İslamda Yağmur Duası

Daha önce tartışması geçmişti. Yağmur duası gibi şeylerin İslam’da olmadığını savunan müslümanlar bu tür geleneklerin İslam’la alakası olmayan kişilerin uydurduğu hurafeler olduğunu iddia etmişlerdi. Bunun üzerine Kuran’dan bazı ayetleri paylaşmıştım. Ayetler şunlar.

Nuh (11) ‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.

Cin (17) Yine de ki: “Bana şöyle de vahyedildi: ‘Eğer yolda dosdoğru olurlarsa mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.”

Secde (27) Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hâlâ görmeyecekler mi?

Rum (48) Allah rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.

Rum (49) Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.

Hud (52) “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”

Şimdi siz bu ayetleri okuduğunuzda -ve elbette anladığınızda- hala İslam’da “yağmur duası” olmadığını iddia edebilir misiniz?

Gamaro’nun açtığı başlıktaki yöntem, psikoloji ve din konusunda Kuran’ın ayetlerini kendilerine göre yorumlayanlara söylenen fitne içinde olanlar olabilir mi yağmur duası ayetlerini kabul etmeyenler?

Kuran’dan daha iyi bir kitap yazılamaz

Bu iddiayı bir çok tartışmada duymuşsunuzdur. Bu iddianın temelinde yatan yine Kuran sözleridir.

“İsra (88) De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” “

Bunun dışında mürekkeple ilgili bazı ayetler var ama genellikle konuyla ilgisiz olduğu halde karıştırılır, söylenirken ayetin bir kısmı diğer ayetler birleştirilir.

“Lokman (27) Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. “

Ne ayetlerde ne de iddiayı ortaya atan kişilerde benzerinden veya daha iyisinden kastın ne olduğu ise belirtilmemektedir. Yani elimizde karşılaştırma ölçütleri yoktur. Ölçüt belirtilmediği için de karşılaştırma yapmak zaten imkansız hale gelmektedir.

Ben bazı ölçütlerce karşılaştırma yapacağım dilerseniz siz de ölçütlerinizi belirtip karşılaştırmanızı buna göre yaparsınız.

Matematiksel Açıdan

Kuran’dan çok daha iyi matematik kitapları vardır. Miras hukukunda bile yapılan işlem hataları Kuran’ın iyi bir matematik kitabı olmadığını gösterir.

Bilimsel Açıdan

Kuran bir bilim kitabı değildir. Bilimsel bilgi açısından değerli bir şey ifade etmediği gibi bilimsel yöntemlerden de bahsetmez. Bilimsel açıdan incelendiğinde Kuran’dan daha iyi kitap bulmakta sıkıntı çekmeyiz.

Edebi Açıdan

Her ne kadar şiirsel ve edebi bir yazıma sahip olsa da edebi açıdan incelendiğinde Kuran’dan çok daha edebi arapça (ve tabi diğer dillerde) eserlere rastlamak mümkündür. Kuran’ın yazıldığı tarihte bile hatta daha öncesinde edebi açıdan daha değerli kitaplar vardır.

Tutarlık Açısından

Kuran çok tutarlı bir kitap değildir. Zaman içinde kendi sözlerini, kendi hükümlerini değiştirmiştir. Bazı konularda farklı ifadeler vardır. (Örneğin dünyanın yaratılışı, savaşlarda bir müminin kaç kafir ettiği vs)

Anlatım Açısından

Anlatımı ise sade ve anlaşılır değildir. Yüzlerce yıldır, yüzlerce ulus bile Kuran’da ne yazdığını anlamamış hep yanlış İslam’ı yaşamışlardır. Bu bütün müslümanların kabul ettiği bir durumdur zaten. Milyarlarca insanın anlamadığı bir kitabı anlatım açısından tutarlı bulmamız zaten mümkün değildir.

Felsefi Açıdan

Felsefi açıdan değerlendirildiğinde yeni bir fikir, yeni bir düşünce pek sunmamaktadır. Bu açıdan incelendiğinde de bir çok kitap Kuran’dan daha iyidir. Üstelik öyle gölün, denizin mürekkep olmasına gerek kalmadan.

İnsan Hakları Açısından

Hem kadınlara hem köleliğe hem de farklı dinlere ve inançlara bakış açısından Kuran sınıfta kalmaktadır. Bu alanda yazılmış her hangi bir kitap bile Kuran’dan daha iyidir. Ayrıca Kuran ırkçıdır. Yahudi ırkına karşı devamlı kötüleme içindedir. Köleliği normal görüp müsade etmiş, kadını ikinci sınıf insan kabul etmiştir.

Melodik Açıdan

Kuran ayetlerini dinlerken ağlayanları, kendinden geçenleri gördüğünüzde aynı kişilere arapça başka bir metni okuyup Kuran olduğunu söyleyin aynı tepkiyi vereceklerdir. Dahası arapça bir metin ile Kuran metni arasındaki farkı çoğu anlamayacaktır bile. Yani bu ne dendiğini bilmeden yaşanan duygusal bir patlamadır. Aynı etkiye ve daha fazlasına sahip binlerce kitap bulunmaktadır.

Bütün bu ölçütlere bakıldığında Kuran’dan neden daha iyi kitap yazılamayacağını hala iddia eden varsa hangi ölçütte değerdirmemiz gerektiğini lütfen belirtsin.

Cinler İstihbaratta Kullanılıyor mu?

Bu soruya bilimsel olarak yanıt vermemiz gerekirse bu kesinlikle Hayır! olacaktır. Ama nedense yıllardır hem KGB nin hem FBI veya CIA gibi örgütlerin -istihbarat yöntemi olarak- cinleri veya telepatik yöntemleri olmadı astral seyahat yapanları kullandığını duyarım.

Bu sadece bugünün şehir efsanesi değil. Görünen o ki Osmanlı zamanında da buna inananlar varmış. Hatta hala inananlar var desek yanılmamış oluruz. Belki çocuklukta anlatılan hikayelerden belki başka sebeplerden bilmiyorum ama insanlar bunlara inanma eğiliminde.

Hatta iş o kadar normalleşmiş ki bunu sadece askeri veya istihbarat örgütleri değil şirketler de sanayi casusluğu için yapmaya başlamış. Var mı sizin de böyle duyduğunuz hikayeler?

Varoluşun Forumsal Tipolojisi

Eline/Yüreğine Sağlıkçılar

Bu tipler uyan uymayan her başlığın altına yorum olarak “eline sağlık”, “yüreğine sağlık” bazen de ikisini birden “eline yüreğine sağlık” şeklinde tepkiler verirler. Sözüm ona yazı ekleyen kişiye destek, yüceltme, saygı, sevgi gösterirler. Neyse ki bu tipler burada fazla yok. Geneli kadın forumlarında veya facebook gibi sosyal ağlarda barınırlar.

Saygıcılar

Bu tip her yoruma “Sayın bilmemkim” diye başlar, bütün yorum boyunca hakaret edip, çömkürüp, nefret ve kin kusup ardından “saygılar” diye bitirir. Sorsanız kendisine saygıyı elden bırakmadığını söyleyecektir. Hatta saygı göstermeyi böyle bir şey sanır.

Zekaya Ortak Olanlar

Bu tipoloji foruma girer girmez, “oo burada çok zeki insanlar var” veya “çok güzel tartışılıyor, zeka dolu” şeklinde forumun zekasına ortak olurlar. Bunların geneli (hatta neredeyse tamamı) ilk tartışmada ve savunamayacakları bir duruma düştüklerinde “ben de sizi adam sanmıştım, otmuşsunuz ot” veya “burayı da zeki insanlarla dolu sanmıştım” falan şeklinde terk ederler.

Ahlakçılar – Dinciler

Bunları zaten biliyorsunuz. İnandığı dini tek din, ahlakını da tam sanıp geri kalan herkesi ya dinsiz ya dinini yanlış yaşayan ya da ahlaksız olarak görme eğilimindedirler. Ne zaman kendilerine sorulsa sen tam mısın diye eksik yanlarını söyleyemeseler de sahte bir alçak gönüllülükle kusursuz olan peygamberdir falan gibisinden kıvırırlar.

Sahte Bilimseller

Bu tipolojiyi tanımak en kolayıdır. Bilimsel terimler kullanarak hiç bir şey anlatmazlar. Ama anlattıklarını sanırlar ve karşılığında saygı beklerler. Hayatlarında bilimsel makale görmemiş her hangi bir bilimsel derginin her hangi bir sayısını veya her hangi bir sayfasını dahi okumamışlardır. Bilimi internet forumlarından ve gazetelerden takip ederler.

Kopyala/Yapıştırcılar

Bunların kendilerinin cümle kurabilme kabiliyeti yoktur. Bu yüzden gazete, başka forum sitelerinden yazı yapıştırırlar genelde. Kendileri düşünmek yerine başkalarının kendisi için düşünmesini isterler. Düşünce tembeli bir modeldir.

Atasözcü/Şiirci tipoloji

Bunlar da yorumlara genelde atasözü veya şairlerden dörtlüklerle cevap verirler. Genellikle kızdıklarında, söz ve şiir sayısında artışa rastlanır.

Aklıma şimdilik gelen tipolojiler bunlar. Varsa sizin de gözlemleriniz, ekleyiniz

Şartlanmışlıklar

Ebubekirin “şartlanmışlığın alasının bende olduğu” iftirası veya iddiasının üzerine bu başlığı açmayı ve varsa gerçekten bu şartlanmışlıklarımın neler olduğunu öğrenmeyi ve üstesinden gelmeyi uygun gördüm.

Şartlanma öğrenme yöntemlerinden biridir elbette. Daha önce de bazı başlıklarda belirtildiği gibi bir çok davranışımız şartlanma üzerine kuruludur. Ancak davranışlarımız aynı kalsa da şartlandığımız için değil bunu başka sebeplerle yaptığımız da olur.

Bu başlıkta birbirimizin şartlanmışlıklarını didikliyelim. Elbette kavga çıkabilir böyle hassas konularda. Fakat kavga da çıksa böyle konuların yine de kendimizi görmek adına faydalı olacağına inanıyorum.