- İlk ve orta öğretimde verilen yanlış eğitim yüzünden
- Halk tarafından önemsenmediğinden
- İslam dini bilime teşvik edici bir din değil
- Devlet yeterli bütçe ayırmıyor, bilim adamı olmak cazip değil
- Türkiye'de yaşayan insanlar çalışkan değil
- Bilim popüler ve ilgi çekici bir şey değil
- Türkiye'de yaşayan insanların zekası yeterli değil
- Gelenek, göreneklerde bilime yer yok. Her şey dogmatik
- Ekonomik refah düzeyi çok düşük olduğundan bilim ve felsefeyle ilgilenemiyor kimse
- Türkiye'de bilim, ileri düzeyde
- Her hangi bir fikrim yok, olsa da ifade edemiyorum
- Başka önemli bir sebebi var bu şıklar arasında olmayan. Yazıyorum
Yazar: karga
Ateizm Çözüm Değildir

Bir süredir yaptığım gözlemlerde ateist olan kişilerin oldukları ilk zamanlar üzerlerinden büyük bir yük kalkmışcasına rahatlamaları ve her şeyi çözdük havalarına girmeleri. Kimilerinde bu durum daha da vahimdir. Sadece ilk zamanlarla sınırlı kalmaz, uzun zaman bu duygu ve düşünce durumu devam eder. Size baskı yapan bir şeyi reddetmek, üzerinizden o baskıyı kaldırır doğru fakat yerine daha güçlü bir şeyler koymadığınız sürece güdük bir halde bırakır. Ve bazı yanılgılara sürükler.
Örneğin.
Ateist olan çoğu kişi, bilimsel olduğunu sanır. Sanır diyorum çünkü gerçekten bunu zanneder. Bilimselliğin yakınından geçmezken, sırf ateist olduğu için kendine bu sıfatın yüklendiğini varsayar. Bilime ve bilgiye dogma ile bakmaya devam eder. Temel bazı şeyleri bile anlatamayabilirsiniz kendisine.
Ateist olan çoğu kişi, kendine toplumca yüklenmiş kökeni dinlere dayanan, örf, adet, gelenek, namus, ahlak gibi bir çok kavramdan kurtaramaz. Ateist olduğunu iddia eder fakat kadına hala ikinci sınıf insan gibi davranır.
Ateist olan çoğu kişi, felsefeden anlamaz. Ateist olmakla dünyanın güzelleşeceğini bütün sorunların biteceğini sanırlar. Oysa bir çok sermaye sahibi para babası ateisttir. Liberallerden de çok ateist vardır. Sosyal yaşam, emek hırsızlığı ve bir çok konu ateizm ile çözülemez.
Ateist olan çoğu kişi artık; bir lideri incelerken, bir ekonomik modeli düşünürken, bir siyasi projeyi anlarken, bir kitabı okurken teistten farklı olduğunu zanneder. Oysa aralarında hiç bir fark yoktur.
Ateist olan çoğu kişi, hele ki yeni ateistse bu konuyu olur olmadık her yerde açmaya arkadaşları arasında haklı çıkmaya, başkalarını ikna etmeye çalışır. Elbette henüz kendini ikna etmeye çalıştığı aşikardır. Bunu bir üstünlük aracı olarak görür. Ve sırf ateist diye çoğu konuda haklı olduğu zannına kapılır.
Ateist olan çoğu kişi sanat ve estetikten anlamaz. Sanatsal yaratıcılığa ve mizaha uzaktır. Dünyanın en ciddi işini yapmış ve teizmi reddederek oldum bittim sanmıştır. Bu da onun gelişmesini engelleyecektir.
Sonuç itibariyle ateizm çözüm değildir.
Kader Nedir
Bu konu tüm Müslümanların kafasını karıştıran, açıklayamadığı, biraz üstünde düşündüğünde ise imanını kaybetme korkusu sardığı bir konudur. Çeşitli İslam alimleri kendilerince açıklamaya çalışmış, kimisi trenleri örnek göstermiş, kimisi film şeridini, kimisi başka türlü örnekler sunmuş fakat sorular biraz artınca “zaten bu konu hakkında insan aklı yeterli değildir, çok düşünmemek lazım gelir” şeklinde kaçamak cevaplar gelmiştir.
Kimi İslam alimleri kaderin olduğu gibi Allah tarafından yazıldığını kabul ederken, kimileri ise külli irade – cüzi irade ayrımlarına gitmiş ve insana bir parça özgür irade vermeye çalışmıştır. Çünkü onlarda farkındadır ki özgür seçimlerimiz yoksa, dünya sınavı anlamsız bir hale gelmektedir. Bu noktadan hareketle bir şeyleri açıklamaya çalışmışlardır. Fakat açıklamaları cüzi iradenin külli iradeyi asla yenemeyeceğini, önüne geçemeyeceğini fark ettikleri an, tekrar “insan aklı bunu almaz, çok sorgulamamak lazım” şeklinde konuyu kapatmaya çalışmışlardır.
İslam’ın en zayıf noktalarından biri olan “kader” olayını kimse doğru düzgün anlayamamış, anlatamıyorken günahkar olmak, dinden çıkmak adına bu konuyu düşünmemeyi, konuşmamayı yeğlemiş olmaları şaşırtıcı değildir. Sorgulama, düşünme, konuşma sadece iman et diye öğütler yüzyıllardır nesilden nesile aktarıldı.
Bu başlık altında, bu konuyu anlamış, anladığını sanan, anlayabileceğine ve anlatabileceğine inanan herkesi davet ediyor, “kader” konusunda meydan okuyorum. Emin olun beni ikna edebilirsiniz.
Not: İnternetten kopyala yapıştır kolaycılığı yerine kendi düşünce ve fikirleriniz ile tartışılacaktır.
Kanal Bilgileri

Son zamanlarda bir kitapçının spiritüel veya ruhsal gelişim bölümünü gezerseniz bol bol “kanal bilgileri” olan kitapları görürsünüz. Bu tür kitaplarda olay kısaca şundan ibarettir. Geçmişten bir bilge ruhla kurulan iletişim sonucu anlatılan, aktarılan ahlak, yaşam tarzı, bilgelik vesaire tarzı olan cümlelerin bir derlenişidir.
Kanal bilgileri alan kişi bol bilimsel terim kullanır. Bunlar foton, siklon, ışık hızı, düalite, alfa, beta, gama, titreşim, frekans vs türünden kelimelerdir. Aynı zamanda çok hızlı ve tereddütsüz konuşur. Böylece izleyenler bu kişinin kendisinin değil gerçekten bir bilge ruhun konuştuğunu sanırlar.
Söylenenlerin mantıklı olması gerekmez. Zaten söylendikten sonra işin bir başka rant kısmı söylenenlerin çözümlenmesidir. Meğer hepsi şifreli söylenmiş şeyler. Titreşim derken, çakraları. Foton gücü derken gelişmiş teknolojiyi falan kastetmektedir.
Ayrıca işin en eğlenceli kısmı bu bilge ruhun, kendi yaşadığı zamanı anlatmasıdır. İnsanların hepsi telepatik güçlerle anlaşan, müthiş bir teknoloji ve uygarlık sahibi iken çıkan bir iç savaş sonucu yok olan altından şehirler, kristalden bilgisayarlar falan.
Her şeyi bilen bu bilge ruha bir matematik sorusu sorarsanız muhtemelen kanal bilgisi alan kişi bön bön bakacaktır yüzünüze. Veya elinizde bir avuç fasulyeyi gösterip burada kaç tane fasulye var dediğinizde yine ahlaktan, sosyal yaşamdan cevaplar alabilirsiniz. O kadar gelişmiş bilimleri olmalarına rağmen hiç bir medyum veya kanal bilgisi alan kişi bilimsel bir tek makale yazamaz, bir teknoloji geliştiremez.
Yani anlayacağınız bunlara inananlar olduğu sürece birileri kanal bilgisi alacaktır.
Sosyal Ağlar
Son zamanlarda internete giren hemen hemen herkesin hayatında son derece etkin olan sosyal ağ siteleri gündemimizde. Bunların bir kaçı ise almış başını gitmiş durumda. Bazen dolaşırken veya bir yerlerde otururken insanlara bakıyorum da yaşadıkları şeyleri hemen sosyal paylaşım ağlarında arkadaşlarına duyurmak oluyor.
Artık neredeyse, yaşamıyorlar, sadece yaşadıklarını paylaşıyorlar. Yolda bir ünlü gördüklerinde hemen yanına gidip cep telefonları ile fotoğraf çektiriyorlar. Ardından da facebookta yayınlıyorlar hemen. Bu arada fotoğrafı çekilen ünlüye hal hatır sormak yok, iki çift laf etmek yok.
Yine bir başka şahit olduğum olay. Bir eğlence ortamında, yaşanılanları, çekilen fotoları internete yetiştirmek için, başkalarına duyurmak için erkenden kalkan insanlar. Eğer yaşadığınız şey güzelse, bunun tadını çıkarın. Yok ama güzel değilse o zaman neden internette duyurmaya çabalıyorsunuz. Güzel değil ama güzelmiş gibi yapıyorsanız veya başkalarına duyurmaktan daha çok haz alıyorsanız o ayrı konu.
Bir de sosyal ağlar yüzünden ilişkileri bozulan sevgililer var ki ayrı bir başlık konusu. Eklediklerimi niye beğenmedim? Sen benim paylaştıklarıma bakmıyor musun? Neden ilişkisi var seçeneğini işaretlemedin? Bilmem kimi niye ekledin? Neden hep kızları (veya erkekleri) ekliyorsun? şeklinde sorular yüzünden biten ilişkiler bana çok komik geliyor.
İnsanlar neden yaptıkları şeylerden, yaptıklarını duyurmak kadar zevk almıyorlar? Bizi sosyal ağlarda ne yaptığımızı duyurmaya iten şey nedir?