KÜFÜR…

Bazen püfür püfür
Burnumuza tüter sanki küfür…

Abartı ve yergi sanatının bir uzantısı olarak, ben de çok severdim eskiden.
Can Yücel’in, Neyzen Tevfik’in, Kazak Abdal’ın, Şair Eşref’in küfürlerini ezberlemek liyakat meselesiydi… Çocukluğumun sokaklarında küfürlü dörtlükler, deyimler havada uçuşurdu çete savaşlarında… Kavganın olmazsa olmazlarından gibiydi… Zeybek Yemininin bir bölümü nasıldır:

“Efe: Sözünde durmayan kahpe bacının öz kızanı olsun mu ?
Kızanlar: Olsun!”

Kazak Abdal ne der:
“Eşeği saldım çayıra
Otlayıp karnın doyura
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da avradını”…

Bu türküyü ilk olarak Rahmi Saltuk’tan dinlediğimde 15 yaşındaydım… Ne çok sevmiştim…
Sövgü bir realiteydi. Abartı ve yergi sanatının bir kolu olarak yaşıyordu aramızda…

Yalnız birgüüün
Her türlü küfrün
Erkek egemen kültürün
Verdiği her türlü hükmün
hayata geçirilmesine hizmet ettiğini fark ettim…
O gündür bu gündür yergi sanatım yara almış durumda!!…

Sitemizde son zamanlarda hakaret ve küfür grafiği bir hayli yükseldi…
Bazı arkadaşlar bazen imrendirecek kadar güzel sövüyor. Bazen de hiç hoş olmayan biçimler alıyor. Zaman zaman her birimiz bu eşiğe geliyoruz… Tek çare gibi görünüyor sövmek… Ancak işin dozu son zamanlarda bir hayli kaçtı… “Sokayım, çakayım, çaktığımın” gibi fiiller filo kurdular bir hayli… Bu hoş bir durum değil… Bu durum bu sitenin harcı değildir…

Her küfür hakarettir, ama her hakaret küfür olmayabilir. Bilinmesi gereken şudur ki; küfür özelliği taşıyan her hakaret, kadınları ezen sisteme hizmet etmektedir. Küfür eden arkadaşlar bu anlamda kadın haklarına saygısızlık ediyorlar demektir… Bu arkadaşların kadın hakları savunuculuğu yapmaları kendi içinde bir çelişkidir…

Bu konuda herkesi özenli olmaya çağırıyorum…
Ben isem de küfür eden, kulağımı çekin…

BAK Bİ BAK:)

BAK Bİ BAK-1

bak bugün traş oldum ben
öğleyin oldum hem de ama
bak yakışıklı oldum ama
bak çok güzelim bu gün ben
yok öyle kendi kendime konuştuğum falan yok
hayır çocuklara derse gideceğimden de değil
kendimi seviyorum bu gün çok
içimde sen varsın
nasılsın abi dedi birisi
ayıp değil mi şu bahar vakti
eh iyiyim mi diyeyim
yok hastayım mı diyeyim yani
aşığım dedim
bastı kahkahayı
bak
bana bak
bak bi
bak ama
bak
ben çok güzelim bugün
çok bi-tıfılım ama
içimde sen varsın sen
ah
sen yok musun sen
bu gün herkes gelebilir bana
herkes gidebilir benden
ama sen
sen bu gün
gitme benden…

BAK Bİ BAK-2

Türlü elbiseler giyer oldu günaydın
Seni seviyorum tanınmaz halde
Aşkın üstü başı çamur
Nerede gezip tozduğu belli değil
Yüzü gözü çikolata bulaşığı
Yatıp da çanağından yemiş sanki kaşıksız eşek herif
Kim verir bu kadarını bilmem
Yok ama
Bu olmaz işte
Daha ayağında kısa pantolon
Burnunda sümük
Şunun omuzladığı şarap şişesine bak
Sanırsın dünyayı kaldırmış gidiyor
Ya bu çocuğa bunları kim ediyor
Bu kez gitti bu çocuk
Yüzde yüz girmişler kanına
Herif herif uyan
Pilava kaşık dikti senin şeker oğlan!…

İNTİHAR…

İntihar; özkıyım…

Mutluluk bir intihar nedeni olabilir mi?…
Onu tanıyorsunuz…
Tanıyor musunuz?…
Tanımıyor musunuz?…
Ben de tanıdığımı sanırdım, dün bu denli yakınıma gelene değin…

Bir çok kereler gazetelerden okudunuz, televizyonlardan seyrettiniz, edebiyatta sanatta çakılıp kaldınız… Sonra kim bilir uzun zaman sohbet ettiniz onunla. Arkadaşlığına doyamadınız ve tamamına eremediniz. Sonra vaz geçtiniz… Ertelediniz… Sonra mahkum ettiniz onu ebediyyen… Ama o yine de size ait bir şeyleri koparıp koparıp gitti bu dünyadan… Bazen gözyaşlarınızı, bazen umarsızlığınızı, bazen umursamazlığınızı duyarsızlığınızı ve bazen tüm duyarlılığınızı…
Bazen de var gücünüzle savaştınız ona karşı ve hala savaşıyorsunuz…

Şimdi şu alaca baharın doludizgin çiçek fırtınasında bu konu nereden çıktı diyeceksiniz… Kuzular meleşirken… Arılar uğuldaşırken… Çocuk kokarken, doğuş kokarken yeryüzü… Nereden çıktı?…

Belli ki gece çalan telefonlarınız olmadı sizin… çaldığı zaman çalıp giden… Sabah erken telefonlarınız da olmadı, erkenden alıp giden…

Olmasın… Gelmesin… Gitmesin…

Dün… 23 yaşında bir genç kıydı kendine… Kendine kıyan cehaleti tanısaydı kendi beynini boşaltan silahı alabildiğine ustaca kullanarak cehaletin üstüne ateş olup akıp gidecek bir babayiğit delikanlıydı… Elleriyle ateşledi kendini ve elleri beyninde patlayıp aktı beyni bahar seli gibi…

Geçen yıl askerden gelmişti… Eski harman yerine iki kat evinin karkası dikilmişti… Toroslarda Gidengelmezler’den gelip, Bozburun’dan doğan Güneş, Çubuk Beli’ne türkü söyleyerek, Beydağları’ndan batacaktı… Gün doğumundan gün batımına o da bir yaşam kurup, Kırkgöz’den çağıldayıp Güver Uçurumu’ndan Akdeniz’e ulaşan Aykırt deresince akacaktı… İşi vardı, aşı vardı… Çalışkandı, sevecendi… Söz kesilmişti 23 Nisan Çocuk Bayramında nişanı vardı… Yaşar Nişancı idi adı… Kendini kendine nişanladı ve söz kesildi…

Dedesinin ilk torunu… Sarı mendilli zeybek Osmanımın ilk çiçeği… Irazca Gelinin dirliği… Kopardı kendini kendinden… Kopardı kendini beyninden… Söz kesildi… Söz, taş kesildi… Taş, köz kesildi… Taş yandı dün… Taşlar ağladı dün… Toprak nasıl dayansın, toprak da, yandı dün… Kalbim zor dayandı dün… Zor da, yandı dün…

Görünürde görünen bir neden yok… Ama görünmeyen bir şeyler var… O görünmeyen şeyler alıp gidiyor gençlerimizi… İnsanlarımızı, insan güzellerimizi… Şu bahar vakti olacak iş değildi…

Mutluluk da bir intihar nedeni olabilir mi?
Bir’den Bir’e gelen mutluluklar…
Birden bire gelen mutluluklar da ağır gelebilir mi insana?
Acıya, kötüye karşı hazır olmak gibi mutluluğa da mı hazırlanmalı insan dediğin?
Tüm ağır acılar gibi ağır mutluluklar da insanın doğru davranış denklemlerini alt üst edebilir mi? Mutluluk da insanı çözümsüz ve güçsüz bırakabilir mi? Mutluluk da bir risk midir herkesin giremeyeceği, göze alamayacağı?…

Dünden beri bu soruları düşünüyorum…
Bir şey var; sevin çocuklarınızı… Güven verin onlara… Gerçekten ama… İçten, yapmacıksız sevin… Açılsınlar size… Açtıkları yüreklerinde bir yara, bere, çizik görürseniz sarın onları… Artık günümüzde insan yetiştirmek zor… Bir çok etkenden korumak gerekiyor onları… Ve tüm kötülüklere karşı eğittiğimiz gibi, güzelliklere karşıda eğitilmesi gerekiyor insanın…

Şu dünyada güzeli karşılamak da zor…
Şu dünyada baharı karşılamak da zor; kışı karşılamak kadar…
Artık hayatı karşılamak çok zor…

Mutluluk da bir bunalım nedeni olursa hele, insanın amacı ne olabilir yaşamakta?… Ki evet, mutluluk değil mi zaten tüm bunalımların kaynağı? Erişememek mutluluğa, bunalım nedeni idi… Erişmek de aynı sonuçlara yol açabilir mi?…

Sabır…
“Sabır iki türlüdür; iyiye sabır, kötüye sabır”
Katlanmak, kendine katlanmak başkasına katlanmak…
Yaşamaya katlanmak, ölüme katlanmak…
Hasrete katlanmak, kavuşmaya katlanmak…
Aşkın tartısında, ölümden elli dirhem ağır gelen ayrılığa katlanmak…

Çocuklarınızı sevin…
Birbirinizi sevin…
Kendinizi sevin… Okşayın kendinizi… Hiç kimse dokunmazsa size, siz dokunun kendi kendinize, ama vurmayın!… Ama unutmayın ki, kendinize dokunmanın en güzel biçimidir bir başkasına dokunmak…

Haydi şimdi; şimdi dün giden genç için, en yakınınızdaki insana hemen dokunun ve gözlerine bakın bir an olsun…

Nedensizce… Hiç işte… Öylesine…

LİBYA’YA SALDIRI…

Kaddafi bir diktatör olabilir.
Ancak onu devirecek olan Libya halkı olmalıdır.
Yapılan müdahale bir ülkenin iç işlerine karışmaktır.
Emperyalizm kendi çaresizliğine çare bulmak için alabildiğine vahşileşmektedir. Birinci bunalım dönemlerinin yöntemlerine geri gitmekte ve tüm dünyanın gözleri önünde ülkeleri açıktan işgal etmektedir. Afganistan, Yugoslayva, Irak şimdi de Libya işgal planları arasında. “Aslan Amerikanın” ardından, diğer çakal sürüleri de işgallerden pay alma derdine düşmüşlerdir…

İşgallere de zavallı halkların özgürlük, demokrasi istemlerini kılıf olarak kullanabilecek kadar oyun içinde oyun oynanmaktadır. Bu oyunları görmeyen safdiller de olan olayları devrim diye alkışlamaktadır. Oysa emperyalizm Ortadoğu’da diktatörleri yıkarken babasının hayrına yapmıyor bunu. Bu ülkelerdeki halkların kursağındaki yangınların, emperyalistlerin sömürü çarklarını da yakmasından korktukları için yıkmaktadır. Yeni yönetimler sözüm ona diktatörlükleri yıkarken, emperyalizmle yine kol kola gireceklerdir. Bu bir devrim olamaz. Halkların bunda bir çıkarı yoktur…

Olan biteni anlamak için klasik soruyu soralım;
Bu durumdan kim çıkar sağlıyor?
Emperyalistler bu ülkelerdeki ayaklanmaları neden destekliyor?
Devrimci olduğundan mı?
Halkçı olduğundan mı?
Emperyalizm durumdan hoşnutsa, sosyalistler bu durumu devrim diye alkışlayabilir mi?
Çayın taşı ile çayın kuşunu vuruyor emperyalizm; Halkların özlemleri ile halkların dünyasını karartıyor. Özgürlük ve demokrasi hiç bir zaman emperyalizm tarafından halklara bahşedilecek bir şey değildir. Bu oyunları bozmak gerek…

Fare kediden kaçarken ahırda inekten yardım ister. İnek de onu saklamak için üzerine sıçar. Ama farenin kuyruğu dışarıdadır. Kedi gelir fareyi titreyen kuyruğundan çeker çıkarır, üstündeki bokları da temizledikten sonra bir güzel yer. Kıssa; sana her bok atan düşman değildir, seni her boktan çıkaran da dostun değildir…

Halkları sözüm ona diktatörlüklerden çekip çıkaran emperyalizm, onların bokunu temizledikten sonra yutmak niyetindedir. Bunu herkesin görmesi gerek.

Bir de şu En son Irak’ta nükleer silah arayan Birleşmiş mİLLETLERİN, artık emperyalizmin “şeyhülislamı” niteliğinde bi fetva makamı olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor!… Irakta neler bulduğunu herkes unutuverdi. Ne bulmuştu?
Hiç!
Sonra ortalık ne oldu?
PİÇ OĞLU PİÇ!…

HEMEN ŞİMDİ

HEMEN ŞİMDİ (Şaire’ye…)

İşte şimdi
Canım seni istedi
İşte şimdi
Bir güneş batıyor kanıma
İşte şimdi
Sen yoksun yanımda
İşte şimdi
Bir güneş batıyor kanımda!…

İşte şimdi
Fabrika çıkışında bir işçi
Koltuğunda belki
Sekiz saatin biri
Gidiyor çocuklarına
Sıcak bir akşam ekmeği
İşte şimdi
Canım seni istedi!…

İşte şimdi
Gün boyu gezindi
Eşindi çırpındı didindi
Börtü-böcek solucan
Belki bir ot tohumu
Belki bir buğday tanesi
Gün boyu gagadan
Gagaya dökülen dirimdi
Gün boyu yavrularına
Taşıyıp durdu kuşlar
Şimdi yuvalarında
Uykuya daldı devinim
İşte şimdi
Canım seni istedi!…

İşte şimdi
Bir artı bir eşittir bir kişi
İşte şimdi
Bir eksi bir eşittir iki sevgili
Kim bilir ne zaman sözleşmişti
Şu an
Hemen şimdi
Tam buluşma saati
İşte şimdi
Canım seni istedi!…

İşte şimdi
İyice bir akşam yemeği
Yenildi içildi
İşte şimdi
Hamarat bir sevgili
İşte şimdi usta bir insan eli
Sıcak ve demli
Bir çay demledi
İşte şimdi
Canım seni istedi!…

İşte şimdi
Alıp gidiyor beni
İnceden bir düşünce
Çalıp gidiyor beni
Bağlamamın tellerince
Öpülesi bir efkar
Çocuk işçiler gibi
Yorgun-argın
Geliyor uykular
İşte şimdi
Canım seni istedi!…

İşte şimdi
Lacivert sularda yıkadı yüzünü
Ve açtı gözlerini gökyüzü
Hakkına düşeni bir bir alıyorlar
Uzak-yakın tüm yıldızlar
Güneşi paylaşıyorlar
Ve aşağılarda
Lacivert suların yüzü
Sere-serpe yıldız ölüsü
Ve sevgili soluklarının bireştirdiği
Esil esil bir esinti
Soluklayıp diriltiyor ölüleri
Durulmak duygusuyla dolu dalgaların
Durulmamış ve durulmaz kinetiği
İşte şimdi
Canım seni istedi!…

İşte şimdi
Mamak’ta bir ozan
ki Akdenizli
Ağlarını toplayan balıkçılar gibi
Bitirdi bitmemiş şiirleri
Gün gitti
Devrildi dağların ardına
daha yeni
Oysa birkaç saat oluyor
Koğuşlardan çekip gideli
Kim bilir kaç yıl oldu
Hücrelere girmeyeli
Ve ozan biliyor
Gecenin uzun sürüp
Günün gecikeceğini
İşte şimdi
Canım seni istedi!…

İşte şimdi sen
Sen kim bilir kimdin
Sen şimdi esip gelen bir esin
Sen şimdi esip giden bir esin
Kim bilir nerdedir senin cismin
Kim bilir nedir dilin/nedir ismin
Bilmiyorum ben seni
Nerde buldum nerde yitirdim
Kaç bin yıl öncesinden
Kaç bin yıl sonrasına değin
Ben sadece seni sevdim
Sen arkadaş sen dost sen kardeş
Sen bir sevgiliydin
Sen başladığım
Sen bitiremediğim
En güzel şiirsin
İşte şimdi
Canım seni istedi
İşte şimdi
Bir güneş batıyor kanımA
İşte şimdi
Sen yoksun yanımda
İşte şimdi
Bir güneş batıyor kanımDA!…

24 Eylül 1988-Mamak/ enKARA…

Bu şiir 1988 Mamak zindanlarında iken yazılmıştır.
O günlerde bir çok mektupta paylaşılmıştır. Kırkmerdiven adlı dergide şiirin bir kısmı basılmış, bir kısmının ise üstüne basılmıştır… Bu durum da benim damarıma bastığından, dergi yönetimi ile içerden bir kavgaya tutuşmuş, daha sonra da arkadaş olmuştuk…

Şiire adını verdiğim “HEMEN ŞİMDİ” seslenişi, daha sonraki yıllarda, ivedilik belirten ve vurgulayan bir sesleniş olarak, bir çok slogan sonuna eklenmiştir:

DEMOKRASİ; HEMEN ŞİMDİ!
İNSAN HAKLARI; HEMEN ŞİMDİ!
ÖZGÜRLÜK; HEMEN ŞİMDİ!… gibi…

Peki bir bulmacam var çocuklar;

……………………….; HEMEN ŞİMDİ!
……………………….; HEMEN ŞİMDİ!
……………………….; HEMEN ŞİMDİ!

“gün o gün değil
derlenip dürülmesin bayraklar
duyduğunuz çakalların ulumasıdır
safları sıklaştırın çocuklar”

Boşlukları doldurun çocuklar; HEMEN ŞİMDİ!…