Bazı şeyler açıklama ile aydınlanmaz.

Bazı şeyler , açıklamakla aydınlanmaz.
Mantığın ufku sınırlıdır.Sürekli problem üretir ve cevap arar.
Evren , hep vardı , Her zaman da var olacak diyorum.
Ama mantığımız , buna bir açıklama istiyor.
Tatmin olmak istiyor.
Tüm mantık sahipleri , akşam başlarını yastığa koyarlarken , rahat uyumak istiyor.
Dinler bu noktada devreye giriyor ve yaraların üzerini -tedavi etmeden -örtüyor.

Ben de diyorum ki, mantık istediği kadar acı çeksin. Çünkü mantık yokken de tüm evren vardı , mantık yok olduktan sonra da var olacak.
Mantıksal bir açıklamaya indirgenemeyecek kadar SAF bir durum.
Her birey bunu kendi başına deneyimlemelidir. Dışarıdan alınan bilgi , sadece daha çok problem üretecek. Daha çok cevap ve daha çok soru.
Deneyimlemenin Yolu Meditasyon dur.
(kişisel gelişim saçmalıklarıyla karıştırmayalım )
Meditasyonla ilk tanışmam yakın zaman filozofu Osho sayesinde olmuştur.
Onun 112 farklı meditasyonu var. Biri mutlaka size uyar.
Bunun üzerinde çok durulması gerektiğine inandığım için burdayım.
meditasyon bize duru içgörü verir.
Tüm ermişlerin ulaştığı noktaya ulaştırır.
Sorun şu ki ; bu noktaya ulaşanlar , diğerlerini ulaştıramazlar.
Bu erenlerin bir kısmı , sınırın diğer tarafındakilere hikayeler masallar misaller anlatarak açıklamaya çalışırlar ve hiç anlaşılmazlar.Çünkü uyanık bir insan , derin bir uykudaki kalabalığa ne anlatırsa anlatsın duyulmayacak.Bu çok acı veriyor olmalı.

Diğer kısmı da , hiç bir şey anlatmamayı tercih ederler. Çünkü bilirler ki, ne anlatırlarsa anlatsınlar işe yaramayacak.

Bir kısmı da , dillerinde tüy bitene kadar anlatırlar ve yine aynı noktaya geri dönerler.
kısır döngü canlarını sıkar ve bir süre sonra da vazgeçerler.

Aydınlanmanın yolu , kelimelerden Geçmiyor .
Aydınlanmanın yolu mantığı tatmin etmekten de geçmiyor.
Aydınlanmanın yolu derinlerdeki varlığımızı farketmekten geçiyor.

Derinlerdeki Varlığımızı farkettiğimizde , ne olacak ?
işte o zaman tamamen aydınlanmış uyanmış olacağız.
Zihnin ve bedenin dışına çıkmış olacağız.
Tüm sorular , bitecek .Tüm sorunlar da bitecek.

Yaşamımızın tüm kontrolünü elimize alacağız. Duyarlılığımız son safhada, hayatın tüm getirilerini, arkasındaki şeylere tutunarak umut ederek değil , beklentisiz saf bir olgunlukla kabulleneceğiz.
Nehre karşı yüzmekten vazgeçip nehirle birlikte usul usul akarken , kendimizi varoluşun emin ellerine bırakacağız hiç bir gerginlik yaşamadan …Ölümse ölüm , yaşamsa yaşam…
Biz yaşamın kendisinden daha bilge değiliz.

Salisesi salisesine uyanık vaziyette -uyurken bile- yaşamanın kalitesi dünyadaki hiç bir şeyle değiştirilemeyecek kadar güzeldir özeldir.
Tamamen uyanık hale geldiğimizde , boyutlar arasında zaman / mekan engeli olmadan seyahat edeceğiz .
Geçmişe geleceğe uzanacağız.
Aynı anda bir kaç yerde olabileceğiz.
Rüya alemlerinde seyahatler yapabileceğiz uyanık olarak.

Tüm bunlar çok ama çok saçma geliyor hala mantığıyla yaklaşana .
ama hiç tanıştırılmadık bu boyutla. Tanışanlara deli dedik , tımarhanelere kapatık , çarmıha gerdik taşladık .Yabancı olan yeni olan herşeye karşı düşmanca tavrımız değil mi bizi bu kısır döngüde tutan ?

Ama Varlığımızın özüne inmeden , bu boyutla tanışmadan karar vermeyelim derim.
Çünkü bu potansiyel , istisnasız her insanda mevcut.
Yaşamakla ödüllendirilmiş her insan, milyonlarca spermin 8-10 santimlik maratonunu birincilikle
bitiren Her insan, bu potansiyeli taşıyor.
Varoluşçu filozofların karamsar tutumlarının aksine , her insanın yaşam gibi gizemli bir güzellikle tek tek seçilerek ödüllendirilmiş olduğuna ve mekaniklikten kurtulup bu ödülün bir an önce farkına varması ve hakkını vere vere doya doya yaşaması gerektiğine inanıyorum.

Rüyalar

Rüya boyutundayken gördüklerimizin birebir gerçek olduğunu biliriz.
Sonra uyanırız ve bunun gerçek olmadığını farkederiz.
Peki ama , neden tekrar uykuya daldığımızda ve rüya gördüğümüzde , yine aldanıp rüyanın gerçek olduğuna inanıyoruz ?
binlerce kez uyanıp rüyanın yalan olduğunu öğrenmemize rağmen .
Acaba biz bunu bir türlü öğrenemedik mi ?
Yoksa biz uyanıkken de uykuda mıyız ?

Seks ve Ölümün ilişkisi .

Seks ;hayatın başlangıcı, Ölüm ; hayatın bitişidir.

seksle dünyaya gelen her varlık , mutlaka ölür.

Eşeyli üreyen istisnasız tüm varlıklar , ölür…

Eşeysiz üreyen Amipler , öldürülmezlerse , hiç ölmezler.Bölünerek çoğalırlar.
Amiplerde eşeyli üreme olayı yoktur.
Bunlar seks aracılığıyla dünyaya gelmedikleri için mi ölmüyorlar ?

bakteriler , virüsler seks aracılığıyla dünyaya gelmedikleri için mi ölmüyorlar ?

İkinci mesele ;

Tüm dinler neden Seks ve ölüm konularını bolca işler ?

Seks , son derece doğal bir ihtiyaç iken , neden dinler bunu lanetler ?

Seks ve Ölüm , aynı paranın iki yüzü müdür ?

Amelia Earhart kimdir?

Amelia Earhart 24 Temmuz 1897′ de Kansas, Atchison’ da doğdu. Harika bir kadin, bugün onun icin bu forum.

Amelia Earhart, dünyanın en ünlü pilotlarından biridir. Kısa yaşamı süresince yeni ufukların haritasını çizdi ve rekorlar kırdı. Dünyanın etrafında yaptığı bir uçuş sırasında kayboldu.

Earhart 24 Temmuz 1897′ de Kansas, Atchison’ da doğdu. Büyük olan Edwin Stanton ve Amy Otis Earhart iki kız kardeştiler. Bu iki zeki kızın çocuklukları oldukça mutsuz geçti. Babaları sık sık işini kaybeden bir alkolikti. Kızlar gündelik işlerini yaparken sık sık şiir okur, aynı zamanda basket ve tenis gibi sporları da severlerdi. Aileleri onları yeni şeyler denemeleri konusunda yüreklendiriyordu.

Amelia liseden sonra yüksekokula gitmeyi düşündü. Fakat, 1.Dünya Savaşı’nda gazi olan birkaç kişiyle tanıştıktan sonra bunun yerine hemşirelik eğitimi almaya karar verdi.

Savaş sırasında Amelia Kanada’ da askeri hemşire olarak çalıştı ve sonra gönüllü olarak göçmen çocuklara İngilizce öğretti. İşin yanında, Amelia’nın bir hobisi oldu. 1920’lerde popüler olan uçak gösterilerini seyretmekten zevk alıyordu. Bir gün 10 dakikalık uçak gezisi yaptı ve uçmaya yetenekli olduğunu ve uçmayı öğrenebileceğini anladı. Amelia bir sürü değişik işte çalıştı ve annesinin yardımıyla 1000 $ biriktirdi. O günlerde 1000 $ oldukça yüksek bir rakamdı. 10 saatlik öğretim ve birçok çarpışmadan sonra Amelia uçmaya hazırdı. İlk yalnız uçuşunu 1921′ de yaptı. Uçuş çok iyi geçti. Sonraki yıl, Amelia yeterli parayı biriktirdi ve kendi uçağını satın aldı.

1928’ye dek sadece hobi olarak uçtu. Bu durum Amelia’nın Yüzbaşı Hilton H Railey’ den bir çağrı almasına dek sürdü. Amelia’ye, Wilmer Stultz ve Louis Gordon adlı pilotlara Birleşik Devletler’den İngiltere’ ye uçuşlarında eşlik etmesini teklif etti. Amelia sadece bir yolcu olacağını düşünürken, Atlantiği geçen ilk kadın pilot oldu. Uçuş “dostluk” adına oldu ve bu gezi 17-18 Haziran 1928′ de gerçekleşti. Amelia uçuş hakkında bir makale yazan George Putnam ile evlendi.

Bundan sonra Amelia halkın dikkatini çekti.1932′ de tek başına Atlantiği geçti ve 13 saat 30 dakika ile yeni bir Atlantik geçiş rekoru kırdı.Bu nedenle Amerika başkanı Herbert Hoover’ dan bir madalya aldı. Birkaç yıl sonra zor bir rota olan Kaliforniya’ dan Hawai’ ye uçan ilk kadın pilot oldu.

Amelia’nın son uçuşu 1937 Haziran ayında oldu. O ve dümencisi Fred Noonan dünya turu için hazırlandılar. İki motorlu Lockheed Electra ile uçuyorlardı. Maeria’ nın Miami şehrinden Güney Amerika’ya yol aldılar. Sonra Güney Atlantik Okyanus’ unu geçerek Afrika’nın Dakar şehrine gittiler. Oradan Tayland ve Avustralya’ya.

Bununla birlikte Yeni Gine’deki Lae’ den Howland adasına doğru giderken Amerikan Sahil Güvenliği uçakla iletişimi kaybetti. Son mesajı 2 Temmuz 1937, sabah saat 8.45 de aldılar. Amelia’nın ses tonu çok telaşlı olarak tanımlandı.

Büyük bir aramaya rağmen Amerikan Deniz Kuvvetleri ne pilotlara ne de uçağa ait bir ize rastlayamadı. Bu kayboluş hala esrarını korumaktadır. Bazıları onun ve Nooan’ ın Japonlar tarafından kaçırılıp idam edildiğine inanırken, diğerleri Amelia’nın başkan Roosevelt tarafından gizli bir casusluk görevine yolladığını sanmaktadırlar. Bununla beraber bu teorilerin hiç biri doğrulanmamıştır.

Ona karşı bir övgü olarak kocası 1939′ da “Yükseklerde Uçan Kanatlar” ismiyle bir biyografisini yayınladı. Biyografi onun maceralı yaşamını tanımlıyordu.