İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok…

…diye giden o bildiğiniz lakırdı var ya.

Yalan!

Hayvanı falan taktığı yok…yine hayvanı kendine malzeme edip sözde insanın tekine giydiriyor. Muhtemelen bir insan kişisinden haksızlığa uğramıştır, haklı olduğunu düşünüyordur.

Hayvanlardan sektirerek hakaret methiyeleri düzmekte…

Kedilerimden bahsetmiştim…

…azıcık daha bahsedeyim.

Bunu yapmak isteyişimin nedeni de yukarıdaki lakırdı.

O lakırdı bende şöyle:

“Hayvanları tanıdıkça insanların ne mal olduğunu daha iyi görüyorum”

…aslında seçtiğim “mal” hani nüfus dairesinin kapısındaki levhada yazan “Nüfus Müdürlüğü” yerine “Mal Müdürlüğü” yazsak kendimizle daha barışık ve kendimize çooook daha samimi ve mert olacağımız düşüncesi cinsinden bir mallığı anlatmakta.


Jasmin, Mikie nin kızı, anasının yattığı sandalyeye tırmandı…sandalyede mayışık uyuyan anası önce bir irkildi ama baktı ki gelen öz be öz kızı…başladı onu yalamaya…

…dört ayı geride bırakan yaşına rağmen Jasmin bu yalama faslından yüz bulunca memeye daldı…

…tabii patiyi hırlamalar eşliğinde kafasına yedi.

Patiyi yiyen Jasmin in kulakalar anında sağa ve sola döndü, vücudu gerildi, kafası öne düştü, kuyruğunun sadece ucunu sağa sola yılan kafası-vari bir şekilde oynatmaya başladı…

…kuyruk ucunu saymaz isek…

…heykele kesti diyebilirim.

On saniye öylece kaldı…sonra sol ön patisini kaldırdı ve yavaş film çekiminden daha yavaş bir şekilde anasının bacaklarından birinin arasına koydu ve bir beş saniye kadar daha heykelleşti…

…kaldırdığı o sol ön patisinin yerine sol arka patisini getirip koydu…yine bunu yapması bir o kadar sürdü…

…elbette oldukça yavaş ve bir o kadar usulca.

Ciyakalama yok, ağlama yok, zırlama yok…

…eline geçirdiği bir sehpa üstü cismini feryat figan var gücüyle rastgele bir yöne fırlatma da yok.

Düşünmedim değil:

Bendeniz yemek yerken tabağıma ya da elimdeki yemeğe musallat olunca “pişşşşt, fışşşşt, pisssst” sesleri çıkarak bunlara şarlayınca çoook daha fazla eziyet ediyor olmalıyım. Hatta bundan eminim. Zira bizim kulaklardan kat kat ileri düzeyde olan işitme kabiliyetleri, dolayısı ile bu gelişmiş duyusunu hiçe sayarak çıkardığım ince ve tiz ses beynine saplanıyor gibi oluyordur.

Oysa anasının pati darbesi şu yeni çıkan ekran dokunmalı cep telefonuna olan parmak pıtlamasından çok daha hafif idi ve işe yaradı…

…kulakları sağa sola döndü, başı öne eğildi, heykelleşti, yavaş çekim film gibi üç dakikada bir buçuk adım attı.

Kedilerin bir kaç günde gözleri açılır…gözleri açıldıktan sonra da tehlike arz edebilecek, onları incitecek bir yükseklikten düşmezler…atlamazlar…

…insan yavrusu ise altı sene sonra bile balkonda aşağıya uçtuğu zaman gebereciğini akledemez.

O pıttadanak pati darbesinin nasıl da işe yaradığını anlamak için kedi olmak gerekmez…

…her bir şey gözler önünde olup bitmekte.

Kedi yavruları yaklaşık yaklaşık iki ay kadar yuvadan/doğdukları yerden çıkmazlar…

…ve yuvaları tertemizdir.

Anaları bunların bokunu yer.

Kim bilir…belki de şu “bokunu yiyim abi” oradan gelmektedir.

Fırsat oldukça devam ede/rim/lim.

72 yorum “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok…”

  1. çok samimi bir yazı benimde köpeğim vardı insanları tanımasamda onu insanlardan daha çok seviyorum 🙂

  2. Hiç kediniz oldu mu?

    Sezen Aksu nun şarkısından başka bir şey aklınıza gelmiyor ise bir kediniz olmadı demektir. Benim okul yıllarımda oldu. Kedimle Apartman dairesinde yaşadığımız için kedimin diğer kedilerle olan münasebeti neredeyse hiç oluşamadı…bu münasebet olmayınca bendeniz bir çok bahçeli-kedili kişilerden farklı bir bilgiye ve deneyime sahip oldum.

    Klea, Kleopatra nın kısaltılmışıdır, bundan iki sene önce evimize giren ve evin bir üyesi olarak kabul edilmesi yaklaşık bir buçuk dakika süren kedimiz. Pufidik bir sarman. Az çirkini ve biraz irisini düşünün, alın size Garfield. Bir kaç gün sonrasında bir akşam üstü eve geldiğimiz zaman kapımızın önünde yarı baygın bulduğumuz ve son anda hayata döndürecek tedaviyi yaptırdığımız simsiyah olanı ise Angela. Angela da Angel Eyes ın kısaltılmışı. Özellikle az ışıkta kocaman olan siyah göz bebeklerinin etrafındaki göz alıcı sarı renkli tabaka nedenli BMW lardaki etrafı sarı hareler gibi yanan park lambalarının adı da Angel Eyes. Onları bana hatırlattığından adı bu oldu. Angela nın tedavisi beş dakika sürdü ama nekahat dönemi iki hafta idi. Bu da onu evin ikinci kedisi olmasına yetti. Demeye kalmadı zaten…geldi baharın ortasında çamaşır leğenin içerisine Bonie Tonie ve Jonie yi doğurdu. Kedilerin isimleri konusunda sevgili eşimin yabancı uyruklu olmasının etkisi var. Hani oradan neden kediye Sarman, Karadut, Fındık, Fıstık cinsinden isim vermiyonuz lan şeklinde çıkışlar olmasın…Anlayacağınız üç ay içinde kedi nüfusu beş etti. Çevremizde bunları kısırlaştırırsınız artık diyenler olmadı değil. Kısırlaştırdığınız zaman, kedilerin, onları yaşama bağlayan bazı önemli dürtülerini de ellerinden alırsınız şeklinde oldukça pragmatik ve vicdani bir düşünce ile bu operasyonlara karşı durdum hep. Kediler zahmet veren arkadaşlar değiller…tuvalet eğitimi, temizliğe verdikleri önem gibi…mesela bir köpek sahibinin oldukça önemsemek zorunda kaldığı ve zaman harcadığı öğretilere onlar güdüsel-bilgi olarak haizler. Bir iken beş tane olmaları bize bir sorun olarak yansımadı. Sürekli evin içerisinde tiyatral bazda süren çizgi film enstantaneleri silsilesi oluşturmalarından başka bir fark göremedik. Elbette bu durum öyle kalmadı. Angela beş tane daha doğurdu…Jonnie iki tane bunlara ekledi…bakkaldan dönerken otomobilin altından çıkan üç buçuk haftalık Mikie de iki tane doğurunca kantarın topuzu kaçtı tabii…

    …yok yok…sorun hala bakmak değil ama yemek yapmaya kalkışınca etrafında on iki kadar kedi dolanınca ortalığın hali çizgi film içinde korku filmi enstantaneleri misali durumlar içermekte…yani sapmalar göstermekte. “İn oradan aşağı, yapma, bırak bağcığımı, çekme, bırak kemerimi” ile başlayan sonra “defolunnn, giiiiit, hayırrrr” şeklinde çığlıklar.

    Hani bir iki kere olsa…Her defasında aynı durumlar, aynı kelimeler, aynı çığlıklar…kediye “çıkma ulan tezgaha, in bilgi sayarın üzerinden” dediğin zaman bunu bir komut ve yasak hareket olarak almıyor ve bellemiyor ki…beş dakika sonra farklı bir yönden yeni hamleler girişiminde bulunuyor.

    Kedin/kedilerin var ise bilecek ve kabul edeceksin ki, artık sen onun/onların evinde yaşıyorsun.

    (Bir başka başlıktaki yazılarımdan birinden alıntıladım…konu bütünlüğü açısından burada da olsun)

  3. harika varlıklar onlar:)

  4. Angel Eyes, nam-ı diğer Angela içlerinde en zahmetsiz olanı. Bir kere kabiliyetli bir avcı. Avcılıktaki yeteneği çok iyi bir anne olmasında önemli bir etken. Bu özellikleri itibarı ile tabii ki oldukça da cesur.

    Beni bir hayretten bir başka hayrete taşıyan kedilerden biridir Angela.

    “Lappadanak” evin kapısı açılır ve içeriye salına salına girer Angela. İlk olduğunda “ne oluyoruz ulan insan kapıyı çalar ama” diye yerinden fırlıyorsun. O “lappadanak” sesi gerileyip zıplaması ile önce kapıya çarpması ve oradan da kapı kolunun üzerine düşmesi sonucunda ağırlığı ile kapı kolunu aşağıya indirmesi ve mekanizmanın çalışması ile oluşuyor. Özellikle gecenin bir vakti başka bir şeye dalmışken hanımefendi teşrif ettiklerinde ürperiyorsun. Hani hırsız filan gelse…”Angela dır” deyip kıçımızı devirip uyumaya devam edecek duruma gelmedik değil.

    Angela ilk yavruladığında üç tane gelmişti: Tonnie, Bonnie, Jonnie. Yavruladığı günün bir önceki günlerden bir farkı yoktu. Tek farkı Angela nın gelip eşime uzuuun uzun miyavlaması idi:

    -Bu doğuracak!
    -Nereden anladın?
    -Belli…

    “Belli” dediği, Angela dan çıkan farklı bir miyavlama sesi ve farklı bir yanaşma şekli. Kısaca daha önce görmediğimiz bir şekilde iletişime girdi…

    …karnı iyice şiştiği zaman açıp bakmıştım;

    Kedi doğumunda lazım olabilecekler listesi: Temiz bezler, steril eldivenler, süt pompası…

    …Bir hafta kadar önce aldığım bu malzemeleri hazırladım, yanıma koydum. Çok matah bir şey yapıyormuşum gibi bir eda mı sergiledim acep gibisinden bir şüphe oluştu bende eşimin bakışlarından:

    -Ne?..Öyle yazıyordu aldım geldim…

    …gibisinden çıkıştım.

    -Ameliyathanedeki aletler gibi dizdin.

    Ben bunları yaparken bir çamaşır leğeni içine eski bir çarşaf katlandı…yere konar konmaz Angela içine yattı. Bir saat sonra da doğurmaya başladı…

    …o üç yavru, sanılan gibi, öyle arka arkaya doğmadı. Birinci geldi…temizledi, eş denilen parçayı yedi, pırıl pırıl oldu, patisiyle memeye doğru çekti. İkinciye başladı…

    Her bir yavrunun doğumu ve temizlenip memeye çekilmesi yaklaşık kırk beş dakika sürüyordu…

    …hepsinde de aynı sırayı izledi.

    Dizdiğim, doğumda kullanılabilecek malzemelere gerek kalmadı…süt pompasını yalayarak temizlediği sıvının yavrunun nefes borusunda kalması ve nefes almasını engellemesi halinde kullanıyorsun. Burnuna dayayıp fırttt diye çekiyorsun…nefes borusu açılıyormuş.

    Bunları neden anlatıyorum kısmına geleceğim…

    Angela anlattığım bu ilk doğumunu iki sene önce yaptığında evde sadece Klea (Kleoptra) vardı. Klea, daha önce bahsetmiştim, Garfield kılıklı tombalak bir sarman…

    …tam bir ırıspı…

    …hani “kancık” kelimesinin kaba anlam kazanmasının nedenini Klea ya baktığın zaman şüpheniz kalmayacak şekilde anlarsınız.

    Huysuz, geçimsiz. Severken bir bakarsın mır mır olur ama bir anda hiç anlamadığınız bir nedenle hart diye ısırır. Böyle garip bir tıyneti var.

    Angela ile Klea dünür kaynana gibiler anlayacağınız.

    Yavruların gelmesiyle Angela vahşi, Klea dan beş beter derecede huysuz bir pantere dönüştü. Analık koruma güdüsü ile Klea ya evi dar etti…öyle böyle değil…Çene altından kan fışkırtasıya varıncaya kadar saldırıyor…Klea Angela nın olmadığı yerler ve yollar izlemek zorunda kalarak eve gizlice girip yemek yemeye ve hemencecik geri çıkmaya başladı. Daha sonra da bütün yazı az ilerideki Orhan beyin bahçesinde geçirdi.

    Yavrular büyüdü…önce sütten sonra analarının dizinin dibinden uzaklaştırıldı…


    Geçtiğimiz yaz başında Angela yine hamile kaldı…

    …bu kez evde Mikie, Bonnie, Teyze, Blackie, Muriçka gibi geçen bir sene içinde katılan ve gelenler de var.

    Bir devam filmi gibi:

    -Bu doğuracak…

    Ben hemen koştum pompa, eldiven, bezler vs vs malzemeleri hazırladım dizdim…leğen hazırlandı.

    Bu kez Angela hemen gidip içine yatmadı…

    …önce evdeki bütün kedilere gitti, hepsini, teker teker bir güzel yaladı, temizledi.

    Sonra gitti leğende beş tane daha yavruladı…

    Evdeki kedilerin hiç biri leğenin üç metre yakınına yaklaşmadı.

    Yaklaş-a-madı değil…yaklaş-madı.

    Pakt ın tek bir maddesi vardı…

    …şevkat.

  5. Tanışma Faslı:
    .
    .
    .

    MiKiE

    MiKiE ve ToNNie

    MiKiE büyüdü…

    MiKie nin oğlu ve kızı: Beşiktaş ile Jasmin

    Beşiktaş

    Angela. Beş bebeler: Nighty, Piciko, Geveze, Benek, Teko

    Nighty (sıcaaaaaak)

    Nighty, Piciko, Geveze, Benek,

    Piciko, Geveze ve Teko

  6. nasıl güzel poz vermiş artis bunlar artist:P

    ben de eklemek istiyorum bizim ofisin güzel kızı fıstık hanım’ı ama ekleyemiyorum pifff

  7. Küçük siyah kedinin olduğu ilk fotoğraf çok güzel.

  8. bu da bizim fıstık hanım:) çok net çıkmamış burada. bunlar beş kardeşti. anneleri doğumdan hemen sonra öldü. minicikti hepsi. dördünü sahiplendirdik ama fıstık gitmedi. bizde onu sahiplendik. ofiste olur mu olmaz mı derken oldu işte:))

    sahiplendik derken yanlış anlaşılmasın, o bizi sahiplendi aslında:)

  9. “Angela’nın Bebeleri” çok hoştu. Sonsuz’un kedileri de çok tatlıymış yaw. Benim hiç kedim olmadı. Bir kediyi kucağıma alamam. Ancak onları okşar, onların da bacağıma sürtünüp durmalarına sesimi çıkarmam. Onları severim. En çok hüzünlüysem bir kediye dokunurum. İyi gelirler bana. Hem de çok.

  10. sonsuz seninkiler pek bi mahsun bakıyor.

  11. Vay sizi gidi ateistler vaay.. Hepiniz mi hayvan seversiniz ya hu?

    Bakın ne demişti Şeref Yücel

    “İçinde Allah sevgisi olanın bırakın insanı, hayvanlara bile sevgisi vardır. “Dinciler kedi bile sevmez diyenlerin kediyi nasıl sevdiklerini bir ay önce TV lerde ibretle izledik.” Tekmeyi vurduğu gibi duvara yapıştırdı ve sonra da başını ezdi. Onun da bir a-teist olduğunu üniversite arkadaşlarının TV beyanlarından öğrendik.”

    Yoksa içinizde gizli Allah sevgisi mi var? (Yani sevgi gizli, yoksa allah mı gizli, her neyse işte hepsi gizli)

    xenix

  12. Sembolik bi durum işte:)

  13. Eee şimdi cennete gitmeyecekseniz ne diye bu hayvanlara sevgi gösterdiniz ki?

    Gelin benim dinime, içinde bira volkanları olan, striptizci fabrikası olan cennetimizden yararlanın.

    xenix

  14. Nibelunga,

    ben bir kediyim aslında haberin olsun:)

  15. Seni kucağıma alamam delişey 😀

  16. Holla Hollaaa?!
    Ben de bu Hola’nın öyküsü niye tavan yaptı diye bakıyordum ana sayfadan… Kediler… Ah kediler… Beni severken yediler. Ben de kaç tane kuduz iğnesi yedim onlar yüzünden. Ama hala severim ayrı konu.
    Kendimi şanslı sayıyorum; kedi, köpek, inek, keçi, koyun, tavuk, (tabiki horoz da), güvercin, tavşan (hele o tavşanlar) bunların hepsini ciddi olarak besledim, yetiştirdim…
    İlk defa gazeteye çıkışım kedi yavrularını emziren köpeğim sayesinde olmuştur. Yanlış anımsamıyorsam 1972 ya da 1973 yılında Hürriyet gazetesinde, önümde Bobi, kedi yavrularını emziren pozisyonda fotoğraflı haber olmuştum. Bobi sütlü idi. Kedilerin annesi ölmüştü. Emzirdi kedi yavrularını. İlk zamanlar huylanmıştı ama benimsedi ve emzirdi… (Doğada tüm anaçlar, tüm yavrulara karşı genelde özenli oluyor. Çok az hayvan gördüm, bir diğer türün yavrusunu yiyen. Genelde yavruya dokunmuyorlar ve hatta koruyorlar…)

    Ben oyun oynamayı daha çok hayvanlarımdan öğrendim…
    Fotoğraflarla da olsa, böyle bir dünyayı çocuk izleyenlerimize ya da çocuk yanlarımıza sergilediği için HoLa’ya teşekkürler…

  17. ee zaten kucağına almıyormuşsun ki, hüzünlendiğinde dokunuyormuşsun ya ondan dedim:) dokunmak= paylaşmak= hüznü arıtmak belkide:)

  18. Delişey “dokundurmuş” ama:))
    Bir şiir borcum olsun bu dokunuşa:)


  19. __________________________________________________________________Uyuyan eleman epilepsili olanı, bu fotoğrafta daha küçük, 5-6 aylık filan. Ama şimdilerde koç gibi maşallah:)


    __________________________________________________________________Bu da yeni gelen ufaklık, gerçi resimde biraz iri kıyım çıkmış ama gerçekte ufak 🙂

  20. Aman efendim, üsttekinin keyfine diyecek yok. Sevimli patiler 🙂

  21. Bunlar hüzün müzün bırakmıyor 😉

  22. hani nerde? bişey görünmüyo Nibelung..

  23. Bak bak , yukarı bak! Böyle bir animasyon vardı. “Yukarı bak” 🙂

  24. Ups, şimdi gördüm… millet olayı aşmış yav.. valla enteresan.. öhm, saygılar:)

  25. Bu kedigiller familyası pek bir yaman oluyor,gözlerden belli.

  26. kedi kedi kedi tamam ozaman bende bir ilk olarak köpeğimi koyuyorum (becerebildiysem 🙂 )

  27. keşke herkes kedi olsa insan diye bişi kalmasa…

  28. Neymiş?

    keşke herkes kedi olsa insan diye bişi kalmasa…

    Pekala…

    Yandaki komusunun bahcesindeki erik agcının yeni yapraklanmış dalları arasında önce bir “hışırrrrrr” sonra bir “pıhhhhh” ve hemen arkasından bir “ciyaaaaak” ve oraya buraya mermi gibi fırlayan kediler..

    Tünemiş duvar üstü mahalle taifesi mırıldanmakta gecikmezler;

    -Ulan şu kediler kadar olamadık…

    Olamadınız. Olamazsınızda.

    Sosyalleşmenin sahte yüzler ve ifadeler ile yapıldıgı, cemaat zihniyeti ile önceden belirlenmiş beklentilerin ön planda tutulması, kişiligin ve bireyselliğin geri planda kalmışlığı;

    “Kediler kadar olamadık.”

    Mesela;

    -Merhaba, benim adım Cenk, bu lokale sizler gibi insanlar ile tanışmaya geldim, beraber bir şeyler içelim mi?…

    En masumane tepki; birbirlerinin kulagına egilip:

    -Deli mi ne?
    -Kayış kopuk bunun.

    …demezler mi?

    Hele o 3 – 4 kişinin içinde bir de hatun kişi varsa:

    Değişmez tepki:

    -Git kardeşim işine.

    Siz insanların bir araya gelip sözde sosyalleştikleri yerlerdeki hal ve davranışlarını izlermisiniz?

    Önceden birbirlerini tanıyan, hatta birbirlerini görmekten bıkmış kişiler bir araya gelir bilinen ve kalabalık olmasını tercih ettikleri bir yerlere giderler ve orada birikirler. Herşey önceden bellidir. Degişikliğe, sürprize, farklılığa, yeniliğe, meraka kapalı bir sosyalleşme şekli…

    Mesela:

    Hep “bildikleri şarkılarda” dansederler.

    Birbirleriyle pek konuşmadıklarını gözlemlersiniz.

    Bön bir ifadeyle diger gelen gruplara, insanları seyrederler.


    -Şşşt şurdaki kırmızılı var ya, ikidir göz göze geldik.
    -E iyi o zaman devam et. Belli mi olur belki yanaşırız, yanındaki de fena degil.
    -Bak dikkat et yine bakacak.
    -Baktı valla.
    -Ancak şu yan masadaki sığır da kesiyor kızı.
    -Keserse kessin olm.
    -Tamam. Ben konuşcam…

    -Selam ben Sadık.
    -…
    -Pardon size söyledim. Ben Sadık tanışabilirmiyim.
    -Gidermisiniz.
    -Ama..
    -Gidermisiniz dedim!!!
    -Amacım rahatsız etmek degil ama son 1 saat 45 dakikadır bana bakıp gülümsüyordunuz.
    -…
    -Cevap vermeyecek misiniz?
    -Bayanı rahatsız etme birader.
    -Rahatsız ettigimi nerden çıkardınız. Hem siz de kimsiniz?

    -Gidelim Aysel…
    -Kimsem kimim sana ne lan…

    Küüüt.


    -Bilader, ne bakıyon masamızdaki kızlara…
    -Erkeklere ya da sana mı bakacaktım? Kızlara gözüm kaydı normalinden onlara baktım.

    Küüüüüt


    -Olm evleniyorum.
    -Zeynep’le mi?
    -Yok olm, annem bana yazlıktaki komşunun kızından bahsetmişti. Ben görmemişim. Geçenlerde gördüm çok tatlı…Aile kızı.


    İşinden dönen genç adam üstünü alelacele değiştirip rahat kıyafeti üzerine geçirip bilgisayarını açtı.. Modeminden internete baglandıgını gösterir sinyal sesleri gelmeye başladıgında mutfakta kendisine bir yorgunluk viskisi dolduruyordu. Ekranın karşısına oturdu. Bir yandan maillerini cevaplandırırken sohbet edebilecegi birilerini bulabilmeyi umarak rastgele bir arama yaptı. Rastgele arama ile buldugu “uygun” birisinin uzerine mousu ile tıkladı ve yazdı.

    -Merhaba.

    10 sn sonra;

    -Selamlar.

    Genç adam devam etti;

    -Bir sohbete ne dersiniz,
    -Neden olmasın?
    -Ben Ahmet…
    -Bende Nazlı
    -Memnun oldum
    -Ben de.


    Ekranın karşısında yalnız ve saklanmış olmanın cesareti, gözetlenmediginin rahatlıgı ile birey olabilmenin ön plana çıkması ile cemaat yasam biçiminden koparak cemiyetten biri olmanın keyfi. Uyuşuk, saplantılı ve iki yüzlü hayatından kopuş…

    E dersiniz tabii… “Şu kediler kadar olamadık.”

    Olamazsınız da.

    Bizler, kavgayla, itişmeyle, rabıtayla, şiddet ile iletişim kurmaya alışmış bir cemaatin üyeleriyiz. Bunca yasağın, engelin, dogmanın, örfün, usulun, raconun, arasında sıkışmış kalmışız. Bu tabusal taş ve kayalara çarpa çarpa ilerlerken bir yandan da saklanarak kendi yolunu bulmaya çalışanlarız.

    Kediler kendi başlarının çaresine bakarlar.
    Siz de onlara bakarsınız ve dersiniz ki;

    -Şu kediler kadar olamadık yaaaaa…


    Neydi?

    keşke herkes kedi olsa insan diye bişi kalmasa…

  29. ahh hola ahh,

    ben düşünüyorum ama yazıya aktaramıyorum. sağol çok sağol:) ne de güzel dile getirmişsin o cümleciği…

    öyle keyifle okudum hiç sorma:)

  30. ayrıca bu konuyu açtığın için de sağol. en azından bana yazacak(yorum yapacak) bişiler çıktı burada:)

    misafir köpeğini eklemiş.

    aklıma geldi. çocukluğum kocaman bir bahçe içinde geçti benim. arkadaşım pek yoktu insan evladından. ama topaç(kedi), boncuk(köpek), hakkı( horoz), isimsiz tavuklar, tavşanım bücür, isimsiz kuşlar ağaçlarda dolanan v.s hatta bir solucanım bile vardı adı sami:) büyüdüğümde anladım sami sandığım solucan aslında bahçenin yer yerindeydi. ben o zaman sihirle filan heryerde olabileceğini düşünüyordum:) neyse, kocaman bir asma çardağının altına kurulu sofanın üstü oyun alanımızdı yazın. ve kedi köpek gibi kavga ederler sözüne inat boncukla topaç iyi anlaşırlardı. boncuğun kollarında topaç kundaklanmış bebek şeklinde, her ikiside benim ayaklarımın üstündeki yastıkta. sallar dururdum onları baştan sıkılır sonra uyurlardı. çok net hatırlıyorum. daha sonra bebek alınmıştı bana ki hayvanlara eziyet ettiğimi düşünüyorlardı sanırım. ama bebekle pek oynamamıştım:)

    yani misafir bir ilk demişya aklıma geldi paylaşıverdim:)

  31. Kedilerin hepsi birbirinden güzel ama içlerinden birine bayıldım. MiKiE’ye:)

    Hayvanlar kadar olamadık…
    Aslında insanların, dünyanın/evrenin en değerli varlığı olmadığını kavradığımızda değişecek çok şey…
    Hepimiz köpek , kedi veya bir kuş olabilsek… ama hiç birimiz o canlıların yanından geçebilecek kadar hayvan değiliz , sadece kendimizi evrenin en değerli varlıkları görme hastalığındayız.

  32. Selam Delişey,
    Kedi fotoğraflarını gördümde bir iki kelime yazayım dedim,
    Şişli bomontide 2 kızarkadaşım aynı evi paylaşıyorlardı. İkiside kedileri sevmesine rağmen bakımları ile ilgili sıkıntı yaşamaya başlamışlardı,
    İşlerinden dolayı kedilere gereken özeni gösterememiş ve bakımlarını geciktirmeye başlamış, bundan dolayı birbirleri ile kavga etme noktasına gelmişlerdi.
    Vel hasıl Kedi ev olmaya başlamıştı yaşam alanları,
    Sokakta en son 3 yavru kedi alınmış ve eve getirilmiş. Evde toplam kedi sayısı 6 olmuştu. Ve inanırmısın ev ahır gibi kokmaya (Özür) ve evdeki herşeyin yeri değişmeye başlamıştı Kediler sayesinde. Her şey yerlerde idi.
    En son bir yalanla dolanla 3 yavru kediyi sahiplendireceğimi söyleyip evden aldım ve Rumeli feneri yolu üzerinde balıkçı köyü olan Garipçe köyüne bıraktım bir gece vakti. Kediler orda bol olduğu için..:))
    Arkadaş bir zaman sonra kedileri sorduğu zaman ise;
    “Kedileri bıraktığım kişiler bodruma taşınmışlar kedileride beraberinde götürmüşler” diye pembecik ufacık yalanlar söylemiştim ve hala da devam ediyorum. ::)))
    Ama ne yapayım sevgi pıtırcığı Ev çok özür Ahır dan farksız olmaya başlamıştı.
    Sonra diğer kedileride başkalarına verdirttim de ev eski haline dönmüştü…::)))
    Şİmdi birer tane kedileri var arkadaşlarımın gerçi ayrıldılar kedilerde sebeb olmadı ayrılmalarına ama şimdi kendi kedileri ile mutlular ikiside.
    Kediler güzel Hayvanlardır.

    Bir zaman bizim evin de kedisi oldu adı canavar.
    Annemle konuşur ve Annemi dinlerdi.
    Garip bir kedi idi.
    Biz apartman dairesinden girdiğimiz zaman hemen yanımıza gelir bacaklarımıza sürtünür ve daireye çıkıp anneme bizim geldiğimizi haber verirdi miyavlayarak. Daire kapısınıda tırmalıya tırmalıya çok güzel bir görüntü vermişti Harika bir tablo yapmıştı….
    Canavar sonra hamile kaldı 6 yavrusu oldu. Annem ve kardeşlerim bakamadı onuda bir araziye bıraktım. O sayfa da öyle kapanmıştı.
    Canavar…
    En iyi özelliği biz yemek yerken asla sokulmaz bir kenarda sessizce bekler sonra biz kalktığımız zaman masaya gelir yemeğini yerdi.
    Çok ciddiyim. 🙂
    Annem ona gelinlik törelerini öğretmişti herhalde biz yokken..:)))
    Sonrada yemek yedikten sonra masayı toplar Bulaşıkları yıkardı…::)))))))

  33. Xenix bayıldım videona.
    Sonra aklıma bir diğer başlık altında sözü yine Mustafa Kemal’e getiren ebubekir geldi. Sanırım izleseydi şöyle derdi:” Hımmm. Bu kedi ve köpekler kemalistler tarafından asimile edilmişler ve kimliklerini unutmak zorunda kalmışlardır”:))))))))))

  34. Temel Fadime nin kedisine gıcık…sabah işe giderken kediyi alıp bir buçuk kilometre ilerideki açık araziye atmış…

    …akşam eve gelmiş bakmış ki kedi evde.

    Aradan bir kaç gün geçmiş…yine sabah işe giderken kediyi almış bu kez beş kilometre ilerideki ağaçlık ormanlık bir bölgeye bırakmış…

    …akşam eve gelmiş ki kedi evde uyuyor.

    Kediye olan kini daha da artarak söylenmeye başlamış tabii…

    …yine bir sabah Fadime ortada yokken atmış kediyi arabaya bu kez 15 km ileriye gidip ormanın içinden sağa sola dönen patikalardan geçip ıssız bulduğu ücra bir köşeye atmış kediyi…

    Bir kaç saat sonra telefon çalmış…

    -Kız Fadime Fınduk evdemidur…
    -Hee evde needeceeysun?
    -Sor o ibneye evin yolunu tarif etsin, kayboldum!

  35. Ama yapılmaz ki bu şimdi.
    Ben de eşime bi kedi almıştım, pencereden düştü geçen sene. Aynı bunlar gibiydi :(((((

  36. Murriş doğurdu!

    Fabrika gibi mırlamasından dolayı adı bu.

    Beş tane yavru geldi…hem de ilk doğumu ha. Bu beş taneden biri bir türlü meme tutamadı. Bir hafta kadar şırınga ile beslediğimiz halde…

    …yaşatamadık.

    Dört tanesi canavar gibiler.

    Biliyorsunuzdur, kediler doğum yapmadan önce gerek doğum sırasında gerekse yavruların sütten kesilene kadar geçecek dönemde optimum güvende olacaklarındann emin oldukları bir yer seçerler. Örneğin başka kedilerin yaklaşmasına da izin vermezler. On metre gibi bir menzile bir başka kedi girse, yuvadan ok gibi fırlar ve kovalar.

    Gel gelelim bizimkiler için en güvenilir doğum yeri, yatak odasındaki makyaj masasının altı…oraya doğurmaya bayılıyorlar. Ne zaman orada yatmış bir hamile kedi görsem hemen hazırlıkları tamamlarım.

    -Temiz bez…
    -Göğüs pompası…
    -Eldiven

    Murriş’in kalan dört yavrusuna yaptığı annelik, ilk defa şahit olduğumuz üzere, azıcık garip. Süt verdikten sonra anında dışarıya gidiyor. Hani eli işte gözü oynaşta haspanın. Bebeler doyar doymaz…vınnn. Bebeler uyanır, viyak ciyak analarını beklerler…

    …ben veya sevgili eşim başlarız bunu aramaya. Bulur getir yavruların yanına koyarız.

    Kedilerle konuşmaya başlayalı çok oldu:

    -Neredesin sürtük…işin gücün dışarıda yan gelip yatmak…edepsiz seni!

    Yavrular üç dört haftalık oldu…gözleri açıldı…pıtır pıtır yürümekteler. Leğenlerinden çıkmaya yeni başlamışlardı ki…

    Miki gelip makyaj masasının altındaki bunların leğenin içine yatmaz mı…

    Doğuracak mı acep demeye ne hacet…karnı yerlerde. Murriş in dört yavruyu alıp komedin-duvar arasına kuytu bir yere naklettik…

    …Miki den üç tane geldi.

    Bundan sekiz ay kadar önce doğan ilk siyah beyaz kedimize Beşiktaş adını vermiştik…

    …demez olaydık.

    Bundan da üç tane sisyah beyaz çıkmaz mı…:) Takımı kuracağız gibi.

    Murriş in dört yavru yavaş yavaş tırmanma girişimlerine başladılar…bazıları da bunu becermedi değil. Çıkarken iyiler de…inerken yüksekten korkup ciyaklıyorlar….bunlar ciyaklayınca Miki leğeninden alarma geçiyor. Hemen gelip bakıyor…kontrol ediyor. Asayiş berkemal olduğunu görünce gidip bebelerin yanına yatıyor geri. Miki, Murriş in aksine, dakik, dikkatli, disiplinli ve de tavizsiz bir anne.

    Yatağa çıktıktan sonra inmeye çalışan yavruların inişlerini görmelisiniz. Yarısına kadar tırbak pari gücü ile geliyorlar ama sonrası nanay bir iniş…tepe taklak yuvarlanıyorlar. Yine bu inişlerden birini yapıyor olmalı ve minik patisi inerken yatak demiri ile döşek arasındaki boşluğa girmiş olmalı…her zamankinden daha farklı ve ciddi bir ciyaklama oldu…baktım ki basamıyor. Aldım bakıyorum…hani çıkma, kırılma var mıdır…elbette basamadığı patisine dokununca ciyaklama başlıyor…

    …Yatakta oturuyorum…hafif kafamı çevidim ki Miki hemen dibimde…yatağın üstünde duruyor.

    Usulca kucağıma geldi ve Murriş in yavrusunu ensesinden tutup, resmen elimden aldı ve indirip leğenlerine koydu…o patiyi yaklaşık yirmi dakika yaladı. Murriş kahpesi ortada yok. Arkasından bir güzel ona süt verdi…

    …ilk şaşkınlığımı atlattıktan sonra düşünmedim değil:

    Murriş bunu görse kıyamet kopar.

    Kapıyı kapalı tuttum ki giremesin…diğerleri de leğene daldılar…onlarda sebeplendiler Miki den.

    Miki yerine, kendi yavrularına döndü…Murriş geldi…yavruları ile ilgilendi filan.

    Ertesi gün oldu…içeri girdim ki Miki yine Murriş in yuvada…kaldığı yerden devam. O sırada Murriş girmez mi…,

    -Kesin dalacak

    …dedim kendi kendime.

    Geldi baktı…yavruların keyfi gıcır. Döndü gitti.

    Endişemiz kalmadı…

    Dahası…

    …az önce bir baktım;

    Ulan Murriş de, Miki de leğende…

    …dört yavru ve bir sürü meme.

    Her şey sütliman ve yolunda.

    İnanamadım gözlerime…hani dalacak endişelerimden dolayı…

    …hayvan mıyım neyim.

  37. :)) allah uzun ömürler versin hola… güle güle büyütün bebişlerinizi. lakin bu işin sonu nereye varır kestirmek zor.

    hani birken iki, ikiyken beş fln fln… çiftliğe ihtiyacın olursa haber ver, Çınarcıktaki arazimden bir parça vereyim kedişler için:)

  38. Bu adnan rahatsız yahu… Ben böyle şey görmedim.

  39. Sevgili Holaaaaa resimler çok ama çok güzelll bayıldımm.. 🙂 Ama gerçekte neden bu baygınlığı gösteremiyorum inanın kendim bile bilmiyorum… :)):/ Bilen yada fikri olan varsa dinlemeye hazırım :)) Yani kucağıma alıp sevemiyorum kedileri ancak uzaktan uzağa…Yada en fazla bir iki baş okşama girişimi hepsi bu..Gerçi tüm küçük canlılara yani insanoğlu da dahil olmak üzere bebeklik dönemlerinde bir tarafına zarar vericem, elimden kayıp gidecekmiş gibi his olduğu için çok fazla kucaklayamıyorum(kuzular hariç:D)çünkü kuzuların yeni doğmuşu bile ele avuca geliyor :)) ama kediler bu konuda istisna çünkü onlar biraz büyüseler bile dokunamıyorum hele kuyrukları ayaklarıma dokundumu tamamdır… :)) Hamakta dinlenirken çimlere dokunmak dokunmak için sarkıtmış olduğum ayağımı normalde rahatsız olmayıp ayağıma yapılacak ve masaj gibi gelecek herşeyi sevmeme rağmen kendinin yalamasıyla kendime geldikten sonra onları daha bir uzaktan sever oldum..:))
    Korkmak mı ?aslaaa ama sevgim uzaktan uzağa..Nereye kadar beyaa: )))

  40. İşte bu da bizim Cadımız 🙂

    Dar alanları sever, kurallarını bilmediğimiz oyunları oynar. Eve ondan habersiz yeni hiçbir şey giremez. Burnu hiçbir poşetten çıkmaz. Özetle; cadımız ciğerimizdir. bon appétit’mizdir 😉

  41. 🙂 oik0s’un cadı’yı çizgi filmlerdeki gibi zıplatması müthiş görülesi bir andı:) halâ gülüyorum halâ:)

  42. “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok…”

    sonuna kadar desteklenesi bir cümle:))) ilginç bir canlı “insan” yahuu.. valla tanıdıklarım yettii, daha da tanıyasım yok!!!

  43. Stalker, resimler görünmüyor.

  44. ah oik0s ah! Cadı hala şokta :))))

  45. Dropboxda paylasmistim niye gorunmuyor acaba?
    Dogrudan burya gonderme imkani varmi?

  46. ben görüyorum…möthişşşşşlerrrrrrrrr.

    …ayrıca:

    Bendeniz başlıkta her ne kadar; “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum ” denmesini de sevmiyorum.

    “Hayvanları tanıdıkça insanların ne mal olduğunu daha iyi görüyorum”

    …çok daha doğru bir ifade diyorum.

  47. Gelmişler şimdi evet. Battaniye gibiler 🙂

  48. Yaaaaa… Çok sevimliler stalker. Hele yavrular, müthiş!

  49. resimlerde ki kedi ve köpekler çok şeker çok sevimli…gamaro’nun kedisi farklı bir dünyaya ait 🙂 o nasıl bi poz öyle?çok şeker.

    ancak hüseyin aktaş’ın mesajındaki bir cümleye koptum resmen.

    “”İlk defa gazeteye çıkışım kedi yavrularını emziren köpeğim sayesinde olmuştur. Yanlış anımsamıyorsam 1972 ya da 1973 yılında…””

    hüseyin bey basın yayınla aranız sıcak galiba…Allah iyiliğinizi versin emi ? 😀

  50. Ben de benimkinin resmini göndereyim… Bu da Schrödinger :). 4 aylık olduğunu tahmin ediyorum. Uslu durduğu ender anlardan biri.

    schrödinger

  51. kedi yavrulari pandomim izlerler Xenix :))

    Bo foto kedileri sevenlere dagitmak icin hazirlanan ilan icindi , ama bu printi alirken gorenler kapisti yavrulari .

  52. Daha sonradan bir tek soldan ikinci saridan ve sagindaki palyaco dan haber aldim. Sari kesinlikle kedi degi dedi arkadas kopek ve kus karisimi birsey imis . Ucuyor (Ebeveynlerini asmis, onlar sirikla yuksek atlamaci) ve kopek tarzi isrmaca oyunlari oynuyormus. Iki renkli de butun aileyi cizik ve isirk icinde birakmis .

  53. Sarı ve palyaçoya özellikle bitmiştim zaten 🙂 Bu arada bizimki de yakaladığında sıkı dişliyor.

  54. Arkadaşlar. Cadı hamile. Bir hafta içinde doğuracak. Yavru isteyen var mı? Şimdiden taleplerinizi dörtgözle bekliyoruz.

  55. Nasıldı o şarkı…

    Artık sevmeyeceğiieemmm:)


  56. <a href=”http://www.zapkolik.com/339417/bu-kedi-konusuyor-nononono.html” alt=”

  57. Hahaha… bişeye çok kızmış olmalı :).

    Yavru kediler buna benzer sesler çıkarıyor, ama duyduğum kadarıyla ofansif seslermiş, yemeğini korumaya çalışıyorlarmış…

  58. Senin gönderdiğin de çok tatlı Mosey. Bu arada bizim Cadı doğurdu. Şu anda 4 yavruyu emziriyor 🙂

  59. Fotoğraf yok mu? Ben de şimdi Schrödidnger’in kardeşlerini besliyordum. Anneleri terk etti artık onları, ama bir süre daha beraber dolaşacaklar sanırım. Evim bir camiye komşu bu yavrular da cami’nin arka bahçesini ev bellemişler. Arada gördükçe bir şeyler veriyorum.

    Schrödinger de henüz cinsel olgunluğa erişmedi ama, ergenleştikten sonra ne yapacağım bilmiyorum. Tüm arkadaşlarım ksırlaştır diyor, benimse hiç içimden gelmiyor :). Kendisi erkek, her tarafa kokusunu bırakmaya başladıktan sonra sanırım çaresiz kalacağım. Siz de Cadı’yı kısırlaştırmamışsınız, nasıl başediyorsunuz, dişiler kızışma döneminde çok gürültü yapıyormuş diye duydum.

    Neyse çok fazla pet care faq başlığına çevirmeyeyim de kardeşlerin resimlerini paylaşayım.. 🙂


    Bu da Schrö 🙂

    Kaliko(beyaz-siyah-turuncu) olan benim en beğendiğim, onun adı Fındık, diğer ikisi ise isimsiz. Fındık, cami duvarnının diğer tarafında Schrödinger’le birlikte düşüp, yemeğini Schrödinger’le paylaşmayıp onu aç bırakan kardeş :).

  60. Fındık epey güldürdü beni. Kardeşler birlikte de hoş görünüyorlar. Cadı’yı kısırlaştırmayı düşünüyorduysak da bir türlü elimiz varmadı. Bir bayram günü kaçtı, biz gelir mi gelmez mi diye düşünürken ertesi gün pencereden miyavladı. Kaçtığı gün hamile kaldığını hesapladık 🙂
    Bizimkisi kaçma öncesinde kendini hiç sevdirmezdi. Kaçtıktan sonrak ilk gün kucağımızdan inmedi. Daha sonra yine eski haline döndü. Arada kaçtı ve geldiğinde yine bizden şefkat istedi. Arada beni kızdırdığında kaçması için kapıyı açıyordum. Ama bu Cadı, anca kendi isteyince dışarı çıktı. Sen de öyle yapabilirsin, yani arada kaçmasına izin vererek, kısırlaştırmaya karşı bir tavır olarak..

  61. cincırr hanım:)

    bizim evin sahibesi:))

  62. Kesinlikle… Sevgi üzerine okuduğum idealist metinlerin dışına çıkıp, insan denilen mankafalarla yaşamak zorunda olmanın anormal sonucu olarak….

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.