yıkadım
tuzladım
güneşe astım hasreti
yine de sen kokuyor
uslu
ağır
taş gibi
oturuyordu
sabrın içine kilitledim
şimdi sabır sızlanıyor…
Yazar: Huseyin AKTAS
Fidel Castro: YANILMIŞ OLMAYI O KADAR İSTERDİM Kİ
Havana, 25 Haziran 2010 (Prensa Latina)
Yazdığım bu satırlar yarın yani 26 Haziran Cumartesi günü Granma’da yayınlandığından sadece 32 gün sonra imparatorluğa gösterdiğimiz onurlu direniş olan 26 Temmuz gününü kutlayacağız.
İnsanlığın düşmanları her adımlarını ölçüp biçerek atıyorlar. Özellikle aklında sadece kâr hırsı ve hammadde olan, insanlığın ortak değerlerini gözardı eden ABD emperyalizmi.
16 Haziran günkü yazımda şunları yazmışım: “Bu cehennem habercisi gibi gelişmeler Dünya Kupası maçları arasında unutulup gidiyor, kimsenin umurunda olmaksızın.”
Bu önemli spor olayı en çekişmeli aşamasına giriyor. 14 gün boyunca 32 ülkeden futbolcular ilk 16’ya girebilmek için çaba gösterdiler. Şimdi ise çeyrek finale, yarı finale ve finale kalabilmek için mücadele edecekler.
Futbol fanatizmi giderek artmakta, dünya üzerinde milyonlarca insanı etkisine almaya başladı bile.
Artık şunu sorabiliriz; kaçımız şu sıralarda ABD donanmasının en büyük uçak gemilerinden Harry S. Truman’ın beraberinde nükleer denizaltılarla birlikte Süveyş Kanalından geçerek İran Körfezine doğru yol almakta olduğunu biliyoruz?
ABD donanmasına eşlik eden gemiler arasında benzer ateş gücüne sahip İsrail savaş gemilerinin de olduğu bilinmekte. Bu donanma İran’a uygulanan abluka uyarınca ülkeye giriş çıkış yapan ticari gemileri arama yetkisine sahip olacak.
Hatırlanacağı gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, ABD’nin önerisi ve İngiltere, Fransa ile Almanya’nın desteğiyle çok ağır koşulları olan bir yaptırım kararı almıştı.
Diğer bir ağır yaptırım kararı da ABD Senatosundan çıkmıştı.
Üçüncü ve en ağır yaptırım kararı ise Avrupa Birliği tarafından alındı. Bütün bu gelişmeler 20 Haziran gününden önce oldu. O dönemde Fransa Cumhurbaşkanı acil bir ziyaretle Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile görüşmüş, Rusya’nın İran ile görüşerek durumun daha kötüye gitmesine engel olması istenmişti.
Şimdi zaten İran açıklarında bulunan ABD donanmasına, ABD ve İsrail savaş uçaklarını taşıyan uçak gemisinin varması bekleniyor.
İşin en düşündürücü yanı ise ABD’nin Ortadoğudaki jandarması İsrail’in elinde son derece gelişmiş nükleer silahlar ve bunları kullanabilecek modern savaş uçaklarının bulunuyor olması.
İran Şahı 1979 yılında tek bir silah atılmadan Ayetullah Humeyni tarafından devrilmişti. ABD, İran’a karşı savaş açan Irak’ı desteklemiş ve Irak tarafından İran ordusuna ve Devrim Muhafızlarına karşı kullanılan kimyasal silahları tedarik etmişti. O dönemler Bağlantısızlar Hareketinin lideri konumunda olan Küba bu konuyla ilgili bilgiye sahipti. Savaşın etkilerine maruz kalan sivillerin durumunu da çok iyi biliyorduk. Bugün İran Cumhurbaşkanı olan Mahmut Ahmedinejad o dönemde Devrim Muhafızları 6. Ordu komutanı olarak İran – Irak Savaşının en sıcak çatışmalarının yaşandığı batı cephesindeydi.
Bugün 2010 yılında 31 yıldan sonra ABD ve İsrail devletleri, İran silahlı kuvvetlerininin milyonlarca askerini, hava, deniz ve kara kuvvetlerini ve Devrim Muhafızlarını hafife alıyor.
Bu saydıklarıma 12-60 yaş arasındaki 20 milyon erkek ve kadın ile toplam 70 milyon nüfusa sahip, düzenli şekilde milis eğitimi alan bir toplumu ekleyin.
ABD hükümeti bir plan uygulama çabasında. Buna göre kapitalist tüketime sahip çıkan bir siyasi muhalefet hareketi yaratılacak, İran halkı bölünecek ve İran’daki rejim devrilecek.
Ancak artık bu plan geçersizdir. Ülkelerine saldıran ABD ve İsrail savaş uçakları karşısında hiçbir İranlının ABD’den yana olacağı iddia edilemez.
Son gelişmeleri tahlil ettiğimde şöyle bir sonuca varmıştım; çatışma Kore yarımadasında başlayacak, burada çıkartılacak ikinci Kore Savaşından sonra ABD’nin İran’a ikinci müdahalesi başlatılacak.
Bugünden baktığımda ise çatışmaların sırasının değiştiğini görüyorum; silahlı saldırı önce İran’a karşı düzenlenecek.
Artık ABD özel harekat kuvvetleri ve istihbaratı tarafından batırıldığı bilinen Güney Kore savaş gemisi Cheonan’ı batırmakla suçlanan Kuzey Kore yönetimi ise İran’a saldırıldıktan sonra sırada kendilerinin olduğunu çok iyi biliyor.
Gamsız futbolseverler Dünya Kupası maçlarının tadını çıkarmaya baksın. Kahraman halkımıza, hayat ve umut dolu Küba gençliğine, o muhteşem çocuklarımıza ve daima iyi geleceklerini aklımızdan çıkartmadığımız insanlığa şunları söylemeyi görev addediyorum; bu gelişmeler bizi hiçbir şekilde şaşırtmıyor.
Sadece, bir kaç bin yıl içinde insanoğlu tarafından gerçekleştirilen sayısız hayallere ve geliştirilen uygarlığa acıyorum.
Devrimci hayallerimiz gerçekleşmeye ve anavatanımız ayakları üzerinde doğrulmaya başlamışken, “yanılmış olmayı o kadar isterdim ki!”
Fidel Castro Ruz
24 Haziran 2010
21:34
Rahat-SIZIM!…
Karardıkça kararıyor günler.
İsrail saldırısının gölgelenmesi gerekiyordu… Devreye PKK girdi… Bir kez daha kan döküldü… Kanla boyamaya devam!!… Olan “kınalı kuzulara” oluyor… 2-3 Aylık askeri eğitimle gerillanın karşısına çıkarılan gencecik çocuklarımıza oluyor. Dünyanın hiç bir yerinde düzenli ordu gerillanın karşısına sürülmez. Türkiye’de yıllardır bu işi çözmek için ordu kullanılıyor… Neden?!…
Pazar gün gazetelerde resimleri yayınlanan şehitlere baktıkça içim karardı… Ben onlara bakarken kızım kitap okuyordu. Kızımla aralarında üç beş yaş olan bu çocuklar da şu an kitap okuyor olmalıydılar… Kızım gibi onların da umutları diri olmalıydı… Anaları, babaları, aşkları, bekleyiş, gelmeyiş…
Başbakan “biz bunların kimin taşeronu olduğunu biliyoruz” diyor ve bir yazarımız da “ben bilmiyorum, açıkla” diyordu… Ekliyordu yazar: “Bir taşeron örgüt 250-300 kişi ile karakollara saldırıyorsa, arkasındaki güç hayli güçlü olması gerek, kimdir bu güç? Ve bu bir savaş nedenidir. Bilelim bu ülkeyi de hesabı görelim.”
Evet, kimlerin taşeronu olduğunu biliyorsan, açıkla bunları halka, ve çağır meclisini, görüş bu konuyu… Ya da rasgele konuşma. Bu ülkenin üretime dayalı herşeyini satarken işini iyi (!) bilenler, vatan savunmaya gelince abuk sabuk konuşuyorlar…
“Biz bunların kimlerin taşeronu olduğunu biliyoruz” sözünün yakasına yapışılmalıdır… Herkes bulunduğu yerden “meclisteki temsilcileri” bu sözün ardına düşürmenin yolunu aramalıdır. Başbakan bu sözünü açmak zorundadır. Delikanlıysa konuşsun! Değilse özür dilesin bu miletten!
Türk halkı kendi çıkarları doğrultusunda, kendi iradesini meclise yansıtmanın yolunu mutlak bulmalıdır. Bir torba bulgura verilen oylar ile seçilenler bu ülkenin hiç bir sorununu çözemez. Bu soysuzluğa her yerden karşı çıkılmalıdır. Herkesin yanı başında bu konuyla ilgili yapabileceği bir şeyler olmalıdır!…
Ben, Rahat-SIZIM!…
Yaz Yağmuru
Doğaya acıktım
kırlara çıktım
ekinler biçilmiş
sofralarınıza doğru yola çıkmış sarı başaklar
dökülenlerle uğraşmakta karıncalar
kenarda köşede bir kaçı kalmışsa da
göçü sarmış kır çiçekleri seneye
dere boyu yarpuzlar baş döndürücü/ suya güveniyorlar
yaşam akıyor yeşilin dallarından
mavileşmiş kara dağlar arından
hiç meyvesi olmayan da yetişiyor alçak gönüllü gölgesiyle buyur ediyor insanı
ve böylesi bir gölgede savruluyor, son sigaranın dumanı
ve bir duman zerresine binip de nasıl havalandığımı anlamaya çalışıyorum…
Bir yağmur yağsa da
anızlarda duysam kokunu
yürümek istiyorum
bildim de ne oldu
bilmesem de olur sonunu
taşıyamıyorum artık koparsınlar başımı gövdemden
ayırma kolumdan kolunu
tanrım ol ey çocuk yanına al bu kulunu
bu dağlar şu gökyüzü
bu yeşil şu mavi
ağlasın kalsın ardımdan…
Yağmursuz da olsa yürüdüm anızlardan
duyduğum hangi sesti acaba
çıtırtılardan
biliyor musun
yağmur geldi
bir’azdan…
Müstehcenlik
Müstehcenlik nedir?…
Küfür, sövgü ve hakaretin toplumda yeri ve yersizliği, edebiyatta, sanatta ve her ikisinin koları olan mizahta, hicivde, taşlamada, yeri var mıdır, olmalı mıdır olmamalı mıdır? Nedenleri, niçinleri nelerdir?…
Bunların etik ve ahlakla ilişkileri nelerdir?…
Yalın olmak ile yalınkat olmak arasında ne fark vardır?
Bunları tartışmaya gereksinim var gibi geliyor bana…
(Konu daha önce açıldıysa sorularımı oraya taşıyabilir ya da silebilir, oradan devam edebilirim…)