Türkiye ve Dünya Nereye Gidiyor?

“Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, ABD’nin “AAA” olan uzun vadeli kredi notu görünümünü durağandan negatife çevirdi” (Gazeteler)

“ABD’li havacılık firması American Airlines’ın sahibi AMR ve bağlı iştaraki American Eagle, iflas koruma başvurusunda bulundu.” (Gazeteler)

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından, sosyalist bloğun parçalanmasından sonra “tek kutuplu” hale gelen dünyada, gündemi belirleyen sürekli olarak emperyalist ülkeler oldu…

Sömürge ve yarı sömürgelerde bir zamanlar “Komünizm Tehlikesi” vardı ve bu tehlikeyi(!) emperyalistler eni-konu bir pravakasyon aracı olarak kullanıyorlardı. Sürekli olarak yapay krizler üreterek dünyadaki gündemi elinde tutan Emperyalistler, Sosyalist bloğun parçalanması ile ellerindeki provakasyon aracı olan “Komünizm Tehlikesi” silahını da kaybettiler…

O tarihten sonra neyi kullanıyorlar dersiniz?
Milliyetçilik ve din!…
Sürekli olarak milliyetleri ve dini grupları birbirine karşı kışkırtıyorlar.

Afganistan’da Taliban’ı Sovyetlere karşı örgütlediler, Sovyetler dağıldıktan sonra da aynı Taliban’ı Afganistan’ı işgal nedeni olarak kullandılar. Sonuç Afganistan kaynakları ABD’ye akmakta…

Saddamı kışkırtıp önce İran ile savaştırdılar, daha sonra Kuveyt’e saldırttılar, sonra da Saddam’ın bu hareketini ona saldırma nedeni yaptılar. Sonuç; Irak parçalandı ve ABD Irak’ı işgalin bedeli olarak hem de Irak’ı Milyarlarca dolar borçlandırdı ve bu alacağı karşılığında Irak Petrol kuyuları ABD’ye akıtıldı…

Yuguslavya millyetçilik çatışmaları ile mezbahaya döndürüldü ve parçalandı.

Tüm bu çatışma bölgelerinde, dünya silah sanayisini elinde bulunduran şirketler milyarlarca dolarlık silah sattılar.

“Arap Baharı” (Ben “Harap Baharı” diyeceğim.) dedikleri hareketler ile Ortadoğu kan gölüne döndü yine milyarlarca dolarlık silah satışları ve petrol kuyularının denetimi emperyalistlerin eline geçmekte…

Tüm bu süreçte dikkat çeken bir şey var:

Neredeyse yok olmaya yüz tutmuş milliyetleri ve dini grupları canlandıran, onları “var olmak” güdüsüyle kışkırtıp destekleyen(!) ABD ve diğer emperyalistler, kendisine kafa tutma olasılığı olan Ulusal devletleri ise yok etmeye çalışıyor. Küçük milliyetleri, azınlıkları, dini grupları büyük milliyetlerin karşısına dikiyor. Ortaya çıkan kaosta ise kendisine en uygun lokmaları koparmayı biliyor.

Etnisite ve din temelinde çatışmaların yoğunlaşması, halkların sınıfsal savaşımının da önünde alabildiğine bir engel oluşturuyor ve emperyalizm böylece kendine at oynatabileceği çok geniş bir alan buluyor. Sosyalizme karşı ayrı bir savaş yürütmesine gerek kalmadan, sosyalizme en çok gereksinimi olan kitlelerin kendi kendilerini yiyip bitirmelerini sağlıyor.

Emperyalistler sömürge ve yarı sömürgelerden elde ettiği kazancın bir bölümünü kendi ülkesindeki ara sınıflara (aristokratlara) dağıtarak, kendi ülkelerindeki tolpumsal kalkışmaları kontrol etmeye çalışıyordu. Düne kadar bu böyleydi…

Şimdi mızrak çuvala girmez oldu.
ABD’de, İngiltere’de ve benzeri emperyalist ülkelerde dev şirketler iflas etmeye başladı. Bu ülkelerde çok örgütlü olmasalarda bir dizi sisteme tepkisel işgaller olmaya başladı. Birkaç hafta önce ABD’de başlayan ve krizin sonuçlarını protesto etmeye yönelik eylemler dalga halinde diğer Batı ülkelerine uzandı. İngiltere’de iki milyonluk bir grev yaşandı örneğin. Oralarda da işsizliğin arttığı, çalışanların alım gücünün düştüğünü, orada yaşayan arkadaşlar anlatıyor.

Bir diğer önemli konu da;
Emperyalistler sömürge ve yarı sömürglerde kamu varlıklarının “özelleştirilmesini” dayatır ve bu sayede sermayesine dolaşım alanı bulurken, kendi ülkesinde kimi şirketlerin devletleştirmelerine karar veriyor.
Emperyalistlerin kendi yurdunda göçme olasılığının sinyalleri yanmış durumda…

Emperyalistlerin ne yapacağı belli:
Kriz, daha çok kriz!
Bu krizler sayesinde oluşan bulanık suda balık avlamaya devam! Silah satmaya, enerji kaynaklarına el koymaya devam.

Onlar kendilerini böyle kurtarmaya, varlıklarını sürdürmeye çalışacaklar.

Pekiyi dünya halkları ne yapmalı?
Birbirini yemeye devam mı edecekler yoksa bir başka yaşamın var olduğunu görebilecekler mi?

Henüz dünya sosyalistleri geçmişin özeleştirisini yaparak alternatif bir toplum modelini ortaya koyabilmiş değil. Bir tek şeyi biliyoruz;

“bir şeyin alternatifi, o şeyin kendisi olamaz ve bu yüzden kapitalizmin alternatifi kapitalizm olmayacaktır”

Bu tarihsel gerçeği biliyoruz ama nasıl bir toplum ve nasıl bir dünya istiyoruz acaba?

Dünyadaki tüm olayları yönetme ve düzenleme gibi bir güce sahip olsaydınız, dünyayı nasıl düzenlerdiniz?…

Tüm bunları göz önüne alarak ve kendimizden başlayarak soralım:
Türkiye ve dünya nereye gidiyor?

Server TANİLLİ…

Uzun süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören Anayasa Hukuku profesörü ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Server Tanilli hayatını kaybetti.

Server Tanilli kimdir?
1980 öncesi Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda “Uygarlık- tarihi” dersi veriyordu. 7 Nisan 1978 günü silahlı saldırıya uğrayan Tanilli’nin belden aşağısı tutmaz oldu. Saldırının ardından Fransa’ya yerleşen Tanilli, uzun yıllar Strasbourg Üniversitesi’nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yapan Server Tanilli Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıyordu.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan “Uygarlık Tarihi(1973)”, “Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş” kitaplarını yazdı. “Uygarlık Tarihi” üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. Diğer kitapları arasında şunlar sayılabilir: “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?”, “Yüzyılların Gerçeği ve Mirası” (6 cilt), “Candide ya da İyimserlik”, “Yaratıcı Aklın Sentezi: Felsefeye Giriş”, “Değişimin Diyalektiği ve Devrim”, “Dünyayı Değiştiren On Yıl”, “Fransız Devriminden Portreler”, “Anayasalar ve Siyasal Belgeler”, “Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?”, “İslam Çağımıza Yanıt Verebilir Mi?”, “Din ve Politika”, “Voltaire ve Aydınlanma”.

Tanilli, 2006 Sertel Demokrasi Ödülü’ne layık görülmüştür.

‘O SÖZLER Kİ BİR KEZ ÇIKMIŞTIR AĞZIMIZDAN…”
Server Tanilli’nin “Uygarlık Tarihi” adlı kitabının sonunda, İstanbul DGM’ye verdiği savunması yer alır. Server Hoca şöyle diyor:

“… Çağına ve topluma karşı görevini yerine getirmiş bir hocanın huzuru içindeyim şu anda. Yazdıklarım yazılması gereken şeylerdi. Bugün yazmaya kalksam, -en azından- gene aynı şeyleri yazardım. Hiçbiri hakkında en ufak bir pişmanlık duymuyorum. Kalemimden çıkmış her cümlenin, -cümle ne demek- her kelimenin ve hecenin altında, entelektüel şeref ve haysiyetim yatmaktadır. İnsanım, hayatta dönebileceğim şeyler olabilir. Ama entelektüel şeref ve haysiyetimden – ölüm pahasına da olsa- dönemem. Attila İlhan’ın o yeni ve unutulmaz şiirlerinden birinin son mısraları geliyor aklıma:

O sözler ki kalbimizin üstünde/
Dolu bir tabanca gibi /
Ölüp ölesiye taşırız/
O sözler ki bir kez çıkmıştır ağzımızdan/
Uğrunda asılırız.”

(Demokrat Medya)

SANMAK…

Bir şey sandığınız şey o şey değilse ne olur?
Bir şey sanmadığınız şey, bir şey olursa ne olur?
60-70 km. hızla giderken, göğüs hizasında, yolun bir tarafından diğer tarafına çekilmiş bir teli fark ettiğimde tel ile aramda bir kaç metre kalmıştı… Aniden frenlere bastım… Frene basmasam tele takılıp biçileceğim ya da ne olacağım meçhul… Ama düşersem belki biraz ezik sıyrık sahibi olacağım… Düşmek diğer olasılıklardan daha tercih edilebilir. Bu durumda tele biçilmektense düşmeyi göze alarak, fren yaparak, eğilerek, yan yatarak altından geçeyim derken, motor benden önce ve benden bağımsız bir kararla(!) yan yatıp sürüklenmeye başladı. Beni de “kolları” arasına sıkıştırıp; “Seni biraz ezeceğim ama korkma yere çakılmaktan, kırıklardan çatlaklardan kurtaracağım” diyerek sevgili motorsikletimle beraberce sürüklendik…

Usta öğreticisi olduğum motorsikletimle öğrencilerime zaman zaman düşme teknikleri üzerine de konuştuğumuz olurdu… Bir kez daha söylediklerimi uygulama fırsatım oldu…

Düştüm..
Diyeceksiniz ki “Tel ne oldu, tele çarpmadınız mı?!” Yerde yatarken bu soruyu ben de sordum kendime: Lan ben tele çarpmadım… Çarpmış olsam düşünüyor olamam.. O halde ne oldu ortada tel de yok?!.. Serap mı gördüm, düş mü gördüm de düştüm ben? Halüsinasyon mu yaşıyorum derken yerde ince ve parlak bir şey kımıl kımıl parıldıyor… O da ne derseniz, belki şimdiki kuşak M3’lerle falan müzik dinlediğinden bilmez ama, şu eski teyp kasetlerinin içindeki bant vardır. Bozulup söküldüğü zaman insanı balık tutmaktan nefret ettiren misina dolaşığı gibi karman çorman olurlar… Hangi sivri zekalı çocuğun işidir bilinmez bu bandı bir güzel yolun bir tarafından bir tarafına çek sen… Hüseyin de bunu tel sansın ve bir saniyenin içinde milyonlarca olasılığı hesaplamaya kalksın. Olacak iş mi? Olmaz elbette. Ne olur?

Ah çocuklar…
Muhtemelen ilk olarak beni yerden kaldırmaya gelen çocuk idi bunu yapan… “Kim gerdi bunu yola lan” diye sorduğumda yola gerili bir şey de kalmadığı halde “Vallahi amca biz germedik” deyişinden belli idi…

Ah bu çocuklar…
Bu çocuklar olmasaydı
Düşer miydik yollara?
Bu çocuklar olmasaydı
Düşer miydik yollarda?
Bu çocuklar olmasaydı
Paramparça olur muydu yiğit bedenim
Solum sol tarafım sağ tarafım
Paramparça olur muydu gecelerim gündüzlerim…

Tel sandığım ŞEY’İN, püf deyince uçacak olan teyp bandı olduğunu anlasaydım düşer miydim ben?
Peki teyp bandıdır deyip de gaz kesmeden bastırıp geçmeye kalksaydım ve teyp bandı değil de harbiden tel olsaydı ne olurdu?

“Akan su pislik tutmaz” der atalar… Akan trafikte bu sorunlar olmaz. Bir kasabanın yeni asfaltlanmış çevre yolu idi… Demek ki kasabalarda henüz kültürün kaba saba olduğu beyinler var… Ya da televizyonlarda bilgisayarlarda şiddet içerikli absürd oyunlardan etkilenen çocukların bir “BUBİ TUZAĞI” denemesi…
Kasabalarda kaba saba yerlere düşerse yolunuz, kaba saba insanlara düşerse işiniz, daha bir dikkatle ve mevcut hız limitlerinin de altında seyredeceksiniz, yoksa sizi seyrederler yollarda…

Evet, tel olmayan şeyi tel sanışım, sahte engeli gerçek sanışım bu kazaya neden oldu… O an düşmekten başka çarem de yoktu… Biraz da isteyerek düştüm sanki…
Bir çok kazamız bu yüzden olmaz mı?
Sanmak ile doğru algılamanın arasındaki fark sizi yanlışlardan kurtaran şeydir. Sanmayacaksınız, anlayacaksınız! Sanıyorsanız aldanıyorsunuzdur… Gerçeği tanıyacak ve hakkını vereceksiniz!…
Adam sanmayacaksınız adam olmayanı örneğin. Adam olmayanı adam saymayacaksınız. Öyle bakıp da “a-a, eli kolu var, gözü kulağı var” deyip insan sandıklarımız değil midir bir çok zaman bizi üzen?

Yatıyorum 10 gündür. Topallama konusunda uzmanlaştım. İyileştikten sonra da topal taklidi yapacak denli deneyim sahibi oldum.

Zeybekleri bir kez daha anımsadım ve anladım!…

Çok gerekli bir deneyim olmasa da kazanç hanesinde görüyorum durumu. Belki gene zararda olduğum halde kazançlı sanıyorum kendimi ama ne halt edeyim böyle boktan bir kaza sonrasında?…
İyi kötü, “sanmak” ile “bilmek” arasındaki farka vurgu yapmaya çalıştım…
Belki birilerini bir gün benzer bir durumdan kurtarmış olurum…
Ha, kafamda kask olmasaydı, büyük bir olasılıkla bu satırları okuyamazdınız! Sırasıyla sol diz, sol dirsek, sol omuz yaralanırken, başımın sol yanı kask sayesinde sağ kaldı… Dizlik ve dirseklik taksaydım, onlar da olmazdı… Kaskı kafasına takacağı yerde, elinde taşıyan Motosikletçi arkadaşlar motor kıyafetlerine dikkat etsin… Bir de motorsiklet sürdükleri bölgelerde çocuklar yaşıyor mu yaşamıyor mu önceden istihbaratını yapıp gitsinler:))
Ah çocuklar ah!…

Dil, Yazım, Yazım Dili…

“Hangi Mutsuzluk…” başlığı altında carpediem adlı arkadaşın açtığı tartışmanın altında, konu dışı bir tartışma gelişti. Bu tartışmanın konuyu daha fazla gölgelemesi için yazılanları buraya aktardım. Konuya gölge getirmemek için oraya yazmayan arkadaşlar olduğunu düşünüyorum. Devam etmek isteyenler buradan devam etsin. Tartışmacıların tüm yazdıklarını aktardım. “Benimkini eksik aktarmışsın” diye itirazı olan varsa bildirsin. Çünkü daha sonra oradaki yazıları silmeyi düşünüyor ve bunu öneriyorum…

Tartışma G Milat arkadaşın şu müdahalesi ile başlamıştı:

G Milat:

Nedense soylemeden edemeyecegim (alinma carpediem 🙂 )
Su feysbuk vari “@” modasini hic sevmiyoum hatta gicik oluyorum. Bir de evet yerine ewet yazanlar tam bir ozenti toplulugu gibi geliyor.

G Milat

Hüseyin AKTAŞ:

Gerçekten ne bu ya?…

gamaro:

Genç yaşta kimi olumsuz çevre şartlarının bireyi kuşatması karşısında geliştirilen, fazladan bir nitelik arayışı.

özünde kötü bişey değil yani.

ama arada kaybolan: gençliğini genç gibi yaşayamamak ve gencin kendisi… kolay da değil bence, bir yanda basit görünmeyeyim kaygısı, öte yanda tartı fazla.

bu hikayede eksik bir cümle var aslında; ben yaşıtlarımla hiç anlaşamıyorum zaten…

not: tüm bunların carpediem’le bir alakası yok, ben sadece 20’li yaşlarıma bakıp sayıkladım:)

hamlet was here:
Sayın G Milat,

“Nedense soylemeden edemeyecegim (alinma carpediem 🙂 )” diyerek

“Su feysbuk vari “@” modasini hic sevmiyoum hatta gicik oluyorum. Bir de evet yerine ewet yazanlar tam bir ozenti toplulugu gibi geliyor.” eleştirisinde bulunmuş.

Hüseyin Aktaş da (*) “Gerçekten ne bu ya?…” diye desteklemiş bu söyleneni.

Arkadaşlar, birbirimizde sevmediğimiz çok yan, hatta dediğiniz gibi gıcık olduğumuz çok yanlar olabilir. Bunları dile getirmektense, ön plana birbirimizde hoşumuza giden yanları yazmak daha doğru olmaz mı? Hem öyle yaptığınızda, eleştiri yapma hakkınızda, yaptığınız eleştirinin dikkate alınma şansı da daha yüksek olmaz mı?

(*) Edit notu: “Aktaş’ta” ifadesi, kullanım yeri olarak yer gösterme, yahut Aktaş’ta bulunma, sahipliği anlamı çıkması nedeni ile alakası olmadığı için, doğrusu ile yani de, dahi anlamı taşıyan “Aktaş da” ile değiştirilmiştir. Her ne kadar bu kuralı bilmediğim iddia edilse de, bu kuralı gayet iyi biliyor ama seneler önceden gelme alışkanlık nedeni ile bu tür hatalara halen düşebiliyorum.

Hüseyin AKTAŞ:

Şimdi bakın sayın hamlet was here,

“Hüseyin Aktaş’ta “Gerçekten ne bu ya?…” diye desteklemiş bu söyleneni. ”

Bu tümcenizi aldığımda ben “Hüseyin Aktaş’ta” biçimindeki yazım hatanıza takılıyorum ve ne dedğini anlayasım gelmiyor o ozaman…
Birbirimizi anlamak için araya iletişim engeli sokmayalım. Anlamanın en önemli koşulu iletişim araçları konusunda azami ortaklaşmadır. Bu nedenle arkadaşımın eleştirisini tekrarlıyor ve destekliyorum.

Söylediğinde sen de haklısın ama önce senin ne dediğini anlamalıyım, sonra hoşuma giden ve gitmeyen olarak ayırmalıyım, sonra da hoşuma giden tarafını öne koymalıyım.

Yani önce seni anlamalıyım arkadaşım. Anlamanın önündeki iletişim engellerini istemiyorum ben de işte… Yazım hatalarını ve yazım uydurmalarını da iletişim engeli olarak görüyorum. Bu yüzden ben rahatsız oluyorum ve beni rahatsız etmemenizi rica ediyorum…
Bu çok mu zor?…
Doğru bir yazımı öğrenmeye çalışmanın size ne zararı olabilir?…

G Milat:

Iste boyle de garibiz bazen… Herkes birbirini pohpohlasin, sevsin, hic kotu taraflarini soylemesin istiyoruz. Hatta sizin dusunceniz aksi yonde olsa bile hic bir onemi yok! Sadece yuceltmeye izin var…( Yukarida yazdigimin arkasinda oldugumu ve kisisel algilanmamasi gerektigini belirtmek istiyorum.)

Yillardir boyle gorduk. Elestriyi sindiremeyen bir midemiz, asla kabullenemeyen bir egomuz var.

Simdiye kadar yaptigim gibi; simdiden sonra da istedigimi soyleyebilme ozgurlugumu kimseye vermiyorum. Ne istersem soylerim, ne istersem yaparim. Insanin SINIRI kendisidir.

gamaro:

Daha 7-8 yaşlarında kronik böbrek yetmezliği tanısı almış ve akabinde o küçücük bedenleri diyalize yatırılmış çocuk hastaları gördünüz mü hiç?

Araya perde koyup konuşun hayata dair.. dersiniz ki bu nasıl bir mucize, bu nasıl da “olgun” bir çocuk.

Perdeyi kaldırın sonra; mucize yaratan hastalık.

[Başlık neydi: hangi mutsuzluk? Diyaliz mutsuzluğu elbette. Genç yaşta gezip tozup sevişeceği yerde, erkek böyle yaparsa kadın neyle yapmalı ki kompleksliği ve ehveni şer babında bir olgunluk arayışı içinde.Çözümü ne yapcan, duruş olgun işte:]

hamlet was here:

Nedense soylemeden edemeyecegim (alinma carpediem 🙂 )
Su feysbuk vari “@” modasini hic sevmiyoum hatta gicik oluyorum. Bir de evet yerine ewet yazanlar tam bir ozenti toplulugu gibi geliyor.

G Milat

yazınız, beni de igilendiriyor olması nedeniyle,

“Arkadaşlar, birbirimizde sevmediğimiz çok yan, hatta dediğiniz gibi gıcık olduğumuz çok yanlar olabilir. Bunları dile getirmektense, ön plana birbirimizde hoşumuza giden yanları yazmak daha doğru olmaz mı? Hem öyle yaptığınızda, eleştiri yapma hakkınızda, yaptığınız eleştirinin dikkate alınma şansı da daha yüksek olmaz mı?”

diyerek, gayet nazik bir şekilde bir uyarıda, rica da bulunmuştum. Siz de,

“Iste boyle de garibiz bazen… Herkes birbirini pohpohlasin, sevsin, hic kotu taraflarini soylemesin istiyoruz. Hatta sizin dusunceniz aksi yonde olsa bile hic bir onemi yok! Sadece yuceltmeye izin var…( Yukarida yazdigimin arkasinda oldugumu ve kisisel algilanmamasi gerektigini belirtmek istiyorum.)

Yillardir boyle gorduk. Elestriyi sindiremeyen bir midemiz, asla kabullenemeyen bir egomuz var.

Simdiye kadar yaptigim gibi; simdiden sonra da istedigimi soyleyebilme ozgurlugumu kimseye vermiyorum. Ne istersem soylerim, ne istersem yaparim. Insanin SINIRI kendisidir.

G Milat”

şeklinde bir cevap vermişsiniz.

Birbirimizi sevmeyen bir toplum olduk zaten ama bunda, birbirimizde sevdiğimiz şeyleri dile getirmektense, sevmediğimiz şeyleri, hatta sizin ifadeniz ile gıcık olduğunuz şeyleri dile getiriyor olmamız önemli yer kaplıyor olabilir. Hele hele, beğenmediğiniz, gıcık kaptığınız şeyi yapanları, özenti toplumu olarak nitelendirmek, çok yanlış diye düşünüyorum.

Muhakkak hepimizin özgürlükleri var, ama bu özgürlükler başkalarının hakları ve özgürlükleri ile kısıtlıdır.

Herkes sonuçta sizin düşündüğünüz gibi düşünmek, sizin uygun gördüğünüz gibi davranmak zorunda değil. Olabilir ki, haklı da olabilirsiniz. Ama bunu dile getirme, ifade etme şeklinin daha düzgün olabileceğini düşünüyorum.

Empati yapabilmeniz için yazıyorum:

Ben de desem ki, zaten kimin yazdığı belli iken, üstüne üstlük birde yazınızın sonuna G Milat diye yazmanız, hele hele isminizin başına koyduğunuz * işaretleri bana çok saçma ve çok gıcık geliyor. Kendi ile barışık olmayan, psikolojik sorunları olan, özgüvenleri düşük, yaşları ufak insanların, kendilerini, okuyanların bi .ok sanması için yaptıklarını düşünüyorum diye yazsam, bunu yapanlar özenti, karakteri oturmamış insanlar diye düşüncelerimi paylaşsam, yazsam nasıl karşılarsınız?

Bence hoşunuza gitmez. Aaa ne güzel bir eleştiri, bundan ne çıkarabilirim diye düşünmezsiniz diye düşünüyorum. O nedenle, samimi olduğunuz arkadaşların özelinden eleştirilerinizi yapın ama kabalık kabul edilebilecek sınırlarda dolaşarak insanları eleştirmeyin, yada en azından 40 tane övgüde bulunun, 1 tane eleştiride.

Amacım kırıcı olmak değil, sadece empati yapmanıza yardımcı olmaktır. Yaşınızı, eğitiminizi filan bilmediğim için, ağaç yaşken eğilir umudu ile bu yazdıklarımdan olumlu bir çıkarımda bulunmanızı diliyorum.

Bu yazdıklarımı tamamen kişisel olarak algılayabilirsiniz, çünkü size yönelik yazdım.

Yazıp yazıp, kişisel değil, kimse üstüne alınmasın yada direkt birisine yönelik yazıp, yazıp, o kişinin yaptıklarını yazıp yazıp, sonra ((alinma carpediem 🙂 ) diye yazıp, hakaret vari yazıp, sonuna gülücük koyup sempatik görünme çabalarını çok mantıksız buluyorum.

O nedenle, ben bu yazdıklarımı sizin yazdıklarınız ile alakalı yazdığımı açıkça belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Çünkü ben kediye kedi derim…

Hüseyin beyin yazdıklarına da ayrıca cevap vereceğim.

hamlet was here:

Sayın Aktaş,

iletişimin bir amaç, kelimelerin, bağlaçların ise bir araç olduğunu unutmuş görünüyorsunuz.

Ne demek istediğimi çok iyi anlamış olmanıza rağmen, anlayasım gelmiyor diyerek zaten anladığınızı ama anlamak istemediğinizi ifade ederek, amacınızın üzüm yemek olmadığını daha başında gösteriyorsunuz.

İşin komik tarafı, benim yazılarımda bulduğunuz bir hatayı dile getirdiğiniz yazınızın daha ilk cümlesinde bile bir sürü yazım hatası olması!!!

“dedğini” ne ya??? Var mı Türkçede böyle bir kelime, yahut İngilizcede, yahut dünya üzerinde kullanılan her hangi bir dil de??? Hepsini geçtim, “dedğini” diye herhangi bir dilin halk arasında kullanımında, söylenişte veyahut argoda bile yeri varsa, kabul edeceğim. Ama yok!!!

Hadi onu geçtim, “gelmiyor o ozaman…” ne peki???

“o zaman” ne zamandan beri 2 o ile birisi zamana birleşik, birisi zamandan ayrı yazılmaya başladı merak ediyorum???

Gördünüz mü Sayın Aktaş, bana yazım hatam ile ilgili yazdığınız yazınızın daha ilk cümlesindeyim. Gördüğünüz gibi hata aradıktan sonra bulmak çok kolay. Önemli olan bağcıyı dövmekse, evvelallah ağzını burnunu dağıtır, kafasını bile kırarız ama bence amaç üzüm yemek olmalı.

Eğer 1. cümlenizden bu kadar yazım hatası bulabiliyorsam, yazınızın devamını, hatta onu geçin, sadece şu siteye yazdıklarınızı incelesem, çuval değil, araba değil, troleybüs dolusu yazım hatası bulmam muhtemeldir.

Ayrıca, destek verdiğiniz boncuklu G Milat arkadaşımızın (isminin yanına * koyuyor ya, onun için boncuklu dedim) yazılarını bir incelemeye kalksanız, bırakın yanlışı, Türkçe ile bir dalga geçme boyutunda yazım hataları olduğunu görürsünüz.

Neyse, sonuçta Türkçenin doğru kullanımını destekleyen birisi olarak sizin demek istediklerinizi anlıyorum, yazdığım yazıyı tekrar okumuş olsam büyük olasılık yaptığım hatayı da yapmazdım zaten ama sonuçta eğer Türkçesini bozuk, yazım kurallarına uygun yazmayan birisi gördüğünüz zaman, o mesajı okumak zorunda olmadığınızı da farkındasınızdır diye düşünüyorum. Sonuçta, bir kişi için yazdıklarının okunmaması kadar büyük bir ceza olabilir mi? Okumayın efendim, okumayın anlayasınız gelmeyen yazıları, geçin. Onun ötesinde, siz doğru kullanmaya çalışın, üzerinde nazınız, söz söyleme hakkınız olan kişilere de uygun gördüğünüz baskıları yapınız. Ama “özenti toplum gibi geliyorsunuz” türü ifadelerle, eleştirdiğiniz kişileri düzeltemeyeceğiniz çok açık.

Tek bir cümlenizi incelememden yola çıkarak, sizi de bu konuda başarılı göremediğimden dolayı, hatta berbat bir Türkçe (yahut klavye) kullanıcısı olduğunuza dair açık deliller elde etmiş olmamdan dolayı, umarım Türkçeyi (yahut klavyeyi) doğru, yazım hataları olmadan kullanmayı zamanla başarabilirsiniz diyerek bitirmek istiyorum.

Hüseyin AKTAŞ:

Siz şimdi bana yanıt mı verdiniz?
Kaç gün uğraştınız bu yazıyı yazmak için?

Bakın “esas” ve “usül” hatası diye bir şey vardır.
“dedğini” derken 4. sıradaki “i” harfini yazmamak senin gibi “bilmediğini bilmeyenlere” karşı öfkenin bir ürünü olabilir. Keza bulduğun diğer hata da aynı türdendir; “o” sözcüğünü yazdıktan sonraki “zaman” sözcüğüne geçişte parmağım klavyede basılı kalmıştır ve “o” harfi iki kez yazılmıştır… Bunların, esas dikkate alındığında bağışlanabilir, hoşgörülebilir “usül” yanlışları olduğunu herkes bilir.

Ancak, “”Hüseyin Aktaş’ta” şeklindeki bir yazımın usül değil, esastan bir cehalet ürünü olduğunu sana kanıtlayabilirim. Çünkü oraya koyduğun apostrof (üstten virgül) sözcüğe “içinde” anlamı katar. Oysa senin kastın “dahi” anlamındaki “da” iken bunu yapıyorsun ve “-da” kullanmış oluyorsun. Sen “da” ile “-da” arasındaki farkı ve bunların kullanım alanının ne olduğunu bilmiyorsun. Biliyor olsaydın virgül koymazdın. Biliyor gibi yapıyorsun ve tüm “biliyor gibi” yapanlar gibi insanı “dinden ve candan” ediyorsun…
İkinci olarak da ben senin gösterdiğin yanlışları kabul ediyorum. Nedeni o anki duygusallık/kızgınlık, yarattığın “iticilik”olduğunu söylüyorum. Onları düzeltebilirim de… Ancak tartışmaya konu olduğu için öyle bırakacağım.
Pekiyi, sen önce yanlışını kabul edeceğine niye üstünü örtmeye çalışıyorsun?
Önce yanlışını kabul et, düzelt, sonra başkalarının yanlışına gelsin sıra.
Sen şimdi git bunlarla bir kaç gün daha namaz kıl bakalım, belki günahların bağışlanır…

Not: Türkçeyi kötü kullandığıma dair yanlışlarımı bulursan, bulduğun yerde öldür beni, emi!…

Hüseyin AKTAŞ:

Birileri fena halde “gıcık” oldu yazdıklarıma. Çünkü daha şimdiden iki adet eksi kondurmuşlar. Ancak bakalım aynı kişiler hangi sözü kondurabilecekler.

Bekliyorum, epeydir aç kalmıştı mizahım:)

G Milat:

Sayin Hamlet,

Ya yaptiginiz yorumlarin son derede nezaketten yoksun oldugunun farkinda degilsiniz ya da cidden nezaket pelerini giymis Zoro gibi ortada dolanmaktan haz aliyorsunuz. Ustelik uzerinize vazife olmamasina ragmen avukatlik yapma girisimlerinde bulunup komiklesiyor ve anlamsizlasiyorsunuz. Nacizane ve kimseye yonelik olmayan -ki kisisel alinmamasi icin cok ugrastigim- bir yorumu evirip cevirip kavga meselesi yapmanin ismi ne vakitten beri “nezaket” oldu???

“Hele hele, beğenmediğiniz, gıcık kaptığınız şeyi yapanları, özenti toplumu olarak nitelendirmek, çok yanlış diye düşünüyorum. “

Yanlis diye dusunebilme hakkiniz sizde sakli ise, benim de dogru diye dusunebilme hakkim var. Toplumda, genclerin birbirlerinden gorerek yaptiklari ve konusmalarinda gecen bazi sozcuklerin ozenti oldugunu dusunmeye devam ediyorum. Haaa ama bu kotu bir elestri midir, tartisilir. Ozenmek kelimesine bu kadar takilmamalisiniz, bence… Sizin de bildiginiz gibi; begendiginiz bir seyin aynisini yapmaya calismaniz ona ozenmeniz anlamina gelir. Yani eger birey halinden memnunsa ozenebilir efendim.. Fakat ben de kalkip ozenti derim. Buna da ozenenler alinacaksa ozenmesinler. Bu kadar basit…

“…… Ama bunu dile getirme, ifade etme şeklinin daha düzgün olabileceğini düşünüyorum. “

Gayet samimi ve gayri ihtiyari yazmis oldugum “@” yorumu olabildigince duzgun bir ifade sekli kullanilarak olusturulmustur. Sizin aksi yonde dusunmeniz (veya zorla o yone cekistirmeniz), benim o anki cidden samimi olan duygularimin dile getirilmesine engel arz edemez. Simdi olsa yine ayni seyi yazardim.Ayni sekilde ifade ederdim.Ayni samimiyeti guderdim.

“40 tane övgüde bulunun, 1 tane eleştiride. “
diyen bir kisinin yaptigi yorumlar yapici olsa cidden icim yanmaz. Su baslik altindaki son 3 yorumunuzda, birakin 40 ovguyu bir tanesine bile rastlanamiyor… Kaldi ki ben zaten surekli poh pohlanmadan ve ovguden yana degilim. Yaptigim yorumlarda ovulecek bir sey bulamamissiniz ki ovmemissiniz (tipki benim sizin yorumlarinizi ovmek icin bir neden bulamadigim gibi) veya yine yaptigim yorumlarda elestirilecek bir seyler gormussunuz -kendinizce-, elestrilerinizi dizmissiniz(tipki benim “@” yorumum ve su anki yorumum gibi)… (Bu arada iste bu empatidir.Bilmem anlatabiliyor muyum?!)

Yani goruyorsunuz ki her daim ovgu mumkun olmuyor. Yergi de lazim, gelisim ve yanlisi gorme acisindan…


Not:

Turkce karakterli klavye kullanmiyor olmamin da sizi bu denli rahatsiz ediyor olmasi; sadece ve sadece sizin probleminizdir. Sirf siz rahatsiz oluyorsunuz diye bilgisayarimi degistirecek degilim…

Bir de;

“Ben de desem ki, zaten kimin yazdığı belli iken, üstüne üstlük birde yazınızın sonuna G Milat diye yazmanız, hele hele isminizin başına koyduğunuz * işaretleri bana çok saçma ve çok gıcık geliyor. Kendi ile barışık olmayan, psikolojik sorunları olan, özgüvenleri düşük, yaşları ufak insanların, kendilerini, okuyanların bi .ok sanması için yaptıklarını düşünüyorum diye yazsam, bunu yapanlar özenti, karakteri oturmamış insanlar diye düşüncelerimi paylaşsam, yazsam nasıl karşılarsınız? ”

“Ayrıca, destek verdiğiniz boncuklu G Milat arkadaşımızın (isminin yanına * koyuyor ya, onun için boncuklu dedim) yazılarını bir incelemeye kalksanız, bırakın yanlışı, Türkçe ile bir dalga geçme boyutunda yazım hataları olduğunu görürsünüz. “

Bu iki paragrafiniz bana kuyrugu tutusan bir kopegin kendini saga sola atip en yakininda kim varsa isirma egilimde olmasini animsatti. Gereksiz bir kisilige hakaret vari iki paragraf olmus. Kale alinmaya degmez… Bu da sizin nezaket anlayisiniz. Ben sizin kadar nazik olamadim. Cok ozur dilerim.

G Milat

hamlet was here:
Sayın Aktaş,

çok komik bir şahsiyet olduğunuzu daha iyi anlamaya başladım. “Kaç gün uğraştınız bu yazıyı yazmak için?” türü komik ifadenizle başlayıp, yaptığım hatayı farkında olmadığıma kadar bir sürü komik ifadeleriniz olmuş. Hepsinin üzerine, benim sizde bulduğum hataların esastı, usüldü diye anlatmaya çalışmışsınız. Fark etmemişsiniz ki, ben kural hatası yaptınız demedim zaten, yazım hatası dedim.

Neyse, sizin gibi başka işi gücü olmayıp, gününü burada geçiren birisi değilim. İşlerimden fırsat bulunca, daha detaylı bir yazı yazacağım.

Yazılarınıza gıcık olmakla alakalı bir durum söz konusu değil. Bu tür ön yargılarınızla yaşadığınız sürece mutlu olmanız mümkün değil. Size çok acıdım ve bunu çok samimi olarak söylüyorum size.

Bir de en sonunda döndürmüş dolaştırmış, bunlarla git namaz kıl türü bir ifade kullanmışsınız ki, mide bulandırıcı bir düşünce tarzınız olduğunu gösteren bir ifade olmuş. Belirtmek durumunda bıraktığınız için de sizden tiksiniyorum ki, ben müslüman yada başka bir indirilmiş din inancına sahip birisi değilim.

Lütfen alın içinizde ki düşünceleri, ifadeleri, gidip başka bir yere kusun!!!

hamlet was here:

Uzun uzadiye yazdıklarınızı okumadım ama anladığım kadarı ile size sizin tarzınız ile cevap vermiş olmam sizi rahatsız etmiş. Traji komik bir durum 🙁

Edit: Boncuklu arkadaşaydı bu cevap…

Hüseyin AKTAŞ:

Dehanın sınırları vardır, ama aptallığın asla!… (Einstein)

“Bir de en sonunda döndürmüş dolaştırmış, bunlarla git namaz kıl türü bir ifade kullanmışsınız ki, mide bulandırıcı bir düşünce tarzınız olduğunu gösteren bir ifade olmuş. Belirtmek durumunda bıraktığınız için de sizden tiksiniyorum ki, ben müslüman yada başka bir indirilmiş din inancına sahip birisi değilim. “

“Sen şimdi git bunlarla bir kaç gün daha namaz kıl bakalım, belki günahların bağışlanır…” sözüme karşı böyle bir yanıt verdiğine göre, sen şimdi git çok çalış, kazandıklarınla biraz zaman satın al kendine, biraz zaman arttır da, benim gibi vaktini burada geçirecek olanaklara sahip ol, belki kurtulursun içinde bulunduğun cehaletten.
Hiç kimse geç kalmış değildir, herkes için ne zaman farkına vardıysa o zaman başlar her şey. Senin gibi iyi niyet şövalyesi olarak gelip de dört nala gidenleri çok gördük biz bu sitede… Sen de yetişirsin gidenlere, korkma! Ama burada biraz daha zaman geçirirsen korkarım utanacaksın!…

hamlet was here:

Yazık! Çok yazık!

Tavırlarınız, söylemleriniz, gittikçe sizi, büyük olasılık tüm burayı takip edenler gözünde de düşürüyor, alçaltıyor, tahminimce insanlarda tiksinme, iğrenme duyguları bile uyandırıyor olabilir.

Kıvırmada, dansözlükte de usta oldğunuzu da görüyorum. Benim sizin yazılarınızdan gıcık olup, sataşan birisi olduğumu düşünüp, kullandığınız ifadeyi, sen yanlış anladın kıvırmasına girdiğinizi görmekte çok üzücü, bi o derecede de komik.

Hepsinin ötesinde, ben sizli konuşmaya, seviyenize inmemeye devam ederken, hakaretvari laflarınıza, senli hitaplarınıza devam ediyorsunuz. Tebrik ederim, seviyesizlikte sınır tanımıyorsunuz.

Ben bu siteye gelip takılıp kalacak değilim. Gidersem de giderim. Siz gelip, sizin seviyesizliğinizi görüp, siteyi terk edenleri, bu şekilde tarif etmeye ne hakkınız var hem?

Diyorum ya, acıyorum düşünce tarzınıza ve (varsa) etrafınızda size tahammül etmek zorunda olan insanlara…

hamlet was here:

Siz kendiniz,

“@” modasini hic sevmiyoum hatta gicik oluyorum. Bir de evet yerine ewet yazanlar tam bir ozenti toplulugu gibi geliyor.

derken hakaret etmiş olmuyorsunuz.

Benim nazik uyarıma ve ricama verdiğiniz cevapta, gariplikle itham ederken, midemizden başlayıp, egomuza giden şekilde değerlendirmeler yaparken çok masumsunuz. Ben size aynı tarzınızla cevap verince, suçlu oluyorum öyle mi?

Benim kullandığım bir şeyden yola çıkarak siz benim özenti olduğumu tespit edebiliyorsunuz, üstüne üstlük bunu dile getirebiliyorsunuz, ne bileyim benim nazik bir tavırla yazdığım ilk cevap ile ilgili olarak tahlilde bulunup, benim hakkımda çok rahat hakaret türü çıkarımlarda bulunma ve bunu paylaşma hakkını kendinizde görüyorsunuz. Sonra, sizin yaptığınız aynı şuna benziyor diyerek, sizin yaptığınızı (empati kurabilmeniz için biraz da abartarak) yaptığım zaman, feryat figan şikayette bulunuyorsunuz.

İnsanların yazdıklarından dolayı, o kişi hakkında olumsuz düşünme hakkınız sonsuz. Benim hakkımda istediğiniz kanıya varabilirsiniz. Buna kimse bir şey diyemez. Ama hakaret içeren düşüncelerinizi kendinize saklamanız lazım. Aksi olduğu zaman sizin rahatsız olduğunuz gibi başkaları da rahatsız olabiliyor. Bunu anlamanızı sağladığım için mutluyum. (yada hala anlamadınız bilemiyorum)

Sonunda da köpek benzetmesi yapmışsınız. Helal olsun, benim daha bir şey yazmama gerek yok. Seviyenizi, düşünce yapınızı, her şeyinizi ortaya çok açık koymuşsunuz. Siz de kıvırma da Aktaş gibi başarılı iseniz, ben deyim kullandım, köpek benzetmesi yapmadım diye çıkarsınız sütten çıkmış ak kaşık gibi sıyrılıp. Ama bu tür sözlerin kullanılmasının hakaret kabul edilebileceğini çok iyi bilmeniz lazım. Şimdi bende burada bir benzetme yaparım, aklınız şaşar. Sonra yine feryat figan başlarsınız, nezaketten yoksun yazdıklarınız diye.

Oysa sadece sizin yaptığınızı, empati yapabilmeniz için, değiştirerek size yöneltmiş olmamdır suç!

Türkçe karakterli klavye kullanıp, kullanmamanız ile ilgili en ufak bir derdim yok. Aktaş, benim ‘ta – da yanlışıma mal bulmuş mağribi gibi atlamasından sonra, bunu dile getirene kadar, destek verdiğiniz boncuklu arkadaşınızın yanlışlarına dikkat edin dedim. Yanlıştan kastım da, ı yerine i kullanmanız değil di! Siz sadece Türkçe ile ilgili klavyede olmayan harfler nedeni ile eksiklik ortaya çıkartıyor sanıyorsanız kendinizi yanılıyorsunuz.

Hüseyin AKTAŞ:

hamlet was here,
Siz bir hamle etseniz de ağzınızı toplasanız diyorum artık.

“Kıvırma, dansöz, iğrenme, tiksinme, mide bulantısı, acınılacak, zavallı, seviyesiz, iğrenç “… Ne çok hastalığınız varmış sizin?…

Sizin gibi sahte nezaket gösterisi yapanlar karşısında ben hiç nazik olmadım. Ne burada ne de gerçek yaşamda…
Söylediklerimin bir tekini bile anlamadığınız ortada… Diğer taraftan aynı yanlışları sürdüyorsunuz… Önce kendi yanlışınızı kabul etme erdemine bir ulaşın…

Tartışmaya konu olan, getirdiğiniz önerinin ne denli uzağında olduğunuz böylece ortaya çıkmış oldu… Anlama özürlü oluşunuzun yanı sıra saygısızsınız da…

Siteyi takip edenlerin çoğu akıllı insanlardır. Onlar senin ile benim aramdaki farkı gayet iyi bilirler. Tasalanma sen. Sana “sen” desem ne, “siz” desem ne? Siz kimsiniz her şeyden önce? Ne demek “hamlet was here”? Nick olayını hoş görmüştüm ama siz bir “nick” bile değilsiniz…

carpediem’in yanlışları çok masum kaldı… Konusu da güme gitti… Arada bir böyle tetikçiler çıkıyor ve ortalığı pisleyip gidiyorlar işte…
Kader, ne yaparsın:))

Masal:

Hüseyin Aktaş fazla uzattınız mevzuyu. Sizin hastalığınızda kendinizi fazla önemsiyor olmanız desem:)
Konu dışına çıkıp, kişileştirerek hala ego tatmini, kendini gösterme çabası içerisindesiniz.

Not: Akıl üstünlüğünü kimseye bırakmak istemiyoruz..Düşüncelerimizin, bilgimizin yetersiz olabileceği gerçeğini de kabullenemiyoruz bir türlü.

OikOs:
Hatta kalınız. Hatta, hatta kalmak için önceki üç hat da öncelikli olmadığı gibi, bir sorun da yaratmaz. Tam bunları düşünürken Hat’da yapmış olduğum askerlik anılarım aklıma geldi. Orada hat sanatını öğrenmiş ve elektrik hatlarının direkleri üzerine tırmanıp çarpılmıştık. Komutan bize; düz bir hat üzerinde gitmemiz gerektiğini söylemiş biz ise tersini yapıp faturalı hat almıştık.

(Böyle bir cümle kurmamanız ümidiyle)

nibelunga:
Konu mutsuzluktan, yazım hatalarına dönmüş. Ne güzel yaw.. Ben yaw demeyi seviyorum. Hep öyle derim, özenti bir durum da olabilir ama benimkisi değil. Hoşuma gidiyor bu şekilde yazmak. Kimi de “yaff” yazıyor, ve bu sitede pek çok yorumda rastlıyorum. Hatta G milat bile kullanmış olabilir. Anladığım kadarıyla G milat, süslemeyi seviyor, bu boncukları o yüzden kullanıyor gibi. Bir tarz ifadesi de olabilir, “ben”i kuvvetlendirmek olabilir falan. İtici gelmesi belki o yüzden.
Her neyse, benceee herkes derdini ifade edebildiği sürece “esas” önemlidir Aktaş’ın dediği gibi. Hamlet bariz bir (-de, -da) hatası yapmış. Bu maalesef çok karşılaştığımız bir durum. Ama bu hatası Hamlet’in ifade ediş, anlatış gücünü hiç düşürmemiş. Adımlarını zevkle takip ediyorum Hamlet ve emin olun, kediye kedi dediğiniz gibi yaş tahtaya basarsanız söylerim. Demedi demeyin. 😉

nibelunga:

Ha, bi dee carpe diem vardı. Bana ortaokulda doldurduğum günlüklerimi hatırlattı. Yaw bu okullar, gerçekten eğitti bizleri ben ona yanıyorum. Toplum kuzusu olunca, ehlileşince birey de bireycikleşti! Poff yani, poff!

hamlet was here:

Ağzımı toplamamdan bahsetmişsiniz ve beni sahte nezaket gösterisi yapmakla suçlamışsınız. Kabul ediyorum, sizlerin yazılarınıza, sizlerin tarzınızla cevap verince, sahte nezaket gösterisi yapan birisi gibi görünüyor olabilirim!

Çünkü (hakaret düzeyindeki) ifadelerinize (burada mecburen yazılarınız derken, hem sizi, hem nicki boncuklu arkadaşınızı kastediyorum) ilk mesajımda gayet nazik, gayet masum bir şekilde yazdığım yazıya aldığım aşırı tepki ve hakaret düzeyi arttırılmış ifadeler üzerine, madem arkadaşların anladığı dil bu, anladıkları dilden hitap edeyim tarzına girmiş bulundum.

“Tartışmaya konu olan, getirdiğiniz önerinin ne denli uzağında olduğunuz böylece ortaya çıkmış oldu…” şeklinde bir algılama da bulunmanızın nedeni de, işte tam yukarıda anlattığım şey.

Tekrarlamak gerekirse; sizi “arkadaşlar, böyle yapmayın, şöyle anlaşılır, şöyle yanlış olur” dememe rağmen, yanlışları arttırarak devam ettirip, hakaretlerin dozunu arttırınca, empati yapmanız için, sizlerin tarzı ile sizlere cevap verdim. Ama en azından, benim üzerimden de olsa, yaptığınızın yanlış olduğunu görmüş oldunuz.

Bir hikaye (fıkra) vardır, hristiyanın birisi, ateistin birisinin kafasına haçla vuruyormuş, “pis dinsiz, pis günahkar” diyerek. Ateist kafasının acısı ile elinden haçı alıp kırmaya kalkınca da, “yapma, kırma haçımı, dini inançlarıma saldırıda bulunma” demiş. Yani siz yapınca, “ok”. Başkası yapınca, “tu kaka”. Oldu paşam, başka emriniz! (hiiii “ok” demişim, nasıl topa tutarsınız allah bilir şimdi beni!)

“sahte nezaket gösterisi yapanlar karşısında ben hiç nazik olmadım.” demişsiniz, bu söylediğinizin bir kısmına katılıyorum: “…ben hiç nazik olmadım.” bölümü doğru sanırım. Daha bu başlıkta sizin tamamı nazik olan bir mesajınızı görmedim. Ucundan, kenarından, sonrasında yanlış anladınız, öyle demedim, tarzında da olsa ifadeleriniz oluyor.

“Sana “sen” desem ne, “siz” desem ne? Siz kimsiniz her şeyden önce? Ne demek “hamlet was here”? Nick olayını hoş görmüştüm ama siz bir “nick” bile değilsiniz…”

Vay vay vay vay. Çok yorum bile gerektirmeyen bir cümle ama yine de üzerine bir iki şey söyleyeyim. Öncelikle, tutarlı olun, sana diye başlıyorsunuz, siz kimsiniz diye devam ediyorsunuz, değilsiniz filan diye yine sizli bitiriyorsunuz. İki dakika sonra yine senli ifadelere dönüyorsunuz:

“Siz şimdi bana yanıt mı verdiniz?
Kaç gün uğraştınız bu yazıyı yazmak için?
Bakın “esas” ve “usül” hatası diye bir şey vardır.
“dedğini” derken 4. sıradaki “i” harfini yazmamak senin gibi “bilmediğini bilmeyenlere” karşı öfkenin bir ürünü olabilir.”

Bu da yine sizin yazınız. Siz diye başlayıp, bir iki cümle siz diye devam edip, sene geçmişsiniz yine. Bu tutarsızlık değil mi? Hadi, size “siz” diye hitap eden, bunu ısrarla sürdüren ve hatta bu konuda sizi uyaran kişiye “sen” demeye devam etmek kendi başına bir hakarettir zaten ama, hadi bunu geçtim, bir senli, bir sizli ifade kullanmak hangi kategoride değerlendirir bilemeyeceğim ama büyük olasılık psikologların ilgi alanına giren bir konu.

Bir de, en komiği, nick olayımı hoş görmüşsünüz başta demek ki!!! Haşmetli padişahım, allah sizden razı olsun, ne muradınız varsa versin, ya hoş görmeseydiniz ne olurdu düşünmek bile istemiyorum. Tez getirin kellesi durumları söz konusu olacaktı sanırım. Diyorum ya, ısrarla tekrarlıyorum ya, “komiksiniz” Sayın Aktaş!!!

“Arada bir böyle tetikçiler çıkıyor ve ortalığı pisleyip gidiyorlar işte…” diye bir ifadeniz de olmuş.

Artık elle tutulur, konuşulur yanınız olmadığına iyice inandım! Alkış, alkış, “Aktaş show” başlıyor şimdi. (İstediğinizi biraz daha kusun, artık cevap vermemeye özen göstereceğim size, zaten site sakini insanlardan da uzatmayın diye (size yönelik olsa bile) tepki gelmeye başlamış. Birbirimize değilse bile, onlara karşı saygımızdan dolayı bitirelim…)

G Milat:

Herkes psikiatrist, herkes kisilik analizcisi, herkes ahlak polisi… Bir cumleden veya bir imzadan gayet yerinde ve kesinlikle dogru kisilik analizi yapilir.Geeeeeeel vatandaaaas. Taze cikti bunlar…!! Yahu siz var ya kendinize heyecan ariyorsunuz. Ahlak, elestri ve yazi uzerinden saga sola bir seyler durterek “iyi, koruyucu adam” rolunu takinip sahneye donsuz firlayiveriyorsunuz.

Bilge adam gelir ogutlerini verir ve sislerin arasinda kaybolur.

Kurallar:

*Sakin kimseye kotu elestiri yapma
*Herkesin suyuna git
*hmm acindirmayi unutma (millet sever, ozellikle bunun uzerinde dur)
*Hic bir dusunceni beyan etme.
*Siyah’a herkes beyaz diyorsa sen de beyaz de…
*Ozenti ol
*Bilge adama doookunma, kuyrugu yaniyor 😀

Simdi birincilik telini fazlasiyla hak ettiniz. Ne de guzel is cikardiniz, empatiyi ogrendik. Poh poh meraklisi olup saksakcilik yapmak lazim. Haaaa bi de o teli alip kendinizde durtecek bir yerler bulun. Yetmezse boncuklari alip….

Saygilar efendim. Bu sarlatanlik da artik bitsin.Zira daha fazla sizin gibi bir trolu besleyecek degilim.

G Milat

Hüseyin AKTAŞ:

Artık kimse carpediem’in konusu dışında yorum yazmasın. Bu tartışmayı başka bir alana taşıyacağım. Devam etmek isteyen oradan devam eder. Biraz bekleyin…