Nedensellik zinciri öncesiz midir ?

Aşağıda bulunan linkte bir yazı var, nedenselliği ve ona bağlı sonuçları güzel bir şekilde anlatmış.

http://www.sonsuz.us/node/nedensellik_ve_tesaduf

ve benim düşüncem;

“Nedenselliğin varlığı uçsuz bucaksız bir gözlemler yığını tarafından kanıtlanır.”

Yukarıdaki cümle ve özellikle kalın yazılmış kelimeler bilimsel düşüncenin farkına varılmadan “kutsandığında” nasıl dogmatik bir inanca dönüştüğünün kanıtıdır.

Nedensellik zincirinin başlangıcı olup olmadığı, yoksa neden bir zincir şeklinde olmak durumunda kaldığını tartışmaya buradan devam edebiliriz.

111 yorum “Nedensellik zinciri öncesiz midir ?”

  1. Yazıda zincir diye bir şeyden bahsetmiyor. Ama şu paragraf alıntılanmaya değer.

    Mucizelerin gerçek sebeplerini arayıp bulmaya ve bir budala gibi onlara ağzı açık bakakalmak yerine bir bilimci gibi doğaya ait olguları anlamaya çabalayan insanlar, yaygın bir şekilde kâfir ve dinsiz olarak addedilir ve bu, doğanın ve Tanrının tercümanı diye ayaktakımının taptığı kişiler tarafından açıkça ilân edilir. Çünkü böyleleri bir kez cahillikten kurtulunduğunda, kendi otoritelerini korumanın ve savunmanın biricik aracı olan şaşkınlığın hepten yitip gideceğini iyi bilirler.

  2. Hangi nedensellik?

    Sebeple sonucu mutlak bir karşıtlık içinde ele alan Laplace’cılardan mısınız, önce onu deyiverin?

    🙂

  3. Sayın sonsuz
    Haklısınız yazıda zincir diye bir şeyden bahsedilmiyor. Ama katkı yapmadığınız fikir size ait değildir.
    bu da yazıdan anladığım doğal bir sonuç, dolayısı ile yazıdan almam gerekeni aldıktan sonrada bana ait olmasını sağlayan şey..

    Mesela Aşağıdaki paragraf hakkındaki düşüncem.

    “Çünkü böyleleri bir kez cahillikten kurtulunduğunda, kendi otoritelerini korumanın ve savunmanın biricik aracı olan şaşkınlığın hepten yitip gideceğini iyi bilirler.”

    Cahillikten kurtulduktan sonra, şaşkınlığım öncekinden daha fazla arttı.
    Şimdi ne yapacağız… ?

  4. Daha çok şaşıracaksın. İnsan şaşırdığı zaman yeni bir şey öğreniyordur.

  5. “Sebeple sonucu mutlak bir karşıtlık içinde ele alan Laplace’cılardan mısınız, önce onu deyiverin?”

    Hayır mutlak karşıtlık diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ama rastgele bir olguyu da kabul etmiyorum.

  6. Sorunuza cevap, aynı paragrafın içinde var 🙂

    Şaşkınlığınızın artacağını söylüyor zaten yani.

  7. O zaman sayın sonsuzun alıntıladığı cümle paradoksal olmaz mı, Sayın Hüseyin AKTAŞ ?

  8. Rastgelelik mi?

    Konuyla alakası olmayan bir terim olmuş.

    Mutlaklığın reddi derken; Sebebin sonucu etkilediği kadar sonucun da sebep üzerinde etkili olması ve helezonvari bir süreç içinde sebebin sonuçlaşması kadar sonucun da sebepleşerek ilk halini inkar eden bir üst organizasyon ve karmaşıklaşan ilişki ağlarının oluşması.. filan.

    Metafizik nedenselliğin özelliği ise, bunları mutlak karşıtlık içinde ele almasıdır.

    Örneğin; kim emretti ?

    Hemen farkedilebileceği gibi: Emredenle emredilen arasında mutlak karşıtlık vardır.

    Akabinde de şu; Yani siz şimdi tüm bunları tesadüfle mi açıklıyosunuz?

    Ve kapanış repliği: rastgeleliğe karşıyım.

    Olursun tabi.

    Kan çeker:)

  9. Daha önceden şöyle bir paragraf yazmıştım;

    “Yaklaşık 200 yıl önce Laplace, Newton kanunlarından yola çıkarak şöyle bir tespit yapıyor;

    “Evrende mevcut maddelerin konumları, momentumları ve onların etkileyen güçler bilinirse, geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak ve geleceği kesinlikle bilmek mümkündür.”

    Yani olayları nedensellik zinciri ile takip ettiğimizde, hem ‘gelecek’ hakkında gerçek bilgilere, hem de ‘geçmiş’ hakkında gerçek bilgilere ulaşabiliriz.. Aslında burda Laplace, Tanrı’nın yazdığı kaderi bir anlamda göstermek için de bunu söylüyor.. Eğer Tanrı tüm tarihe ve insanlığa bir kader yazmışsa, biz bunu nedensellik zinciri içinde bulabiliriz.. Bu doğa yasalarını keşfetmemiz, Tanrı’nın yasasını keşfetmekle eşdeğerdir.

    Bilindiği gibi klasik fiziğin doğadaki olayları değerlendirmesi kesin bir sebep-sonuç ilkesine bağlı, ‘süreklilik teorisi’ne dayanıyordu.. Antik çağdan süre gelen bu anlayışta, maddenin ne kadar bölünürse bölünsün her zaman birbirinin aynı olan elemanlar elde edileceği görüşü yaygındı.. Evrende hiçbir şeyin nedensiz olmaması, tüm olguların bir nedeninin olduğuna dair yargı; tüm bilimlerin ‘apriori varsayımı’ olarak kabul edilmişti.

    Doğadaki olaylar arasında sürekli ve düzenli bir ahenk/düzen olduğu gibi, aklın ilkeleri arasında da bir uygunluk olduğu savunulur.. Bu da doğa olaylarında bir determinizm ilkesinin geçerli olduğunu ortaya koyuyordu.

    Klasik fiziğin doğa imajına karşı günümüz fiziği, ‘süreksizlik/belirsizlik teorisini’ kabul eder.. Kuantum fiziğindeki gelişmeler sonucunda doğa olaylarının da sürekli değil, aksine süreksizlik gösterdiği sonucuna vardılar.

    Kuantum teorisi, makro evrenden mikroya doğru gittiğimizde karşılıklı ilişkilerin önem kazandığını, belirsizliklerin arttığını gösteriyor.. Bu da sosyal bilimlerde, dış olayları neden-sonuç ilişkisi içinde gözlemenin mümkün olmayacağı, olayların açıklanmasının monist (tekçi) görüşten çok, plüralist (çoğulcu) görüşe göre olacağını gösteriyor.

    Sorokin, Pareto gibi sosyologlar, artık Sosyal Bilimlerde tek sebepli yaklaşımların kabul görmediğini, bunun yerine çok sebepli yaklaşımların kabul gördüğünü savunurlar.

    Burada konuyu Sosyal Bilimlere bağlamıştım ama başlıktaki yazıda ‘doğa bilimleri’ daha önplanda.

    Bu yüzden konu determinizm/belirsizlik üzerine tartışılırsa daha faydalı olabilir.

  10. Teşekkür Ederim Sayın Sangre;

    “Bu yüzden konu determinizm/belirsizlik üzerine tartışılırsa daha faydalı olabilir.”

    Evet bu alıntıladığınız konu determinizmi ve kuantum da ki belirsizlik ilkesini baz alıyor.
    Ancak bana göre bunlar Nedenselliği dar anlamda anlamaktan kaynaklanıyor.

    Determinizm olguların önceliği ve sonralığı na göre düşünüldüğünde bu doğru olabilir, ama olguları bir bütün olarak ele aldığınızda, nedensellik hala vardır.
    Mesela kuantum evrendeki belirsizlik ilkesi ne derse desin , kuantum evren olmadan onların oluşturduğu atom seviyesindeki dünya var olamaz.

    Yani makro dünyanın öncesi , kuantum seviyedeki varlıkların davranışıdır. Bu bir bütün olarak ele alındığında nedensellik zincirinde bir “önceki” halkadır.

    Belirsizlik ilkesi matematikteki sonsuzluk gibi, insanlara ait bir kısıttır, onun neyi gözlemlemleyip neyi gözlemleyemeceği üzerine bir çıkarımdır.
    Dolayısı ile içeriğinden bağımsız olarak kuantum dünyanın varlığı bir “NEDEN” dir.

    İnsan bencil bir varlıktır, dolayısı ile kendisinin gözlemlemediğini bilinemez olarak kabul etmek , aslında bilimin ıslığı ile mezarlıktan geçmek gibidir.
    Evet bilinemeyebilir ama bilen “biri” olmazsa var olması imkansızdır .

    Çünkü nedensellik sadece “olgusal” değil, aynı zamanda “ontolojiktir”.

  11. Sayın gamaro;
    Aslında uzun bir cevap yazmıştım , ama bu kadar söze gerek olmadığı sonucuna vardım ve farklı bir şekilde cevaplamaya karar verdim.
    Rastgeleliği, tesadüf anlamında kullanmıştım, Yani sebeple , sonucu karşıtlık ve etkilenme gibi br bağlamda ele almıyorum .
    Aslen Nedenselliğin varlığı konusuna itirazım var.

    Yukarıda da söylediğim şu cümle bunu anlatmak içindi.

    “Nedenselliğin varlığı uçsuz bucaksız bir gözlemler yığını tarafından kanıtlanır.”

    Bu cümlede koyu yazdığım ifadeler, Nedenselliğin subjektif bir olgu olduğunu , bir apriori gözlem olması sebebiyle, aslında dogmatik bir inanç olmaya müsait olduğunu ifade etmeye yönelikti.

    Şöyle ;

    Gözlemler , Nedensellik ilkesini kanıtlar, yani kanıt olarak kullanılan olgular “gözlemlerdir” halbuki bir olguyu kanıtlamak için, kendi cinsinden farklı bir olgu ile yeniden tanımlamak gerekir. Kendi kendisini kanıtlayabilecek yegane şey Yaratıcıdır.
    Bu ise Nedenselliğin bir inanç olduğu yönünde kuvvetli bir delil oluşturur..
    Gözlemi bir başka gözlem ve onuda bir başka gözlemle sonsuz bir zincir şeklinde kanıtlamak, doğal sayıların sonsuz olduğunu iddia etmek gibidir.
    Bu bir insan düşüncesi daha iyisi alışkanlığıdır, sürekli tekrar ettiğinden dolayı artık varlığı fark edilmez olmuştur.

    Halbuki ardıl olarak gelişen olayların birbirlerinin NEDEN’i olduğuna dair tek kanıt “insanların subjektif” “gözlemleridir.”
    Bir şey ne kadar çok insan tarafından tekrar edilirse o kadar doğrudur prensibi gereğince ortaya atılmıştır.

    Sizce bundan daha fazla kanıt gerekmez mi ? Bir NEDEN ‘in bir SONUÇ oluşturduğuna dair ?

  12. “Ebu Cehil ne diyor ?
    Bu tanrı sözü değildir diyor.
    Bunu neye göre diyor ?
    O sözleri tartıp değerlendirdiği , kendi aklına göre,
    Peki Kur’an Allah’ın sözü olmadığını anlayabilecek bir akla ve muhakemeye sahip mi ?
    Hayır Elbette değil,
    Neden olmasın?
    Çünkü Ebu Cehil ‘in Aklını Allah yarattı…
    Küll-i aklın yazdığı kitabı okuyarak bunun O ‘na ait olmadığını söyleyebilmenin tek bir yolu vardır.
    Ebu Cehil’in kendi aklını O ‘nun aklından daha büyük görmesi..

    Bu haşa kendini ona eş veya ondan daha büyük görmekle aynı şeydir.
    Bu ise islam da Şirk diye bilinen günahtır.”

    Şimdi siz, şu yukardaki sebeb-ül sonuç kelamını yazan şahsiyet olarak… nedensellik diyorsunuz yani…

    🙂

  13. Çok severim Bakara süresini tam yukarıdaki sözcüklere uygun bir ayet var. Ayet 260:” paramparça edilen dört kuş, parçaları alınıp dağlara konulduktan sonra, İbrahim peygamberin çağırmasıyla dirilmiş, uçarak onun yanına gelmişlerdir.”

    4 Kuş= varlık,
    parçaları alınıp dağlara konulması= gözlem,
    İbrahim peygamberin çağırmasıyla dirilmesi= kanıt.

    Bakara süresi 259. ayeti geçenlerde açıklamıştım imanı eksik olanl Ateistlere. ” Bir adam eşeği ile beraber ölmüş, yüz yıl ölü olarak kaldıktan sonra dirilmiş.”

    Bu gece çalışkanlığım tuttu, iki süre birden, alın size dinsizler, ders olsun bu size, hala inanmıyor musunuz Kuran’a?

  14. David Hume da öldü gitti, napcan işte, subjektif de olsa: tahtıravalli.

    Tahtıravalli ama..

    Aklı-fikri geçtim, götünün ağırlığıyla bile oynuyo valla.

    (gözlemsel olaraktan pek tabi)

    Namuslu* olduğumu düşündükçe fısıldıyor birisi; senin ruhun orospu..

  15. Teorisyen fena oldu,” ya rabbim ben nereye düştüm, ne suç işledim ” diyor bence.
    Bu Ateistler çok şey biliyorlar yahu, nereden neler çıkarıyorlar. Neyse Xınt ve hiyerarşisi sayemizde Kuran okuyor şu anda, sevabı bize ait gamora, artık cenneti garantiledik ;-))
    İyi geceler ben de yatsıyı kaçırmayayım.

  16. Tek rakibim Monica.

    🙂

  17. Bu gamaro cehennemden yırtar mı diye düşünüyorum ciddi ciddi.

  18. Gamaro tarafından Salı, 03/04/2012 – 22:49 tarihinde gonderilen ileti ,düşünebilen her beyine durumu acikliyor şapka cikariyorum .
    Monika sana rakip olabilemez. 🙂

  19. O yüzden içimizden bir gönüllü de Hillary Ablamı teselli etmeli. Bence en uygun aday, Kürdili – dinci faslı, mızıka ara taksiminde ebuşşş.

  20. Daha oraya gelmeye bile gerek yok aslında.

    Ademle Havva laf dinlememişti ya cennette…

    Eee?

    Sen misin dinlemeyen, al sana imtehan.

    Ne han?

    🙂

    Ya ben aslında iki adet prototipte karar kıldıydım ama..

    Lakin elma.

    Vayy, geçin o halde seri üretime.

    Hmm..

    Peki ya nedensellik??

    Elmayı mı soruyon, anlamadım?

    Yok yahu, İmtehan..

    Noolmuş?

    Hani ne biliim..

    Yapan.

    Yapılan.

    Konu olur..

    Hocam nerden sorumluyuz.

    Çözülmesi istenen sorular filan.

    Cevaplama imidiği.

    Kağıt okuma.

    Not ilanı.

    Suç ve Ceza (Dostoyevski)

    Bisiklet (icabında beyaz rusya.)

    Veyahut, Elenktirik tamirinde yaz tatili ustası. ( o da mümkün pek tabi)

    Vesaire..

    E şimdi ne iş?

    Yani biz neye, ne için ve hangi genellenmiş gözlemlerin tutsaklığında “imtehan” demeyi öğrendik acaba?

    .

    Bakın tip hiyerarşisine başvuracak, şimdiden söylüyorum.

    🙂

  21. O Monica değil yauuu!

    Kambur, nak kadar nedensizcikli düşünüyorsun hayret valla:)

  22. Nedensellik yoksa ,tanrı teorisi daha büyük darbeyi almış olmuyor mu?

    Zaten tanrıya dair ortada açık bir kanıt yok birde herşeyin var olmak için bir nedene dayandığı ilkesini kaldırdığın zaman tanrının varlığı hepten yalan olur.

  23. hem filozof hem dinci olunmaaz , ters miknatislanma yapar 🙂

  24. Yav Baal:)

    Şimdi sen kuran’ı neye göre değerlendirdin? (flüt)

    Tabi ki kendi aklına göre. (kontrbas)

    Peki Kuran’ın tanrı sözü olmadığını anlayabilecek bir akla ve muhakemeye sahip misin? (cam şişe kırılma efekti)

    Hayır, elbette değilsin. (gitarın teli attı)

    Neden değilsin? (capon cizgi film kahraman gözü)

    Çünkü senin aklını da tanrı yarattı. (sekiz satan adam- susam sokağı)

    Şu halde, küll-i aklın yazdığını okuyup bunun O’na ait olmadığını söyleyebilmek için.. (kreşendo)

    Üzgünüm ama, demek ki kendi aklını O’nun aklından büyük görmektesin. (finitto)

    Buyrun nedensel mıcırizm.

    🙂

    Oysa ben de diyorum ki; bunun böyle olduğunu söyleyebilmek için, bizzat teorisyenin kendisinin tanrı olması gerekir.

    Asıl şirk içinde olan kendisidir.

    Farkında değil.

  25. “Halbuki ardıl olarak gelişen olayların birbirlerinin NEDEN’i olduğuna dair tek kanıt “insanların subjektif” “gözlemleridir.”

    Tabiki de öyledir, bak şimdi;

    Mesela…

    En basitinden, Peygamberler zinciri.

    Toplam adet: yüzyirmibeşbin (halka hesabı)

    Ardıllık Kuralı: Önce bozulum, cozutum, kudurum-ül toplum.. sonra pey..

    Peyder Pey:)

    Bak yahu bunlar yine sapıttı, ben en iyisi bi peygamber yollayayım.

    Len bu din de mi tutmadı, tüh o zaman bi daha yollayayım.

    E gene mi bozulmuş, hadi bu son olsun bi daha yollayayım.

    Gibi..(nedensel ilişki)

    Çünkü neydi?

    Atın ölümü arpadanoo..

    Yok yok, insanın subjektif gözlemi.

    🙂

  26. Sayın gamaro;

    “Oysa ben de diyorum ki; bunun böyle olduğunu söyleyebilmek için, bizzat teorisyenin kendisinin tanrı olması gerekir.

    Asıl şirk içinde olan kendisidir.

    Farkında değil.”

    Meşhur bir söz vardır.
    “inanç görünmeye inanmaktır, görünmeyene innırsanız başkalarının görmediklerini görürsünüz.”
    Dolayısı ile bunun böyle olduğunu söyleyebilmek , inandıktan sonra sizin için bile mümkündür.
    Dolayısı ile aklınızın köleliğinden, efendiliğine terfi etmek ; zamanı gelince onu istirahat etmek için köşesine göndermek ile mümkün olur.
    Akıl bir uçağın tekerlekleri gibidir. Yerde durmak, hareket etmek ve uçabilmek için onlara ihtiyacımız vardır.
    Ancak yükselmeye başlamak için onların yer ile irtibatının kopması gerekir.
    Çünkü onlar havada iken işe yaramazlar.
    Kanatlar insanın gönlü/kalbi gibidir ve uçmak bir inanç işidir.

    Karada kalmak istiyorsanız siz bilirsiniz tabii ki ?
    Ama siz bir insansınız, yerde yürümek için değil,
    Kainatı keşfetmeniz için yaratılmışsınız…

    Ve inanmak, bunun için gerekli donanımdır.
    Aklınız sizi zeminden yukarıya götüremez.
    Onunla yükselin ve yerine gönderin. sonra kullanmak üzere…

  27. “Nedensellik yoksa ,tanrı teorisi daha büyük darbeyi almış olmuyor mu?
    Zaten tanrıya dair ortada açık bir kanıt yok birde herşeyin var olmak için bir nedene dayandığı ilkesini kaldırdığın zaman tanrının varlığı hepten yalan olur.
    “

    Sayın Baal;

    Hayır asıl o zaman yaratıcı var olabiliyor. Yoksa sizin sonsuz zincir gerçek olurdu Kİ o zincirin sonsuz bir başlangıçta var olabilmesi aklen ve mantıken imkansızdır.
    Ve yaratıcı bu nedenle ZİNCİR deki bir başlangıç veya herhangi bir halka değil, ve bu sebeple şu soruda anlamsız ve mantıksız;

    “Peki O’ nu kim yarattı ???”

    Zinciri yapan zincir ustasının o zincirdeki hiç bir halka gösteremez, ancak dolaylı olarak, aklı ve gönlü olan kişiler bunu görebilirler.
    Ve O usta da zaten zincirdeki herhangi bir halka değildir ve benzemez de…

  28. Yorumlar için teşekkürler;

    Ancak bu kadar çok yoruma tek tek cevap vermek yerine tek bir mesajla cevap vermek daha kolay geldi.
    Yorumları okuduğumda düşüncelerimi David Hume ‘a benzetmiş arkadaşlar ve bu kabulden yola çıkarak diğerleride aynı minvalde yorum yapmışlar.
    Yani temel bu olunca farklı versiyon ve bakış açılarından yaklaşmışlar konuya…

    David Hume felsefesi, benim cahil olduğum konulardan biri idi. Sizlerin sayesinde onun hakkında da en azından konuşabilecek kadar bilgi sahibi oldum. Teşekkürler gamaro. Diğer konularda değil ama nedensellik konusunda neredeyse aynı şeyleri düşünmüşüz. Ama tamamen çelişkili bir fikir yapısı gösteriyor bana göre David Hume;

    Bir insan hem Nedensellik bir alışkanlıktır, doğru olduğuna dair tek kanıt gözlemlerimizdir, dedikten sonra “empirizm” ‘i nasıl savunabilir anlayamadım. Bunu açıklayabilir misiniz ?
    Her neyse söyledikleri içinde bir tek Nedensellik konusunda aynı fikirdeyiz kendisiyle.
    Siz benim “Nedensellik yoktur” cümlemden ne anladınız ? Bilmiyorum ? Ben var olanı inkar eden bir kişi miyim ki , bunun sizin anladığınız manada olmadığını iddia edeyim ?

    Benim anlatamadığım nokta şudur. Nedensellik yoktur, doğru ama bir realite vardır, olaylar/olgular birbirini takip eder. Peki ama neden ?

    Bir Müslüman ile bir ateisti birbirinden ayıran en önemli nokta buradadır. Yani Nedensellikte.

    Bir Müslüman için , olguların/ varlıkların/ olayların birbirini takip etmesi gerçektir. Ve bunlara Allah’ın (C.C) ayetleri denir. Fizik yasaları O ‘ nun ayetlerindendir. Hani şu kur’andaki ayetler gibi ayetler, nasıl ki Kur’andaki bir ayeti ,”şu ayet niye böyle yazılmış ta, şöyle yazılmamış diye sormuyorsak” , Allah’ın (C.C) ayetlerinden olan Fizik yasalarını da aynı şekilde sorgulamayız. onların hepsini bilmeyiz ama öğrenmek için Pozitif bilimlerle uğraşırız.
    Ancak; “falanca fizik yasası şu işi yapar, şu olay bu fizik yasasının oluşması neticesi meydana gelir” demeyiz. Onun yerine Allah (C.C) şu olayın olması için bu fizik yasasını yani ayeti “vesile” kılmıştır deriz.

    ÇÜNKÜ aksi durum şu anlama gelir. 
    

    Şu olayın olabilmesi için şu fizik yasasının var olması gerekir, yani ‘ “Y” olayının sebebi “X” tir’ demek; “X” olayını yaratan “Y” demektir. (Haşa sümme haşa)

    Halbuki sadece Allah(C.C) yaratabilir başka yaratıcı yoktur. Diğer varlıklar ancak “yapar” iki eylemin birbirinden farkı,
    Yaratabilmek sadece daha önce örneği yoksa, onu var etmek için bir başka malzemeye ihtiyaç duyulmuyorsa yani “YOK” iken var olabiliyorsa mümkündür.
    Yapmak ise ancak “VAR” olan malzemelerin çeşitli şekillerde ve Allah’ın (C.C) ayetleri (fizik yasaları) kullanılarak / uyularak yapılması durumunda gerçekleşen eylemdir.

    İşte Nedenselliğin bu şekilde anlaşılması sonucu her Neden aslında bir yaratıcı pozisyonuna sokulur ki Ateistlerin yaptığı budur.
    Bu sebeple inananlar onlara Aklı ve Bilimi DİN edinenler ismi verir.
    Yani onlar kendilerinin herhangi bir yaratıcıya inanmadıklarını söyleseler de , aslında inandıkları yaratıcının adı “NEDEN” ve “VARLIK” tır.
    Bir tanede değildir, Neden ve varlık sayısı kadardır.

    Nedensellik yoktur, derken kastedilen yokluk budur. Olayların olguların birbirini sıra ile takip etmesinin sebebi ise, Allah'ın adeti gereği, ayetlerini göstermesidir.
    Bu zorunluluk değildir, böyle dilemiştir. Nitekim Mucizeler(!) bunun dışına çıkıldığında oluşur. Yani insanların Mucize olarak gördükleri  !!!!!
    
    Halbuki "Normal(!)" olgu zaten yoktur. Onlar bizim alışkanlıklarımız sonucu elde ettiğimiz izlenimlerdir. Bunlara bizler genel manada "GERÇEK" adı veririz.
    
  29. Pozitif bilimle uğraşıyolarmış, allah copyright ayetlerini öğrenebilmek için..

    Bakın geldik yine, ilim Çin’de de olsa alınıza..

    🙂

    Onun için…

    Susam sokağı sekiz satan adamı öneriyorum sana canım.

  30. Seyretmediysen hatırlatayım;

    Bi insan neden sekiz sayısını satın almak ister ki?

    Bak şimdi..

    Mesela bi ahtopotun kaç bacağı olduğu sorulur da hatırlayamazsaann..

    Eveet?

    İşte o zaman sekize bakıcan.

    Ahahahahaha :))

    Bu arada..

    Şu teker yapıp havalandığın var ya..

    Herşeyi bi güzel görüp anlar da, “dogma”yı bi türlü kavrayamaz di mi ama?

    Almanların da dediği gibi: Gegen sollche leute, kann man nur verlieren:)

  31. Sahi, diğeri neydi?

    Bir insan var karşında ve diyor ki sana; ben bu kitabın tanrı sözü olduğuna inanmıyorum.

    Ve senin cevabın; Ama böyle birşeyi iddia edebilmen mümkün değil , çünkü o zaman senin aklının seni yaratan tanrıdan büyük olması gerekir ki, sen bunu nasıl bilemedin?

    İse eğer..

    Tekrar ediyorum: Böyle diyebilmek için bizzat tanrı olman gerekir.

    Asıl şirk içinde olan sensin.

  32. Hayır Sayın gamaro;

    “Böyle diyebilmek için bizzat tanrı olman gerekir.”

    Anlayamadığınız nokta şu; 
    Sizin herhangi bir Dini inançtan önce bir yaratıcı olup olmadığına inanmanız gerekir.
    Bu bir; sonra bu yaratıcının niteliklerinin ne olması gerektiğini bilmeniz gerekir, Bu iki;
    sonra bu niteliklere sahip bir yaratıcıdan bahseden din hangisidir onu bilmeniz gerekir Bu üç;
    sonra onu kendi zaaflarınızdan bağımsız olarak değerlendirebilme beceriniz olması gerekir, bu 
    aynı zamanda sığ bakmamayıda içerir. Bu dört;
    

    Bu aşamalardan sonra hala; yukarıdaki cümleyi ifade edebiliyorsanız benim diyebileceğim şey
    dördüncü maddede sorun olduğudur.
    Yani ;

    “Ama böyle birşeyi iddia edebilmen mümkün değil , çünkü o zaman senin aklının seni yaratan tanrıdan büyük olması gerekir”

    cümlesidir.

    Ben o kadar sığ değilim diye; neden ben şirk içerisinde oluyor muşum ki ?

    Anlamadım ???????

  33. Ayrıca şu cümleniz sayın gamaro;

    “Herşeyi bi güzel görüp anlar da, “dogma”yı bi türlü kavrayamaz di mi ama?”

    Neden kavrayamasın bu başlıkta asıl konu budur ?

    Yani nedensellik, dogmatik bir kabuldür. İnançta da kesin doğrular vardır . Aslen inanç doğruluğu tartışılmaz bilgidir.
    Ama bu durum neden İslamın söylemlerini Bilimin dogmatik fikirlerinden daha fazla kabul edilemez olduğuna bir açıklama getiremez.

    Bilim temeli dogmatik ön kabulleri olan bir eylemdir. Şüphe gerçekten dogmatik olan bilgi ile üretilmiş olduğunun kanıtıdır. ve sadece Bilim için geçerlidir.
    İman ise şüphe edilemez bilgidir., bilim buna dogam der, ama bu kendini aynada görmesinden başka bir şey değildir.

    İman ile Bilimin ilişkisi yapısal ve derindir, Bilim yaparak inanmazsınız, ama bilim yaptıktan sonra elde edilen ürün, inanmanızı sağlar ve inanırken kullandığınız şey aklınız ve mantığınız değildir.
    Bu yüzden, şüphe ederek inandığınız şey kendinizi “inandım” diyerek kandırdığınız şeydir. Bilimin bulduğu hiç bir şey inanılır değildir, Farklı bir manada bilinirdir.
    Ve açık olan inanılacak olan şey değildir, ancak dolaylı ve direkt kanıtı olmayan inanılır dır.

  34. ”Fizik yasaları O ‘ nun ayetlerindendir.”
    İyi ki Muhammed peygamberin başına, bir ağacın altında otururken düşen bir hurma ile ilgili herhangi bir ayet yok. Allahtan yok. Aksi halde ”bak işte yerçekimini aslında Mekkeli Muhammed buldu da Newton ondan çaldı” diyeceksin.

    ”nasıl ki Kur’andaki bir ayeti ,”şu ayet niye böyle yazılmış ta, şöyle yazılmamış diye sormuyorsak” , Allah’ın (C.C) ayetlerinden olan Fizik yasalarını da aynı şekilde sorgulamayız.”

    Al bir boş kunuşma daha, Fizik bir bilimdir ve her bilimin yasaları sorgulanır, yanlışlanabilir de doğrulanabilir de oysa sen din dogmalarını sorgulayamazsın, çünkü din senin aklını hadım etmiş.

    Şimdi sana bir Fizik yasası göstereceğim. F= am
    hadi bunu Kuran’da göster bakalım. Vazgeçtim Kuran’dan binlerce hadisten birinde var mı bu formül?

  35. “Yani nedensellik, dogmatik bir kabuldür. İnançta da kesin doğrular vardır . Aslen inanç doğruluğu tartışılmaz bilgidir.”

    Acınacak bir durum…

  36. “Anlamadım ???????”

    Hayret, nasıl anlamadın?! Varlık sınırları içerisinde olmayan bir şeyi anlayan aklın bunu nasıl anlamıyor?

    Not: İkiden fazla soru işareti ne anlama geliyor?

  37. “Hayret, nasıl anlamadın?! Varlık sınırları içerisinde olmayan bir şeyi anlayan aklın bunu nasıl anlamıyor?
    Not: İkiden fazla soru işareti ne anlama geliyor?”

    Sayın Hüseyin AKTAŞ;

    Varlık sınırları içinde olmayan bir şeyi anlamak ne haddime ?
    Böyle bir iddiam olmadı hiç..
    Ben sadece yaratıcının varlık sınırları içerisinde olamayacağını anlayan biriyim..

    Bu sizin söylediğiniz şeyle aynı şey değildir..

    Not: birden fazla soru işareti benim hayret ve şaşkınlığımın bir ifadesidir.

  38. “Ben sadece yaratıcının varlık sınırları içerisinde olamayacağını anlayan biriyim..”
    Pekiyi, “varlık sınırları içerisinde olmayan” bir şey “var” mıdır?

  39. Soru işaretlerinin fazlalığı uzun süre daha anlamayacağının belirtisi olabilir.

  40. Sayın Kambur Kerim;

    “Fizik bir bilimdir ve her bilimin yasaları sorgulanır, yanlışlanabilir de doğrulanabilir de”

    demişsiniz haklısınız.. ama siz yanlış anlamışsınız. Bilimin tek sorgulayabildiği NASIL sorusuna verebileceği cevaplar içindir.

    Mesela yerçekimi nasıl oluşmuştur. ? Sorusu Bilimin sorduğu bir sorudur.
    Ama yerçekiminin NEDEN var olmak zorunda olduğu bilim için gereksiz bir sorudur, hatta bir soru bile değildir, Bilim bu soruyu her duyduğunda hedef saptırıp bunun nasıl olduğuna dair biraz daha detay verir ve aslında her şeyi açıkladığını sanır.

    Bu konuda Topu taca atmada bilimin üstüne yoktur. Cevaplamadığı sorularda kaçmakta mahirdir. Mesela ışık hızının değeri konusunda “NASIL” sorusuna verebileceği çok güzel cevaplar olmasına karşın, NEDEN o değerdedir sorusuna ;

    “Eeee işte boşluğun sabitleri şunlardır EM kuramda şöye der” diye kıvırır…
    sende dersin ki ben onu mu sordum ?
    Eee neyi sordun…
    Niye 500.000 değilde 300.000 olmuş diye sordum dersin,
    Seni HADD sizlikle suçlar …
    İşte bunun için bilim Fizik yasalarını sorgulamaz.
    Onların NASIL olduğunu sorgular ve öğrenir. Tek yaptığı olanı gözlemlemek, ve olanı bir başka olan cinsinden açıklamaktır.
    İşte bu kısır döngü Bilimi septik yapar ve sürekli sorgulama ihtiyacı içerisinde bırakır.

     Halbuki kökeni sağlam bir bilgiye dayanan inanç , böyle olmadığı için sorgulanmaz, çünkü emin olmama diye bir şey yoktur.
     Bir olguyu yine kendi cinsinden bir olgu ile açıklamadığı için, bilim gibi kendi kuyruğunu kovalayan bir pozisyonda değildir. 
        Dış dünyaya dair bu kısıtımız bizi bilim yapmaktan alıkoymaz, bu yapıyı kullanarak yapılan bilim septiktir ama kesin olana dair dolaylı bilgi verir.
     İşte İnanç bilimi böyle kullanır, inancı teyit etmek için değil, içindekilerin gereğini yerine getirmek için. 
    

    Allah’ın ayetleri ifadesi ‘ni yanlış anlamışsınız 🙂 , o ayetler kur’anda değil kainattadır ki, Kainat da Allah’ın bir başka kitabıdır. İnsan da öyledir.
    Kur’an da bilimsel gerçeklerden bahsedilirken, onlar Allah’ın ayetleridir ifadesi geçer.
    Formül gibi , fizik kanunları gibi ufak tefek şeyleri bulup kur’anın emir ve yasaklarını daha iyi anlasınlar diye ilmi farz kılmıştır.
    O’ nu ayetlerini okuyanlar sadece Din adamları ve Hafızlar değil aynı zamanda bilim adamlarıdır.
    Kimisi söyleneni anlamaz, sadece kelimeleri duyar sizin gibi; kimisi hem kelimeleri duyar , hemde ne demek istediğini anlar.
    İlim sahibi Alimler gibi…

  41. “Pekiyi, “varlık sınırları içerisinde olmayan” bir şey “var” mıdır?”

    Evet bu “Mutlak ve gerçek tek varlıktır”.

    Zıtlık ilkesi gereği, evrenimiz, varlar ve yoklardan oluşur. Bu dualist bir evrendir. varlar kümesi ile o var’ların olmadığı küme bu kümeler birbirleri içerisine girmiş bir şekildedir. Yani mesela sizin varlığınız sizin dışınızdaki herşeyin yokluğudur. terside doğrudur. Yani sizin yokluğunuz sizin dışınızdaki herşeydir. Buna bizlerde dahiliz.
    Evrenimiz öyle kompleks ve dualist bir yapıya sahipse, sonsuz zincir örneğindeki gibi bir zıdda ihtiyaç duyar. bu onun yaratıcı olamayacağının da kanıtıdır. Bu dualite bir ilk halkaya kadar uzanır burada evrenimizin zıddı bir evren var olmazsa bizim evrenimizde var olmayacak anlamına gelir bu zıd derken Evrenimizin olmadığı yerdir.
    Her ikiside (evren ve evren olmayan) beraberce yaratılmıştır. Çünkü var almak için birbirlerine muhtaçtırlar.

    Bu kavramsal olarak ta böyledir. Dualist bir evren var olabilmek için Monolist bir evren ile beraber var olmalıdır. Bu mantık her ikisininde yaratılmış olmasını gerektirir.
    Çünkü ikiside diğerine göre var olabilmektedir.
    Peki bu saydıklarımdan ve sayabileceklerimden hiç biri; diğeri var olmadan var olamayacağına göre ilk olarak hangisi var olmuştur ?

    Cevap : Hiç biri
    Öyleyse bu varlıklar var olabilmek için kendilerinin dışında ve kendilerine benzemeyen bir “Yaratıcıya” ihtiyaç duyarlar. Bu benzemezlik bir başkasına ihtiyaç duymadan var olabilmeyi gerektirir. Yani eşine, Monolist ve dualist bile olsa Evrenler daha üst anlamda dualist olmaktadır. zaten Kur’anda Ayet vardır, “Biz hrşeyi çiftler halinde yarattık ” diye.

    Tüm bu saydıklarımıza ve sayabileceğimiz milyarlarca yapıya insanlar VAR adı veriyorsa ve bu yapıların istisnasız dışında olmak durumunda olan “Yaratıcı” da var olduğuna göre ,
    O ancak varlık sınırları içerisinde olmayan bir VAR ‘lık olabilir.

  42. Yukarıda sorduğum Bakara süresi 260. ayeti atlatmaya çalışma ama. Ona yanıt vermemişsin. Hani şu paramparça edilen 4 kuş dağlara konuluyor, ama İbrahim Peygamber çağırınca canlanıp geliyorlar. Ne iş?

  43. Ben de teorisyeni şu bi ara bahsettiği yazılımlara benzetmeye başladım sanki..

  44. Sayın Kambur Kerim.

    Bunda açıklayacak ne var benim söylediğime delil işte Nedensellik bizim imtihanda olmamız gereği, gerçeklere birer perdedir.
    Onlar onlara atfettiğiniz şeyleri yapmaz, yani sebepler sonuçlara tabi değildir, onlar Allah’ın emri ile birbiri peşi sıra gelirler.
    Bu Allah’ın adeti gereği ayetlerini böyle gerçekleştirmek muradı ile böyle olur.

    Aşağıdaki linkte o ayetlerin tefsiri var. Nasıl gerçekleştiğini 2 manada birden açıklıyor. Ayrıca mutmain olmanın ne demek olduğunu da…

    http://www.kuran.tv/index.php?s=izle&id=8744&t=tefsir-dersleri—66-bakara-suresi-259—260-ayetler

  45. “Yokluk” yoktur, yokluk varlığın bir başka varlığa göre durumudur./ demiştik daha önce!

    link to sonsuz.us

    link to sonsuz.us

    Milleti yorma, yeniden yeniden dönüyorsun yenildiğin alanlara ama yeni bir şey yok!

  46. Sayın Hüseyin AKTAŞ;
    Yazıları okudum , daha öncede anlatamaya çalışmışım ama sanırım anlatamamışım. Bundan da siz benim yenildiğim sonucunu çıkarmışsınız.:)
    Düşüncelerimi değiştirecek yeni bir şey söylemiyorsunuz ki, neden sizin söylediklerinizi kabul edeyim. ?

    Öncelikle ben zaten şunu kabul ediyorum. Bu elde var 1;

    “”Yokluk” yoktur, yokluk varlığın bir başka varlığa göre durumudur./ demiştik daha önce!”

    İlave olarak sizin kabul etmediğiniz, Mutlak Yokluk kavramını da kabul ediyorum. üstelik bunu sizin yukarıda vermiş olduğunuz cümleden yola çıkarak çıkarsıyorum.
    Yazdıklarımda bu düşünceyi göremedi iseniz, bu , benim ne düşündüğüm konusunda kendinizi çok iyi ikna etmenizden kaynaklanıyor.

    Eğer yukarıdaki cümle doğru olacaksa, Mutlak Yokluğun var olmak zorunda olduğunu da anlamak durumundasınız.

    Her iki yokluk kavramını da gözlemleyebilirsiniz. Çok basit bir şekilde;
    Elinize iki tane boş beyaz kağıt alın ve bir tanesinin içine bir kare çizin.
    Karenin içi dolu da olabilir.
    Kare olan kağıt ile , olmayan kağıdı karşılaştırın.

    İlk gördüğünüz yokluk, yukarıdaki cümlede sizin ifade ettiğiniz yokluktur.
    ikinci tür yokluğu yani Mutlak yokluğu görebilmek için kağıtlara bakarken biraz soyut düşünmeniz ve bakış açınızı genişletmek durumundasınız.

    Size kolay gelsin 🙂

  47. “Bu dualite bir ilk halkaya kadar uzanır burada evrenimizin zıddı bir evren var olmazsa bizim evrenimizde var olmayacak anlamına gelir bu zıd derken Evrenimizin olmadığı yerdir.
    Her ikiside (evren ve evren olmayan) beraberce yaratılmıştır. Çünkü var almak için birbirlerine muhtaçtırlar.

    Bu kavramsal olarak ta böyledir. Dualist bir evren var olabilmek için Monolist bir evren ile beraber var olmalıdır. Bu mantık her ikisininde yaratılmış olmasını gerektirir.
    Çünkü ikiside diğerine göre var olabilmektedir.
    Peki bu saydıklarımdan ve sayabileceklerimden hiç biri; diğeri var olmadan var olamayacağına göre ilk olarak hangisi var olmuştur ?

    Cevap : Hiç biri
    Öyleyse bu varlıklar var olabilmek için kendilerinin dışında ve kendilerine benzemeyen bir “Yaratıcıya” ihtiyaç duyarlar. Bu benzemezlik bir başkasına ihtiyaç duymadan var olabilmeyi gerektirir.”

    Baba ,Oğul ve Kutsal ruh üçlemesi gibi birşey mi?

    içinde yaşadığımız evren: oğul ,maddi alem
    bu evrenin zıt yapıda ama tamamlayıcısı ikinci bir evren :Kutsal ruh ve melekut alemi
    İki zıt evreni yaratan: Baba

    “Hayır asıl o zaman yaratıcı var olabiliyor. Yoksa sizin sonsuz zincir gerçek olurdu Kİ o zincirin sonsuz bir başlangıçta var olabilmesi aklen ve mantıken imkansızdır.”

    Ama öncesiz bir tanrı mantıklı???

  48. Şimdi argo’nun dayanılmaz hafifliğinin zamanı.

    ” Götünden büyük osurmayacaksın.”

    Baal senin ”mantık” dediğini Xınt ”man” (erkek) anlıyor bence, üstüne bir tık yapınca mantık oluyor. Aman Xınt boy abdesti almayı unutma bu ”tık” dan sonra.
    Mantıcı da olabilir xınt için, ama mantık olamaz, asla. Onu bile bilmiyor xınt.

    Sayın Xınt din yalnızca inançtır, hepsi bu, inanırsın veya inanmazsın. Onda mantık filan arayıp durma boşyere. Dünyada binlerce inanç, din, mezhep, tarikat varsa hepsinin Tanrı anlayışı kendine göredir. Yani binlerce de Tanrı vardır. Sen onlardan yalnız birine inanıyorsun, Ateistler ise hiçbirine, o kadar basit.

  49. Hayır Sayın Baal;

    Böyle bir üçleme yok, bu tamamlayıcı evren de içinde veya dışında olabilir evrenimizin dolayısı ile ne olduğu konusunda bir şey söyleyemiyorum.
    Ama dualist bir yapıda, Melekut alemi olmadan bu evren var olabilirse eğer ki ben öyle olduğunu düşünüyorum. Bu durumda bu evrenin zıddı değil demektir.

    Dolayısı ile sizin iddianızın doğru olması da muhaldir.

    Şimdi en küçükten başlayarak mesela atomdan başlayarak herhangi bir varlığı düşünün , bu varlık var olmadan önce bir uzay-zamana veya kendi dışındaki bir varlığa ihtiyaç duyuyor muydu ?
    Evet böyle bir ihtiyacı vardı…
    Bunu Sayın Hüseyin AKTAŞ’a da sorabilirsiniz. o da böyle söylüyor çünkü, yani mutlak manada yokluk yoktur diyor, yani var olan herşey var olan bir şeyden meydana gelmiştir diyor bu mantıklı değil mi ?

    Bilimde böyle söylüyor … Buna bir itirazınız yok değil mi ? Benimde yok…

    Bunu bir adım ileri götürelim şimdi, bir varlığın var olma koşulu; başka bir varlığın orada olmama koşulu demek, yani o varlık daha önce orada yok iken yer değiştirdi veya şekil değiştirdi artık var…

    Aynı şekilde bu yeni varlık, bir başka varlığa da dönüşebilir öncekine mesela yani yok olabilir. Sayın Hüseyin AKTAŞ’ın bahsettiği şekilde…
    Evren hep böyle birbirine dönüşen varlıklarla dolu….
    Yani yok oluş aslında vakum ile vakumsuzluk arasında bir dönüşüm, vakumda bir tür madde olduğuna göre aslında Mutlak manada yokluk yok

    Bunu demiyor musunuz sizler… ?

    Tamam bu mantığı şimdilik kabul edelim.

    Ama burada durmayalım…

    Mesela diyelim ki Maddenin yoktan (Mutlak yokluktan) var olabilme yeteneği yok, böyle bir şey evrendeki madde ve enerjinin sakınımı yasasına aykırı..
    Niye ? Biz öyle gözlemledik , hesapladık, çıkarsadık vesaire vesaire… Tamam itiraz yok… Bunu itirazsız kabul edip, sonrada bilim yapıyorum sorguluyorum diyen ben değilim.

    Her neyse, madde (yani bizim bildiğimiz madde, atomlar) var olabilmek için bir başka maddeye ihtiyaç duyuyor. Çünkü yoktan var olma diye bişey yok…
    Yoklukta aslında varlığın bir başka durumu olduğu için var olabilmek için madde ile çevrili bir sınıra ihtiyaç duyuyor ve içerisinde bildiğimiz madde olmayan,
    ama yinede madde olan…
    Hmmm !!!!!!!! Elimizde ne var bir bakalım…
    1. Madde,
    2. Madde olmayan farklı bir madde (yokluk)

    biri olmadan diğeri var olamıyor, varlığını gözlemleyecek kimse olmadığında ona var diyebileceğiniz
    bir maddede olmayacağından aslında madde olduğuna dair kanıt da yok.
    Peki şimdi !!!!

    Hangisi diğerinden önce var olmuştu ?

    Aynı anda ikisi birden,
    Yok denilen madde
    Var denilen  madde..
    

    Eğer yok dediğiniz madde önce varsa, var dediğiniz madde olmadan nasıl var olabildi, neyin içinde var oldu bu yok denilen madde…
    Eğer var dediğiniz madde önce varsa, yok dediğiniz madde olmadan nasıl var olabildi, neyin içinde var oldu bu var denilen madde…
    Eğer ikisi birden var oldu ise, hangisi diğerini oluşturdu..

    Bu sorulara doğru ve mantıklı bir cevap verebilir misiniz ?

  50. Sayın Kambur Kerim;

    “Sayın Xınt din yalnızca inançtır, hepsi bu, inanırsın veya inanmazsın.”

    Bu konuda size % 100 katılıyorum.

    Bu yüzden Din konusu ile yaratıcının varlığı konusunu ayrı tartışmak gerekir diyorum.
    Birisi inançtır, diğeri mantık ve akılla bulunabilecek bir gerçektir.

  51. “Her neyse, madde (yani bizim bildiğimiz madde, atomlar) var olabilmek için bir başka maddeye ihtiyaç duyuyor. Çünkü yoktan var olma diye bişey yok…
    Yoklukta aslında varlığın bir başka durumu olduğu için var olabilmek için madde ile çevrili bir sınıra ihtiyaç duyuyor ve içerisinde bildiğimiz madde olmayan,
    ama yinede madde olan…
    Hmmm !!!!!!!! Elimizde ne var bir bakalım…
    1. Madde,
    2. Madde olmayan farklı bir madde (yokluk)Eğer yok dediğiniz madde önce varsa, var dediğiniz madde olmadan nasıl var olabildi, neyin içinde var oldu bu yok denilen madde…
    ….
    Eğer var dediğiniz madde önce varsa, yok dediğiniz madde olmadan nasıl var olabildi, neyin içinde var oldu bu var denilen madde…
    Eğer ikisi birden var oldu ise, hangisi diğerini oluşturdu..”

    yokluk varolabilmek için ”Yoklukta aslında varlığın bir başka durumu olduğu için var olabilmek için madde ile çevrili bir sınıra ihtiyaç duyuyor ve içerisinde bildiğimiz madde olmayan,
    ama yinede madde olan…” diye düşünürken belki kasıtsız olarak hataya düşüyorsun..çünkü yokluk diye bir şey gerçekte yok.… bir kelime oyunuyla yokluk denilen şeyi varolan bir bişey halina getiriyorsun ki yanlış burdadır.

    Varolan tek şey var. …

    varolan sadece enerjidir.. maddeler onun bir formudur..

    aynı şeyi birde tersinden söylersek..

    madde ebedi ve ezelidir..enerji hali onun değişik formlarıdır.

  52. “yokluk diye bir şey gerçekte yok”

    Kabul ediyorum. ama kelime oyunu yok, bu sizlerin kabul ettiği yokluk kavramı, yani yokluk diye bir şey yok, o dabir varlık çeşidi veya formu , yani sizlerin kabul ettiği yokluk üzerinden giderek konuşuyor ve örnek veriyorum.
    Vakum diye bilinen evren yani maddenin bir başka formu diyen Sayın Hüseyin AKTAŞ kastettiğim şey bu…

    Varolan tek şey var demişsiniz. Enerji ve maddenin enerjinin bir formu olduğunu ayrıca ezeli ve ebedi olduğunu ifade etmişsiniz.

    Enerji ölçülebilir bir şeydir. Ölçülmesi demek onun bir potansiyel farkına sahip olduğunu gösterir.

    Bir pil 1,5 volt ise o – veya + kutbuna göre 1,5 volttur. Eğer tek kutuplu bir pil vardır diyorsanız o zaman enerji ve madde için söylediğiniz ebedi ve ezeli sıfatını kabul edebilirim. Ayrıca madde ve enerji bozunur, entropi enerjinin yani potansiyel farkının yok olucu olduğunu gösterir. Bu maddenin de aynı sonra sahip olduğunu gösterir.

    Şimdi eğer potansiyel fark yoksa ortamda bir enerjinin varlığından söz edemezsiniz. Potansiyel fark şudur.
    bir enerji kaynağının , o enerjinin olmadığı bir konuma göre durumu..
    Bu ikili yapıyı gösterir. Yani bir pilin + ucu ile + ucu arasında bir enerjinin varlığından söz edemezsiniz. enerji ancak 2 adet zıt kutup arasındadır. bu göreceli veya dereceli de olsa böyledir.

    halbuki ezeli ve ebedi olanın aynı zamanda, bir başka varlığa gereksinim duyması sözkonusu değildir.
    Bu durumda enerji ve onun türevi olan madde ezeli ve ebedi olamaz.
    Bilmiyorum anlatabildim mi ?

    Var olmak ancak bir potansiyel fark demektir. varlığı niteleyen uzay-zaman bölgesi ile o varlığın olmadığı Uzay-zaman bölgesi arasındaki fark gibi…
    İşte bu potansiyel fark Sayın Hüseyin AKTAŞ ‘ın veya sizin bahsettiğiniz göreceli yokluğu zorunlu kılar.

    Dalgalar birl var olmak için negatif ve pozitif alternanslar’a ihtiyaç duyar. Bir dalga tepesi , onun tepesinin , bir sıfır noktasına göre yüksekliği sıfırsa var olmayı başaramayacak bir varlıktır.
    Her şeyin 0 potansiyelde olduğu bir evrende; ne enerji, ne dalga , ne de madde var olur .

    Hani ezeli i di ???
    Hani ebedi idi ???
    Nerede ?
    Bu sizin inancınız olmasın ?

  53. Bakkala gittim. Bana bir kilo şeker ver dedim. Yok dedi.
    Şeker o bakkalda yok. Ama şeker diğer baklada var.
    Ben diyorum ki
    Bana her şeyin yok olduğu bir yer göster!
    Gösterebilir misin?
    Soyutlama yaparak bile gösterebilir misin?
    Hayal bile edemezsin!

    Sen diyorsun ki;
    Şeker yok, gaz yok, tuz yok, hava yok, ölçülebilir hiç bir şey yok!
    Nerede böyle bir yokluk?
    Yok!
    “Metafizik” derken bile var sayılan, göz önündeki, el altındaki, düşteki varlıkların olmadığı bir yer kastedilirken, düşlerin bile olamayacağı bir yer, bırak ölçülmeyi, düşünülemiyor bile.

    “Maddenin zıddı olarak” sen, “yokluk olmalı” demeye çalışıyorsun. Oysa sana “zıtlık” nedir diye sorarken anlatmak istediğim, zıtlıkların da madde içre olduğudur!
    Sen ise kaba bir mantıkla
    Her şeyin zıddı olduğuna göre varlığın zıddı da yokluktur diyorsun.
    Yokluk kavramının bir soyutlamadan, “harfi tariften” ibaret olduğunu kanıtlıyoruz sana.
    Ama senin dediğin yokluğun kanıtı yoktur!
    Yüzyıllarca rüyasına yatsan bile ulaşamazsın!
    Düşlerini dolduracak olan daima maddi dünyanın algı ve yansımaları olacaktır yalnızca!

  54. Sebep sonuç ilişkisi ve bilimsel gözlemlerin genellenmesi neydi?

    Dogmatik…

    Hmm..

    Devam edelim;

    Varlık= zırt

    Yokluk= fıs

    Düalite denktir fıs + zırt

    Eee, sonuç?

    Sonuç gayet açık: Süper mutlak gerçek.

    Bi dakka bi dakka, sonuç mu dedik ne?

    Evet öyle dedik.

    Peki ya sebep?

    E mantıki dedik ya işte..

    Hee, bi sebep sonuç ilişkisi var yine.

    Herhalde:)

    Ama nedir?

    Bilimsel gözlemlerin genellenmesi gibi dogmatik değil.

    .

    Bak işte ben porno diye buna derim.

    :))

  55. Herşeyin yok olduğu bir yer bana kalsın; ben size aşağıdaki cümledeki yok ‘u tarif etmeye çalışıyorum.

    “”Bakkala gittim. Bana bir kilo şeker ver dedim. Yok dedi.””

    Tam tersini düşünelim o bakkalda bir kilo şeker VAR , başka bakkala gitmeye gerek yok.
    AMA o 1 kilo şekeri bir torbada verecek bana öyle değil mi ?
    O torbanın sınırladığı alanda şeker var, o sınırın dışında da YOK değil mi ?
    Peki bu YOK ‘luk başka bir şeyin mesela havanın varlığı anlamına geliyor mu ? EVET geliyor ..
    Ama benim ilgilendiğim 1 kilo O şeker’in yokluğu…
    EĞER torbanın içerisindeki 1 kilo şeker 2 kilo olsa idi, etrafındaki şekerin yokluğundan 1 kilo almış olacaktı.
    Tamam mı ? Bunu anlatmaya çalışıyorum..

    işte bu yokluk soyuttur bir şeyin var olması için gerekli ve zorunludur. O 1 kiloyu 2 kilo yapabilmek hatta sonsuz yapmak demek aslında VAR olanı ortadan kaldırmak demektir. Bu şekerin varlığını , etrafındaki şekerin yokluğuna yani havaya borçlu olduğu anlamına gelir.

    Siz öbür yokluğu boş verin şimdi , önce sizin yok dediğiniz üzerinde bir anlaşalım.

  56. “EĞER torbanın içerisindeki 1 kilo şeker 2 kilo olsa idi, etrafındaki şekerin yokluğundan 1 kilo almış olacaktı.”

    Hayır öyle olmayacaktı.
    “Halka” koparmadan git!
    1 kilonun geldiği yerden gelecekti ikinci 1 kilo da.
    Niye etrafından alsın ki?
    Şekerin etrafında şeker yok, yoktan nasıl şeker var olacak da etrafından alacak?

    Ha,
    torbadaki şekerin etrafında da,
    mikro düzeyde şekerin oluşmasına katkısı olan elementler vardır
    torbadaki “durum”
    torbanın etrafındaki maddeye göre
    bir az daha ayrışmış, yoğunlaşmış, saflaşmış, öbekleşmiş durumudur diyorsan kabul edelim.
    Ama torbanın etrafında yok yok! Torbanın etrafı ile de daha torbaya girerken organik ilişki içerisindedir şeker.

    Bizim buradaki yok”umuz, 1 rakamı gibidir! Soyuttur yani!

    Sen bana 1!in varlığını kanıtlaya bilir misin?

    Hangi 1’in diye soracaksın değil mi?

    Üçün 1’i olsun hadi:))

    Bak ne kadar değişken bir 1 değil mi?
    Matematiksel soyutlamaları gerçeğin yerine ikame edemezsin.

    “yok” sözcüğü matematiksel bir soyutlamadır. Yoksa torbadaki şekerin etrafında da şeker vardır! Alıyorsa ikinci kilo şekeri o vardan alıyordur, yoktan değil!

  57. “1 kilonun geldiği yerden gelecekti ikinci 1 kilo da.
    Niye etrafından alsın ki?”

    Evet haklısın ; ama bu şu demek aynı zamanda, etrafında ilave 1 kilonun aldığı alan kadar boşluk yok olacak..

    Su dolu bir tankerin içerisinde ; bir balonu hava ile şişirirseniz, etrafındaki suyu öteler, aynı şekilde…
    Balonun içerisindeki hava elbetteki sudan gelmez, ama sonuçları itibari ile artık orada su değil hava vardır.
    Bunun benim söylediğimden farkı ne ?

  58. Farkı şu: Sen “etrafındaki yokluktan alacaktır” diyorsun. Bunu kabul ettirdikten sonra diyeceksin ki “bu evren, bildiğiniz varlık alemi kendisini etrafındaki yokluğa borçludur!”

    Yani “etrafındaki yokluktan alacaktır” derken kopardığın halkayı bizden saklayarak, zinciri kopardığın halde sağlammış gibi devam ettirmeye çalışıyorsun. Öncelikle; şekerin etrafında yokluk yok! Sen önce onun etrafınının yokluk olmadığını ve ikinci kilonun yokluktan gelmediğini kabul et, sonra nereye devam edeceksen et.

  59. Maddenin özü yalıtılmamıştır dostum.

    Hava, su, balon, sınır, iç, dış.. bu yalıtım hevesi niye?

    Sonsuz bir girdapta, hiçbir dur durağın olmadığı ve hiçbirşeyin sabit ve mutlak kalamadığı bu çalkantılı döngü içinde bir “ilk” bulma çabaları asla sonuç vermeyecek. Parçacık düzeyinde de, tümelde de.

    Hume ne mi yapmış?

    Gördüğü kadarına sadık kalmış.

    Senin gibi ayet-el kutsi takılmamış.

    Haa..

    Şekerin yokluk alanına baktıktan sonra açıkça görmekteyiz kiii.. cariye dediğin baldan tatlıdır, hele ki Maria’ysa.

    Du bi yokluk sokiim şuna.

    🙂

  60. Sayın Hüseyin AKTAŞ;

    “Sen önce onun etrafınının yokluk olmadığını ve ikinci kilonun yokluktan gelmediğini kabul et, sonra nereye devam edeceksen et.”

    ben bunu yaptığımı sanıyorum. Siz yazdıklarımı okumadan sadece karşı çıkmak için karşı çıkıyorsunuz bana kalırsa;
    YOKLUK kelimesini rahatsız edici buluyorsunuz anladım, ama başka ne diyebilirim bilmiyorum,
    “Varlık ama şeker değil ” mi demeliyim anlayabilmeniz için.

  61. “Hava, su, balon, sınır, iç, dış.. bu yalıtım hevesi niye?

    Sonsuz bir girdapta, hiçbir dur durağın olmadığı ve hiçbirşeyin sabit ve mutlak kalamadığı bu çalkantılı döngü içinde bir “ilk” bulma çabaları asla sonuç vermeyecek. Parçacık düzeyinde de, tümelde de.”

    Niye mi ? sayın gamaro;

    Aklınızı kullanarak bilim yapmanız gerekiyor öyle değil mi ?
    sınırları olmadan bir varlığı düşünemezsiniz, adını koymak sınır çizmektir adı sonsuz bile olsa.
    yukarıdaki cümlenizde kullandığınız her bir kelime bire sınırı ifade eder, sınırsız bir varlık düşünülemez
    Parçacık derseniz , sınırlara sahip olur, tümel derseniz sınırlara sahip olur, girdap sınırlı bir varlıktır.
    döngü sınırlı bir varlıktır. yalıtım sınırları belirler, sınırlar anlamayı sağlar. yalıtım sizin yaptığınız şeydir.
    Bilim sınırlar, sınırlayarak anlar, algılar. Düşünmek ayrıştırmaktır, yalıtmaktır. bu sınır koyarak yapılır.

    Madde adını verirseniz yalıtmak zorunda kalırsınız, yokluk ‘un var olması gibidir sınırsızlık.
    YOKLUK = sınırsız olmaktır insan için.
    daha doğrusu anlaşılamaz olmaktır.
    İşte bunun için yalıtım insanlara gerekli olan bir şeydir.

  62. XINTeorisyen

    “Bir pil 1,5 volt ise o – veya + kutbuna göre 1,5 volttur. Eğer tek kutuplu bir pil vardır diyorsanız o zaman enerji ve madde için söylediğiniz ebedi ve ezeli sıfatını kabul edebilirim. Ayrıca madde ve enerji bozunur, entropi enerjinin yani potansiyel farkının yok olucu olduğunu gösterir. Bu maddenin de aynı sonra sahip olduğunu gösterir.

    Şimdi eğer potansiyel fark yoksa ortamda bir enerjinin varlığından söz edemezsiniz. Potansiyel fark şudur.
    bir enerji kaynağının , o enerjinin olmadığı bir konuma göre durumu..
    Bu ikili yapıyı gösterir. Yani bir pilin + ucu ile + ucu arasında bir enerjinin varlığından söz edemezsiniz. enerji ancak 2 adet zıt kutup arasındadır. bu göreceli veya dereceli de olsa böyledir. “

    enerjinin değişik form alma bahsi işte burada devreye giriyor..

    pilin iki ucunda bir potansiyel oluşturan, içerde devam eden kimyasal tepkimeler sonucunda ürünler arasında elektrik yükü açsından pozitif yüklü moleküller ve artı serbest elektronların açığa çıkmasıdır.

    şimdi mesela pilin içinin boş olduğunu varsayalım yani hiç birşey koymamışız ,boş teneke halinde bir pil kabı düşün…bu pilin artı ve eksi kutupları arasında bir potansiyel fark var mıdır?

    demek istediğim esasında senin tasarladığın pildeki potasiyel farkı içine konulan maddeler ve pil kabının sayesinde yaratılıyor.
    yani varlığı başka bir ‘var olana’ dayalı şekilde ortaya çıkıyor.

    yani yokluk burada Hüseyin Aktaş’ın şeker örneğinde belirttiği gibi soyutlamadır gerçek değildir.

  63. XINTeorisyen kardeşim, allah (c.c) sizden razı olsun, siz yazdıkça çırpınıyorlar ama kaçışları yok, ateist mantığın iflasını ibretle izliyoruz.

  64. Tanrın konuşuyor, unuttun herhalde?

    Melekut-u düşünce, basbayağı naklediliyor işte.

    Aslında var ya…

    Senin Gnostik olman lazım.

    Bak yeminle söylüyorum:)

  65. 1’i anladın mı 1’i?
    Nedir “1”?
    “1” ne ise “yok” da o demektir.

    Ben “yokluk” sözcüğünü rahatsız edici falan bulmuyorum.
    Rahatsız edici bulduğum yer varlığın birbirine göre durumundan kaynaklanan bu soyut kavramı, yani yokluk kavramını somut bir varlıkmışcasına var kabul etmen.

    Daha sonra da “varlık kendisini bu yokluğa borçludur” demen ve diyecek olman.

    Varlık üzerinde yaptığın soyutlamayı varlığın yerine geçirmen.
    Varlığın üzerinde yükselen, varlık kaynaklı soyutlamayı varlığın yerine ikame etmen.

    “İşte bunun için yalıtım insanlara gerekli olan bir şeydir.” demişsin gamaro’ya verdiğin yanıtta. “Sınır” koymanın anlamayı kolaylaştırdığını söylüyorsun. Oysa sınır dediğin şey de bir soyutlamadır. Nereye ve neye göre sınır koyuyorsun. Maddenin birbirine göreceli konumlarıdır söylediğin sınır.

    Anlamı ortaya çıkarmak için yapılan soyutlama, anlamın fiili olarak kendisi değildir. Bir başka deyişle soyutlama soyutlanan somutun kendisi değildir. Ama sen soyutlamayı somutun kendisi olarak kabule yönelerek, soyutlama yoluyla kendince vardığın tanrı fikrini varlık olarak kabule dönüyorsun. Yaptığın soyutlamayı “gerçek” olarak sunmaya çalışıyorsun. “Bunca alemin bir yaratıcısı olması lazım, öyleyse yaratıcı vardır” diyorsun. Oysa bu önerme senin öznelindir. Subjektifindir. Senin subjektifin ise hadi senden geçtim ama benim nasıl objektifim olabilir?

    İlk insan da ateşi her şeyin sebebi saydı. Baktı ki prometeus ateşi çaldı tanrılar dağından “vay be ateş tanrı değilmiş” dediler.

    İlk insanın oğlu ateşi söndüren suya bakarak “tanrı su olmalı” dedi. Sonra baktı ki ona da hakim vaz geçti.
    Derken kar
    Rüzgar
    Depremler ile kasıp kavuran yer
    Dolu dizgin bir koşu ile birbirini izledi peş peşe yıkılan tanrılar.
    Baktılar ki bu iş böyle olmayacak, yoksa ambarlar dolmayacak…
    Sonra sen geldin kavrayamadığın alanı “varlığın ve varlık ötesinin de üstünde olan bir tanrıya” borçlu olduğumuzu söyledin…

    Yani insanın kavradığı her alandan “kovulan tanrı” kimsenin ilişemeyeceği bir yere firar etti! Ona bir tek sen ona ulaşabiliyorsun, çünkü senin gönül gözün açık, imanın temiz, inancın tam, biz ise bok içinde yüzüyoruz!!… Ama kalbin hasta olunca da doğruca hastaneye gidip gamaro’nun karşısına dikilip “beni bir anjiyo yapar mısın? “diyor ve kendini onun boklu(!) ellerinde huzura erdiriyorsun. “Eyüp Peygamber misali” seni yiyen kurtlara şükür etsen saygı duyacağım ama, sen kurtlardan kurtulmak için can atıyorsun.

    Ben felsefe öğrenirken ağdalı dillerden çok çektiğim için basit anlatıyorum ama anladın mı beni?

  66. Sayın Baal;

    demek istediğim esasında senin tasarladığın pildeki potasiyel farkı içine konulan maddeler ve pil kabının sayesinde yaratılıyor.
    yani varlığı başka bir ‘var olana’ dayalı şekilde ortaya çıkıyor.

    Pil kabını boş düşününce + ve – kutupları arasında potansiyel fark oluşmaz.
    ama o potansiyel farkın asıl kaynağı elektronların üzerindeki elektronun elektriksel yüküdür.
    Bu fark, yükün olduğu yerden olmadığı yere doğru hareketi neticesinde oluşur. Peki bir tek elektronun elektrik yükü neresinden gelir. ?
    Bu elektrik yük, boş bir pilin içi gibi değil midir ?
    Elektronun içerisinde hangi madde vardır da kendisinin olmadığı yere göre – yükle onu yüklemektedir ?

    Yani elektron; sizin boş piliniz le aynı şey değil midir ?

    Neden elektronun var olduğu yer ile olmadığı yer arasında bir fark vardır o zaman;
    olmadığı yerde madde olduğuna göre , aslında elektrik diye bir şeyin hiç olmaması gerekir. ?

    Düşünmeye başladığınızda serbest elektronlarda durmayın onlarında içine girin, onları gözlemleyememeniz nasıl bir yapıda olduğu hakkında mantıksal bir fikir yürütmenize engel olmasın.

  67. Sayın Hüseyin AKTAŞ ;

    Öncelikle önyargılı olduğunuzu ifade etmek isterim. Ben şu şekilde davranmıyorum. ,

    “” Ama kalbin hasta olunca da doğruca hastaneye gidip gamaro’nun karşısına dikilip “beni bir anjiyo yapar mısın? “diyor ve kendini onun boklu(!) ellerinde huzura erdiriyorsun.””

    Evet hastaneye gidiyorum, derdimin çaresini de arıyorum ama Müslüman doktordan değil Allah’tan medet umar. Doktor iyileştirmez ama “VESİLE” olur yani sizin anlayacağınız dilden “SEBEP”; Nedensellik; yaratmak anlamında yoktur. Ama Allah’ın adeti ve ayetleri gereği kainatın düzenini böyle kurmuştur. Yani sebep ve sonuçları birbiri arkasına vücuda getirir.

    bir sebebi bir sonuca bağlar, yani onun sebebi olarak gösterir. O sebebe yapışana – ki bu Allah’ın emridir- -sebeplere yapışınız, Ancak Allah’tan dileyiniz ve isteyiniz- der dinimiz.

    Yani bir sonuç için çalışıyorsak ona sebep olacak işi yaparız biz, hasta olduğumuzda doktora gitmek gibi bu bir sebeptir.
    Ancak sonuç Allah’ın elindedir, o istemezse sonuç gerçekleşmez. Bu yüzden sebeplere yapışıp elimizden geleni yaparız.
    Ancak sonucu Allah’a güvenerek ondan isteriz.
    islamda buna Tevekkül denir. Siz onu yanlış bilseniz de doğrusu bu davranış şeklindedir.

    İşte bu durum Müslümanların sebeplerin yaratıcı olmadığını zaten her zaman bildikleri için böyledir.
    Amma Allah’ın emri onun ayetlerine uymamızdır. Sebepler, sonuçları izleyecek şekilde var edilmiş Allah’ın ayetleri olduğu için,

    Allah’ın ayetlerine uyarız. yani sebeplere yapışırız. tıpkı sizler gibi, sizlerden tek farkımız, biz onlardan medet ummayız.
    Çünkü onlar yaratıcı değildirler.


    Gelelim şu sözünüze ;

    “1’i anladın mı 1’i?
    Nedir “1”?
    “1” ne ise “yok” da o demektir.”

    Bu benim en sevdiğim şeydir.
    İşte bu 1 eğer bu evrendeki bir varlığı temsil ediyorsa, onun yok olduğuna iddiaya girerim.
    Çünkü varlık bir hayaldir. Eğer 5 duyunuz olmasa var ile yok arasında hiç bir fark bulamazsınız.
    Bu konuda uzun düşüncelerim oldu ve varlık alemi ile yokluk aleminin bir ve aynı şeyin farklı iki görünümü olduğunu gerçeğin ise bir yanılsamadan ibaret olduğunu anladım. Sizler yeterince derin düşünemediğiniz için, bu durumu algılayamıyorsunuz.
    Ama bir Müslüman bunu rahatlıkla anlıyabilir..
    Mesela bir Hadis vardır, “Ölmeden önce ölünüz” diye bu nefsani özelliklerden kurtulma anlamında alınacağı gibi, farklı bir açıdan ele aldığınızda , maddi dünyaya ait olan şeylerin gerçek olmaktan ne kadar uzak olabileceğini de görebilirsiniz.

    Özetle sizin 1 ‘iniz aslında , yoktur , yani yukarıdaki cümle bir tevafuktur.
    Eğrisi doğrusuna gelmiş ve siz bu defa çok doğru söylemişsiniz.

    Son derece haklısınız şu cümlede ;

    “”1” ne ise “yok” da o demektir.””

  68. XINTeorisyen

    “Pil kabını boş düşününce + ve – kutupları arasında potansiyel fark oluşmaz.
    ama o potansiyel farkın asıl kaynağı elektronların üzerindeki elektronun elektriksel yüküdür.
    Bu fark, yükün olduğu yerden olmadığı yere doğru hareketi neticesinde oluşur. Peki bir tek elektronun elektrik yükü neresinden gelir. ?”

    Ben fizikçi değilim ama zamanında kişisel meraktan bu konuları kurcalamış birisi olarak dilim döndüğünce açıklamaya çalışayım..

    Evrende 4 temel kuvvet denilen 4 olgu var.Bunalrı sende duymuş olabilirsin.Kütle çekim kuvveti,Elektro manyetik kuvvet,güçlü nükleer kuvvet ve zayıf çekirdek içi kuvvet.

    bunlar evrendeki herşeyin üzerine inşa edildiği 4 temel kuvvettir 4 temel fizik yasasıdır.

    “Peki bir tek elektronun elektrik yükü neresinden gelir.”

    Elektron tek başınayken ondan bir hareket beklememelisin. Ancak iki elektron arasında bir elektirk alan oluşur.Ve bu iki elektron birbirleriyle birçeşit foton alışveişinde bulunurlar ve bunun etkisiyle ve birbirlerini iterler…böylece elektron hareket eder yani itilir.. pildeki tepkimeler elektron ürettiği müddetçe pilden dışarıya bunlar akacaktır…

    Bir iletken kullanarak ,yani itilmiş elektronların içinde rahatlıkla akabileceği metal bir tel sayesinde bu elektornları taşıyabilirsin….ama taşıdığın yerde bir alıcı olmasa akım nasıl devam etsin..Tıpkı borunun içinden suyun akması gibi düşün..işte bu yüzden orada bu elektronları yutacak birşey lazım.

    Bu olaylar evrenin temel kuvvetlerinde biri olan elektromanyetik kuvvetin varlığı sayesinde oluyor yani.

  69. Evet Sayın Baal;

    bunun biliyorum ve bu 4 temel kuvvet benim araştırdığım konulardan zaten, söylediklerinizide biliyorum . Şimdi mesela elektronda böyle bir zöellik yok diyelim, yoktan da bir şey var olmayacağına göre elektronlar biraraya gelince elektrik akımı yoktan mı var oluyor.
    Başkalarının açıkladığı kanunlarla yetinmek zorunda değilim, onları okur öğrenirim ve kullanırım, ama bu bana açıklama olarak yetmez, EM kuvvetin kökeni nedir diye sorarım o zaman, ona bir açıklama getirirlerse o açıklamaya açıklama isterim, ve bu sonsuz defa sorabildiğim sürece devam eder.

    Beni sormaktan vazgeçirebilecek bir güç var mı ? YOK !!!
    Peki siz neden vazgeçiyorsunuz sormaya devam etmekten,
    Demek EM kuvvetmiş bunun sebebi deyip bırakıyormusunuz ?
    Vaz mı geçiyorsunuz sormaktan, herhangi bir açıklama; daha soru sorulabiliyor sa iyi bir açıklama değildir.

    Ben EM dalganın ve diğer kuvvetlerin kaynağını merak ediyorum ?
    Evrensel sabitlerin sebebini merak ediyorum ?
    O sabitleri oluşturanlar ve bu kuvvetleri oluşturan sicimler ise (10 üssü -35 mm boyutunda) sicimleri ne oluşturdu.
    sicimleri oluşturan iplikçiler ve bu sicimlerin durduğu yeri merak ediyorum . ?
    Soramazmıyım ?
    Ne kadar daha sorabilirim ?
    Bu nerede biter ?

    Prensip olarak hiç bir yerde ve hiç bir zaman bitmez.

    Bitmez.. !!!!!

    Herhangi bir son cevap yoksa, açıklama olarak kabul edilen bir ifadeyi açıklama olarak kabul etmek zorunda mıyım ?

    Hayır , son soruma cevap bulmadan olmaz..

    Öyleyse ya beni soru sormaktan vazgeçirin yada olası son soruma bir cevap verin ?

  70. Kardeş sanıyorum senin bahsettiğin fiziksel terimleden ve terimlere yuklediğin manaları anlayamıyolarlar.

    ya rakım farkı var, yada inat kartlarıyla koz çekiyolar..

    Allah senden razı olsun, bilgilendirdiğin için..

  71. “Şimdi mesela elektronda böyle bir zöellik yok diyelim, yoktan da bir şey var olmayacağına göre elektronlar biraraya gelince elektrik akımı yoktan mı var oluyor.”

    elektronda bu özellik yok diyemezsin ..çünkü var fakat ancak başka bir elektronla etkileşime girdiğinde kendini gösterebiliyor..

    Yoktan bir akım var oluşmuyor….elektro manyetik kuvvet evrende zaten var ve elektronlar üzerinde hükümdar.Ama ancak ,en az iki elektorn birbiriyle temasa geçtiğinde gözlemlenebiliyor.

    eğer tek başına elektronda bu kuvvet olmasaydı diğer bir tane elektronla yanyana getirildiğinde biribirlerini itmezlerdi.Çünkü tepki koyamazdı.

    “EM kuvvetin kökeni nedir diye sorarım o zaman, ona bir açıklama getirirlerse o açıklamaya açıklama isterim, ve bu sonsuz defa sorabildiğim sürece devam eder.

    Beni sormaktan vazgeçirebilecek bir güç var mı ? YOK !!!
    Peki siz neden vazgeçiyorsunuz sormaya devam etmekten,
    Demek EM kuvvetmiş bunun sebebi deyip bırakıyormusunuz ?”

    Vaz geçtiğimide nereden çıkarıyorsunuz? Hiçde vazgeçmiyorum…ama cevabını henüz bilmediğim sorulara cevap olsun diye bir tanrı uydurmuyorum..sizin yaptığınız esas budur.

  72. eğer sebep rakım farkıysa ,farkın hangi yönde olduğuna bakarak hüküm vermek gerekir.

    eğer sebebin inat olduğunu düşünüyorsanız .böyle kritik bir konuda inat olsun diye kimse ateist olmaz…bu fikrin rakımı mariana çukurunu bile geçer.

  73. Ball kardeş.

    boyle krıtık bir konuda HERKES sadece (iç kaynaklı nefis ) inat la iman etmiyor veya ettirilmiyor.

    emin ol, tarafsız bir bakışla tum konuşmaları samimiyetle okusan, meseleyi çözersin.

    Bir akıl nasıl olur maddeyi ezeli ve ebedi görür, anlamak mumkun değil. cok güvendiğimiz akıl üstatlarının

    onayladığı tasdiklediği (big-bang) varken,

    rakım farkıyla (gamaro yu ) kastetmiştim. tamamen laubalice kelimelerle bir tartışmada tavır takınınca ve bazılarının saygı

    duydugu degerlerle alay edince farkettim rakım farkını..

  74. Ben son soruna yanıt vermek için çalışıyor ve araştırıyorum, sen ne yapıyorsun?
    Tanrıya bağlayıp bırakıyorsun.
    Burada kullandığın bilime dair tüm argümanlar, benim çalışmam sayesinde ortaya çıkıyor. Sen onları benden öğrenip benim çalışmamı baltalamak için kullanıyorsun. Yolu ben açıyorum, benimle birlikte sen de yürüyorsun. Gün akşam olup benim mola verdiğim yerde sen “bak işte yolun sonu” diyorsun. Arkasından “bu son varsa bir başlangıç da olmalı” diyorsun. Hemen an içindeki görüngüyü sabitleştirerek bu sabit değerler üzerinden kainatı yargılamaya ve onu tanrıya mahkum etmeye girişiyorsun. Akşamdan sabaha değin gecenin karanlığında konuşup duruyorsun. Ama ertesi gün bir de bakıyorsun ki ben yolu biraz daha ilerletmişim. Sen yeniden yıkılıyorsun ve gün ışığında sotaya yatarak akşam olmasını ve benim mola vereceğim anı bekliyorsun. Bir gecelik ömrün var daima! Bu yüzden siz karanlıklarda yaşıyorsunuz. Biz aydınlıkların insanıyız.

    Bir diğer sorun burada Baal arkadaşa soru sorarken, bilimin değerleriyle soru sorman. yani o soruları sorarken materyalist oluyorsun, ama yanıtlarken idealist olarak yanıtlıyorsun. Eğer bu minval üzre soracaksak ben de sana sorarım. Tüm bunların sebebi hakikati tanrı ise, tanrının sebebi hakikati nedir?

    İnsandan başka ne olabilir?

    Hani yine dönersek mağaralar dönemine, senin atan ile benim atam hangi kavgayı ediyorlardı acaba? Örneğin gök gürlediğinde korkudan götünü göğe verip yerlere kapanan senin atana benim atam şöyle diyordu:

    • Kalk lan salak, gök gürlemiş de sen onu duymuşsan, zaten korkacağın bir şey yoktur. Eğer gök gürlemiş de sen onu duymamışsan sen artık korkacak biri de olamazsın…

    Senin hala ilkel atandan farkın yok. Her şeyi yalnızca biz bileceğiz! Siz asla bunun hazzına erişemeyeceksiniz!

    O yüzden dürüst isen sen de bana yaratıcının sebebini bul!

    “İşte bu 1 eğer bu evrendeki bir varlığı temsil ediyorsa, onun yok olduğuna iddiaya girerim.” demişsin.
    Soralım sana, “Sen 1 insan mısın?”
    Buradaki 1 neyi temsil etti?
    Buradaki 1’in temsil ettiği varlık bana yanıt yazacak mı?…

    Bu arada şakşakçıların da gelmiş. Alkış yerine bir fikre kış deseler daha iyi olur. Kuru gürültü yok!

  75. Sayın Hüseyin AKTAŞ;

    “Ben son soruna yanıt vermek için çalışıyor ve araştırıyorum, sen ne yapıyorsun?”

    Hayır ben bu konularla uğraşırken elbette materyalsit gibi çalışırım yani sizin gibi, ama bu durum her gördüğümü yaratıcıya bağlamama engel teşkil etmez.
    Sebebini bildiğim herhangi bir sonucun , yaratıcı tarafından yaratıldığını bilirim ama yine yeni sebepler ve sonuçlar aramaya devam ederim.
    Yöntem aynı şekilde devam eder, bir olgunun sebebini bul, o olguyu yaratıcıya bağla ve o sebebe neyin sebep olduğunu bul, ve o olguyuda yaratıcıya bağla…
    Yani bende durmuyorum. Tek fark o sebebi fail olarak görmüyorum. fail yapan demektir. yani olguyu gerçekleştiren, fail yaratıcıdır, görünen; adı üzerinde sebep;
    bir atomun elektrik yükünün sebebi elektrondur, protondur vs vs. ama onlara bu yeteneği yine bilmediğimiz başka sebepler aracılığı ile veren (bu bilim ilerledikçe bulunacaktır) yaratıcıdır.
    burada siz; sebep ile fail ‘i aynı gördüğünüz için bizden ayrılıyorsunuz.
    Biz sebebi sebep, ama faili yaratıcı görüyoruz.

    “Bu yüzden siz karanlıklarda yaşıyorsunuz. Biz aydınlıkların insanıyız.”

    Aslında benim farketmenizi istediğim şey bu değil, laboratuvarlarda deney fareleri vardır. bir tekerleğin içerisine konulur ve karşısına istediği bir yiyecekle beraber,
    bu hayvancağız, düşünmediği için, sürekli o tekeri döndürür, enerjisi tükenene kadar, yürüdüğünüz yol doğrusal değil, dairesel demeye çalışıyorum.
    Sayın Hüseyin AKTAŞ, ben diyorum ki evet yürümeye devam edelim ama bunu da fark edelim.
    Siz diyorsunuz ki durmak için sebep yok, ama bu kadar da amaçsızca yürümeye sebep de yok,
    eğer bir son bulmayı umud etmiyorsan hangi amaçla yürümektesin o yolu ?

    Eğer bir sonu olmadığını bilirsen yolun çemberden başka yerlere de bakar gözün..
    Yine yürürsün düşmemek için de ; en azından hayatın anlamı olur ..

    “Tüm bunların sebebi hakikati tanrı ise, tanrının sebebi hakikati nedir?”

    Aslında bunu daha önce söylemeye çalışmıştım ama kimse oralı olmadı.

          Hangi zincir ustası , yaptığı bir zincirdeki halkalara benzer. 
    

    Eğer sebep sonuç olgusu bir zincir gibi birbirini takip ediyorsa, bu bir önceki halkaya bağımlı olmak durumunda olduğundadır. sayın Baal’in dediği gibi ;
    varlık varlıktan olur. eğer önceki halka önce var idiyse, o nasıl var oldu ?
    Bu sonsuza kadar giderken
    yani;
    Lim halka –> sonsuza giderken, onu var eden bir halka olabilir mi ?
    cevap: bu problemin çözüm kümesi boş kümedir.

    Dolayısı ile O’nun yani yaratıcının sebebi hakikati var olmasıdır. Yani Ezeli ve Ebedi , yani öncesiz ve sonrasız.
    İşte bunu söyleyen DİN doğru söyler.

    “Soralım sana, “Sen 1 insan mısın?”
    Buradaki 1 neyi temsil etti?”

     Evet 1 insanım;
     temsil ettiği şey ; evrenin benim dediğim şeyin dışında kalan herşeyden geriye kalandır. 
     Yani yokluk ; 
     ama siz üşendiğiniz için bunun kadar uzun ve kafa karıştırıcı bir tanım yerine VAR demeyi tercih edersiniz. 
      Bu tanım en az VAR kadar doğru ve gerçektir.
    
  76. “elektronda bu özellik yok diyemezsin “

    Yok demiyorum zaten Sayın Baal;

    Var diyorum da, o zaman elektron içindeki hangi maddenin varlığından dolayı bu özelliği kazanmıştır diyorum. ozaman elektron boşpil gibi olmaz mı yani boş pil, nasıl içinde bir şey olmadığı için, herhangi bir özellik (elektrik akımı) göstermiyorsa, elektronda aynı içinde kendisinden başka bir şey olmadığı için bir özellik göstermemesi gerekmez mi diyorum ?
    Elektron elektrondur onu parçaladınız mı ? Ya da bunu düşünüyor mu bilim insanları ?
    Birde şu

    “zaten var“

    kelimesi;

    zaten var ne demek, işte buradan çıkarıyorum vazgeçtiğinizi zaten var demek , artık bu noktadan sonra sormak istemiyorum demekle aynı şey;
    henüz bulmadık demek değil ki ?
    EM kuvvet zaten var, şu şu sebepten dolayı (mesela evrenin özelliğinden) ama onu oluşturan sebebi henüz bilmiyoruz ancak araştırıyoruz demekle aynı şey midir ?
    Zaten var , inançlıların söylediği bir kelimedir, halbuki siz Ateist siniz.

    Birde şu nokta ;

    “ama cevabını henüz bilmediğim sorulara cevap olsun diye bir tanrı uydurmuyorum..sizin yaptığınız esas budur.”

    Hayır bu sizin zannınız dır gerçek böyle değildir.
    Gerçek şudur. cevabını bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm soruların cevabı (yani faili yaratıcısı O ‘dur) deriz biz.
    Sizin bizim hakkımızdaki zannınız ise; cevaplayamadığımız soruları O’na bağladığımız dır.

    Bu ikisi aynı şey değildir.
    
  77. “Hayır ben bu konularla uğraşırken elbette materyalsit gibi çalışırım yani sizin gibi, ama bu durum her gördüğümü yaratıcıya bağlamama engel teşkil etmez.”

    Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!…

    İyi de ben de sana bu ustanın anası babası kim diyorum?
    Çıraklığı nerde geçmiş, kalfalığı nerde geçmiş? Sana zinciri soran yok artık, boyut atlıyoruz, ustanın dahil olduğu zinciri soruyorum!
    Bak, “usta” diyorsun, dünyevi konuşuyorsun yani. Yani hayatın içinden konuşuyorsun. Farkında mısın nereden doğuyor dil?

    Yaratıcıya bağladığın her “bağ” insana ayak bağından başka bir şey değildir. Bağlama!
    hep böyle uğraştıracak mısın beni? Eskiden de gök gürlediği halde saatlerce kaldıramıyordum seni, şimdi de elektronlar yüzünden aynı şeyi yapıyorsun. Yolumuz zaten uzun bir de seni taşımak zorunda bırakıyorsun bizi. Bağlama! Bağlanınca köle olursun! gelişemezsin!

    “eğer bir son bulmayı umud etmiyorsan hangi amaçla yürümektesin o yolu?”
    “yAŞamaK” için!…
    Daha iyi yAŞamaK için!
    Daha güzel yAŞamaK için!
    Daha mutlu yAŞamaK için!

    Bir de ben yolcu değilim, yolun kendisiyim!…

  78. “Var diyorum da, o zaman elektron içindeki hangi maddenin varlığından dolayı bu özelliği kazanmıştır diyorum. ozaman elektron boşpil gibi olmaz mı yani boş pil, nasıl içinde bir şey olmadığı için, herhangi bir özellik (elektrik akımı) göstermiyorsa, elektronda aynı içinde kendisinden başka bir şey olmadığı için bir özellik göstermemesi gerekmez mi diyorum ?”

    İşte elektromanyetik kuvveti bulunduğumuz evrende taşıyan,yine başka bir parçaçık. Bu kuvveti oluşturan ve ileten fotonlar olduğu düşünülüyor ve bu fotonların elektorunu bir bulut gibi kuşattğı söyleniyor.

    Sen şimdi diyeceksinki bu fotonların mahiyeti nasıl? içinde ne var? henüz bilinmiyor..ama henüz bilinmemesi bunların bir tanrı tarafından yaratıldığını göstermiyor.

    Sen burayı atlıyorsun.

  79. Gprs’li tibet canavarı mübarek, rakım da bildiriyor.

    Ama daha ilginci, zaman zaman karşılaştığımız geleneksel ifade tarzı;

    Emin ol… gerçekten.. istediğinde.. kendini..açısıyla.. içine çektiğinde.. yorumlamak istediğinde.. çözeceksin.. hissedeceksin.. meseleyi..

    Valla ne yalan söyleyeyim, ben acayip seksi buluyorum böyle ifadeleri.

    🙂

  80. senden de birşey kaçmıyor. nasılda yakaladın bravo..

  81. “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!…”

    Sayın Hüseyin AKTAŞ;

    İşte bunun için bizi anlayamıyorsunuz bir türlü.

    Asıl sizin bakış açınız sorunlu, başlangıcı olmayan ama varlığı bir öncüle ihtiyaç duyan bir başka varlığı mantıklı bulabiliyorsunuz.
    Bu söz sizin için daha uygun bence…

    “İyi de ben de sana bu ustanın anası babası kim diyorum?
    Çıraklığı nerde geçmiş, kalfalığı nerde geçmiş? Sana zinciri soran yok artık, boyut atlıyoruz, ustanın dahil olduğu zinciri soruyorum!
    Bak, “usta” diyorsun, dünyevi konuşuyorsun yani. Yani hayatın içinden konuşuyorsun. Farkında mısın nereden doğuyor dil?”

    Evet farkındayım elbette !!! Çünkü ben bir insanım kısıtlara sınırlara sahibim, dolayısı ile konuşurken zaten bildiğim nesneleri kullanarak ancak analoji yaparım, analoji gerçeğin bir modelidir, birebir aynısı değil, sadece bir yönü ile ifadesi, işte bu yüzden yaratıcıyı akıl almaz diyoruz. Onu tanımlayamazsınız diyoruz. Yani bildikleriniz cinsinden ..

    Gelelim sorularınıza ;

    sebep – sonuç zinciri gibi bir zincir daha yoktur. O mantıksal bir yapı olduğu için nerede görürseniz , gördüğünüz şeyi ,aynı zincirin önüne ya da sonuna eklemek durumundasınızdır.
    Yani yaratıcının varlığına bir sebep aramaya başladığınız anda, boyut da atlasanız üst boyuttan da baksanız, bu mantıksal zincirin önüne eklemek durumundasınızdır.

    ateistler sözde uyanıklık yapmaya çalışarak bu soruyu sorarlar, peki onun ustası kimdi diyerek ?
    :))))))
    Herhangi bir zincir yaratılmıştır. Eğer yaratıcı bir zincire dahilse bu onun yaratıcı olamayacağını gösterir. Çünkü yaratıcı yaratılmamış olmak zorundadır.
    Malum yaratıcılık, daha önce YOK iken yaratmaya denir .

    Daha önce yaratılmamış olanı yaratabilecek tek varlık mantıksal olarak , kendisi yaratılmamış olandır.

    ” Bağlama! Bağlanınca köle olursun! gelişemezsin!”

    Bu konuda size hak veriyorum. Kendinizi gözlerinizin zincirine bağlamayın, sebepler ağır prangalardır, o kadar ağırdırlar ki , varlıklarının bile farkında değilsinizdir.

    <blockquote><em>""yAŞamaK" için!...
    

    Daha iyi yAŞamaK için!
    Daha güzel yAŞamaK için!
    Daha mutlu yAŞamaK için!”

    ve amacınız !!!!

    Hayırlı olsun…
    Ama bana göre değil, ben burnumun ucuna bakan birisi değilim, baktım mı bundan 300 yıl sonrasını görebilirim hatta daha uzağını, ve o tarihte bu amaçlarımın hiç birini gerçekleştiremeyeceğim.
    Ve o tarihte veya ondan önce veya ondan sonra son bulacak bir daha iyi yaşam, daha güzel yaşam, daha mutlu yaşam;
    şu anda da iyi, güzel ve mutlu olmayı hak etmez.

    Eğer sonsuz uzunlukta bir iyilik, güzellik, ve mutluluk vaad ediyorsanız tamam ama böyle bir şey yoksa neden mutlu olabilmek için bir sebebim olsun.
    Ha bir gün önce ha bir gün sonra; ne evren, nede benim için bir şey değişmeyecek nasılsa…

    Yani bakış açısı bu olunca...
    

    O yaşanılan hayat kocaman bir kandırmaca dan ibaret olur…

    🙂 Yolun kendisiyim demişsiniz.

    O tekerleğin içerisinde, son sürat dönen hayvancağız içinde öyledir. Merkezkaç kuvvetinden dolayı yola yapışmış ve hatta ters dönmüş bile olabilir.
    yola bu kadar yapışınca elbette insan kendini yol zanneder. 🙂

  82. Yakalarım canım, hangi yüksekliktesin bu akşam sen onu söyle:)

  83. Sayın Baal;

    “Sen şimdi diyeceksinki bu fotonların mahiyeti nasıl? içinde ne var? henüz bilinmiyor..ama henüz bilinmemesi bunların bir tanrı tarafından yaratıldığını göstermiyor.

    Sen burayı atlıyorsun.”

    Evet mahiyetini ve içini sorarım ve bunu yaratıcıya bağlarım. Yoksa atladığım bir şey yok…
    Ancak anlamadığınız nokta , ben burada durmam, bunun öncesini de , sonrasını da yaratıcıya bağlarım üstelikte içeriğini bildiğim halde sebep olan fizik yasalarını bildiğim halde…

    Bunu yapan kaç Müslüman veya Dindar tanıyorsunuz ?

  84. Emin ol…Kİ gerçekten.. GERÇEĞİM istediğinde GÖRÜRSÜN.. kendini DEĞİL açısıyla..BAKIŞININ içine çektiğinde..DUMANI yorumlamak istediğinde..BENİ çözeceksin..KENDİNİ hissedeceksin..DERİNDE meseleyi..ÖNÜNDE 😀

  85. Uygun ikon bulamadım 🙂

  86. Ben çiziyorum şimdi gamaro:)

    Oğuz ARAL zamanında Gırgır dergisi dünyanın üçüncü büyük mizah dergisiydi. Eğer ellerinde XİNTeorisyen gibi bir saçmalama mekanizmaları olsaydı, dünyanın en büyük mizah dergisi olabilirdi Gırgır…

    Uygun ikon şu: 1970’te 15-16 Haziran davalarında bir işçi mahkemedeki savunmasını yaparken bir ikon kullanır ve hakim “yaz kızım” diyerek şöyle yazdırır: “Sanık sol elini yumruk yaparak, sağ elinin içiyle mütadit kereler sol eline vurarak, tarih göstermiştirki işçi sınıfı burjuvaziye her zaman böyle böyle koyacaktır, dedi”…

  87. Teorisyen saçmalamıyor, bence gayet nedensel gidiyor 🙂

    Sebep sonuç ilişkisi zaten felsefe tarihinde alınabilecek her haliyle ele alınmış durumda.

    Benim anlamadığımsa, nedensellik böyle bile olsa, mantıki kavram ve ve yüklemlerle yaptıkları niye gayet nedensel oluyor o zaman filan.. Sonra da diyor ki Hume’u anlamadım.

  88. Giderken materyalist, varınca teslim oluyor ya:)

  89. Ek: “Birliğine” teslim olunca da askerlik başlıyor:)

  90. Yok öyle de değil bence.

    Her düzeyde insana verilecek örnekler farklıdır. Açıkcası ben bu hususta Sayın teorisyene biraz haksızlık ettiğinizi düşünüyorum Hüseyin Bey.

  91. Sen hakkıkını vere dur o zaman. Ben çıkıyorum. “Çıkın” meselesi…

  92. Siz çıkın tabi, millet rakım görsün.

  93. Tamam, şakayı bir tarafa bırakalım. Ana metinde XINTeorisyen tarafından verilen linkte, karia tarafından yayınlanan yazıdan bir pasaj alalım:

    “Yaşam deneyimi bizleri hem zorunluluğun hem de tesadüfün varlığına ve bir rol oynadığına ikna eder. Bilim ve toplum tarihi de tamamen aynı şeyi gösterir. Bilim tarihinin tüm özü, doğanın belli başlı yapılarının araştırılmasıdır. Temel olan ile olmayan, zorunlu olan ile tesadüfi olan arasında bir ayrım yapmayı yaşamın içinde çok erken yaşlarda öğreniriz. Bilgi birikimimizin belli bir aşamasında bize “düzensiz” görünebilen istisnai şartlarla karşılaştığımızda bile, sonraki deneyimlerin sık sık farklı tipte bir düzenliliği ve ilk bakışta aşikâr olmayan çok daha derin nedensel ilişkileri açığa çıkardığı anlaşılır. Yaşadığımız dünya hakkında akılcı bir fikir ve kavrayışa ulaşma çabalarımız, nedenselliği keşfetme gerekliliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Dünyayı öğrenme sürecindeki küçük bir çocuk, sık sık ne yanıt vereceğini şaşıran ebeveynlerini delirtircesine bıkıp usanmadan “neden?” sorusunu sorar. Gözlem ve deneyim temelinde, verili bir olguya yol açan nedeni bir hipotez olarak formüle ederiz. Tüm akılcı kavrayışın temeli budur. Bir kural olarak bu hipotezler, henüz denenmemiş şeylere dair öngörülerde bulunmamızı sağlarlar. Bu öngörüler daha sonra gözlem ya da pratik yoluyla sınanırlar. Bu, yalnızca bilim tarihinin bir betimi değil, aynı zamanda her insan varlığının çocukluğundan itibaren zihinsel gelişiminin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle, bir çocuğun en temel öğrenme süreçlerinden evrenin en ileri düzeyde incelenişine kadar sözcüğün en geniş anlamıyla entelektüel gelişimin tümünü kapsar.”

    XINTeorisyen bu yazı içerisinden yalnızca bir tümceyi alarak;

    “Nedenselliğin varlığı uçsuz bucaksız bir gözlemler yığını tarafından kanıtlanır.” diyerek kendi iddialarına geçiyor. Bunu yaparken de tümcenin bazı sözcüklerini koyulaştırarak şöyle yazıyor:
    “Nedenselliğin varlığı uçsuz bucaksız bir gözlemler yığını tarafından kanıtlanır.”

    Oysa bu tümcenin hemen arkasında şu satırlar var:

    “Bu bize yalnızca bilim alanında değil, günlük yaşamda da önemli öngörülerde bulunma yetisini kazandırır.” Ve devam eden satırlar…

    Ben karia’nın yazısında, nedensellik kavramının yalnızca bir soyutlama anlamında “varlığından” söz ettiğini düşünüyorum. Yani daha önce altını çizdiğimiz “yok” ve “1” kavramı gibi.

    Sözcükler gerçeğin kendisi değildir. Kavramlar da öyle. Gerçeğin kavranmasında ödünç alınan düşlerden ibarettir. Sözcükler gerçeği anlatmaya yarayan ama gerçeğin kendisi olmayan soyutlamalardır. Bu yüzden gerçeğe dair daima bir yanılgıyı içinde barındırır. Yanılmasanız bile gerçeği sürekli dönüştüren “devinim” nedeniyle, bir süre sonra sizin sözcükleriniz gerçeğin yeni hali karşısında yetersizliğe düşerler. Bilimim yanlışlanabilirliği de böyle bir şeydir.

    Benim XINTeorisyen arkadaşa karşı çıktığım yer; gerçeği anlamak ve anlatmak için yapılan soyutlamaları, gerçeğin yerine ikame etmesidir!

    “Tanrı” düşüncesi ve kavramı, yeryüzünde daha dünkü çocuktur. Bize size göre çok yaşlı olsa da… Bu kavramın “bebeklik çağından” bu tarafa ele alındığında, yalnızca bilinmezliklerden ve korkulardan doğduğunu, bunlardan beslendiğini, biraz daha ileriye götürünce insanların kendilerine güvenebilecekleri bir güç aradıkları, yaşamlarına bir amaç atfetme gereksinimi duymalarından kaynaklandığını görürüz.

    Tanrı kavramını doğuran bilinmezlik ve korku kaynakları bugünde aynı şekilde sürmektedir. Yalnızca ilk çağlardaki gibi ilkel nedenlere dayanmayıp, şimdi daha ileriden, ötelerden gelen sorulara sahiptir. Kavramın geçirdiği bu evrim ise insanın evrimi ile doğrudan orantılı olup, farkında olsun ya da olmasın bilimsel yolu kendisine yol kılan insanların eseridir.

    Daha önce karikatürize etmiştim. XINTeorisyen şöyle diyor: “Bunca alemin bir yaratıcısı olması lazım, öyleyse yaratıcı vardır”…
    Arkadaşın durumu bu karikatürden başka bir şey değildir. Nedesellik kavramının soyut bir kavram olduğunu, yaşamın günlük “anlama ihtiyaçlarını” gidermek için dil tarafından üretilen “yalan” olduğunu göz ardı ederek, “nedenselliği” somut bir varlık olarak kabul edip kendine göre bir zincir kurararak, bu zinciri varıp tanrıya bağlaması felsefeyi tepe üstü dikmekten başka bir şey değildir. Ya da kendisi tepe üstü durmaktadır.

    Oysa felsefede yadsımanın yadsıması yasasına göre, bir şeyi yaratan, o şeyi, yarattığından dolayı bir başka şey tarafından yaratılmak zorundadır. “Nedensellik” kavramının bize öğütlediği de budur. Tanrı kendi nedenini bulmak zorundadır. İş tam buraya geldiğinde arkadaşımız “O kavranamaz, tanınamaz, sorgulanamaz” diyor. Perhiz ve lahana turşusu. Yani aslında burada “sonsuzluk bilinemez” dese saygı duyalım.

    Diğer taraftan söyleyeceğim Nimzowitch’in bir sözüdür:

    “Oyunu terkedenin kazandığı görülmemiştir”

    Ben sonsuzluğun bilinebileceğini söylüyorum. Bilmek ve öğrenmek dediğim şeyi kendi ömrümle sınırlı görmüyorum. Bu yüzden yolcu değilim yolun kendisiyim dedim. O ise beni tekerin içindeki fareye benzetti. Kendisi tanrının yüce kulu ya… Hatta ortağı yani… Biraz düşünse bu denli sorunun da tüm dinler tarafında esasen yasaklandığını görecektir…

    Yoksa başka bir şey mi gamaro? Yani son “çıkışının” rakımını ölçemedim tam olarak…

    Selamlar…

  94. “Mesela yerçekimi nasıl oluşmuştur. ? Sorusu Bilimin sorduğu bir sorudur.
    Ama yerçekiminin NEDEN var olmak zorunda olduğu bilim için gereksiz bir sorudur, hatta bir soru bile değildir, Bilim bu soruyu her duyduğunda hedef saptırıp bunun nasıl olduğuna dair biraz daha detay verir ve aslında her şeyi açıkladığını sanır.”

    cern de ve diğer parçacık hızlandırıcı araştırma merkezlerinde boşuna çalışılmıyor. Kaçamak cevap vermek yerine uygun cevap aranıyor. biraz bilgi…

  95. Sayın gamaro;

    “Benim anlamadığımsa, nedensellik böyle bile olsa, mantıki kavram ve ve yüklemlerle yaptıkları niye gayet nedensel oluyor o zaman filan.. Sonra da diyor ki Hume’u anlamadım.”

    Ben Nedenselliğe tu kaka demiyorum ki, o vardır, o düzenin gereğidir. sadece uygun şekilde konumlandırılması gerekir diyorum.
    Nedensellik eskilerin “Yer gök dua …” ile deyişinin bir tezahürüdür. Nedensellik bir dua çeşididir. Onun sayesinde bizler, isteklerimizi yaratıcıya iletir ve sonuçlarını alırız.
    Bu sözle duanın bir çeşididir. Sözsüz fiili Dua dır nedensellik, halbuki bu olguya yaratıcılık niteliği verildiğinde , kapsamından uzaklaşmış olur.
    Hume ‘u anlamadığımı söylerken, nedenselliğin alışkanlık olduğunu söylerken, empirizmi kabul etmesini anlamadım .Yani ölçümleme akımını , yani gözlemle elde ettiklerimiz, bizim alışkanlıklarımız sonucunda oluşmuş güvenilir olmayan bilgi ise, ölçüm yaparken gözlem dışında bir şey mi kullanıyoruz ki sadece buna güvenmemiz gerektiği söylüyor demek istemiştim.
    Yani ampirizm , gözlemi ve ölçmeyi önceler bunu yaparken gözlemi kullanır, halbuki gözlemler bizim alışkanlıklarımızın ana kaynağıdır.

  96. Neyini anlamadın?

    Hume varlık hakkındaki bütün bilginin kaynağının tecrübe olduğunu kabul ediyor, ancak nedensellik ve benzeri ilişki biçimlerinin formulize edilmesini (daha doğrusu bilimin genellemeci karakterini) pratik hayata kılavuzluk etmekten öte birşey olarak görmüyordu. Bu tavır onun nedensellik’i inkar etmesi veya realiteyi bir kaos gibi tarif etmesinden değil, varlık’a ait otantik (has) bilginin ne olup olamayacağı noktasında nedenselliğin bir klavuz olarak kullanılıp kullanılamayacağı sorusuna yaklaşımıyla ilgiliydi.

    O buna hayır demiştir.

    Marksistler buna öz ve görünüşün birbirinden tecrit edilmesi dese de, sizler pek bi seversiniz “uygun konumlandırma” gereği.

    Aman ha yeni profil yarat demiyelim..

    Aman ha resmi çizerken yaratıcı şeyine girmeyelim..

    Aman ha Mozart Beethoven filan mözik yaptım diye böbürlendiyse ne fena, fan fin fon.

    Bu da farkınız, anlamazsın tabi.

  97. Sayın Hüseyin AKTAŞ;

    Öncelikle yazınızı genel anlamda beğendiğimi söylemek isterim.

    Ayrıca şu ifadelere de katılıyorum.

    “Sözcükler gerçeğin kendisi değildir. Kavramlar da öyle. Gerçeğin kavranmasında ödünç alınan düşlerden ibarettir. Sözcükler gerçeği anlatmaya yarayan ama gerçeğin kendisi olmayan soyutlamalardır. Bu yüzden gerçeğe dair daima bir yanılgıyı içinde barındırır. Yanılmasanız bile gerçeği sürekli dönüştüren “devinim” nedeniyle, bir süre sonra sizin sözcükleriniz gerçeğin yeni hali karşısında yetersizliğe düşerler. Bilimim yanlışlanabilirliği de böyle bir şeydir.”

    Ama ben şu şekilde davrandığımı kabul etmiyorum

    “soyutlamaları, gerçeğin yerine ikame etmesidir!“

    Eğer gerçeği, sözcükler ve kavramlarla ifade edemeyecekseniz ne ile ifade edeceksiniz ?
    Sessizlik gerçeğin kendisi midir diyeceksiniz ?
    Evet Sözcükler ve kavramlar gerçeğin tanımında kullanılan ve bizim tarafımızdan üretilen şeylerdir. Ancak elimizde bunun dışında başka bir araç da yoktur.
    Nitekim sizde bir şeyleri ifade edebilmek için onları kullanmak durumundasınız.

    Mesela;

    “”Tanrı” düşüncesi ve kavramı, yeryüzünde daha dünkü çocuktur. Bize size göre çok yaşlı olsa da… Bu kavramın “bebeklik çağından” bu tarafa ele alındığında, yalnızca bilinmezliklerden ve korkulardan doğduğunu, bunlardan beslendiğini, biraz daha ileriye götürünce insanların kendilerine güvenebilecekleri bir güç aradıkları, yaşamlarına bir amaç atfetme gereksinimi duymalarından kaynaklandığını görürüz.

    Tanrı kavramını doğuran bilinmezlik ve korku kaynakları bugünde aynı şekilde sürmektedir. Yalnızca ilk çağlardaki gibi ilkel nedenlere dayanmayıp, şimdi daha ileriden, ötelerden gelen sorulara sahiptir. Kavramın geçirdiği bu evrim ise insanın evrimi ile doğrudan orantılı olup, farkında olsun ya da olmasın bilimsel yolu kendisine yol kılan insanların eseridir.
    “

    ifadeleriniz.
    Hangi aşamalardan geçerek bu sonuca vardığınızı söyleyebilir misiniz ?
    Tabii ki fiziksel bir gözlem sürecinden; tarih boyunca toplum ve insan davranışları gözlemlenir, Tanrı kavramının nerelerde ortaya çıktığı araştırılır, ve bu kavramın ortaya çıkış yerlerinde “daha önce” hangi olayların gözlendiği tesbit edilir.
    Bu durum bir nedenselliktir. Soyut ya da somut bir insan davranışına karşılık gelir. ve insan davranışı gerçek ve somut olarak kabul edilirse nedensellik bir kavramın ötesinde olur.
    Bunun temsil ettiği şeye ne isim verirseniz verin, bir gerçek vardır ki olaylar hakkındaki düşünceniz bir öncekinin bir sonrakini oluşturduğuna dair kanaat, işte bizim kastettiğimiz şey budur.
    Yukarıda Tanrı düşüncesinin sizde ve felsefeciler de oluşturduğu izlenim korkan insanların davranışlarından sonuç çıkarmaktır. Bu sebebin (bilinmezlik , korku) Tanrı kavramına yol açtığı düşüncesi , gözlemlerinizin alışkanlıklarına esir olmanızdan kaynaklanır.

    “Bu bize yalnızca bilim alanında değil, günlük yaşamda da önemli öngörülerde bulunma yetisini kazandırır.”

    aslında bu cümle tersten kurulu bir cümledir, son kısmı ilk kısma gelince daha doğru bir cümle olur. Sebebi bu cümlenin muhatabının insan olmasıdır.
    Yani günlük yaşamda önemli öngörülerde bulunma sebebimiz, ilişkilendiren zaman bağlı bir beynimiz ve yapımız olması sebebiyledir.

     Bu sebeple yaşamada edindiğimiz alışkanlıklar,  bilimde de aynen kullanılır. Bu yüzden felsefe terstir, asıl ben ona doğru yerden bakıyorum. 
    

    “XINTeorisyen şöyle diyor: “Bunca alemin bir yaratıcısı olması lazım, öyleyse yaratıcı vardır”…”

    Hayır ben bu şekiilde söylemiyorum Ben nedenselliği onu yıkmak için kullanıyorum. aslen kendi kendisini ele veren bir yapı için yıkmak gereksiz bir eylem demek istiyorum. 
    

    nedenselliği kullanarak, onun yapısal olarak başlangıca sahip olması gerektiğini savunuyorum. ve şu yasayı her kim çıkardıysa, hiç bir şeyden haberi yokmuş diyorum.

    “Oysa felsefede yadsımanın yadsıması yasasına göre, bir şeyi yaratan, o şeyi, yarattığından dolayı bir başka şey tarafından yaratılmak zorundadır. “Nedensellik” kavramının bize öğütlediği de budur. Tanrı kendi nedenini bulmak zorundadır. İş tam buraya geldiğinde arkadaşımız “O kavranamaz, tanınamaz, sorgulanamaz” diyor. Perhiz ve lahana turşusu. Yani aslında burada “sonsuzluk bilinemez” dese saygı duyalım.”

    Bu yasayı uyduran neresinden uydurmuş ve bunu neden doğru kabul etmek zorundayım onu anlamadım. Bir başka konuda da yazdığınız üzere, yaratmak kelimesini siz yanlış kullanıyorsunuz, anlamından saptırıyorsunuz diye o gerçek anlamını kaybetmez ki ,
    Yaratmak , YOK’tan varetmektir, ve hiç bir ateist veya tanrıtanımaz onu bilemez, bizim kavramlarımızı kullanmak yerine başka kavramları seçecek olursanız , neden bahsettiğimiz daha iyi anlaşılır.
    Sizin bahsettiğiniz kavram olan yaratmak (!) ise bize göre “yapmak, imal etmek, üretmektir” bu kavram ile yaratıcının yaratması kesinlikle aynı şey değildir, siz kavramı ekseninden kaydırıyorsunuz diye kavram anlamını kaybetmez, madem sözler gerçeğin ifadesidir, asılları ifade etmekten ibarettir varlıkları, o halde bizim yaratmak ifadesinden anladığımız gerçeği siz aynı kelimeyi başka bir gerçeği ifade etmek için kullanmanız önceki gerçeği “örtmeye” yetmez.
    Bu duruma göre sözünüzü tekrar değerlendirirsek, yani ;
    “yadsımanın yadsıması yasasına göre, bir şeyi yapan, o şeyi, yaptığından dolayı bir başka şey tarafından yapılmak zorundadır. “Nedensellik” kavramının bize öğütlediği de budur.”
    bu cümle ancak şimdi doğru olur. Yani yukarıda yazdığım şekilde olduğunda, bu cümle doğru ise yoktan yaratabilen tek varlık, Yaratıcı olur ve insan algı ve alışkanlıklarının bir tezahürü olan yapmak fiilinin oluşturduğu zincirleme nedensellik yasasının var olabilmesini sağlar.

    Bu algının dışında olduğu için Kİ bu Nedensellik zincirinin de dışında olması demektir. O kavranamaz, tanınamaz, sorgulanamaz.

    Şu yukarıdaki cümle hakkında bir şeyler daha söylemek isterim, aslında benim söylediğim şey budur , yani yadsımanın, yadsıması yasası , nedensellik zincirinin yapısıdır, eğer bir zaten var olan yoksa, sonra var olanların bu sistemle var oluyor görünmesi imkansızdır.
    Yani madem , bir şeyi yapan , başka bir şey tarafından yapılmak durumunda ise, herhangi bir sebebin ondan sonra gelecek olan sonucu meydana getirmesi demek, o sebebe de(o sebebin sonuç olmasına) başka bir sebebin yol açması demektir ki bu bir öncekinden bir ilk “zaten var olan” sebebe varamadığı sürece aradaki ve sondaki herhangi bir sonucu da oluşturamayacağı anlamına gelir.

    Ateistler der ki ; Evren veya Madde ezelidir, yani “zaten var olandır”
    ancak bu durum şu sonuca yol açar : öyleyse, sonrası olmamalıdır. Yani zaten var olanın kendinden sonrasını var etmemesi yani herhangi bir sonuca yol açmaması gerekir.
    Sebebi ; eğer “zaten var olan” herhangi bir sonuca neden olursa nedensellik zincirinde bir ilk halka olur. zincirdeki ilk veya herhangi bir halka ise;
    sizin “yadsımanın yadsıması yasasına ” uymak durumundadır.

    Bu şu anlama gelir.
    “zaten var olan Madde veya Evren” herhangi bir şeyin var olma sebebi olamaz.

    Ancak burada gözlemlerimizle uyuşmayan bir nokta var, evrende ki her şey madde ile beraber sebep sonuç ilişkisine yol açar.

    bakın bunu ben söylemiyorum Materyalistler diyor.

    Madde hep vardı ve herşey maddedir diyorlar…
    Ama madde nedensellik zincirindeki ilk halka oluyor o zaman…
    ilk halka zincirde olmamalı ama…

    Buradaki paradoksal durumu görebiliyor musunuz acaba ?

  98. sayın gamaro;

    “”varlık’a ait otantik (has) bilginin ne olup olamayacağı noktasında nedenselliğin bir klavuz olarak kullanılıp kullanılamayacağı sorusuna yaklaşımıyla ilgiliydi.””

    tamam bunu anladım…ama şunu anlamadım..

    “varlık hakkındaki bütün bilginin kaynağının tecrübe olduğunu kabul ediyor”

    ve şunu ;

    “ncak nedensellik ve benzeri ilişki biçimlerinin formulize edilmesini (daha doğrusu bilimin genellemeci karakterini) pratik hayata kılavuzluk etmekten öte birşey olarak görmüyordu”

    çünkü bu durum doğal olarak şu sonuca yol açar.

    “Bu tavır onun nedensellik’i inkar etmesi veya realiteyi bir kaos gibi tarif etmesinden “

    inkar etmek ne demek ? bunu tanımlayabilirseniz daha net bir açıklama yapabilirim ayrıca..
    ama şu nedensellik penceresinden bakınca doğal olarak çıkarsanabilecek bir sonuçtur Yani : “kaos”
    Bir önceki yorumumda ifade etmeye çalıştığım düşünceden dolayı…
    nedensellik vardır ama madem var eden (ilk halka anlamında) “zaten var olan” yoktur.
    Bu takdirde herhangi iki halkayı da birbiri ile ilişkilendiren o halkalardan biri veya ikisi değildir.

    O halkalar var olmakla birbirlerine sebep olmazlar. Sebep o halkaların dışındadır.
    Yani “fail – yaratan – ” anlamında sebep…

    Başka sebeplerle var olan halkalar, başka bir sebeple bir araya getirilirler.

    Ama biz o sebepleri bilmediğimizden alışkanlıklarımız ve gözlemlerimiz sonucunda bir ilişki kurarız onlar arasında…

  99. ”

    “Yani bir sonuç için çalışıyorsak ona sebep olacak işi yaparız biz, hasta olduğumuzda doktora gitmek gibi bu bir sebeptir.
    Ancak sonuç Allah’ın elindedir, o istemezse sonuç gerçekleşmez. Bu yüzden sebeplere yapışıp elimizden geleni yaparız.”

    ”

    Ben anlamadım burayı? şu mu demek istediğiniz= biz neden sonuç ilişkilerinde nedenlerin tümünü hesap edemediğimizden sonucu bilemeyiz ve dua ederiz tesadüf dediğimiz henüz tüm değişkenleri hesaplayamadığımızdan ötürü olan durumlarda.

  100. “cern de ve diğer parçacık hızlandırıcı araştırma merkezlerinde boşuna çalışılmıyor. Kaçamak cevap vermek yerine uygun cevap aranıyor. biraz bilgi…”

    “Ben anlamadım burayı? şu mu demek istediğiniz= biz neden sonuç ilişkilerinde nedenlerin tümünü hesap edemediğimizden sonucu bilemeyiz ve dua ederiz tesadüf dediğimiz henüz tüm değişkenleri hesaplayamadığımızdan ötürü olan durumlarda.”

    Sayın ennterasan ;

    Öncelikle ilk yorumunuza bir cevap vereyim. Sözkonusu parçacık zılandrıcısında yapılan deneyden haberim var hatta fazlasıyla çünkü bu konular benim özel olarak ilgi alanımdır. Yani TOE kuramlrı , sicim kuramı, M-Theory gibi konular.
    Maddeye kütlesini kazandırdığı düşünülen parçacık yani Higgs ‘i bulma çabalarını da biliyorum.

    Ancak burada bulunacak olan cevap ne olursa olsun benim verdiğim cevabı herhangi bir şekilde etkilemeyecektir. Yani sebepler vardır evet, ancak onların herhangi bir şeyi yapabilme yeteneği yoktur.
    O ancak yaratıcının niteliklerinde olan bir varlık yani yaratıcı tarafından bir olguya dönüştürülür.

    Gelelim ikinci sorunuza yani anlamadığınız noktaya,
    Hayır böyle değildir. yani onu demek istemedim. Nedenlerin hepsini bilmediğiniz durumları bir düşünün A nedeni ile B nedeni arasında “n” tane neden olabilir ve bu nedenlerin herbiri arasında da yine sonsuz tane neden olabilir.
    Biz ilk görebildiğimiz neden ile ondan sonra görebildiğimiz sonucu birbiri ile ilişkilendirmekte oldukça usatayızdır. aslında bu isimler sırf bunları tarihsel olarak birbiri ardına gözlemlediğimiz için bizim verdiğimiz isimlerdir. Yoksa bu olguların herhangi iki tanesi -sonsuz nedenlerden herhangi iki tanesi – birbiri ile ilişkili değildir.
    Bu durum manüplasyon sonucunda olsa bile böyledir. yani sizi daha önce gözlemlediğiniz bir sonucu elde etmek için, ona yol açan sebebi meydana getirdiğinizde bile.

    Neden böyledir peki ?

    Basit bir nedeni ? vardır. Sebebi nedenselliğin kendisidir.
    Yani bir olgunun, var olmak için kendinden önce gerçekleşmiş bir sebebe dayanması bir zorunluluksa, asla tek başına kendiliğinden var olmayacak demektir. Her sebep, her zaman kendinden önceki bir sebebe ihtiyaç duyacaktır. Ve bu durum sebepleri herhangi iki nokta arasında birbirlerine bağımlı yapar.

    Bu geriye doğru takip edildiğinde bir ilk sebebe dayanmak zorundadır. Ancak bu kendi cinsinden olan sebep, hiç bir zaman bir yaratıcı değildir. 
    diyelim ki böyle bir ilk sebep var, ve kendinden önce bir başka sebep tarafından oluşturulmadı.
       Bu durumda zincirin herhangi iki noktası arasındaki arasındaki sebep sonuç ilişkisi de  bu ilk halkanın durumu gibidir. Yani her halka ilk halka gibidir aslında...
    

    Bu ne demektir ?

     Şu demektir. Herhangi bir sebep ile onun oluşturduğu sonuç arasında (zincirin iki halkası) gerçek bir ilişki yoktur. 
     Çünkü ilk halka da zaten kendinden önce onu meydana getirecek  bir sebebe ihtiyaç duymuyordu. 
      Yani her halka herhangi başka bir halkaya ihtiyaç duymadan var olabiliyor. 
    
       Nedensellik zincirinde bu şu demektir. 
    
     Bir sonuç , onu oluşturduğu -yarattığı (!!??)- düşünülen sebebe bağlı değildir. 
     Bu bağlantı her sebeple sonuç arasında yaratıcının iradesinin olması gerektiği anlamına gelir .
    
    bunun neden böyle olduğunu da başka bir yazıda anlatırım...
    yani bizim bilmemiz veya bilmememiz , hesap edemememiz onun gerçeğini değiştirmez. sadece gördüklerimizi değiştirir.
    
  101. “yani bizim bilmemiz veya bilmememiz , hesap edemememiz onun gerçeğini değiştirmez. sadece gördüklerimizi değiştirir.”

    Sadece yanılabilir duyu organlarına güvenerek elde ettiğin verilerden mutlak gerçek olduğu sonucuna nasıl ulaşıyorsun? bizim bilip bilmememizin etkilemeyeceği bir gerçek?

    “ilk insan da ateşi her şeyin sebebi saydı. Baktı ki prometeus ateşi çaldı tanrılar dağından “vay be ateş tanrı değilmiş” dediler.

    İlk insanın oğlu ateşi söndüren suya bakarak “tanrı su olmalı” dedi. Sonra baktı ki ona da hakim vaz geçti.
    Derken kar
    Rüzgar
    Depremler ile kasıp kavuran yer
    Dolu dizgin bir koşu ile birbirini izledi peş peşe yıkılan tanrılar.
    Baktılar ki bu iş böyle olmayacak, yoksa ambarlar dolmayacak…
    Sonra sen geldin kavrayamadığın alanı “varlığın ve varlık ötesinin de üstünde olan bir tanrıya” borçlu olduğumuzu söyledin…”

    hüseyin aktaşın birinci sayfadaki bu yazısını tekrar koyma gereği duydum, neden?
    Senin yaratıcı üzerine düşüncelerinin daha önce insanların yaratıcı üzerine inandıkları düşüncelerden hiçbir! farkı yok.
    İnsanlığın her adımında değişen şey – sizin de varsaydığınız şey değil mi?
    Bilgiyi nasıl elde ettiğiniz? bilip bilmeyeceğimizin değiştirmeyeceği bir varlık -varlık ötesi Şey hakkında nasıl bilgi edindiniz?

    Cern ü madem biliyorsunuz, oradaki çalışmaları görüp de hala;

    “Mesela yerçekimi nasıl oluşmuştur. ? Sorusu Bilimin sorduğu bir sorudur.
    Ama yerçekiminin NEDEN var olmak zorunda olduğu bilim için gereksiz bir sorudur, hatta bir soru bile değildir, Bilim bu soruyu her duyduğunda hedef saptırıp bunun nasıl olduğuna dair biraz daha detay verir ve aslında her şeyi açıkladığını sanır.”

    orada yerçekimi kütle çekimine sebebi olan durumun, hatta kütleye kaynaklık eden durum araştırılırken nasıl olurda bilimin hedef saptırdığınız söyleyebiliyorsun? Bilim sürekli daha derine gitmiyor mu? daha sonra kütleye kaynaklık eden parçacıklar bulunursa onun da neden buna sebep olduğu araştırılmayacak mı?
    Anlamıyorum, anlayamıyorum….

  102. Sayın ennteresan;

    “Sadece yanılabilir duyu organlarına güvenerek elde ettiğin verilerden mutlak gerçek olduğu sonucuna nasıl ulaşıyorsun?

    bizim bilip bilmememizin etkilemeyeceği bir gerçek?”

    Bu iki cümle birbiri ile bağlantılı değil, aslında evrendeki herhangi bir yerde , bizim bilmediğimiz bir fizik yasasına tabi, herhangi bir olay gerçekleşirse bunu sırf biz görmediğimiz veya göremeyeceğimiz olması sebebiyle aslında yok mu kabul edeceğiz.

    Neden fizik yasaları konusunda homojen bir evren kabulünüz var. ?
    madde homojen bir şekilde evrenin her noktasında yok öyle değil mi ?

    herneyse konumuz fizik yasaları değil zaten, onların olgu düzlemleri, yani olan değil, onların olduklarında birbirileri ile arasındaki yapısal ilişki, bu ilişki onların asıl olmadığının göstergesi ve yaptığınız alıntı ile alakası olmadığını gösteren şey;

    Ateşi var edenin bugün bildiğimiz Oksijen ile birleşme olduğunu öğrenmeden önce, putların yarattığını düşünmüyor muydu insanlar ?
    (kelimelere takılmayın , sizin terminolojinizi kabul edemediğim için böyle söylüyorum, siz istediğiniz gibi algılayabilirsiniz.)
    Burada bir sebep sonuç ilişkisi var mı idi. ? evet vardı, insan ister , bunun için bir şey yapar bu yapılan şey sebep olur, ve sonuç gerçekleşir.
    Bu geçmişte onların inandıkları şeydi, bugünde aynı, yani bunun için yakıcı ve yanıcı maddeyi bir araya getirip, enerji vermeleri yetiyor. Bu bugünün duası,

    Buraya kadar anlaşıyoruz sizde bunu söylüyorsunuz zaten…

    Ama bizim kastettiğimiz şey daha derinde...
    
    Bizim aradığımız şey sebep değil, o sebebin var olmasına sebep olan şey, ve durmak zorunda olan şey, yani kendi  cinsinden bir başka sebep olmayan şey, 
    çünkü yapısal olarak sebep sonuç zinciri , sürekli biteviye tekrar eden bir yapıda, bunun sebebi subjektif gözlemlerimiz, gözlem ölçeğini ve derinliğini değiştirdikçe
    değişen ve hiç bir zaman daha öncesinde bir sebebe dayanmayacak ve dayanmaması da gereken şey. 
    

    “orada yerçekimi kütle çekimine sebebi olan durumun, hatta kütleye kaynaklık eden durum araştırılırken nasıl olurda bilimin hedef saptırdığınız söyleyebiliyorsun? Bilim sürekli daha derine gitmiyor mu? daha sonra kütleye kaynaklık eden parçacıklar bulunursa onun da neden buna sebep olduğu araştırılmayacak mı?
    Anlamıyorum, anlayamıyorum….”

    haklısınız anlayamıyorsunuz çünkü ben anlatamıyorum…

    Aslında sorun tam da şurada;

    “daha sonra kütleye kaynaklık eden parçacıklar bulunursa onun da neden buna sebep olduğu araştırılmayacak mı?”

    Evet bu yapılacak , ama bunun yapılması demek yapısal olarak bu yolculuğun aslında farklı bir şey söylediğinin anlaşılması demek…

    Şimdi diyorsunuz ki; yaratıcı(Haşa!!) yani yapıcı olan, diyelimki kütleçekim hakkında; “kütleçekimin sebebi x tir.” Ama x ‘in sebebi nedir ? diye sormaya bir engel yoktur bilakis soruulacaktır. yani önceki yaratıcı yı yok ettiniz, siz sebep olarak kabul ettiğiniz olguyu, belirsiz bir zamanda yok etmek üzere geçici olarak yaratıcı ilan ettiniz. ne zamana kadar ? x ‘in sebebini buluncaya kadar
    Sonra o da aynı kaderi paylaşacak…
    Sebebin ucu bucağı yok, ve sadece gözlemlediklerimizden ibaret ama gerçek dünyada buna benzer bir şey yapmayı deneyin diyorum hiç ses yok,
    bu yapısal olarak bir zincire benziyor diyorum, tamam !!
    Peki bu bir zincirse ilk halkasını yapmayın son halkasını da yapmayın ortadaki bir halkadan başlayıp, ilk halkaya doğru uzatın dediğimde , siz bana demeyecekmisiniz ,
    bu ortadaki halka veya halka grubu aslında zincirin ilk halkası diye ?

    Yani mantıksal ve bilimsel olarak böyle bir zincir yapmak imkansızdır. Siz bu zincirin imkansızlığını anladığınız halde , onu takip ediyorsunuz ve o zinciri gerçek kabul edebiliyorsunuz ?

    sonrada diyorsunuz ki bilim boş işlerle uğraşmaz , bu ne perhiz ne lahana turşusu, bu bir oyalanma;
    Gerçeği arama yerine kumda oynama değil mi ?
    Siz bu sonsuzluk anomalisinden rahatsız olmuyor musunuz ?
    Halbuki sicim teorisyenleri bile, hesaplamalarda ortaya çıkan anomalilerden kurtulmak için renormalizasyon denilen yola başvurmuşlardı.

    Demek ki matematikte sonsuzluk istenmeyen bir şey, anlamayı engelliyor, anlaşılmayı engelliyor, olguları sınırlar içerisine hapsediyoruz ki, anlayabilelim, hiç bir zaman sonuna ulaşamayacağımız bir kuyunun sonunu aramak çok anlamsız değil mi ?

    Önce kuyuyu başka yönlerden incelemek gerekmez mi bu durumda ?
    Sonsuz kuyunun kenarları vardır bir kuyudur en azından , sonu olmayan bir yapıda olduğunu bilmekte onu sınırlamaktır mesela…
    Sonra limitlerini keşfetmeye sıra gelir. “n sonsuza giderken lim kuyunun dibi” nasıl bulunur ?
    Belki sonlu yaklaşım yöntemini benimsersiniz, belki sonsuz küçükler yöntemini…

    ama kuyu tanımlandığında kuyu yinede çalışır ama artık cevap farklı hale gelir, sebep ile sonuç arasında , sonsuz zincirlerden oluşmayan bir bağlantı yapısı gibi..
    Çünkü bizim evrenimizde sonsuzluk varlıklardan değil, onlar arasındaki ilişkiden dolayı olur. ancak varlıkların parçaları arasında o kadar fazla çeşitlilik ve ölçek farkı vardır ki ,  ancak mutlak gerçeklik onları birbiri ile irtibatlandırabilir. 
    
    İşte yaptığımız subjektif gözlemlerden çıkardığımız ve dolaylı gözlem neticesinde elde ettiğimiz Mutlak gerçeklik kavramı bu şekilde ortaya çıkar..
    
  103. sayın XINTeorisyen;

    “Bu iki cümle birbiri ile bağlantılı değil, aslında evrendeki herhangi bir yerde , bizim bilmediğimiz bir fizik yasasına tabi, herhangi bir olay gerçekleşirse bunu sırf biz görmediğimiz veya göremeyeceğimiz olması sebebiyle aslında yok mu kabul edeceğiz.”

    tabiki yok kabul etmeyeceği. Ama var olduğuna dair kanıt olarak da gösteremeyiz bu durumu. Bilinmeyen desek daha doğru olur adı üzerinde. belirsiz de uygun olur.

    “Neden fizik yasaları konusunda homojen bir evren kabulünüz var. ?
    madde homojen bir şekilde evrenin her noktasında yok öyle değil mi ?”

    maddenin homojen olup olmaması fizik yasalarını etkiler mi? örnek alabilir miyim anlamadım burayı çünkü. şunun gibi birşey olabilir mi diyorsunuz : “atomik boyutlarda nükleer kuvvetler daha etkiliyken astronomik ölçeklerde kütle çekimi ön plandadır, ama evrenin farklı bir köşesinde bu durum farklı olabilir. ”

    “hiç bir zaman sonuna ulaşamayacağımız bir kuyunun sonunu aramak çok anlamsız değil mi ?”

    yapabileceğimizin en iyisi bu değil mi? ne yapalım peki? Kendini yaratıcının elçisi olarak gören birinin sözlerine inanmak yaşamı daha mı anlamlı kılıyor? Hiçbir zaman yaratıcıya ulaşamayacak olmanın, onun en ufak bir belirtisine dahi rastlanamayacak olduğu bilinmesine rağmen.

    “sonrada diyorsunuz ki bilim boş işlerle uğraşmaz”

    o zaman şöyle diyelim, tanrıcılık oynamaktan daha az boş iş bilimin yolu.

    “Yani mantıksal ve bilimsel olarak böyle bir zincir yapmak imkansızdır. Siz bu zincirin imkansızlığını anladığınız halde , onu takip ediyorsunuz ve o zinciri gerçek kabul edebiliyorsunuz ?”

    nedensellik zinciri niçin halka olamıyor? Örneğin büyük patlama-genişleme- çökme-tekrar büyük patlama.. sonsuz bir döngü olduğu kabulü yaratıcı kabulü kadar eşit düzeyde kabul edilebilir görünüyor bana.

    yaratıcı kabulünün side baskın olmasının sebebini anlamama yardımcı olursanız sevinirim. benim görmediğim bir gözlememi sahipsiniz? benim erişemediğim bir bilgiye mi sahipsiniz? benim ilişki kuramadığım olayları siz ne şekilde ilişki kurdunuz da durum bu şekilde?
    Konu bağlamından saptıysak özelden mesaj atarsanız daha iyi olur. Teşekkürler…

  104. Sayın ennteresan;

    “tabiki yok kabul etmeyeceği. Ama var olduğuna dair kanıt olarak da gösteremeyiz bu durumu. Bilinmeyen desek daha doğru olur adı üzerinde. belirsiz de uygun olur.”

    Uygun olması değil çalışıp çalışmaması konu…Yani biz görmüyoruz , bilmiyoruz diye oradaki fizik kanunu, biz onu öğreninceye kadar çalışmayacak mı demek istiyoruz.

    Biz bilelim ya da bilmeyelim orada bir fizik kanunu var mı demek istiyoruz.

    “maddenin homojen olup olmaması fizik yasalarını etkiler mi? örnek alabilir miyim anlamadım burayı çünkü. şunun gibi birşey olabilir mi diyorsunuz :”

    Hayır etkilemez. burada sadece bir analoji kurulmaya çalışılmıştır.
    ve verdiğiniz örnek kısmen doğru bir örnektir. Yani şu ;

    ” ama evrenin farklı bir köşesinde bu durum farklı olabilir.”

    “yapabileceğimizin en iyisi bu değil mi? ne yapalım peki? Kendini yaratıcının elçisi olarak gören birinin sözlerine inanmak yaşamı daha mı anlamlı kılıyor? Hiçbir zaman yaratıcıya ulaşamayacak olmanın, onun en ufak bir belirtisine dahi rastlanamayacak olduğu bilinmesine rağmen.”

    Hayır bu doğru değildir. Evet bu yaptığımızda bir sakınca bir beis yoktur, yani sebepleri takip etmek konusunda, ikinci olarak eğer ki elçiyi ve sözlerini kabul etmiyorsanız, zaten siz birinci aşamayı geçmemişsiniz demektir.

    1. aşama bir yaratıcının var olduğuna iman etmektir. O yaratıcıya dair delil vardır. Ama bu bir bakış farkıdır. Bu noktayı geçen kişi 2. aşamaya gelri ki bu yaratıcıda olmazsa olmaz vasıfların ne olduğu konusunda bir düşüncesi ve anlayışı olsun, bu noktayı da doğru hız ve açı ile geçmişse, 🙂 artık bu vasıflara sahip yaratıcıyı anlatan bir kaynak var mı diye araştırır.. Ben Müslüman bir anne baba tarafından yetiştirildim, dolayısı ile öyle bir eğitim aldım. Elbette başka türlüde olabilirdi bu bir Nimettir.
      Ancak akil baliğ olmak demek, kendi tefekkür kabiliyetinle de yaratıcıyı bulabilme becerisine ulaşabilirsin demektir. Bu gereklidir, çünkü inanç bireyseldir.

      yani ben annem babam Müslüman diye sorumluluktan kurtulmama, benimde ayrıca inanmam ve iman etmem gerekir. Bu kalbin mutmain olması içinde gereklidir.
      Ayrıca onların imanları kendilerinedir, belki amellerinde sorun olabilir, bu sebeple imanları zayıflamış olabilir, batıl itikatları olabilir.

      Yani işin özeti; sizin yapmanız gereken ilk şey bir yaratıcının varlığına inanmaktır. Siz o noktayı geçmeden diğer noktaya gelemezsiniz.

      gelelim delillere; bu konuyu açmaktaki maksadım delillerden bir tanesini gösterebilmekti. Sebep – sonuç ilişkisi , onun varlığına delildir. Yani sebeplerin bir şeye sebep olamayacakları bilgisi..

    “nedensellik zinciri niçin halka olamıyor? Örneğin büyük patlama-genişleme- çökme-tekrar büyük patlama.. sonsuz bir döngü olduğu kabulü yaratıcı kabulü kadar eşit düzeyde kabul edilebilir görünüyor bana.”

    Elbette olabilir Halkada olabilir bu tabii ki !! ama bu sonsuzluk değildir. Siz halkanın ucunu bulamasanız da her halka bir UÇ’tur. Yani halka var olabilmek için bir başlangıca ihtiyaç uyar. Bu benim dediğim şeyi daha çok doğrular.

    Çünkü zincirin hiç olmadığı durumda zinciri var edebilecek hiç bir şey yoktur.
    Ama siz, O hep vardı derseniz, halka nasıl oluştu o zaman diye sorarım, bu defada halkalar birbiri ile irtibatlarını koparırlar.
    yani sizin görmüş olduğunuz bir olguyu oluşturan sebep o olguyu oluşturamayacak bir pozisyona gelir.
    Hep var olan bir zincir üzerinde, zinciri oluşturan, o yapıda olamaz. Çünkü, hep var olanın ancak kendi başına var olabilmesi gerekir.
    Yani herhangi bir halkaya bağlı olmaması gerekir. ileri yada geri yönde bir halkaya bağlı olmayan herhangi bir halka, tek başınadır.
    Dolayısı ile ortada zincir falan yoktur.
    Siz ona sebep bile demezsiniz.
    Bugün söylediğiniz gibi..
    Eğer denizciler, kıyıları izlemekten vazgeçmeselerdi, Amerika kıtası bulunabilir miydi.. ??
    bence zincirin halkalarını takip etmekten vazgeçin. Korkmayın açık denizlere doğru yol almaktan..

    Konu bağlamından kopmadı bence; bilakis işin bütün püf noktası insanların bunu neden göremediği konusunda anlaşamamaları..

  105. “artık bu vasıflara sahip yaratıcıyı anlatan bir kaynak var mı diye araştırır”

    Bir yaratıcı olma ve olmama olasılıklarını eşit oranda gördüğümü belirtmiştim.
    Ancak yaratıcıyı anlatan kaynak derseniz orada dururum. Sorun şu ki kendi uydurma laflarını yaratıcının sözü yapanlara nasıl doğrudan inanılır aklım almıyor…

    “yani ben annem babam Müslüman diye sorumluluktan kurtulmama, benimde ayrıca inanmam ve iman etmem gerekir. Bu kalbin mutmain olması içinde gereklidir.”

    yine kusura bakma ama senin içinde yetiştiğin çevre senin zihninde sağlam bir yer eder, nedensiz inanmayı, olduğu gibi kabul etmeyi zorunlu olarak öğrenirsin bazı şeyleri ve ne kadar zıt görüş dense de burada olduğu gibi ısrarla sürdürürsün inanışını. Sen eğer hıristiyan bir ailenin elinde büyüseydin emin ol müslümanlığı seçmezdin. Bir yaratıcı olması gerekliliğine olan inancın, bir yaratıcının olduğunu söyleyen bir din ortamında seni kendine bağlardı yine…

    “Ama siz, O hep vardı derseniz, halka nasıl oluştu o zaman diye sorarım,”

    iyi işte ben de aynı şekilde yaratıcı nasıl oluştu diye soruyorum.

    evrenin büzülüp genişlediği tekrarlı durumun sonsuz olmadığını nasıl söyleyebiliyorsunuz? Evrenin kendinden , başı sonu olmadan var olduğu ve sürekli genişleyip büzüldüğü olasılığını kabul etmek sizin yaratıcıyı kabul etmenizle benzer değil mi?

  106. “iyi işte ben de aynı şekilde yaratıcı nasıl oluştu diye soruyorum.
    evrenin büzülüp genişlediği tekrarlı durumun sonsuz olmadığını nasıl söyleyebiliyorsunuz? Evrenin kendinden , başı sonu olmadan var olduğu ve sürekli genişleyip büzüldüğü olasılığını kabul etmek sizin yaratıcıyı kabul etmenizle benzer değil mi?”

    Sayın ennterasan ;
    Yukarıdaki paragraftan önceki cümlelerinizi kabul etmiyorum. Ancak bu konuda sizi ikna etmekte istemiyorum Bunlar sadece sizin düşüncenizdir.
    Bu ifadelerinizde ise , dar ve yüzeysel bir bakış açısından baktığınızda haklı olabilirsiniz. Ancak gerçek bu değildir. Çünkü evren parçalardan oluşmuştur. Ve çöküş ile yükseliş arasında gidip geldiğini kabul etsek bile bu durum konumunu ve yaratılmış olduğu gerçeğini değiştirmez..
    Bu durum onun, yaratılmış olduğunu kanıtlar. Yaratıcı tektir, parçaları yoktur, hareket etmez çünkü buna ihtiyaç duymaz, her zaman her yerde olan varlık çöküş ve yükseliş içerisinde olmaz. Yaratılmış bir varlık olan Evren, içindeki parçalar sebebiyle sınırlara sahip olmalıdır. Yani içerisinde tek bir partikül bile varsa o evren sonludur. Sonlu olan şey, sınırlı olur. Bu sınır dairesel de olsa böyledir. Tekrarlı bir şekilde büzülüp genleşen bir evren aynı zamanda; zaman dada, sınırlıdır.
    Yaratıcıda var olması gereken, en temel özellik herhangi bir sınıra sahip olmamasıdır. Bir varlığı dışarıdan sınırlayan bir şey yoksa , ve o varlık içinden sınırlanan bir varlık ise , o varlık sınırlıdır. Bu zerre kadar dahi küçük olsa, Higgs parçacığı kadar dahi olsa.
    İçinden sınırlanabilen varlık dışından da sınırlıdır. Ayrıca yaratıcının kendisinin olmadığı bir yer ya da varlık olamaz, parçalardan oluşması durumunda bu mümkün olur.
    Yaratıcı , Evren gibi bir konuma sahip olamaz, niteliklerinin değiştiği bölgeler olamaz. Dolayısı ile Evren tanımlanabilir bir varlıktır. Sonsuz olduğu dahi düşünülse, içinden sınırlı olduğu için tanımlanabilir. Bu durumda sizin iddianız geçersiz olur . Yani;

    ” “…..olasılığını kabul etmek sizin yaratıcıyı kabul etmenizle benzer değil mi?””

    iddianızı…

  107. Yukarıdaki yorumda anlattığım gerekçeler sebebiyle, yaratıcıyı oluşturan bir şey olamaz, , çünkü o zaman şu soruyu sorma hakkınız doğar,

    “yaratıcıyı oluşturanı ne oluşturdu.”
    ve bu soru şu soruyu meşru kılar.
    “yaratıcıyı oluşturanı, oluşturan ne idi.”

    Bakın zincir yine devam ediyor. Zincir hiç bir zaman ilk halkayı bulamayacak, ilk yada son ya da herhangi bir halka olsun, veya çöküşler ve yükselişler arasında sonsuz dönene bir sistem olsun.
    Herhangi bir anda herhangi bir halkayı ele alın, o halka diğer halkayı oluşturan ise, o halkayı ilk halka olarak kabul etmenizde hiç bir sakınca yoktur.
    İlk halka olmadığını kabul edersek, sonraki halka meydana gelmez, o ilk halkayı sonsuza atmak , yani sonsuz bir başlangıca atmak demek, sonraki halkayı da onunla aynı yere koymak demektir.
    sonsuz + 1 = sonsuz olduğundan tüm halkalar sonsuzda olup, bu inancı suçladığınız şeyle aynı şeydir. Yani olayların sebepsiz yere yaratıcı tarafından meydana getirildiği…

    Sonsuz büzülüp, genişlemede aynı kapıya çıkar sadece lineer bir eksen yerine dairesel ve sinusoidal bir eksende bu olaylar gelişir hepsi bu.

  108. ben takıldığım noktalardan devam edeyim.

    “1. aşama bir yaratıcının var olduğuna iman etmektir. O yaratıcıya dair delil vardır. Ama bu bir bakış farkıdır.”

    Burada bahsettiğin deliller bilim ilerledikçe değişime uğradı diye hatırlıyorum, değişime uğramayanlar ise yine daha önce takıldığım noktadan kaynaklanıyor :

    “Bir yaratıcı olma ve olmama olasılıklarını eşit oranda gördüğümü belirtmiştim.
    Ancak yaratıcıyı anlatan kaynak derseniz orada dururum. Sorun şu ki kendi uydurma laflarını yaratıcının sözü yapanlara nasıl doğrudan inanılır aklım almıyor…”

    yaratıcıyı kabul etmemiz onu anlatanların doğru söylediğini kabul etmemizi gerektirmez.
    Delil dediğiniz, mucize dediğiniz durumlar birinci şahsın dışındakilerin bilmediği, şahsın kendisi tarafından ortaya atılan ve gerekçesiz! inanılan şeyler değil mi?

    “Yaratıcıda var olması gereken, en temel özellik herhangi bir sınıra sahip olmamasıdır.”

    yaratıcının özelliklerini nereden kimden nasıl öğrendiniz?

    “Ve çöküş ile yükseliş arasında gidip geldiğini kabul etsek bile bu durum konumunu ve yaratılmış olduğu gerçeğini değiştirmez..”

    yaratılmış olduğu gerçeği sizin kabulünüzdür…
    aşağıdaki dini kabulleriniz gibi..

    “Yaratıcı tektir, parçaları yoktur, hareket etmez çünkü buna ihtiyaç duymaz, her zaman her yerde olan varlık”

    Kusura bakmayın ama sizin düşüncenizdir deyip kestirip attığınız kısımda her ne kadar ikinci paragrafta şahsınıza söz söylemiş olsam da bir cevap beklerdim. Çünkü o kısımı yazmamın sebebi yazdıklarınızı okumamdır. yazdıklarınızdan böyle bir sonuç çıkarmış olmam ise
    insanların ateşi keşfetmesinden ve daha öncesinden bugünkü gelişmişliğe ulaşmasını sağlayan ve daha ileri götürmesini sağlayacak olan bilimsel ve mantıksal düşünme süreçlerini benimsemeye çalışmış olmamdır.

    “Bu ifadelerinizde ise , dar ve yüzeysel bir bakış açısından baktığınızda haklı olabilirsiniz. Ancak gerçek bu değildir. Çünkü evren parçalardan oluşmuştur.“

    Dar demek yanlış olmaz mı? genel daha uygun gibi. Söylediğim şey evrenin parçalardan oluşmadığını mı ifade ediyor yoksa yine sizin garip çıkarımlarınızdan biri mi?

    “İlk halka olmadığını kabul edersek, sonraki halka meydana gelmez,”

    ve bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Sizin yaratıcı kabulünüz gibi evrenin bu haliyle kendiliğinden var oluşunu kabul etmek bu varsayımınızı yanlışlar. buna dayanarak yaptığınız açıklamaları esgeçiyorum o yüzden. şu nokta dışında:

    “bu inancı suçladığınız şeyle aynı şeydir.”

    inancı genel olarak suçlamıyorum. yaratıcının var olduğunun kesinliğine olan inancı eleştiriyorum.

  109. “Burada bahsettiğin deliller bilim ilerledikçe değişime uğradı diye hatırlıyorum, değişime uğramayanlar ise yine daha önce takıldığım noktadan kaynaklanıyor :”

    Hayır hayır ; bahsettiğim şey çok farklı bir şey, değişime uğramasına imkan yok, çünkü halen kullanılmakta olan yöntemlerin içerisinde gizli olan ve fark edilmeyen bir şey.

    “Delil dediğiniz, mucize dediğiniz durumlar birinci şahsın dışındakilerin bilmediği, şahsın kendisi tarafından ortaya atılan ve gerekçesiz! inanılan şeyler değil mi?”

    Delilden kastım Mucizeler değil, bilimsel gerçeklerin gösterdiği ve ateistlerinde gördüğü bir şey üzerinde. Yani deliller bilimsel dediğiniz şeylerin görülmeyen iç yüzünde.

    “yaratıcının özelliklerini nereden kimden nasıl öğrendiniz?”

    Yukarıda bahsettiğim Bilimsel gerçeklerden mantıksal çıkarımla…

    “aşağıdaki dini kabulleriniz gibi..”

    Bunlar dini kabuller değil, gayet mantıksal çıkarımlardır.

    “Sen eğer hıristiyan bir ailenin elinde büyüseydin emin ol müslümanlığı seçmezdin.”

    Bunu siz öyle düşünüyorsunuz. Fizik, matematik ve mantık ilmini bilmeme rağmen, bunu yapamazdım işte
    Eğer islamiyeti hiç bilmiyorsam bile böyle bir dinin olması gerektiği sonucunu çıkarırdım.

    “Sizin yaratıcı kabulünüz gibi evrenin bu haliyle kendiliğinden var oluşunu kabul etmek bu varsayımınızı yanlışlar.”

    Hayır yanlışlamaz. İçerisinde parçalar barındıran bir sistem parçalardan oluşur. Ve yaratıcının matematiksel olarak ve mantıksal olarak parçalardan oluşmaması gerekir.

    Dolayısı ile Evren kendiliğinden var olamaz.
    ÇÜNKÜ PARÇALARI var. atom, quark, sicim , boşluk ve daha niceleri..
    Bu varsayım değil, bir varsayım sonucu ulaşılmış bir sonuçtur.
    İlk halkanın durumu ve diğer çıkarımlar gibi..

    Bu mantıksal sonucu destekleyen dinler tevhid dini olarak kabul edilirler. ve şu anda tahrif edilmemiş tek tevhid dini, islamiyettir.

  110. “”Ama gerçeklik yalnızca ‘olan’dır.
    Bu ne başka birşeyden doğar, ne de geçicidir; bütündür, kendi sınıfında tek, devimsiz ve sonsuzdur.
    Ne vardı, ne de olacaktır, ama aynı zamanda herşeydir. Çünkü onun için nasıl bir doğuş arayacaksın? Nasıl ve nereden artacaktır?

    Olmayandan olacağını ne söylemene ne de düşünmene izin vereceğim, çünkü ‘olan’ın olmadığı ne söylenebilir ne de düşünülebilir.
    Hangi zorunluk onu daha sonra ya da daha önce yokluktan başlatmış olabilir? Öyleyse baştan sona ya olmalı ya da olmamalıdır. Ne de herhangi bir kanı gücü başka birşeyin olmayandan doğmasını sağlayacaktır. Böylece doğuş yitmiştir, ve yitiş inanılamazdır.

    Varlık ayırılabilir değildir, çünkü bütünüyle kendisi gibidir. Hiçbir yerde daha çok değildir, çünkü yoksa bir arada durmayacaktır, ne de daha azdır, çünkü herşey Varlık doludur. Herşey (Evren) tek bir birleşik bütündür, çünkü Varlık Varlık ile birliğe akar. Değişmezdir ve güvenle kendi içinde dingindir. Zorunluğun gücü onu sınırın bağları içersinde tutar. Bu yüzden eksik olduğu söylenemez, çünkü eksiksizdir, oysa yokluk herşeyden yoksundur.”

    “http://www.ideayayinevi.com/2014/on_sokratikler/on_sokratikler_parmenides.html

    “Zihinsel olan her şey gibi, Neden-Sonuç Yasasıda kendi kendisiyle çelişir.
    Var olan hiçbir şeyin kendine özgü, belli bir nedeni yoktur; en küçük bir şeyin varlığı için bile tüm evren katkıda bulunur;
    Evren olduğu gibi olmadıkça hiçbir şey olduğu gibi olamazdı.
    Her şeyin kaynağı ve toprağı her şeyin tek nedeni olduğuna göre, nedensellikten evrensel bir yasa olarak söz etmek yanlıştır.

    Evren kendi içeriği ile sınırlanmışdeğildir, çünkü onun potansiyelleri sonsuzdur; üstelik o, temelde tümüyle özgür olan bir prensibin tezahürü ya da ifadesidir.

    Her şeyin kaynağı, sonsuz Olanak, en yüce gerçek, ki O sizin içinizdedir ve O gücünü, ışığını ve sevgisini her deneyimin üstüne gönderir. Fakat bu kaynak bir neden değildir ve hiçbir neden de kaynak değildir. Bu yüzden her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

    Evren kendi kendine işler, bunu bili yorum. Başka neyi bilmeye ihtiyacım var?

    Aslında sadece Nihai Olan (Öz) var olandır. Gerisi isim ve şekil meselesidir. Siz ancak ismi ve şekli olanın varolduğu fikrine tutunduğunuz sürece, En Yüce size var olmayan gibi görünecektir. İsimlerin ve şekillerin hiçbir içeriği bulunmayan kabuklar olduklarını, gerçek olanın isimsiz ve şekilsiz saf hayat enerjisi ve bilinç ışığı olduğunu anladığınız zaman gerçeğin derin sessizliğine dalmış olacaksınız.

    Siz o nihai, o en büyük potansiyelsiniz ki, her şeyi kucaklayan bilinç onun tezahürü ve ifadesidir.
    Bilinç, tezahür etmek için bir- taşıta, bir araca muhtaçtır. Hayat bir başka beden meydana getirdiğinde, bir başka bilen (bilici) varlık kazanır.

    Soran: Hiç kaybetmemiş olsaydım, aydınlanmış bulunurdum. Ama öyle değilim. Arıyorum. Benim bu arayışım dahi benim bir şey kaybetmiş olduğumun kanıtı değil midir?
    Maharaj: Bu sadece sizin kaybetmiş olduğunuza inandığınızı gösterir. Fakat buna inanan kimdir? Ve kaybedildiğine inanılan nedir?
    Kendiniz gibi bir kişi mi kaybettiniz? Bulmayı umduğunuz tam olarak nedir?
    Soran: Öz’le ilgili doğru bilgi.
    Maharaj: Öz’le ilgili doğru bilgi bir bilgi değildir. O sizin her yere bakarak, aramakla bulacağınız bir şey değildir. O zaman ve uzay içinde bulunamaz. Bilgi ancak bir anıdır, bir düşünce kalıbı, bir zihinsel alışkanlıktır. Tüm bunlar haz ve acı tarafından motive edilirler. Çünkü siz haz ve acıile dürtüldüğünüz den dolayıgerçeği aramaktasınız. Kendiniz olmak ise tüm dürtülerin tamamen ötesinde olmaktır.

    Siz bir neden uğruna kendiniz olamazsınız. Siz kendinizsiniz ve hiçbir nedene gereksinim yoktur.

    Her şeyin başlangıcından önce ve bitiminden sonra da hep var olanı; ne doğumu, ne de ölümü olmayanı; be denin ya da zihnin doğum ve ölümünden etkilenmeyen, o değişmez olan hali bulun.

    Maharaj – Ben Oyum
    link to tr.scribd.com“

    bu şey neden başkalarına/diğerlerine bunca tutarlı ve anlamlı gelmiyor neden? ve soruyorum ve yine

    ben hala düşünüp dururum bazen, burda yanlış ne;
    neden anlatamıyoruz; ya da şamıyoruz -kavramlar mı yersiz-yetersiz-düşünce mi?
    Bi şeyi açıklama yeteneği mi ? görme yeteneği mi? kör nokta mı?
    dönüp dolaşıp zeno’ya parmenides’ geidelim biz-gideriz; az mı çok mu? var mı yok mu? başladı mı başlamadı mı? başlatıldı mı? öyle mi böyle mi? değil mi?
    tek bir yere mi bakmalı ve tek bir şeye mi karar vermeli- burada yanlış ne ya da ne eksik

    kaynaksızlık ve doğal olarak dolayısıyla öncesizlik ve sonucu sonrasızlık ve başlamasızlık-başlatmasızlık ve dolayısıyla sonrasızlık ve bitmeyeceklik -yitmeyceklik-, nedensizlik-amaçsızlık ve sonuçsuzluk (özgür)… (özgür) çok açık görülüyor bize burdan şimdi (özgür) nedense ve bunları … sadece ama sadece (özgür) “gerçeklik yalnızca olandır” sözü açıklıyor gibi

  111. tek sorun şu aslında bütüne ilişkin bir amaç bütünlük ve devinim görememek; Bütün içinde, anlamlı ve bütün işte bütün
    bütün sadece
    bütün her şey
    bütünü
    bütün

    bütün olmak
    yeniden

    bizi,
    bi şey sizi var etmedi ve yok etmedi-etmeyecek-bütün içinde-bütünlük- yeniden ve yeniden ve

    yokedilmediyseniz siz varolacaksınız, bir anı kalıbı-bir zaman kalıbı, bir şey ve şey
    bir yer ve bir anı işte öylece, (zaten böylece varoldsunuz? varolamdınız mı?- (yeniden?-tekrar anlamında-tekrarlamak belirteci-vurgu ya da baskı için)

    siz kimdiniz ki varoldunuz ve yokoldunuz ve yokolacaksınız ki yeniden

    zamana bir bakın ve evirin çevirin bakın (yeniden?)

    zaman yoksa öncesinde yoksunuz/yoktunuz ve geçmişte – de- yoksunuz ve gelecekte de olmayacaksınız- bundan kurtulun artık kurtulun,

    tüm bu şey kendi bütünlüğünü yokederse?
    kendi içine mi çöker o?

    (deneysel)

    bir şeye ben demek-ben ne olacağım -ki- demek,,

    siz ne olarak saklanabilirsiniz -ki- yeniden? (geleceğe göre-hiç)
    bir anı bütünlüğü mü? kemik kalıbı mı? anı kalıbı mı? kişilik mi? (yeniden?) tüm yaşam anınız mı örneğin
    geçmişte varsınız?
    geçmişte var mısınız?
    (geleceğe göre?)

    evren geçmişi nasıl saklar?
    nerede?

    evren yokolursa siz yokolursunuz-tüm zamanlardan, bu zaman yanılgısına bi bakın artık-yeniden,

    siz kendi başınıza bi şey misiniz? neysiniz? ve ne olacaksınız? -ki-? (yeniden?)

    siz kendi başınıza neysiniz? bağımsız molekül mü? evren mi ve ne olmak istiyorsunuz? (yeniden?)

    (bağımsız yazım)

    tüm bunlar evrenin işine yarıyor mu diye sormak sizi mutlu eder mi? bilmek?
    evren şeylerinizi anılarınızı saklıyorsa kullanıyorsa ve işliyorsa her şeyi- bilgiliyor ve işlevselliyorsa -yani içinde tutarlı amaçlı ise yeniden mutlu olur musunuz? yeniden

    tüm bunları evren kullanıyor mu- düşünüyor mu diye sormak/bilmek yeniden

    (bruno bruno)

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.