Dinci Neden Sahtekar ve Zavallıdır?

Müslüman neden sahtekardır demedim…

Dinci neden sahtekardır dedim…

…öncelikle bu farkı anlayalım, özümseyerek kabul edelim.

Hangi din olursa olsun…

…dinci sahtekardır.

Sadece sonsuz us değil…

…tarihte yer alan yaşanmışlıklar, olaylar, anılar, haller ve durumların yanı sıra…

…hangi internet sitesine giderseniz gidin…

…dincilik sahtekarlıktan başka bir muamele görmemektedirler.

Bu yazdıklarımı alıp bakın iman sahibine saldırıyor, bakın dine saldırıyor, bakın tanrıya saldırıyor diyen soytarılar olacaktır.

Bir daha belirterek devam ediyorum…

“Dinciler sahtekardır” diyorum.

Müslüman sahtekardır ya da Hristiyan sahtekardır da demiyorum…

…Ahmet, Mehmet diye isim de vermiyorum.

Dinci sahtekardır diyorum.

İster Afrika nın Zünelle kabilesinin dini olsun, isterse Asya bozkırındaki bir boyun Zentuk kabilesinin dini olsun isterse de Arap yarımadasından çıkan bir din olsun…

…tamamının yaygaracısı sahtekardır.

Dinci neden sahtekardır?

Çünkü dinlerin tamamının ortak paydası süre giden yaşamı kontrol ettiklerini iddia edenler tarafından uydurulmuş sistemlerdir.

Öyle de olmak zorundadır.

Dünya üzerinde var olan her bir nesne, canlı, fenomen, olgu ve de unsurdan haberdar olduğunu ve bunu yönettiği konusunda ikna edemediği sürece bir GÜÇ bildirimi yapamayacaktır.

Bu durumda dincinin sırtını dayadığı bir yazılı, çizili metin, doktrin, kural ya da yasa silsilesi vardır.

Dinci evren üzerinden boru öttüren bir düşüncenin borozancısıdır.

Tabiatta olan bitenler ile dincinin sırtını dayadığı çeliştiği an dincinin de işi bitecektir…

Şimdi…

Sizin bizim gördüğümüzü dinci görmüyor, anlamıyor, akledemiyor mu sanmaktasınız…

Hayır.

Tamamını onlar da görmekte, anlamakta.

Pekiiii neden aşikar olan gerçekleri görmezden gelmekteler?

Tek bir kelime ile bunun cevabı verilebilir.

AVANTA!

Dinci avanta yok ise kendisi de yok demektir.

Dinci temsilciliğine soyunduğu doktrini satma adına her kılığa girebilen, hayasından, kişiliğinden, ahlakından, edebinden ve de erkanından kolaylıkla vazgeçebilecek kişiliksiz, edepsiz, hayasız, fırıldak kişinin önde gidenidir.

Eli kolu bağlı bir mürit…

…hareketi kısıtlı…

…özgürlükten nasibini almamış bir organizmadır.

Zavallıdır yani.

Zavallı olduğunu kabul etmeyerek bütün oraları buraları biz yarattık diyen bir gücü arkasına alarak bu zavallılıkları pazarlama işine giren de sahtekardır.

Dinci…

…hangi din olursa olsun…

…hem zavallı hem de sahtekardır.

Ha?

Yeryüzünde süre giden bir YAŞAM var.

Bu YAŞAM içinde bulunan canlılara baktığınızda ortaya bir tablo çıkmakta.

Bu tabloda İNSANLARIN bir sınıflaması var…

…balıklar, kuşlar, memeliler, bitkiler vs vs.

Detayına gider bir biyoloji kitabı açar kendiniz bakarsınız.

Şimdi…

Tanrı, dünya üzerinde bulunan yüzlerce…hatta binlerce birbirinden farklı yaşayan organizmalar içinde, nedense, sadece insan ile haşır ve de neşir.

Günde beş öğün domalan kanguru var mıdır?

İstavroz çıkaran bir geyik gördünüz mü?

Kendine bir duvar bulup zırlayan bir kaplan mı var?

Madem yeri, göğü, tüm yaşayan canlıları tanrı yarattı…

…neden oruç tutan bir salyangoz yok?

Zekat veren bir karınca var da henüz keşfedilmedi mi?

Arı neden haca gitmiyor?

Götü başı açık maymun neden türban takmıyor?

Binlerce canlının yaratıcısı tanrı neden hayvanlar söz konusu olduğunda YOK?


Neden bu yazıyı okurken kendinizi öküzden farksız görmektesiniz?

Ha?

İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok…

…diye giden o bildiğiniz lakırdı var ya.

Yalan!

Hayvanı falan taktığı yok…yine hayvanı kendine malzeme edip sözde insanın tekine giydiriyor. Muhtemelen bir insan kişisinden haksızlığa uğramıştır, haklı olduğunu düşünüyordur.

Hayvanlardan sektirerek hakaret methiyeleri düzmekte…

Kedilerimden bahsetmiştim…

…azıcık daha bahsedeyim.

Bunu yapmak isteyişimin nedeni de yukarıdaki lakırdı.

O lakırdı bende şöyle:

“Hayvanları tanıdıkça insanların ne mal olduğunu daha iyi görüyorum”

…aslında seçtiğim “mal” hani nüfus dairesinin kapısındaki levhada yazan “Nüfus Müdürlüğü” yerine “Mal Müdürlüğü” yazsak kendimizle daha barışık ve kendimize çooook daha samimi ve mert olacağımız düşüncesi cinsinden bir mallığı anlatmakta.


Jasmin, Mikie nin kızı, anasının yattığı sandalyeye tırmandı…sandalyede mayışık uyuyan anası önce bir irkildi ama baktı ki gelen öz be öz kızı…başladı onu yalamaya…

…dört ayı geride bırakan yaşına rağmen Jasmin bu yalama faslından yüz bulunca memeye daldı…

…tabii patiyi hırlamalar eşliğinde kafasına yedi.

Patiyi yiyen Jasmin in kulakalar anında sağa ve sola döndü, vücudu gerildi, kafası öne düştü, kuyruğunun sadece ucunu sağa sola yılan kafası-vari bir şekilde oynatmaya başladı…

…kuyruk ucunu saymaz isek…

…heykele kesti diyebilirim.

On saniye öylece kaldı…sonra sol ön patisini kaldırdı ve yavaş film çekiminden daha yavaş bir şekilde anasının bacaklarından birinin arasına koydu ve bir beş saniye kadar daha heykelleşti…

…kaldırdığı o sol ön patisinin yerine sol arka patisini getirip koydu…yine bunu yapması bir o kadar sürdü…

…elbette oldukça yavaş ve bir o kadar usulca.

Ciyakalama yok, ağlama yok, zırlama yok…

…eline geçirdiği bir sehpa üstü cismini feryat figan var gücüyle rastgele bir yöne fırlatma da yok.

Düşünmedim değil:

Bendeniz yemek yerken tabağıma ya da elimdeki yemeğe musallat olunca “pişşşşt, fışşşşt, pisssst” sesleri çıkarak bunlara şarlayınca çoook daha fazla eziyet ediyor olmalıyım. Hatta bundan eminim. Zira bizim kulaklardan kat kat ileri düzeyde olan işitme kabiliyetleri, dolayısı ile bu gelişmiş duyusunu hiçe sayarak çıkardığım ince ve tiz ses beynine saplanıyor gibi oluyordur.

Oysa anasının pati darbesi şu yeni çıkan ekran dokunmalı cep telefonuna olan parmak pıtlamasından çok daha hafif idi ve işe yaradı…

…kulakları sağa sola döndü, başı öne eğildi, heykelleşti, yavaş çekim film gibi üç dakikada bir buçuk adım attı.

Kedilerin bir kaç günde gözleri açılır…gözleri açıldıktan sonra da tehlike arz edebilecek, onları incitecek bir yükseklikten düşmezler…atlamazlar…

…insan yavrusu ise altı sene sonra bile balkonda aşağıya uçtuğu zaman gebereciğini akledemez.

O pıttadanak pati darbesinin nasıl da işe yaradığını anlamak için kedi olmak gerekmez…

…her bir şey gözler önünde olup bitmekte.

Kedi yavruları yaklaşık yaklaşık iki ay kadar yuvadan/doğdukları yerden çıkmazlar…

…ve yuvaları tertemizdir.

Anaları bunların bokunu yer.

Kim bilir…belki de şu “bokunu yiyim abi” oradan gelmektedir.

Fırsat oldukça devam ede/rim/lim.

Var ya…hep beni bulur!

Deriz işte…

…sonra da sorulur:

-Size de oluyor mu?

Canım pide istedi…uzun zamandır yememiştim. Bir kaç gündür iş ziyaretinde bulunduğum Denizli’nin bu semtinde pideci bulmak üzere bir iki sokak geçmedim bile…

…buldum.

Ağız dolusu bir şeyler yemek oldum olası hoşuma gider işte…dürüm sandviç vs vs.

-Pidelerden neler var…

…dedim içeriye girince…başladı saymaya çırak:

-Karışık, mantarlı, kaşarlı, yumurtalı kaşarlı, sucuklu…

Kestim…istediklerimi saymıştı:

-Bir kaşarlı bir de kaşarlı yumurtalı pide istiyorum…lütfen.

-Bir buçuk mu olsun

…dedi fırının başında olan…edasından anlayabilirsiniz… oranın yetkilisi.

-Hayır bir kaşarlı bir de kaşarlı yumurtalı pide lütfen.
-Güveç de var…
-Güveç pide nasıl bir şey?
-Yok güveç var…göster abine

Çırak gösterdi…bildiğiniz güveç.

-Yok bugünlük pide istiyorum.

Pideleri tırnakladı, şaplakladı, açtı, kaşarlarını koydu, fırına attı.

Bu arada bir ayran geldi:

-İkramımız ayran
-Teşekkürler

.
.

-Aslen nerelisin abi
-Hatay
-Hatay lıya benzemiyorsun
-Aslen nereli olduğumu sordun…oralıyım işte.
-İşler nasıl?
-İyidir
-Sizde de var mı?
-Ne var mı?
-Ayran
-E var

Pideler çıktı…pideleri çırağın önüne attı…çırak kaşarlıyı aldı, tereyağını sürdü, dilimlemeye başladı, bitirdi ve kutuya koyduktan sonra kaşarlı yumurtalıyı yağladı, doğramaya başladı, yarısına geldi;

-Pardon abi doğruyor ama doğrasın değil mi?

Hani ”yok doğramasın” desem ne olacaktı acaba?

Sizlere de oluyor mu bunlar?

yapış yapış

Yalnızlığım “Ne düşünüyorsun” soruşun ile sonlandığı zaman zaten seni düşünüyordum…

…seni uzaklarda hayal ettim.

Seni özlemelerimi özledim…

Özlem düşmeli içime… gitmelerinden yakınmalı, beter olup korkmalıyım. Başka kokular arasında senin kokuna özlem cezaları yaşamalıyım . İhanetlerimle lanetler okumalıyım kendime. Üzüldüğünü düşünerek aynadaki yüzümden tiksinmeliyim.

Seni özlemeliyim…

Merakıma verdigin eziyetleri gidermenin kurnazlıkları sonrasında içine sızmanın, reddedilme korkusu ile fırlama engeller yaratıp aşmanın, marifetli çabalar sonrasında karşı koyamamanın… Acizligin zafer ile kol kola girdigi anların çelişkililerinin alev alev dansetmesini…

*

Bu ne lan…yapış yapış!!!

Sadece “Seni özlemelerimi özledim.”

…demek varken.