Bir Soru Bir Konu

Az önce sitenin anlık mesajlaşma panelinde şöyle bir ifade yer aldı…konuyu genelleştirmek ve kişisel hezeyan malzemesi etmemek adına kişilerin mahlas/rumuz adlarının bir önemi olmadığını altını çizerek belirtmek isterim.

xyz: sonsuz, son sözüm inançlara karşı hakaret edilmesin yeter, umarım daha dikkatli olursunuz. Artık bir yazı yazmıyorum.

Bunu okuyan bir başkası cevaben şunu yazdı:

Tanrı: Rezil ettin beni salih!! sen iyi bir köle değilsin!

Bunları okuyan bir başkası:

DEC CAL: sonsuz tanrı nıckıyle gırılen mesajın ve bu benım mesajımında panodan sılınmesını talep edıyorum.

…yazdı.

Ben de bu okuduklarıma istinaden soruyorum:

Neden silinmesini talep edilmekte?

Aklıma gelen olası nedenlerden bazılarını yazayım.

1-Tanrı, muhtemel ötesi bu tanrı Allah, hiç bir zaman mesaj yazmaz ya da yazamaz.
2-Allah herhangi bir insanı muhatap almaz.
3-Tanrı sadece peygamber ile konuşur hatta ona melekleri ile vahiy yollar.

…bunların haricinde nedenler olabilir…onlar nelerdir?

“Silin o mesajı” dedirten neden ya da nedenler nelerdir? Bir cevabınız ve açıklamanız var mıdır? Bu cevabınızın ve açıklamanızın gerekçeleri ne gibi bir bilgi ya da öğretiye dayanmaktadır?

🙂

Gençlik Başımda Kabus

Son zamanlarda okuduğum en anlamı yazılardan bir tanesini yazdı Yılmaz Özdil.

Hazır ortalık sakinledi…

Sakin sakin konuşalım.

*
59 yaşındaki YÖK Başkanı, koltuğa oturur oturmaz, ilk iş
ne yaptı biliyor musunuz?
*
Motosiklet aldı.
*
İçinde ukteymiş.
*

Çünkü, sağ-sol, ideoloji meselesi filan değildir aslında yaşananlar… “Gençliğini yaşayamamış insanlar” tarafından yönetiliyor Türkiye… Gençleri anlamama sebepleri bu.
*
Hani, üniversite yıllarından suratını hayal meyal hatırladığınız, varlığıyla yokluğu bir, hafızanızı zorlasanız bile ismini çıkaramadığınız tipler vardır ya… İşte onlar yönetiyor.
*
Elbette onlar da 20 yaşında, 25 yaşında oldular, ama, hiç genç olmadılar. Vazgeçtik kafelerde yan yana oturup laflamayı, fakülte kantininde bile kızlı-erkekli ortamlarda bulunmadılar.
*
Gençliğin adeta uzvudur mesela, gitar… Ne kadar uzak onlara… Plajda yakılan romantik bir ateşin etrafı, dağcılık kulübünün kurduğu kampın çadırı, amfide şamata, kampustaki şenlikte mırıldanan aşk şarkıları veya yılbaşı partisi, belki alt tarafı bi bira… Ne kadar uzak.
*
Dar çevrelerinin Çin Seddi gibi eşiklerine esir büyüdüler maalesef… Kanları kaynamıştır, istemişlerdir mutlaka. Aşamadılar. Aşanlara kızmaları ondan… Halbuki, hayatında bi kere olsun dağıtmadan, nasıl toparlanır insan? Hangi sınırdan bahsedebilirsin, özgürlüğü tatmadan?
*
İnanmazsanız, açın özgeçmişlerini… Hayat baharının en güzel dört senesi “şu üniversiteyi bitirdi” diye geçiştirilen, kupkuru üç kelimeyle özetlenmiştir. Anaları babaları, ilkokul dönemi, sonra zart diye atlar, siyaset sahnesindeki binlerce fotoğraf… Arası boştur! Üniversite yıllarına dair hatıra fotoğrafı olabilmesi için, hatıra olması lazım öncelikle… Yoktur.
*
Sorsalar bana, king bilmeyeni milletvekili bile yapmamak lazım… Ki, briçi kumar zannedip, spor olduğunu kavrayamadan mezun oldular. Zaten, spor ayakkabı giymeden emekli oldu çoğu… Apo’nun bile Bekaa’da kız militanlarla voleybol oynarken fotoğrafı var, bunların var mı? Güya kültür dersi veriyorlar bize, hangisinin halkoyunu oynarken fotoğrafı var? Tiyatro?
*
Mayo giymeden büyüdüler, mayo… Bülent Arınç, Beşir Atalay… Aileleriyle şezlongda güneşlenirken düşünebilir misiniz? Bırak düşünmeyi, Allah bilir, mahkemeye bile verebilirler beni… Bu kadar normal bir insan davranışı üzerinden kendilerini örnek verdiğim için.
*
(Bakın, peşin peşin söyleyeyim, mahkemeye verirseniz, Kürşad Tüzmen’i şahit gösteririm… Çünkü, mayo giymeyi anormallik kabul etmeyen Kürşad Tüzmen’e gidin sorun, yumurta fırlatan gençlerin heyecanını da anlıyordur, sahillerin AKP’ye neden oy vermediğini de.)
*
İyi yönetilen devlet, iyi yönetilen üniversite, iyi yönetilen gazete, iyi yönetilen banka, hepsini inceleyin… Hepsinin başında, gençliğinin hakkını vererek yaşamış yöneticiler görürsünüz.
*
En vahim gençlik hatası…
Gençliğini yaşamamaktır.
*
Türkiye’nin durumu vahimdir.

Vahim ötesidir!!!

Din İman Mevzuları…

Aşağıdakiler bu sitenin virtrinindeki başlıklar ve dolayısı ile konular…

Şeytan Olayı
Tanrı – Taş paradoksu
Taksim Travestileri
Tırnak içinde cahiliye dönemi
Teolojik Aklın Eleştrisi…
Yeniden Kar Yağarken…
Varlık – insan – tabiat – tarih – din
Bilim ve İslam
Kutsal Kitaplar
Hanif İslam Öğretisi ve Hans Von Aiberg
Bir müslümanın Şeriat’ı istememe sebebi ne olabilir?
Jean Genet/Açık Düşman-ŞİDDET VE ZORBALIK
Ülkeniz savaşa girerse
Alışkanlıklar
Tanrı’nın Doğum Günü ( Burak Özdemir )
Düşünce Sözcük İlişkisi Ya da Top Taca Gitmesin:)
Diller hakkında düşünceniz
Power Balance( Bileklik )
NASA tarihi açıklamayı yaptı.

19 başlıktan 10 tanesi din, tanrı ve İslam ile ilgili…

Eğer yanlış hatırlamıyor isem üç ya da dört din içerikli başlığı da admin vitrinden kaldırdı…

…yani neredeyse 19 konudan 16 sı din ile ilgiliydi.

Neden?

Çünkü TC nin gündeminde ve siyasetinde hatta her yerinde din var…

…oradan arkadaşın teki dinle, tanrıyla İslamla neden bu kadar uğraşıyorsunuz diye soruyor da.

Dini gündelik yaşama bu derece zerkleyen de emperyalistlerin bu topraklardaki emellerine hizmet edenler.

TC nin geleceğini çöl kültürü üzerine taşımak isteyenlerin eseridir bunlar…

Özetlemek gerekir ise;

Madem öyle gel böyle…

…desem uyar mı acep?

Kötü Kadınlar

Hemen aklınıza kötü yola düşmüş yani fuhuş yapan kadınlar geldi değil mi?

E, değil…

İyi kadın deyince de aklınıza aile ortamında yetişmiş, çocuğunun anası, evini maharetle çekip çevirebilen, işine, eşine sadık olan, çiçektir, börtüdür, böcektir, anadır, ayaklarının altıdır, cennettir zırvalarına mazhar olan kadınlar gelmekte…

…yine değil.

Kötü kadın, birey olamamış, olmayı bilmeyen ve hatta öğrenmek istemeyen kadındır.

Kötü adam keza…

…bakın “kötü erkek” demedim. Erkek olmak zaten kötü olmak ile aynı anlama gelmekte. Zira analarından çıktıkları gibi kalmış olanlardır erkek olanlar.

-Neyiniz oldu?
-Erkek evladımız oldu…
-E maaşallah…

Hala erkek ise, öyle kalmış…adam olamamış demektir.

Aslında bu kadınlar konusunda yazmamaya karar vermiştim…zira o kadar bıkkınım ki…göle maya çalıyor gibi hissediyorum…az önce okuduğum bir makale kışkırtmasaydı yazmayacaktım.

Devam edeyim;

Buyrunuz hep beraber sözlükten alıntıyı okuyalım;

BİREY:
1-Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert.
2-İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert.
3-Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert.

Neymiş?

Kendine özgü nitelikleri yitirmeyen…

Neymiş?

Düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri

Neymiş?

Kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan…

Belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmemiş olanına “kaşık düşmanı” gibi berbat bir nitelendirilmeye boyun eğmiş bir kadın kötü kadındır…

Evlenmek yerine evlendirilen kadın da kötü kadındır…Babasından, anasından, amcasından, dayısından istenilen kadın da iyi bir kadın değildir. Kendi hayatının sahibi olamayan, olmak istemeyen, sahip çıkılmayı kendisine karşı olması olması gereken bir görev olarak gören de kötü bir kadındır.

Oraya buraya yazıyorsunuz…en azından bendeniz, kendimi bildim bileli bunları okuyorum…yani kırk senedir: Dayak yiyorlar, zulüm görüyorlar, yasalar yetersiz, seçme seçilme hakkı, erkek egemenliği toplumda kurban…

…alınan, satılan, vurulan, sürülen, cezalandırılan kadınlar.

Talepkar olmak ile birey olmak arasındaki farktır bu işlerin asırlardır sakız olmasının nedeni.

Talepkar olan iyi bir kişi olamaz.

Kadın dayak yiyior yemesine de aynı kadın kızını oğlunu eşek sudan eşşoğlueşşek de işten gelinceye kadar dövüyor.

“E kadın dayak yediği için şiddet eğilimli oluyor ondan dövüyor”

He ya…

Pekiiii, “dövdüğü için şiddete alışkın olduğundan dayak yiyor ve bunu da normal görüyor” desem olmaz mı?

Bakınız:

Normal bir insan bir kere dayak yer…hata yapanı ya da yanılıp yunulanı da iki kez.

Üçüncüsünü yiyorsan sen kötü bir kişi olmaya adaysın demektir.

Her bir kadın her bir birey gibi çareler üretme, onları lehine kullanma yetisine sahiptir. Bu yetiyi kullanmıyorsa olması gereken standartlarının altına düşmüş demektir.

-Efendim ama benim mahalleden arkadaşlarım var….say say bimez…hatta ataerkil öküzden geçilmeyen ülkemize bakın ve hatta dünyada başka ülkelerde de kadınlar zulüm görmekte…

He görmekte…

…iyi de onlar görüyorlar o zaman bari ben de göreyim mi diyeceksin?

Şikayet edeceksin…olmadı mı…savaşacaksın…gerekirse adam tutacak gereğini yaptıracaksın. Güleceksiniz belki ama…ben bu kafamla kadın olsam kadın döven adamlara karşı mafya oluştururdum; Gideceksin mafyaya…raporunu, savcılığa suç duyurusunda bulunduğun halde sonuç alamadığını gösterir kağıtları göstereceksin bir de sana şiddet uygulayan adamı göstereceksin…artık baba mıdır, abi midir, koca mıdır…

…üç gün hortumla çorba içecek.

İyi kadın bunu yapıyor.

Ağzınızı ayırarak baktığınız batı kadını örneği nasıl oluştu sanmaktasınız?

Hayır efendim! Onların çoğunun Atatürk gibi hakları, hukukları, yasaları altın tepsi içinde sunan bir liderleri olmadı. Sokağa dökülerek, savaşarak, içlerinden bazılarının idolleri adına hapislerde, hastahanelerde acılar çekmesi hayatlarını kaybetmesiyle elde ettiler.

“Erkekler bize zulüm etmesin”

Ulan adı üzerinde işte…erkek….yani adam olamamış yaratık…adam olsa konusu olmayacak zaten.

Sen dişilikten öğreti ile kadın olmuşsun da herif erkek kalmış…yukarıda da belirttiğim üzere…adam olamamış…

…ne yapacaksın?

Yasa çıkarılsın…

Cezalar artrılsın…

Zır zır da zır zır…

Talepkar olmaktan bıkmak ve birey olmanın gereklerini yerine getirmeye vakıf olmak varken dırdırın sana yararı ne?

Talep ettiğin o yasaları kimden bekliyorsun?

Kocan, abin ya da baban gibi ataerkillerden.

“Damat adayı ailesi ile gelir ve gelin adayı kız aile büyüğünden istenir”

…diye bir yasa mı var?

“Beni ne zaman isteteceksin”

…bunu sana dedirten nedir?

Annanın, babanın dizinin dibinden kocanın dizinin dibine gitmeyi pembe pembe hayaller şeklinde gözlerini tavandaki sabit bir noktaya kilitleyen salaklığın ne derece farkındasın?

Aile içi fedolaitenin farkındasızlığı ya da kabullenmişliği ile sen zaten zulüme donanımlı hale gitirilmektesin…yani Perşembenin Çarşambasını yaşanmamış ve kokmuş balığın başını yok saymaktasın.

Çarşafa, türbana tıkılıp aile meclisinde alınan kararlara maruz kalıyorsan, defalarca dayak yiyorsan, kıçına parmak yediğinde konuşamıyorsan…

…senin adına konuşanlar da önce anıtkabire gidip mozaleye konuşup şikayet edip akşamı da bir yerde “sosyal hizmette bulunduk, aktivite yaptık kutlayalım bari” şeklinde bir tavernada göbek atıyorlar ise…

…anlayacaksın ki…

…tek başınasın.

Yani ölmüşün ağlayanın yok.

İyi bir kadın olmak iyi bir birey olmaktır.

Talepkar olmak değil.

Kötü kadınlar…

…deyince hemen aklınıza fuhuş yapan kadınlar geliyor değil mi?

E, değil…

Fuhuş yaptığı halde iyisinden bir birey, oldukça da başarılı ve de en hasından milyonlarca kadın varken…

…aile ortamında yetişmiş, çocuğunun anası, evini maharetle çekip çevirebilen, işine, eşine sadık olan, çiçektir, börtüdür, böcektir, anadır, ayaklarının altıdır, cennettir zırvalarına mazhar olmuş beter kötü kadınlar orada duruken…

…ne yapacaksın?

Ne?

Dış Politika

On gün kalacaktı. Bu on gündüz, on da gece demekti. Rengarenk gündüzler, dopdolu geceler.

Geceliği bir kaç dolara gerçek taş duvarları olan şato ile malikhane arası bir yerde kalacaktı. Hazırlıklarını tamamlamış yanına ciklet, külotlu çorap, takı, iç çamaşırı çeşitlerinden beşer onar tane de paketletmiş üzerine de numuneler yazdırmış, eşinin valize koyduğundan da emin olmuştu.

İçecek konusu da düşünülmüş ve planlanmıştı.İki şişe viski Türkiye gümrüğü çıkışında, iki şişe de oranın havalimanın uluslararası bölümünden temin edilecekti.

Ondan sonra gelsin kızlar, gitsin karılar. Her biri onyedi onsekiz yaşlarında hem. Memlekette tık yüz dolar, geceliği ikiyüz dolar. Orada sadece on dolar. Bin dolar ile bir ay krallar gibi yaşanıyormuş. Cebindeki ikibin dolar aklına geldikçe yapabilecekleri gelemiyordu.

Uyur mu insan böyle bir cennette?

Hepsi tam olarak böyle olmasa da tamamına yakını bu düşüncelerle binlercemiz Romanya’ya seyahatler düzenlediler.

Bir kaç dolara kadın için!

Uzunca bir dönem Arapların Tarabya’yı kendilerine mesken etmelerinden farkı ne? İşin daha da garibi “komşu” dediğin ülkeye gitme nedenine bak…onların kadınları.

Şimdi de Cumhurbaşkanınız gitmiş…

…demiş ki;

“Romanya bize düzme mesafesinde.”

“Anlamadık beyefendi?”

“Romanya bize diyorum”…yüzme mesafesinde”

…bunu duyan Devlet Bakanınız Kürşat Tüzmen de;

“Cumhurbaşkanım böyle dedi ise bu emirdir hemen yüzerim”

Kıyıdan yüzerse 280 km yüzecek….kuş uçuşu ise 230 km.

Neden?

E artık ciklete, dona, çoraba ve bir kaç dolara karılanı düzmeye gitmekten başka hiç bir iş yapamadığınız Romanya Avrupa ülkesi oldu.

Kapısında yüzersiniz de, dilenirsiniz de…

…yakında kredi için domalmayın da.