziraatla uğraştığı için, yani yerleşik hayattan ötürü ki onlarda da yardımlaşma var. Uygurlar farklı olarak iş imkanı da sağlamışlar. Günümüzde yaşam biçimimiz yerleşik hayat olduğundan ötürü, iş imkanı ile ihtiyaç giderme mevzusunu halletme daha iyi bir çözüm oluyor. Fakat sosyal bir toplum olduğumuz için gene de çözüm yolları değişebilir. Yani 5-6 yaşlarındaki bir çocuğu alıp da sana iş vericem ihtiyaçlarını karşılarsın demek pek mantıklı olmaz. Bunun çözümü iş sahibi olana kadar bakılması ve yetiştirilmesi olur. İş sahibi olacak yaşa geldiğinde iş verilerek önü alınabilir. Günümüzde maalesef şefkatten yoksun gözünü para hırsı bürümüş işverenlerin artması yüzünden işsizlik sorunu da çözülemiyor. Daha çok tecrübeli ve vasıflı kişilere iş veriyorlar ve işçi sayılarını da kısıtladıklarıyla beraber işsize imkanı sağlamak gibi temel amaçları yok. Dünya, etme bulma dünyasıdır. Her sosyal toplum kendi ettiğinin karşılığını bulacaktır. Umarım bir gün, çoklarımızca terkedilen bu güzel Türk geleneklerine tekrar topluca sarılarak toplumumuzdaki refah düzeyini artırırız.
DEC CAL,
inan samimi olarak hayvanları seven koruyan ve yardım edenler insanlara da ediyor. bundan şüphe duymuyorum. eğer terazi kefesine insanı ve hayvanı koyup tartsalar yaşam hakkı eşittir bence… dini kitapta hayvanın insana hizmet etmesi için yaratıldığı yazar ama ben öyle düşünmüyorum. gerçi bir taraftanda bu sevdiğimiz korumaya çalıştığımız hayvanlar mideye indiriliyor bunu da çözmüş değil beynim:)))
misal biz, ineğin etinden, sütünden, derisinden, daha düne kadar fiziki gücünden faydalanırken, diğer taraftan bu sevimli canlıya tapan baş tacı yapan toplumlar var.
yine biz kediyi köpeği sevip, evimizde besleyip ailemizin bir bireyi gibi görürken, bu hayvanları pişirip yiyen insanlarda var. haydaaa hem konu karıştı hem benim kafam:)))
dur dur az daha karıştiirim. insanları yiyen insanlarda var galiba:)) yam yam mıydı??? demek yaşamak için yapılıyor bu yeme işi:)))
neyse konumuza dönecek olursak;
Nibelunga,
ben tanık olduğum bir küçük anı paylaştım. beni etkiledi. ve etkileniyorum bu tür şeylerden. açlık ve çocuk. etkileniyorum. belki bu da çocukluğumdan kalma bişidir. bilmiyorum…
kanerader,
şevkat mi ? bilmem. belki de kızgınlık öfkedir içimdeki bu duygu. büyüklere kızgınlıktır içimdeki belkide. hem büyüklere hemm enn büyüklere…
göktürkler, uygurlar iyi yapmışlarda şimdi biz ne yapıyoruz önemli olan bu? geçmişi neden deşer insan ders almak bilmek öğrenmek için değil mi? yoksa banane geçmişten? halen açsa çocuklar, halen fakirse toplum, bilgisizse halen bir çoğu, bir çuval una, fasulye pirince iradesini satabiliyorsa ne diyim daha fazla söyletmeyin işte…
daha çokkk Cananlar tanırım ben…
Delişey seninle hemfikirim samimiyetine de güveniyorum,
Lakin konu yu dağıttım,
Sende haklısın Bende ve diğerleride,
Haklı olmaktan başka seninde yukarda belirttiğin gibi ne yapmaktayız.
Yazıldığı gibi sadece vicdan’ımızı tatmin etmekten başka….
valla ben kendi etim budum kadar bişiler de yapıyorum…
elimden ne gelirse;
soğuk havalarda sokak hayvanlarına mama dağıtıyorum
sıcak havalarda su dagıtıyorum. belli yerlere kuytu köşelere mama bırakıyorum onlar gelip buluyor. sağolsunlar esnaf sanatkarı da yoldan çıkardım bizim orda:) bir de insanlara “bakın eğer su ve mamaları vermezseniz bu hayvanlara bozuşuruz heee” fln diye kafa bile tutuyorum:)))
diğer taraftan sokak çocukları ve kadın sığınakları yararına yapılan etkinliklere katılıyorum. gönüllü arkadaşlar var bu konuda canla başla çalışıyorlar onlarda sağolsunlar:))
sonra gördüğüm yardıma muhtaç insanları gerekli yerlere bildirip hakları konusunda eğitmeye çalışıyorum onları bilgim dahilinde…
ihtiyaç bitmiyor, lakin iyi insanların mevcudiyeti beni umutlandırıyor:)
tabi bu mevcudiyeti sistem ve aile bazına çıkartmak önemli olan…
Not: iyi insan yerine başka sıfat bulamadım:)) bunları yapmayan yapamayan insanlarda kötü olmuyor tabi:) aman kimse alınmasın…
Çocukları işçi olarak çalıştıranlar ile çocukları ve kadınları cephede ön saflara koyup taş attıranlar aynı topun kumaşlarıdır.
Ey iyilik! Sen ne kadar güzelsin.
İzlediğim kadarı ile muhtaç olanlara herkes bir şeyler yapmak istiyor. Ben de bir fikir olarak katkıda bulunmak istedim.
Yakınımızda yardıma muhtaç birini bilmiyorsak şöyle yapabiliriz:
Her hafta bir semtin meyve-sebze pazarı kuruluyor. Pazarın kapanmasına 1-2 saat kala dikkatlice baktığınızda elinde bir torba veya çuval ile manav tezgahlarının yanındaki çöplerden evine bir şeyler götürmeye çalışan insanları görürsünüz. Ya da genellikle ihtiyar ve sahipsiz kadınlar tezgahlara fiyat sora sora giderler, yahut ta 1-2 kilo sebzeyle pazar alış verişini tamamlamış yaşlı bayanlar görürsünüz.
İşte yardımsever duygularla dolu dolu olanlara güzel bir fırsat.
Sen gerçekten bir top’un kumaşısın ama çözemedim..
Hangi Top’un kumaşısın…
Ya nasıl bağladın konuyu gidip atıcam denize kendimi…
Mektup ta bırakıcam arkamdan…
Burda İnsani değerlerini kaybetmemiş sayılı insanlardan birisin,
Her ne kadar fikirlerin bana uymasa da….:))
Halk’tansın, Vicdan sahibisin,
Bu açıdan olaylara bakıp analiz etmen çok hoş ve seni Alkışlıyorum….
yok o kadar uzun boylu değil tabi:) kendimi abone edemem çarşı pazar v.s:))
önerinizi dikkate alan çıkar tabi Şeref Bey…
O zaman biz hipermarket ve süpermarketlere abone olup indirim günlerini takip edenleri takip edelim..::)))
::))))
Onu bunu takip edeceğinize devrim yapın devrim.
Artı değer sömürüsünü kaldırın.
Savaş harcamalarını sıfırlayın. Ülkenizde bir tek insan aç kalmaz…
Selamlar,
Lafla peynir gemisimi yürümüyordu. ::)))
Ya da gemileri kızaklarla devrime bizmi götürelim.
İyi güzel ya medet,
Devrime giden yolda Önderim ol…
Geleyim peşinden,
Ve de seninle onur olur benim için o yollar,
Yürek taşıyan yollarda together yürümek..::))))
DEC CAL kardeşim,
“güzel günler görsün çocuk”lar”.
Konu başlıklı yazında,önce bir link vermişsin,incelediğimde sonunda sn xenix”in bir yorumu var derki: mealen,
“Bu çocuklar sistemin bizlere korku amaçlı dayatmasıdır. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım önüne geçemeyiz”.
Sanırım haklı…
Bizim mücadelemizin,sistemle olması gerekir.Kanaatimce.
Yoksa…
Delişey, bir simit alır birinin karnını doyurur.(Elinde olsa dünyayı vereceğinden eminim.)
DEC CAL 100 gr tuzlu fıstık verir,bir nebze rahatlar, partiye geri döner.(çocuğu unutması 15-20 dakikasını alır.)
Kanerader, uzun bir söylevle eskiden biz böylemiydik der.
galatalı, kim bunlar derken çaresiz eve döner.
nibelunga,çocukların farkında değildir, daha çok hikayeyle ilgilidir.
Hola bir top kumaştaki simgenin neler olduğunu keşfe çıkar.
Şeref Yücel, semt pazarlarının nelere kadir olduğunu anlatır.
Filan,falan…
Hayat, sürer gider.
Oysa; Hepimiz bulunduğumuz platformlarda sürekli bu sorunu gündemde tutmalıyız.
Sistemin dayatmasını bir şekilde kırmalıyız.
Kılıç kuşanıp,sisteme savaş ilan edemeyeceğimize göre,
Yerelden evrensele kuralı gereği
En baba konferanslarda,seminerlerde,gazetelere telefonlarla,televizyonları arayarak,internet sayfalarında, konuyla ilgili olsun olmasın bir pankartla bu sorunu gündemde tutmalıyız.
Aslında DEC CAL korku derken kendisinin o çocuklardan korkusundan bahsetmiyor.
Bu çocuklar var ve birgün benim çocuğumla karşı karşıya geldiklerinde, ki çok kolay olabilir bir olasılktır.
neticeyi düşünmek bile istemiyorum.
Hangi anne baba böyle bir acıyla yaşayabilirki.
İşte korku bu korkudur,
O zaman yapılması lazım gelen
bataklığı kurutmaktır.
Formül vur kurtul olamayacagına göre,
kurtar ,kurtul olmalıdır.
Akıl bunu gerektirir.
İşte DEC CAL bence çaresi bu.
Sistemi harekete geçirmek.
NOT:
DEC CAL sen burdan izlediğim kadarıyla, sıcakkanlı, esprili,
“a hayat ne hoş
haydi durma
sevgiline koş”
Tarzı bir adamsın, neşelisin yani,..
Ama alkışın çok ucuz be kardeş. :)))
Nedense hep aynı yöne gidiyor
Fikirler uymasada… :)))
Birey olmanın getirisi ile olmamanın götürüsünden bihaber topluluklarda İNSAN OLMAK ile oldukça uyuşur bu ucubelikler. Ama İNSANLIK ile bağdaşmaz.
İNSANLIK, insan olmaktan olabildiğine uzaklaşma öğretileridir.
Mazlumu oynamak ve oynatmak ve kıyakçılık ile ayakçılık daha kolay çünkü.
“16 yaş ve altını işe sokan ile bunları işe alan beş yıldan olmamak kaydı ile hapis ve ağır para cezası ile cezalandırılır.”
…bu kadar basit.
Türk Ceza Kanununun Hangi maddesi bu.??
Sen türkiye de yaşamıyormusun.
Yok sa Ebubekir Gibi Almanya da yaşayıp Benim Ceza kanunumu mu kendine rehber alıyorsun,
Bak istanbulun varoşlarına,
Ya da
Türkiyenin geneline,
Merdiven altı endüstride,
Konfeksiyon atölyelerinde,
Ufak üretim yapan Junior Kobi’lerde,
Çalışan çocuklardır.
Tütün ve Pamuk tarlalarında çalışan köylüm ve çalışmaya giderken kamyonu devrilip ve ölen çocuklar,
Sen ben değil,
Sen bankada ofisinde kıçın rahat,
Temiz bir yerde çalışırken onlar/ı gece gündüz,
cumartesi pazar demeden bedavaya çalışırlar/ çalıştırırlar.
Onları çalıştıran Senin müşterilerin olan kodamanlar,,
Sana gelince
“O efendim hoş geldiniz ne alırsınız
orta kahve ya da çay”
Diye de sorarsın……
Peki tamam hepsini tutukla ve cezalandır,
“16 yaş ve altını işe sokan ile bunları işe alan beş yıldan olmamak kaydı ile hapis ve ağır para cezası ile cezalandırılır.”
Şimdi 102. maddeden tahliye edilen katilleri
Bunlarda Adaleti sağlayamayan
Türk ceza kanunu ve Yargıtay’ı mı bana yazıyorsun.
Adalet Mülk‘ün Temelidir,
Türk adaletinimi…??
Gümrüklerdeki rüşvet haberlerini
Hem görsel de Hem yazılı basından izliyorsun.
Bugün ya da Yarın mahkemeleri olacak
Tutuklu sayısı şu an 42 idi artmış olabilir.
Hadi iddiaya girelim kaç kişi tutuklu yargılanacak..
Ben 5 den yukarı olmaz diyorum..
Peki ya senin cevabın..??
Konu uzar hola..
uzarrrrrrrr
Çünkü;
…karşı bilgi ve düşünce üretmek yerine bulaşmak, sırnaşmak keza öyle.
Öyle değil mi.
E, öyle.
Öyle öyle.
Dec-Cal
Biraz orda kal.
Reaksiyoner tepkilerini biraz revalusyoner tepkilere döndürDÜĞÜNde daha “yakışıklı” olacak ve oynayacaksın “oyununu”…
Ani tepkilerini anında yazdığında daha sonraki yazıların senin de istemediğin şekilde gelişiyor. Seni bazen ben de tanıyamaz oluyorum bazen de “deccal evrim geçirmiş olmalı” yorumlarına neden oluyorsun.
Bak Kıvırcık Ali ölmüş, hadi sen git ona ağla biraz, açılırsın…
“Söz”
dinler Kalırım,
Söz’ü dinlenecek biri olursa insan.
Hürmetler sunarım.
Tabiki haklısın,
DÜn,
5 Pilot Üsteğmenle Beraber
Kıcvırcık Ali’ye de Ağladım.
Ağlamak iyidir.
Ve utanmam da ağlamaktan.
Sizler ağlamayı Açılmak olarak algılasanız dahi..:))
Bugün Avcılar’a cem evine gideceğim.
Cenazeye,
Senin adına da
Kıvırcık Ali’ye
Fatiha okuyacağım,.
Selamlar sunarım Medet ya Hüseyin.
Beni nasıl Tanıyorsan/ Tanıdıysan Ben öyleyim…
Gündem;..
Hayat devam ediyor,
Galatalı,
Tatlı söze,
Güler Yüze doyulurmu doyulmazmış,;))
Merhaba,
Bağlantısını verdiğim linkte Xenix çok doğru tespitte bulundu,
Haklıda,
Doğru söze ne denir.
Senin önerilerinde yerinde Ama Galatalı Laf-ü Güzaf tan öteye geçemiyor çığlıklarımız.
Bataklığı kurutmak tabi Burda amaç,
Ben bu önerine varım.
Üzerime düşen görev ne ise hazırım,
Benle ilgili sözlerin onure etti teşekkürler.
Tabi ki böyle sözleri duymak herkesi onure eder,
Ama insanım,
Şaşar beşerim,
Zaaflarım da vardır,
Doğru bildiğim yanlışlarımda…
…..
İnsan Kısım Kısım,
Yer Damar Damar misali,
Galatalı 3 Günlük dünya,
Ve daha öncede yazmıştım ya;
Saygılar galatalı,
Not:
Ben evrim geçirmedim,
Ve alkışlarım tek yöne de değildir.
İlgililerin Bilgisine Lütfen,
Arz ederim..::)))
galatalı,
“Delişey, bir simit alır birinin karnını doyurur.(Elinde olsa dünyayı vereceğinden eminim.)”
dünyayı vermek biraz abartı olur da elimde olsa sorumluluk taşımayan her insana sorumluluk yüklemeyi isterdim:) böle kontör yükler gibi, bittikçe yüklerdim bittikçe yüklerdim fln:))
bEN YAZDIM;
Haberlere yansımadı daha,
Tutuklu sayısı 4,
Selamlar hola.
Galatalı yazdı saati ve zamanı ile beraber aşağıda ileti;
Burada kardeşinmişin..
Sonra uğraşamıyacağım kısa kesicem.
Ebubekire yazdığın yazının güzel cevabına istinaden başka forumda ebubekiri övdüm
dedim
Sanıyorum ipler ordan koptu kardeşinken düşmanın oldum ve ayrıca ilyas salman,
Yani galatalı
Önce kendine bakacak sonra oğluna diyeceksin ki hadi oğlum mail adresimi gönder şuraya üye yap beni,
bak sonsuz sana teklif te de bulundu mail adresini yaz üyelik talebi göndereyim diye görmedin galiba neyse
sonra de denk gelirse tanışırsak ebubekirin geleceği dönem kumpir yeriz seninle ortaköyde.
Ama şu bir gerçek yazını beğendim.
bu kadar güzel anlatılır Dec cal.
Tez konusu olucam bu gidişle Üniversitelerde….
::)))
DEC CAL biliyormusun o yazı tam 3 sayfaydı okuduğun da içinde olmak üzere. Sadece o kadarını gönderdim.
Neden biliyormusun, veya nedeni seni ilgilendiriyormu ? Olsun ben yinede yazayım.
Evet, yazına kızdım benim üzerimden başkalarına laf giydirildimi kızarım , kullanılmayı sevmem. Hele bu yaşıma kadar
bulunduğum hiç bir ortamda konu mankeni olmadım, zaten öyle ortamda bulunmam. Birde üstelik oh bahçeye mal geldi
biz şimdi bu kamilin üzerinden şuraya giydirelim oldumu daha çok kızarım.
Kızdım, ama ne yapalım demek ki burda işler böyle dedim. Sonra kızgınlığım geçti. Benim öfkem saman alevidir.
Taki, bu güne kadar saman alevi öfkem gene kabardı.
Şimdi arkana yaslan ve yazdığın mesajları oku, eğer ne varki dersen söyleyecek lafım yok yok ama biraz ayıp ettik diyorsan , biraz değil adamakıllı ayıp ettin. kardeşim
Ataan senin abin veya kardeşin dahi olsa hiç utanmadan nasıl olur da gamaroya veya holaya dışardan dahil olarak
sen konuşulmadan o şekilde küfürlü kafirli lakırdılar ediyosun yakıştımı sana. Ha Ebubekir veya Ataan onlar etsin
zaten atışıyorlar ama senin yaptığın fırsatçılık ben de fırsatçılıktan hiç hazetmem.
sonsuzun açtığı başlığa yazdım isimlerini delikanlı gibi paylaşsınlar kozlarını.
uzaklaştırma filan saçma .Hepside aklı başında insanlar. ne konuşacaklarını bilirler.
bak senin için göndermediğim yazıdan bir pasaj :
5)seni ben seviyorum, neden, sınıfın yaramaz, haylaz, melanetlerin altından o çıkan, ama o melanetlerede hasbelkader bulaşan onları planlamayan, planlara dahil edilen çocuğu olarak görüyorum. Sevimli bir o kadar da haşarı
oturduğu yerden devamlı su çıkan. Ha bu arada bu yaşa kadar oturmamış kişilik 87 yaşında da aynı olacaktır.
Olsun sen bir renksin sonuçta, canlı renklerin ortak yansıması. Burada bulunmassan arayacağım, cıvıltısını
özleyeceğim.
daha önce demiştim ya hatırlarsan ;
A hayat ne güzel ne hoş
haydi durma
sevgiline koş.
sen busun işte o yüzden seni sevdim
sevgili DEC CAL
az yaz çok koş.
hoşçakal
diyede bitirmiştim ne zaman ki o çirkin fırsatçılığı yaptın vazgeçtim göndrmekten.
şimdi bu mesajın gelmeseydi gene bildirmezdim. Sen sadece kendinin temsilcisisin burda
ıvır zıvır olsun önemli değil ama yazdığın her kelime sana ait olsun. Seni anlatsın. Burda yarışmada değiliz.
sonsuz’un mesajını gördüm davet içeren mesajını ileti gönderirken yazarım mailimi diye düşündüğüm için bekledim .bugün yazdı m ama.
ben sukuta nikah kıydım gerekince konuşurum.
Öncelikle seni kırdığım ve üzdüğüm için özür dilerim.
Yazdın;
Burada yapılan o ve hazetmediğim olay,
Öz eleştiri yapalım biraz,
Sitenin keskin kalemleri var isim zikretmiycem ama onların yaptığı bu,
Kızgınlığın geçmemiş Galatalı,
Tabiki yakışmadı, Ve bundan sonra da olmayacak böyle lakırdılar.
Galatalı burada çok vakit geçireceğinden eminim.
Ve yazdıklarımız da bura da kalıyor.
Benim durumum gibi olaylar nüksedecek o zaman ben sana özelden mesaj atıp Bak gördünmü Galatalı diye uyarıcam.
Galatalı Sende bilirsinki,
Hoş geldin,
Ve Güle güle,
Umarım bir gün yine bu forumda görüşürüz.
Sabah sabah adamın gözüne sokmak mı lazımdı bu başlığı 🙁
maalesef:(