Ruh Nedir?

Sitemizde bir çok konuda “ruh” kavramı ortaya çıkıyor. Fakat ne ortak bir tanımı var ne de mahiyeti hakkında bir bilgi. Bu başlık altında çeşitli dinlerden gelen inançlar olsun, bazı bilimsel olduğu iddia edilen bilgiler olsun, ontolojik ve epistolojik açıdan ruhun ne olduğuna dair düşüncelerimizi paylaşalım.

Ortak bir tanıma ulaşamasak da , birbirimizin ruh dediğinde neyi kastettiğini anlayalım en azından. Her insanın ruh tanımı farklı oluyor.

Aşağıdaki sorular tanımlamalarınıza yardımcı olabilir.

Ruh sizce nedir?
İnsanlarda ruh var mıdır?
Hayvanlarda ruh var mıdır?
Ruh ölçülebilir mi, gözlemlenebilir mi?
Ruh enerji midir?
Yapısı nasıldır?
Tanrısal mıdır?

Sizler de tanımlarınızı yaptıkça sorularınızı ekleyebilirsiniz.

Hüsamettin ve Bilimsellik

Benim Hüsamettin adında bir arkadaşım vardı. Ortaokulda aynı sınıflarda okuduk bir dönem. Hüsamettin tartışmayı sever, öğretmenlerin söylediği şeylere karşı çıkıp uzattıkça uzatırdı. Gerçi benim de benzer bir yapım vardı. Ama aramızda ikna olmakla ilgili bir farklılık vardı. Hüsamettin ne kadar haksız olursa olsun bir türlü ikna olmazdı. Bilgiyi ve tartışmayı seviyordu. Aslında onun gelecekte iyi bir yerlere gelebileceğinden ümitliydim. Hırslı ve inatçıydı.

Neyse, liseye geldiğimizde ben Fen lisesinden sayısal bölümden devam ettim. Hüsamettinin babasının bir elbise yapım-satım dükkanı olduğundan bu işi oğluna devretmeyi planlamış olacak ki ticaret lisesine gönderdi. Ardından üniversiteyi kazanamadı tabi. Askere gidip evlendi ve babasının dükkanında işleri devam ettirdi.

Aradan yıllar geçti ama Hüsamettin bilime ve bilgiye olan ilgisini kaybetmedi. Bilim ve Teknik dergilerini okur, üniversiteden mühendislik hocaları oturur kalkar ahbap olur. Bilimsel tartışmalarını devam ettirirdi. Elbette arkadaş sayısı bu oranda azalma gösteriyordu. Üniversitede öğretim görevlisi olan kuzenimle arkadaş olmuştu, her görüştüklerinde böyle konular açtığından bahsetti kuzenim. En son görüştüğümüzde (geçen yaz) ben de bir iki defa oturup sohbet etme fırsatı buldum kendisiyle.

Yine böyle bir grup sohbetinde Hüsamettin birden “Einstein bence yanılıyor” diye bir sav attı ortaya. Ve kendince bazı açıklamalar yaptı. Sanırım Einstein ile Bohr tartışmalarından birini okumuş belki hangi konuda yanıldığını karıştırmıştı. Yaklaşık bir saat boyunca yapılan deneyleri, formülleri ve gözlemleri açıklamaya çalıştım. Ama Hüsamettin’in “benceleri” ni değiştirmek mümkün değildi.

Başka bir gün de zamanda geriye yolculuğun mümkün olduğuna ilişkin projesinden bahsetmişti. Ama o kadar çok hata içeriyordu ki. Hani bir ortaokul öğrencisinin hayali deneyini dinlediğinizi farkediyordunuz. Yine bir türlü ikna olmadı. Ben de tartışmayı sevdiğimden kendisine bu konuda destek oluyordum. En azından bunları konuşma ihtiyacını karşılıyordum.

Bütün bunları neden anlattım. Bir konuda bilgili olmak için onun üniversitesine gitmeniz gerekmez. Herkes her konuda bilgili olabilir. Fakat 10 bin saat kuralını unutmayın. Eğer matematikle ilgili bir şey yapacaksanız, o konu hakkında en 10 bin saat çalışmış olmalısınız. Veya fizik mi ilgi alanınız, yine 10 bin saat çalışmalısınız üzerinde.

İkincisi bilimsellik veya bilimsel düşünce dogma ve sabit inançlarla yan yana gitmez. Eğer ilk hipoteziniz veya inancınız deney, gözlem, hesaplamalar sonucu yanlışlanıyorsa bu inancınızı terk edebilmelisiniz.

Üçüncüsü ve en önemlisi, teoriniz, modeliniz veya projeniz denenebilir, gözlenebilir ve yanlışlanabilir olmalıdır.

Bunlar yoksa eğer, bilimselliğe ancak Hüsamettin kadar yaklaşırsınız.

Ölümden Sonrası

Öleceğinize gerçekten inanıyor musunuz?
Cidden ve sahiden ama?
Gerçekten bir gün yaşamınızın sona ereceğini düşünüyor musunuz?

Zamanınız var. Yanıt vermek için acele etmeyin. Ama geçen her saniye ömrünüzden yediğinizi de unutmayın tabii.

Belki ölüm gerçeğini genel olarak kısmen kavrayabiliyoruz ama özel olarak kendi ölümümüzü kavrayabiliyor muyuz? Kendi ölümümüz karşısındaki durumumuz Ermeni asıllı Amerikalı yazar William Saroyan’ın geride bıraktıklarına yazdığı bir mektubunda belirttiği gibidir: “Herkes ölecek ama ben hep benim için bir istisna yapılabileceğine inanmıştım.”

Diğer yandan, ölümü tümden aklımızdan çıkarıp atamıyoruz. Ölümlü olduğumuzla ilgili düşünceleri ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım yine de onlar oradan buradan pırtlayıveriyorlar. Önüne geçilemez “pırtlamalar” bunlar, çünkü ölüm insan yaşamının değiştirilemez bir parçası.

Hem öleceğini bilen hem de sonsuza dek yaşamayı hayal edebilen tek yaratık biziz. İşte bizi çıldırtan da bu zaten. Ölümden ödümüz kopuyor. Ve yaşam, sonunda uçurumun boşluğunda kaybolmak dışında hiçbir hedefi olmayan bu yaşam ne kadar da anlamsız. İşte tam da bu yüzden insanın ölümlülüğü felsefenin temel sorularıyla iç içe geçiyor.

Temel sorular: Yaşamın, özellikle de bir gün sona erecek yaşamın anlamı nedir? Öleceğimizi bilmek yaşamlarımızı nasıl etkiliyor? Sonsuza dek yaşasaydık yaşamın bugün olduğundan tamamen farklı bir almamı mı olurdu? Bin ya da iki bin yıl yaşadıktan sonra varoluşsal can sıkıntısından bunalıp her şeyin bitmesini mi özlerdik?

Ruhlarımız var mı? Varsa bedenlerimiz öldükten sonra yaşamaya devam ediyorlar mı? Neden yapılmış peki bu ruhlar? Sizinki benimkinden daha mı iyi?

Yaşam-ölüm döngüsünü kesen bir başka zamansal boyut var mı? Daima şimdi ki anda yaşayarak “sonsuza dek yaşamak” mümkün mü?

Cennet uzay-zamanda bir yer mi? Değilse, nerede ve hangi zamanda? Oraya gitme şansımız ne?

Ve sizin ölüm, ölümden sonrası hakkındaki sorularınız, düşünceleriniz nelerdir?

Sahiden öleceğinize inanıyor musunuz?

Unutulmaz Film Replikleri

Hepimizin unutulmaz film replikleri vardır. Kimisi komik, kimisinin bizi alıp götürdüğü film replikleri.

Bu başlık altında oynayacağımız oyun, film repliklerimizi yazmak olacak.

Benim unutamadığım iki Türk filminden Battal Gazi ve Tarkan önce bir şekilde bütün kemikleri kırılır. Biri alçı ile diğeri magma lavlarının arasında iyileşir. Ve sonrasında söylenen o muhteşem cümle.

“Eskisinden daha güçlü oldu.”