Ölüm hakkı

Kendii isteğiyle ölmenin bilinen adı intihardır. Yine yaygın olarak bilindiğine göre depresif kişiler ya da o dönemde depresyonda olanlar intihar eder. Bunlar zayıf kişilerdir! Hayata tutunacak güçten yoksun, ezik, akıl sağlığı yerinde olmayan! vs. bir çok negatif niteliğin atfedildiği kişilerdir. Gerçekten hepsi öyle midir, yoksa biz öyle mi biliyoruzdur?
Bir kişi yaşamını devam ettirecek kişisel güce sahip olduğu halde devam etmek istemeyebilir mi? Ben bu sorunun yanıtı zaman zaman kendi içimde veririm. Cevabım evet olur. Konuya mücadeleyi bırakma ekseninde bakacak olursak, hayatın mücadele olup olmadığını da sorgulamamız gerekir. Kişi bu dünya ile mücadele etmek zorunda mıdır? Yaşam mücadele etmekse eğer, bu bir şölenden ziyade yarış ya da ceza gibi bir şey demektir. Eğer bir kişi istemiyle ya da istemi dışında yaşamla mücadele ediyorsa, bir noktada durup oyundan çıkmak isteyebilecektir. Mücadele edecek hiç bir şeyi olmadığı halde, bilinen bütün zevkleri tadarak yaşadığı halde sıkılıp çıkmak isteyebilir. Bütün gününü manastırda meditasyon yaparak huzurlu bir şekilde geçiren budist rahip de sıkılıp çıkmak isteyebilir. Örnekleri çeşitlendirebiliriz. Sadece dayanılmayacak fiziksel acılar çekerken ötenazi istemekle sınırlı kalamayacak derecede önemli bir konudur bu. Zaten ruhsal acı çekenleri depresyonda diyerek dikkate bile almıyoruz. Onu da konuşabiliriz.

Böyle bir durumda ölme hakkını kişisel çabasıyla kullanmak yerine var olan kaynaklardan faydalanmak isteyebilir insan. Belki tabancası yoktu, belki üşengeçtir, belki yükseklik korkusu vardır. Hap almak istemiyordur, bileklerini kesmekten hiç hoşlanmıyordur, gaz solumak istemiyordur; veya bilinen intihar tekniklerinin hiç birisini istemiyordur, yannda uzman bir refakatçi istiyordur. Sonra, öldükten sonra geriye bir intihar mektubu bırakıp ailesini ve yakınlarını criminal soruşturmalardan korumaya çalışmak yerine, tutanak altında ölerek bütün bu negatif artçıl etkilerden insanları koruyabilir. Her şey olabilir. Dünyada bu kadar insan çeşiti olduğuna göre, o çeşit kadar farklı yaklaşımlar olabilir.
Bütün bunları öylesine yazdım. Belki bu konuya dair bildiğimiz, duyduğumuz unsurları n bazılarını gözümüzde canlandırıp sonrasında ona göre düşünebiliriz diye. Soru şu; bir insanın insanca ölme hakkı, ölüm hizmeti alma hakkı olmalı mıdır?
Ötenaziden daha karmaşık bir durum bu. Burada sadece kişinin ölüm hakkı da söz konusu değil. Daha ötede, ölümün normalleşmesi söz konusu. Bir sünnet düğünü, bir düğün töreni, işyeri açılışı, ilk bebeğin doğumu, doğum günü partisi gibi sosyal toplantılardan birine bile dönüşebilecek kadar normalleşebileceğinden bahsediyorum. Bunu sadece gülelim diye de söylemiyorum. Olabilir, ardından sınırsız sayıda fikir gelebilir. Benim aklıma gelenlerden bazılarını paylaşayım kısaca.
Yeni bir sektor oluşabilir. Ölüm sektörü. Yapılacak reklam kampanyalarının sloganlarından bazıları zihnimde canlanmıştı.

“En kral ölum bizde. Sefil yasadin ama kral gibi ölebilirsin. Dürüst yasadin, temiz olumu hak ettin.”
…gibi…
Yukarıda bahsettiğim gibi törenle de ölünebilir. Davetiye bastırılıp dagitilabilir. “Sevgili dostlarim, ölüm törenimde sizleri de görmekten mutluluk duyarim” gibi metinler olabilir.

Bir de ekonomik boyutu var tabi ki. Bankalar kişinin ölüme yatkınlığını da risk puanlarına ekleyeceklerdir. Uzun vadeli sözleşme yapanlar, kişinin ölüme yatkınlığını hesaplayacaklardır. Miras bekleyenler ebeveynlerini yüreklendirmek isteyebilirler! Törene harcayacak parası olmayanlar da olabilir. Parasi olanın ölümü iyi olur. Olmayan yine boğaz köprüsüne talim eder.
Bunlar tabi ki uzun uzadıya düşünülebilir, çeşitlendirilebilir. Kişinin geçici bir depresyondan dolayı mı, yoksa sağlıklı! (ölme isteğinin sağlıksız olduğu bilinyor) bir karar sonucunda mı ölmek istediği araştırılmalıdır bence. Nikah için gün alınması gibi, ölüm için de bir ön soruşturmanın yapılması için süreçler hazırlanmalıdır.
Asıl meselemiz; yaşam hakkı gibi ölüm hakkının da olup olmaması.

62 yorum “Ölüm hakkı”

  1. Bence her insanın hayatını sonlandırma hakkı olmalıdır. Diğer başlıkta sağlam bir kişi neden ötenazi istesin diye düşünmüştüm, burada bakış açınızı anladım.

    Bence insanın hayatını sonlandırma isteği ‘zayıflık’ vs argümanlarla indirgenemeyecek kadar kişiye özeldir. Hatta belki de sorgulanamazdır. Ben hayatını sonlandırmayı göze alan insanların bu dünyada daha çok olmasını tercih ederdim (kendi içinde çelişkili bir cümle olsa da). Çünkü dünyanın tüm çekişmeleri/hırsları/savaşları birşeylerden vazgeçemeyen insanlar yüzündendir. Hayatından vazgeçebilen bir kişi zaten vazgeçişlerin en büyüğünü göze almıştır. Böyle bir insandan dünyaya zarar gelmesi olasılığı daha azdır. Zayıf değil güçlüdür. Ya da gücün ne önemi var ki. Önemseyen önemsemeye devam etsin onu. Bu dünya bir ‘güç savaşları dünyası’dır. Ve hayatından vazgeçen, buna arkasını dönüp gitmeyi göze almış kişidir. Aslında gitmese daha iyi olur, çünkü dünyanın bunu göze alanlara ama gitmeyenlere ihtiyacı var.

  2. Ben de o yorumunuzu gördükten sonra yazmaya karar verdim.
    Yorumunuzda gerçekten çok hoş düşünceler, çok hoş bakış açıları var. Haklısınız, dünyada “hayatını sonlandırmayı göze alan” insanların yaşıyor olması dünyayı güzel bir yer haline getirebilirdi. Dünyaya zarar vermemesi yeterli olurdu. Belki de uzun nesiller boyunca ölümü yaşamımızdan uzak tutmaya çalışmamız, ya da ona yanlış şekilde yaklaşmamız biz insanları bu hale getirmiştir.

  3. ölmek için profesyonel yardım alma veya hizmet alma fikri eğer hukuki sakıncalar ortadan kaldırılırsa uygulanabilirliği olabilecek birşey..çünkü böyle bir durumda ölümü tercih edecek bireylerin karşısında sosyal bağlardan başka engelleyici bir şey kalmaz..

    fakat burada bir soru karşımıza çıkıyor..profesyonel ölüm hizmetini kimin sağlayacağı meselesi.

    tababet ehlinden bu konuda devreye girmelerini istemek onları bir çelişkiyle karşı karşıya bırakır..görevi hayat kurtarmak ve insanlara sağlık vermek olan birinin ölüme de hizmet etmesi bence beklenilmemeli… polisin yeri gelince mafyaya yardım etmesi ve bunun suç sayılmaması normal karşılanması gibi bir durumla karşılaşırız.

    dolayısıyla ölüme hizmet verecek kişilerin ayrı bir sınıf oluşturmaları belirlenmiş meslek kuralları olmalı derim.

    bence ölümün bu derece kötü ,asla istenilmeyecek şekilde kaçılan birşey olması yaşayanların üzerinde bıraktığı travmatik etkisinden dolayıdır.

    yaşayanlar olarak hepimiz sevdiklerimizi kaybetmiş olmaktan müthiş acı duyarız.

    aynı zamanda yaşamaktan mutlu olanlar için bundan mahrum kalmak demek olan ölüm mutlaka kaçınılmaası korkulması gereken bir şeydir.

    insanın biyolojik ve kimyasal bir makine olduğunu da unutmamak gerekir..bu makina yaşamayı istemek için programlı olarak dünyaya gelmektedir.

    hepsini alt alta topladığımızda toplumun genelinin ölüm düşüncesine olan dışlayıcı tepkisini anlayabilirz.

    dinler ise bence bu konuda out of the topic’dir..yani dinlerin fert üzerinde yoğun şekilde baskısı olabilir…ama toplumsal genel geçerleri dinler belirlemez..bilakis toplumsal genel geçerleri dinler kendi kuralları olarak absorbe ederler…zamanla sanki dinler onları vaaz ettiği için bu kurallar toplumda güçlüymüş gibi durur.

    dolayısıyla ölüm sektörü karşısında duran engeller insan canlısının ve insan toplumunun doğasıdır.

    fakat bilincin doğanın üzerinde hakimiyeti olması gerektiğine inanıyorsak ölmek isteyenlerin hizmet almasına da karşı çıkmamamız gerekir.

  4. Sadece bu konuda kalifiye olmuş insan kaynağı yetişene dek gönüllülerin görev yapmasına izin verilebilir. Hal böyle olunca ölüm turizminden de bahsetmek gerekir. Yaygınlaşana dek bazı ülkelerin bazı şehirlerinde uygulanabilir.

    İnsanın makina olduğu doğrudur. Kendi kendine ölmek isteyerek programını kırmış insanların daha önce var olduğunu düşünecek olursak, programın tıkır tıkır işlediğini, hiç şaşmadığını söyleyemeyiz. Bilinç, makinanın kendi kendine yaşlanarak ölme programını istediği zaman iptal edebiliyor. İnsanlık bunu sapma ve hata olarak görmekten vazgeçtiğinde yasallaşmaması için hiç bir engel kalmaz. Doğa bir çok yönden bilinci sınırlayıp sıkıştırabilse de iş makinayı stop etmeye geldiğinde bilince karşı eli kolu bağlı kalıyor. 🙂 Bilincin doğaya karşı alacağı en yüksek skor kendi kendini yok etmek olmalı.

  5. Ölmeyi gerçekten kafasına koyan biri için yardım gerekli olduğunu hiç sanmıyorum . Uçurumdan atlarsın yahu en azından , ya da dalarsın dazlaklara .şan olur hem de

    Aksine bu kararın gerekli olup olmadığı konusunda yeniden gözden geçirme motivasyonu oluşturacak uzmanlar gerekli .

  6. devlete bağlı bir kurumun yapmasını isterdim.bu işten rant sağlanmasını hiç hoş karşılamazdım.gerçi birçok şeyden kişilerin ve kurumların rant sağlaması hoşuma gitmiyor ama bu konu daha başka gibi.daha özel sanki.bu işin ücretsiz yapılmasını isterdim.böyle bir kurum olsaydı kişiler için hayattan büyük kopuşlar an meselesi olurdu.çünkü kişiler her an,istediği her an sorunsuzca çekip gidebilme özgürlüğüne sahip olurdu.bence bu his hiç küçümsenmemeli.psikolojide yepyeni açılımların yaşanmasıda sözkonusu olurdu sanırım.kimin ne gibi bir sebep yüzünden ölmek istediği ilk anlarda gazetelerde televizyonlarda haber konusu olurdu.en ilginç sebepler sıralanabilirdi.günlük hayatta çok sık konuşulan bir konu haline gelirdi bu durum.güzel olurdu bu konuda özgürlük.iyi hissettiriyor istediğin an her şeyi bitirebilme hissi.
    ama psikolojik süreçler bu işe kesinlikle dahil olmasın isterdim.manevi anlamda acı çekerken o an ölebilme lüksümüz olmalı.zaten devlet katliamı kendi eliyle yaparken çok önemsenecek bir sorun olmaz bence bu durum iktidarlar için.
    metnin bir yerinede katılmıyorum.kaç insan varsa o kadar “hayat tarzı” yok bence malesef.bu sistem içindeyken bu imkansız bir şey.herkes istemediği hayatları bir şekilde yaşamak zorunda bırakılıyor.en basiti hayatımızın 15 senesini okullarda geçiriyoruz.hiçbir değeri olmayan şeyleri yobaz ve sığ insanlardan dinlemek zorundayız.üstelik minimum insani ihtiyaçlarla yaşayabilecek insanlarda bütün bunları yapmak bunlara katlanmak zorunda sistem nedeniyle.bazen benim burada ne işim var demekten kendimi alamıyorum.çok sık yaşadığım bir his bu.
    bir insanın beklentisi olmadığı için ölmek istemesi bana da erdemli geliyor.ve bunu acı çekmeden istemek çok doğal bir hak.bu hayatta kalması gerektiği fikrinede katılmıyorum.bazı insanlar o kadar yabancı gözlerle bakıyorki her şeye,gitmek için dayanılmaz bir arzu duyuyorlar.düşünsenize ölmenin nasıl bir şey olduğunu bile bilmeden,buraya kıyasla her şey yeğdir duygusu hakim büyük ihtimalle.bu çok yoğun ve ürpertici bir his.ama insanların gidememelerinin önündeki tek engel ya da en büyük engel ölmenin kolayca yapılabilir olması durumunun yokluğu değil,çok çok fazla durum var.başka engellenmeler sözkonusu sanıyorumki.zaten ölmek isteyen,bu yüzden başvuru yapan insanlar genellikle bu kesim olmazdı bence.bir de kumar sektörü çökerdi sanırım.
    bu başlığı sevdim.bence olası durumlarıda paylaşalım.bu arada ötenazi konusundan bahsetmeye artık lüzum yok.kesinlikle bir haktır ve yasallaşmalıdır.

  7. Yaşamın amacı yine yAŞamaK’tır!
    Bu nedenle yaşama her türlü düzenleme bu amaca dönük olmak zorundadır.
    Yaşama nedeni kalmadığını düşünen bir insan oracıkta ölmenin yolunu bulur zaten. Kurumsallaştırmaya gerek yoktur.
    Şair Metin Demirtaş’ın bir şiiri vardır:
    “O öldü
    Uzun söz gerekmez
    Her devrimci yaşarken zaten biraz
    Hayata nişanlı, ölüme sözlü”…

    Her insan yaşarken zaten biraz, ölümü doğuştan “cebine koymuş” gelmiştir. Bunun için kurumsallaşmaya ya da ayrıca bir tartışma alanı açmaya gerek yok.

    rnd arkadaşın vurgusu da güzel. Her şeyden vaz geçerek her şeye sarılmak kadar güzel bir şey yoktur! “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi hazırlıklı bulun” sözü de aslında aynı şeyi öğütler.

    Bir ara bir yıl kadar, gördüğüm her şeyi son defa görüyormuşcasına düşleyerek yaşadım. Yerde ayağıma takılan küçücük taşlarla bile vedalaşarak. Gökteki kuşla, bulutla son defa bakışarak… Öylesine rahatladım öylesine hafifledim ki, yaşadığım her an içindeki her nesnenin ne denli kıymetli olduğunu anladım.

    İntihar düşüncesi ile arkadaşlık etmek güzeldir ama onun gittiği yoldan gitmeyeceksen! Gidip de bir haber getiren olmadı bugüne değin.:)

  8. Bir de türkü söylemeden olmaz:
    link to youtube.com

    Yani ölüm “elde bir”, “ondan beride sun elini de yolda neler var?”…

  9. insan yada diger canlilar olsun “yasam hakki” ölüm hakkindan önce gelir zira her canli dogarken ölüm fermaniyla acar gözlerini dünyaya keza dünyaya gönderilirken yada dünyadan koparilirken canlilara ne sorulur nede haber verilir..

    zorluklarla dolu bir hayata yelken acan “canli”ya “ölüm hakki” degil “yasam” kalitesinin artirilmasi gerekir sonuc da hayati ve ölümü cirkin yada güzel kilan yine insanin kendisidir..

    ölüm güzel seydir der necip fazil kisakürek..

    Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber.Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?

    …..

    Sultan olmak dilersen,tacı,sorgucu,unut ! Zafer araban senin,gıcırtılı bir tabut!

    …..

    Buyuk randevu… Bilsem nerede, saat kacta? Tabutumun tahtasi, bilsem hangi agacta? ………….”

    slm.

  10. “Aksine bu kararın gerekli olup olmadığı konusunda yeniden gözden geçirme motivasyonu oluşturacak uzmanlar gerekli .”

    Stalker’e katılıyorum.

  11. “Aksine bu kararın gerekli olup olmadığı konusunda yeniden gözden geçirme motivasyonu oluşturacak uzmanlar gerekli .”

    İlginç, aynı uzmanlar çoğalma hakkımız için de iş başında olsaydı bende Stalker’e katılıyor olurdum.

    Doğmak ve ölmek, ikisi de aynı doğallıkta gelişen durumlar değil mi? Doğmak için, yada doğurmak için herhangi bir izin herhangi bir onaya ihtiyaç duymazken, ölmek için onaya ihtiyaç duymak garip geliyor bana.

  12. Hüseyin Aktaş’a katılmıyorum.

    Psikoloji konusunda da (transbireyler başlığında) bu konu açılmıştı. Ötenazi karşıtlığı, dindar bir kafanın ürünü gibi gözükse de temelde hümanist varsayımlara dayanır. Hayatın güzel, kutlu ve onu görmeyi bilene kendini gösteren bir manzara olduğu genellikle bu pencereden yansıtılır.

    Gelin görün ki bu da temel olarak (evet bahsi geçen hümanizmin bu keskin yönü), insanı esir alan bir söylemdir. “İnsan gibi yaşamak” ve ya sadece “yaşamak” söylemleri bu kalıba uymayan insan için kendinde bir dışlama içerir.

    Ve bu, “hayatı sev” tabirlerine karşıyım. Çocuğunu yıllar önce kaybetmiş daha sonra onu bulmuş babanın hayatı kutsamasyla, çocuğunu sonsuza dek kaybeden babanın hayattan tiksinmesi arasında nesnel farklar mevcuttur.

  13. Neden bir insan yaşamak zorunda bırakılsın? Her alanda özgürlükçüsünüz ama bu alana pek yansımamış gibi görünüyor. Kişi acı çekmeden ölme kararı verebilir. Üstelik bazı insanların öyle manevi acıları var ki hayata tahammül edemiyorlar. Bu kararı da başkaları o insanın yerine veriyor. Öyleyse neden yaşıyoruz? Gerçekten yaşıyor muyuz? Zaten her karar bizim yerimize veriliyor. İnsan istediği an zaten ölür, kurumsallaşmaya gerek yok demişsiniz.
    *Bu kişi acı çekmeden ölmek isteme hakkına sahip değil mi sizce de?
    *Madem zaten ölebilir o zaman kurumsallaşmaya karşı olmanızın altında yatan neden nedir?
    *Ötenazi hakkında olumlu düşündüğünüz aşikar. Manevi ve fiziki acı arasında sizce çok mu büyük farklar var? Neden manevi kötü duygular, onarılamaz yarası olan insanlar bu acıya, hatta ölürken bile acıya mahkum edilsin?
    Bu arada önemli bulduğum bir şey var, belirteyim. Ötenazi isteyecek insanların bir kısmı felçli. Bu insanlar hiçbir ihtiyacını bizler gibi karşılayamıyor. Bu noktada aslında her şeyden önce duygusal acı çekiyor ve bu yüzden ölmek istiyor. Başkasına muhtaç olma düşüncesinin altında yatan şey de bu duygusal durum. Fiziksel acı söz konusu değil yani. Fiziksel yetersizliğin altında yatan neden de maneviyat. Fark nedir peki? Birinin fiziksel anlamda kendine yetip diğerinin yetemiyor oluşu mu? Aslında iki durumda da kişinin kendine yetemiyor oluşu söz konusu değil mi? Ötenaziyide mi reddeceksiniz? Üstelik neden yasakçı bir zihniyetle birilerinin tekelinde olsun ölüm hakkı? Ölüm bu kadar doğalken, ölüme isteyerek gitmek neden yasak olsun?
    Kendi açınızdan yanlış bulduğunuz şeyler başkalarının doğru tercihleri olabilir. Ölümün yasal düzenlemeye bu şekilde tabi olmaması gerektiğini söylemek kendi doğrunu diğerlerine dikta etmektir benim gözümde. Bırakın isteyen insan versin o kararı ve istediği şekilde yapsın bu işi. Neden bu kadar ilgileniyorsunuz o insanın ölüm ya da yaşam hakkıyla? Bu ciddi bir konu.

  14. Ben buna yaşam milliyetçiliği diyorum. Bu da bir kimlikçiliktir. Tassavvufçularda çok görülür.

    Sayın Aktaş, savunduğunuz “insan kimliğiyle” farkına varmadan sosyal varlık karşısına konuşlanmış bir BOŞLUK METAFİZİĞİ yaratıyorsunuz.

  15. Ölümün bir “hak” olduğunu düşünmüyorum. Ölüm bir hak olacaksa yaşamanın anlamı nedir? Dünyaya gelişinizin nedeni nedir? Pekala “bu dünyaya gelmeyi ben seçmedim” diyebilirsiniz. Kaldı ki “yaşamı seçmeyen ceninlerin intihar ettiği ve çoğu düşüklerin bu nedenle olduğunu” da “dianetik” adlı bir kitapta okumuştum. Belki bu kadarı saçma ama siz istediğiniz için yaşıyorsunuz. Yaşama dair hiç bir isteğiniz kalmadıysa zaten ölürsünüz. Hatta uykuda bile ölürsünüz. Bir arkadaşım kendisini asarak intihar ettiğinde ayakları yerde idi! Ölümü göze alan insan acıdan mı korkacak? Laf ola beri gele! Kaldı ki acısız intiharları kişi kendisi de başarabilir.

    İnsanı ölümü seçmeye zorlayan koşulları değiştireceğinize, kendinize kıyacaksınız!
    Kıyın o zaman. Beni niye ortak edeceksin ki cinayetine? Başkasını öldürmek cinayet de, kendini öldürmek cinayet değil mi? Neden o zaman insanları cinayet işlediği için hapse atıyorsunuz? Kendini öldürmeyi kendine hak gören, bunu “hak” olarak değerlendiren zihniyet başkasını öldürmeyi de pekala kendine hak görebilir. Bir tek farkı var başkasını öldürmekle kendini öldürmenin; maktül ile katil aynı olduğu için cezalandıracak kimse yok! Sanırım bir tek bu nedenle bu hoş görülebilir.

    Felçli insanların ölüm isteği… Benim annem 9 yıl felçli yaşadı. Bu süre zarfında onu adeta kucağımda taşıdım ve bunun ne denli bir zorluk olduğunu biliyorum. Ancak yine de kendisi de güldü, bizi de güldürdü zaman zaman ve kimi zaman anlattığı hikayeler kulağımızı küpe oldu. Yani Bir insanın ölecek yaşa gelmiş olması bir yığın deneyim demektir ve bu insanın son anına değin gözlemlenmesi ve yaşatılması da sürüp giden yaşamın kazanç hanesine yeni kazanımlar ekleyecektir. Önemli olan kişiyi bu olumsuz düşünceye iten koşulları ortadan kaldırmaktır.

    Yaşamak istemiyorsanız siz bilirsiniz. Buna kimse sizi zorlayamaz. Benimki de zorlamak değil zaten. Benim zorladığım yaşamı zorlaştıran ve kişiyi intihara sürükleyen “koşulları zorlamak” ve bunu yaşam lehine değiştirmektir. Tüm bunlardan sonra hala ölmek istiyorsanız siz bilirsiniz. Ancak bunun “hak” olduğunu düşünmek insanın yaşama yabancılaşmasından başka bir şey değildir…

    “Yaşamını feda etmeden önce, tüm silahlarını kullanmış olmalısın!” (Miyamoto Musaşi)

  16. bwallace4ever,
    Tam tersini düşünüyorum, benim sözlerim gerçeğe oturuyor, tartışmacıların söylemi asıl metafizik bir alan yaratıyor. İnsanı ölüm düşüncesine sürükleyen acıların nedeni insanın metabolizması, bedeni canı değildir. Böyle olan nadir örnekler de çıkmaz değil ama “istisnalar kaideyi bozamaz”…

  17. bizim hukukumuza göre birini öldürmek zaten suçtur fakat intihar eden kişiye yardım etmek de suçtur.

    bu ikisi birbirinden ayrılamaz mı?

    kendi isteğiyle intihar edecek kişiye yardım ile cinayete yardım ve yataklık aynı şey sayılmalı mı?

  18. sosyal bağlar kişiden ölüm isteğini alıp götürüyor..birilerini seviyorsanız ya da birileri sizi seviyorsa ölmeyi isteyemezsiniz.. onlara ihanet olur bu.

    ama herkese nasip olan ya da mutlaka olacak olan bi durum değil.

    dünya hertürlü talihsizlikle dolu bir yer.

  19. “İnsanı ölüm düşüncesine sürükleyen acıların nedeni insanın metabolizması, bedeni canı değildir”

    E aynı şeyi söylüyoruz Aktaş. Oğlunu ebediyen kaybetmiş bir babanın yaşama tutunmasıyla ötekinin ki bir olur mu?
    İnsan iradesi dış koşullar üzerinden şekillenir. Sonuna kadar katılıyorum. Ama size katılmıyorum. Siz başka birşey söylüyorsunuz. İnsan iradeseinin de dış koşullar üzerinden şekillendiği ve bireyin bu istek arzusunun da bir tahammülü olduğunu unutuyorsunuz. Bu biyolojik-psikanalitik falan değil aksine açık seçik sosyal bir durumdur.

  20. bwallace4ever,
    Peki “sosyal koşullar” nedeniyle kendi bedenini niye cezalandırıyorsun?
    Bu her şeyden önce başkasının suçu nedeniyle başkasını öldürmek yoluyla adaletsizlik değil mi?…
    Tahammül mü?
    Bu yanıltıcıdır…
    Öncelikle silahını sosyal koşullara çevirmek gerekir!
    Ayrıca insanın tahammülü sanıldığından çok daha fazladır. Ancak intihar kararı bu potansiyelin açığa çıkarılmasının ve kullanılmasının yolunu keser, kapatır. Bu anlamda intiharlar anlık bir sapmadan başka bir şey değildir. İntihar olaylarının ve girişimlerinin incelenmesinde bireyin “son çığlığının” duyulup fark edildiği ve yardım edildiği durumlarda birey yeniden yaşama dönmüştür. Bu anlamda bu karar eşiğine gelen birey, ruhen sağlığını yitirmiş bir bireydir. Yardım edilmesi gerekir. Oysa sizler burada bunun bir hak olmasını ve kurumsallaştırılmasını tartışıyorsunuz. Yani hastalığın hak olması ve kurumsallaşması… Yaşamın doğal ve normal dinamikleri bu düşünceye izin vermez. Ancak yaşamı bu konuda herkes ihlal edebilir. Bu ihlali olağan karşılamak olağan bir durum olamaz.

    Yaşamın içerisinde geri dönüşü olmayan adımlar belirsizliktir. İdam cezasının ceza özelliğinin olmayışı bu yüzdendir. Yanlışlığı kanıtlandığında geri dönüşü yoktur idam cezasının ve bu cezanın idam edilen kişiye eğitici bir katkı özelliği yoktur. İdamın dışındaki tüm cezalar bireyi topluma kazandırma amaçlıdır ve yanlışlığı kanıtlanırsa geri dönülebilir. Ancak idamda bu ger dönme mekanizması yoktur. Özeleştiri mekanizması yoktur. İntihar da böyledir. İntihar eden kişi bu kararından pişman olduğunda(?) geri dönüş yolunu kapatmış olur. Bu karadan geri dönüş yoktur. “Geri çağırma mekanizması” yoksa sistem sakat demektir. Bu yüzden intiharı sistematize etme düşüncesi de doğuştan sakattır… Birey açısından İntihar “Pirus Zaferi” bile değildir… Bireyin eylemin sonuçlarını değerlendirme ve geri dönme mekanizması yoktur…

    Tüm bunlardan sonra bunu savunanları da sanırım kimse tutamaz. Ancak böylesi bir düşünceyi kurumsallaştırmak yaşama olan en büyük ihanet olur. Çünkü daha önceki yorumda dediğim gibi maktül ile katil aynıdır ve kendisini öldüren kişi de cinayet işlemiş demektir ve kişinin hayatı yalnızca kendisine ait değildir! Eğer insan dediğimiz kavram, sosyal bir varlık ise!…

  21. Sn misafir tepitiniz absürd, yaşama gelme kararını hiç kimse kendi vermiyor ki .Yani tespitinizin karşıtı yokluk ,(Big bang kimden onay aldı he :P) hiç kimsenin dünyaya gelmek için talep getirme ya da karşı çıkma durumu olamaz . Mantıkda bunun bi adı olmalı da bilmiyorum .

    Bu tartışmanın gideceği yer hayatın anlamı varmıdır gibisinden birşeyler olacak sanırım . Allahtan teistler bulaşmıyor .

    Olsa da güzel olmasa da güzel yaşamak , Kimse dayanılmaz acılara maruz kalmasın dilerim .

  22. “İdamın dışındaki tüm cezalar bireyi topluma kazandırma amaçlıdır ve yanlışlığı kanıtlanırsa geri dönülebilir.”
    Bu kısma katılmıyorum çünkü hapishaneden çıkıp defalarca aynı suçu işleyen insanlar var. Hapishanenin rahat olduğunu düşünüp suç işleyen insanlar da var. Hapishanenin caydırıcı, topluma kazandırıcı olduğunu mu düşüneceğiz öyleyse? bence hiç değiller, sadece cezalandırıcı özellikleri var. Ayrı ve geniş bir başlık konusu olur bu.

  23. Benim düşünceme göre de bu o kadar bireysel bir şey ki, yanlış olan şey; toplumca kişinin saygı duyulması gereken özel alanına müdahil olunmasıdır.Resmen şu söylendi: isterse zaten acısız da intihar edebilir. Yani hayatını sonlandırması beklenen davranış değil, yapmasa iyi olur ama intiharın önü açık, ölmeyi çok istiyorsa intihar etsin, kurumsallaşmasına gerek yok.
    kendi içinde tezat bir bakış açısı sanki bu. Kurumsallaşmamasını neden savunuyorsunuz o zaman? Tabi intihar eder, boynu kırılır, bir türlü ölemez, sakat kalır o da onun bileceği iş hatta iyice çirkefleşif yapmasaydı mı diyeceğiz? Ya da mesela acısız ölmek için 1000 liraya iğne alacak. Yine ölmek tam bir lüks. Yok ucuza alsa bile kime yaptıracak? Başka acısız intihar yöntemi bilmiyorum. Varsa söyleyin bari onu kamusallaştıralım:) sonuçlardan bahsetseniz, şunlar söylense anlayacağım: bu insanlar böyle bir durumla karşılaştıkları zaman toplumca belki bir süre sonra fazla tahammülsüzleşirler her şeye. Toplum da küçücük sebeplerden bile intihar oranında bariz oranda bir artış görülür. Bu da istenmeyen bir durumdur gibi. Kişisel bazda bakıyorsunuz ama duruma. O kişi adına doğruyu yanlışı belirleyip kararlar veriyorsunuz. Özgürlükçü düşüncenin tam karşısında bir fikir gibi görünüyor bu. Dahası yaşam adına da kararlar verilmiş onun adınada sözler söylenmiş. Ölüm yaşama ihanettir! gibi. Bu konuda herkesin ayrı bir felsefesi olabileceği de önemsenmiyor yani

  24. Hırsız başkasına ait olanı çalandır. Kendine ait olanı çalamazsın. Katil başkasını öldürendir. İnsanın yaşamı kendisine aitse, bu bir hak olmalı. Yok bir yerlere/bir şeylere aitse o zaman öyle denebilir belki, ama bu da ekstra bir yük sanki omuzlarda.

    Ölme hakkı yaşamdan da ötesine uzanan bir hak. Yaşam bir oyunsa, yaşam/oyun daha başlamadan önce (daha ortada yaşam yokken) sağlanması gereken bir hak. İstediğiniz zaman çıkamayacağınız bir oyuna girer miydiniz?

    Ayrıca şöyle birşey de var. İster evrim ister tanrı olsun sebep, her durumda, ona “artık bir üst versiyona geçmelisin, ben bu şartlar altında yaşamam” deme yolu olarak bile düşünülebilir. Eğer insanların çoğunluğu artık yaşamamayı seçiyorsa o yaşam türü ve şartları ortadan kalkacaktır, ya daha iyisine evrilir (veya yaratılır) veya yokolur. Tıpkı patrona “ben şu şartların altında çalışmam” diyen adam gibi. Yok ama sürüne sürüne de olsa çalışmaya/yaşamaya çalışmak zorunda hissediyorsak kendimizi, o zaman anlaşmayı belki de yanlış yapmışızdır.

    İntihar etmek zayıflık mıdır? Yoksa en güçlü içgüdü olan hayatta kalma içgüdüsüne dahi rest çekebilecek kadar cesur/güçlü olmak mıdır? Kaçımız geçmişte birgün kısa bir an da olsa ölüp gitmeyi düşünmedik? Aslında gidebilmek o kadar kolay olsaydı çoğumuz yaşamıyor olurduk. Belki bu bir hata olurdu. Belki de olmazdı. İşte bunlar çok kişisel. Kimse genelleme yapamaz. Hatırlıyorum, sanırım Jim Morrison’ın bir düşüncesiydi; “ölümü merak ediyorum. Ve aklım/duyularım/bedenim sağlam, zinde iken onu deneyimlemek istiyorum. Yaşlı ne olduğunu bile ayrımsayamayacağım bir çağımda değil” gibi birşey. Yani salt merak bile bir unsur olabilir.

    Bir de biz hep bir eksiklik/tamamlanmamışlık ile bağdaştırırız ölümü. İyi de yaşamak istediği herşeyi yaşayan biri, daha neyi tamamlamalıdır? Ne kadar daha fazla şey sığabilir, veya sığmalıdır bir hayata? Bu kadarı da yeter diyebileceğimiz bir an hiç mi gelemez? Hep eksik/yarım/tamamlanmamış mı olmak zorunda yaşam/ölüm. Tamam bitirdim ve gidiyorum olamaz mı? Kısaca yaşlılık/hastalık vs ile yaşamın dibine vurmadan da ‘kendi işini bitirmiş’ olamaz mı insan? Hep doğaya mı bırakacak son hamleyi?

    Ölüm döşeği diye bir kavram var. Artık öleceği kesin olanlar bile acılar içinde aylarca kıvranıyor. Tüm bedenini kanser sarmış ve geri dönüşü olmayan hastalar gibi. Öyle bir an var ki, ondan sonrası sadece acı.

    Yaşam hep kutsandı. Ölüme gönüllü gidiş hep istenmeyen hep tabu oldu. Yaşamın kutsanmasının, yaşamın armağanının ziyan edilmesi gibi. İyi de yaşam bizi, bizim yaşamı kutsadığımız kadar kutsamamışsa, bu bizim suçumuz mu? Kim güzel bir armağanı ziyan eder? Yoksa bu da patronun bize, “çok güzel bir işin var, bunu bulamayanlar var, bence çok mutlu olmalısın” deme şekli mi? Yoksa yaşam bizi ‘ucuza mı kapatıyor’?

  25. Şunu da merak ediyorum sonuçta bu kişi er ya da geç ölecek değil mi? Özellikle kendini öldürüyor oluşu yaşama ihanetse ölüm de yaşama ihanettir. Öyleyse asla ölmemeliyiz. Çünkü her koşulda ihanet içindeyiz. Hayat kendisi öldürünce de biz ihanete uğramış oluyoruz bir diğer bakış açısıyla. Sorum:ölmekle kendini öldürmek arasında ne fark var? Hayatı bu koşullarla bir şeylere zavallıca teslim olmak olarak görüyor olabilir kişi. Hayat ona ihanet etmiştir, o da ihanet eder. Hatta belki yaşayarak ölüme ihanet ettiğini düşünüyordur. Bir şekilde öldüğümüze göre doğamızda var demek ihanet etmek. Ama hayat kendisi ölümü getiriyor. Ya kendini tattırmayıp kişinin kendi eliyle yapacağı şekilde ölümü getiriyor ya da kendisi hayatı tattırıp sonra getirip ölümü sunuyordur belki. İntihar etmeyi kafasına koyup engellenen bir insansa her iki durumda da yeniliyor. Ötenazi örneğin. Yaşamla ölüm zıt göründüğü için mi kişinin kendini öldürmesi yaşama ihanet oluyor? Görüldüğü gibi subjektif bir konu yine ve bahsedilen tek bir bakış açısı. Apaçık belli kişinin kendi doğrusunu ötekine dayatma durumu. İyi niyetli bir düşünce tarzı olması da hiçbir şey ifade etmiyor. Ölüm kabul edilemediği için böyle düşünülüyor belki de. (rnd ben de tam olarak bunları yazmıştım.ama hızlı düşünülmüş kötü bir yazıydı.sıkmamak için göndermemiştim.düşüncelerime tercüman olmuşsunuz.şaşkınlıkla okudum)

  26. 1000 yıl önceki yaşama yabancıyız, 1000 yıl sonrakine de, toplum genelinin yaşam anlayışı sürekli zamana göre değiştiğinden yaşama yabancılaşma ile diğerlerini damgalayan kişiler yaşamın anlayışının değişimine ayak uyduramayanlar desek nasıl olur? Yaşamın değerli olduğunu düşünen için intihar düşünenler hep yanlış, hatalı düşüncelere sahipler; intihar edeni kendi yaşam anlayışıyla değerlendirmek daha doğru olmaz mı, yaptığı, yapacağı davranışın doğruluğu ve ya olumsuz! birşey oluşu değişmez mi?

  27. herkesin yaşama hakkının olduğu söyleniyor, ben bu hakkı kullanmak istemiyorum diyerek senin dediğin şekilde tören falan yapsak yaşama hakkının yaşama zorunluluğuna dönüştüğünü görebiliriz. Olmasını isterdim. Parti sonunda hadi eyvallah deyip temelli gitmek güzel olabilir.

  28. Konu beklediğimden daha güzel noktalardan akmaya başlamış.

    Hepsine değinmek istiyorum ama önce şu yoruma dikkat çekmeliyim. .

    Baal tarafından Per, 07/03/2013 – 14:16 tarihinde gönderildi.
    “sosyal bağlar kişiden ölüm isteğini alıp götürüyor..birilerini seviyorsanız ya da birileri sizi seviyorsa ölmeyi isteyemezsiniz.. onlara ihanet olur bu.

    ama herkese nasip olan ya da mutlaka olacak olan bi durum değil.

    dünya hertürlü talihsizlikle dolu bir yer.”

    Bu ne şairane bir ifadedir.

    İşte asıl böyle bir talihsizlik yaşayan insan için hak olmalı. Yaşam öyle bir şey ki, bazen kurtulunması gereken bir bağımlılık ya da ağır bir yük olabiliyor. Bu süregelen veya tekrarlanan bir durumsa, kişi profosyonel destek alabilmeli.

    Sigara, alkol ya da uyuşturucu bağımlıları bağımlılıklarından kurtulmak için destek alıyorlar. Bağımlılıklarından kurtulmak isteseler de bunu tek başlarına halletmeleri mümkün olmayabiliyor. Yaşam da bağımlılık olarak görülebilir. İnsan ailesine, sevdiklerine, sevgilisine rağmen gitmek isteyebilir. Tek başına bu sorunu halletmek mümkün olmayabilir. O noktada destek alabiliyor olması gerekir.

    Kendi bağını kendi kesmeyi başarmış insan için bir şölen olur, yapamayan için de elzem bir yardım.

    Kendi kendine intihar edebilen insan belki yalnız ölmek istemiyordur. Belki şık bir ölüm istiyordur; ennteresan’ın dediği gibi bir veda partisi istiyordur. Bu dünyayı istediği şekilde terk etme keyfiyeti kişiye neden kalamıyor da izbe bir yerde zemine çakılarak, odasında kanlar içinde, veya tavanda asılı, boynu kırılmış bir vaziyette bulunmak zorunda kalıyor?

    Wallace güzel yakalamış.

    Aktaş’ın “İnsanı ölüm düşüncesine sürükleyen acıların nedeni insanın metabolizması, bedeni canı değildir” deyişini.

    Zaten asıl değinmek istediğim nokta bu tür bir ölüm düşüncesiydi.

    Aktaş devamında şöyle diyor; “Bu anlamda intiharlar anlık bir sapmadan başka bir şey değildir…Oysa sizler burada bunun bir hak olmasını ve kurumsallaştırılmasını tartışıyorsunuz. Yani hastalığın hak olması ve kurumsallaşması…”

    Biz burada aslında tam tersini anlayışına sunuyoruz Hüseyin. İntihar düşüncesini ve ölümü değil, yaşama arzusunu ve yaşamı hastalık olarak görmeye başlayan bireyin görüşünü anlamanızı. Sonuçta bu da bir görüştür. Herhangi bir forumda öylesine ortaya sunulmuş bir görüş de değildir. Son derece önemli ve anlamak için çaba gösterilmesi gereken bir görüştür.

  29. rnd çok başka ve güzel bir şeyden bahsetmiş.

    “Ayrıca şöyle birşey de var. İster evrim ister tanrı olsun sebep, her durumda, ona “artık bir üst versiyona geçmelisin, ben bu şartlar altında yaşamam” deme yolu olarak bile düşünülebilir. Eğer insanların çoğunluğu artık yaşamamayı seçiyorsa o yaşam türü ve şartları ortadan kalkacaktır, ya daha iyisine evrilir (veya yaratılır) veya yokolur. Tıpkı patrona “ben şu şartların altında çalışmam” diyen adam gibi. Yok ama sürüne sürüne de olsa çalışmaya/yaşamaya çalışmak zorunda hissediyorsak kendimizi, o zaman anlaşmayı belki de yanlış yapmışızdır.”

    Değil mi? Neden olmasın? Çok ucu açık bir olgu bu. Yaşamın bize sunulmuş olduğuna inanan bu kadar çok insanın arasında yaygın olarak kabul görebilecek bir tavır bence. Anarşizmin küçüklerle uğraşmayı bırakıp büyük patronu kıskacına alması demek bir yerde. Bütün sorunlara kökten bir çözüm niteliği de taşıyor. Ben böyle bir oluşumda yer almak isterdim kesinlikle. Yeterli çoğunluğa ulaşıldığı düşünüldüğünde milyonlarca anarşist düşünürün toplu intiharı şeklinde gerçekleşecek olan en anlamlı eylem olur.

  30. rumana “bence olası durumlarıda paylaşalım.” demişti ilk sayfada. rnd öyle bir olasılık paylaşmış ki, şu an heyecandan daha önce zihnimde yer etmiş olan olasılıkları çağıramıyorum. 🙂 Çünkü bunun yanında çok bireyel kalıyorlar ve silikleşiyorlar. Yine de daha sonra yeri gelirse paylaşabilirim. Şimdilik anarşist ruhumun yaşadığı hazzı bölmek istemiyorum. 🙂

  31. rnd’nin yorumunun kalanını da yüceltmeden edemeyeceğim ki buna aslında hiç ihtiyacı yok. Diğer yazarlar yanlış anlamasın, bu başlık altındaki bütün yorumları derinlikli ve hoş buldum. Aktaş’ınki dahil. Katılmasam da kendi inandıklarını yazdığına inandırıyor.

    rnd, bence ileride bir örgüt kurulacak olursa manifestosunun ana hatları son yorumundan oluşur.

    “Hep doğaya mı bırakacak son hamleyi?” cümlesiyle coşup slogan atan kalabalık gözümde canlandı birden.

    “Yaşam hep kutsandı. Ölüme gönüllü gidiş hep istenmeyen hep tabu oldu. Yaşamın kutsanmasının, yaşamın armağanının ziyan edilmesi gibi. İyi de yaşam bizi, bizim yaşamı kutsadığımız kadar kutsamamışsa, bu bizim suçumuz mu? Kim güzel bir armağanı ziyan eder? Yoksa bu da patronun bize, “çok güzel bir işin var, bunu bulamayanlar var, bence çok mutlu olmalısın” deme şekli mi? Yoksa yaşam bizi ‘ucuza mı kapatıyor’?”

    “Bizi ucuza kapatamayacak” diyerek coşkunluğu artan kalabalığın hep birlkte ıslıklar, alkışlar eşliğinde toplu intiharın gerçekleşeceği alana yürüyüşünü de görebiliyorum. Şöyle bir sorun var ki, patron bu kez de öyle bir günü görebilme ümidini içime yayarak beni ucuza kapatacak. 🙂

    Tebrik ederim. İlham verici düşüncelerini ve akıcı üslubunu paylaştığın için. Bunları gördüm ya, ölmüş kadar oldum. Ölüme bu tür bir bakışla ölüm kesinlikle çok keyifli hale gelecek.

  32. Bu arada, aklımdayken söyleyeyim. Ben başlığı genel ve site üst başlığının altında yayınlanmıştım. Psikoloji üst başlığına sonradan taşınmış. Konuyu sadece psikolojiyle sınırlamak istediğimden, öyle baktığımdan dolayı burada değil. Bilginize…

  33. Aslında yazarken biraz aşırı mı oldu bu diye düşündüm. Ancak bunun bir sebebi de var, çünkü ölüm gerçekten insanların üzerinde düşünmekten ustalıkla kaçındığı ve üstünde epey de yük olan bir konu. Ve aslında ölümü düşünmenin insanı geliştirdiğini de düşünüyorum. Biraz da o yüzden bu dozda yazmayı tercih ettim.

    Toplu hareketleri çok sevmem (çünkü katılanların hepsi aynı bilinç düzeyinde olmaz ve bir noktadan sonra da bilinç, sürü bilincine karışabilir/dönüşebilir), ama düşüncem o ki, insanın toplumsal varoluşunun evriminin bir sonraki aşaması sanırım şöyle olacak: İnsanlar sırf belli bir yerde/ülkede doğmuş olmanın getirileri olanlar (dil/din/ırk vs) üzerinden birlik kurmayı bırakacak ve kendileriyle aynı duygu/düşünce/yaşama bakış açısı taşıyanlarla birlik kurmaya başlayacak. Yani o zaman belki ‘yaşamdan vazgeçmeyi göze alabilenler’ kendi içlerinde daha hırssız, daha insancıl, yönetimsiz, daha sorunsuz ve daha yaşanılası bir toplum kurabilirler. O zaman da, bu daha yaşanılası yeri/toplumu terketmek için yeterli sebepleri de kalmayacaktır. Ama birkez olsun yaşamı bırakabilmeyi gerçekten göze almak onları artık geri dönüşsüz şekilde değiştirmiştir diye düşünüyorum. Yani ‘sonraki versiyon’ belki böyle de gelebilir.

  34. rnd ama galiba bu fikrinin önkoşulu önce dünyadaki toplumsal tabakalaşmanın hayat tarzı yönünde kayıyor oluşu? çok sevdim ben bu fikri.umarım böyle iyi yönde ilerler toplum.ama sanırım ilk seçeneğim doğada yaşam olurdu.hırssız bir yapı fikri hoşuma gitti ama melankoli olurdu sanırım birazda bu tip yaşamdan vazgeçmeyi göze alabilenlerin bol olduğu bir toplumda.
    bu arada ben de hoşlanmadım anarşist bir toplu intihar eyleminden.sloganlar vs sevemiyorum.gaza gelen bir kitle gibi görünüyorlar gözümde.o hoşa giden heyecanın varoluşu rahatsız ediyor beni.çünkü bir duruma tepkini ortaya koyuyorsun ama hoşa giden tuhaf bir heyecan.bir bakıma da hayattan vazgeçebilme olayını siyasileştiriyor sanki bu durum.o insanlardan biri olsaydım böyle bir eyleme katılmazdım sanıyorumki.tepki çekme fikri var.yine hayata dair bir beklenti oluşuyor çünkü bu toplu intihar eyleminin içinde.garip duruyor.rndnin bahsettiği durum ne bunalım,ne beklenti sadece daha fazla yaşamaya gerek duymamak.tamamen içsel ve bireysel bir tercih

  35. Yok yok, aşırı olduğunu falan düşünmüyorum. Aşırı olduğunu düşünseydim de burada görmek hoşuma giderdi. Evet, ölümü düşünmek geliştirir. Yaşamı bırakmayı göze almak insanı geliştirir ama bunu bir cafede çay içerken düşünmekle gerçek bir dibe vuruşu yaşadıktan sonra düşünmek arasında fark vardır. Sadece düşündükten sonra da gelişir insan. Fakat birinde gelişmenin verdiği keyif yaşanırken, diğerinde biraz daha artmış olan farkındalığın getirdiği hüzün yaşanır.

    rumana
    “Yaşamın bize sunulmuş olduğuna inanan bu kadar çok insanın arasında yaygın olarak kabul görebilecek bir tavır bence.” demiştim. Eylem zaten dünyada kalanlar için değil. Onu bize sunana karşı yapılıyor. Bu yüzden siyasi olarak görülemez. Tabi ki eylem, slogan vs. denilince bilindik olduklarından siyaseti çağrıştırması doğal.

    ” Eğer insanların çoğunluğu artık yaşamamayı seçiyorsa o yaşam türü ve şartları ortadan kalkacaktır, ya daha iyisine evrilir (veya yaratılır) veya yokolur. ” düşüncesinden hareketle, yaşamı meydana getiren gücün keyfiyetine karşı bir eylemdir bu.

  36. bu bir fikir elbetteki ama rnd bir ihtimalden bahsetmiş sanırım sadece.yani bir diğer bakış açısını yansıtıyor.ve dediğiniz gibi anarşizmin dayandığı son nokta gibi görünüyor.anarşizm sisteme,düzene bir tepkidir.ve yaşamsal düzenden sistemden de bahsedilebileceği bu yorumlarla daha da netleşti.
    peki aslında benim toplu intiharlar karşısında şunlar aklıma geliyor:hani hep diyoruz ya ağaçların tamamı biranda yok olsaydı insanlar en fazla şu kadar zaman yaşayabilirdi.peki insanların tamamı bir anda yok olsaydı diğer canlılar bundan nasıl etkilenirdi? yani neden medya, düşünürler ve bilim; insanın hayatta kalışını bir binanın temeli olarak görüp üstüne teoriler inşa ediyor da insanın yok olacağı durum karşısında doğanın tepkisinden hiç bahsetmiyor?
    birde insan o kadar çaresiz ve bağımlı bir canlı ki büyük yokoluşla karşılaşması çok kuvvetli bir ihtimal.insanın neslinin tükenmesinden bahsediyorum.belkide biz şuan çok çok ilerideki bir toplumsal yapının düşünüş temellerinden bahsediyoruzdur.doğayı o kadar kısa bir süre içinde öyle geri dönülmez bir şekilde tahrip ettikki (ve buna olanca hızıyla devam ediyoruz) buradan yola çıkarak bizi çok büyük acılar bekliyor olabilir “sadece hayatta kalabilme çabası” adına üstelik.bu durumda insan nesli kendisi verecektir bu toplu yok oluş kararını belkide.çünkü bir süre sonra insanlığın hayatta kalabilmek adına “yapay oksijen” ya da “suyun ikamesi” gibi koşullarla boğuşacağına inanıyorum.bunun öncesi sürekli bahsedildiği gibi su savaşları olabilir.bir sonraki aşamada yoksul ve orta kesimin hayatta kalabilmesi bile belki lüks olacak.bu koşulda toplu intihar eylemleri kaçınılmaz görünüyor.bu geniş kitlelerin zavallıca kıyıda köşede öleceğine inanmıyorum çünkü insanlık çok daha üst bir bilinç ve düşünüş seviyesinde olacak.belki 2500 yılında,belki 3000 bilemiyorum.ama düşündükçe çok hayali bir senaryo değil aslında bu

  37. 25 YAŞINDA GENÇ BİR İNSAN AŞK ACISIYLA MAHALLE BASKISIYLA YAŞAMANIN GEREKSİZ OLDUĞUNA İNANMAYA BAŞLAYACAK! İNTİHAR ETMEK İSTEYECEK SİZLER BUNU YÜCELTECEKSİNİZ İNTİHAR ETMESİNE YARDIMCI OLMALI DİYECEKSİNİZ…

  38. Aşk acısı ve mahalle baskısı birbirinden farklı şeyler. Yine de bu genç doğru inanıyor bence. Bu ikisiyle birlikte yaşamak gereksiz. Ya bunlardan kurtulacak, ya bunlarla yaşamaya alışacak, ya da yaşamamaya karar verecek. Yaşamama kararı aldıktan sonra ona yardımcı olacak kişiler bu kararı hemen değerlendirmeye alabilirler. Farklı şekilde de davranabilirler. “Son kararın mı?” diye yarışma programlarında bile soruluyorken burada da sorulabilir.

    “Kişinin geçici bir depresyondan dolayı mı, yoksa sağlıklı! (ölme isteğinin sağlıksız olduğu bilinyor) bir karar sonucunda mı ölmek istediği araştırılmalıdır bence. Nikah için gün alınması gibi, ölüm için de bir ön soruşturmanın yapılması için süreçler hazırlanmalıdır.” demiştim.

    Örnekteki genç! biraz daha bilinçli olabilecek yaşta görünüyor. 25 yaşında bir insanın kendi hayatı hakkında karar alabilmesi gerekmiyor mu?

  39. İntihar edebilen insanlara şahsen saygım büyük…çünkü şu dünya yapılabilecek en radikal şeyi yapıyorlar..

    Derin bir acı,öfke veya mutlak bir yanlızlaşma hissetmeden birinin intihar edebileceğini ise sanmıyorum..Bunları hissettseniz bile o an ki başka durumlar elinizi kolunuzu bağlıyabilir ve yaşamayı sürdürebilirsiniz..

    Dolayısıyla bu iş için bir timing de lazım .

  40. radikal davranis “son” vermek degil “son”a teslim olMAmaktir zira intihari gerektirecek onca sebebi oldugu halde zorluklara teslim
    olmayan bir ekseriyet var dolayisiyla kolay olani (pes etmek/intihar) tercih eden degil iradesine yenik düsmeyen saygiyi hak
    ediyor..

    slm.

  41. Nedir şu “irade”‘ye yapılan vurgu. Ne iradeymiş, ne nefs’miş be arkadaş intihar etmeyi bile günaha çeviriyor.

    Hem ölüm sizin için bi kurtuluş değil mi? Ne diye dert ediyorsun ebuberkir …

  42. kolay olan pes etmektir. intihar da bir pes ediştir. dolayısıyla intihar kolay olandır:)))
    evet,her şey çözüldü bu mantıkla da zaten. ama nereden biliyorsunuz bütün bunları, intihar mı ettiniz?

  43. Aslında intihar veya ölüm hakkı daha doğrusu bunu yapabilme gücü tanrıda bile yok düşünün yani.

  44. bwallace4ever,

    dert mi ?

    nesini dert edincem herkes gibi yazdim iste sanki yazdiklarim sana dert olmus:)

    günah mi ?

    heh heh..

    günahtan bahseden ben degil sensin naber:)

    slm.

  45. rumana,

    konu üzerine konusanlar intihar mi etmis ?

    slm.

  46. ebubekir mücadele edene de saygım var o da kolay bişey değil.

  47. merak ediyorum hep, niye yapılır bu gibi bir yorum? yani ben düşünemedim mi şimdi bu söylediğiniz şeyi? ne yapmış oldunuz bunu söyleyerek, beni kendi eleştirimle hedef almış mı oldunuz? gerçekten çocukça ve komik geliyor bana bu gibi şeyler.karşıdakinin bunu düşünmüş olup olmadığı bile düşünülmeden yapılmış hiçbir anlamı olmayan bir yorum bu.oturup uzun uzun açıklama yapıyoruz birde.halbuki karşıdakinin umrunda değil sanki hiçbiri.konu üzerine konuşurken kimse çok biliyormuş gitmiş, görmüş ve bitirmiş gibi yazmamış dikkat ettiyseniz.bir yorumda bile birden çok seçenek var.ama sizin yorumunuza bakıyorum hiçbiri gerçekten algısal bir süzgeçten geçirilmemiş gibi.mesela gerçekten biliyormuşçasına intihar etmek kolay olduğu için asıl zorluklara göğüs germenin saygıyı hak ettiğini yazmışsınız.ben bu kadar sığ çabucak ve basitçe düşünmüş olmanıza inanamıyorum.gerçekten hayretle okuyorum bu gibi yorumları.bildiğimizi sandığımız her şeyi yorum süzgecimizden geçirmeye başlayınca ortaya çıkıyor klasiğin dışındaki alışılmamış fikirler.ama ben böyle yorumlar okuyamadığıma değil bunları kendi yorum süzgecinizden geçirmemiş olduğunuza üzülüyorum.niye olduğu gibi alıp kullanıyorsunuz fikirleri? kendi fikrim dediğiniz şeyin içine girmeye başlayınca kendi fikriniz falan kalmıyor genelde ortada.”intihar etmek kolay olandır” bakın ne kadar kolay yazılıyor ve okunuyor.ama küçücük bir düşüncenin içine girdiğinizde hiç o kadar basit olmadığını,içinde binlerce dinamik olduğunu farkediyorsunuz.a b oluyor,b a oluyor.kim bilir, aşk bile düşünce ile başlıyor.ama biz çabucak her şeyi tüketiyoruz.görüyorum ki düşünme eylemide aynı güzergahta ilerliyor.bunları söylemem gerekirken diğer yorumların abuk subuk bir şekilde savunmasını yapamayacağım.üstelik bir savunma haketmeyecek kadar ayrıntılı ve bariz her biri.çoğu çok iyi yorumlardı,hiçbirine hakaret etmek gibi bir niyetim yok.

  48. Onun derdi stilize bir ölüm aslında. Zavallı insanın elinden değil de tanrının elinden olsun istiyor. Yoksa ölüm bir kurtuluş, hayat da sınav yeri. Sınavı yarım bırakıp gitmek olmaz di mi? İlla sonuçlar açıklanana kadar bekleyeceğiz.

    Aktaş’ın biçimsel hümanizmini tercih ederim …

  49. Bu konuda tecrübeli biri olarak yazmak isterim.
    15li yaşlarımdan itibaren intiharımı tasarlayıp 20li yaslarımın basında eyleme gecip basaramayan bir insanım.

    Neden yapmalıyım sorusuna o zamanlar pek bir cevap veremezdim.
    Ama aklımda sürekli nasıl intihar edebilirim fikri gelişiyordu.

    Kendime koydugum sart suydu. Bir sıkıntın olmadıgı mutlu oldugun bir dönem yapacaksan yap! 🙂
    Nasıl yapabilirim araştırmaları sonucunda bir kaç uygun yöntem belirledim, kafamın bir köşesine yazdım.
    Simdi nasıl bir kafaymış bu , deli olmalıymış diyenleriniz olabilir ama öyle bir şey değil.

    Gerçektende çok ama çok iyi olduğum bir dönemde planımı uyguladım.
    Ne hissediyordun derseniz hüzünlüydüm biraz. Arkamdan üzülecek ailem ve arkadaslarımı düşünmemden kaynaklanıyordu sanırsam.
    Tereddüt ettinmi derseniz hiç tereddütüm yoktu. Çok geniş bir zamanda düşünülerek verilmis bir karar.
    Plan hemen hemen kusursuz işledi elimde olmayan bir ufak aksilik dışında. Beceremedim. Ucundan döndüm ama olmadı.
    Çok net tekrar söylüyorum niyet kesinlikle ölmekti. Hayatımdaki bir şeyleri düzeltme çabası değil.

    Ciddi bir hastahane bakımıyla günler sonra kendime geldim.
    İlginç birşey oldu. Artık intihar etme isteğim kalmamıştı. Hafiflemiş hissediyordum.

    Senelerce nedenini çözemedim. Seneler sonra olayı çözdüğümü düşünüyorum.
    Hepimizin bilinç altında yatan ölüm korkusuydu her şeye neden olan.

    Ne zaman ve nasıl öleceğini bilememek..

    Ben kendi kendime ölümden korkmadığımı ispatlamış oldum.
    Herseyden vazgecebilecegimi. Bırakıp gidebileceğimi. Benden baska hic bir seyin önemli olmadığını. Ben olmazsam hiç bir şeyin olmayacağını.
    İleride çok sıkıntı çekeceğim bir durumum olursa provası yapılmıs bir senaryo hazır. 🙂 Bu sefer beceririm heralde.
    Kendi hayatını sonlandırabilme gücüyle donatılmış bir insanım artık. Buda insana rahatlık veriyor.

    Konuya dönelim.. İstediğin zaman ölebileceğini bilmek gerçekten rahatlatıcı bir düşünce.
    Tamamen şans eseri hayatta kalmış bir insan olarak şimdi geçmişe dönüp düşünüyorum ve…
    Eğer ötenazi hakkımın olduğunu bilseydim muhtemelen hiç denemeyecektim intiharı diyebiliyorum.
    Şansım olmasaydı neden öldüğümü bilmeden ölüp gidecektim 🙂

    Bu başlıktaki yazıyı okuyan biri iseniz büyük ihtimalle sizde intihara meyillisiniz. Bence acele etmeyin. Akışına bırakın.
    Ötenazi hakkı olması gerekmiyor. Önemli olan nokta : “Yapabilirsiniz….” Bu durumdada yapmanıza gerek kalmıyor. 🙂

  50. Neden “biçimsel”?…
    Yoksa “bilimsel” diyecektin de klavyen mi sürçtü?:)

  51. bwallace4ever ve rumana,

    Baal´in, “çünkü şu dünya yapılabilecek en radikal şeyi yapıyorlar..” ifadesine karsilik,

    “radikal davranis “son” vermek degil “son”a teslim olMAmaktir zira intihari gerektirecek onca sebebi oldugu halde zorluklara teslim olmayan bir ekseriyet var…..” demisim siz ise sahsilestirmek ve niyet okumaktan öteye gitmeyen yorumlar yapmissiniz..

    alisilmamis fikir/düsünce vs. ?

    slm.

  52. sayın ebubekir bahsettiğim şey intiharın kolay olduğu yargısını nasıl geliştirmiş olduğunuz.baal sağlam bir şekilde temellendirerek açıklıyor düşüncelerini.üstelik farklı seçeneklere açık olduğunu görüyorum.yazdıkları tahrip edilmediği,tartışmalara girmediği sürece geniş bir perspektif sunuyor.ayrıntıya değiniyor ama içinde de kaybolmuyor.baalın sağlam bir düşünce şeklinin olduğu çok bariz.siz de açıklayın.sorun burada başlıyor.neyi nasıl düşündüğünüzü,ne ile temellendirdiğinizi yazmıyorsunuz.burada kimse müneccim değil.anlayamıyoruz gerçekten.böylece karşınızdaki insanın düşünceleri de akıp gitmiyor.aksine tıkanıyor.gerçi ben yine de kendim için bunu söylüyor değilim.sizin kendinize bunu yapıyor oluşunuz üzücü.hiçbiri gerçekten size ait değil gibi hissediyorum.sanki ortaya atılan herhangi bir düşünceyi bir başka kalıba uydurmaya çalışıyor gibisiniz.bu kadar açıklamayışınız bunu net bir şekilde gözler önüne seriyor.böyle yaparak mı bulacaksınız doğruyu, gerçeği? ama siz zaten bir doğru ve gerçek belirlemiş ve sorgulamayı bitirmişsiniz sanki.üstelik bunu yaptığınız öyle sere serpe ortadaki..ego sarsmış olmanın kabulleniş getirmeyeceğinin çok net farkındayım.dahası tam tersi bir şekilde sizin düşünüş şeklinize yine hizmet edecek bu söylediklerim çok büyük ihtimalle.çünkü ne de olsa bu asla kabul edilmeyecek sizin tarafınızdan.yani bu hep bu şekilde olur.bununda doğa kanunu olduğuna inanacağım neredeyse.ne bileyim gereksiz bir şekildede olsa yazmam gerektiğini hissettim.başlığı tıkadığım için üzgünüm,kusuruma bakmayın

  53. rumana,

    yorum kisa olur uzun olur bunu bir üni´li yada coban dillendirir bence hepsi degerlidir ayrica sonsuzus üyelerden uzmanlik sarti
    aramiyor:)

    rumana,iki cümlecik yorum yüzünden onca sey yazmak mecburiyetinde biraktim seni belli ki rahatsiz da olmussun esas sen kusura
    bakma..

    slm.

  54. ‘İntihar kolay olandır mantığı/savunması/argümanı’ kolay bir argümandır. Ve yukarıda 3-4 misli yeni argümanla karşılanmış ve yerinden edilmiş durumdadır zaten. Bundan sonrası onları cevaplamayı gerektirir, sıfırdan cevapları duymadan aynı argümanı tekrarlamayı değil.

  55. ”I will not relinquish old age if it leaves my better part intact. But if it begins to shake my mind, if it destroys my faculties one by one, if it leaves me not life but breath, I will depart from the putrid or the tottering edifice. If I know that I must suffer without hope of relief I will depart not through fear of the pain itself but because it prevents all for which I should live. [De Ira, 1:15] ” Seneca

  56. Bu konuyla ilgili bir de “İçimdeki Deniz” adında bir film vardır ki tadından yenmez.

  57. Yaşamın sahibi ben miyim ki de onu sonlandırma hakkına sahip olayım.

    Diye düşünüyorum ben…

    Sonuçta dünyaya ben kendi isteğimle gelmedim, yaşıyorsam bu hayat ta bana ait değil, o halde, kime aitse o sonlandırma hakkına sahiptir.
    Bana bu hayat , ödünç verildi , yaşama eylemi bu emanetin bir gereği, öyleyse bu emanete hıyanet edemem.

  58. Ondan beklenebilecek bir açıklama…

  59. Bu hayat,bu yaşam bana ait değilse o halde kime ait? Tanrıya mı?Tanrının kendisi ayrıyeten ispata muhtaçken birde bir şeylerin esas sahip olduğunu iddia etmek nasıl mümkün olabiliyor??

    Velev ki tanrıyı var kabul ettik ,kendi canını almama şeklinde bir yasağı olduğunu nereden biliyoruz?…Kutsal kitaplar ve vahiyler aracılığıyla mı?.İyide onların tanrıdan geldiğini ispatlayan nedir?

  60. Peki !!! Kutsal Kitapları kabul etmediğinizi düşünerek , bu hayatın bize ait olmadığını nasıl düşündüğümüzü anlatmaya çalışayım.
    Yaşama başlarken, sizin yaptığınız eylem nedir ?
    Siz yaşamıyorken “Artık bir hayatım olmalı, yaşamalıyım diye ” bir karar aldınız mı ?
    Siz yaşarken, yaşamın size ait olmadığını ve ona dair hiç bir şeyi kontrol edemediğinizi fark etmediniz mi ?
    Nefes almak, kalbinizin atması, sindirim sisteminizin ve diğer tüm organlarınızın çalışması için bir şey yapıyor musunuz ?
    Yoksa onlar zaten çalışıyorlar mı ?
    Ve onların daha düzgün ve uzun süreyle sağlıklı çalışması için yaptıklarınız, gerçek manada sizin kontrolünüz de mi ?
    Yoksa fizik, kimya ve biyoloji yasalarına mı tabi ?
    Siz herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan yaşamı başlatabilme yetisine sahip misiniz ?
    Ölüm zamanı geldiğinde durdurabilme gücüne sahip misiniz ?

    Siz gerçek manada , yaşama dair hangi şeyi herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan yapabiliyorsunuz ?
    YOKLUK kavramını düşündüğünüz oldu mu ? Yoksa yokluk yoktur mu, diyorsunuz ?

    Biz inancımız gereği buna inanırız, elbette sizin böyle bir imkanınız olmadığı için böyle bir şeyden yoksunsunuz.
    Dolayısı ile, pilotların Kör uçuşu dediği şeyi yapmanız gerekir. Yani el yordamı ile hareket etmeniz gerekir.
    Yukarıdaki sorular, bunu yapabilmeniz için, bir imkan verebilir bir dereceye kadar gerisi sizin yön bulma duygunuza kalmış,
    Birde dokunma duyunuza…
    Bu arada yaratıcıyı kabul ederseniz, kendi canını alma diye bir şey olmadığını da anlayabilirsiniz belki,

    Çünkü gerçek manada bir yaratıcı Mutlak varlık olmak durumundadır.
    Mutlak varlık dışında bir varlık gerçekte var olmayıp, bir gölge hükmünde olduğu içinde,
    “kendi canı” diye bir kavramın olamayacağını da anlayabilirsiniz belki.

    Biz Müslümanlar için “kendi” yoktur. dolayısı ile “kendi canı, kendi bedeni vb vb.” veya herhangi bir şeyi de yoktur.
    Günlük dilde kullanılan “kendi, benim vb.vb.” kavramları da, sadece insanlar arasında anlaşabilmek içindir.
    Söz konusu olan yaratıcı ile yaratılan olunca bu kavramlar son derece anlamsız kelimelerdir.

    Ölüm 2. hayata açılan kapıdır, sonra 3. hayata geçilecektir.
    Mülkün gerçek sahibine, herhangi bir şey için “benim malım” diye gitmek,
    hiç bir şekilde kabul edilemez.

    İspat isteyen de bekler ve görür, 1. hayat ile 2. hayat arasında bu ispat görülecektir. Her şey hakkında…
    Yani Ölüm “Anında”…. Yani o kısa zaman dilimi olan AN ‘da.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.